onedio
Oyuncu Oya Okar'ın Ziynet Eşyalarını Ve Otomobilini Çalan Hırsızlık Şüphelileri Yakalandı
İSTANBUL (AA) - İstanbul’da, evine girdikleri dizi oyuncusu Oya Okar’ın ziynet eşyalarını ve otomobilini çaldıkları iddia edilen hırsızlık şüphelileri yakalandı.Alınan bilgiye göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ve Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, gelen bir ihbar üzerine Pendik’te bir adrese baskın düzenledi.Adreste yapılan aramada, Okar’ın çalınıp sahte plaka takılan otomobili bulunurken, şüphelilere ait başka bir otomobilde ise yaklaşık 4 kilo uyuşturucu madde ele geçirildi.Okar’ın çalınan ziynet eşyaları ve otomobiline el koyulurken, oto hırsızlık, uyuşturucu suçlarından kaydı bulunan Mutlu Yaşar A. (32) ile Ümit T.(29) gözaltına alındı.Gözaltına alınan şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kars'ta Düzenlediği "Kış-2021 Tatbikatı" Nefes Kesiyor
KARS (AA) - Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Kars'ta düzenlediği son dönemin en kapsamlı kış tatbikatı devam ediyor.9. Kolordu Komutanlığının sevk ve idaresinde, 14. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı tarafından Kars'taki Şehit İstikam Astsubay Kıdemli Üstçavuş İlhan Hamlı Atış ve Tatbikat Alanı'nda düzenlenen 'Kış-2021 Tatbikatı'na, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri personeli de katılıyor.14. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında düzenlenen basın brifingi programında, gazetecilere tatbikattan kısa kesitler izletildikten sonra 9. Kolordu Komutanlığında görevli Topçu Albay Şafak Oğuz, tatbikatla ilgili bilgi verdi.Tatbikat alanına götürülen gazetecilere, tatbikatın komuta merkezi gezdirildikten sonra, burada Azerbaycanlı komutanların da yer aldığı bir durum değerlendirmesi yapıldı ve ardından birçok senaryonun planlandığı tatbikata geçildi.Gerçek mühimmatların kullandığı tatbikat nefes kestiTatbikatta, senaryo gereği İHA'ların tespit ettiği düşman karargahının olduğu bölgeye, Azerbaycan ve Türk Özel Kuvvet Komutanlığı personelinden oluşan karma tim tarafından direkt görev harekatı icra etti.Helikopterlerle temsili düşman karargahının olduğu bölgeye indirilen bordo bereliler, burada düşman unsurlarını etkisiz hale getirdikten sonra ATAK helikopterlerle, düşman bölgesi ve köprüsü ateş altına alındı.Havadan yapılan atışlarla düşman karargahının yok edilmesinin ardından, komandolar bulundukları bölgeyi helikopterin görmesi için kırmızı sis yaktı.Gerçek mühimmatların kullanıldığı nefes kesen tatbikatın sonunda bordo bereliler, helikopterle bölgeden güvenli şekilde alındı.Komandoların, komando marşı okumasının ardından TSK'nin mühimmat ve teçhizatları basın mensuplarına tanıtıldı.Tatbikatı, Azerbaycan'dan çok sayıda basın mensubu da yakından takip etti.Tatbikatın amaç ve hedefleriTatbikatla, müşterek harekatın icrası konusunda iş birliği ve koordinasyonun sağlanması, envanterde bulunan, envantere yeni giren veya savunma sanayi firmalarınca geliştirilmekte olan harp silah ve araçlarının performanslarının da denenmesi amaçlanıyor.Bunun yanında birliklerin derin kar ve şiddetli soğuklarda atış dahil muharebe imkan ve kabiliyetlerinin denenmesi, kış şartlarında arazide yerleşme, barınma, ikmal ve bakım faaliyetlerinde eğitim seviyesinin geliştirilmesi ile komuta kontrol sistemlerinin işletilmesinin sağlanması da tatbikatın diğer amaçları arasında yer alıyor.Taarruz, hava hücum harekatı, hava ulaştırma ve lojistik destek faaliyetlerinin yerine getirileceği tatbikatta, tank bölükleri, topçu bataryaları, havan takımlarının yanı sıra keskin nişancı timleri, Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli, komandolar ve helikopterler görev alıyor.Toplam 1268 personelin katıldığı tatbikatta, 190 farklı cinste aracın yanı sıra 218 değişik cins ile çapta silah kullanılıyor.
