onedio
Metil Alkol Zehirlenmesi Şüphesiyle 8 Günde 52 Kişi Yaşamını Yitirdi
İZMİR (AA) - İstanbul, İzmir, Mersin, Aydın, Muğla, Kırıkkale, Trabzon, Tekirdağ ve Zonguldak'ta, 9 Ekim'den bu yana metil alkol zehirlenmesi şüphesiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 52'ye yükseldi.Yasa dışı yoldan kazanç elde etmek amacıyla üretilip satılan sahte içki, can almaya devam ediyor. Emniyet güçlerinin sahte içki üretim ve satışına yönelik operasyonları da sürüyor.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre İzmir'in Foça ilçesinde metil alkol zehirlenmesi şüphesiyle Ege Üniversitesi Hastanesine başvuran ve Karşıyaka'daki özel bir hastaneye sevk edilen Barbaros Hayrettin Öz, dün gerçekleşen beyin ölümünün ardından bugün yaşamını yitirdi.Tekirdağ'da da rahatsızlandıktan sonra Saray Devlet Hastanesine kaldırılan oradan da Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine sevk edilen Burhan A. (55) hayatını kaybetti. Tekirdağ'ın Kapaklı ilçesinde de sanayideki iş yerinde rahatsızlanması sonrası yoğun bakımda tedavi altına alınan Cüneyt K. (54), tedavi gördüğü özel hastanede vefat etti.Ülke genelinde 9 Ekim'den bu yana başta İzmir olmak üzere İstanbul, Mersin, Aydın, Muğla, Kırıkkale, Trabzon, Tekirdağ ve Zonguldak'ta metil alkol zehirlenmesi şüphesiyle yaşamını yitirenlerin sayısı 52'ye çıktı.Operasyonlar sürüyorSahte içki imalatı ve satışına karşı operasyonların devam ettiği Türkiye genelinde emniyet güçleri, 9 Ekim'den bu yana yaptıkları operasyonda 272 şüpheliyi gözaltına aldı. Şüphelilerden 71'i tutuklandı. Diğer şüphelilerin bir bölümü serbest bırakılırken, bazılarının ise emniyet ve adliyedeki işlemleri sürüyor.
Profesör Ders Verdiğİ Fakültede ÖĞRenci Oldu
KAYSERİ (AA) - ERGÜN HAKTANIYAN - Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilay Çorağan, aynı fakültede hem ders anlatacak hem de kazandığı İbrani Dili ve Kültürü Bölümü'nde öğrenci olarak derslere katılacak.Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü mezunu Çorağan, aradan geçen 33 yılın ardından girdiği üniversite sınavında başarılı olarak tekrar okul sıralarına döndü.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle derslerini uzaktan eğitim yoluyla anlatan Çorağan, İbranice bölümündeki derslerine de yine bilgisayar başından katılıyor.Çorağan, AA muhabirine, üniversiteden mezun olduktan sonra yüksek lisans ve doktora eğitimleri aldığını ve ardından 1998 yılında öğretim üyesi olarak Erciyes Üniversitesinde göreve başladığını söyledi.Uzmanlık alanının Bizans sanatı olduğunu belirten Çorağan, özellikle Bizans resim sanatı üzerinde yoğunlaştığını ifade etti.Çorağan, Kovid-19 ile hayatın tekrar anlam kazandığını ve eğitim hayatı için yeniden bir şeyler yapmak istediğini dile getirdi.'Yabancı dile karşı ilgim var' Bu nedenle geçen yıl sınava hazırlandığını anlatan Çorağan, şunları kaydetti:'Yabancı dillere karşı ayrı ilgim var. Dolayısıyla Türkiye'de ilk ve tek olan İbrani dili ve kültürü bölümü dikkatimi ve ilgimi çekti. Şansımı deneyip okumaya karar verdim. Kovid-19 ile ders çalışmak için zamanım olmaya başladı. Sınava girdim ve kazandım. 33 sene sonra yeniden öğrencilik hayatı başladı. Uzaktan öğrenimle dersleri alacağım. Heyecanlıyım. Ailem mutlu oldu, öğrencilerim de şaşırdı ve onlar da mutlu oldu. 'Bu yaştan sonra tekrar bir zorluğa katlanırsın' diyenler de oldu. Okuyacağım, bakalım neler olacak.'Çorağan, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İngilizce ve Yunanca eğitimi de aldığını aktararak, 'Yabancı dilden sınava girdim. Ne gerekiyorsa yaptım ve kazandım. Emeklilik de geliyor aslında. Bir hedefim yok. Farklı bir dili merak ettiğim için okuyorum.' diye konuştu.
Profesör Ders Verdiğİ Fakültede ÖĞRenci Oldu
KAYSERİ (AA) - ERGÜN HAKTANIYAN - Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilay Çorağan, aynı fakültede hem ders anlatacak hem de kazandığı İbrani Dili ve Kültürü Bölümü'nde öğrenci olarak derslere katılacak.Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü mezunu Çorağan, aradan geçen 33 yılın ardından girdiği üniversite sınavında başarılı olarak tekrar okul sıralarına döndü.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle derslerini uzaktan eğitim yoluyla anlatan Çorağan, İbranice bölümündeki derslerine de yine bilgisayar başından katılıyor.Çorağan, AA muhabirine, üniversiteden mezun olduktan sonra yüksek lisans ve doktora eğitimleri aldığını ve ardından 1998 yılında öğretim üyesi olarak Erciyes Üniversitesinde göreve başladığını söyledi.Uzmanlık alanının Bizans sanatı olduğunu belirten Çorağan, özellikle Bizans resim sanatı üzerinde yoğunlaştığını ifade etti.Çorağan, Kovid-19 ile hayatın tekrar anlam kazandığını ve eğitim hayatı için yeniden bir şeyler yapmak istediğini dile getirdi.'Yabancı dile karşı ilgim var' Bu nedenle geçen yıl sınava hazırlandığını anlatan Çorağan, şunları kaydetti:'Yabancı dillere karşı ayrı ilgim var. Dolayısıyla Türkiye'de ilk ve tek olan İbrani dili ve kültürü bölümü dikkatimi ve ilgimi çekti. Şansımı deneyip okumaya karar verdim. Kovid-19 ile ders çalışmak için zamanım olmaya başladı. Sınava girdim ve kazandım. 33 sene sonra yeniden öğrencilik hayatı başladı. Uzaktan öğrenimle dersleri alacağım. Heyecanlıyım. Ailem mutlu oldu, öğrencilerim de şaşırdı ve onlar da mutlu oldu. 'Bu yaştan sonra tekrar bir zorluğa katlanırsın' diyenler de oldu. Okuyacağım, bakalım neler olacak.'Çorağan, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İngilizce ve Yunanca eğitimi de aldığını aktararak, 'Yabancı dilden sınava girdim. Ne gerekiyorsa yaptım ve kazandım. Emeklilik de geliyor aslında. Bir hedefim yok. Farklı bir dili merak ettiğim için okuyorum.' diye konuştu.
