onedio
Edirne'de Satışı Ve Toplanması Yasak Yarım Ton "Kum Midyesi" Ele Geçirildi
EDİRNE (AA) - Edirne'nin Enez ilçesinde toplanması ve satışı yasak olan yarım ton kum midyesi ele geçirildi.İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, sürücüsü ve plakası belirtilmeyen otomobili ilçe çıkışında durdurdu.Araçta yapılan aramada kaçak yollarla yurt dışına götürülmek üzere toplandığı belirlenen yarım ton midye bulundu.Olayla ilgili iki kişi gözaltına alındı.Kum midyeleri, denize bırakılmak üzere İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerine teslim edildi.
Gaziantep'te Helikopter Ve Drone Destekli Uyuşturucu Operasyonu: 26 Gözaltı
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep'te 853 polisin katılımıyla 'torbacı' tabir edilen sokak satıcılarına yönelik 'Narko Şahin-27' operasyonunda 26 şüpheli gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürü Cengiz Zeybek koordinesinde, Narkotik Suçlarla Mücadele, Asayiş ve Özel Harekat Şube Müdürlüğü ekiplerinin katılımıyla Yeditepe, Güneykent, Binevler ve İstiklal mahallelerinde önceden belirlenen 29 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi. Mahallelerin giriş ve çıkışlarının tutulduğu operasyonda, kapıları açılmayan bazı zanlıların evlerine 'koçbaşı' kullanılarak girildi.Baskına karşı özel kapı sürgüsüÖzel Harekat polisleri, bir adrese düzenlediği operasyonda koçbaşı kullanmasına rağmen kapıyı açamadı. Ekipler, içerideki şüpheliye sürgü varsa açması yönünde uyarılar yaparken zanlı da sürgünün olmadığını, anahtarın annesinde olduğu için kapıyı açamadığını dile getirdi.Yaklaşık 20 dakika boyunca levye ve balyoz kullanarak kapıyı açabilen ekipler, şüpheliyi gözaltına aldı.Ekipler yaptığı kontrolde baskına karşı uyuşturucu satıcılarının kapıya özel sürgü sistemi kurduğunu belirledi.İnsansız Hava Araçları Büro Amirliği ekiplerinin drone ile destek verdiği, helikopter, dedektör köpeklerin de kullanıldığı ve 853 polisin görev aldığı operasyonda 26 zanlı yakalandı.Operasyon kapsamında 29 ev, 505 araç ile 3 bin 240 kişinin üzerinde arama yapıldı. Aramalarda 2 kilo 155 gram metamfetamin, 968 gram esrar, 485 gram eroin, 247 bonzai, 3 bin 447 uyuşturucu hap, 6 hassas terazi, 5 tabanca, 2 pompalı tüfek, 22 bin lira ele geçirildi. İl Emniyet Müdürü Zeybek de operasyonun düzenlendiği mahallelerde incelemelerde bulundu, esnaf ve kent sakinleriyle sohbet etti. Zeybek operasyonda görev yapan personele gömlek hediye etti.İncelemeler sırasında Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Bülent Polat ve Asayiş Şube Müdürü Tuncay Dölkeleş de yer aldı.
Güncelleme - Adana'da "Tefeci" Operasyonu: 12 Gözaltı
ADANA (AA) - Adana'da tefecilere yönelik operasyonda 12 şüpheli gözaltına alındı.Adana Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, 'tefecilik' yaparak 72 kişiyi mağdur edip 5 milyon 735 bin lira haksız kazanç elde ettiği belirlenen şüphelilere yönelik çalışma başlattı.Polis, hakkında gözaltı kararı verilen 12 şüphelinin yakalanması için şafak vakti eş zamanlı operasyon düzenledi. Adreslerde 17 bin 200 dolar, 1 milyon 972 bin 100 lira tutarında senet ve çek, ruhsatsız tabanca ve 3 mermi, alacak bilgilerinin bulunduğu not defteri, tapu belgesi, araç satış sözleşmesi ve dijital materyaller ele geçirildi. Gözaltına alınan 12 zanlı, Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.
Böbrek Nakli Yapılamayan Hastanın Hayatı "Ev Diyalizi" Tedavisiyle Değişti
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - İzmir'de, ev diyalizi tedavisi aldığı dönemde tüp bebek yöntemiyle ikinci kez anne olan 36 yaşındaki böbrek hastası Hatice Satılmış, yaptığı pasta, börek ve mantıları sosyal medya üzerinden müşterilerine ulaştırıyor.Konak ilçesinde yaşayan 2 çocuk annesi Satılmış'a 2007'de böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. İlaçla tedavisinin ardından böbrek nakli yapılmasına karar verilen Satılmış'a yakınlarından donör bulunamadı.Bu süreçte iki kez kadavradan nakil için davet edilen kadın, kanında yüksek antikor bulunması nedeniyle ameliyat masasına yatamadı.Satılmış'ın hayatı 9 yıl önce Sağlık Bakanlığının sağladığı ev diyalizi tedavisiyle değişti.Bu dönemden itibaren diyalizini evde alan Satılmış, geçen süreçte tüp bebek yöntemiyle bir çocuk sahibi daha oldu. Kendisini daha iyi hisseden ve diyalizle yaşamayı öğrenen Satılmış, aile ekonomisine destek olabilmek için yaptığı pasta, börek ve mantıları sosyal medyadan satmaya başladı.Hatice Satılmış, AA muhabirine, böbrek yetmezliği nedeniyle zor günler geçirdiğini, kanındaki yüksek antikordan dolayı böbrek nakli gerçekleşmeyince çok üzüldüğünü anlattı.İlk yıllar haftada 3 gün diyaliz merkezine gittiğini belirten Satılmış, 'Benim için çok zor günlerdi. O zaman bir çocuğum vardı. Tedaviden sonra çok halsiz olduğum için onunla ilgilenemiyordum. Sık sık tansiyonum düşüyor ve bacaklarıma kramplar giriyordu.' dedi.Satılmış, kızı bir kardeş isteyince bunun evde diyaliz tedavisiyle olabileceğini öğrendiğini, tüp bebek yöntemiyle ikinci çocuğunu dünyaya getirdiğini ifade etti.'Diyaliz cihazı benim tek sırdaşım ve arkadaşım'Sağlık Bakanlığının sağladığı ev diyalizi sayesinde hayatının değiştiğini dile getiren Satılmış, şöyle konuştu:'Şu an için nakil olma şansım pek yok, yaşamımı ev diyaliziyle sürdürüyorum. Diyaliz cihazı benim her şeyim. Tek sırdaşım ve arkadaşım. Her akşam uyurken 8 saat diyalize giriyorum. Eskisi gibi yorgunluk ve sağlık sorunu yaşamıyorum. Hayattaysam bu tamamen Sağlık Bakanlığının benim gibi diyaliz hastalarına sağladığı ev diyalizi sayesinde. Bu hizmeti bana ücretsiz veriyor. İkinci çocuğumu da onun sayesinde kucağıma aldım. Hayatta hep çalışmak istedim ama yaşadığım sağlık sorunu nedeniyle bunu gerçekleştiremedim. Şimdi evde börek, mantı ve pasta yaparak sosyal medya üzerinden satmaya başladım.'Satılmış'ı tedavi eden nefroloji uzmanı Doç. Dr. Cenk Demirci, hastasının, kanında bulunan antikor nedeniyle böbrek nakli olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu buna rağmen evde diyaliz tedavisi sayesinde yaşamını sürdürdüğünü aktardı.Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercan Ok ise nakil olamayan bir çok hastanın hayatlarına evde diyalizle devam ettiklerini kaydetti.Türkiye'nin, evde diyaliz hizmeti veren önemli ülkelerin arasında ilk sıralarda geldiğini hatırlatan Ok, 'Sağlık Bakanlığımız bu hizmeti ihtiyacı olan tüm böbrek yetmezliği hastalarına sunuyor. Bu tedavinin özellikle Kovid-19 sürecinde ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşıldı.' dedi.