Sanayi Ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Aa Editör Masası'na Konuk Oldu: (5)
ANKARA (AA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, inaktif, VLP ve adenovirüs olmak üzere şu anda insan deneyleri başlayacak 3 aşı adayının olduğunu belirterek, 'Şu anda ilk faz 1 çalışma ruhsatı alacak bu 3 aşı adayından hangisi faza geçerse ben gönüllü olmaya adayım. Zaten kaydımı da yaptırdım. Tüm Türkiye'ye çağrı yapmak istiyorum.' dedi.Bakan Varank, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.'Herkes aşı üretti biz neden aşı üretmedik' eleştirilerinin sorulması üzerine Varank, 'Dünyada önemli ülkelerin önemli aşı çalışmaları var. 'Herkes aşı üretti biz üretmedik' diyenler bence dünyayı iyi takip etmiyorlar. Dünyada herkes aşı üretmedi. Şu anda aşı geliştirme aşamasında olanlar var, üretmeyi başaranlar var.' yanıtını verdi. Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) Türkiye'de görülmeden toplantı yaptıklarını hatırlatan Varank, bilim insanlarıyla virüsle mücadelede neler yapılabileceğini konuştuklarını söyledi.Varank, toplantı sonucunda TÜBİTAK Kovid-19 Türkiye Platformu'nu kurduklarını anımsatarak, şunları kaydetti:'Özellikle salgınla mücadelede hangi alanlara yoğunlaşmalıyız, bunun planlarını yaptık. Burada 17 farklı aşı ve ilaç geliştirme projesini destekleme kararı aldık. O zamanlar biz Türkiye'deki kabiliyetlerin ne seviyede olduğunu çok da iyi bilmiyorduk. Platformu kurduğumuzda yürütülen çalışmaları doğru şekilde koordine edip desteklediğinizde ve yönlendirdiğinizde aslında bilim insanlarımız dünyadaki bütün çalışmalarla rekabet edebilir işleri yapabiliyorlar. Dolayısıyla o platform çatısı altına aşı ve ilaç çalışmalarını desteklemeye başladık.' 'Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünde Türkiye aşı üretebiliyordu, AK Parti geldi bunu ortadan kaldırdı' görüşünün' kamuoyunu yanıltmak için kullanılan bir yalandan ibaret olduğuna işaret eden Varank, enstitüde son aşının 1998'de üretildiğini ve o tarihten sonra altyapının dünyadaki teknolojilere göre geride kaldığı için faaliyetlerin durdurulduğunu anlattı. Varank, 'Biz, AK Parti olarak, 18 yılda Ar-Ge faaliyetlerine verdiğimiz desteklerle, kurduğumuz altyapılarla TÜBİTAK Kovid-19 Türkiye Platformu çatısı altında başladığımız çalışmaları birleştirdiğimizde bu kabiliyetlerimizi çok daha hızlı şekilde ürünleştirecek çalışmanın içerisine girmiş olduk.' dedi.'İnsan denemelerine başlayacak 3 tane aşı adayımız var'Aşı çalışmalarının büyük bir hızla devam ettiğine dikkati çeken Bakan Varank, şu ifadeleri kullandı:'Bizim şu an da klinik çalışma diyebileceğimiz yani insan denemelerine başlayacak 3 tane aşı adayımız var. Bunlardan bir tanesi inaktif aşı dediğimiz, Çin'den de gelen aşıyla aynı teknolojiyi kullanan aşı, ikincisi virüs benzeri parçacıklar (VLP) dediğimiz, dünyada çok fazla üzerine yatırım yapılmayan ama aslında oldukça etkili olduğunu hayvan deneylerinden gördüğümüz bir aşı adayı. Bir tanesi de adenovirüs temelli dediğimiz, Ankara'dan bir hocamızın aşı çalışması. Bu 3 aşıda da gerekli bütün çalışmalarımızı tamamladık, ara sonuçlarımızı Sağlık Bakanlığına teslim ettik. Onlar da bütün değerlendirmeleri yaptıktan sonra bu aşıların insan deneyine geçilip geçilmemesiyle ilgili izni verecekler.'Aşıların Türkiye'de üretilip üretilemeyeceği ilişkin altyapının olup olmadığıyla ilgili de çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Varank, araştırmalar sonucu 3 farklı özel sektör altyapısı bulduklarını bildirdi.Türkiye'nin bu konuda yeterli kabiliyetleri kazandığını dile getiren Varank, 'Böyle bir salgın ortamı ortaya çıkmadığı için aşı çalışmalarında sıkı bir koordinasyon oluşturmadığı için belki bu alanda geç kalmış gözüküyor olabiliriz. Bunlar insan sağlığını ilgilendiren hususlar olduğu için süreçler uzun sürüyor. Yani faz 1, faz 2 çalışması yapmamız gerek, daha sonra faz 3 çalışması dediğimiz belki 10 bin insan üzerinde aşı adayınızı deneyerek, daha sonra bu aşı gerçekten hem insan sağlığına zararlı değil, hem istediği etkiyi oluşturuyor diyebiliyorsunuz ama bizim bilim insanlarımızın gösterdiği gayretin ben hiçbir ülkede gösterildiğini düşünmüyorum.' şeklinde konuştu.Varank, Sağlık Bakanlığının izni sonrasında klinik çalışmalara başlayıp, çok hızlı bir şekilde ilerlediklerinde sadece ülkeye değil, tüm dünyaya faydası olabilecek aşılar üretileceğini ifade etti.Bakan Varank, 'Şu anda biz ülkelerle görüşmelerimizi yapıyoruz. Çok büyük nüfuslara sahip ülkelere faz 3 çalışmalarını beraber yapalım diye tekliflerimizi götürdük. Ortak üretim yapabilir miyiz diye, şu anda bunların görüşmelerini yapıyoruz. Şu anda ilk faz 1 çalışma ruhsatı alacak. Bu 3 aşı adayından hangisi faza geçerse ben gönüllü olmaya adayım. Zaten kaydımı da yaptırdım. Tüm Türkiye'ye çağrı yapmak istiyorum. Lütfen vatandaşımız da bu işlerde gönüllü olmayı denesinler. Bilime bu şekilde katkı sağlanıyor.' değerlendirmesinde bulundu.