Yaptığı Oklarla Gençlere Hedefi 12'Den Vurmayı Öğretiyor
ZONGULDAK (AA) - GÖKHAN YILMAZ - Zonguldak'ın Kilimli ilçesinde geleneksel okçuluğa gönül veren Osman Sadıç, kurduğu atölyesinde yaptığı oklarla müsabakalara hazırlanmanın yanı sıra bu alana ilgi duyan gençlerin yetişmesine katkıda bulunuyor.Çatalağzı beldesinde ikamet eden ve özel bir şirkette çalışan 2 çocuk babası 45 yaşındaki Sadıç, çocukluğundan beri merak saldığı okçulukla daha fazla ilgilenebilmek için 8 metrekarelik atölye kurdu.'Bir okçu okunu iyi tanımalı.' düşüncesiyle oklarını kendi yapmaya karar veren Sadıç, burada temren, gövde, şaft, gez gibi okun her bir bölümü için binbir emek vererek üretime başladı.Zamanla ok sayısını artıran Sadıç, başkanlığını yürüttüğü Zonguldak Geleneksel Okçuluk Spor Kulübü üyelerinin antrenmanlarda kullanabileceği okları da üreterek sporcuların müsabakalara hazırlanmasını sağlıyor.'Okçuluğun yaygınlaşması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz'Osman Sadıç, AA muhabirine, çocukluktan bu yana okçuluğa ilgi duyduğunu söyledi.Amatör olarak başladığı okçuluğu aktif hale getirdiğini ve kulüp çatısı altında müsabakalara hazırlandıklarını anlatan Sadıç, 'Üye sayımız çok değil ama okçuluğun yaygınlaşması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Turnuvalara katılıyoruz, önümüzde Türkiye Şampiyonası var. Ankara'da düzenlenecek elemelere katılım sağlayacağız.' dedi.Sadıç, atölyesinin kendisi için terapi merkezi gibi olduğunu ve burada huzur bulduğunu belirterek, şöyle devam etti:'Ekipmanlar pahalı olduğu için kendimiz üretmeye çalıştık, epey bir araştırma yaptık. Benim de mobilya, marangoz geçmişim olduğundan ve ağaçları iyi tanıdığımdan bu işe başlamak kolay oldu. Yay yapmayı birkaç kez denedim, başardım ama aktif olarak yay yapamıyorum. Oklarımızı kendimiz yapıyoruz. Sadak, tirkeş, kolçak dediğimiz ürünleri de kulübümüz için yapıyoruz. Genelde ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz ama karşılayamadıklarımızı da başka yerlerden temin ediyoruz.''Okla bütün olmak gerekiyor'Okçuluğa yeni başlayanlar için başlangıçta okun bir çıta olarak görülebileceğini dile getiren Sadıç, uygun ağacı ve malzemeleri bir araya toplayıp işlem yapıldığında kaliteli okların ortaya çıkabileceğini dile getirdi.Sadıç, elinden geldiğince en iyi oku üretmeye çalıştığını belirterek, 'Bir okçu okunu iyi tanırsa çok iyi sonuç alır. Okunuzu ne kadar iyi ve tanıyarak yaparsanız yarışmalarda da o kadar iyi dereceler elde edersiniz. Okla bütün olmak gerekiyor. Kendi yaptığım oklarla şampiyonalara katılmanın tadı da bir başka çünkü hem kendiniz yapıyorsunuz hem de derece alıyorsunuz. Bunu kelimelerle ifade etmek çok zor.' dedi.Osman Sadıç, geçen yıl Fetih Kupası'na da kendi yaptığı oklarla katıldığını sözlerine ekledi.
Yaptığı Oklarla Gençlere Hedefi 12'Den Vurmayı Öğretiyor
ZONGULDAK (AA) - GÖKHAN YILMAZ - Zonguldak'ın Kilimli ilçesinde geleneksel okçuluğa gönül veren Osman Sadıç, kurduğu atölyesinde yaptığı oklarla müsabakalara hazırlanmanın yanı sıra bu alana ilgi duyan gençlerin yetişmesine katkıda bulunuyor.Çatalağzı beldesinde ikamet eden ve özel bir şirkette çalışan 2 çocuk babası 45 yaşındaki Sadıç, çocukluğundan beri merak saldığı okçulukla daha fazla ilgilenebilmek için 8 metrekarelik atölye kurdu.'Bir okçu okunu iyi tanımalı.' düşüncesiyle oklarını kendi yapmaya karar veren Sadıç, burada temren, gövde, şaft, gez gibi okun her bir bölümü için binbir emek vererek üretime başladı.Zamanla ok sayısını artıran Sadıç, başkanlığını yürüttüğü Zonguldak Geleneksel Okçuluk Spor Kulübü üyelerinin antrenmanlarda kullanabileceği okları da üreterek sporcuların müsabakalara hazırlanmasını sağlıyor.'Okçuluğun yaygınlaşması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz'Osman Sadıç, AA muhabirine, çocukluktan bu yana okçuluğa ilgi duyduğunu söyledi.Amatör olarak başladığı okçuluğu aktif hale getirdiğini ve kulüp çatısı altında müsabakalara hazırlandıklarını anlatan Sadıç, 'Üye sayımız çok değil ama okçuluğun yaygınlaşması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Turnuvalara katılıyoruz, önümüzde Türkiye Şampiyonası var. Ankara'da düzenlenecek elemelere katılım sağlayacağız.' dedi.Sadıç, atölyesinin kendisi için terapi merkezi gibi olduğunu ve burada huzur bulduğunu belirterek, şöyle devam etti:'Ekipmanlar pahalı olduğu için kendimiz üretmeye çalıştık, epey bir araştırma yaptık. Benim de mobilya, marangoz geçmişim olduğundan ve ağaçları iyi tanıdığımdan bu işe başlamak kolay oldu. Yay yapmayı birkaç kez denedim, başardım ama aktif olarak yay yapamıyorum. Oklarımızı kendimiz yapıyoruz. Sadak, tirkeş, kolçak dediğimiz ürünleri de kulübümüz için yapıyoruz. Genelde ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz ama karşılayamadıklarımızı da başka yerlerden temin ediyoruz.''Okla bütün olmak gerekiyor'Okçuluğa yeni başlayanlar için başlangıçta okun bir çıta olarak görülebileceğini dile getiren Sadıç, uygun ağacı ve malzemeleri bir araya toplayıp işlem yapıldığında kaliteli okların ortaya çıkabileceğini dile getirdi.Sadıç, elinden geldiğince en iyi oku üretmeye çalıştığını belirterek, 'Bir okçu okunu iyi tanırsa çok iyi sonuç alır. Okunuzu ne kadar iyi ve tanıyarak yaparsanız yarışmalarda da o kadar iyi dereceler elde edersiniz. Okla bütün olmak gerekiyor. Kendi yaptığım oklarla şampiyonalara katılmanın tadı da bir başka çünkü hem kendiniz yapıyorsunuz hem de derece alıyorsunuz. Bunu kelimelerle ifade etmek çok zor.' dedi.Osman Sadıç, geçen yıl Fetih Kupası'na da kendi yaptığı oklarla katıldığını sözlerine ekledi.
