onedio
Gaziantep'te Uyuşturucu Operasyonunda 6 Şüpheli Yakalandı
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep'in Nizip ilçesinde, üst aramalarında bir miktar uyuşturucu ve 3 tüfek ele geçirilen 6 şüpheli gözaltına alındı. Nizip İlçe Emniyet Müdürlüğü NARKOTİM ekipleri, uyuşturucu ticareti ve kullanımını önlemeye yönelik çalışma yürüttü. Bu kapsamda 6 zanlının üst aramasında, 3 tüfek ve satışa hazır bir miktar uyuşturucu ele geçirildi. Uyuşturucu ve tüfeklere el koyan ekipler, 6 şüpheliyi gözaltına aldı.
Gaziantep'te "Temassız Oyun Şenliği" Düzenlendi
GAZİANTEP (AA) - Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde eğitim çalışmalarında temassız oyunların öne çıktığını söyledi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile İl Milli Eğitim Müdürlüğünce Masal Parkı'nda gerçekleştirilen 'Temassız Oyun Şenliği'ne video konferans yöntemiyle katılan Selçuk, etkinlikteki katılımcıları, öğrenci ve öğretmenleri selamladı.Gaziantep'te öğretmen ve öğrencilerle temassız oyunlar konusunda çok güzel bir etkinliğin yapıldığını ifade eden Selçuk, 'Böylesine zorlu ve sağlık açısından sıkıntılı günlerde dünyanın bütün ülkelerinde Kovid-19 salgını dolayısıyla yaşanan problemli bir dönemde sizlerin bir güneş gibi açacak projelerle uğraşıyor olmanız ve bunları hayata geçirmeniz gerçekten çok önemli. Bu etkinliğin bizim açımızdan çok çok büyük bir kıymeti var.' dedi.Temassız oyunlar üzerine çalışma yaptıklarına işaret eden Selçuk, şöyle konuştu:'Biz böyle bir süreci nasıl yönetelim konusunda ekip arkadaşlarımızla konuşurken ve onların da tavsiyeleri sonucunda temassız oyun konusunu öne çıkardık. Çünkü oyun bizim en önemli aracımız, oyun bizim eğitimde kullandığımız en güzel metot. O yüzden de oyun vasıtasıyla hijyen kurallarını ve uzaktan eğitimle ilgili bazı hususları paylaşıyor olmak bizi çok rahatlatıyor. Çocuklarımıza doğrudan doğruya akademik bir içerik yerine oyun vasıtasıyla paylaşımda bulunmak hepimizi rahatlatıyor. Katkı veren akademisyen arkadaşlarımız var, onlara teşekkür ediyorum. Öğretmenlerimiz inanılmaz sahiplendi. Emin olun Türkiye'nin her yerinden 'Merhaba' diyorlar, temassız oyunlar yapılıyor ve bu bizleri çok mutlu ediyor. Sizin de böyle bir işe ve etkinliğe sahip çıkmanız her zaman olduğu gibi çok mutlu etti. Orada çocuklarımızın mutluluğu, öğretmenlerimizin sevinci ve buluşmanın tadı hepimize gerçekten büyük bir mutluluk veriyor. Katkısı olanlara çok teşekkür ediyorum. Hepinizi kutluyorum. Umutsuzluğa yer yok.''Oyun deyip geçmememiz gerekiyor'Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de çok özel bir dönemden geçildiğini ve bir an önce maskelerden kurtulmak istediklerini belirtti.Salgından kurtulmak için ilk öncelikle kurallara uyulması gerektiğine dikkati çeken Şahin, 'Bu virüsü bir an önce hayatımızdan yok etmemiz gerekiyor. Ama bir taraftan da hayat devam ediyor. Okullarımız açıldı. Oyun sadece oyun değil, bakın çocuklarımızı geleceğe hazırlıyoruz. Sizler bizim gözümüzün nuru, başımızın tacı, geleceğimizsiniz. Sizi geleceğe hazırlarken tek başına kitaplarla olmuyor. Oyun zihinsel gelişim sağlıyor. Oyun deyip geçmememiz gerekiyor. Oyunları bir eğitim yönetimi şeklinde kullanabiliyoruz.' ifadesini kullandı.İl Milli Eğitim Müdürü Yasin Tepe de 4 gün boyunca öğretmenlere temassız oyunlar hakkında eğitimlerin verildiğini dile getirdi.Kentteki 630 öğretmenin bu eğitimleri aldığını aktaran Tepe, 'Bu eğitim alan öğretmenlerimiz kendi okullarında diğer öğretmen arkadaşlarımıza da anlatacaklar ve Gaziantep'te yaklaşık 31 bin 500 öğretmenizin tamamı bu eğitimlerden yararlanacak. Yaklaşık 600 bin çocuğa da söz konusu eğitimi vereceğiz.' diye konuştu.Çok sayıda öğretmen ve öğrencinin katıldığı etkinlikte, okul öncesi ve ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin maske, sosyal mesafe ve kişisel temizlik koşullarını kolayca içselleştirip okula eğlenceli, sağlıklı ve mutlu şekilde başlayabilmeleri amacıyla hazırlanan oyunlar hakkında Trabzon Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Erdoğan tarafından eğitim verildi.Şenlikte Erdoğan çocuklara temassız oyunlar da oynattı.
Sakarya'da Yunus Polislerinin Yaralandığı Kazaya İlişkin 3 Gözaltı
SAKARYA (AA) - Sakarya'nın Erenler ilçesinde Yunus ekibinden 2 polisin, yolcu minibüsü ile çarpışarak yaralandığı kazaya ilişkin 3 kişi gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, dün akşam Yunus polislerinden kaçarak kaza yapmalarına neden olan şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.İncelemelerin ardından söz konusu aracın yerini belirleyen ekipler, araç sürücüsü ve yanındaki şüpheli ile motosikletli ekibin çarpıştığı minibüsün şoförünü gözaltına aldı.Araçla kaçan iki şüphelinin ehliyetlerinin olmadığı ve kullandıkları aracın trafikten men edildiği öğrenildi. Öte yandan, durumu ağır olan polislerden Mehmet Tekcan ile vücudunda kırıklar bulunduğu belirlenen Özkan Aslan'ın hastanedeki tedavisi sürüyor.Dün akşam saatlerinde Yunus ekibi, sürücüsü 'dur' ihtarına uymayan bir aracın peşine düştüğü esnada Erenler Mahallesi 1139 Nolu Sokak'ta yolcu minibüsü ile çarpışmış, motosikletten düşerek yaralanan polis memurları Tekcan ile Aslan, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılmıştı.
Belçika'da Kovid-19 Vakalarındaki Artış Durmuyor
BRÜKSEL (AA) - Belçika'da yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalananların sayısının günlük ortalaması 6 bine yaklaşınca federal hükümetin yeni önlemler açıklayacağı bildirildi.Günlük sayılar yerine haftalık verilerin günlük ortalamasını yayımlayan Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsünün rakamlarına göre, 6-12 Ekim haftasında vaka sayısı bir önceki haftaya kıyasla yüzde 96 artarak 5 bin 976 oldu. Ülkede salgının başından bu yana hastalığa yakalananların sayısı 191 bin 959'a çıktı. Bugüne kadar 10 bin 283 kişi hayatını kaybetti.Vaka sayılarıyla birlikte hastanelerdeki doluluk oranı da artıyor. Belçika genelinde 1949 kişi Kovid-19 tedavisi görüyor. Hasta sayısı bir günde yüzde 10 arttı. Kovid-19 hastalarının 327'si yoğun bakımda bulunuyor.Yoğun bakım ünitelerinde hastalar artınca hükümet hastanelerden yoğun bakım yataklarının yarısının Kovid-19 hastalarına ayrılmasını istedi. Hastaneler de bir süredir acil olmayan hastalıkların tedavisi ve ameliyatları ertelemeye başladı.Son haftalarda vakalardaki artışın durdurulamaması üzerine federal hükümet bugün halk sağlığı yetkilileriyle toplantı yaparak yeni önlemleri görüşecek. Geçen bahardaki gibi sıkı bir sokağa çıkma kısıtlaması getirilmesi beklenmiyor. Okulların da eğitimi sürdüreceği ifade ediliyor.