İlaç çalışmalarında da insan deneyine gelmiş 3 ilaç adayı olduğunu vurgulayan Varank, bunların hem virüsün yayılımını engelleyen hem de tedavide kullanılan ilaçlar olduğunu söyledi. 'TÜBİTAK Başkanımız, Uğur Hoca ile irtibat halinde'Almanya merkezli biyoteknoloji firması BioNTech'in kurucuları ve Kovid-19 aşısının geliştiricilerinden Prof. Dr. Uğur Şahin ile Türkiye'nin temasları hakkında da bilgi veren Varank, 'Uğur Hoca'yla TÜBİTAK Başkanımız Hasan Mandal, nisan ayından beri görüşüyorlar. Uğur Şahin Hoca, aslında, Kovid-19'la gündeme gelmiş olsa da başka bir sürü biyoteknoloji alanındaki çalışmalarıyla da ön plana çıkmış değerli bir bilim insanı ve Türkiye'de de özellikle kanser araştırmalarıyla ilgili çalışmalar yapmak istiyor. Bu manada da Türkiye'de bir merkez kurmak için bizimle görüşmelere devam ediyor.' dedi.Türkiye'deki altyapılarla ilgili Şahin'i bilgilendirdiklerini kaydeden Varank, hem kamu kurumları hem de özel sektörün kabiliyetleri konusunda kendisini haberdar ettiklerini belirtti. Kovid-19 aşı çalışmalarının yanı sıra Türkiye'de neler yapabilecekleri konusunda görüştüklerini bildiren Varank, 'Hoca kendi planlamalarını şu anda yapıyor ve dediğim gibi Türkiye'de bir merkez kurmak istiyor.' ifadesini kullandı. Varank, Şahin'e ortak üretim konusunda teklif yaptıklarına da değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:'Kendilerine ortak üretimle ilgili de tekliflerimizi yaptık. Oldukça gündemde bir konu bunun üretimi. Avrupa Birliği, Amerika ilişkileri gibi farklı konular gündemde ama iletişimimiz devam ediyor. Kendilerini Türkiye'de ağırlamaktan, burada onların bir merkezine ev sahipliği yapmaktan memnun oluruz. Küresel firmaların Türkiye'de yatırımları var. Ar-Ge alanında yatırım yapan çok ciddi şirketler var. Eğer Uğur Şahin Hoca da Türkiye'ye gelirse hem buradan fayda görür hem de Türkiye'deki kabiliyetlerle kendi işine katkı sağlar diye düşünüyoruz.'(Bitti)
Filipinler Güney Çin Denizi'nde Askeri Varlığını Artıracak
ANKARA (AA) - Filipinler, Güney Çin Denizi’nde balıkçı teknelerini korumak için askeri varlığını artıracağını açıkladı.'Straits Time' gazetesinin haberine göre, Korgeneral Cirilito Sobejana, yaptığı açıklamada, daha fazla donanma unsuru yerleştirerek söz konusu sularda Filipin askeri varlığını güçlendireceklerini ancak bu durumun Çin’e karşı savaş açmak anlamına gelmediğini belirtti. Korgeneral, kararın amacının Filipin halkını korumak olduğunu ifade etti.Sobejana, Çin’in sahil güvenlik ekiplerine, egemenlik iddiasında bulunduğu sulara giren yabancı unsurlara ateş açma yetkisi vermesinin endişe kaynağı olduğunu vurguladı.Çin, 22 Ocak’ta sahil güvenlik güçlerine 'egemenliğini ihlal eden unsurları' imha yetkisi veren bir yasayı yürürlüğü koymuştu. Söz konusu yasanın ihtilaflı Güney Çin Denizi’ndeki çatışma riskini artırmasından endişe ediliyor.Filipinler söz konusu yasayı protesto etmiş ve ülkenin Dışişleri Bakanı Teodoro Locsin, Çin tarafından yürürlüğü konulan yeni düzenlemenin 'yasaya karşı gelen herhangi bir ülkeye karşı savaş tehdidi' olduğunu söylemişti.ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçen ay yaptığı açıklamada, Filipinler ile savunma anlaşması yapılmasının önemini vurgulamış ve herhangi bir saldırı durumunda bu anlaşmanın uygulanması gerektiğini dile getirmişti.Güney Çin Denizi anlaşmazlığıÇin, 1947'de yayımladığı haritayla egemenlik ihtilaflarının yaşandığı Güney Çin Denizi'nin yüzde 80'i üzerinde hak iddiasında bulunurken, yer altı kaynakları açısından zengin bölgede başta Filipinler olmak üzere aralarında Vietnam, Brunei ve Malezya'nın da bulunduğu komşu ülkelerle egemenlik tartışmaları yaşıyor.Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi'ndeki adalara üs inşa ederek egemenlik hakkı iddiasına, bölge ülkelerinin yanı sıra ABD de karşı çıkıyor.Uluslararası kamuoyunda 'Paracel' ve 'Spratly' olarak bilinen takım adalar, Vietnam tarafından 'Hoang Sa' ve 'Truong Sa', Çin tarafından ise 'Şişa' ve 'Nanşa Çündao' olarak adlandırılıyor.Uluslararası Tahkim Mahkemesi, 2016'da Filipinler'in başvurusuyla Çin'in, Güney Çin Denizi'nde tek taraflı egemenlik taleplerinin yasal zemini olmadığına karar vermişti.