Reklam
Bartın'da 30 Kilometrelik Dağlık Yol Tünellerle Aşılacak
BARTIN (AA) - SELİM BOSTANCI - Karadeniz Sahil Yolu Projesi kapsamında 60 kilometre olan Bartın-Kurucaşile yolunun 30 kilometrelik dağlık ve virajlı kısmı 13,5 kilometre uzunluğundaki 5 tünel, 2 viyadük ve 10 köprüyle geçilecek. Yapımına 2013'te başlanan Bartın-Kurucaşile yolunda tünel, viyadük ve köprülerin inşaatı sürüyor. Çakraz, Cumayanı ve Meydan tünellerinin tamamlandığı güzergahta, 2 tünel daha inşa edilecek. Tünellerin yanı sıra viyadükler, köprüler ve duble yollardaki çalışmalar devam ederken, yeni yolun ulaşıma açılmasıyla bölge ulaşımında büyük rahatlama sağlanacak. Bölge turizm, sanayi ve tarım sektörünün gelişmesine de katkı sunacak çalışmaların tamamlanmasıyla 60 kilometre olan Bartın-Kurucaşile yolu, yaklaşık 45 kilometreye düşecek, 1,5 saatte ulaşılan ilçeye 20-25 dakikada varılabilecek.'Çalışmalarla devletimizin gücünü çok rahat görebiliyoruz'Bartın Valisi Sinan Güner, AA muhabirine, Karadeniz Sahil Yolu Projesi'nde yer alan Bartın-Çakraz arasında 25 kilometre duble yol yapıldığını, Çakraz-Kurucaşile arasındaki 30 kilometrelik bölümde de tünel, viyadük ve köprü çalışmalarının sürdüğünü söyledi.Bartın ile Kurucaşile arasında geliş-gidişli olmak üzere 5 tünelin arazi yapısı nedeniyle zor şartlarda yapıldığını belirten Güner, vatandaşların tünel, viyadük ve köprüleri kullanarak daha rahat ulaşım imkanına kavuşacağını kaydetti.Güner yolun, medeniyet, gelişme ve kalkınma demek olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:'Bu proje, özellikle Osmanlı döneminden bu yana ahşap tekne yapımının sürdürüldüğü Kurucaşile ilçemizin insanı olmak üzere herkesin heyecanla beklediği bir proje. Koronavirüsle mücadele devam ederken Türkiye, gerçekten yatırımlarını, imkanlarını zorlayarak büyümeye devam ediyor. Tüneller tamamlandığında güzergahta 15 kilometre kısalma olacak. Böylece insanlar daha rahat ve daha konforlu seyahat imkanına kavuşacak. Akaryakıt kazanımıyla da milli ekonomiye katma değer sağlanacak. Buradaki çalışmalara baktığımız zaman devletimizin gücünü, ihtişamını çok rahat bir şekilde görebiliyoruz.''Engebeli ve dağlık bölgede devasa bir proje hayata geçiriliyor'AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç da engebeli ve dağlık bölgede devasa bir projenin hayata geçirildiğini ifade etti.Bölgede 5 tünelden 3'ünün tamamlandığını kaydeden Tunç, 'Çakraz Tüneli ulaşıma açıldı. 4,6 kilometre uzunluğunda Karaman Tüneli'nin 1300 metresi tamamlandı. Tekkeönü Tüneli de 3 bin 100 metre uzunluğunda ve bunun da 900 metresi tamamlandı. Çakraz-Kurucaşile arasında geliş gidişli 5 tünel, 2 viyadük ve 10 köprü yapılıyor.' diye konuştu.Yolu eski standartlarda olan, dağlar ve keskin virajlar nedeniyle sıkıntı yaşanan bölgenin, tünel, köprü ve viyadüklerle daha kolay ulaşılabilir hale geleceğini anlatan Tunç, 'Bugün bu devasa çalışmaların yapıldığını görmek, Türkiye'nin nereden nereye geldiğinin en büyük göstergesidir.' dedi. Tunç, Bartın ile Kurucaşile arasında geliş gidişli 5 tünelin zor şartlarda yapıldığını anlatarak, 'Eski yolumuz dağlardan, tepelerden virajlardan oluşan bir yoldu. Aynı zamanda bu yol Karadeniz Sahil Yolu'nun da uzantısı, Batı Karadeniz bölümü diyebiliriz. Burada 1,5 milyar liralık kamu yatırımından bahsediyoruz. Hükümetimiz, özellikle ulaşım altyapı projeleri kapsamında öncelikle buralara ödenek ayırıyor. Bu da devletimizin buralara ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Devletimiz buraya çok önemli katkılar sunuyor.' ifadelerini kullandı.