Reklam
35 Kişiyi Dolandırmış: Dolandırıcnın Kullandığı Hattı Aldı, Başına Gelmeyen Kalmadı...
İstanbul Maltepe’de cep telefon hattı alan gencin başına gelmeyen kalmadı. Gelen aramalar sonucu aldığı cep telefon hattının önceden bir dolandırıcıya ait olduğunu öğrenince hayatının şokunu yaşadı. Aldığı hattın başına iş açtığını ve mağdur olduğunu belirten D.Ö., ''Arayan kişiler Sait isimli kişinin 35 kişiyi dolandırdığını söylediler. En son arayan kişi ise Sait isimli şahsın ortağıydı, onu da dolandırmış. Bir numara aldım, başıma bela oldu' diye konuştu.
Grafikli "Türk Şiirinin Dede Korkut'u: Bahaettin Karakoç"
İSTANBUL (AA) - FATİH TÜRKYILMAZ - Türk edebiyatında 'Dede Korkut' ve 'Beyaz Kartal' olarak anılan şair ve yazar Bahaettin Karakoç, vefatının ikinci yılında yad ediliyor. Şair bir ailenin üç çocuğundan biri olan Bahaettin Karakoç, 1930'da Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde dünyaya geldi.Şair Abdürrahim Karakoç'un ağabeyi olan Bahaettin Karakoç, ilkokulu sonradan Ekinözü adıyla ilçe olacak Cela Köyü'nde, ortaokulu da Düziçi ilçesi ile Ankara'daki Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde tamamladı. Henüz ilkokul 3. sınıftayken bir haftada Osmanlı Türkçesini öğrenip, bir ayda da Kur'an-ı Kerim'i okumayı bitirdi.Şiiri bir ağaca benzeten şair, bu sanatı tanımlarken şu ifadeleri kullanmıştı:'Yarar yönünden ister meyve versin, ister gölge, ister yaş olsun ister kuru, ister bir tenhada dikili dursun, ister bir eşya olarak evimizin bir yerinde otursun, ağaç hep aynı ağaçtır, muhakkak bir yerde ihtiyacımızı karşılar. Sağlam bir etik, ilkeli bir estetik ve helal ölçekli bir yarar sarmalında şiir de tıpkı bir ağaç gibidir. Sanatı besleyen bu üç ana arterdir. Kalbin bir zikir aracı olan şiir, trajik bir iç yangını, aşkın sıcak kanatları altında doğan bir kutsanmış sözler armonisi ve dört kelimeyle özetleyecek olursak evrensel bir dua biçimidir. Mutlak gerçeğe, mutlak güzele yönelmenin dillenişi ve kalbin dirilişidir.'Karakoç, kendi deyişiyle, ölünceye kadar yakasını bırakmayacak olan şiirin rüzgarına da öğrencilik yıllarında yakalandı. Hatırda kalıcı, duygu ve düşünce yüklü, sanat değeri yüksek şiirleriyle üne kavuşan Karakoç'a 'Beyaz Kartal', 'Türk Şiirinin Dede Korkut'u' ve 'Türk Şiirinin Türkmen Dervişi' gibi unvanlar verildi.Usta şair, eserlerinde asıl adının yanı sıra 'Baha Deliorman', 'Said Yaylalı', 'Ekinözülü Aşık Rahmani' mahlaslarını da kullandı.Memuriyete 29 Ağustos 1944'te başlayan şair, Kahramanmaraş'taki sağlık kuruluşlarında 32 yıl 8 ay sağlık memuru olarak çalıştıktan sonra kendi isteğiyle 1982'de görevinden emekli oldu.Şiirde biçimi bir enstrümana benzetirdiKarakoç'un kaleme aldığı ilk şiiri 'Cela Köyü', henüz 12 yaşındayken 1942'de Yurt gazetesinde yayımlandı.Türk şiirine ve halk müziğine 'Mihriban' gibi birçok önemli eserleri kazandıran şair Abdürrahim Karakoç'un ağabeyi olan Bahaettin Karakoç, şiirde biçimi bir enstrümana benzettiğini her fırsatta dile getirdi.Karakoç, 1960'lara kadar yazıp çeşitli dergilerde yayınlattığı şiirlerini kitaplarına almadı. Birebir yaşadıklarını yazan, yazarken de yeniden yaşayan Karakoç'un edebiyat dünyasına asıl girişi 1973'te yayınlanan 'Seyran' kitabıyla başladı.Akşam gazetesiyle Türk Kadınlar Birliği'nin 1962'de düzenlediği Türkiye çapındaki bir edebiyat yarışmasında 'İsa ile İshak' adlı hikayesiyle ikincilik ödülü alan yazar, 1983'te Kayseri Sanatçılar Derneğince yılın şairi seçildi.'Bir Çift Beyaz Kartal' adlı kitabıyla 1986'da şiir dalında Türkiye Yazarlar Birliği ödülünü alan Karakoç, 1986'da çıkarmaya başladığı ancak 37 sayının ardından ekonomik sebeplerden dolayı kapatmak zorunda kaldığı 'Dolunay Sanat ve Edebiyat Dergisi'ni çıkarmanın yanı sıra ülkenin dört bir yanından şairlerin katılımıyla 16 yıl aralıksız yapılan 'Geleneksel Dolunay Şiir Şöleni'ni düzenledi.Kurduğu 'Dolunay Yayınları' ile yazarlığa ve şiire meraklı gençleri, edebiyat dünyasına kazandırmayı amaçlayan usta şair, Kültür ve Turizm Bakanlığınca, 1989'da Struga Uluslararası Şiir Akşamları Festivali'ne gönderildi ve festivalde tebliğ sundu.Karakoç, Diyanet Vakfınca 1991'de düzenlenen 'münacat' yarışmasında 'Beyaz Dilekçe' isimli şiiriyle birincilik ödülü, 1993'te 'Türkçenin Uluslararası 2. Şiir Şöleni' için gittiği Kazakistan'ın Almatı şehrinde 'Büyük Abay Ödülü', 1997’de Malatya Büyükşehir Belediyesinin açtığı 'Malatya' konulu şiir yarışmasında birincilik ödülü aldı.Tarsus Belediyesince 2004'te düzenlenen 'Karacaoğlan Şelale Şiir Akşamları' etkinliklerinde her yıl bir şaire verilen 'Karacaoğlan Onur Ödülü' ile İstanbul Küçükçekmece Belediyesince 2011'de takdim edilen 'Onur Ödülü'nün sahibi olan şair, 2012'de ise İstanbul Sultanbeyli Belediyesince verilen 'Türk Şiirine Hizmet Ödülü'ne layık görüldü.Mesleğini soranlara 'şairim' diye cevap verirdi'Türk edebiyatında 'Dede Korkut' ve 'Beyaz Kartal' olarak anılan Şair Bahaettin Karakoç'a Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesince (KSÜ), 2014'te 'fahri doktora' unvanı verildi.Bir kaza sonucu 2015'te beyin kanaması geçiren Karakoç, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesinde ameliyat edildi. Şair Karakoç'un adına, Türk edebiyatına katkılarından dolayı, Kahramanmaraş Milli Eğitim Müdürlüğünün teklifi ve Kahramanmaraş Valiliği'nin oluruyla, 2015'te Bahaettin Karakoç İlkokulu yaptırıldı.Türkiye Yazarlar Birliği tarafından '2015 yılı Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları Ödülleri'nde 'Üstün Hizmet' ödülüne layık görülen Karakoç'un şiir, hikaye ve yazıları Hisar, Varlık Yıllığı, Türk Edebiyatı, Dolunay, Doğuş Edebiyat, Milli Kültür, Kültür ile Sanat gibi çok sayıda sanat ve edebiyat dergisinde yayımlandı.Halk şiirine daha yakın olan şiir anlayışını son dönemlerinde modern tarzla birleştirip kendine özgü yeni bir çizgi ortaya koymayı başaran usta şair, mesleğini soranlara 'şairim' diye cevap verirdi. Karakoç'un birçok şiiri, farklı formlarda bestelendi.Karakoç, rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Bölümünde yapılan müdahaleye rağmen 17 Ekim 2018'de hayatını kaybetti.'Kötü şaire, şiire tahammülü yoktu'Folklor araştırmacısı ve şair Nail Tan, Karakoç'un vefatının ardından kaleme aldığı bir yazısında, 'Rahmetli şair, zaman zaman görüştüğüm sanatçılardan biriydi. Kötü şaire, şiire tahammülü yoktu. Eleştirisini hiç çekinmeden yapar, sözünü kimseden sakınmazdı. Bir şair gibi, duygu ve heyecan kasırgaları arasında, yüreğinin sarayında yaşayarak aramızdan ayrıldı. Şiirleriyle hep Türk edebiyatı kitaplarında ve aramızda yaşayacak.' ifadelerini kullanmıştı. Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı ise 'Anadolu insanının kıymetlisi: Bahaettin Karakoç' başlıklı yazısında Karakoç'u, şu sözlerle anlatmıştı:'Bahaettin Karakoç için 'Türk Şiirinin Beyaz Kartalı' denir. Bence şairi en güzel anlatan tanımlamalardan biridir. Vefat edenlerin ardından 'Kıymeti bilinmedi' sözü, adet olduğu üzere sürekli tekrarlanır. 'Karakoç için kıymeti bilinmedi' diyemeyiz. Çünkü o, Anadolu insanının her zaman en kıymetlilerinden oldu.'EserleriŞair Bahaettin Karakoç, 'Mevsimler ve Ötesi', 'Seyran', 'Zaman Bir Beyaz Türküdür', 'Sevgi Turnaları', 'Ay Şafağı Çok Çiçek', 'Kar Sesi', 'İlkyazda', 'Bir Çift Beyaz Kartal', 'Menzil', 'Uzaklara Türkü', 'Güneşe Uçmak İstiyorum', 'Şiir Burcunda Çocuk', 'Beyaz Dilekçe', 'Güneşten Öte', 'Dolunay Şiir Güldestesi', 'Leyl-ü Nehar Aşk', 'Aşk Mektupları', 'Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman', 'Ay Işığında Serenatlar', 'Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri', 'Ben Senin Yusuf’un Olmuşum', 'Gündemde Yine Aşk Var', 'Seyran', 'Sabah Esintileri' ve 'Kar Sesi' adlı eserlere imza attı.'Beyaz Dilekçe', 'Bir Çift Beyaz Kartal', 'Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman', 'Kar Sesi' ve 'Seyran'la başlayan Bahaettin Karakoç'un Bütün Eserleri serisi, Nar Yayınları tarafından okurla buluşturuluyor.
Reklam
Grafikli - Seine Nehri'nin Cezayirli Kanı Aktığı Gün: 1961 Paris Katliamı
PARİS (AA) - ALAATTİN DOĞRU/YUSUF ÖZCAN - Fransa’da, Cezayir’deki bağımsızlık hareketine destek için toplanan 30 bine yakın Cezayirlinin düzenledikleri barışçıl gösteri sırasında yaklaşık 400 göstericinin katledilerek Seine Nehrine atıldığı '1961 Paris Katliamı', geçen 59 yıla rağmen hafızalardan silinmiyor. Fransa, kurbanların yakınlarının tüm çabalarına rağmen 37 yıl görmezden geldiği katliamla ilgili 1998’de sadece 40 kişinin öldüğünü açıklayarak, katliamın boyutunu gizlemeye çalıştı.Ardından 17 Ekim 2001’de Paris'in sosyalist Belediye Başkanı Bertrand Delanoe tarafından ölenleri anmak için Saint Michel Köprüsü’ne bir levha dikilse de Fransa, katliamı halen 'devlet suçu' olarak tanımadı.Tarihindeki katliamları tanımaktan kaçan Fransa, Cezayir’deki sömürge yönetimi sırasında (1830-1962) işlediği soykırımda katlettiği Cezayirli direnişçilerin kalıntılarını Paris’teki İnsan Müzesi'nde bulunduruyor.Katliam öncesi sadece Cezayir kökenlilere yönelik sokağa çıkma yasağıFransa'da 6 Ekim 1961'de, Paris civarında yaşayan Müslüman Cezayirliler için sokağa çıkma yasağı konuldu. Ülkelerindeki bağımsızlık mücadelesine destek için 17 Ekim 1961’de sokağa çıkan 30 bine yakın Cezayirli, en küçük bir olaya karışmadan barışçıl bir gösteri düzenlerken, göstericiler Nazi iş birlikçisi olarak nitelenen Paris Polis Müdürü Maurice Papon'un emri üzerine polisin sert müdahalesiyle karşılaştı.Binlerce kişinin yaralandığı, yaklaşık 14 bin kişinin gözaltına alındığı olayda kaç kişinin hayatını kaybettiği resmi olarak tespit edilemese de katliamın tanıkları ve bağımsız kaynaklar yaklaşık 400 Cezayirlinin, Fransa polisi tarafından çoğunun vurularak öldürüldüğünü, yaklaşık 400 kadarının ise yaralı olarak Seine Nehri'ne atıldığını belirtiyor. Tanıklar göstericilerin bir kısmının da Paris polis karargahının bahçesinde ya da metro istasyonlarında öldürüldüğünü aktarıyor.Fransa’nın 1998’de olayda sadece 40 kişinin öldüğünü açıklamasının ardından tarihçi Jean-Luc Einaudi, 1999’da gösteriye müdahale emrini veren Papon’a karşı açtığı davayı kazandı.Böylece katliamın kasıtlı yapıldığı resmileşse de olay Fransa'daki resmi kurumlar ve yöneticiler tarafından hala tabu muamelesi görüyor. Seine Nehri’ndeki Saint Michel Köprüsü’ne 17 Ekim 2001’de dikilen anıt levhayla en azından görünür olan katliam, 2012’den bu yana yalnızca izin alınarak anma töreniyle hatırlanabiliyor.Öte yandan, onlarca Cezayirlinin nehre atıldığı Saint Michel Köprüsü’ndeki anma levhasının bulunduğu yerde, 'boğulma durumunda şu numarayı arayınız' yazılı tabela dikkati çekerken, levhanın yakınlarına gençlerin yazdıkları, 'Bu nehirde Cezayirlileri boğuyoruz.' yazısı ise polisler tarafından hemen siliniyor.Yasmina Adi tarafından, 2011’de çekilen belgesel filmin isminin de ilham kaynağı olan yazı, 17 Ekim 1961’de yaşananları en çarpıcı şekilde anlatıyor.AA muhabirinin, katliamın 59. yıl dönümünde olayla ilgili arşivlere ulaşma talebi, Paris Emniyet Müdürlüğü Hafıza ve Kültür İşleri Daire Başkanlığı’nca yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını gerekçe gösterilerek reddedildi.