Tekirdağ'da Vatandaşlar Şubatta Güneşli Havanın Keyfini Sürdü
TEKİRDAĞ (AA) - Tekirdağ'da vatandaşlar, şubatta güneşli ve sıcak havanın keyfini çıkardı. Hava sıcaklığının 16 dereceyi bulduğu kentte bazı vatandaşlar, sahilde güneşli havada vakit geçirdi.Şubat ayında güneşli havayı fırsat bilen bazı kent sakinleri de sahilde bisiklet sürdü, yürüyüş yaptı. Çocuklar ise parklarda oynama fırsatı buldu.Vatandaşların sosyal mesafe ve maske kurallarına uyduğu görüldü.
Reklam
Batı Şeria'nın Cenba Köyünde Yaşayan Filistinliler İsrail Politikaları Nedeniyle Sağlık Hizmetlerinden Yoksun
EL HALİL (AA) - KAYS EBU SEMRA - İşgal altındaki Batı Şeria'nın Yatta bölgesine bağlı Cenba köyünde yaşayan Filistinliler, İsrail'in izlediği bazı politikalar nedeniyle başta sağlık hizmeti olmak üzere en temel imkanlardan mahrum bir şekilde yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyor. İsrail'in, 1948'de işgal ettiği 'Yeşil Hat' olarak adlandırılan bölgeye mücavir, Batı Şeria'nın en güney noktasındaki Yatta beldesine bağlı 42 ailenin yaşadığı 320 nüfusluk Cenba köyünde yaşam şartları oldukça güç. Sağlık merkezi veya ambulansı bulunmayan, asfalt yolu olmayan, yapı anlamında tek bir çivinin bile çakılamadığı, yeni bir çadırın dahi kurulmasına izin verilmeyen köy, İsrail ordusunun askeri manevra alanı olarak kabul ediliyor.Cenba köyü, İsrail ordusunun askeri manevra alanı olarak iddia ettiği ve bölge sakinlerine ait meskenler arasında tankların konuşlandığı Filistin bölgelerinden sadece biri.İşgal altındaki Doğu Kudüs ile Cenba köyü arasındaki 60 kilometrelik yolun yaklaşık 12 kilometresi bozuk patikalardan oluşuyor. Köylülerin, mevcut yaşam şartlarını iyileştirmeye yönelik girişimleri ise İsrail makamlarının 'denetimine' takılıyor.Sağlık merkezi ve ambulans ihtiyacıİsrail, Yatta'nın doğusunda 25 topluluğun yaşadığı bölgede tek bir sağlık ocağı açılmasına izin vermiyor ve kent merkezlerine ulaşımın daha rahat sağlanabilmesi için yollarının asfaltlanmasını da engelliyor. Bölgede herhangi bir değişiklik yapılması yasaklanmış durumda, bir çadır bile kurulsa yıkılıyor. Bu nedenle bölgedeki mağara kovukları, çoğu insan için onlarca yıldır güvenli bir sığınak addediliyor.Bölgedeki 25 topluluğu içeren Yerel Meclis Başkanı Nidal Yunus, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 'Kapsamlı ve devamlı bir sağlık hizmetinden yoksun bu bölge, ötekileştirilmiştir.' dedi. Yaklaşık 15 bin Filistinli için bir sağlık merkezi açılmasına çalıştıklarını belirten Yunus, şunları söyledi:'Bölgenin doğru düzgün yolu yok, en basit hastalık bile bizim için ciddi bir hal olabiliyor. Kritik saatler içerisinde hastaneye ulaştıramadığımız için sevdiklerimizi kaybettik. Halihazırdaki en elzem ihtiyacımız, hastaları nerede olurlarsa olsunlar hastaneye ulaştırabilecek bir ambulans ve sağlık ocağı.' Bölge halkının yaşamı tehdit altında Yunus, mevcut durumdan en çok kadınlar ve çocukların zarar gördüğünü, hastaneye ulaştırılamadığı için pek çok kadının köyde veya yolda doğum yapmak zorunda kaldığını anlattı.İnsanların çoğunun yaşamayı kabullendiği basit evlerde en temel asgari yaşam standartlarının bile eksik olduğuna dikkati çeken Yunus, 'Bu yaşam bile tehdit altında, plastik borulardan oluşan su şebekeleri kesildi, borulara el konuldu, alternatif su toplama kuyuları yıkıldı.' dedi. Yunus, yaşadıkları basit yerleri koruyabilmeleri için uluslararası kurumlardan yardım istedi. Traktörde doğum Bölgede uygulanan bu siyasetin yol açtığı mahrumiyetten en fazla etkilenenler ise çocuklar ve kadınlar. Yaklaşık 20 yıl önce hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken traktörde doğum yapan Um Yunus (44), aradan geçen yıllara rağmen köydeki yaşam şartlarının pek de değişmediğini söyledi.Um Yunus, 'Yatta yolu hayli uzak. Bazen 2 bazen de 3 saatte varıyoruz. Bazı zamanlar yollar kapalı oluyor.' dedi.