Endonezya'da Hükümet, "Tartışmalı" İstihdam Paketi Karşıtı Gösterilere Direniyor
CAKARTA (AA) - MAHMUT ATANUR - Endonezya’da hükümet, ülkede geçen haftadan bu yana süren gösterilerde, 'tartışmalı' istihdam paketinin yeniden düzenlenmesi taleplerine kulak asmıyor.Ülkede 5 Ekim’de onaylanan istihdam paketinin iptali talebine karşı direnen hükümet, ''işçilerin hak ve güvencelerini yok saydığı'' belirtilen söz konusu yeni düzenlemelerin ekonomiyi canlandıracağını, yatırımı ve istihdamı artıracağını savunuyor.Hükümete karşı güvenlerini yitirdiklerini vurgulayan işçi sendikaları, paket taslak halindeyken Meclis düzenleme çalışmalarına sendikaları dahil etme sözünü yerine getirmediğini ve bu nedenle kendilerini ''ihanete uğramış'' hissettiklerini belirtiyor.Gösterilerde başı çeken Endonezya Sendikalar Konfederasyonu (KSPI), gelecek günlerde ilgili düzenlemelerin Anayasa Mahkemesince yargı denetiminin yanı sıra taleplerinin nedenlerine ilişkin kamuoyunda farkındalık oluşturmak için kampanya başlatmayı planlıyor. Protestolara neden olan 'tartışmalı temel maddeler'Hükümetin ve Meclisin onayladığı 15 bölüm ve 174 maddeden oluşan 1028 sayfalık çok amaçlı yeni düzenlemeler, işçi sözleşmelerinde süre sınırının kaldırılması, 2 gün olan haftalık iznin 1 güne düşürülmesi ve maaş ücret miktarının iş verenin tekeline bırakılmasının önünü açıyor.Belirli çalışma yılı sonrası ücretli izin hakkının kaldırılması, ağır iş endüstrisinden yabancı işçi kotasının kaldırılması, işten çıkarılma ve kıdem tazminatı haklarının iş verenin lehine bırakılması da yeni düzenlemede karşı çıkılan maddeler arasında yer alıyor.Ayrıca yatırım teşviki amacıyla orman ve arazi alanlarında işletme izinlerinin kolaylaştırılmasıyla, ormanlık alanları koruyan yasal düzenlemelerin gevşetilmesinin uzun vadede ülkenin doğal çevresine zarar vereceği belirtiliyor.Hükümet, yeni düzenlemelerin gerekli olduğunu savunuyorYeni düzenlemelerin, yatırımı teşvik ettiğini ve bürokratik işlemleri kolaylaştırdığını belirten hükümet, işsizliğin önüne geçmek amacıyla yeni iş alanlarının açılmasının acil bir gereklilik olduğunu öne sürüyor.Yetkililer, söz konusunu yeni yasalarla elektronik ortamda alınacak izinlerin, iş yeri açma prosedürlerini azaltacağını, yolsuzluğun önüne geçeceğini ve yasa dışı vergiyi ortadan kaldıracağını iddia ediyor.Devlet Başkanı Joko Widodo, esnetilen yasalarla işsiz sayısının 7 milyona dayandığı ülkede, özellikle düşük eğitimli kişilere yönelik ''beden işçisi'' alımının yoğun olduğu iş sektörlerini genişletmeyi amaçladıklarını belirtiyor.Ülke genelinde bu hafta başındaki gösterilere katılım büyük oranda düşse de Widodo’nun, 2. kez başkan seçilmesi sonrası geçen yıl 20 Ekim'de göreve başlamasının yıl dönümünde geniş çaplı gösteriler düzenlenmesi bekleniyor.
Reklam
Reklam
Karadeniz'de Palamut Salamurası Sezonu Başladı
ORDU (AA) - EYÜP ELEVLİ - Denizlerde av yasağının 1 Eylül'de sona ermesiyle bol miktarda tutulan palamut, hazırlanan salamurası sayesinde sezon dışında da tüketilebilecek.Balıkçıların bol miktarda palamutla kıyıya döndüğü bugünlerde tezgahlar şenlendi. Balıkseverlerin sofralarında vazgeçilmezler arasında yer alan palamut, tanesi 10 ile 15 lira arasında değişen fiyatlarda satışa sunuluyor.Bu sezon hem balıkçıların hem de tüketicinin yüzünü güldüren palamudun, her mevsim tüketilebilmesi için salamurası da yapılmaya başlandı.Balıkçılar ve işletmeler tarafından hazırlanan palamut salamurası, il dışından da talep görüyor. Kadınlar da evlerinde salamurayı bidonlara kuruyor.Ordu'nun Perşembe ilçesinde 22 yıldır balıkçılıkla uğraşan 45 yaşındaki Filiz Yazkan, tezgahındaki balıkların satışının yanı sıra hamsi ve palamudun salamurasını hazırlıyor.Yazkan, AA muhabirine, geçen sene az olan palamut avının, bu yıl gayet iyi durumda bulunduğunu söyledi.Aşırı bolluk olmasa da bu sezon palamudun tezgahlarda yerini aldığını belirten Yazkan, 'Balık yağlandığı ve büyüdüğü zaman burada salamurası, yani tuzlaması yapılır.' dedi.Salamuranın, daha çok yaz döneminde tüketmek için yapıldığını ifade eden Yazkan, özellikle gurbetçiler palamut yiyebilsin diye ailelerin salamurayı tercih ettiğini aktardı.Yazkan, salamura yapımında palamudun iyice temizlenmesi gerektiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:'Öncelikle palamudu güzelce temizleriz. Tuzlu ve buzlu suyun içinde 2-3 gün bekleterek ve sürekli suyunu değiştirerek tamamen kanından arındırırız. Bu işlem sonrasında altı ve üstü tuzlanarak kasalara dizilir ve orada suyunun iyice akması, içinde hiç su kalmaması sağlanır. 1-2 gün de bu şekilde tuzun içerisinde kalır. Daha sonra bunları bidonlara yerleştiririz. Salamura tuzuyla birlikte aralarına, altına ve üstüne bolca koyarız. Bidonun ağzı kapatılıp beklenir. Balık durdukça aşağıya doğru iner ve içine kendi suyunu salar. Kendi suyunun içerisinde kalır.' 'Palamut salamurası 2 yıl serin ve karanlık ortamda muhafaza edilebilir'Salamura palamudun suda tuzu iyice çıkarılarak tüketilebileceğini kaydeden Yazkan, bölgede bu palamudun genellikle sebzeli veya pilavı yapılarak sofralara geldiğini anlattı.Özellikle ilerleyen yaştaki vatandaşların eski zamanlarda olduğu gibi bugün de salamurayı tercih ettiğini dile getiren Yazkan, 'Buranın yöre halkı direkt taze balık yediği için dolapta dinlenen balığın tadını beğenmez. Genellikle de tuzlama yoluna giderler. Gerçekten de tuzlaması daha güzel oluyor.' diye konuştu.Yazkan, her sezon hamsi ve palamudun salamurasını yaptıklarını söyledi.Palamut salamurasının 2 yıl serin ve karanlık ortamda muhafaza edilebildiğine değinen Yazkan, 5 kilogramlık bidonlardaki salamuranın fiyatının 100 ile 150 lira arasında değiştiğini sözlerine ekledi.