Bartın'da 30 Kilometrelik Dağlık Yol Tünellerle Aşılacak
BARTIN (AA) - SELİM BOSTANCI - Karadeniz Sahil Yolu Projesi kapsamında 60 kilometre olan Bartın-Kurucaşile yolunun 30 kilometrelik dağlık ve virajlı kısmı 13,5 kilometre uzunluğundaki 5 tünel, 2 viyadük ve 10 köprüyle geçilecek. Yapımına 2013'te başlanan Bartın-Kurucaşile yolunda tünel, viyadük ve köprülerin inşaatı sürüyor. Çakraz, Cumayanı ve Meydan tünellerinin tamamlandığı güzergahta, 2 tünel daha inşa edilecek. Tünellerin yanı sıra viyadükler, köprüler ve duble yollardaki çalışmalar devam ederken, yeni yolun ulaşıma açılmasıyla bölge ulaşımında büyük rahatlama sağlanacak. Bölge turizm, sanayi ve tarım sektörünün gelişmesine de katkı sunacak çalışmaların tamamlanmasıyla 60 kilometre olan Bartın-Kurucaşile yolu, yaklaşık 45 kilometreye düşecek, 1,5 saatte ulaşılan ilçeye 20-25 dakikada varılabilecek.'Çalışmalarla devletimizin gücünü çok rahat görebiliyoruz'Bartın Valisi Sinan Güner, AA muhabirine, Karadeniz Sahil Yolu Projesi'nde yer alan Bartın-Çakraz arasında 25 kilometre duble yol yapıldığını, Çakraz-Kurucaşile arasındaki 30 kilometrelik bölümde de tünel, viyadük ve köprü çalışmalarının sürdüğünü söyledi.Bartın ile Kurucaşile arasında geliş-gidişli olmak üzere 5 tünelin arazi yapısı nedeniyle zor şartlarda yapıldığını belirten Güner, vatandaşların tünel, viyadük ve köprüleri kullanarak daha rahat ulaşım imkanına kavuşacağını kaydetti.Güner yolun, medeniyet, gelişme ve kalkınma demek olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:'Bu proje, özellikle Osmanlı döneminden bu yana ahşap tekne yapımının sürdürüldüğü Kurucaşile ilçemizin insanı olmak üzere herkesin heyecanla beklediği bir proje. Koronavirüsle mücadele devam ederken Türkiye, gerçekten yatırımlarını, imkanlarını zorlayarak büyümeye devam ediyor. Tüneller tamamlandığında güzergahta 15 kilometre kısalma olacak. Böylece insanlar daha rahat ve daha konforlu seyahat imkanına kavuşacak. Akaryakıt kazanımıyla da milli ekonomiye katma değer sağlanacak. Buradaki çalışmalara baktığımız zaman devletimizin gücünü, ihtişamını çok rahat bir şekilde görebiliyoruz.''Engebeli ve dağlık bölgede devasa bir proje hayata geçiriliyor'AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç da engebeli ve dağlık bölgede devasa bir projenin hayata geçirildiğini ifade etti.Bölgede 5 tünelden 3'ünün tamamlandığını kaydeden Tunç, 'Çakraz Tüneli ulaşıma açıldı. 4,6 kilometre uzunluğunda Karaman Tüneli'nin 1300 metresi tamamlandı. Tekkeönü Tüneli de 3 bin 100 metre uzunluğunda ve bunun da 900 metresi tamamlandı. Çakraz-Kurucaşile arasında geliş gidişli 5 tünel, 2 viyadük ve 10 köprü yapılıyor.' diye konuştu.Yolu eski standartlarda olan, dağlar ve keskin virajlar nedeniyle sıkıntı yaşanan bölgenin, tünel, köprü ve viyadüklerle daha kolay ulaşılabilir hale geleceğini anlatan Tunç, 'Bugün bu devasa çalışmaların yapıldığını görmek, Türkiye'nin nereden nereye geldiğinin en büyük göstergesidir.' dedi. Tunç, Bartın ile Kurucaşile arasında geliş gidişli 5 tünelin zor şartlarda yapıldığını anlatarak, 'Eski yolumuz dağlardan, tepelerden virajlardan oluşan bir yoldu. Aynı zamanda bu yol Karadeniz Sahil Yolu'nun da uzantısı, Batı Karadeniz bölümü diyebiliriz. Burada 1,5 milyar liralık kamu yatırımından bahsediyoruz. Hükümetimiz, özellikle ulaşım altyapı projeleri kapsamında öncelikle buralara ödenek ayırıyor. Bu da devletimizin buralara ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Devletimiz buraya çok önemli katkılar sunuyor.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Kocasının Telefon Hattı Üzerinden Bylock Kullanan Fetö Sanığına 6 Yıl 3 Ay Hapis
ADANA (AA) - Adana'da, FETÖ'ye yönelik davada kocasının telefon hattı üzerinden ByLock kullanan sanığa 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanık H.Y. ile avukatı katıldı.Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, sanığın FETÖ'nün kriptolu haberleşme programı ByLock'u kocası A.Y. adına kayıtlı telefon hattına yükleyip kullandığını ve örgüt elebaşının talimatı sonrası Bank Asya'ya para yatırdığını belirterek, H.Y'nin 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan cezalandırılmasını istedi.Sanık H.Y. savunmasında, hakkındaki suçlamaların somut delillere dayanmadığını ve örgüt üyesi olmadığını iddia etti.Mahkeme heyeti, 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdığı sanığın mevcut halinin devamına karar verdi.
Reklam
Kocasının Telefon Hattı Üzerinden Bylock Kullanan Fetö Sanığına 6 Yıl 3 Ay Hapis
ADANA (AA) - Adana'da, FETÖ'ye yönelik davada kocasının telefon hattı üzerinden ByLock kullanan sanığa 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanık H.Y. ile avukatı katıldı.Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, sanığın FETÖ'nün kriptolu haberleşme programı ByLock'u kocası A.Y. adına kayıtlı telefon hattına yükleyip kullandığını ve örgüt elebaşının talimatı sonrası Bank Asya'ya para yatırdığını belirterek, H.Y'nin 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan cezalandırılmasını istedi.Sanık H.Y. savunmasında, hakkındaki suçlamaların somut delillere dayanmadığını ve örgüt üyesi olmadığını iddia etti.Mahkeme heyeti, 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdığı sanığın mevcut halinin devamına karar verdi.
Ermenistan'ın Saldırısında Ailesini Kaybeden Asker Kurbanov, Cepheye Gideceği Günü Bekliyor
NAFTALAN (AA) - İDRİS OKUDUCU - Ermenistan ordusunun attığı top mermesinin evine düşmesi sonucu bir oğlu dışında tüm ailesini kaybeden Azerbaycanlı asker, işgal altındaki toprakları kurtarmak için yeniden cepheye gideceğini söyledi. Ermenistan ordusu tarafından 27 Eylül'de fırlatılan top mermilerinin evine isabet etmesiyle, eşi, anne, baba ve 2 çocuğunu kaybeden Nadir Kurbanov, kanlı saldırıyı ve sonrasını AA muhabirine anlattı. Azerbaycan ordusunda 6 yıldır görev yapan Kurbanov, Ermenistan güçlerinin, çatışmaların başladığı gün sivil yerleşim birimlerini ağır topçu atışlarıyla vurduğunu hatırlattı. O esnada kendisinin cephede, mevzilerde bulunduğunu aktaran Kurbanov, saldırılar artınca ailesini aradığını fakat annesi ile eşinin başka bir yere gitmeyi kabul etmediklerini belirtti. Naftalan kentine bağlı Kaşaltı Karakoyunlu adındaki köylerine yaklaşık 20 top mermisinin isabet ettiğini anımsatan Kurbanov, 'Bunların 4'üncüsü benim eve düştü. Duyunca hemen koştum geldim.' dedi. Eve vardığında korkunç bir manzarayla karşılaştığını gözü yaşlı şekilde anlatan Kurbanov, 15 yıllık eşi, annesi, babası ve 2 çocuğunun parçalanmış cesetlerini yerde gördüğünü aktardı. Kurbanov, Bakü'de okuyan en büyük oğlu dışında ailesinden kimsenin hayatta kalmadığını dile getirdi. 'Bundan sonra ne yapmayı planlıyorsunuz?' sorusuna Kurbanov, 'Hayatta kalan tek oğlumu en iyi şekilde büyütebilmek istiyorum.' yanıtını verdi. Kurbanov, hayatındaki en değerli varlık olan ailesini hatırlatan eve ve bahçesine adım atamadığını, eve her bakışında ailesinden anıların zihninde canlandığını ve bu acıya dayanamadığını söyledi. Cepheye tekrar gitmeye hazırlandığını aktaran Kurbanov, 'Vatan sağ olsun. Devlet ve milletimiz var olsun. Şu anda cephede değilim ancak yakın günlerde cepheye gideceğim.' diye konuştu. Azerbaycan ordusu, Ermenistan ordusunun sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine 27 Eylül'de karşı saldırı başlatmıştı.Mevzilerini kaybeden Ermenistan ordusu, Azerbaycan'ın sivil yerleşim birimlerine top ve füzelerle saldırısını sürdürmüştü.Ermenistan ve Azerbaycan, Moskova'da yapılan görüşmelerde, 10 Ekim saat 12.00'den itibaren geçerli olmak üzere Dağlık Karabağ'daki cenazelerin ve esirlerin değişimini öngören insani amaçlı ateşkes kararı almıştı.Ermenistan ordusunun, ateşkesin üzerinden 24 saat geçmeden Azerbaycan'ın Gence kentine füzelerle saldırması sonucu 10 kişi ölmüş, 35 kişi yaralanmıştı.Azerbaycan Başsavcılığı, 27 Eylül'den bugüne kadar Ermenistan'ın saldırıları nedeniyle 47 Azerbaycanlı sivilin yaşamını yitirdiğini, 222'sinin ise yaralandığını bildirmişti.Ermenistan'ın saldırılarında 1669 ev, 84 apartman, 301 kamu binası kullanılamaz hale geldi.