Çok zor şartlara tanıklık ettiğini dile getiren Um Yunus, 'Köyde sağlık hizmeti yok, ulaşım çok sıkıntılı. Bazı kadınlar, bozuk yollarda hastaneye ulaştırılmaya çalışılırken bebeklerini kaybetti.' diye konuştu.Kendisinin de birkaç kez bu acıyı tecrübe ettiğini aktaran Um Yunus, 'Bir gün çok kanamam oldu. Ambulans çağırdık. Ambulans gelene kadar neredeyse ölüyordum.' ifadelerini kullandı.Um Yunus ayrıca bozuk yollar ve hastanelere ulaşımdaki zorluk nedeniyle bebeklerin aşılarının da gecikmeli şekilde yapıldığını söyledi. Yatta'ya aynı gün içinde gidip dönmelerinin mümkün olmadığını vurgulayan Um Yunus, yolların asfaltlanmasını, köye bir sağlık merkezi kurulmasını ve hamileler için gerekli ilaçların tedarik edilmesini istedi.Um Yunus, 'Hamileler için ne klinik ne de muayene imkanı var. İsrail ordusu her şeyi engelliyor; araçlara el koydu ve doktorların bölgeye ulaşmasını engelledi.' şeklide konuştu. İsrail politikalarının gölgesinde zorlu yıllarGelini Um Yunus'un traktördeki doğumu sırasında yanı başında bulunan Halime Ebu Arram (79), 'Onlarca yıldır işgalci İsrail güçlerinin köydeki meskenleri yıkışına tanık oldum.' dedi.Şu anda da bir dağ kovuğunda yaşayan Ebu Arram, 6 çocuğunu burada dünyaya getirdiğini ve büyüttüğünü söyledi. Ebu Arram, köydeki hastaların Yatta beldesine nakledilene kadar burada ilkel yöntemlerle tedavi edilmeye çalışıldığını ifade etti. Yaşlı kadın, hummaya yakalanan birine traktör üzerinde Yatta'ya varana kadar 3 saatlik yolda müdahale yöntemlerinin sadece soğuk su olduğunu belirtti.İsrail güçlerinin yıkımlarıEbu Arram, işgal güçlerinin yolları iyileştirmelerine de izin vermediğini söyledi. İsrail güçlerinin köyde gerçekleştirdiği her yıkımın ardından eşyalarını saklayacak yer aradıklarını kaydeden Ebu Arram, yıkım haberini önceden alabildiklerinde ise İsrail askerlerinden saklayabilmek için bazı eşyalarını suya attıklarını anlattı. Filistinli kadın ayrıca pek çok defa kuru toprağın üzerinde uyumak zorunda kaldıklarını dile getirdi.İsrail'in yerleşim birimi inşa ve ilhak projeleriFilistin makamlarına göre, İsrail, Yahudi yerleşim birimi inşa ve ilhak projeleri çerçevesinde işgal altındaki Batı Şeria’nın 'C bölgesi' olarak adlandırılan bölgelerinde yaşayan Filistinlileri yerlerinden etmeye çalışıyor.Filistin ile İsrail yönetimi arasında 1995'te imzalanan 'İkinci Oslo Anlaşması' kapsamında işgal altındaki Batı Şeria A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı.Yüzde 18'i kapsayan 'A bölgesi'nin yönetimi idari ve güvenlik olarak Filistin'e, yüzde 21'lik 'B bölgesi'nin idari yönetimi Filistin'e, güvenliği ise İsrail'e devredilirken, yüzde 61'ini kapsayan 'C bölgesi'nin idare ve güvenliği İsrail'e bırakılmıştı.
Cezayir Dışişleri Bakanı Bukadum, Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe İle İş Birliğini Görüştü
CEZAYİR (AA) - Cezayir Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum, Libya’nın seçilmiş geçici hükümet başkanı Abdulhamid Dibeybe ile Libya’da güven ve istikrarın sağlanmasına destek olmak için ortak çalışma alanlarını değerlendirdi.Bakan Bukadum sosyal medya hesabı Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Başbakan Dibeybe ile telefonda görüştüğünü duyurdu. İki ülke ilişkilerinin değerlendirildiği görüşmede, Cezayirli Bakan'ın “kardeş ülke Libya’da güven ve istikrarın sağlanmasına destek olmak için her türlü iş birliğine hazır olduğu' ve Libya'ya verilen desteği vurguladığı aktarıldı.İki ülkenin sağlam bir dayanışma içerisinde olduğunu söyleyen Bukadum, Cezayir’in Libya’nın iç işlerine müdahale eden her türlü girişime karşı tutumunu da hatırlattı. Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde geçen 5 Şubat'ta İsviçre'de toplanan Libya Siyasi Diyalog Forumu üyelerinin oylaması sonucunda, 24 Aralık 2021'de yapılması planlanan seçimlere kadar Başkanlık Konseyi Başkanlığına Muhammed Menfi, Başbakanlığa da Abdulhamid Dibeybe seçilmişti.