Sodexo Türkiye Genel Müdürü Zeytinoğlu: "Gerçek Gıda Güvenliği Denetimle Sağlanır"
İSTANBUL (AA) - Sodexo Türkiye Genel Müdürü Ahmet Zeytinoğlu, 'Sodexo’nun mutfakları her ay bir gün habersiz olarak uzmanlarımız tarafından denetleniyor ve puanlanıyor. Puanlarımızın sektörün çok üzerinde olduğunu biliyoruz.' ifadelerini kullandı. Sodexo'dan yapılan açıklamada Dünya Gıda Günü ile ilgili görüşlerine yer verilen Zeytinoğlu, pandemi döneminin tüm dünyada özellikle ortak alanlarda hijyen ve güvenlik şartlarının yeniden gözden geçirilmesine neden olduğunu belirtti. Zeytinoğlu, 'Sodexo olarak bizim için gıda güvenliği ve hijyen zaten her zaman çok önem verdiğimiz bir konuydu, bu süreçte hijyenin önemi çok daha iyi anlaşılır oldu.' açıklamasında bulundu. Bu farkındalığın özellikle gıda sektöründe ve elbette ortak alanlarda verilen yemek hizmetinde kendini gösterdiğine dikkati çeken Zeytinoğlu, şunları aktardı: 'Hem iş hem de eğitim dünyası yeni normale alışmaya çalışıyor. İşe ve okula dönüş sürecinde kurumların nasıl hazırlık yapması gerektiği, çalışanlarının ya da öğrencilerinin toplu alanlarda yemek yerken nasıl doğru şartları sağlayabilecekleri konusunda çalışmalar yaptık ve bu endişeleri hem yemeğin üretilmesi hem de sunulması noktasında geliştirdiğimiz yüksek güvenlik standartları ile ortadan kaldırdık. Kurum olarak yemekten teknik bakıma, tesis yönetiminden temizliğe, bahçe bakımı ve ilaçlamadan enerji yönetimine ve destek hizmetlerine kadar 50’ye yakın alanda hizmet veriyoruz ancak hizmetlerimizin en önemli başlıklarından birini catering oluşturuyor. Bu alanda çok güçlü ekibimiz ve global tecrübemizle hizmet veriyoruz.' Gıda mühendisleri habersiz denetimler yapıyor Hijyen ve iş sağlığı ve güvenliği konusunda Sodexo’nun sektörde öncü çalışmalar yaptığını dile getiren Zeytinoğlu, 'Kalabalık gıda mühendisi kadromuz sadece hijyen konusuyla ilgileniyor. Gerçek hijyen kritik noktalarda yapılan kontrollerle belli olur. Sodexo’nun mutfakları her ay bir gün habersiz olarak uzmanlarımız tarafından denetleniyor ve puanlanıyor. Puanlarımızın sektörün çok üzerinde olduğunu biliyoruz. Bazı şirketlerin maliyet olarak gördüğü bu detayların gerekliliğini her zaman vurguluyoruz. Bu noktada ekip olarak hassasiyetle çalışıyoruz.' açıklamasında bulundu.
Üniversite-Sanayi İş Birliğiyle Bor Katkılı Kişisel Bakım Ürünleri Geliştirdiler
AFYONKARAHİSAR (AA) - ARİF YAVUZ- Afyonkarahisar'da üniversite-sanayi iş birliğiyle üretilen bor madeni katkılı sıvı sabun ve cilt bakım kremi, zincir marketlerde satışa sunuldu. Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Veteriner Fakültesi öğretim üyeleri Doç. Dr. Mustafa Kabu ile Doç. Dr. Recep Kara, uzun zamandır bor madeni katkılı gıda maddeleri ve kişisel bakım ürünleri üzerinde çalışıyor.Kabu ve Kara, 5 yıl süren 'bor ilaveli gıda ürünleri' araştırmalarının sonucunda geçen yıl, süt, peynir, yoğurt, kaymak, sucuk gibi et ve süt ürünlerinin raf ömrünü yüzde 20 uzatıp, ürün kaynaklı minerallerin insan vücudundaki faydasını artırmayı başardı.İki bilim insanı, bor bileşiklerini kişisel bakım ürünlerine de katarak daha hijyenik ve uzun süre koruma sağlayan sıvı sabun ve cilt bakım kremi geliştirdi.Kabu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AKÜ Teknopark'ta yürüttükleri bor katkılı kişisel bakım ürünleri çalışmalarını pandemi dolayısıyla hızlandırdıklarını söyledi.Laboratuvar çalışmalarının ardından sanayici desteğiyle sıvı sabun ve cilt bakım kreminin seri üretimine geçtiklerini dile getiren Kabu, yaklaşık 1 yıllık çalışmanın ürünü olan sabun ve kremle ilgili geri dönüşlerin olumlu olduğunu ifade etti.Kabu, ürünlere ilişkin şu bilgileri verdi:'En yüksek değeri '10 aktif' olan sıvı sabunu, bor katkılı olarak 'daha aktif' seviyeye getirdik. Koruma anlamında da daha güçlendirdik. Sıvı sabunda antiviral ve antibakteriyel özelliği bulunuyor. Bu özellikleri, bor ilavesiyle muadillerine göre daha da güçlendirdik. Ayrıca, laboratuvar çalışmalarımızda bor katkılı sıvı sabunun cilt sağlığına katkı sağladığını tespit ettik. Bunun üzerine cilt bakım kremi için bir çalışma yaptık. Burada da bordan gelen hijyen özelliğini daha aktif hale getirdik.' Sırada şampuan var Doç. Dr. Kabu, 'Ürünlerimiz bazı zincir marketlerde satışa sunuldu. Bize gelen ilk geri dönüşlerden de oldukça memnunuz. Özellikle de sosyal medya üzerinden bizleri onore eden yorumlar yazıyorlar. Herkese teşekkür ediyoruz. Kişisel bakım ürünleri çalışmalarımızı şimdi de şampuan üzerine yoğunlaştırdık. İnşallah onu da en kısa sürede tamamlayacağız.' diye konuştu.'Ürün ellerde çatlama ve tahriş oluşumunu engelliyor'Doç. Dr. Recep Kara da pandemi dolayısıyla kullanımı artan kişisel bakım ürünlerinin hijyen sağlamanın yanında cilt sağlığına zarar vermemesi gerektiğine işaret etti.Ürettikleri kişisel bakım ürünlerinin ekstra hijyen ve koruma özelliği olduğunu vurgulayan Kara, şunları kaydetti:'Her bor bileşiğini her üründe kullanamayız. Doğru bileşiğin, doğru zamanda ve doğru miktarda kullanılması gerekir. Kişisel bakım ürünleri konusunda çalışmalarımızı yaklaşık 1 yıldır sürdürüyorduk. Laboratuvar çalışmalarımızın ardından sanayi iş birliğiyle ilk ürünlerimiz olan bor katkılı sıvı sabun ve cilt bakım kreminin üretimi başladı. Ürünlerimiz ellerde çatlama ve tahriş oluşumunu engelliyor. Güzel bir yumuşaklık oluşturuyor ve bu etkisini de uzun süre devam ettiriyor. Ayrıca, bu ürünlerimizin antioksidan içerdiği için ciltte oluşan çatlamaları ve tahrişi iyileştirici özelliği de bulunuyor. '
Reklam
Afyonkarahisar'da Karantinayı İhlal Eden İki Kız Kardeş Yurda Yerleştirildi
