Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Pelin Çini Yazio: Demet Işıl Yılmaz’a “Bana Kanseri Anlat” Dedim. “Koku! Pelin Koku!.. Hasta Olmayan Bilmez, Bilemez. Kemoterapi Bütün Hücrelerini Öldürüyor ve Sen İçin Çürürken Kokusunu Alıyorsun”

21PAYLAŞIM
Yazio Banner

Demet Işıl Yılmaz… Genç, güçlü, etkileyici bir insan. Savaşçı bir kadın, güzel bir anne…

Onunla pandemi döneminde, sokağa çıkma yasaklarının göbeğinde tanıştık. Tabi ki sosyal medya üzerinden. Ama hani bazen birileriyle yolumuz kesişir ve sanki uzun zamandır zaten tanışıyormuşuz gibi hissederiz ya. Bize de öyle oldu.

Çünkü farklı alanlarda benzer mücadeleler vermiş, benzer yenilgiler elde etmiş ve benzer şekilde “yanlış anlaşılmış”tık.  

Zaten bana sorarsanız hayatın bizlere geçtiği en büyük kıyaklardan biri, umudumuzu yitirmeye yaklaştığımız o köşe başlarında aniden bir “benzer”imizle karşılaşmamız ve onun kulağımıza “henüz hiçbir şey bitmedi” diye fısıldamasıdır...

Demet ile tanıştığımızda meme kanseriyle mücadelesi devam ediyordu. Şimdiyse savaş bitti. O kazandı. Yaşadıklarını yazdı, “Mecburiyetsiz” isimli kitabı yakında çıkacak ve hepimizi derinden etkileyecek biliyorum.

Madem meme kanseri farkındalık ayındayız ve yine madem birçoğumuz etrafta gerçekten ne anlama geldiğini bilmediğimiz o pembe kurdeleyi görüyoruz.

Ona sormak istedim: “Farkında mıyız? Demet, Kurdelemizi doğru yere takıyor muyuz?

Meme kanseri farkındalık ayındayız Demet. Bu hastalığı hayatında misafir etmiş ve sonunda da atlatmış biri olarak bu ay sana ne ifade ediyor?

Pek bir şey ifade etmiyor. İyi bir şey yapmak isterken bunu sadece süreli yapmak gibi, 1 ay içinde farkında olursan olursun yoksa kimsenin umurunda değil gibi. Çünkü bu hastalık öyle pembe kurdeleyle, farkında ol demekle öğrenilmiyor, bunu en iyi deneyimleyenlerden biriyim. 11 senelik meslek hayatımda en büyük internet sitelerini yönettim, bir sürü meme kanseri projesi yaptım bir kere bile farkında olup! Muayene olmaya gitmemiştim.

İyileştin. Davul zurna ile kutladığın videonu izledim. Yeni hayatına adapte oldun mu? Neler değişti? Hayata, insanlara ve durumlara karşı bakış açının değiştiğini düşünüyorum…

İyileştim.. Sadece beden olarak değil kafa olarak iyileştim ben Pelin. Hayatım boyunca hep medyatik işlerin içinde oldum, bunun için çok ağır bedeller ödedim, hep zayıf ve güzel olmak zorunda hissettim kendimi, kovulduğum her binada başka kapı bulmaya çalıştım, 1 kere bile benim saçımı fönsüz görmesinler diye yorgun argın kuaför tepelerinde oturdum. Sonuçta kel, kaşsız kirpiksiz, kilo almış, bir kadının kendini en kötü ve en savunmasız hissedeceği şekilde ünlü oldum. Yeni hayatım bana tüm kontrol
etmeye çalıştıklarımın ne kadar boş olduğunu öğretti. Acı oldu, çok canım yandı ama iyi oldu. Adapte olmaya çalışıyorum, insanlara bakış açım değişti tabii, bakmıyorum mesela :) İnsan gördüğüm yok, görmeye de niyetim yok.