Reklam
Zonguldak'ta Gemide Uyuşturucu Ele Geçirilmesiyle İlgili 3 Sanık Hakim Karşısına Çıktı
ZONGULDAK (AA) - Zonguldak'ta, Kolombiya bandıralı bir gemide 30 kilogram uyuşturucunun ele geçirildiği operasyonla ilgili tutuklanan 3 sanığın yargılanmasına başlandı.Zonguldak 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmaya tutuklu sanıklar Guangjian Xu, Kaibo Wu, Junjie Zhang ve avukatları katıldı.Tutuklu sanık Kaibo Wu, savunmasında, polisler aramadan önce uyuşturucudan habersiz olduğunu, o zamana kadar kendisini şüphelendiren bir durumunun da gözüne çarpmadığını öne sürdü.Polisin uyuşturucu şüphesi olduğunu söylemesi üzerine kaptanın kendisinden geminin kuyruk kısmını yükseltmesini istediğini aktaran Kaibo Wu, 'Polisler gemiye çıkarak mürettebatın güvertede toplanmasını istedi, kaptan limanda polislerle beraberdi. Kutunun keşfedildiği yer, suyun altındaki geminin kuyruk kısmıydı. Bundan anlaşılıyor ki gemi personeliyle alakası yoktur çünkü bu bölüme ulaşılamaz.' ifadelerini kullandı.Guangjian Xu da Kolombiya'dan aldıkları taş kömürünü Zonguldak'a getirmek üzere yola çıktıklarını belirterek, 'Kolombiya'dan geçtikten sonra sadece Çanakkale ve İstanbul Boğazı'nda bekledik, sonra Zonguldak'a geldik. Ayın 22'si öğlen gibi limana yanaştık, kömür boşaltımı prosedürü başladı. Bir gün sonra sabah polisler geldi.' diye konuştu.Junjie Zhang ise yasal kurallar içinde işini yaptığını düşündüğünü belirterek, yapmadığım bir işten dolayı tutuklandığını savundu.Sanık avukatları da müvekkillerinin suçu işleyecek herhangi bir somut delil olmadığını öne sürerek beraatlerini talep etti.Sanıkların tahliye taleplerini reddederek tutukluluk hallerinin devamına karar veren mahkeme heyeti, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.Olayİl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi, Gümrük Muhafaza Müdürlüğü ile Sahil Güvenlik Grup Komutanlığı ekiplerince uluslararası uyuşturucu ticaretine yönelik çalışma başlatılmış, Kilimli ilçesine bağlı Muslu beldesinde termik santrale ait limana gelen geminin alt bölümüne gizlenmiş uyuşturucu olduğunun belirlenmesi üzerine 23 Ağustos 2020'de operasyon düzenlenmişti.Çok sayıda polis, dalgıç ve sahil güvenlik su altı ekibinin katıldığı operasyonda, geminin suda kalan alt kısmına gizlenmiş 30 kilogram uyuşturucu bulunmuş, operasyonda yabancı uyruklu 3 gemi personeli gözaltına alınmıştı.
Muğla'da Kovid-19'U Yenen 98 Yaşındaki Kadın Taburcu Edildi
MUĞLA (AA) - Muğla'da kronik rahatsızlarına rağmen yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) yenen 98 yaşındaki kadın, herkese moral oldu.Mide kanaması, halsizlik ve öksürük şikayetiyle Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran 98 yaşındaki Behiye Türkler, Kovid-19 testinin pozitif çıkması üzerine tedaviye alındı.Türkler, 17 günlük tedavisinin ardından hastalığı yenerek hastaneden taburcu edildi. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cem Şahin, Behiye Türkler'i taburcu etmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirtti.Salgın sürecinde çok sayıda vaka gördüklerini anlatan Şahin, '10 gün yoğun bakımda, 7 gün serviste tedavi gördü. Bu süreçte kendisi hepimize bir moral kaynağı oldu. Taburcu edilerek evine götürülen 6 çocuk ve 8 torun sahibi Behiye ninemiz yakınları tarafından özenle bakılıyor.' dedi.Kovid-19'un genç, yaşlı demeden bütün insanlığı etkilediğini vurgulayan Şahin, herkesin tedbirlere uyması gerektiğini söyledi.
Ardahan'da Bizans Ve Orta Çağ Dönemine Ait 781 Tarihi Eser Ele Geçirildi
ARDAHAN (AA) - Ardahan'da bir otomobilde, Bizans ve Orta Çağ dönemine ait 781 tarihi eser ele geçirildi.İl Jandarma Komutanlığına bağlı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, istihbarat üzerine Ardahan-Kars kara yolu Çamlıçatak mevkisinde bir otomobili durdurdu. Otomobildeki aramada, Çıldır ilçesinden getirilen, Bizans ve Orta Çağ dönemine ait 32 obje, 23 yüzük ve 726 sikke ele geçirildi.Araçtaki zanlı hakkında soruşturma başlatıldı.