“Göstericiler çakı bile taşımıyordu”Cezayir Bağımsızlık Hareketi’nin (FLN) ve 17 Ekim 1961’deki gösterinin Fransa’daki öncülerinden, olayın bizzat tanığı olan 84 yaşındaki Ait Ouazzou Areski, AA muhabirine, katliamı, öncesi ve sonrasını anlattı.O dönemde yıllarca hapis yatan Areski, Fransa yönetiminin başa getirdiği 'ırkçı' Polis Müdürü Papon’un 6 Ekim’de ilan ettiği sokağa çıkma yasağını protesto için gösteri düzenlediklerini belirtti. O zamanki Başbakanın, FLN ile Fransa arasında başlayan müzakereleri baltalamak için bu yönteme başvurduğuna dikkati çeken Areski, 'Ayrımcı, keyfi ve sadece Cezayir asıllıları hedef alan bir sokağa çıkma yasağıydı.' dedi.Areski, FLN’nin çağrısıyla yapılan gösteriye her yaştan insanın katıldığını belirterek, 'Kendim bizzat üst araması yaptım, göstericiler en küçük bir çakı bile taşımıyordu.' diye konuştu.Gösteriye her yaştan, kadın erkek 80 bine yakın Cezayir asıllının katıldığını dile getiren Areski, Paris sokaklarını dolduran on binlerce kişiye polisin yakın mesafeden birden otomatik silahlarla ateş etmeye başladığını aktardı.Polis vurulanları Seine Nehri’ne attıAreski, 'Çok sayıda insan patates çuvalı gibi yere düştü, polis yere düşenleri kamyonlarla toplayarak Seine Nehri’ne attı. Paris, daha önce hiç böyle bir katliama şahit olmadı. İkinci Dünya Savaşı’nda bile bu şekilde bir katliam yaşanmadı.' ifadelerini kullandı.Saint Michel Köprüsü’ne dikilen levhada, 49 insan siluetinin bulunduğunu hatırlatan Areski, bunların polis gözetiminde öldürülenleri sembolize ettiğini, Fransız makamlarının açıklamasalar da bu şekilde katliamın büyüklüğünü itiraf ettiğini dile getirdi.Fransa’da tarihi gerçeklerin saptırılmaya çalışıldığına işaret eden Areski, 'Bu suçun ve Fransız sömürgeciliği sırasında işlenen katliamların tanınmasını istiyoruz. Fransa, sömürge geçmişinin mirasını kabul ve yaptıklarını telafi etmeli.' dedi.Paris Polis Müdürü, intikam hisleriyle hareket ediyorduEvry-Val-d’Essonne Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü Olivier Le Cour Grandmaison da gösterinin temel sebebi olan sokağa çıkma yasağının sadece Cezayir asıllıları hedef alan ayrılıkçı ve ırkçı karakterine dikkati çekti.Fransa’da Sömürge Dönemi’nde 'İslam Politikaları ve Temsili: Ölümcül Düşman' kitabının yazarı Olivier Le Cour Grandmaison, Bağımsızlık Savaşı sırasında, Cezayir’in Konstantin kentinde sömürge yönetimini temsil eden Maurice Papon’un terfi edildiği Paris Polis Müdürü olarak, bağımsızlık müzakereleri sürerken intikam hisleriyle davrandığını söyledi.Papon’un terfisiyle savaş sırasında kullandığı 'işkence, zorla yok etme, yargısız infaz' gibi uygulamaları da Paris’e taşıdığını belirten Grandmaison, 'Papon’un emriyle, 17 Ekim 1961’de Paris’te 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük katliam meydana geldi.' dedi.'Papon üstlerinden bağımsız değildi'Katliamı devlet suçu olarak değerlendirdiklerini ifade eden Grandmaison, şöyle konuştu:'Paris Polis Müdürü, üstleri olan İçişleri Bakanı, Başbakan ve dönemin Fransa Cumhurbaşkanı General Charles De Gaulle’den bağımsız hareket etmiyordu. Hukukçularla birlikte bunu bir devlet suçu olarak kabul ediyoruz. 17 Ekim 1961 katliamı, siyasi, ırkçı hatta dini bir yön taşıdığı için insanlığa karşı suç oluşturuyor.'Profesör Grandmaison, katliamı anmak için her yıl törenler düzenlense de bunun yeterli olmadığını vurgulayarak, 'Devletin en üstü, 17 Ekim 1961’de Paris’te kasıtlı olarak işlenen bu katliamı henüz tanımadı. Bazı açıklamalar yapıldı ancak bunlar gerçekleri tam anlatmayan, suçu olduğu gibi 'devlet suçu' olarak kabul etmeyen, sorumluları belirtmeyen açıklamalar oldu.' dedi.Bu suçun, Cezayir’de değil, Fransa’nın başkenti Paris’te işlendiğine dikkati çeken Grandmaison, bunun 'Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasındaki insanlığa karşı işlenen suçlar, sadece Cezayir topraklarında işlendi' şeklindeki cumhuriyet mitinin asılsızlığını ortaya koyduğunun altını çizdi.'Katliam medyada yer almıyor'Grandmaison, katliam gerçekleştiğinde sadece Fransa medyasınca değil, dönemin aktivist grupları olan işçi örgütleri tarafından da göz ardı edildiğini ifade etti.Günümüzde de Fransa medyasında katliama yeteri kadar yer verilmediğini kaydeden Profesör Grandmaison, olayın 40’ıncı ya da 50’nci yıl gibi belirli zamanlarda daha ön plana çıktığına işaret etti.Gelecek yıl katliamın 60’ıncı yılı olacağını dile getiren Grandmaison, olayın daha fazla tartışmaya açılacağını umduklarını, bununla birlikte Fransa’da sadece sağ ve aşırı sağı değil sosyalist sol kesimin de katliamın gündeme gelmesini istemediğini vurguladı.'Fransız devleti sömürgeci geçmişiyle yüzleşmekte zorlanıyor'Fransa Ulusal Araştırma Merkezi (CNRS) Araştırma Direktörü ve tarihçi Karima Direche de 17 Ekim 1961'de Paris'te düzenlenen gösterilerde yaşananları şöyle anlattı:'Silahsız göstericilere karşı gerçek mermi kullanıldı. Binlerce Cezayirli gözaltına alındı ve cezaevine gönderildi. Kötü muamelelere maruz kaldılar. Onlarca kişi öldü. Bazı kişiler mermiyle öldürüldü. Bazı kişiler Seine Nehri'ne atılması sonucu boğularak öldü. (Fransız güvenlik güçlerince) Orantısız baskı ve güç kullanıldı.'Eski Cumhurbaşkanı François Hollande'ın bir konuşmasında Paris katliamında hayatını kaybedenleri andığını ancak Fransa'nın sorumluluğu hakkında hiçbir açıklama yapmadığını anımsatan Direche, Fransız yetkililerin Cezayirlilere uygulanan baskının meşru olduğunu düşündüğünü belirtti. Direche, 'Fransız devleti sömürgeci geçmişiyle yüzleşmekte zorlanıyor. Sömürge Fransa'nın geçmişinin bir parçası.' dedi.Gösterilerde görev yapan güvenlik güçlerinin sayısının inanılmaz boyutta olduğuna dikkati çeken Direche, 'Fransız devleti bu katliamdaki sorumluluğunu tamamen kabul etmedi. Bununla ilgili şimdiye kadar Fransız devletinin sorumluluğunu ortaya koyan siyasi açıklama olmadı.' ifadesini kullandı.Direche, 17 Ekim 1961'e ilişkin, 'Sömürgeci bir devlet, bağımsızlık yanlısı ve sömürge karşıtı bir harekete baskı uyguladı.' değerlendirmesinde bulundu.'Sadece devlet suçu değil, toplumsal hafıza kaybı da'Adalet ve Hürriyet Komitesi Başkanı, insan hakları aktivisti Yasser Louati de 59 yıl önceki katliamın Fransa yönetimi ve Polis Müdürü Papon’un 'Paris’te bağımsızlık sesi duymak istemediği' için meydana geldiğini söyledi.Louati, Papon’un, Paris Polis Müdürü olmadan önce binlerce Yahudi'yi toplama kamplarına gönderen Vichy Hükümeti’nin mensubu olduğu ve işlediği suçlar için yargılanmadığına dikkati çekti.Papon’un eski alışkanlıklarına Cezayirlilerle devam ettiğini belirten Louati, Fransa yönetiminin Papon’u görevde tutarak, suçlarına ortak olduğunun altını çizdi.Aktivist Louati, 'Hiçbir kurum, kararları için Papon’a karşı çıkmadı, sadece devlet suçu işlenmedi aynı zamanda toplumsal hafıza kaybı oluşturuldu. Katliamın üzerinden yıllar geçti ve hiç bahsedilmedi, ta