“Her şeyin bir sebebi var”dan yola çıkarsak. Sence bu hastalık Demet’e neden uğradı? Sana ne anlatmak istedi? Ve anlatabildi mi?

Yıkılmayı bilmiyordum ben, yıktı. Bana yıkılmam gereken yerde yıkılmam gerektiğini öğretti. Yaşadığım ilk acı değildi bu hastalık belki son da olmayacak ama ben artık rol yapmayı, hiçbir şey olmamış gibi davranmayı, dünya yıkılsa aynı yüz ifadesiyle gezmeyi bıraktım. Bunu da yalnızca kendi sosyal çevremde değil tüm Türkiye’nin önünde yaptım. Hayat işte sana o yolu yürütmeden bırakmıyor.

Sildiklerin oldu mu? Hani insanları “iyi günde kötü günde” tanırsın ya… Bu süreçte gerçek yüzünü görüp hayatından çıkardığın yakınların oldu mu?

Olmaz mı? Ben insanların ‘En’ çok sevdiği, ben insanların ‘En Avrupai’ bulduğu, ben yöneticilerin ‘En’ çalışkanı, arkadaşların ‘En’ fedakarıydım. Son olarak ‘En’ hasta olanı oldum. Gerçek yüzünü gördüm demeyeceğim ben ona, bir gün çok üzüldüğüm bir anda çok sevdiğim bir arkadaşım bana şunu demişti: "Demet sen çok derin bir denizde yüzüyorsun bu sığ insanların bunu anlamasını bekleme." Ben yeni yaşantımda önce mecbur olduğumu sandığım insan grubunu bıraktım. Baya bir azalma oldu.

Sence pembe kurdele daha doğrusu pembe renk bu hastalığın farkındalığı adına işe yarıyor mu? Kimsenin kurdelenin anlamını bildiğini düşünmüyorum.  Sahi siz hastalar o pembe kurdeleye dair ne düşünüyorsunuz? 

Hiçbirimiz fişlenmek istemiyoruz bence :)  Bu hastalığı atlatan hiç kimse toplumun içinde pembe kurdele takarak kendini belli etmek istemiyordur diye düşünüyorum, şahsen ben böyleyim. Güzel bir anı değil, bir madalya, bir nişan değil. Evet, bir simge ama altı boş bir simge bence. Öyle senede 1 ay herkes pembe giyince kanserli kadınları anlıyor gibi oluyor ama ya sokaktakiler, ya ben 3 numara saçla gezemedim, gözüke gözüke kaynak yaptırdım bana garip bakmasınlar diye, bu insanlar mı pembe kurdeleyle duyarlı oluyor?

Sen hastalığın her aşamasını sosyal medyadan paylaştın. Nasıl fark ettiğini, teşhisin nasıl konduğunu, saçlarının nasıl döküldüğünü…
Ben seni çok cesur buluyorum. Bunu neden tercih ettin? Birçok hasta durumu saklamayı tercih ediyor…

Bu kadarını yapabileceğimi, kemoterapiden vlog çekebileceğimi hiç düşünmedim. İlk videomda hastalığımı kendim fark ettiğim için büyük bir pişmanlıkla, kendime kızgınlıkla başka insanların yaşamamasını sağlarsam daha iyi hissedeceğimi düşündüm. Videoyu paylaştım ardı ardına bana insanlar yazmaya başlayınca, bir anda videomdan sonra teşhis alan sayısı 50’yi 60’ı geçince dedim ki iyi ki yapmışsın, aferin sana. Kemoterapi kısmına geçince de bende bir merak uyandı, acaba nasıl bir şey? Anneme soruyorum o anlatıyor ama 15 sene olmuş her şey değişmiş, doktorlar zaten
oturup bana kemoterapi mi tasvir etsin? Dedim ben bunu nereden bulabilirim, bulamadım. Bir kişi bile kemoterapisini çekmemiş, hastalığı anlatan var ama hep bittikten sonra. Dedim bunu da ben yapayım nasıl olsa iyileştirmek iyi geliyor, öyle devam etti. Cesur olduğumu kabul ederim ama her şeyi aktaramadım. Sakladığım, çıkarmadığım ya da saklanmasını istediğim çok zaman da oldu.