Ermenistan'ın Saldırısında Ailesini Kaybeden Asker Kurbanov, Cepheye Gideceği Günü Bekliyor
NAFTALAN (AA) - İDRİS OKUDUCU - Ermenistan ordusunun attığı top mermesinin evine düşmesi sonucu bir oğlu dışında tüm ailesini kaybeden Azerbaycanlı asker, işgal altındaki toprakları kurtarmak için yeniden cepheye gideceğini söyledi. Ermenistan ordusu tarafından 27 Eylül'de fırlatılan top mermilerinin evine isabet etmesiyle, eşi, anne, baba ve 2 çocuğunu kaybeden Nadir Kurbanov, kanlı saldırıyı ve sonrasını AA muhabirine anlattı. Azerbaycan ordusunda 6 yıldır görev yapan Kurbanov, Ermenistan güçlerinin, çatışmaların başladığı gün sivil yerleşim birimlerini ağır topçu atışlarıyla vurduğunu hatırlattı. O esnada kendisinin cephede, mevzilerde bulunduğunu aktaran Kurbanov, saldırılar artınca ailesini aradığını fakat annesi ile eşinin başka bir yere gitmeyi kabul etmediklerini belirtti. Naftalan kentine bağlı Kaşaltı Karakoyunlu adındaki köylerine yaklaşık 20 top mermisinin isabet ettiğini anımsatan Kurbanov, 'Bunların 4'üncüsü benim eve düştü. Duyunca hemen koştum geldim.' dedi. Eve vardığında korkunç bir manzarayla karşılaştığını gözü yaşlı şekilde anlatan Kurbanov, 15 yıllık eşi, annesi, babası ve 2 çocuğunun parçalanmış cesetlerini yerde gördüğünü aktardı. Kurbanov, Bakü'de okuyan en büyük oğlu dışında ailesinden kimsenin hayatta kalmadığını dile getirdi. 'Bundan sonra ne yapmayı planlıyorsunuz?' sorusuna Kurbanov, 'Hayatta kalan tek oğlumu en iyi şekilde büyütebilmek istiyorum.' yanıtını verdi. Kurbanov, hayatındaki en değerli varlık olan ailesini hatırlatan eve ve bahçesine adım atamadığını, eve her bakışında ailesinden anıların zihninde canlandığını ve bu acıya dayanamadığını söyledi. Cepheye tekrar gitmeye hazırlandığını aktaran Kurbanov, 'Vatan sağ olsun. Devlet ve milletimiz var olsun. Şu anda cephede değilim ancak yakın günlerde cepheye gideceğim.' diye konuştu. Azerbaycan ordusu, Ermenistan ordusunun sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine 27 Eylül'de karşı saldırı başlatmıştı.Mevzilerini kaybeden Ermenistan ordusu, Azerbaycan'ın sivil yerleşim birimlerine top ve füzelerle saldırısını sürdürmüştü.Ermenistan ve Azerbaycan, Moskova'da yapılan görüşmelerde, 10 Ekim saat 12.00'den itibaren geçerli olmak üzere Dağlık Karabağ'daki cenazelerin ve esirlerin değişimini öngören insani amaçlı ateşkes kararı almıştı.Ermenistan ordusunun, ateşkesin üzerinden 24 saat geçmeden Azerbaycan'ın Gence kentine füzelerle saldırması sonucu 10 kişi ölmüş, 35 kişi yaralanmıştı.Azerbaycan Başsavcılığı, 27 Eylül'den bugüne kadar Ermenistan'ın saldırıları nedeniyle 47 Azerbaycanlı sivilin yaşamını yitirdiğini, 222'sinin ise yaralandığını bildirmişti.Ermenistan'ın saldırılarında 1669 ev, 84 apartman, 301 kamu binası kullanılamaz hale geldi.
Reklam
Adana'da 1600 Litre Sahte İçki Ele Geçirildi
ADANA (AA) - Adana'da 1600 litre sahte içki ele geçirildi, iki şüpheli yakalandı.İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, kent merkezindeki iki adreste sahte içki üretimi yapıldığı bilgisini aldı.Adreslere eş zamanlı operasyon düzenleyen ekipler, 1600 litre sahte içki ve 35 gümrük kaçağı cep telefonu ele geçirdi.Polis, iki şüpheliyi gözaltına aldı.
Adana'da 1600 Litre Sahte İçki Ele Geçirildi
ADANA (AA) - Adana'da 1600 litre sahte içki ele geçirildi, iki şüpheli yakalandı.İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, kent merkezindeki iki adreste sahte içki üretimi yapıldığı bilgisini aldı.Adreslere eş zamanlı operasyon düzenleyen ekipler, 1600 litre sahte içki ve 35 gümrük kaçağı cep telefonu ele geçirdi.Polis, iki şüpheliyi gözaltına aldı.