Reklam
Yapımcı Bülent Turgut "Süper Kahraman" Evrenini Anlattı:
İSTANBUL (AA) - 'Filinta' ve 'Yüzleşme' adlı dizilerin yapımcıları arasında yer alan Bülent Turgut, Zeytinburnu Belediyesi tarafından düzenlenen 'Konuşmalar' programının konuğu oldu.Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi'nde gerçekleştirilen ve 'Zeytinburnu Kültür Sanat' YouTube kanalından canlı yayınlanan söyleşiyi Anadolu Ajansı (AA) Kültür Sanat Haberleri Editörü Bünyamin Yılmaz yönetti.Turgut, 2015 yılında Filinta dizisini yaptıktan sonra Türkiye'nin ilk süper kahraman evrenini oluşturmak için araştırmalara başladığını belirterek, 'Lost' ve 'Prison Break' adlı dizilerin yönetmenliğini yapan Bobby Roth ile süper kahraman evreni 'T-World'ün hazırlıklarını sürdürdüklerini söyledi.Yaklaşık 2,5 yıl boyunca Türkçe konuşan Müslüman coğrafyada, ortak kültür değerlerinde buluşmuş bir evren oluşturmak amacıyla çalıştıklarına değinen Turgut, 'Hikayesi, karakterleri, işin teolojik ve mitolojik boyutu, kahramanların dayandığı arketipler derken, bir de 'Bu işin prodüksiyon olarak Türkiye'de yapılması için nelere ihtiyacımız var?' sorusuna cevap aradık. Bu işi Amerikalılar çok iyi yapıyor. Biz de onlara öykünmeyen ama bu coğrafyada onların kullandığı üretim teknolojilerini kullanabilen bir süper kahraman evreni ortaya çıkardık.' dedi.'Yakın zamanda T-World'ün prodüksiyonuna başlanacak''T-World' için prodüksiyon, aksiyon ekipleri, sanat, kostüm, dijital efektler, ürün tasarımı, oyun ve kitap gibi pek çok alanda hazırlıklar yaptıklarını dile getiren Turgut, Türkiye, ABD, Meksika ve Macaristan'da dört farklı ekiple çalışıldığının altını çizerek, yakın zamanda prodüksiyona başlanacağını kaydetti.Bület Turgut, yapımda sadece Türk karakterlerin bulunmadığınına vurgu yaparak şu bilgileri verdi:'İlk pakette Türk ağırlıklı ama amacımız bu coğrafyadan beslenmek. Biz 36 karakterden 6-7 tanesini şu an koyuyoruz. Filistinli bir Ahmet karakteri var, ikinci paketimizde girecek. Rus, İranlı, Özbek karakterler de var. Talip olduğumuz coğrafyada, hitap etmek istediğimiz nüfus yaklaşık iki milyar kişi. Bu yıl sonunda aralık ayında 13 bölümlük ilk paketimizi izleyecekler.'Hikayecilik anlamında ABD'li süper kahraman yapımlarından farklı bir yol izlemek zorunda olduklarına işaret eden Turgut, 'Ölümsüz süper kahraman yapamazsınız. Çünkü Suriye'de, Irak'ta milyonlarca insan öldü. Dolayısıyla siz bunların karşısına böyle kahramanlarla çıkarsanız, algınızda ciddi sıkıntılar doğar, izleyici reddeder. Karakter dünyamızı bu coğrafyanın gerçekliği içerisinde geliştirdik.'Turgut, Türk yapımı dizilerin dünyada gördüğü ilgiye değinerek, 'Türkiye'de dizi endüstrisinde çok iyiyiz. Yani melodram anlatılacaksa bu konuda Türkiye'de gerçekten çok büyük yetenekler var. Çok kısa sürede çok hızlı, çok uzun süreli diziler üretebiliyoruz. Ama süper kahramanlı fantastik yapımların aksiyonu var, bilgisayar efektleri, özel efektleri, kostüm gibi başka özellikleri de var.' diye konuştu.'Bu coğrafyada binlerce kahramanımız var''Batman' ve 'Superman' gibi karakterlerin ortaya çıkışına ve T-World'deki kahramanların özelliklerine ilişkin bilgi veren Turgut, 'Bizim bu coğrafyada, bu kültürün içerisinde yakın tarihimizden tutun da başlangıcına kadar binlerce kahramanımız var.' değerlendirmesinde bulundu.Bülent Turgut, dijital mecraları da kapsayan farklı bir iş modeliyle yola çıktıklarını aktardı.Türkiye'nin genç nüfusu içerisinde teknolojiyi çok iyi bilen çok sayıda insan olduğunu dile getiren Turgut, kendini ifade etmek için bu alanı seçen bazı genç isimlerin de T-World bünyesinde çalışma imkanı bulduğunu, bundan sonra da kurumsal yapıyla gelen taleplerin değerlendirilmesi için çalışmaya devam edeceklerini anlattı.Turgut, Filinta dizisinin günün koşullarında Türkiye'de yapılmış en büyük prodüksiyonlardan biri olduğunu vurgulayarak, 'Bugünkü parayla bölüm başı 250 bin dolara mal oldu. Netflix herhangi bir bilim kurguya, 7 milyon dolar veriyor.' dedi.TRT Belgesel'deki 'Büyük Düşler Büyük İşler' adlı yapıma da değinen Turgut, 'Şu ana kadar 15 bölüm çektik. O kadar iyi ve yetenekli çocuklar gördük ki, bu 15 köyden en az 50 dev bilim adamı çıkacağından eminim.' değerlendirmesini yaptı.Bülent Turgut, gençlere, yaşadıkları coğrafyanın değerlerini keşfetmelerini tavsiye ederek, 'Hiçbir eksiğimiz yok, kendimize inanalım. Bu ülkeden binlerce insan çıktı, dünyanın her tarafında faaliyet gösteriyor. Ben elliden fazla ülkeyi gezdim. Yeter ki koşulları oluşsun, yapamayacağımız bir şey yok.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Uşak'ta Tarihi Eser Kaçakçılığı Operasyonunda 22 Sikke Ele Geçirildi
UŞAK (AA) - Uşak'ın Banaz ilçesinde düzenlenen tarihi eser kaçakçılığı operasyonunda 22 sikke ele geçirildi, bir şüpheli yakalandı.İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince Banaz köyünde bir adrese operasyon düzenlendi. Roma ve Helenistik döneme ait olduğu değerlendirilen 22 sikke ile 9 tarihi obje bulundu. Gözaltına alınan M.T. ifadesinin ardından serbest bırakıldı.