Peki, bu süreçte sana acındığını düşündüğün oldu mu hiç? Sosyal medyadaki acımasızlıktan payını aldın mı?

Ben çok sık linç yiyen biriyim, biliyorsun sosyal medya acımasızlığının adı linç. Bana acındığını düşünmüyorum çünkü ben onlar için zengin bir hastayım. Konforlu bir yatakta zehir alınca canımın acımadığını düşünüyorlar. O konforlu yatakta yatabilmek için ne kadar bedel ödediğim konusuna zaten hiç girmediler. Bizim yastık altı altınlarımız, her semtte evimiz, arsalarımız, teknelerimiz yok Pelin, çünkü hayatımız boyunca hep kazandığımızı sağlık sigortalarına yatırdık, annemden kaynaklı hep bir önlem alma durumu vardı, tabiri caizse onun ekmeğini yedim. Ben acımasızlığı hastalığımdan değil hep imkânlarımdan gördüm. Hala da görüyorum, özellikle hem cinslerimiz bu konuda hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan saldırıyor.

Hastalığı atlattıktan sonra takipçi sayında artış olduğundan bahsettik. Bunu neye bağlıyorsun… Şimdi neden geliyorlar?

Beni takip edenlerin %70’i kadın, bunların da büyük çoğunluğu anne. Ben de 3,5 yaşında bir evlat annesiyim. Onların da başına bu gelir diye, korkudan, bazen de Neslican’ı kaybettik sen gitme diye tedirginliklerinden takip etmediler. Şimdi iyileştiğim için koşa koşa geliyorlar. Takipçi partisi var yani anlayacağın.

Gelelim yeniden farkındalık meselesine. Sence nasıl bir yol izlenmeli?  İnsanlar bu hastalıkla ilgili nasıl gerçek anlamda farkındalık sahibi olabilir?

Benim gibi önce sağlıklı halini bildikleri, her anlamda kendine iyi baktığını zanneden insanların hasta hallerini daha çok göstermeleri lazım. Etrafınızda daha çok gizlenmemiş kanser hastası görürseniz farkında olursunuz. Pembe kurdeleler, makaleler, konuşmacı doktorlar falan güzel çabalar ama yetersiz. Ben nasıl bir video çektim onlarca insan hastanelere doluştu, ya bizde de varsa bak bu kız böyle böyle hissetmiş, buralara gitmiş, bu doktorlar bakmış dedi. Bunu herkesin yapması lazım. Çevrenizde ne kadar çok kel, kemoterapi görmüş insan görürseniz o kadar farkında olursunuz. Pembe kurdele takıp video çekmek yerine 1 gün onkoloji servisine gidin isterim.

İnsanların bilmediği ancak hasta olanların deneyimledikleri gerçeklerden bahset bize… Bahset ki farkında olalım istiyorum.

Koku.. Hasta olmayan bilmez. Çürük kokusu Pelin. Kemoterapi bütün hücrelerini öldürdüğü için için çürüyor ve sen kokusunu alıyorsun. Ölmeden ölmek gibi çok enteresan. Ne büyük şans aynı bedende ölüp dirildim diyordum kendi kendime...

Özellikle merak ettiğim bir kısmı var bu hikâyenin. Eşinle aranızdaki ilişki ve hastalığın bu ilişkideki etkisi… Aşkınızı nasıl korudunuz? İlişkiniz nasıl evrelerden geçti?