AFYONKARAHİSAR (AA) - Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinde, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında karantina kurallarına uymadığı tespit edilen iki kız kardeş, öğrenci yurduna yerleştirildi. Emirdağ Kaymakamlığı Kovid-19 denetim ekipleri, İncili Mahallesi'ndeki evlerinde karantinada bulunması gereken kız kardeşler A.S. ile G.S'nin, kontroller sırasında adreste olmadıklarını belirledi.İki kız kardeşin çarşıda gezdiklerini tespit eden denetim ekipleri, İlçe Emniyet Müdürlüğüne ihbarda bulundu.Ekiplerce yakalanan A.S. ile G.S. hakkında 'bulaşıcı hastalıklara ilişkin karara aykırı davranma' suçu kapsamında idari işlem yapıldı.Daha sonra, iki kardeş 112 Acil Sağlık ekiplerince Afyonkarahisar'daki karantina yurduna götürüldü.Kaymakamlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, 'Vatandaşlarımızın Kovid-19 ile mücadele kapsamında alınan tedbirlere hassasiyetle uymaları, izolasyon kurallarına riayet etmeleri, etmeyenleri yetkili birimlere bildirmeleri, maske, mesafe ve hijyen tedbirlerine azami derecede uymaları önem arz etmektedir.' ifadesi kullanıldı.
AB Liderler Zirvesi'nin 2. Gün Oturumu Başladı
BRÜKSEL (AA) - Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin liderlerini bir araya getiren AB Liderler Zirvesi'nin 2. gün oturumu dış ilişkiler ağırlıklı gündemle başladı.AB liderleri, resmi gündeme göre, 2. günde AB-Afrika ilişkilerini ele alacak. Dağlık Karabağ, Belarus, Rusya ile ilişkilerin yanı sıra Doğu Akdeniz'deki durumun da gündeme gelmesi bekleniyor. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Nikos Anastasiadis'in toplantıda Doğu Akdeniz ve Türkiye ile ilişkiler konularını açmaları bekleniyor.Yunanistan ve Rum kesiminin toplantı sonunda alınacak kararlara Türkiye'yi de eklemek istediği ancak böyle bir durumun öngörülmediği ifade ediliyor. AB yönetiminin de bu zirve öncesinde hazırlanan taslak kararlarda, Türkiye ile ilgili bir maddeye yer vermediği biliniyor.AB Konseyi Başkanı Charles Michel, 2. gün oturumuna gelirken yaptığı açıklamada, toplantıda, Afrika ile ilişkiler ve Doğu Akdeniz'deki durumu görüşeceklerini söyledi ancak detay vermedi. Michel, Afrika ile ilişkilerin coğrafi, tarihi ve kültürel nedenlerle önemli olduğunu vurguladı ve 'Afrikalı liderlerle beraberce doğru kararları alırsak ortada çok büyük bir potansiyel var.' dedi.AB liderleri, ilk gün görüşmelerinde, Brexit sonrası AB-İngiltere ilişkilerinin geleceği, çevre ve iklim değişikliği ile yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı alınan tedbirleri ele almıştı. Liderler, iklim değişikliğiyle mücadele için öngörülen sera gazı emisyonunu 2030'a kadar yüzde 55 düşürme hedeflerini aralıkta tekrar görüşme kararı aldı. Bazı ülkeler, böyle bir hedefi gerçekleştirmenin maliyetli olacağı gerekçesiyle hızlı karar almak için istekli görünmüyor ve AB'den destek bekliyor.AB'yi son dönemde en çok zorlayan konulardan biri olan İngiltere ile ticari anlaşma müzakerelerinde ise 'devam' kararı çıkmıştı. AB içinde birliktelik mesajı veren liderler, Birlik'ten ayrılan İngiltere ile müzakereleri sürdürmeye karar verdi ancak 'Ne pahasına olursa olsun, yeter ki anlaşma olsun' yaklaşımı içinde olmayacaklarını vurguladı. Liderlerin kabul ettiği karar metninde, üye ülkelere yıl sonunda bitecek Brexit geçiş süreci sonrasında 'anlaşmasızlık' ihtimaline karşı hazırlıklı olmaları uyarısı da yapıldı. AB liderlerinin müzakereye devam kararından sonra şimdi İngiltere'nin bu konuda ne karar vereceği bekleniyor.Liderler Zirvesi'nde Kovid-19 salgınıyla mücadelede alınan tedbirler ve AB içindeki koordinasyon da ele alındı. Son haftalarda ciddi şekilde artan vakalar nedeniyle karantina düzenlemeleri, sınır ötesi temaslı takibi, test stratejileri, test yöntemlerinin ortak değerlendirmeleri, test sonuçlarının ülkelerce karşılıklı kabul edilmesi ve AB'ye geçici seyahat kısıtlamaları gibi konularda koordinasyonun devamına karar verildi.Ayrıca zirvede aşı geliştirilmesi ve dağıtımı konularında sağlam bir yetki ve takip süreci oluşturulması, aşıya adil ve makul ücretlerle ulaşmanın önemine vurgu yapıldı.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Al Suud: "(İsrail'le) Normalleşmenin Olacağını Tasavvur Ediyoruz"
İSTANBUL (AA) - Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud, yolun sonunda İsrail'le normalleşmenin olacağını bildirdi.Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü'nün dün akşam video konferans yöntemiyle düzenlediği toplantıya katılan Al Suud, burada yaptığı konuşmada, 'Biz barışa bağlıyız, barış bölge için stratejik bir gereklilik. İsrail'le normalleşme de yolun sonunda bunun bir parçası. Suudi Arabistan'ın 1981'deki önerisi ve Arap Barış Girişimi'nin önerisi de bu.' ifadelerini kullandı.Al Suud, 'Bu nedenle biz daima normalleşmenin olacağını tasavvur ediyoruz. Ancak aynı şekilde Filistin devletini ve İsrail-Filistin barış planını da gerçekleştirmemiz gerek.' diye konuştu.Şu an İsrail ve Filistin'i müzakere masasına döndürmeye odaklanmak gerektiğini belirten Al Suud, kalıcı barış ve istikrara götüren tek yolun İsrailliler ve Filistinlilerin anlaşmasından geçtiğini ifade ederek, bu gerçekleşmezse, bölgede yaranın hep açık kalacağını söyledi.Suudi Arabistan'ın yakın müttefikleri Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn'in eylül ayında İsrail ile normalleşme anlaşmaları imzalamasının ardından Riyad ile Tel Aviv arasında gayriresmi ve dolaylı bir yakınlaşma dikkati çekiyor.Suudi Arabistan'ın eski Washington Büyükelçisi ve Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Prens Bender bin Sultan'ın son dönemde Filistinli liderleri eleştiren ve Filistin meselesinde fırsatları boşa harcamakla suçlayan açıklamalarının da İsrail'in Suud sokağında kabul görmesi için bir tür zemin hazırlama çabası olarak değerlendiriliyor.
Reklam
Lübnan, Kovid-19'Un Kış Mevsiminde Ciddi Sonuçlar Doğuracak Seviyeye Çıkmasından Endişe Duyuyor
BEYRUT (AA) - MAHMUT GELDİ - Lübnan'da son birkaç haftadır zirveye çıkan günlük vaka sayısının ardından yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının kış mevsiminde tıpkı İtalya ve İspanya'da olduğu gibi ciddi sonuçlar doğuracak seviyeye çıkmasından endişe ediliyor. Ülkede 21 Şubat'tan itibaren görülmeye başlayan ve Beyrut Limanı'nda 4 Ağustos'ta meydana gelen şiddetli patlamanın ardından ciddi artışa geçen Kovid-19 salgını, 1500'ün üzerinde seyreden günlük vaka sayısı ile tırmanışını sürdürüyor. Sağlık Bakanı Hamad Hasan, her geçen gün artan vakalara karşı özel hastanelere salgın için yeni bölümler açmaları çağrısında bulunuyor.Lübnanlılar, ekonomik krize karşı her ne kadar salgını pek umursamıyor olsa da kış mevsiminin gelmesiyle birlikte günlük vakaların daha fazla artmasından ve İtalya ile İspanya'daki senaryolarla karşılaşmaktan endişe duyuyor.Sağlık Bakanlığı, dün akşam yayınladığı açıklamasında, son 24 saatte bin 550 kişinin daha koronavirüse yakalandığını ve 2 kişinin öldüğünü bildirdi.Açıklamada böylece, toplam hasta sayısının 58 bin 645'e ve Kovid-19'dan bugüne kadar 501 kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.Bu arada Lübnan İçişleri Bakanlığı, ülkedeki koronavirüs vakalarında görülen artış nedeniyle kuzey ve güneydeki 169 beldeye 12 Ekim'den itibaren bir hafta süreyle giriş çıkış yasağı getirdiğini duyurmuştu.'Lübnan karanlıkta fırtınaya yakalandı'Sağlık Bakanlığı Tıbbi Bakım Birimi Müdürü Joseph Hana, AA'ya yaptığı açıklamada, ülkedeki sağlık durumunu 'karanlık' olarak nitenlendirdi.İlk başta çok iyimser olduklarını ve Dünya Sağlık Örgütü'nün de Lübnan Sağlık Bakanlığı'nın salgınla mücadelesini takdir ettiğini belirten Hana, 'Ancak maalesef şu anda bir karanlığa girmiş durumdayız.' dedi.Tıpkı Sağlık Bakanı Hasan'ın daha önce uyardığı salgında İtalya ve İspanya'nın yaşadığı senaryolardan endişe ettiklerini söyleyen Hana, sözlerini şöyle sürdürdü:'Açık olacak olursak şu anda karanlık bir fırtınaya yakalanmış durumdayız. Daha kötüsü ise küçük bir kesim hariç Lübnanlıların çoğu salgına karşı koruyucu önlemlere uymuyor.'Hana, önlemlere uyulmadığı için vakalardaki artışın sürdüğünü ifade ederek, 'Daha grip mevsimi olan kış ayları gelmediği halde yeni vaka ve can kayıplarındaki artış devam ediyor.' diye konuştu.Lübnan'da hala salgının olduğuna inanmayan insanların olduğuna dikkati çeken Hana, salgın kaynaklı ölümlerin kayıt altına alınmasıyla Sağlık Bakanlığı ile hayatını kaybeden kişinin yakınlarının bir yerlerden para aldığını düşünen vatandaşların olduğuna vurgu yaptı.'Ülkede kapatma kararı alınmazsa felakete doğru gideriz'Hana, Beyrut Limanı'nda önceki ay 2 bin 750 ton amonyum nitratın infilak etmesi sonucu yaşanan felaketten sonra Kovid-19 vakalarında büyük artış yaşandığını aktardı.Kış mevsiminin gelmesiyle yeni vakaların daha da artacağını dile getiren Hana, şunları kaydetti:'Hastalara solunum cihazı sağlayamayacağımız bir aşamaya gelmekten endişe ediyorum. Hükümet, ülkeyi 14 günlüğüne tamamen kapatma kararı almazsa büyük bir felakete doğru gitmiş oluruz. Ülkedeki solunum cihazı sayısı az olduğundan hastaneler, kapasiteleri gereği gelen hastalar arasında tercih yapmak zorunda kalır.'Ülkedeki 20'ye yakın kamu hastanesinin yanı sıra 18 özel hastanenin de Kovid-19 hastalarına hizmet verdiği bilgisini paylaşan Hana, önümüzdeki hafta 4 özel hastanenin daha koronavirüs hastalarını kabul etmeye başlayacağını söyledi.Koronavirüsten iyileşen LübnanlılarKoronavirüsü atlatan 35 yaşındaki Kasım Saad, spor kulübünde salgına yakalandığını belirtti.Salgını evde atlattığını anlatan Saad, 'Ani bir şekilde kendimi yorgun ve bitkin hissettim ancak ateş veya nefes darlığı yaşamadım. Tabi çok ağır baş ağrısı da vardı ve birkaç gün tad alma hissini kaybettim.' sözleriyle virüsün belirtilerini dillendirdi.Virüsü hamile eşine de bulaştırdığını aktaran Saad, eşinin de aynı şekilde hastalığı evde atlattığını ve bebeklerinin sağlıklı bir şekilde dünyaya geldiğini söyledi.Beyrutlu 20 yaşındaki genç kız Rula Mübarek de iki hafta boyunca boğazında ciddi ağrı olduğunu ve 2 gün boyunca ateşi yükseldiğini dile getirerek, 'Ama koronavirüs o kadar da ağır değildi, daha önce geçirdiğim griplere benzer bir süreç geçirdim.' dedi.Beyrut'ta Kovid-19'u atlatan 40 yaşındaki Nadin Fakih de salgının belirtilerini şöyle anlattı:'Hastalığa yakalandıktan 6 gün sonra belirtileri hissetmeye başladım. Koku ve tad alma hislerini kaybettim, öyle ki nefes alamaz hale geldim. Buna rağmen doktor, akciğerlerimde bir sorun görünmediğini ve hastanede kalmamı gerektirecek bir durumum olmadığını belirtti.'
Hindistan'da "Dalitlere" Yönelik Geleneksel Ayrımcılık İnsan Hakları İhlaline Yol Açıyor
İSLAMABAD (AA) - MUHAMMET NAZIM TAŞCI - Hindistan'da 'dokunulmazlar' olarak da nitelendirilen ve ülkedeki kast sisteminin adeta 'ötekileri' konumunda bulunan 'Dalitlere' yönelik geleneksel ayrımcılık yoğun insan hakları ihlallerine yol açıyor.Uttar Pradeş eyaletinde son aylarda dokunulmazlara mensup genç kızların üst kasttaki kişilerce tecavüze uğrayıp hayatlarını kaybetmesi, Dalitlerin ülke içerisindeki sosyal ve ekonomik konumlarının sorgulanmasının yanı sıra kast sistemi tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.Uttar Pradeş'te Dalitlere mensup 19 yaşındaki genç kız, 14 Eylül'de üst kasttan 4 erkeğin saldırısına uğramış ve ağır yaralanmıştı. Hastaneye kaldırılan genç kız 2 hafta sonra hayatını kaybetti. Bu olayın ardından 1 Ekim'de 22 yaşındaki Dalit kız 2 kişinin tecavüzüne uğradıktan sonra yaşamını yitirdi. Söz konusu hadiseler, Hindistan'da başta muhalefet partileri olmak üzere çok sayıda kişi ve kurum tarafından büyük tepkiyle karşılandı. Uzmanlar, Dalitlere yönelik dışlayıcı tavrın kast sisteminin yapısından kaynaklandığını belirtiyor.Sistemde dört temel kast bulunuyor Hindu kutsal kitaplarında anlatıldığı şekilde toplumda bir tür tabakalaşmanın varlığını ve bunun sürdürülmesini ifade eden kast sistemi ülkedeki toplumsal düzenin de temelini oluşturuyor. Bu yapının sistemli bir hale dönüşmesinde Hindu kutsal kitaplarından Manu Smriti'nin (Manu Kanunları) önemli bir yeri olduğu belirtiliyor.Binlerce yıldır devam eden bu sistemde toplum, Brahminler (Din adamları), Kşatriyalar (Askerler-Yöneticiler), Vaisyalar (Tüccarlar) ve Sudralar (Hizmetçiler-Köylüler) olarak 4 sınıfa ayrılıyor. Farklı kastlar arası evlilikler sonucu oluşan yüzlerce ara kast da bu sistemin içerisinde yer alıyor. Çocuklar, doğum ile anne ve babanın kastını devralıyor ve sistem de bu şekilde kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Dalitler ise geleneksel olarak bu dört kastın ve sistemin dışında bulunurken, toplumun da en alt sınıfı olarak görülüyor. Manu Kanunları'nda diğer gruplar tarafından dışlanması istenen Dalitlerin üst kastlara mensup kişilerle iletişim kurmalarının önemli ölçüde engellendiği, başkalarıyla tokalaşma, belirli saatlerden sonra dışarı çıkma gibi temel sosyal etkileşim olgularından da uzak bırakıldığı göze çarpıyor.Toplumda Dalitlere yönelik 'pek de sorgulanmayan' bir baskının oluşmasında gerek Manu Kanunları, gerekse farklı Hindu kutsal kitaplarında Dalitlerle ilgili yazılanların önemli bir etkisi bulunuyor.Dalit hakları savunucusu, Hindistan Anayasası'nın mimarlarından ve ülkenin ilk Hukuk ve Adalet Bakanı B. R. Ambedkar, 25 Kasım 1927'de Maharaştra eyaletinde kast ayrımcılığını ve dokunulmazlığı meşrulaştırdığı gerekçesiyle söz konusu kitabın bir kopyasını yaktı. Ambedkar'ın söz konusu eylemi, Hindistan'daki Dalitler tarafından her 25 Aralık'ta tekrar ediliyor.'Kırsal kesimde uygulama sürdürülüyor'Dalitlere yönelik insan hakları ihlalleriyle mücadele eden Hint aktivist Yash Meghwal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkede yaklaşık 250 milyon Dalit bulunduğunu ifade etti. Meghwal, Dalitlerin büyük bir kısmının eğitim imkanlarından yoksun olma, yetersiz beslenme ve üst kastlardan saldırılar gibi zorluklarla karşı karşıya kaldığını söyledi. Dokunulmazlığın kast temelli ayrımcılığın görünen yüzlerinden bir tanesi olduğunu vurgulayan Meghwal, Hindistan Anayasası’nda yasaklanmasına rağmen ülkenin kırsal kesimlerinde bu uygulamanın devam ettiğini ifade etti.Meghwal, 'Hindutva ideolojisini' benimseyenlerin ve kastın onursal bir şey olduğunu düşünenlerin nereye giderlerse gitsinler bu kimliklerini de yanlarında götürdüklerini belirterek Hindistan'da bütüncül bir eğitim sistemi olana değin bu durumun bu şekilde süreceğini kaydetti. 'Kast sistemi Hint diasporasınca uygulanıyor'Hindistanlı araştırmacı yazar Arvind Kumar ise Hindistan’ın bağımsızlığından bu yana Dalitlerin sosyal ve siyasi haklarının iyileştirilmesine yönelik önemli adımlar atılmış olsa da bugün hala bu kişilerin ayrımcılık, şiddet ve baskı ile karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.Kumar, kast sisteminin kırsal Hindistan'da oldukça yaygın bir olgu olduğunu aktararak 'Fakat bunun şehirlerde var olmadığını söyleyemeyiz. Günümüzde yurt dışındaki Hint diasporası arasında bile uygulanıyor.' dedi.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının her türden işi etkilediğini ifade eden Kumar, bu durumdan ise en çok Dalitlerin etkilendiğini aktardı.Kumar, ayrıca Hindistan hapishanelerindeki mahkumların üçte birinin Dalitlerden oluştuğuna işaret etti.Uluslararası ajansların Hindistan’daki yoksulluğun azaltılması için devasa paralar harcadıklarına fakat kast sisteminin ve dokunulmazlığın yoksulluğun asıl sebebi olduğunu kabul etmediklerine işaret eden Kumar, gerçekte ise fakirlerin çoğunun Dalit toplumundan meydana geldiğini kaydetti.Hindistan'da Kast sistemi temelinde ayrımcılık her ne kadar anayasada yasaklanmış olsa da 1 milyar 353 milyonluk ülkede Dalitler, işkence, tecavüz ve keyfi tutuklamalara maruz kalabiliyor.
Reklam
Öğrenci Liderliğinden Cumhurbaşkanlığına Alpha Conde'nin 50 Yıllık Mücadelesi
DAKAR (AA) - FATMA ESMA ARSLAN - Gine'de 2010'da ilk demokratik güç değişimiyle başa gelen, öncesinde uzun yıllar sürgünde yaşayan, hapis yatan, bağımsızlık mücadelesinin sembol isimlerinden Cumhurbaşkanı Alpha Conde'nin 3. dönem adaylığı, hafta sonu yapılacak seçimlerin en önemli konu başlığı olarak öne çıkıyor. Gine'de 18 Ekim'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri, Afrika kıtasındaki 3'üncü dönem adaylık tartışmalarının fitilini ateşledi. Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara ve Gineli mevkidaşı Conde'nin 3. dönem adaylıkları, Batı Afrika siyasetindeki en sıcak gündem maddelerinden biri haline geldi. Siyasi hayatı, öğrencilik yıllarında şekillendiAA muhabiri, Gine'de 18 Ekim'de yapılacak seçimler öncesi eleştirilerin hedefi olan Conde'nin politik yaşamı, sürgündeki yılları ve öğrenci temsilciliğinden cumhurbaşkanlığına uzanan yolculuğuna ilişkin detayları derledi. Ülkenin batısındaki Boke kentinde 4 Mart 1938'de doğan Conde, eğitimini Sorbonne Üniversitesinde tamamladı. Conde, öğrencilik yıllarında Nicolas Sarkozy döneminde Dışişleri Bakanlığı yapan Bernard Kouchner ile tanıştı ve bu dostluğu uzun yıllar sürdürdü.Siyasete öğrencilik yıllarında ilgi duymaya başlayan Conde, 1951'de kurulan ve Fransız sömürgesi Afrika ülkelerinin bağımsızlığını savunan Fransa'daki Afrikalı Öğrenciler Federasyonunun (FEANF) 1963'te yöneticiliğine seçildi. Yaklaşık 15 yıl süren bu yöneticilik deneyimi, Conde'nin liderlik yeteneğini geliştirmekle kalmadı, başta ülkesi Gine olmak üzere Frankafon Afrika'da da adını duyurmaya yardım etti. Önce yakın ilişki kurdu, ardından idama mahkum edildiBir yandan FEANF bünyesinde çeşitli faaliyetler yürüten Conde, her yaz tatilinde ülkesine dönerek gönüllü işlerde çalışarak çeşitli çevrelerle temas kurdu. Conde, bu yaz tatillerinde, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmed Sekou Toure ile tanışma ve akabinde defalarca görüşme fırsatı yakaladı. Conde ve Toure zamanla yakınlaşsalar da Gine'nin 1958'de bağımsızlığını kazanmasının ardından Conde'nin aktivist yönü, Toure'de rahatsızlık uyandırmaya başladı.Conde, François Soudan ile yaşamına ilişkin yaptığı röportajlardan oluşan 'Gine hakkında belli bir fikir' isimli kitabında, Toure ile 1960'da yaşadığı bir olayı şu sözlerle ifade etti:'Bir gün etrafta kimse yokken bir anda gözlerimin içine bakmaya başladı. Uzun süre, kararlı şekilde gözlerini bana dikti. Ardından bakışlarını ellerime çevirdi. Anladım ki, korkudan titreyip titremediğimi anlamak istiyordu. İşte o gün Sekou ile aramda bir şeyler koptu.' FEANF'nin 1961'de büyük yankı uyandıran öğretmen grevine verdiği destek de Conde ve Toure arasında bardağı taşıran son damla oldu. İkilinin arası öylesine açıldı ki Conde, Portekiz'in Toure'yi devirmek amacıyla başlattığı Yeşil Deniz (Mar Verde) operasyonuna destek vermekle suçlandı ve gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı. Sürgünde geçen 20 yıl Bu mahkumiyet, Conde için 20 yıllık sürgün hayatının başlangıcı oldu. Conde, Fransa'da özel sektörde çalışırken siyasetle bağını hiç koparmadı. Bir süre Fransız bir şeker şirketinde çalışan Conde, 1985'te 'Africonsult' isimli danışmanlık şirketini kurdu ve 2001'e kadar yönetti. Conde, şirketi sayesinde hükümetlere, Afrika'da faaliyet göstermek isteyen uluslararası şirket ve kurumlara ekonomik, mali ve sosyal danışmanlık hizmeti verdi. Zaman içinde Conde, kıtadaki bazı politik krizlerin çözümünde de önemli rol oynadı. Bu süreçte Conde'nin Gine siyasetiyle ilişkisi, uzaktan da olsa devam etti.Cezaevine girdi, serbest kalması için şarkı yapıldıGine'nin ilk cumhurbaşkanı olan Toure'nin 1984'te ölümünün ardından Conde, 90'lı yıllarda ülkesine döndü. Conde, Toure'nin ölümünden kısa süre sonra darbeyle başa geçen Lansana Conte'ye karşı 1993 ve 1998'de cumhurbaşkanı adayı oldu. Conde'nin ilk seçiminde, oyların büyük kısmını aldığı 2 ildeki sonuçlar iptal edildi, 1998'de ise seçimin ertesi günü gözaltına alındı.Conde, 2000'de 50 sanıkla 'devlet otoritesine karşı gelmek' suçundan 5 yıl hapse mahkum edildi. Cezaevinde 1 yıl kalan Conde, uluslararası toplumun da baskısıyla cumhurbaşkanlığı affından yararlanarak serbest kaldı.Hapishanedeyken Conde için Tiken Jah Fakoly isimli bir müzisyen tarafından 'Conde'yi serbest bırakın' isimli şarkı da yapıldı. Demir parmaklıklar ardından ve sürgünde geçirdiği yıllar, Conde'nin 2010'da dile getirdiği 'Gine'nin Mandelası olma' arzusuna büyük katkı sağladı. Conde için tarihin ironik tekerrürü Conde, halk nezdindeki muhalif imajını güçlendirirken, General Conte ise 3. kez seçilmenin yolunu aramaya başladı. Conte, yeniden cumhurbaşkanı olabilmek için 2001'de anayasayı değiştirdi ve 2003'te tekrar başa geldi. Conde ise bu değişikliğe, kendisinin de 19 yıl sonra aynı yöntemle 3. dönemine aday olacağını bilmeden şiddetle karşı çıktı. Conde, bugün kendisinin 3. dönem adaylığına savaş açan muhalif Anayasanın Korunması Ulusal Cephesinin (FNDC) atası sayılan Demokratik Değişim için Cumhuriyetçi Cephesinin (FRAD) 2001'deki liderlerinden biri olarak, cumhurbaşkanının 3. dönem adaylığına karşı büyük mücadele verdi. Conte'nin 3. dönemine devam etmek adına anayasayı değiştirmesini eleştiren Conde için tarih, 19 yıl sonra ironik şekilde tekerrür etti.Conde, tıpkı dönemin cumhurbaşkanının yaptığı gibi tüm tepkilere rağmen 3. dönem adaylığına engel olan anayasa maddesini değiştirdi. 'Gine'nin Mandelası olacağım'Conte'nin 2008'de ölmesiyle yönetimi asker Moussa Dadis Camara ele geçirdi. Conde ise siyasi hayatına 2 yıl daha muhalefet saflarında devam etti.Kasım 2010'da düzenlenen cumhurbaşkanlığı yarışında 2. turda seçilen Conde, Gine'nin bağımsızlığından bu yana 'demokratik güç değişimiyle başa gelen ilk isim' oldu. Okul yıllarında başladığı siyasi mücadelesini hiç bırakmayan ve bunun için çeşitli bedeller de ödeyen Conde'nin muhalefet sıralarından iktidara gelmesi neredeyse 50 yıl sürdü.Conde, yemin töreninde yaptığı konuşmada da bu uzun yolculuğa atıfta bulunarak, 'Gine'nin Mandelası olacağım.' ifadesini kullandı. Kalkınmadan büyüme modeli Bir sonraki dönem 5 yıllığına tekrar seçilen Conde, bugün en güçlü rakibi kabul edilen Gine Demokratik Güçleri Birliğinin (UFDG) lideri Cellou Dalein Diallo'yu ilk turda alt etmeyi başardı. Halkın Yürüyüşü Partisi'nden (RPG) seçilen Conde'nin 2. dönemi, çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi.Uluslararası Para Fonunca (IMF) 2019'da yapılan açıklamada, Gine'nin kalkınmadan büyüme modeli benimsediği kaydedildi. Seçim kampanyasında 'Gine geri dönüyor (La Guinee is back)' sloganını kullanan Conde, zengin boksit kaynaklarından elde edilen geliri, halk yararına kullanmak yerine kendi yakın çevresine pay etmekle suçlanıyor. Conde, yolsuzluk, yakın çevresine kazanç sağlama, insan hakkı ihlalleri, seçim kampanyasında verdiği sözleri tutmama, artan işsizlik rakamları gibi birçok konu başlığı üzerinden de eleştirilere maruz kalıyor.3. dönem gençler ve kadınlar içinTüm bu eleştiriler ışığında 82 yaşındaki Conde'nin 3. dönemine seçilmek adına martta yaptığı anayasa değişikliği, ülkede büyük tartışmalara yol açtı. Conde, 3. dönemine 'kadınlar ve gençler için' devam edeceği ve bu süreçte madencilik ve altyapı projelerini tamamlayacağını söylüyor.Muhalefet ise Conde'nin adaylığının yasa dışı olduğunun altını çizerek söz konusu projelerin 5 yılda tamamlanmasının imkansızlığına işaret ediyor. Conde'nin yeniden adaylığına karşı geniş katılımlı sokak eylemleri düzenlenirken hapse atıldığı dönemde kendisi için şarkı yazan Tiken Jah Fokoly bile Cumhurbaşkanı'nın 3. dönem kararına karşı çıktığını söylemekten çekinmiyor. Neredeyse yarım yüzyıllık siyasi bir mücadelenin sonunda başa gelen Conde'nin 3. dönem arzusunun, seçmen tarafından ne kadar karşılık gördüğü 18 Ekim'de yapılacak seçimde anlaşılacak.
Güney Kore Genelkurmay Başkanı'ndan Demokrasi Protestosuna Müdahaleye 40 Yıl Sonra Özür
ANKARA (AA) - Güney Kore'de Genelkurmay Başkanı Nam Yeong-shin, ordunun 1980'deki Gwangju kentindeki demokrasi yanlısı protestolara kanlı müdahalesi nedeniyle özür diledi.General Nam, Meclis Silahlı Kuvvetler Denetim Komitesi toplantısında yaptığı açıklamada, 'Bence ordunun 18 Mayıs 1980'deki Demokratikleşme Hareketi protestosuna müdahalesi ciddi bir hataydı. Kurbanlardan ve yakınlarını kaybedenlerden yürekten özür diliyorum.' ifadelerini kullandı. General Nam, ordunun olayla ilgili yürütülecek bir soruşturmayla iş birliği yapmaya hazır olduğunu vurguladı. Nam'ın sözleri, 40 yılın ardından bir ordu yetkilisinin olaya dair yaptığı ilk resmi özür açıklaması oldu.Devlet Başkanı Moon Jae-in 2017'de göreve gelmesinin ardından, gösterinin şiddetle bastırılmasında devletin rolüne dair yeniden soruşturma açma sözü vermişti.Moon'un talimatının ardından Güney Jeolla Eyaleti polisi tarafından hazırlanan soruşturma raporunda, 'Ordunun göstericilere şiddetle müdahale etmesinin sebebi olarak öne sürülen protestocuların silahlandığı iddiasına dair kayıtların 'çarpıtıldığı', protestolarda ciddi bir güvenlik tehdidi bulunmamasına rağmen askeri müdahaleye başvurulduğu' tespitleri yer almıştı.Güney Kore'yi 1960'lı ve 1970'li yıllarda yöneten diktatör Park Chung-hee'nin ölümünün ardından, 12 Aralık 1979'da General Chun Doo-hwan askeri darbeyle iktidara gelmişti. Chun'un yönetimindeki ordu, Guwangju kentinde demokrasi talebiyle mayıs ayında başlayan kitle gösterisini şiddetle bastırma yoluna gitmişti. Olaylar sırasında askeri helikopterlerden göstericilere ateş açılmış, müdahalede 200'den fazla kişi yaşamını yitirmiş, 1800'e yakın kişi yaralanmıştı.
Alaattin Çakıcı'nın Dava Dosyasından: 'Sen Bizim Abimizsin, Bir Bacağın Lafı mı Olur' Diyerek Kendini Vurdu
Alaattin Çakıcı’nın 17 yıl hapis cezası aldığı davanın dosyasından yeni detaylar çıktı. Davanın iddianamesine göre Çakıcı’nın bir adamı ‘adını kullandığı’ için Çakıcı’dan ‘özür dilemek amacıyla’ kendini bacağından vurarak videoya kaydetti. Bu video kaydı da dosyaya girdi.  Kendini vuran şahıs ifadesinde ‘Dedikodusu dönen olayı gerçekleştirmediğimi, bunu kanıtlamak için ve ne kadar üzüldüğümü belirtmek için de ayağıma ateş ettim’ dedi.
Reklam