ki 1980lere kadar. O zamanlar, Jean-Luc Einaudi gibi tarihçiler işlerini yaptı ve bu kanlı katliamı belgeledi.' diye konuştu.Katliamın halen tabu bir konu olduğunu, okullarda öğretilmediğini dile getiren Louati, Fransa’nın geçmişiyle hesaplaşmadığını, hiçbir cumhurbaşkanının yapılanlar için özür dilemediğini söyledi.'Geçmişi hatırlatmak isteyenlere zulmeden bir Fransa’dayız'Louati, arşivlere halen tamamen erişilemediğini, anma törenleri için izin gerektiğini aktararak, '1961 Paris Katliamı, cumhuriyet tarihinde kanlı bir eylem olarak tanınan bir olay değil. Ekim 1961’de yaşananları unutmak ya da küçümsemek yönünde bir arzu var.' dedi.Bu katliama, Cezayirliler ve Arapların hayatları bahis konusu olduğu için önem verilmediğini vurgulayan Louati, 'Bugünkü hükümetin Müslümanlara sürekli baskı yaptığını görünce şaşırıyor muyuz? Halen hiçbir ders alınamadığını görüyoruz.' diye konuştu.Louati, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hükümetinin, bu katliamı gündeme taşımaya çalışan dernekleri 'İslami ayrılıkçılıkla mücadele' bahanesiyle baskı altına aldığına değinerek, şunları paylaştı:'Bu, geçmişi hatırlamak ve hatırlatmak isteyenlere zulmeden bir Fransa’da olduğumuzu gösteriyor. Bu katliam, ulusal bir atfı, bir anma gününü, Cumhurbaşkanı'ndan resmi bir konuşmayı hak ediyor, çünkü Paris’in göbeğinde gerçekleşti, uzak bir vilayette değil. Fransız devleti adına alınan bir karardı ve farklı devlet kurumları olayları önlemek için hiçbir şey yapmadı.'
Yıllara Meydan Okuyan "Anıt Ağaçlara" Özel Bakım
ELAZIĞ (AA) - SUAT ÖZTÜRK - Elazığ'da yıllara meydan okuyan 29 tescilli anıt ağaç, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce özel bakımla korunuyor.'Yaşayan tarih' olarak kabul edilen 200 ila 700 yıllık ağaçlar güçlendirilmesi için yılın belli zamanlarında budanıyor. Böcek ve hastalıktan korumak ve çürümelerini engellemek amacıyla ağaçların düzenli bakımları yapılıyor ve çevreleri düzenleniyor.Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Tabiat Varlıklarını Koruma Şubesince de ağaçların bakımı için özel bir ekip oluşturuldu.Özel ekip, Bakanlığın çalışmalarının yanı sıra tescillenen anıt ağaçları ziyaret ederek eksiklerini belirleyip periyodik bakımlarını sürdürüyor. Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Mustafa Pirinçci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün Türkiye genelinde anıt ağaçların bakımını yürüttüğünü belirterek Müdürlük olarak da bu çalışmalara düzenli olarak destek verdiklerini aktardı.Pirinçci, 'Elazığ’da 29 tescilli anıt ağacımız var. Bu ağaçlarımız tescilli olduğu için önem arz etmekte. Bu ağaçlara gözümüz gibi bakmalıyız. Bunlar bizlere emanet. Önceki nesillerden bizlere kaldı, bizden de sonraki nesillere emanet olarak kalacak.' dedi.Toplumdan da bu konuda hassasiyet beklediklerini dile getiren Pirinçci, anıt ağaçların birer emanet olduğunu vurguladı.'Her birine çocuğumuz gibi özen gösteriyoruz'Çevre Şehircilik İl Müdürlüğünde görevli orman mühendisi Gökhan Demirel de beraberindeki özel ekip ile düzenli bir şekilde anıt ağaçların kontrolünü yaptıklarını anlattı.Bu kapsamda Elazığ’ın Sugözü Mahallesi'ndeki yaklaşık 400 yıllık Doğu çınar ağacının bakımını yaptıklarını aktaran Demirel, 'Ağacın kovuk bölgelerini çam katranı ve macunla kapattıktan sonra üzerine paslanmaz krom tel çektik, kovukların üzerine su dolmasın diye kapattık. Ağacın dallarının altını direklerle destekledik.' diye konuştu. Her ağaca ayrı ayrı özen gösterdiklerini söyleyen Demirel, her birinin ihtiyaçlarının farklı olduğunu aktardı.Demirel, 'Bütün ağaçlarımıza gözümüz gibi bakıyoruz. Bakımını yaptığımız ağaçlar çok kıymetli. Her birine çocuğumuz gibi özen gösteriyoruz. Çünkü onlar bize atalarımızdan miras kaldı, bizden de inşallah gelecek nesillere miras kalacak olan varlıklarımız.' ifadesini kullandı.Vatandaşlardan Hasan Hüseyin Adıgüzel ise ata yadigarı ağaçlara bakım yapılmasından memnun olduğunu belirterek, 'Bakanlığımız bu ağaçların bakımını sürekli yapıyor. Ağacı buduyor, ilaçlıyorlar. Devletimiz sağ olsun.' şeklinde konuştu.
Adana'da 5 Deaş Zanlısı Hakkında 15'Er Yıla Kadar Hapis İstemi
ADANA (AA) - Adana'da, terör örgütü DEAŞ soruşturması kapsamında tutuklanan Suriye uyruklu 5 zanlı hakkında, 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 15'er yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.Savcılık tarafından, terör örgütü DEAŞ ile bağlantılı oldukları iddia edilen tutuklu zanlılar A.M, A.H.E, B.A.M, H.A. ve İ.E.A. hakkındaki soruşturma tamamlandı.Zanlılar için 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 15'er yıla kadar hapis cezası istenen iddianame, Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.İddianamede ifadelerine yer verilen H.A, Suriye'de yaşadığı bölgenin terör örgütü DEAŞ kontrolünde olduğunu belirterek, 'DEAŞ'lı teröristler bize şeri eğitim verdiler. Yaklaşık 10 gün süren bu eğitimlerde örgütün birçok yere hakim olduğu belirtilerek, DEAŞ'ın kurallarına göre yaşamamamız halinde cezalandırılacağımız anlatıldı. Daha sonra kazancımızın bir kısmını zekat adı altında bizden zorla aldılar. Ben DEAŞ kamplarında silahlı hiçbir eğitime katılmadım.' iddiasında bulundu.Şüphelilerin, terör örgütüne katılımı arttırmak adına örgütsel toplantılar yaptıkları, dijital materyallerinde terör örgütü mensuplarına ait çok sayıda fotoğrafın tespit edildiği iddianamede bildirildi.İddianamede şüphelilerin, 'DEAŞ'a üye olma' suçundan haklarında işlem yapılan kişilerle iletişiminin tespit edildiği belirtilerek, 'Şüphelilerin terör örgütüne katıldıkları ve örgüt tarafından kendi adlarına düzenlenmiş kimlikleri kullandıkları, eylem ve faaliyetlerini yürütürken kendilerini gizlemek adına kod isim kullandıkları ve terör örgütü DEAŞ adına kentte aktif faaliyet yürüttükleri anlaşıldığından, 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan cezalandırılması talep olunur.' ifadesi kullanıldı.Tutuklu sanıkların yargılanmasına ilerleyen günlerde başlanacak.
Reklam
Hindistan'da Şiddetli Yağışların Yol Açtığı Can Kaybı 77'Ye Çıktı
ANKARA (AA) - Hindistan'ın güneyindeki Telangana ve Maharaştra eyaletlerinde şiddetli muson yağışlarının yol açtığı sel ve kazalarda hayatını kaybedenlerin sayısı 77'ye yükseldi.ANI ajansının haberine göre, Telangana eyaleti Başbakanı Chandrashekhar Rao, ilgili yetkililere, şiddetli yağışlar ve ani sel nedeniyle sorun yaşayan kişilere yönelik yardım tedbirleri almaları talimatını verdi.Eyaletteki şiddetli yağışlar ve sel felaketleri nedeniyle, 11'i eyaletin başkenti Haydarabad'da olmak üzere 50 kişinin öldüğünü bildiren yetkililer, yaklaşık 300 bin hektar ekili alanın sular altında kaldığını ifade etti.Sel felaketinde Haydarabad'ın pek çok yerinde elektrik kesintisi yaşanırken, kentte günlük yaşam da sekteye uğradı.Haydarabad'da, hafta başı başlayan şiddetli muson yağmurları ve bu yağışların neden olduğu seller nedeniyle araçlar sürüklenmiş, ev ve iş yerlerini su basmıştı. Telangana'nın yanı sıra Andhra Pradeş ve Odişa eyaletlerinde de son günlerde aşırı yağış etkili olmuştu.Maharaştra eyaletinde sel nedeniyle 20 binden fazla kişi tahliye edildiIndian Express'in haberine göre, çarşamba gününden itibaren şiddetli yağışların etkisi altında kalan Maharaştra eyaletinin Solapur, Pune ve Sangli bölgelerinde aşırı yağışların yol açtığı sel ve kazalarda 27 kişi hayatını kaybetti.Yetkililer, çarşamba gününden perşembe öğleden sonraya kadar yaşanan aşırı yağışlarla bağlantılı afet ve kazalarda Solapur'da 14, Pune'de 4 ve Sangli'de 9 kişinin öldüğünü belirtti.Meydana gelen selin ardından su taşkınlarının yaşandığı bölgelerden 20 bin 640 kişinin, ilgili yerel bölge idareleri ve kurtarma birimleri tarafından tahliye edildiğini aktaran yetkililer, selden en fazla etkilenen Solapur'da 17 bin, Pune ve Sangli'de de sırasıyla 3 bin ve 640 kişinin daha güvenli yerlere tahliye edildiğini bildirdi.Aşırı yağışlar nedeniyle ağaçlar devrildi, evler ve yollar sular altında kaldı.Bölge ülkeleri, musondan etkilendiGüney Asya ülkelerinde yılbaşından bu yana 9 milyon 600 binden fazla kişi su taşkınlarından etkilendi, yüz binlercesi de gıda ve ilaca erişimde zorluk yaşadı.Hindistan, Bangladeş ve Nepal'de muson yağmurlarının başladığı hazirandan bu yana 550 civarında kişi yaşamını yitirdi, milyonlarca kişi evlerinden tahliye edildi.Hindistan genelinde 2019 Haziran-Eylül döneminde etkili olan muson yağmurlarında yaklaşık 2 bin 400 kişi yaşamını yitirmişti.Güney Asya'da haziran-eylül aylarında etkili muson yağışları, her yıl büyük çaplı doğal afet ve kazalara yol açıyor.
Avusturya'da "Hayali Ajanın İtirafları" Üzerinden Türk Toplumuna Yönelik Baskılar Artırılmak İsteniyor
VİYANA (AA) - AŞKIN KIYAĞAN - Avusturya’da yetkililer tarafından ciddiye alınmayan 'hayali eski bir Türk ajanının' sözde itirafları üzerinden İçişleri Bakanı Karl Nehammer ve Uyum Bakanı Susanne Raab’ın Türkiye ve Türk toplumuna yönelik tehditkar açıklamaları, ülkedeki Türk azınlığına yönelik baskıların artırılmasına zemin oluşturulmaya çalışılıyor yorumlarına neden oldu.Avusturya'da artan ırkçılık, ilkokullarda başörtüsü yasağı, 'siyasal İslamla mücadele' adı altında sosyal faaliyetlerin mercek altına alınması gibi Türk ve Müslümanlara yönelik artan baskıların yanı sıra 'hayali Türk ajan ve casuslar iddiası' üzerinden yeni kısıtlamalara yol açacak suni gündemler oluşturulmaya çalışılması kaygılara neden oldu.Başkent Viyana’da geçen pazar gerçekleştirilen belediye başkanlığı seçimlerinden kısa süre önce Türk asıllı İtalyan vatandaşı olduğu ileri sürülen Feyyaz Öztürk adındaki bir kişinin polis karakoluna giderek, kendisini eski bir MİT çalışanı olarak tanıttığı ve çeşitli itiraflarda bulunduğuna ilişkin iddialar, yerel basında geniş yer buldu.Avusturya basını, şahsın polis tarafından iki kez sorgulandığını, ana akım siyasi partilerde görev almış, Türkiye karşıtlığı ile tanınan 4 eski milletvekiline yönelik suikast gerçekleştirmek üzere talimat aldığı itirafında bulunduğunu aktardı.Şahsın sıradan bir polis karakoluna gitmediğine dikkati çeken basın, Anayasayı Koruma ve Terörle Mücadele Biriminin (istihbarat) de bulunduğu karakol binasını tercih etmesinin tesadüf olmadığının altını çizdi.Polis ve savcılığın ciddiye almadığı ajan'Hayali ajanın' itiraflarının polis tarafından ciddiye alınmadığına işaret edilen haberlerde, Viyana Bölge Savcılığının 'Türk ajanı olduğu iddia edilen kişiye yönelik şüpheler doğrulanmadı. Somut bir cezai suç belirlenmemiştir.' açıklamasına yer verildi.Olayın üzerinden yaklaşık bir ay gibi uzun bir sürenin geçmesinin ardından 'New York Times' gibi uluslararası bir gazetede sözde ajana ilişkin kapsamlı bir haberin yer alması, itiraflarını savcılığın doğrulamadığı, emniyet güçlerinin de ciddiye almadığı şahsı tekrar ülke gündemine taşıdı.Savcılıktan yapılan açıklama sonrasında basının ilgisinin azaldığı olaya ilişkin bakan seviyesinde hiçbir açıklama yapılmazken, olayın uluslararası basında yer alması, yerli yersiz her konuda Türkiye’ye yönelik olumsuz açıklamalarda bulunan Başbakan Sebastian Kurz ve ekibinin dikkatini çekti.Mesnetsiz iddiaları iki bakan ciddiye alıyorİçişleri Bakanı Karl Nehammer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, iddiaların iktidar tarafından çok ciddiye alındığını ve savcılığın söz konusu şahsa yönelik soruşturmasının sürdüğünü söyledi.Bakan Nehammer, son aylarda herhangi somut bir delil ya da veri olmaksızın çeşitli senaryolar üzerinden 'Türkiye’nin Avusturya’da casusluk faaliyetleri içinde olduğu' iddiasında bulunarak toplumda var olan Türkiye ve Türk toplumuna yönelik önyargıları körükleme gayreti içine girdi.'Türkiye Avusturya’da sistematik bir casusluk ağı kurmaya çalışıyorsa bunun sonuçları olacaktır.' ifadesini kullanan Nehammer, Ankara’ya yönelik tehditlerde bulunarak bu ve benzeri iddiaların incelenmesi için özel bir birimin görevlendirildiğini kaydetti.Entegrasyon Bakanı Suzanne Raab da hali hazırda süren soruşturma hakkında yorum yapmak istemediğini ancak Türkiye’nin Avusturya’ya uzanan nüfuzunun bir realiteye dönüştüğünü, bu durumun 'entegrasyon düşmanı olduğunu' ileri sürdü.Konuya ilişkin Avusturya polisi ve Viyana Bölge Savcılığının açık tutumuna rağmen iki bakanın iddialar hakkında herhangi bir Türk yetkiliyle temasa geçmeden diplomatik teamüllere aykırı şekilde bu denli sert açıklamalarda bulunması, ülkedeki Türk toplumuna baskıların artırılması için yeni bir senaryonun hayata geçirilmek istendiği endişesine yol açtı.Olayın hem ulusal hem de uluslararası basında ikinci kez gündeme gelmesi sonrasında Viyana Bölge Savcılığının daha önce yaptığı açıklamadan farklı olarak gizlilik gerekçesiyle soruşturmaya ilişkin bilgi paylaşımında bulunulmayacağını açıklaması, siyasi söylemle yargı arasındaki farklı yaklaşımı gün yüzüne çıkarmış oldu.'Şahsın Türkiye'yle bir ilişkisi yoktur'Konuya ilişkin AA muhabirine konuşan Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun, son aylarda Avusturya'da casus, ajan konularının sıklıkla gündeme getirildiğini, söz konusu kişinin iddialarından önce de çeşitli gerekçeler ileriye sürülerek Türkiye'ye casusluk yapan bir kişinin gündeme taşındığını ya da Türk istihbaratına yönelik mesnetsiz suçlamaların yapıldığını ancak Avusturya kamuoyunun da yakından takip ettiği bu gelişmelerin iddiadan öteye geçmediğini anlattı.Ceyhun, hayali ajana yönelik ulusal ve uluslararası basından kendilerine sıklıkla sorular yöneltildiğini belirterek, 'Bu şahsın Türk istihbaratıyla, benim ülkemle uzaktan yakından bir ilişkisinin olmadığını bizimle irtibata geçen Avusturyalı ya da ABD'li veya farklı ülkeden basın mensuplarına açık ve net şekilde açıkladım.' şeklinde konuştu.Bu iddialar hakkında farklı seviyelerde yapılan açıklamalara da değinen Ceyhun, Türkiye ve Avusturya'nın iki dost ülke olduğunu kaydederek bazı bakanların bu asılsız iddialara yönelik açıklamalarını üzüntüyle izlediğini ifade etti.'Avusturyalı muhataplarımızın bizimle konuşmasını isterdik'Ceyhun, 'Türkiye ve Avusturya arasında çok sayıda iletişim kanalları var. İsterlerse farklı çok sayıda olanak üzerinden bizimle temasa geçebilirlerdi ve bu konuyu konuşabilirdik. Bugüne kadar Avusturya makamları bu hususta bize hiçbir bilgi vermedi.' bilgisini paylaştı.Avusturya ve Türk kamuoyunun söz konusu iddialara yönelik yanlış bilgilendirilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren Ceyhun, 'Avusturyalı muhataplarımızın her zaman kurabildikleri ilişkiler yoluyla bizimle konuşmalarını isterdik. Hatta bu konu üzerine iş birliği yaparak ortaya atılan bu iddiaların arkasında nelerin olduğunu birlikte ortaya çıkartabilirdik. Ancak ne yazık ki bu doğrultuda bize herhangi bir talep iletilmedi.' değerlendirmesinde bulundu.
Müteahhitlerin Talip Olduğu Arsasını Cami İçin Bağışladı
KIRŞEHİR (AA) - Kırşehir’in Kaman ilçesinde bir hayırsever, müteahhitlerin kat karşılığı apartman yapma teklifinde bulunduğu arsasını cami yapılması şartıyla Türkiye Diyanet Vakfına (TDV) bağışladı.Kaman’da yaşayan Ömer Piri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yenimahalle'deki arsasını bağışladığını, buraya yapılacak caminin vatandaşların desteği ile en kısa sürede tamamlanmasını dilediğini söyledi.Bağışta bulunmaktan huzur duyduğunu dile getiren Piri, '30 yıl yaşadığım mahallemde hiç cami yoktu. Buralarda apartmanlaşma arttığı için bana da arsamın yeri karşılığında 100 binlerce liraya ulaşan daire tekliflerinde bulundular. Bunları reddedip cami yapımı için TDV'ye arsamı hibe ettim.' dedi.Cami yapımı için kurulan derneğin sorumluluğunu yürüten Hz. Ebu Bekir Camisi İmam Hatibi Dağıstan Kaya da mahalleye cami yaptırmak için destek veren Ömer Piri’ye teşekkür etti. Kaya, külliye şeklinde planlanan projenin içinde Kur'an kursu, sınıflar, öğretmen odasının da yer alacağını aktardı.
Reklam
Tsk İç Hizmet Yönetmeliği'nde Değişiklik
ANKARA (AA) - Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) İç Hizmet Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikle, terör örgütlerine mensubiyeti veya iltisakı nedeniyle geçici olarak görevden uzaklaştırılan personel ile emekli üyelerden bu durumları nedeniyle soruşturma ve kovuşturma altında olanların sosyal tesislere girişi Milli Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından yasaklanabilecek.TSK İç Hizmet Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.Değişiklik kapsamında, yönetmeliğe eklenen maddeyle terör örgütlerine mensubiyeti veya iltisakı nedeniyle geçici olarak görevden uzaklaştırılan veya hakkında soruşturma bulunanların sosyal tesislere girişine ilişkin düzenleme yapıldı.Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinin 664'üncü maddesinin birinci fıkrasının 4 numaralı bendine şu düzenleme eklendi:'İlgili mevzuat gereği açığa alınan, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek 30 iş gününden daha fazla süre ile geçici görevden uzaklaştırılan Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ile aynı gerekçelerle görevden uzaklaştırılan Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin orduevleri, askeri gazinolar ve diğer askeri sosyal tesislere girişleri görevden uzak kaldıkları süre zarfında; emekli üyeler ile sosyal tesislerden yararlanma hakkına sahip diğer kişilerden bu durumları nedeniyle soruşturma veya kovuşturma altında bulunanların orduevleri, askeri gazinolar ve diğer askeri sosyal tesislere girişleri ise soruşturma veya kovuşturma süresince Milli Savunma Bakanlığınca geçici olarak yasaklanabilir.'Değişikliğe göre ayrıca, yönetmeliğin uygulanmasından doğacak tereddütler, çözüm bulma konusunda yetkili olan Milli Savunma Bakanlığının ve İçişleri Bakanlığının ilgili birimlerine bildirilecek.
Mersin'de Villadan Hırsızlık Yapan Zanlıları Güvenlik Kamerası Görüntüleri Yakalattı
MERSİN (AA) - Mersin'de, 14 villada yaşanan hırsızlıkla ilgili aranan 4 kişi, güvenlik kamerası kayıtlarından kimlikleri tespit edilerek gözaltına alındı.İl Jandarma Komutanlığından yapılan açıklamaya göre, Toroslar ilçesindeki villalarda meydana gelen hırsızlık olaylarıyla ilgili çalışma başlatıldı.Ekipler, 27 günlük çalışmada villaların çevresindeki güvenlik kameralarının kaydettiği 3 bin 244 saatlik görüntüyü inceledi.Bölgeden bir ay içinde geçen 244 bin aracı da soruşturan ekipler, şüphelenilen iki aracı ve içerisindeki 4 kişiyi takibe aldı.Kendilerini 'Maskeliler' olarak adlandırılan zanlıların kimliğini tespit eden jandarma, 4 adrese düzenlediği eş zamanlı operasyonda şüphelileri yakaladı.Sorgularında 14 villada meydana gelen hırsızlığa karıştıkları belirlenen şüpheliler, suçlarını itiraf etti. Parmak izlerinden yapılan kontrolde de bir şüphelinin, İzmir ve Manisa'daki 3 hırsızlık olayının faili olduğu belirlendi.Şüpheliler, işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde, maske takan zanlıların demir kapılarından atladıkları evlere giriş anları görülüyor.
Reklam
Tekirdağ'da Hapis Cezaları Nedeniyle 10 Yıldır Aranan Kadın Pazarda Yakalandı
TEKİRDAĞ (AA) - Tekirdağ'da 14 ayrı suçtan 30 yıl kesinleşmiş hapis cezası olan ve 10 yıldır aranan kadın pazar yerinde yakalandı.Çorlu İlçe Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şubesi ekipleri ilçe genelinde devriye görevlerini sürdürüyor.Ekipler ilçede bulunan kapalı pazar yerinde bir kadının UYAP sorgusunda 14 ayrı suçtan 30 yıl kesinleşmiş hapis cezası olduğunu ve 10 yıldır arandığını tespit etti.Y.B. gözaltına alındı.
Avrasya Ülkelerinde Kovid-19 Salgınıyla İlgili Gelişmeler
KİEV (AA) - Avrasya ülkeleri Ukrayna, Gürcistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını etkisini sürdürüyor.Ukrayna Sağlık Bakanı Maksim Stepanov, ülkede son 24 saatte 5 bin 992 kişide virüsün görülmesiyle rekor yaşandığını, vaka sayısının 287 bin 231'e çıktığını bildirdi. Son 24 saatte 56 binden fazla Kovid-19 testinin yapıldığını aktaran Stepanov, ölü sayısının 106 artışla 5 bin 408 olduğunu kaydetti. Virüse yakalanan 866 kişinin hastaneye kaldırıldığını belirten Stepanov, iyileşen sayısının ise 2 bin 269 artarak 121 bin 919'a ulaştığını ifade etti. Karantina uygulamasının sene sonuna kadar uzatıldığı Ukrayna’da bölgelerin salgın durumuna göre 'yeşil', 'sarı', 'turuncu' ve 'kırmızı'ya ayrılmasına yönelik uygulama devam ediyor. Bölgedeki durum, yapılan test sayısı, yatak doluluk ve vakaların artış oranına göre belirleniyor. Bölgelerde Kovid-19'a karşı farklı tedbirler uygulanıyor.Ülkede, nisan ve mayısta 700'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, haziran sonuna doğru binin üzerine çıkmış, ardından düşüşe geçmiş, vaka sayısı ağustos başında yeniden yükselmeye başlamıştı.GürcistanGürcistan Başbakanlığından yapılan açıklamaya göre, ülkede son 24 saatte 887 kişide Kovid-19’a rastlandı ve vaka sayısı 15 bin 368’e yükseldi. Sağlığına kavuşanların sayısı 246 artarak 7 bin 613’e, hayatını kaybedenlerin sayısı 11 artarak 124’e ulaştı.Eylül başından itibaren günlük tespit edilen vaka sayılarının gittikçe arttığı ülkede, 5 bin 721 kişi karantinada, 836 kişi hastanelerde ve 1090 kişi de Kovid-19 hastaları için ayrılmış otellerde gözetimde tutuluyor.Hükümetin kararıyla başkent Tiflis ve İmereti bölgesinde restoranlar ve eğlence merkezleri bugünden itibaren sadece saat 22.00’ye kadar açık kalacak. Gürcistan'da mart ve nisanda 40'ın altında görülen günlük vaka sayısı, mayıs ve haziranda 20'nin, temmuzda 10'un altına inmiş, ağustos sonunda da hızlı şekilde artmaya başlamıştı.KazakistanKazakistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte Kovid-19 vaka sayısı 108 artarak 109 bin 202'ye yükseldi. Virüsten iyileşenlerin sayısı 276 artarak 104 bin 801'e, ölenlerin sayısı ise 3 artarak 1783'e ulaştı. Ülkede 107'si çocuk 2 bin 618 Kovid-19 hastasının tedavisi sürüyor, 81 kişinin sağlık durumu ağır, 14 kişinin durumu kritik olarak değerlendiriliyor.Kovid-19 belirtileri bulunan test sonuçları negatif olan zatürre vaka sayısı son 24 saatte 166 artarak 35 bin 559'a çıktı. Zatürreden 58 kişinin iyileşmesiyle sağlığına kavuşanların sayısı 28 bin 118'e, 2 kişinin hayatını kaybetmesiyle ölü sayısı 376'ya ulaştı. Ülkede 6 binden fazla zatürre hastasının tedavisi sürüyor.Öte yandan, Kovid-19 vaka sayılarının arttığı Akmola ve Kuzey Kazakistan eyaletlerinde karantina önlemleri bugünden itibaren sıkılaştırıldı. 65 yaş üstü vatandaşların sokağa çıkmasına kısıtlama getirildi, taksilerin ikiden fazla yolcu taşıması, park ve meydanlarda üçten fazla kişinin bir arada gezmesi yasaklandı, hafta sonları toplu taşımanın çalışması askıya alındı.AVM ve gıda dışı marketlerin çalışma saati kısıtlandı, açık hava ve kapalı kafelerde koltuk sayısının 50'den 30'a indirilmesi kararlaştırıldı.Hafta sonları ve bayram günlerinde kafeler, sadece paket servisi yapabilecek. Kapalı pazarlar, spor tesisleri, eğitim merkezleri, turizm firmaları ve diğer tesislerin faaliyeti yasaklandı.ÖzbekistanÖzbekistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, dün akşamdan beri ülkede Kovid-19 vaka sayısının 206 artarak 62 bin 484'e, virüsten ölenlerin sayısının ise 1 artarak 519'a çıktığı bildirildi. İyileşenlerin sayısının 138 artarak 59 bin 429 olduğu ve şimdiye kadar virüs tespit edilen hastaların yüzde 95'inin iyileştiği aktarıldı. Ülkedeki hastanelerde 2 bin 536 hastanın tedavisi sürüyor.Karantina tedbirlerinin 15 Ağustos'tan itibaren aşamalı olarak gevşetildiği Özbekistan'da, ağustos ayının sonundan başlayarak 300'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, eylülde yükselişe geçerek 700'ün üzerine çıkarken, ekimden itibaren ise 300 civarında gerçekleşiyor.KırgızistanKırgızistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte 431 kişide Kovid-19 tespit edilerek toplam vaka sayısı 51 bin 20'ye çıktı. Ülkede, 208 hastanın iyileşmesiyle sağlığına kavuşanların sayısı 45 bin 288'e ulaştı. Virüsten 4 kişinin hayatını kaybetmesiyle toplam can kaybı 1103'e yükseldi. 3 binden fazla Kovid-19 hastasının tedavisi ise sürüyor.
Balıkesir Merkezli Fetö'nün Askeri Yapılanması Operasyonunda 14 Şüpheli Yakalandı
BALIKESİR (AA) - Balıkesir merkezli 8 ilde Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) mahrem askeri yapılanmasına yönelik operasyonda, aralarında aktif görevdeki subayların da olduğu 14 zanlı gözaltına alındı.Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ'nün mahrem askeri yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, bazı asker şüphelilerin 15-16 Temmuz 2016'da birliklerinde darbe girişimiyle ilgili faaliyette bulundukları tespit edildi.Bu kapsamda İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince Balıkesir, Ankara, Bayburt, Şırnak, Kilis, Sakarya, Hatay ve Aydın'da eş zamanlı operasyon düzenlendi.Operasyonda 4'ü görevde, 3'ü meslekten ihraç ve biri emekli farklı rütbelerde 8 subay ile uzman çavuş ve astsubayların da aralarında olduğu 14 şüpheli gözaltına alındı. Yakalanan Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç subaylardan birinin, rütbesi ere düşürülen bir tuğgeneral olduğu öğrenildi.
Reklam