Hani böyle devamlı didiştiğini bildiğin, her konuda ayrı fikirde olan, kavgaları çok ama asla ayrılmayacağını bildiğin çiftler olur ya, dava dilekçesi yollasa inanmazsın. Biz öyle bir çiftiz. Dünyalarımız çok ayrı ama bir o kadar da aynı. Hastalık büyük bir sınav tabii, ilişkimiz de bu sınavdan nasibini aldı. Çok badireler atlattık ama Ali hep yanımda oldu, bizim evliliğimiz bambaşka bir boyuta geçti ve içi merhamet şefkat doldu, şimdi aşık mıyız, karı koca mıyız, sevgili miyiz, anne baba mıyız adı ne bilmiyorum ama çok zor bir yolun yol arkadaşıyız. Ayrılsak da beraber de olsak birbirimize eskisi gibi kızamıyoruz.

Bir kadın olarak bu tarz bir hastalık, bedenin şekil değiştirdiği bir hastalık geçirmek hayatındaki erkekle olan ilişkisine de sirayet eder diye düşünüyorum. Saçlarının döküldüğü, ilaçlardan ötürü erken menopoza girmek durumunda kaldığın bir süreden bahsediyoruz.  Aranızdaki tutkuyu koruyabildiniz mi?  Kendini kadınlık anlamında ‘eksik’ hissettiğin zamanlar oldu mu?

Kendimi hiç çirkin hissetmedim çünkü kafa tasım çok güzel çıktı, herkes beni o kadar övdü ki ben de bir eksiklik var mı yok mu fark etmedim bile. Ne zaman kirpiklerim döküldü o zaman ben bittim. Çok kötü oldum. Aramızdaki tutku da, cinsellik de kirpiklere kadar eskisinden farklı değildi, kirpik çok önemli Pelin, ışığa da bakamıyorsun aynaya da... Menopoz da beni çok etkiledi tabii, özellikle kemoterapiden sonra başladığım ve 5 sene kullanacağım ilaç metabolizmamı da hormonlarımı da 65 yaşına çıkardı, 65 yaşında bir kadının istekleriyle 32 yaşında bir kadının istekleri aynı olur mu? Üzücü, üzülüyorum ama yaşadığıma şükrettiğim için üzüntüm kısa sürüyor.

Son olarak korkudan bahsedelim. Bu süreçte ne kadar korktun Demet? İyimserliğini ve inancını yakından hissetmiş biri olarak arka planda neler döndü merak ediyorum. Pes ettiğin anlar var mıydı mesela?

Oğlumun büyüdüğünü görememekten çok korktum. Ama öyle büyüdüğü derken, günlük büyüme değil, nasıl bir adam olduğunu görememek. Kız arkadaşına nasıl davranacak? İş yerinde nasıl mail yazacak? Üniversite hayatında hangi şehri de ya da hangi bölümü tercih edecek? Gibi.. Çünkü onun kendi ayakları üzerinde duracağı günü görmek en büyük dileğim. En çok bundan korktum. Korktukça pes etmekten uzaklaştım, çok acı çektim, çok canım yandı ama bırakamadım.

Şu an korku var mı? Hani bazen uykudan uyanıp ‘acaba gerçek miydi? Gerçekten geçti mi? deriz ya. Öyle sabahların oluyor mu?Oluyorsa nasıl baş ediyorsun?

Her sabah... Mesela bu sabah arabada gidiyordum bir anda bana ne oldu diye ağlamaya başladım. Geçen gün telefonumda bir fotoğrafımı gördüm, yine bağırmaya başladım. Savaş sonrasında yıkık dökük bir alandayım sanki. Savaş esnasında tüm gücümle baş etmişim ama şimdi şokla bakıyorum etrafa, her tarafım protez, elimde engelli kartı var bunlar nasıl oldu, ne ara oldu, neden bana oldu hiçbir fikrim yok. Tüm tedavi sürecimde
anti-depresan kullandım, terapiler aldım, şimdi yavaş yavaş hayata dönerken hep şu soruyu soruyorum kendime ‘Hasta olmayan Demet ne yapıyordu?’ Şimdi mecburiyetsizim Pelin, bu bile bir şok. Zaten bir kitap yazdım adı da Mecburiyetsiz, önümüzdeki aylarda raflarda olacak, yeni hayatım çok kişiyi hasta olmaktan kurtaracak :)

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir