Çıralı, Turist Ağırlamaya Devam Ediyor
ANTALYA (AA) - Antalya'nın Kemer ilçesindeki Çıralı turizm bölgesi, yerli ve yabancı turistleri ağırlamaya devam ediyor. Kemer Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, denizi, sahili, doğal güzellikleri ve tarihi zenginlikleriyle tatilcilerin ilgisini çeken Çıralı, sakin ve doğal ortamıyla özellikle yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde en fazla tercih edilen bölgelerden biri oldu. Yat turların yapıldığı bölge, caretta caretta yuvalarının koruma alanı olmasıyla da dikkati çekiyor. Çıralı'nın yer aldığı Ulupınar Mahallesi Muhtarı Habib Altınkaya, bölgenin korunması, gelecek nesillere taşınması için önemli hizmetlerde bulunulduğunu belirtti. Ulupınar Çıralı Koruma Kooperatifi ile imzalanan protokol kapsamında bölgede çalışan 4 personelin maaşının Kemer Belediyesince ödendiğini kaydeden Altınkaya, bu durumun örnek bir davranış olduğunu ifade etti. Altınkaya, bölgenin temiz tutulması için de gereken özverinin sergilendiğini bildirdi. Çıralı'da turizm işletmeciliği yapan Erdal Köylüoğlu da 1980'den bu yana turizmle ilgilendiklerini kaydetti. Bölgenin eşsiz bir doğaya hakim olduğunu vurgulayan Köylüoğlu, altyapı sorununun da en kısa zamanda çözülmesini beklediklerini belirtti.İşletmeci Mehmet Ütü, salgın sürecinde tedbirler konusunda gereken özeni gösterdiklerini ifade etti.İsviçre'den Çıralı'ya tatil için gelen Nuray Celayir Allak da Çıralı'daki ortamı çok sevdiğini dile getirdi.Bölgenin temiz sahile ve denize sahip olduğuna değinen Allak, Çıralı'yı herkese tavsiye ettiğini kaydetti.
Anadolu Isuzu Grı Kılavuzuna Uyumlu İkinci "Sürdürülebilirlik Raporu"Nu Yayınladı
İSTANBUL (AA) - Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan, sürdürülebilirlik eksenindeki taahhütleri ile 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkılarını pekiştirmeye devam edeceklerini aktardı. Anadolu Grubu'ndan yapılan açıklamaya göre, Anadolu Isuzu, çevresel etkisini en düşük düzeye düşürmeyi öngören sürdürülebilir büyüme anlayışı ile sosyal, çevresel ve ekonomik alanlardaki performansını iyileştirmeye devam ediyor. Uzun vadeli bakış açısıyla ortaya koyduğu iş ve sürdürülebilirlik stratejileri paralelinde tüm paydaşları ve toplum için artı değer yaratmayı hedefleyen Anadolu Isuzu, bu doğrultuda yürüttüğü çalışmalara yer verdiği ikinci 'Sürdürülebilirlik Raporu'nu yayınladı. Açıklamada görüşlerine yer verilen Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan, Anadolu Isuzu’nun 2019 yılında ekonomik, sosyal, kurumsal yönetişim ve çevre eksenlerinde değerli başarılara imza attığını belirterek sürdürülebilirlik eksenindeki taahhütleri ile 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkılarını pekiştirmeye devam edeceklerini vurguladı. Arıkan, 'Sürdürülebilir gelişme ve kalkınma, Anadolu Isuzu’nun stratejisinin temel bir öğesi. Anadolu Isuzu olarak müşteri beklentilerine odaklanıyor, kişisel talepleri karşılamayı, müşteri deneyimini yeni ufuklara taşımayı ve fark yaratmayı hedefliyoruz. Dijitalleşmeye yönelik çalışmalarımızla geleceğe yönelik olarak kapsamlı yapılanmalar ve yatırımlar gerçekleştiriyoruz. Dijitalleşme, akıllı ürünler ve elektrikli araçlara geçişi ana stratejik yönelimlerimiz olarak kabul ediyoruz. Müşteri beklentilerini odak noktasına alan, kişisel talepleri karşılamayı, müşteri deneyimini yeni ufuklara taşımayı ve fark yaratmayı hedefleyen dijitalleşme çalışmalarımız, geleceğe yönelik olarak kapsamlı yatırımlar için bizi teşvik ediyor.' ifadelerini kullandı.'Sektördeki varlığımızı geliştirmek sürdürülebilirlik yaklaşımımızın temel hedeflerinden biri'İnsana dokunan ve fayda sağlayan çalışmalara odaklandıklarını belirten Arıkan, şöyle devam etti:'Sahip olduğumuz değerler ve kurum kültürümüz ışığında dil, din, ırk ve cinsiyet farkı gözetmeden 'önce insana' hizmet etme yaklaşımını benimsiyoruz. Fırsat eşitliğinin sağlanması ve çeşitliliğin oluşturulmasına önem veriyoruz. Bu doğrultuda belirlediğimiz istihdam politikası sonucunda, 5 yılda çalışan kadın sayımızı toplam çalışan sayısı içinde yüzde 2,5 artırdık. Çevreye karşı sorumluluğumuz doğrultusunda çevre dostu teknolojileri üretim süreçlerine entegre ettik. Ürün yaşam döngüsü boyunca oluşan çevresel etki alanlarını çevre politikamızın temeli olarak görüyor, üretim faaliyetlerimizin tüm aşamalarında çevresel ayak izimizi sürekli ölçümleyerek azaltmaya odaklı projeler geliştiriyoruz.'Anadolu Isuzu’nun, Mart 2020’de başlayan pandemi sürecini doğru bir yaklaşımla yönettiğini ve mali sağlığını koruduğunu vurgulayan Arıkan, 'Pandemi ile hayatlarımızı dönüştüren yeni normalde daha da güçlendik. Müşterimize daha yakın olmaya ve müşteri memnuniyetini geliştirmeye odaklandık. Bu alana yapmakta olduğumuz yatırımların önümüzdeki dönemde dış pazar varlığımızı önemli oranda geliştireceğini düşünüyoruz. Ticari araç üretimi alanındaki varlığımızı yenilikçi yaklaşımımız desteğinde geliştirmek, kurumsal stratejimizin olduğu kadar sürdürülebilirlik yaklaşımımızın da temel çıpalarından ve hedeflerinden biri.' açıklamasında bulundu.Üretim-ticaret-hizmet döngüsündeki çevresel etkiyi azaltmayı hedefliyor Açıklamaya göre, sürdürülebilirliği, faaliyet döngüsü kapsamında ekonomik, çevresel ve sosyal eksenlerde içselleştiren Anadolu Isuzu, tasarladığı çok sayıda proje ve inisiyatifi paydaşları ile yakın iş birliği içinde hayata geçiriyor. Ürettiği yenilikçi, kaliteli ve güvenli araçlarla, yerkürenin farklı noktalarında milyonlarca insana mobilite ve lojistik çözümleri sunan Anadolu Isuzu, toplumun sürdürülebilir kalkınmasına çok yönlü katkıda bulunuyor. Tüm kaynakların doğru ve verimli kullanımına odaklanan Anadolu Isuzu, üretim-ticaret-hizmet döngüsündeki çevresel etkiyi azaltmayı hedefliyor. İklim değişikliği konusunda sorumlu bir yaklaşım benimsiyorÇevre dostu teknolojileri üretim süreçlerine entegre eden Anadolu Isuzu, ürün yaşam döngüsü boyunca oluşan çevresel etki alanlarını çevre politikasının temeli olarak görüyor, üretim faaliyetlerinin tüm aşamalarında çevresel ayak izini sürekli ölçümleme ve azaltma odaklı projeler geliştiriyor. Anadolu Isuzu faaliyetlerden kaynaklanabilecek emisyonların, su kirliliğinin, tehlikeli ve tehlikesiz atıkların çevresel etkilerinin kaynağında azaltılması, geri kazanımının geliştirilmesi ve teşvik edilmesini amaçlıyor. Türkiye ve Avrupa’da yayınlanan çevresel mevzuatları yakından takip eden Anadolu Isuzu’nun fabrikasında ISO 14001 Çevre Yönetim Standardı çerçevesinde yapılandırılmış Çevre Yönetim Sistemi bulunuyor. Şirket faaliyetlerinin ISO 14001 Çevre Yönetim Standardı’na uyumu, bağımsız periyodik dış denetimlerle takip ediliyor ve doğrulanıyor. İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında enerji tüketimi ve emisyon miktarları sürekli izleniyor, planlanan enerji verimliliği projeleriyle tüketimlerin azaltılması ve sera gazı emisyonlarının düşürülmesi hedefleniyor. Satış sonrası hizmetler yapılanmasını geliştirmeye devam ediyorAnadolu Isuzu, hizmet sunduğu tüm segmentlerde müşterilerinin satış sonrası talep ve beklentilerini, Türkiye’nin dört bir yanındaki hizmet ağı ile hızlı ve mükemmel bir şekilde karşılamaya odaklanıyor. Asıl hizmetin satıştan sonra başladığının bilincinde olan Anadolu Isuzu, 2019 yılında da satış sonrası hizmetler yapılanmasını geliştirmeye devam etti. Müşteriler ile yapılan memnuniyet anketlerinden elde edilen sonuçların ışığında, Anadolu Isuzu müşteri memnuniyet oranını 2019 yılında da yüksek seviyeye ulaştırmayı başardı. Tüm müşterilerine kişiselleştirilmiş ve özel hizmet vermeyi kendine görev edinen Anadolu Isuzu, müşteri beklentilerini karşılamak ve müşterinin taleplerini daha yakından dinlemek için 2019 yılında toplamda 17 bin adet anket yaptı ve müşteri memnuniyetini titizlikle takip etti. Güçlü CRM yapısı ile müşterilerini her kanaldan izleyerek sadık bir müşteri kitlesi oluşturan Anadolu Isuzu, pazardaki yeni müşterilere ulaşma yönünde hızlı ve emin adımlarla ilerliyor.
Kars'taki Asırlık Koç Katım Geleneği Renkli Görüntüler Oluşturdu
KARS (AA) - Kars'ın Arpaçay ilçesindeki besicilerin sürdüğü koç katım geleneğinde, koçlarını süsleyerek sürüye katmaları renkli görüntüler oluşturdu.İlçenin Koçköy köyünde besicilik yapan vatandaşlar asırlardır yaşatılan koç katım geleneğini sürdürüyor. Kuzuların kışın soğuğa ve açlığa dayanıksız oluşlarından dolayı, koyunların yavrulama zamanlarının denetim altına alınması amacıyla mayıs ayında sürülerden ayrılan koçlar, sonbaharda sürüye dahil ediliyor. Sonbaharda ise koçlar bayram havasında geçen etkinlikte davul, zurna, kaval eşliğinde sürüye katılıyor.Bu gelenek çerçevesinde Arpaçay ilçesinde çobanlarca şu sıralar yayladan indirilen sürüler için köy sakinleri bazı hazırlıklar yaptı. Köy sakinleri önce çeşitli renklere boyadıkları, ardından bereketin sembolü yiyeceklerden elma, nar ve şekerlemeleri boyun ve boynuzlarına taktıkları koçları süsleyip sürüye kattı.Koçköy sakinlerinden Alparslan Bakar, gazetecilere, köyde koç katımının eylülde başladığını ve ekimin sonuna kadar peyderpey devam ettiğini anlattı.Koçların boyalarla süslenip, boynuzlarına elmalar takıldığını ifade eden Bakar, 'Köyümüz koçuyla anılan bilinen bir yer, koç katımında erkek çocukları koçun üzerine bindirdik amacı koyunların erkek doğurması. Bugünkü koç katım günü besicilerimizden Ümit Bey'in sırası, koçları süsleyerek sürünün gelmesini bekledi. Süslenen koçlar daha sonra Türk bayrağının altından geçirilerek sürüye dahil edildi.' dedi.Sürü sahibi Ümit Biçer ise asırlardır koç katım geleneğini sürdürdüklerini dile getirerek, 'Atadan, dededen gelen geleneği sürdürüyoruz, eskiden beri hayvancılıkla uğraşıyoruz. Ekim ayı geldiğinde koyunlarımız yayladan gelir, koçlarımızı boyayıp boynuzlarına elmasını takıp süslüyoruz. Komşularımızı davet edip koçları davul zurna eşliğinde sürüye dahil ederiz.' diye konuştu.
Analiz - Körfez-İsrail Normalleşmesi Bölgede Yeni Dengelerin Oluşumuna Zemin Hazırlıyor
İSTANBUL (AA) -NECMETTİN ACAR- Başta Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere Körfez ülkelerinin son dönemde İsrail’le zaten normal olan ilişkilerini alenileştirme kararı alması Orta Doğu bölgesindeki güç ve güvenlik mimarisinde yeni dengeler ortaya çıkaracak bir potansiyel taşıyor. BAE-Suudi ekseni, son dönemde takip ettiği politikalarla, bölgenin geleneksel ağırlık merkezini Kahire’den uzaklaştırarak Körfez ülkelerini Orta Doğu'nun yeni hegemon gücü haline getirme çabası Mısır, Ürdün ve Irak gibi ülkelerde derin bir rahatsızlığa neden oldu. Türkiye ve Katar’ın, Körfez bloğunun bölgesel politikalarından duyduğu rahatsızlığa ilaveten bölgenin sayılan önemli aktörlerinin de Körfez-İsrail yakınlaşmasını kendi çıkarları açısından bir tehdit olarak algılaması, bölgede oluşacak yeni dengelerin en önemli habercisi.Körfez-İsrail yakınlaşmasını takiben bölgede oluşabilecek yeni dengelerin ilk işareti 13 Ekim’de Mısır, Ürdün ve Irak Dışişleri Bakanları arasında Kahire’de düzenlenen üçlü zirve oldu. 14 Ekim’de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Mısır’a yönelik mesajları, 22 Eylül’de el- Fetih ve Hamas yetkililerinin Ankara’da gerçekleştirdikleri uzlaşma gündemli toplantı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şeyh es-Sabah’ın vefatı üzerine Kuveyt’e düzenlediği taziye ziyareti de oluşabilecek bu yeni dengenin işaretleri olarak okunmalıdır.Orta Doğu’nun geleneksel ağırlık merkezi Kahire’den uzaklaşırkenSon dönemde küresel siyasetin gündemine her ne kadar ağırlıklı olarak Doğu Akdeniz ve Kafkaslardaki gerginlikler hâkim olsa da Orta Doğu bölgesinde birbiri ardınca tarihi kırılmalar meydana geliyor. İlk olarak Körfez-İsrail normalleşmesi ile bölge siyasetinde önemli bir kırılma yaşanırken, ikinci olarak normalleşme anlaşmasının da doğal bir sonucu olarak Arap dünyasının ve Orta Doğu bölgesinin geleneksel ağırlık merkezinin Kahire’den uzaklaştığına şahit olduk. Her iki gelişme de bölge güç ve güvenlik mimarisinde önemli sonuçlar ortaya çıkaracak jeopolitik dönüşümlerdir.Aslında bölgenin geleneksel ağırlık merkezi bir süredir Kahire’den uzaklaşmaktaydı. Özellikle Arap Baharı sürecinde Mısır’ın içeride yaşadığı istikrarsızlıklar ve ulusal gücünün azalması, üstüne Körfez’in statükocu bloğunun Bahreyn müdahalesi, Yemen savaşı gibi agresif politikaları, Riyad-Dubai eksenini bölge siyasetinde öncelikli bir konuma yükseltmişti. 3 Temmuz 2013 tarihinde gerçekleşen darbenin ardından iktidara gelen Sisi yönetiminin ekonomik, diplomatik ve siyasi açıdan Körfez monarşilerine dayanmak zorunda kalması, bölgedeki güç dengesinin üzerinde önemli sonuçları olmuştu. Kızıldeniz’deki Tiran ve Sanafir adalarının Suudi Arabistan’a terk edilmesi, Mısır’ın Yemen savaşı ve Katar krizinde Körfeze eklemlenmek zorunda bırakılması ve son olarak Libya’da, Körfez’in bölgesel politikaları için Mısır ordusunun sahaya sürülmeye zorlanması Kahire’nin bölgesel güç denklemindeki rolünün azalmasının en önemli göstergeleri/sonuçlarıdır. Tüm bu gelişmelere ilaveten Körfez-İsrail normalleşmesi, Orta Doğu bölgesinin geleneksel ağırlık merkezini kesin bir şekilde Kahire’den uzaklaştırdı. Son dönemde yaşanan bu gelişmelerle Mısır sadece Arap-İsrail ilişkilerinde ve Filistin meselesindeki ayrıcalıklı konumunu kaybetmekle kalmadı; bu gelişmeler aynı zamanda Mısır’ın bölge jeopolitiğindeki eşsiz konumunu sarstı ve bölgedeki askeri avantajlarını da yok etti.Bölgesel düzlemde Mısır’ın yaşadığı bu kayıpların sebeplerinden üç tanesi özellikle öne çıkıyor; Suudilerin Kızıldeniz kıyısına inşa etmeyi düşündükleri devasa turizm merkezi (NEOM), Körfez enerji kaynaklarının Kızıldeniz’in bay-pas edilerek Doğu Akdeniz’e taşınmasına yönelik projeler ve İran-Körfez rekabetinde Mısır’ın askeri, demografik ve entelektüel avantajlarının kaybolması.İlk olarak, Kızıldeniz geleneksel olarak Mısır’ın nüfuz sahası iken son dönemde Yemen savaşı ve Vizyon 2030 projesi ile Körfez aksının yakından ilgilendiği bir bölge olmaya başladı. Bu dönemde Körfez ülkelerinin Kızıldeniz’i bir iç deniz haline getirmek için yoğun bir çaba içine girdiklerine şahit olduk. Suudilerin Kızıldeniz’deki insansız 50 adayı seçkin bir turizm merkezine dönüştürmeyi de içeren projenin toplam alanı 34 bin kilometrekare olup (yaklaşık Belçika kadar) Maldivler, Seyşeller, Bali ve Hawaii’nin toplam büyüklüğü kadardır. NEOM projesi, milli geliri önemli ölçüde turizm gelirlerine bağlı olan Mısır için ciddi ekonomik zorluklara yol açacaktır. Mısır’ın, Suudilerin bu alanda yapacakları trilyon dolarlık bir yatırımla rekabet edebilmesinin imkânsız olması, bölgedeki ekonomik avantajların Körfez’e kaptırılması sonucunu doğuracaktır. İsrail’in Kızıldeniz’e çıkış kapısı olan Akabe körfezinin ağzındaki Tiran ve Sanafir adalarının Suudilere kaptırılması da Kızıldeniz jeopolitiğinde Mısır’ın azalan gücünün başka bir işaretidir.İkinci olarak, Körfez-İsrail yakınlaşmasıyla, yaklaşık 150 yıldan beri küresel enerji ve ticaret için hayati önemde olan Süveyş kanalı, İsrail üzerinden Körfez’den Doğu Akdeniz’e oluşturulacak yeni alternatif rotalarla bu önemini kaybedecektir. Suudi hava sahasının İsrail uçaklarına açılması, İsrail-Körfez arasında yeni raylı sistemler ve petrol boru hatları projeleri, Süveyş’in hem jeopolitik önemini hem de Mısır ulusal refahı için sağlaması beklenen katkıyı anlamsız kılacaktır. Bu noktada Sisi’nin darbe ile yönetime geldiğinde Mısır’ın kıt kaynaklarından 8 milyar dolardan fazla para harcayarak Süveyş kanalını genişlettiğini hatırlatmak gerekiyor. Son dönemde yaşanan bu gelişmeler hem Süveyş kanalının geleneksel önemini azaltacak hem de Sisi yönetiminin yaptığı bu büyük yatırımı çöp haline getirecek bir potansiyel taşıyor.Son olarak Mısır yaklaşık elli yıldan bu yana Körfez-İran rekabetinde Körfez güvenliğinin en önemli dayanaklarından biri olmuştur. Körfezin statükocu ekseni açısından, bu yönüyle, Mısır, Körfez güvenliğinin ve istikrarının en önemli güvencesidir. Özellikle günümüze kadar, İran’ın Levant bölgesinde ve Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu sınırlayabilecek yegâne aktör olması, Mısır’ı Körfez açısından vazgeçilmez kılan önemli faktörlerden biriydi. Ancak Körfez-İsrail yakınlaşması hem İran’ın bölgede askeri olarak dengelenmesinde hem de İran nüfuzunun Doğu Akdeniz ve Levant’da sınırlandırılmasında Mısır’ın bu ayrıcalıklı rolünü ortadan kaldırdı. Çünkü İsrail, hem askeri kapasitesine hem de Batı ile kurduğu yakın ilişkilere güvenerek gerektiğinde Suriye, Lübnan, Irak ve bölgenin diğer ülkelerinde hava saldırıları ile İran karşısında sahada etkili bir mücadele yürütebiliyor. Son dönemde Mısır ordusunun Körfez ekseni tarafından Libya çöllerinde Mısır ulusal çıkarı için hiçbir değeri olmayan bir mücadeleye zorlanması da Mısır’ı geleneksel nüfuz alanlarından uzak tutma çabalarından biri olmuştu.Türkiye’nin bölge siyasetinde yükselen profiliArap Dünyası’nın ve Orta Doğu’nun geleneksel ağırlık merkezinin Kahire’den uzaklaşmasına yol açan ikinci etken Türkiye’nin bölge siyasetinde yükselen profilidir. Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Orta Doğu bölgesindeki kriz alanlarında Türkiye’nin artan ağırlığı bölgede Türkiye’nin dışlandığı bir politikanın başarı şansını azaltmakta. Orta Doğu özelinde Filistin meselesinde Türkiye’nin Körfez ve Mısır’ın geleneksel ağırlığına meydan okuyacak bir kapasiteye ulaşması bu kanaatin en önemli göstergesidir.Geçtiğimiz Ağustos ayı itibarıyla Körfez’in İsrail ile normalleşme girişimleri ortaya çıktığında hem ülkemizde hem de küresel ölçekte Katar’ın da Körfez ekseni gibi İsrail’le normalleşeceği, Türkiye’den uzaklaşarak Körfez ekseninin peşine takılacağına dair çok sayıda analiz yayımlandı. Ancak gelinen süreçte Katar’ın takip ettiği politika bu varsayımları haklı çıkarmadı. Üstelik son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kuveyt ve Katar ziyaretleri ile Türkiye, Körfez’de İsrail ile normalleşmeden rahatsız olan önemli bir aktör Kuveyt’le ilişkilerini güçlendirmeye başladı. Bu son girişim, Körfez’de Filistin meselesindeki çatlağı derinleştirecek bir sonuç doğuracaktır. Bir taraftan Filistin meselesine sırtını dönme pahasına İsrail ile ilişkileri normalleştirme politikası takip eden BAE-Suudi ekseni, diğer taraftan İsrail’e mesafeli durarak Filistin davasına sahip çıkan Katar ve Kuveyt. Türkiye’nin bu iki Körfez ülkesi ile geliştirdiği yakın ilişkiler bölge siyasetindeki rolünü güçlendiriyor. Eylül ayı sonunda Filistinli gurupların (el-Fetih ve Hamas) Ankara’da gerçekleştirdikleri buluşma ise uzun yıllardır bu tür diplomatik girişimlerin mekânı olan Kahire’nin bölgesel meselelerdeki azalan önemini simgeleyen başka bir olay olmuştur.Bölgede oluşması muhtemel yeni dengelerKörfez’in İsrail ile normalleşerek Orta Doğu bölgesinin siyasi, ekonomik ve diplomatik merkezi haline gelme girişimi, bölgenin tüm aktörleri tarafından ciddi bir rahatsızlık kaynağı olarak görülüyor. Mısır, Ürdün ve Irak Dışişleri Bakanlarının Kahire’de düzenledikleri ve bu yıl üçüncüsü gerçekleşen zirve ile bu ülkeler bölgede oluşum aşamasında olan askeri, ekonomik ve diplomatik yeni bir bloğun işaret fişeğini ateşlemiş oldular. Her üç ülke de, başta Filistin meselesi olmak üzere bölge siyasetinden dışlanmışlık algısı ile İsrail-Körfez yakınlaşmasının kendi çıkarlarına vereceği olası zararları engellemek istiyor. Nitekim bu toplantıda görüşülen Irak’tan Akabe körfezine bir petrol boru hattı projesi, Körfez’in İsrail’in Aşkelon limanı üzerinden Doğu Akdeniz’e uzanacak boru hattına yönelik önemli bir meydan okumadır. Çünkü Irak’ın Ürdün ile kara sınırı, İsrail ile Körfez arasında doğrudan bir kara bağlantısını kesiyor. Ürdün’ün Körfez karşıtı bir blokta yer alması Körfez-İsrail ilişkilerindeki derinleşmeye önemli bir darbe vuracaktır. Mısır’ın bölgede alternatif blokların oluşumu için başlattığı diplomatik girişimler, Körfez ülkelerinin, içinde bulundukları ekonomik krizle de bağlantılı olsa da, Sisi yönetimini fonlamayı kesmelerinin en önemli sebeplerinden.Türkiye, bu süreçte bir taraftan Katar ve Kuveyt’le ilişkilerini sıkılaştırma politikası takip ederek BAE-Suudi eksenini dengelerken diğer taraftan geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’ın Mısır’a yönelik mesajları ile son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle önemi azalan Mısır ile yakın ilişkiler kurma niyetini gösteriyor. Türkiye ve Mısır arasında buzları eritecek bir yakınlaşma Körfez-İsrail yakınlaşması ile bölgede oluşan dengesizliği bertaraf edebilecek bir girişimdir.Bölge siyaseti yakından takip edildiğinde son dönemde Körfez-İsrail yakınlaşmasının, başta Türkiye, Mısır ve Irak olmak üzere bölgedeki tüm aktörler nezdinde ciddi bir rahatsızlık ortaya çıkardığı kolaylıkla anlaşılabilir. Özellikle Körfez ülkelerinin iddialı ve maceracı politikalarının en önemli hamisi konumundaki Trump yönetiminin yaklaşan ABD seçimleri nedeniyle bir belirsizlik içinde olması bölgede Körfez-İsrail yakınlaşmasını kendi ulusal çıkarları açısından tehdit olarak algılayan aktörlerde bir hareketlenmeye sebep oldu. Şimdilik bazı işaretlerini gözlemlediğimiz Orta Doğu bölgesindeki muhtemel yeni dengelerin, ABD seçimleri sonucuna da bağlı olarak, önümüzdeki dönemde daha görünür bir hal alacağını söyleyebiliriz.[Dr. Necmettin Acar Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanıdır]
Avrasya Ülkelerinde Kovid-19'La İlgili Gelişmeler
NUR SULTAN (AA) - Ukrayna, Ermenistan, Gürcistan, Kazakistan ve Özbekistan'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını etkisini sürdürüyor.Ukrayna Sağlık Bakanı Maksim Stepanov, ülkede son 24 saatte 7 bin 517 kişide virüsün görülmesiyle günlük en yüksek rakamın saptandığını, vaka sayısının 330 bin 396'ya çıktığını bildirdi.Son 24 saatte 63 binden fazla Kovid-19 testinin yapıldığını aktaran Stepanov, ölü sayısının 121 artışla 6 bin 164 olduğunu kaydetti.Virüse yakalanan 1032 kişinin hastaneye kaldırıldığını belirten Stepanov, iyileşen sayısının ise 2 bin 680 artarak 137 bin 578'e ulaştığını ifade etti.ErmenistanErmenistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte 2 bin 474 kişide Kovid-19 tespit edilmesiyle günlük en yüksek rakama ulaşıldı, toplam vaka sayısı 73 bin 310'a çıktı.Kovid-19 nedeniyle 14 kişinin yaşamını yitirdiği ülkede, ölü sayısı 1145'e yükseldi.Ülkede bugüne kadar 50 bin 276 Kovid-19 hastası iyileşti, 21 bin 560 kişinin ise tedavisi sürüyor.Gürcistan Gürcistan Başbakanlığından yapılan açıklamada, ülkede son 24 saatte 1759 kişide Kovid-19 tespit edilerek günlük vakalarda en yüksek sayıya ulaşıldığı, toplam vaka sayısının 24 bin 603'e yükseldiği belirtildi.Açıklamada, sağlığına kavuşanların sayısının 350 artarak 9 bin 751'e, hayatını kaybedenlerin sayısının 5 artarak 183'e ulaştığı kaydedildi.Eylül başından itibaren günlük tespit edilen vaka sayılarının gittikçe arttığı ülkede, 4 bin 408 kişi karantinada, 3 bin 155 kişi hastanelerde ve 1848 kişi ise Kovid-19 hastaları için ayrılmış otellerde gözetimde tutuluyor.KazakistanKazakistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte Kovid-19 vakası sayısı 179 artarak 110 bin 86'ya yükseldi.Virüsten iyileşenlerin sayısı 108 artarak 105 bin 493'e, ölenlerin sayısı ise 5 artarak 1811'e ulaştı.Kovid-19 belirtileri bulunan test sonuçları negatif olan zatürre vakası sayısı son 24 saatte 186 artarak 36 bin 567'ye çıktı.Zatürreden 27 kişini iyileşmesiyle sağlığına kavuşanların sayısı 28 bin 390'a ulaştı, ölenlerin sayısı 1 artarak 391'e yükseldi.Öte yandan Ülkenin Sıhhi Başhekimi Yerlan Kiyasov, sınırlarda salgına karşı önlemlerin alınmasına ilişkin yeni kararname yayımladı.Kararnameye göre, 27 Ekim'den itibaren havayoluyla Kazakistan'a gelen yabancılar için ülkeye girişte geçerlilik süresi 3 günü geçmeyen Kovid-19 test sonuçlarını gösteren belge zorunluluğu getirildi. Bu uygulamaya yabancı heyet üyeleri, uluslararası örgüt temsilcileri, onların aileleri, uluslararası yük taşımacılığı yapanlar tabi tutulmayacak.Yurt dışından ülkeye dönen ve yanında Kovid-19 test sonuçlarını gösteren belge bulundurmayan Kazak vatandaşları 2 günlük süreyle test yaptırmak üzere karantinaya alınacak.ÖzbekistanÖzbekistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, dün akşamdan beri ülkede Kovid-19 vakası sayısının 115 artarak 64 bin 633'e, virüs kaynaklı ölen sayısının ise 1 artarak 541'e çıktığı bildirildi.Açıklamada, iyileşenlerin sayısının 76 artarak 61 bin 734 olduğu ve şimdiye kadar virüs tespit edilen hastaların yüzde 95'inin iyileştiği aktarıldı.Ülkede hastanelerde 2 bin 358 hastanın tedavisi sürüyor.Karantina tedbirlerinin 15 Ağustos'tan itibaren aşamalı olarak gevşetildiği Özbekistan'da, ağustos ayının sonundan başlayarak 300'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, eylülde yükselişe geçerek 700'ün üzerine çıkarken, ekimden itibaren ise 300 civarında gerçekleşiyor.
Eşini Öldüren Sanığın Ağırlaştırılmış Müebbet Hapisle Cezalandırılması İstendi
İSTANBUL (AA) - Avcılar'da eşini silahla öldürdüğü gerekçesiyle yargılanan Hasan Deligözoğlu'nun, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edildi.Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuklu sanık Hasan Deligözoğlu, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Maktul Ayten Deligözoğlu'nun ailesi ile tarafların avukatları da duruşmada hazır bulundu.Duruşmada esas hakkındaki mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, sanık Hasan Deligözoğlu'nun resmi nikahlı eşi Ayten Deligözoğlu'nu öldürdüğü iddiasıyla kamu davası açıldığını, sanığın ise savunmasında maktulün kendisini öldürdüğünü söylediğini belirtti.Mütalaada yer verilen otopsi raporuna göre, Ayten Deligözoğlu'nun ölümüne neden olan atışın bitişik atış mesafesinden olduğu belirtilerek, maktul ile sanığın ellerinden alınan swab numunelerinde atış artığına rastlanmadığı, atıştan sonra yıkanan veya silinen elde atış artıklarının kalmayabileceği anlatıldı. ''Sanık ellerini silmiştir''Şikayetçilerin beyanında, maktul ile sanığın daha önce kavga ettiği, tartışmalar yaşadığı, sanığın maktule silah çektiği aktarılan mütalaada, maktulün intihar eğilimi olmadığı, maktulün kardeşi Murat Adıgüzel'in olaydan sonra eniştesi olan sanığın ellerini sildiğini söylediği belirtildi.Mütalaada, olay akşamı ve olaydan önce sanıkla maktulün tartıştığı, daha sonra sanığın evden çıktığı, döndüğünde tartışmanın devam ettiği anlatılarak, 'Sanığın kendisine ait ruhsatsız silahla eşini öldürdüğü anlaşılmıştır. Maktulün kendisinin intihar ettiği yönündeki savunmasının dosya kapsamı ve hayatın olağan akışına uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Sanığın olaydan sonra eşinin akrabalarını ve arkadaşlarını arayıp olayı anlatması da ne kadar soğukkanlı olduğunu göstermektedir. Sanığın suçu kabul etmediği, tahrik gerektiren herhangi bir savunmada bulunmadığı anlaşıldığından haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına yer olmamaktadır.' denildi.''İntihar olduğuna dair emare yok''Sanığın olay sırasındaki giysilerinin poşet içinde çöpe atıldığı aktarılan mütalaada, Adli Tıp Kurumu raporuna göre, maktulün ölümüne neden olan atışın bitişik atış mesafesinden yapıldığı, bunun da maktulün kendisinin ya da aynı mesafeden bir başkası tarafından da yapılabileceği kaydedildi.Sanığın anlatımları göz önüne alındığında iki insan yere düşerken silahın ateş alması halinde bitişik atış olamayacağı dile getirilen mütalaada, olayın intihar olduğuna dair herhangi bir emarenin bulunamadığı, sanığın savunmasının doğrulanamadığı kaydedildi.Mütalaada, maktulün elinde swab izine rastlanmadığı anlatılarak, sanığın 'eşini kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet, 'ruhsatsız silah bulundurma veya kullanma' suçundan da 3 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.Duruşma, sanık avukatlarının mütalaaya karşı beyanlarını hazırlamaları için ertelendi.İddianameBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 25 Aralık 2018'de polise yapılan ihbar sonucunda maktul Ayten Deligözoğlu'nun Avcılar'daki evinin koridorunda başından vurulmuş halde bulunduğu anlatılıyor.İddianamede, sanık Hasan Deligözoğlu hakkında 'eşini kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve 'ruhsatsız silah bulundurma veya kullanma' suçundan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesi talep ediliyor.
Reklam
Sanayi Ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Erzurum'da
ERZURUM (AA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Erzurum'da çeşitli ziyaretlerde bulundu.Bazı program ve açılışlara katılmak üzere Erzurum'a gelen Bakan Varank, valiliği ziyaret etti.Burada özel defteri imzalayan Varank, Vali Okay Memiş ile bir süre makamında görüştü. Varank ardından Erzurum Büyükşehir Belediyesi ve AK Parti İl Başkanlığına da ziyaretler gerçekleştirdi.
Ar-Ge Harcamalarının Milli Gelire Oranında 10 Yılın Rekoru Kırıldı
ANKARA (AA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, 2019'da Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranının yüzde 1,06'ya yükselip son 10 yılın rekorunun kırıldığını belirterek 'Özel sektör, inovasyon ruhunu tam da istediğimiz gibi ortaya koyuyor. Ar-Ge harcamalarının yüzde 64,2'sini, Ar-Ge finansmanının da yüzde 56,3'ünü özel sektör gerçekleştirdi.' ifadelerini kullandı.Bakan Varank, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye İstatistik Kurumunun '2019 Yılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetleri Araştırması' sonuçlarını değerlendirdi.Ar-Ge konusunda sağlanan ilerlemeye dikkati çeken Varank, '2019'da Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranı yüzde 1,06'ya yükseldi. Son 10 yılın rekorunu kırdık. Özel sektör, inovasyon ruhunu tam da istediğimiz gibi ortaya koyuyor. Ar-Ge harcamalarının yüzde 64,2'sini, Ar-Ge finansmanının da yüzde 56,3'ünü özel sektör gerçekleştirdi.' değerlendirmesinde bulundu.Bakan Varank'ın paylaşımında yer verdiği grafiğe göre, 2009'da yüzde 0,8 seviyesinde bulunan Ar-Ge harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı, 2013'te yüzde 0,81'e, 2018'de yüzde 1,03'e ve geçen yıl da yüzde 1,06'ya yükseldi.
Reklam
Pelin Çini Yazio: Demet Işıl Yılmaz’a “Bana Kanseri Anlat” Dedim. “Koku! Pelin Koku!.. Hasta Olmayan Bilmez, Bilemez. Kemoterapi Bütün Hücrelerini Öldürüyor ve Sen İçin Çürürken Kokusunu Alıyorsun”
etiket
Demet Işıl Yılmaz… Genç, güçlü, etkileyici bir insan. Savaşçı bir kadın, güzel bir anne…Onunla pandemi döneminde, sokağa çıkma yasaklarının göbeğinde tanıştık. Tabi ki sosyal medya üzerinden. Ama hani bazen birileriyle yolumuz kesişir ve sanki uzun zamandır zaten tanışıyormuşuz gibi hissederiz ya. Bize de öyle oldu.Çünkü farklı alanlarda benzer mücadeleler vermiş, benzer yenilgiler elde etmiş ve benzer şekilde “yanlış anlaşılmış”tık.  Zaten bana sorarsanız hayatın bizlere geçtiği en büyük kıyaklardan biri, umudumuzu yitirmeye yaklaştığımız o köşe başlarında aniden bir “benzer”imizle karşılaşmamız ve onun kulağımıza “henüz hiçbir şey bitmedi” diye fısıldamasıdır... Demet ile tanıştığımızda meme kanseriyle mücadelesi devam ediyordu. Şimdiyse savaş bitti. O kazandı. Yaşadıklarını yazdı, “Mecburiyetsiz” isimli kitabı yakında çıkacak ve hepimizi derinden etkileyecek biliyorum. Madem meme kanseri farkındalık ayındayız ve yine madem birçoğumuz etrafta gerçekten ne anlama geldiğini bilmediğimiz o pembe kurdeleyi görüyoruz. Ona sormak istedim: “Farkında mıyız? Demet, Kurdelemizi doğru yere takıyor muyuz?
Aydın'da Sahte İçki Nedeniyle 1 Kişi Öldü
AYDIN (AA) - Aydın'ın Kuşadası ilçesinde sahte içki zehirlenmesi şüphesiyle tedavi altına alınan kişi hayatını kaybetti.Kuşadası'nda yaşayan Umut A. (34 ), dün akşam evinde rahatsızlanınca yakınları tarafından Kuşadası Devlet Hastanesine getirildi.İlk müdahalesi yapılan Umut A, ambulansla Nazilli Devlet Hastanesine sevk edildi. Metil alkolden zehirlendiği değerlendirilen Umut A. yoğun bakım servisindeki yaşam mücadelesini kaybetti.Umut A'nın cenazesi otopsi işlemleri için İzmir Adli Tıp Kurumuna gönderildi.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Macaristan Milli Günü'nü Kutladı
ANKARA (AA) - Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Macaristan Milli Günü'nü kutladı. Bakan Çavuşoğlu, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, 'Stratejik ortağımız Macaristan’ın Milli Günü'nü en içten duygularla kutluyorum. Dost Macar halkına sağlık, esenlik ve refah diliyorum.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Manisa'da 190 Litre Sahte İçki Ele Geçirildi
MANİSA (AA) - Manisa'nın Salihli ilçesinde bir evde 190 litre sahte rakı ele geçirildi, 1 kişi yakalandı. İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Mersindere Mahallesi'nde devriye görevi sırasında bir evden yoğun anason kokusu gelmesi sonrası alınan arama kararının ardından operasyon düzenledi. Aramada, 190 litre sahte rakı ile sahte içki yapımında kullanılan düzenek ele geçirildi. Evdeki V.S. (69) gözaltına alındı.
Rusya'da Son 24 Saatte 17 Bin 340 Yeni Kovid-19 Vakası Görüldü
MOSKOVA (AA) - Rusya'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının başlamasından bu yana son 24 saatte 17 bin 340 vakayla 'en yüksek günlük rakam' görülürken, toplam Kovid-19 vakası sayısı 1 milyon 480 bini geçti.Rusya Koronavirüs Enfeksiyonu Kontrol ve Önleme Merkezinden yapılan açıklamaya göre, son 24 saatte virüs kaynaklı ölen sayısı 283 artarak 25 bin 525'e, sağlığına kavuşan sayısı da 11 bin 263 artışla 1 milyon 119 bin 251'e ulaştı.Ülkede, son 24 saatte 17 bin 340 kişinin virüse yakalanmasıyla toplam vaka sayısı 1 milyon 480 bin 646'ya çıktı.Rusya genelinde vaka sayısındaki günlük artış oranı yüzde 1,1’den yüzde 1,2’ye yeniden çıkarken, yeni vakaların yüzde 27,7'sinde semptom görülmedi.Son 24 saatte 546 bin test yapıldıBaşkent Moskova'da son 24 saatte Kovid-19 vakası sayısı 5 bin 478 artarak 386 bin 908'e, hayatını kaybedenlerin sayısı da 62 artışla 6 bin 249'a yükseldi.Rusya İnsan Sağlığı ve Tüketici Haklarını Koruma Servisi, son 24 saatte 546 bin Kovid-19 testinin yapıldığını ve böylece toplam test sayısının 56 milyon 200 bini geçtiğini bildirdi.Rusya'da Kovid-19Rusya'da ilk Kovid-19 vakaları 31 Ocak'ta tespit edilmiş, ilk virüs kaynaklı ölüm ise 19 Mart'ta kaydedilmişti.Ülkede, dün 15 bin 971, 20 Ekim'de 16 bin 319 vaka tespit edilmiş, 21 Ekim'de de 317 kişinin yaşamını yitirmesiyle en yüksek günlük ölü sayısı görülmüştü.Rusya'da 1 Eylül'de yeni eğitim öğretim yılı başlamış, okullarda maske ve sosyal mesafe zorunluluğu getirilmemişti.
İstanbul'da Terör Örgütü PKK'ya Yönelik Operasyon
İSTANBUL (AA) - İstanbul’da terör örgütü PKK’ya yönelik düzenlenen operasyonda, haklarında gözaltı kararı bulunan 7 şüpheliden 5’i yakalandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, farklı sosyal medya hesapları üzerinden PKK propagandası yapan ve şehitler ile güvenlik güçlerine hakaret ettiği belirlenen 7 kişi hakkında gözaltı kararı verdi.Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 4 ilçede 7 adrese düzenledikleri eş zamanlı operasyonda zanlılardan 5’ini yakalandı. Adreslerde yapılan aramalarda çok sayıda örgütsel doküman ve dijital malzeme ele geçirildi. Şüphelilerin emniyetteki işlemlerinin sürdüğü, firari 2 kişinin yakalanması için ise çalışmaların devam ettiği bildirildi.
Reklam
Analiz - Irak'ın Yeni Ortakları: Rusya Ve Çin
İSTANBUL (AA) -FATİH OĞUZHAN İPEK- 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) doğrudan nüfuzu altına giren Irak, 2011’de ABD’nin askeri birliklerinin çoğunluğunun çekilmesinin ardından İran’ın da doğrudan nüfuzu altında kalmaya başladı. Irak’ta Saddam sonrası dönemde yönetime gelen hükümetler ABD-İran rekabetinden menfi yönde etkilendiler. Bu bağlamda, küresel düzeyde etkisini gösteren son hadise, ABD’nin Bağdat’ta Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Ketaib Hizbullah lideri Ebu Mehdi Mühendis’e yönelik suikastıydı. Buna karşılık, ABD-İran rekabetinin Irak üzerindeki etkilerini azaltmak ve Irak’ın ekonomik ve altyapısal gelişimini sürdürmek isteyen Irak hükümetleri Rusya ve Çin ile yakınlaşmaya başladı. Süleymani ve Mühendis suikastının akabinde Irak meclisinden yabancı askeri birliklerin ülkeden çıkmasını talep eden kararın çıkması üzerine ABD Başkanı Donald Trump’ın Irak’a yönelttiği ağır yaptırım tehdidi, Irak’a Çin ve Rusya ile ilişkilerinin önemini gösterdi. Dolayısıyla ABD ile yaşanan sorunlar ve ekonomik buhranlar Irak’ı Rusya ve Çin ile yakınlaşmaya itmiş durumda.Irak’ın Rusya ile ilişkileri politika, güvenlik ve enerji alanında şekillenirken Çin ile ilişkileri ise enerji ve yeniden inşa çerçevesinde şekillenmiştir. Rusya Soğuk Savaş döneminde yakın işbirliği halinde olduğu Irak ile ilişkilerini, ABD işgali sonrasında, 2008 yılı itibarıyla geliştirmeye başlamıştır. Orta Doğu’da etkinlik kurmak isteyen Rusya, Suriye’nin yanında Irak’ta da nüfuz arayışında olmuştur. Enerji yatırımları üzerinden jeopolitik nüfuz elde eden Rusya, hava savunma sistemi ve uçak tedarikiyle de jeopolitik nüfuzunu tahkim etmektedir. Çin ise Irak’ta askeri angajman dışında, enerji sektöründen yeniden inşa çalışmalarına kadar büyük bir yatırımcı olarak yer edindi.Rusya’nın Irak’ta artan nüfuzuRusya 2003’te Irak’ta Saddam Hüseyin’i deviren ABD öncülüğündeki işgale sert bir şekilde karşı çıkmıştı. Zira Saddam’ın devrilmesi Rusya’nın Irak’ta stratejik pozisyonunu kaybetmesine sebep olmuştu. Rusya nezdinde Irak, ABD öncülüğündeki uluslararası düzeni geri püskürtme konusunda önemli bir rol oynayan aktördü. 2008 yılına gelindiğinde Rusya Irak’ta etkisini artırmaya başlayarak ABD öncülüğündeki uluslararası düzende bir boşluk açtı. Bu anlamda ilk hamle olarak, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Irak’ın Saddam dönemindeki 12 milyar dolarlık borcunu 4 milyar dolarlık petrol anlaşması karşılığında sildi. 2012’de Rus enerji şirketleri Lukoil ve Gazprom Neft Kuzey Irak enerji pazarına girdiler. Dahası, Irak’taki Rus faaliyetleri 2014 yılından itibaren hız kazandı. Irak’ın DEAŞ ile mücadelede acil yardıma ihtiyaç duyduğu ve buna karşılık ABD’nin gerekli askeri yardımı tehir ettiği bir dönemde, Rusya kendini gösterdi. ABD DEAŞ’a karşı mücadele kampanyasını başlatsa da, Rusya’nın ilk baştaki desteği, Bağdat ve Erbil ile enerji sektöründe anlaşmalar yapmasına imkân verdi.Bu anlamda Rusya’nın Irak’taki nüfuzunun ana sektörünün enerji olduğu söylenebilir. 2017 yılından sonra Rusya ile Irak arasında imzalanan enerji anlaşmaları stratejik bir işbirliğini ortaya çıkardı. Erbil-Bağdat arasında petrol ve diğer konular üzerinde anlaşmazlıklar devam ederken Rus enerji şirketi Rosneft, Erbil’e 3,5 milyar dolar borç vererek Bağdat’a karşı Erbil’in elini güçlendirdi. Ayrıca Rosneft Türkiye’ye giden petrol hattında büyük bir hisse satın aldı ve bu hatta paralel bir doğalgaz boru hattı inşa etmeyi taahhüt etti. Dolayısıyla enerji sektörü Rusya’nın önemli bir dış politika aracıdır. Rusya boru hattını salt kâr gütmekten ziyade, uzun vadeli jeopolitik çıkarlar için kontrol etme arzusunda. Diğer yandan Rusya’nın Irak’ın enerji kaynaklarına ilgisi Irak açısından da avantajlar içeriyor. 2019 itibariyle Irak enerji sektöründeki toplam Rus yatırımı 10 milyar doları aşmış durumda. Hatta Rus yetkililer Rus şirketlerinin yakın dönemde Irak’taki petrol ve doğalgaz projelerine en az 20 milyar dolar daha yatırım yapacaklarını açıkladılar. Rusya’nın Irak’taki yatırımları enerji sektörüyle sınırlı kalmadı; elektrik, tarım ve ulaşım sektörlerinde de Irak ile anlaşmalar imzalandı.Rusya’nın Irak’taki etkinlik sahası ekonominin ötesine uzanıyor; siyasi alanda da iki ülke arasında yoğun bir temasın olduğu gözlemleniyor. 2019’da Irak ve Rusya arasında üst düzey devlet yetkililerinin de katıldığı 60 ziyaret gerçekleşti. Bunun yanında Irak Astana görüşmelerinde gözlemci devlet oldu. Öte yandan, askeri alanda DEAŞ ile mücadele kampanyası dahilinde, Rusya Irak’ı İran, Suriye ve Hizbullah eksenine çekmeye çalıştı. Rusya’nın çabaları 4+1 İttifakını (Rusya, Suriye, İran, Irak) meydana getirdi. 4+1 İttifakı üyeleri DEAŞ ile mücadelede istihbarat paylaşımı ve işbirliği yapmayı taahhüt ettiler. Bu bağlamda, İran ve Suriye’yi kapsayan istihbarat paylaşımı anlaşması çerçevesinde Bağdat’ta komuta merkezi kuruldu. Ancak 4+1 İttifakı işlevsiz kaldı.Dahası, Rusya Irak’taki Şii aktörlerle irtibat kurmaya başladı. 2019’da Haşdi Şabi içindeki İran yanlısı Şii milisler Moskova’yı ziyaret ettiler. Bu ziyaret Rusya’nın çok taraflı ilişkiler kurmak istediğini gösteriyor. Zira Rusya bir yönüyle, İran yanlısı Şii milislerin kendi yatırımlarına zarar vermesini engellemek için, bu milislerle ilişkilerini sürdürmek istiyor. Moskova yönetimi Şii aktörlerle kurduğu güçlü bağlantılarının yanında, mezkûr aktörleri kapsayan diplomatik hamlelerini de artırdı. 2019’da hükümet karşıtı gösteriler başladığında bazı Batılı diplomatlar güvenlik kaygıları nedeniyle Irak’tan ayrılırken Rusya Büyükelçiliği açık kaldı. Rusya Irak’ta enerji ve güvenlik sektörlerinde sessiz bir biçimde nüfuz inşa etmekte ve ABD karşıtı güçlere destek vermekte. Süleymani ve Mühendis suikastı sonrasında, ABD-Irak ilişkilerinin sorunlu hale geldiği dönemde, Rusya Irak’a askeri destek verme teklifinde bulundu. Örneğin Rusya, keşif uçağına ihtiyacı olan Irak’a bu uçakları vermeyi teklif etti.Rusya ile Irak arasındaki askeri ilişkiler sadece uçak teminiyle de sınırlı kalmadı. Irak Meclisi Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Muhammed Rıza Haydar, ABD’nin Irak hava sahasını korumaması halinde, Irak’ın Rus füze savunma sistemleri almayı düşündüğünü açıkladı. ABD’nin Süleymani ve Mühendis’e yönelik hava saldırısının ardından Irak’ın Rusya’dan S-400 alma niyetini beyan etmesi üzerine ABD yaptırım tehdidinde bulundu. Fakat ABD’nin Irak’a hava savunma sistemi kurmakta yardım etmemesi Irak’ı S-400 almaya sevk edebilir. Söz konusu durum Rusya’nın Irak sahasındaki gücünü artıracaktır. Ayrıca 2021’de yapılması planlanan erken seçimlerde İran yanlısı grupların daha fazla sandalye kazanması da Rusya’nın etkisini artırmasına imkân verecektir.Irak’ta Çin’i bekleyen jeopolitik kazanımlarIrak’ta onlarca yıldır vuku bulan savaş, yaptırımlar ve mezhep çatışması Çin’in Irak sahasında siyasi, askeri ve ekonomik anlamda etkin olmasını engelledi. Çin ABD işgalinden 2007 yılına kadar, ABD ve diğer Batılı şirketlerin ihaleler üzerindeki tekeli ve iç savaş nedeniyle, Irak’ın yeniden inşasında kendine yer bulamadı. Fakat Irak’ın altyapı ihtiyacı kendine alan açmak isteyen Çin’e aradığı fırsatı sundu. Bu anlamda Çin Irak’a sağlık ve eğitim sektöründe kullanılmak üzere 6,5 milyon dolar hibe etti ve Irak’ın 8,5 milyar dolarlık borcunu sildi. 2008-2010 arasında Çin ulusal petrol şirketleri Irak’ta büyük petrol sahalarını geliştirmek için diğer ülkelerin petrol şirketleriyle ortak ihaleler almaya başladılar. 2011’de, Irak Başbakanı Nuri el-Maliki döneminde iki ülke arasında imzalanan anlaşma, Çin’in Irak’ın yeniden inşasına yardım etmesine ve enerji sektöründe işbirliğini genişletmesine imkân verdi. 2013 yılına gelindiğinde Çin Irak’ta petrol sektöründe en büyük yabancı yatırımcı olan Rusya’nın yerini aldı. 2014’te DEAŞ’ın yükselişe geçtiği dönemde, Çin Irak’ın ürettiği petrolün yarısına yakınını ithal eder konuma yükseldi. Bununla birlikte Çin Irak’ın DEAŞ ile mücadelesine de sınırlı da olsa yardımda bulundu. Irak hükümetinin daha fazla yardımda bulunma çağrılarının aksine, Çin sınırlı düzeyde personele eğitim verdi ve 10 milyon dolarlık insani yardımda bulundu. Bu durum Çin’in askeri angajmanlardan kaçınma ve ekonomik anlaşmaları çeşitlendirme stratejisinden kaynaklanıyor.2015’te Irak Başbakanı Haydar İbadi’nin Çin’e ziyareti, Irak ile Çin arasındaki ilişkileri “stratejik ortaklık” seviyesine çıkardı. İki ülke ham petrol ticareti, petrol-doğalgaz keşfi, çıkarılması ve nakil tesislerinin inşası için uzun vadeli işbirliği kurmayı taahhüt ettiler. DEAŞ ile mücadele Çin’in Irak’la enerji işbirliğine zarar vermedi. Ancak ilişkilerin genişleme sürecinde belirsizliği hâkim kıldı. Bununla birlikte, 2018 yılının başından bu yana işbirliği sürecinin temposu hızlandı. 2018’de Çin’in özel petrol şirketlerine Irak’ın güneyindeki petrol sahalarında 25 yıl kadar uzun süreli petrol çıkarma ve işleme ihaleleri verildi. 2018’de Çin Irak ile ticaret hacmini 30 milyar doların üstüne çıkartarak Irak’ın birinci ticari ortağı haline geldi ve böylelikle Hindistan’ın yerini aldı. Irak ile Çin arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirme çabaları Adil Abdülmehdi’nin başbakanlığı döneminde de devam etti. 2019’da Irak ile Çin arasında imzalanan bir dizi anlaşmadan biri, 20 yıl boyunca Irak’ın Çin’e aylık 3 milyon varil petrol ihracatı karşılığında, Çin’in Irak’ın muhtelif vilayetlerinde altyapı projelerini yürütmesini içeriyor. Son imzalanan anlaşmalar henüz Irak meclisinin onayından geçerek yürürlüğe girmese de, halihazırda Çin Irak’ın en önemli ticaret ortağı ve Irak Çin’in dördüncü en büyük petrol tedarikçisidir. Son on yılda Irak’ta enerji sektöründe büyük kazanımlar sağlayan Çin’in Rusya’ya kıyasla daha düşük petrol gümrük vergileri uygulaması, Irak’ta Çin yatırımlarını daha cazip hale getiriyor. Ayrıca Irak 2013 yılında Çin tarafından ilan edilen Kuşak ve Yol Girişimi’nin de bir parçası. Kuşak ve Yol Girişimi Çin’in Irak’taki nüfuzunu artırmasına yardım ediyor. Petrol karşılığı yeniden inşa stratejisi çerçevesinde, Çin Irak’ta yeniden inşa çalışmalarını jeopolitik kazanımlara tahvil edebilir.ABD’ye alternatif mi?Irak’ta geçen yıl başlayan hükümet karşıtı gösteriler neticesinde yeni kurulan Mustafa Kazımi hükümeti göstericilerin talepleri arasında yer alan kamu hizmeti yetersizliği ve işsizlik sorunlarını çözmeye çalışmakta. ABD-İran rekabetinin uzantısı olarak, İran yanlısı Şii milislerin Irak’ta ABD’nin askeri üslerini ve büyükelçiliğini hedef almaları Kazımi hükümetini zor durumda bıraktı. ABD’nin milislerin saldırılarının devam etmesi durumunda Irak Büyükelçiliğini kapatacağını açıklamasının ardından, İran yanlısı Şii milis grup Ketaib Hizbullah, saldırılara ancak ABD askerlerinin tamamının çekilmesi durumunda son vereceğini açıkladı. Dolayısıyla, DEAŞ sonrası dönemde Şii milislerin devlet kontrolü dışında hareket etmesi, Irak güvenlik sektörünün eksikliğine işaret ediyor. Irak güvenlik sektörü reformuna ihtiyaç duyuyor. Irak’ın güvenliğini tesis etmek ve ekonomisini güçlendirmek için küresel ve bölgesel aktörlerle işbirliklerini çeşitlendirmesi gerekiyor. Bu minvalde, Kazımi hükümeti Irak’ın güvenliğini ve ekonomisini düzeltmenin bir yolu olarak dengeli dış politikaya yöneldi. Bu bağlamda, Kazımi hükümeti son dönemde yoğun diplomasi adımları attı. Son 10 yıldır ABD-İran rekabeti arasında bocalayan Irak’ın Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştirmesi, Irak’taki ABD-İran rekabetinin bir sonucu olarak okunabilir. Irak’ın Rusya ve Çin’le ilişkilerini geliştirmesi, ABD ile başlattığı Stratejik Diyalog görüşmelerine bir alternatif teşkil etmiyor. Bu daha ziyade, dengeli bir dış politika arayışında çok taraflı ilişkileri sürdürme yönelimi olarak okunabilir.[Fatih Oğuzhan İpek Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nde lisansüstü eğitimine devam etmektedir]
Beyşehir Gölü'ndeki Adada İzinsiz Kazı Yaptıkları İddiasıyla 3 Kişi Yakalandı
KONYA (AA) - Konya'nın Beyşehir ilçesinde, göldeki Kıstıfan Adası'nda izinsiz kazı yaptıkları iddiasıyla gözaltına alan 3 kişi, ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Beyşehir Gölü'ndeki Kıstıfan Adası'nda kaçak kazı yapanların bulunduğu aracın, ilçe merkezine doğru seyir halinde olduğu duyumunun alınması üzerine harekete geçti.Ekipler, Beyşehir-Isparta kara yolunun 4. kilometresinde 42 BEB 82 plakalı aracı durdurdu.Araçta yapılan aramada 2 el dedektörü ve kulaklığı, 3 kazma, 3 inşaat eldiveni, kalem piller, elektrik bandı, para benzeri 56 obje, 4 yüzük ve 65 metal cisim ele geçirildi.Gözaltına alınan R.Y, Y.Y. ve A.G. ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.
Reklam
Azerbaycan, Ermenistan'a Ait Bir İha'yı Daha Düşürdü
BAKÜ (AA) - Azerbaycan ordusunun Ermenistan'a ait bir insansız hava aracını (İHA) daha düşürdüğü bildirildi. Azerbaycan Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, bugün öğle saatlerinde Ermenistan'a ait bir İHA'nın Ağcabedi istikametinde keşif uçuşu gerçekleştirdiği belirtildi. Açıklamada, söz konusu İHA'nın Azerbaycan hava savunma güçlerince vurularak düşürüldüğü kaydedildi.Azerbaycan hava savunma güçleri bugün Ermenistan'a ait 2 İHA'yı vurarak düşürmüş, 2 İHA ise teknik araçlarla yere indirilmişti.
Bağışçı Ülkeler Filistin Bütçesine Verdikleri Desteği Kademeli Şekilde Çekiyor
RAMALLAH (AA) - MUHAMMED HABİSA - Filistin'e yönelik yardımlar, ABD başta olmak üzere bağışçı ülkelerin bütçeye verdiği desteği çekmesi ve Arap ülkelerinin hazineye yaptığı hibelerde keskin düşüşe gitmesiyle bu yıl durma noktasına geldi. Filistin genel bütçesine verilen ortalama yıllık destek 2013'e kadar yaklaşık 1,1 milyar dolardı. Sonrasında kademeli şekilde azalan bu yardımlar 2019'da ortalama 500 milyon dolara kadar geriledi.Filistin Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre, ABD ve Suudi Arabistan 2016'ya kadar Filistin bütçesinin en büyük destekçileriydi.Öyle ki ABD'nin Filistin bütçesine desteği 2013'te 350 milyon dolara kadar ulaşmıştı. Ancak Filistin'in 2012'de Birleşmiş Milletler'de 'üye olmayan gözlemci devlet' statüsünü elde etmesinin ardından uluslararası örgütlere katılmaya başlaması, ABD'nin desteğini azaltmasına yol açtı.ABD son olarak 2016'da 76 milyon dolar, Donald Trump başkanlık koltuğuna oturmadan kısa bir süre önce de 65 milyon dolar yardımda bulundu. Filistin Maliye Bakanlığı verileri, Mart 2017'den bu yana ABD yönetiminin Filistin bütçesine tek kuruş yardımda bulunmadığını gösteriyor. Beyaz Saray'ın bu şekilde İsrail'le müzakere masasına oturması için Filistin'e baskı yapmayı hedeflediği belirtiliyor. Suudi Arabistan'ın desteği de azaldıSuudi Arabistan'ın Filistin bütçesine yaptığı aylık ortalama 20 milyon dolarlık destek, ana gelir kaynağı durumundaki ham petrol fiyatlarında yaşanan sıkıntı nedeniyle 2016, 2017 ve 2018 yıllarında 10-12 milyon dolar seviyesine düştü. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan, Filistin bütçesine de en büyük mali katkıyı sağlayan Arap ülkesi konumunda.Suudi Arabistan'ın Filistin bütçesine verdiği destek, 2019'un ilk sekiz ayında 130 milyon dolarken, 2020'de yüzde 77,2 azalarak 30,8 milyon dolara geriledi. Son zamanlarda Filistin'e yardımları azaltan tek ülke Suudi Arabistan olmadı. ABD Başkanı Trump, geçen ay İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasındaki normalleşme anlaşması için Beyaz Saray'da yapılan imza töreninde zengin ülkelerden Filistinlilere ödeme yapmamalarını istemişti.Arap ülkeleri de yardımları azalttıFilistin Maliye ve Planlama Bakanı Şükri Beşşare, temmuz ayında yaptığı açıklamada, 'kardeş ülkelerin' Filistin bütçesini desteklemeye yönelik hibe ve yardımlarını bir gerekçe gösterilmeksizin askıya aldığını duyurdu. Filistin resmi makamları, 'dış yardımların kesilmesi' şeklinde ortaya çıkan mali baskıları, Yüzyılın Anlaşması adı verilen sözde Orta Doğu barış planı ve Arap ülkelerinin İsrail'le normalleşmelerini kabul ettirme çabası olarak değerlendiriyor. Avrupa Birliği ve Dünya Bankası, mevcut durumda Filistin bütçesine yapılan toplam dış yardımların yaklaşık yüzde 86'sını sağlayan en büyük iki bağışçı haline geldi. Filistin Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre, ağustos ayı sonuna kadar Filistin genel bütçesine yapılan toplam yardım tutarı 280 milyon dolar oldu. Bu yardımların 241 milyon doları Avrupa Birliği'nden ve Dünya Bankası aracılığıyla bağışçılardan geliyor.
Doğu Anadolu'da Gece Sıcaklık Sıfırın Altında 5 Dereceye Düştü
ERZURUM (AA) - Doğu Anadolu Bölgesi'nde gece en düşük hava sıcaklığı sıfırın altında 5 dereceyle Erzurum'un Tekman ilçesinde ölçüldü. Meteoroloji 12. Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, bölge genelinde hava az bulutlu ve açık olacak. Sıcaklığın mevsim normallerinin 2 ila 4 derece üzerinde seyredeceği bölgede, rüzgar güneybatıdan hafif, zaman zaman orta kuvvette esecek.Bölgede gece en düşük hava sıcaklıklığı, sıfırın altında 5 dereceyle Erzurum'un Tekman ilçesinde kaydedildi. Gece sıcaklık, Tunceli'de 7, Iğdır'da 5, Erzurum, Erzincan ve Ardahan'da 2, Ağrı ve Kars'ta sıfır derece ölçüldü.Gün içinde en yüksek sıcaklıkların ise Tunceli'de 26, Erzincan'da 25, Iğdır'da 24, Ağrı'da 23, Kars'ta 20, Erzurum'da 19, Ardahan'da 17 derece olması bekleniyor.
İtalyanlar, Salgının Yeni Dalgası Karşısında Hem Endişeli Hem De İhtiyatlı
ROMA (AA) - BARIŞ SEÇKİN - Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında Avrupa'da ikinci dalgayı sert şekilde hissetmeye başlayan İtalya'da farklı alanlardan işletmelerin yöneticileri, yeni dalga karşısında alınan önlemlere uymakla birlikte belirsizlikler içeren bu duruma dair endişelerini ve sorunlarını gizlemiyor. Avrupa'da, Kovid-19 salgınının ilk ve en ciddi oranda etkilediği yer İtalya, son günlerde salgının ikinci dalgasında, ilkine göre daha yüksek vaka sayılarıyla karşı karşıya. Vakalardaki hızlı yükseliş, endişeleri arttırırken; hükümet mümkün olduğunca bütünüyle kapanmayı gerektirmeyen önlemleri tercih ediyor. Ekonomik olarak yılı geçen seneye göre büyük zararla kapatan işletmeler de ikinci dalgayı, yeni tedbirlerle geçirme ve kendilerini koruma derdinde. AA muhabiri, başkent Roma'nın işlek muhitlerindeki işletme sahiplerinin nabzını tuttu. '2021 baharına güveniyoruz'Başkentin merkezi tren garı Termini'nin yanı başında işlek bir konumda olan NH Collection Palazzo Cinquecento Oteli'nin Genel Müdürü Salvatore Trani, salgının olumsuz etkilerini fazlasıyla hissettiklerini belirterek, 'Biz de biraz Kovid-19'un ceremesini çektik. Bunun için sadece ciromuzda, geçen yıla göre yüzde 80'lik düşüşe bakmak ve halen belirsiz olan mevcut durumun, bizim sakinlememizi sağlayacak şekilde gitmediğini düşünmek yeterlidir.' dedi. Trani, son önlemlerin olumlu yanı bulunduğuna işaret ederek, 'Misafirlerimizi ağırlamada uygulamaya koyduğumuz protokoller, standartlarda yapılan 700'ü aşkın değişikliğin otellerimizi kesinlikle daha da güvenli hale getirdiğini söyleyebilirim.' diye konuştu. Trani, şu ifadeleri kullandı:'Geleceğe endişeyle ama aynı zamanda kuvvetli bir iyimserlikle bakıyoruz. Çünkü kısa sürede yeniden uluslararası düzeyde müşterilerimizi ağırlayacağımıza inanıyoruz. Aynı şekilde Türk misafirlerimizi de kollarımız açık şekilde bekliyoruz. Kısa sürede yeniden harekete geçeceğimize inanıyoruz. 2021 baharına güveniyoruz. Muhtemelen her şeyin yeniden başlaması için halen biraz zamana ihtiyaç var. Güvenle ve seyahat etme isteğinin getirdiği bilinçle yeniden başlayacağımızı düşünüyorum.'Trani, bahar dönemindeki gibi bir kapanma, karantina hali olacağını düşünmediğine işaret ederek, 'Gezginler, güçlü şekilde yeniden seyahat etmeye başlamak istiyor, bu da haliyle bizim iyi şeyler ümit etmemizi sağlıyor. Yönergeler de bizim umutlarımızı artırıyor. Alınan önlemler, yeni vaka sayılarını kontrol altında tutma konusunda işliyor gibi. Yeni bir karantina olmayacağına güveniyoruz.' değerlendirmesinde bulundu. 'Sadece aşıyla mümkün olabilir'Roma'da lüks otellerin bulunduğu Via Veneto Caddesi ile tarihi İspanyol Merdivenleri arasında bulunan Vladimiro restoranının sahibi Vladimiro Bruno da Kovid-19 salgının yol açtığı bu kriz halini, daha önce hiç görmediğini söyledi. Bruno, 1992'den beri başında bulunduğu işletmesinde insanlarla temas halinde olmanın önemine işaret ederek, şunları söyledi:'Ama şimdi adeta bir savaş hali gibi ki, daha önce hiç böyle bir şey yaşamadım. Gerçekten çok zordayız. Turistik Via Veneto Caddesi'ne yakın bir yerdeyiz ve burada Roma’nın önde gelen otelleri ya kapalı ya da yüzde 10 kapasiteyle çalışıyor, doğal olarak biz de bu krizi hissediyoruz. Bizim kaynaklarımız, bizi ne zamana kadar ayakta tutabilir bilemiyorum. Bizim hükümetten laftan ziyade bir yardım görmeye ihtiyacımız var.'Geleceğe yönelik beklentilerine ilişkin ise Bruno, 'Ben bu noktada, aşıya inanıyorum. Eğer 3-4 ay içinde etkisini gösterirse, Kovid-19 biter. Bu sadece aşıyla mümkün olabilir. Kim evden 'acaba bana virüs bulaşır mı' korkusuyla çıkmak ister ya da tam tersi. Eğer aşı olursa, hepimiz aşı olursak daha huzurlu oluruz, öyle değil mi?' diye konuştu.Bruno, restoranında hükümetin aldığı son tedbirleri, en güncel haliyle müşterilerinin rahatını da gözeterek aldıklarını vurguladı. 'Turist yoksa birinci derece para kazandığınız kaynak da yok'Roma'nın merkezindeki dünyaca ünlü Trevi Çeşmesi'ndeki 'News Cafe'nin sorumlusu Cristian Russo da şunları söyledi:'17 yıldır burada çalışıyorum. Biliyorsunuz, burası Trevi Çeşmesi’nde ve ben hiçbir zaman için böyle bir kriz görmedim. Ne Fransa'daki terör saldırılarında ne de 2001'deki İkiz Kulelere yönelik terör saldırılarından sonra gördüm böyle bir şey. Geçen yıla göre, ciroda yüzde 80'e yakın bir kayıp söz konusu. Roma’nın merkezinde her şey turizm odaklı. Bizimki gibi işletmeler için turist yoksa birinci derece para kazandığınız kaynak da yoktur.' Marttan bu yana arka arkaya kısıtlamaların geldiğine, bu nedenle de endişeleri olduğuna dikkati çeken Russo, 'İnsanlar, nasıl davranacaklarını bilmiyor. Bu nedenle riske etmek, bara, restoranlara gitmek istemiyorlar. Evde kalmayı tercih ediyorlar. Bu yüzden bizim işlerimizde güçlü bir düşüş var.' dedi. Russo, hükümetin açıkladığı son tedbirlerde ayakta tüketimin yasaklandığını hatırlatarak, 'Evet, 18.00'dan sonra sadece masalara servis yapabiliyoruz. İtalyan adetlerini biliyorsunuz; barın tezgahından hemen bir kahve ya da başka bir şey içip gidilir. Şimdi bu önlemlere alışmak, hem biz çalışanlar için hem de müşterilerimiz için biraz zor bir durum. Olağanüstü bir durumla karşı karşıyayız.' ifadesini kullandı. Avrupa'da ve genel olarak salgına ilişkin durumu iyimser bulmadığını dile getiren Russo, 'Şu ana kadar dayandık. Dayanabildiğimiz müddetçe de dayanacağız. Geleceğe de güvenle bakmalıyız.' dedi.
Reklam