Reklam
Tekirdağ, Normalleşme Sürecinde Sakinlik Arayanların Uğrak Yeri Oldu
TEKİRDAĞ (AA) - MESUT KARADUMAN - Tekirdağ, mavi bayraklı plajları, doğal güzellikleri, kamp alanları ve yamaç paraşütü pistleriyle normalleşme sürecinde sakinlik arayanların tercihi oldu.Ganos Dağı eteklerinde bulunan Uçmakdere'de doğayla iç içe zaman geçiren tatilciler, mavi ve yeşilin adresi Çamlıkoy Tabiat Parkı ile Şarköy ilçesinde bulunan mavi bayraklı plajlarda denizin keyfini çıkardı.Doğaseverler, Marmara Denizi kıyısında kamp alanlarında çadır kurma imkanı bulurken, Ganos Dağları'nın eteklerinde farklı pistlerden yapılan yamaç paraşütüyle de adrenalin dolu anlar yaşadı. Kentteki tarihi Rüstempaşa Camisi, Namık Kemal Evi ve Rakoczi Müzesi ise ziyaretçilerini tarihi yolculuğa çıkardı.Kent, doğal güzelliklerinin yanı sıra tescilli Tekirdağ köftesi ve 'peynir helvasıyla ziyaretçilerin damağına hitap ediyor.'Turizm algısı değişti' İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu, AA muhabirine, Tekirdağ'a gelen ziyaretçilerin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri çerçevesinde şehrin güzelliklerinin tadını çıkardığını söyledi. Salgının dünyada birçok şeyi etkilediğini ifade eden Hacıoğlu, 'Pandemi sonrası Türkiye'de ve dünyadaki turizm algısı değişti. Tarih ve kültür turizminin olduğu rotalardan şimdi artık daha çok doğayla iç içe turizm rotaları oluştu. Salgın sonrası insanlar doğayla iç içe zaman geçireceği turizm alanlarına yöneldi. Tekirdağ da bu açıdan İstanbul'a yakınlığının da verdiği avantajla doğayla iç içe zaman geçirmek isteyenleri ağırladı.' diye konuştu. Kamp, karavan ve yamaç paraşütü imkanları dolayısıyla çok sayıda kişinin kente geldiğini anlatan Hacıoğlu, şunları kaydetti: 'Türkiye'nin en güzel bağ rotalarından birisi de Tekirdağ'da bulunmakta. Bu da vatandaşların ilgisini çekiyor. Tüm bu özellikleri bir bütün olarak düşündüğünüzde, sevimli, misafirperver insanların olduğu Tekirdağ çok sayıda turisti ağırlamıştır. Pandemi döneminden sonra normalleşme sürecinde yaklaşık 2 milyon insan Tekirdağ'ı ziyaret etmiştir. Bunun 1 milyonu yazlıkçılardan oluşuyor. Özellikle son dönemde 12 güvenli turizm sertifikalı otel ve konaklama tesisinin bulunması nedeniyle ziyaretçiler burada konaklamaya da başladı. Günübirlik gelip dönen vatandaşlar, güvenli turizm sertifikası otel sayısının artmasıyla konaklamayı tercih etmeye başladı.''En çok İstanbullu geliyor'Uçmakdere Mahallesi'ndeki bir işletmenin sahibi Gülseren Gürkanlar da özellikle İstanbul'dan çok sayıda ziyaretçinin tatil için Tekirdağ'ı tercih ettiğini dile getirdi.Gürkanlar, kente gelenlerin buradan mutlu ayrıldığını belirterek, 'Tekirdağ her zaman tercih edilen bir kent ama özellikle pandemi sonrası daha cazip hala geldi. Buraya gelen, denizi, ormanı, kamp alanlarını, yöresel lezzetleri bir arada bulabiliyor. Bu yüzden Tekirdağ herkesin gözdesi haline gelmeye başlayan bir kent. Herkesin gelip, burada güzel zaman geçirip, güzel anılarla ayrılmasını bekliyoruz.' diye konuştu.
Libya'nın Terhune Kentinde Yaşanan Katliamın Acısı Hala Taze
İSTANBUL (AA) - AYDOĞAN KALABALIK - Libya ordusu tarafından ele geçirilmesinin üstünden 4 ay geçmesine rağmen, Terhune kentinde hala toplu mezarlar bulunurken, son haftada ortaya çıkarılan 3 mezardaki 12 cesetle, şimdiye toplam 14 toplu mezardan 70 ceset çıkarılmış oldu.Ülkenin doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin darbeci lideri Hafter’e bağlı milislerinin en acımasız ve gaddar grubu olarak bilinen 9. Tugay’ın bu kentten kaçarken ardında bıraktığı yıkım ve acı hala tazeliğini koruyor.Terhuneliler bölge sakinlerinden 250’den fazla kişinin kayıp olduğunu her fırsatta yetkililere ifade ederken, Trablus yönetimi kent kırsalında araştırmalarını sürdürüyor. 9. Tugay’ın ağır silahlarından bazılarını bu bölgede kamufle etme ihtimalini de araştıran Libya hükümeti, kent kırsalında 3 toplu mezar daha buldu.Son bir haftada ortaya çıkarılan 3 mezardaki 12 cesetle birlikte, bu zamana kadar toplam 14 toplu mezardan 70 ceset çıkarıldı. Bir konteynerin içinde yakılmış cesetlerin yanı sıra hastanelerde ele geçirilen cesetlerle birlikte Trablus’un güneyinden Terhune’ye kadarki 90 kilometrelik mesafede toplam 250’den fazla ceset bulundu.Libya hükümeti bu bölgede işlenen insanlık suçları hakkında uluslararası girişimlerde bulundu ve Hafter milislerini Terhune’de soykırım yapmakla suçlayarak BM İnsan Hakları Komisyonu’na müracaat etti.Uluslararası kuruluşlar devredeBirleşmiş Milletler (BM) Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Terhune’nin ele geçirilmesinin ardından, burada bulunan bir dizi toplu mezar hakkındaki raporları 'korkunç' olarak nitelendirdi.Ciddi endişelerini dile getiren UNSMIL, 'yargısız infazlar' hakkında 'acil bir soruşturma' yapılması çağrısında bulundu.Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ise Libya’daki son gelişmeler ve Terhune’de bulunan toplu mezarlar hakkında soruşturma başlatılacağını duyurmuştu.UCM Başsavcısı Fatou Bensouda 22 Haziran 2020’de yaptığı açıklamada, “Terhune’de bulunan toplu mezarlarda kadın ve çocukların cesetlerinin bulunduğuna dair kesin kanıtlar olduğunu” söylemişti.BM tarafından Libya’daki durumla ilgili 3 bağımsız araştırmacının tayin edileceği de açıklanmıştı ancak henüz bir rapor yayınlanmadı.Terhune’deki toplu mezarlardan sorumlu tutulan Kani milisleri ve kabilesiLibyalılar Terhune’de işlenen insanlık dışı vahşeti Kani milislerinin işlediği söylüyor. Eylül 2019’da Hafter’in generali Abdulvehhab el-Makri’nin yanı sıra Muhsin el-Kani ve kardeşi Abdulazim’in öldürülmesinin ardından, Kani milislerinin intikam almak için Terhune’de katliam yaptığı tahmin ediliyor.Kani milislerinin Terhune’de kontrolü ele geçirebilmek için En-Neaci gibi bazı kabileleri tamamen tasfiye ettiği, kentteki nüfuzlu ve zengin bazı ailelerin ileri gelenlerini ise rehin aldığı biliniyor.Söz konusu milisler Terhune kentindeki Kani kabilesi üyeleri ve dışarıdan kendilerine katılan silahlı çetelerden oluşuyor. 2012 yılında bu kabileden birisinin silahlı bir grup tarafından öldürülmesinin ardından, kabilenin üyeleri intikam almak için bir milis grubu oluşturarak, diğer kabilenin kadınları ve çocuklarını dahi öldürdü. Muhsin el-Kani ve diğer 5 kardeşinin önderliğindeki Kani milis grubu, kabilenin desteğini arkasına alarak, bölgede Kaddafi tarafından kurulmuş Sadıklar Tugayı’nın karargahını bastı.O dönemde karargahta ağır ve hafif silahların hepsine el koyan Kani milisleri, diğer kanun kaçaklarının da kendilerine katılmasının ardından Terhune’de kontrolü tamamen ele geçirdi. Kendilerine karşı gelen kabilelere intikam saldırıları düzenleyerek korku saldı.Libyalı görgü tanıkları, Kani milislerinin Nisan 2019’da Hafter milislerine katılana kadar, Terhune’de ve kırsalında bulunan 13 küçük kabileyi tamamen ortadan kaldırdığı birçoğunu da sürgüne zorladığını söylüyor.Kani milislerinin başında Muhsin el-Kani (37) bulunuyordu. Abdulazim (23) ise onun yardımcısıydı.Abdulhalık (57) milislerin kabilelerle irtibatını sağlarken, Muhammed (50) Medhali Selefilere mensup olduğu için Şeyh olarak isimlendirilmekteydi. Abdurrahim (40) ise iş adamı olarak grubun ekonomik durumundan sorumlu isimdi.Abdurrahim Terhune düşmeden önce Trablus’a saldırı düzenleyen bir milis grubu daha kurmuş ve onların başına geçmişti.Kani kabilesini devlet bünyesine alma girişimi2017 yılı başlarında Kani kabilesini ehlileştirme ve devlet bünyesine alma girişimi başlatıldı. Savunma Bakanlığına bağlı 8. Tabur olarak görev yapmaları planlanıyordu. Bu şekilde bölünerek yönetilmeleri hedefleniyordu.Başsavcılık 2017 yılı ortalarında kabileden 14 kişi hakkında yakalama emri çıkardı. Bunlar arasında Muhsin, Abdulazim ve Muhammed el-Kani kardeşler de bulunuyordu. Bu durum Kanilerin Trablus yönetimi ile aralarını açtı.Eylül 2017'de Trablus’a saldıran Kani milisleri, Terhune kabilesi mensuplarının yoğunlukta yaşadığı başkentin güney bölgelerinde kontrolü ele geçirdi. Ekim 2018’de “Trablus’u Himaye Güçleri” Kani milislerini bölgeden çıkarsa da kontrolü sağlayamadı. 2019 Ocak ayında Kaniler başkentin güneyini tekrar işgal ettiler.Trablus hükümeti için Kani milisleri Ocak 2019’dan sonra en büyük endişe kaynağı oldu. Çünkü Kaddafi’nin özel timlerinden General Muaziz 32. Taburu da onlara katılmıştı.Kani milislerinin Hafter ile işbirliğiTrablus’u ele geçirmeyi hedefleyen darbeci Hafter, Kaniler ile iş birliği yapmak için harekete geçti. Güçlerini Cufra’da konuşlandıran Hafter, Kaddafi dönemi komutanlarından General Abdulvehhab el-Makri’nin komutanlığında 7. Tugay’ı kurdu. Yardımcılığına ise Muhsin el-Kani’yi atadı.Hafter bu şekilde Kaddafi dönemi kalıntılarını tek çatı altında toplamak ve Kani milislerinin de desteği ile Trablus’u ele geçirmek istiyordu. 4 Nisan 2019 tarihinde Trablus’a saldırı emri verdiğinde en büyük dayanaklarından birisi Kani milisleriydi.Trablus’un güney semtlerinden Kasr bin Gaşir ile başkentin güneyindeki Trablus Havaalanı’na yapılan ilk saldırıları Kani milisleri düzenledi.Ancak Eylül 2019’da düzenlenen hava saldırısında General Abdulvehhab el Makri’nin yanı sıra Kani milislerinin başında bulunan Muhsin ve Abdulazim kardeşler öldürüldü.Bu saldırıda Hafter’in parmağı olduğu, Kani milislerini kontrolü altına alabilmek için Kani kardeşleri tasfiye ettiği iddia edildi.Hafter milislerinin, bu tarihten sonra Trablus’un doğusundaki en önemli karargahı Terhune oldu. Terhune’nin Haziran 2020’de düşmesinin ardından Libya ordusu için Sirte’nin yolu açıldı.Terhune’deki Haravide, Deymi, Avaşiriyye ve Hamidi gibi kabileler Kanilerin zulmüne uğradı. Terhune’de yaşanan zulmün ortaya çıkarılmasının uzun yıllar süreceği tahmin ediliyor.
İzmir'de Sahte İçkiden Zehirlendiği Belirtilen 1 Kişi Daha Hayatını Kaybetti
İZMİR (AA) - İzmir'de sahte içkiden zehirlendiğini belirterek hastaneye başvuranlardan 1'inin daha yaşamını yitirmesiyle kentte ölenlerin sayısı 22'ye çıktı.İzmir'in Foça ilçesinden metil alkol zehirlenmesi şüphesiyle Ege Üniversitesi Hastanesi'ne başvuran ve Karşıyaka'daki özel bir hastaneye sevk edilen Barbaros Hayrettin Öz, dün gerçekleşen beyin ölümünün ardından bugün hayatını kaybetti.Böylece, İzmir'de 9 Ekim'den bu yana sahte içkiden zehirlendikleri şüphesiyle hastaneye başvuranlardan ölenlerin sayısı 22'ye yükseldi.Kentte sahte içki zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırılanlardan 6'sı 10 Ekim'de, 4'ü 11 Ekim'de, 6'sı 12 Ekim'de, 2'si 13 Ekim, 3'ü ise 14 Ekim'de ölmüş, dün kayıp yaşanmamıştı.
Grafikli - Tayland'da Hükümet Karşıtları, Anayasal Reform İçin 1 Yıldır Sokaklarda
BANGKOK (AA) - ÖMER FARUK YILDIZ - Tayland'da ordu ve monarşinin ülkede siyasete ve toplumsal özgürlüklere yönelik baskılara karşı geçen yıldan bu yana protesto düzenleyen muhalifler, demokrasi ve ifade özgürlüğü için anayasal reform istiyor.Ülkede 2014'te gerçekleşen askeri darbeden sonra 2019'da demokrasiye dönmek üzere yapılan tartışmalı genel seçimlerin ardından başlayan protestolar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve hükümetin kısıtlamalarına rağmen sürüyor. Çoğunluğu öğrenciler ve gençlerden oluşan farklı gruplardan protestocuların bazıları eğitim sistemine karşı çıkarken, bazıları seçim ve monarşi kanunlarında reform yapılmasını talep ediyor.Muhalefet partisinin yasaklanması, protestoları tetikledi14 Aralık 2019'da başlayan protestoların fitilini, aynı yıl 24 Mart'ta yapılan ve Başbakan Prayut Çan-oça'nın yeniden iktidara geldiği genel seçimlerden sonraki gelişmeler ateşledi.Anayasa Mahkemesi, seçimlerde yüzde 17 oy alarak Meclisin 3. büyük partisi olan İleri Gelecek Partisi'nin (FFP) Genel Başkanı Thanathorn Juangroongruangkit'i, 'seçim kanununu ihlal ettiği' gerekçesiyle 20 Kasım'da milletvekilliğinden ihraç etti. Muhalif liderin milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından binlerce destekçisi, 14 Aralık 2019'da başkent Bangkok'ta toplanarak, kararı protesto etti. Anayasa Mahkemesi, 2 ay sonra FFP'yi tamamen yasaklama kararı aldı. Genç seçmenlerin desteğini alan partinin yasaklanması, protestoları daha kalabalık hale getirdi fakat aynı tarihlerde ülke genelinde Kovid-19'un yayılması üzerine protestolara ara verildi.Kovid-19 vakalarının düşmesiyle protestolar devam ettiTayland hükümeti, Kovid-19'un yayılmasını önlemek amaçlı 26 Mart'ta ülke genelinde olağanüstü hal (OHAL) ilan etti. Virüsün kısa sürede kontrol altına alınmasının ardından protestocular, temmuzda yeniden sokağa çıkma kararı aldı. 18 Temmuz'da Bangkok'ta toplanan 'Özgür Gençlik' adlı grup, hükümetten parlamentonun feshedilmesi, anayasal reform ve muhaliflere karşı baskıların son bulması taleplerinde bulundu.3 Ağustos'ta insan hakları savunucusu Arnon Nampa'nın liderliğinde toplanan bir grup, ülke tarihinde ilk defa Tayland Kralı'nı eleştirerek monarşi reformu istedi. Monarşiyi eleştiren protestolar daha sonra büyüyerek devam etti. 10 Ağustos'ta Bangkok'taki Thammasat Üniversitesinde okuyan bir grup öğrenci, Tayland Kralı'nı eleştirenlere hapis cezası veren 'Kral'a ihanet yasasının' kaldırılması talebinde bulundu. Üniversite öğrencilerinin protestosundan 6 gün sonra yaklaşık 10 bin kişilik bir grup, Bangkok'taki Demokrasi Anıtı etrafında toplanarak 'monarşi reformu' çağrısını sürdürdü.2014'ten bu yana en kalabalık gösteri yapıldıEylülden itibaren daha da kalabalıklaşan protestolar, kitlesel hale gelerek Bangkok'un dışında Khon Kaen ve Nakhon Ratchasima gibi şehirlere taşındı. 19 Eylül'de Bangkok'ta yaklaşık 50 bin kişinin katıldığı gösteri, 2014 darbesinden sonraki protestonun ardından en kalabalık gösteri oldu. Kovid-19'a rağmen büyük kalabalığın toplandığı gösterinin ardından 20 Eylül ve 14 Ekim'de Bangkok'ta monarşi ve seçim reformu için geniş katılımlı gösteriler yapıldı. Taylandlı muhalifler, protestolarını meydanların dışında internet ortamında da gerçekleştirdi.Tayland Kralı Maha Vajiralongkorn'un müsrif bir hayat yaşadığını ve halkın sorunlarıyla ilgilenmediğini iddia eden çok sayıda internet kullanıcısı, 22 Mart'ta Twitter'da 'Neden bir Kral'a ihtiyacımız var?' başlıklı etiket kampanyası başlattı. Etiket bir gün içinde 1,2 milyon kullanıcı tarafından paylaşıldı.Geçen ayki protestoların ardından hükümetin somut bir adım atmaması üzerine Twitter'da, 'Tayland Cumhuriyeti' başlıklı ayrı bir etiket kampanyası yapıldı. Monarşiye hakaret olarak algılanan etiket, 820 binden fazla kullanıcı tarafından paylaşıldı.Protestocular ne istiyor?Modern tarihinde 13 askeri darbe yaşayan Tayland'da iktidarların büyük çoğunluğu, askeri cuntalardan oluşuyor. Tayland ordusu, halkın bir kesiminin desteklemediği monarşiyi koruduğu için bu iki yapı, birbirine karşılıklı destek veriyor. Monarşi ve ordu arasındaki dayanışma, Tayland'da ordunun siyasete karışması ve demokrasi yanlısı muhalif siyasetçilerin bastırılmasında büyük rol oynuyor.2016'da düzenlenen referandumda kabul edilen ve seçim sisteminde önemli değişiklikler öngören anayasa değişikliği, bunun son örneği olarak yorumlanıyor.2017'de onaylanan yeni anayasa, genel seçimlerin ardından parlamentoda yapılan başbakanlık oylamasına, seçilmiş milletvekillerinin yanı sıra cunta yönetiminin atadığı senatörlerin de katılmasına hak tanıyor.Seçim kanunundaki bu değişikliğin Başbakan Prayut Çan-oça ve cunta yanlısı partilerin iktidarını teminata aldığını iddia eden protestocular, değişikliğin iptal edilip seçimlerin askeri cunta etkilerinden bağımsız bir şekilde yapılması ve cuntayı destekleyen monarşinin siyasete karışmamasını istiyor.Tayland Kralı'na tepkilerMonarşinin siyasete karışmasının yanı sıra Tayland Kralı Vajiralongkorn'un hayatının büyük bir kısmını Almanya'da geçirmesi ve lüks harcamalarıyla gündeme gelmesi, protestocuların tepkisini çeken konular arasında.Protestocular, Kral'ın lüks harcamalardan kaçınıp mütevazı yaşaması, Tayland'da ikamet etmesi, siyasetten elini çekip anayasal monarşinin gereğince hareket etmesi gibi taleplerde bulunuyor. Tayland Kralı'na eleştiriyi suç olarak gören 'Kral'a ihanet yasasının' kaldırılması da protestocuların gündeminde. Hükümetin protestolara cevabıYaklaşık 1 yıldır süren protestolarda güvenlik güçleri şimdiye kadar çok sayıda göstericiyi gözaltına aldı.Geçen ayki protestoların ardından Başbakan Prayut, anayasal reform taleplerine olumlu cevap vererek bu konuyu Mecliste oylamaya sunacağını açıkladı, fakat teklif Meclisten oy çokluğuyla reddedildi.Protestoların son iki aydır kalabalık bir şekilde sürmesi üzerine hükümet 15 Ekim'de, 5'ten fazla kişinin toplanmasını yasaklayan olağanüstü durum ilan etti.Kararın ardından Bangkok'ta toplanan yaklaşık 10 bin protestocu, hükümetin tedbirlerini dinlemeyerek gösterileri sürdürüyor.
Reklam