Cern'deki Çalışmalarıyla Türk Kadınına Örnek Oluyor
KONYA (AA) - ZEHRA MELEK ÇAT - Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde (CERN) 16 yıldır Türkiye'yi temsil eden ve CERN kurullarından PECFA'nın Türkiye adına genel kurul üyesi olan Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayben Karasu Uysal, Türk kadınına örnek oluyor.Çocukluğundan beri fiziğe ilgi duyan Uysal, Yıldız Teknik Üniversitesi Fizik Bölümündeki lisans eğitiminin ardından doktorasını yapmak için İsviçre'ye gitti. Geçen yıl profesör unvanını alan Uysal, CERN bünyesinde çalışmalar yürüten ALICE Deneyi Türkiye Takımı'nın liderliğini yapıyor. Uysal, CERN bünyesinde yürüttüğü iki projede de kadınlara daha çok yer veriyor. KTO Karatay Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uysal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2012'den beri CERN-ALICE Deneyi ile Karatay Üniversitesi arasındaki iletişimi sağladığını, bilimsel araştırmalara katıldığını ve öğrenci yetiştirdiğini anlattı.CERN'de veri analizcisi olarak görev yaptığını dile getiren Uysal, 'Işık hızına çok yakın hızlarda çarpışan atom altı parçacıkların analizlerini yapıp evrenin oluşumuyla ilgili bilgiler edinmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda üniversitenin takım lideri olarak Türkiye ile ALICE Deneyi arasında da iletişim sağlıyorum. Karatay Üniversitesi ALICE Deneyi'ne tam üye olan tek Türk üniversitesidir. Bu kapsamda veri analizleri yapmak, dedektörlerin kurulum ve işletme aşamalarında görev almak gibi çok çeşitli sorumluluklarımız bulunmaktadır.' dedi.'CERN'de de kadın bilim insanı az'Prof. Dr. Uysal, bütün dünyada olduğu gibi CERN'de de kadın bilim insanı oranının yüzde 20 seviyelerinde bulunduğunu ve bu sayının arttırılmasının önem taşıdığını vurgulayarak şunları kaydetti:'Bilim ve teknoloji alanlarında çalışan kadınların sayısı tüm dünyada arttırılmaya çalışılıyor. Tabii ki bu çok önemli. Temel bilim alanında 16 yıldır çalışan bir bilim insanı olarak, kız öğrencilere pozitif ayrımcılık yapıyorum. Ben de kadın öğrenciler özellikle yüksek enerji fiziği çalışmalarında çok daha detaycı olabiliyorlar. Kadınların kişilik özellikleri, özellikle fizik ve yüksek enerji fiziği alanına çok uyumlu. Bu nedenle, kadın öğrencilerin özellikle yüksek enerji fiziği alanında yetişmesini çok istiyorum. Deneysel yüksek enerji fiziği çalışmalarında dünyadaki en gelişmiş donanım ve yazılım teknolojileri öğrenilip kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmaların yapay zeka teknolojilerinden tıbbi tanı ve tedavi yöntemlerine kadar birçok alanda uygulamaları vardır. Türk bilim insanlarının ve özellikle kadınların bu alanlarda tecrübe sahibi olmaları, ülkemizin refah ve gelişmişlik düzeyini yükseltecektir.'Dünyada da bilim alanında kadınlara pozitif ayrımcılık yapıldığını ifade eden Uysal, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin kadınların iş yaşamının her alanında olduğu gibi bilimsel çalışmalarda da yer almasıyla yükseleceğini söyledi.CERN'deki faaliyetlerinin bilimsel çalışma yapmak isteyen kadınlara örnek ve moral olduğunu dile getiren Uysal, kendi alanında kadınların önünü açmaya çalıştığını bildirdi.Uysal, çalışma ekibinde de kadınların sayısının erkeklere oranla daha fazla olduğunu vurgulayarak, CERN'de yürüttüğü iki ayrı projenin birinde sadece 4 kadınla, diğerinde de 1 erkek ve 2 kadınla çalıştığını anlattı.Kız çocukları başta olmak üzere bütün gençlere hedeflerinden 'asla vazgeçmemeleri' çağrısında bulunan Uysal, 'Vazgeçmemek, ısrarla çalışmak, yanlışlardan bir şeyler öğrenmek çok önemli. Yapılan yanlışlar öğrenmenin ilk basamağıdır. Dolayısıyla herhangi bir alanda pes etmeden çalışabilmek başarının garantörüdür. Bu nedenle insanların sevdikleri işi yapmaları çok önemlidir.' değerlendirmesini yaptı.
Reklam
Ruhani, Trump'a Karşı Sergiledikleri Duruş Nedeniyle Dünyanın İran'a Borçlu Olduğunu Belirtti
TAHRAN (AA) - İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Donald Trump'ın ABD'deki başkanlık seçimlerini kaybetmesinde İran halkının etkili rol oynadığını ve dünyanın kendilerine borçlu olduğunu söyledi. İran'daki devrimin 42. yıl dönümü kutlamalarına video konferans yoluyla katılan Ruhani, yaptığı konuşmada, ABD yaptırımları, nükleer anlaşma ve 18 Haziran'da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Trump'a karşı ortaya koydukları duruş nedeniyle dünyanın İran'a borçlu olduğunu savunan Ruhani, 'İran halkı, Beyaz Saray'daki zorbaya karşı durmasaydı ve direnişiyle onu yenilgiye uğratmasaydı, Trump, maliyetsiz ve zahmetsiz bir şekilde zafere ulaşırdı.' dedi.'Bu zorbanın (Trump) düşmesinde İran halkının rolü de etkiliydi'İran'ın nükleer anlaşmada kalarak ABD'nin planlarını bozduğunu ileri süren Ruhani, şunları kaydetti:'Nükleer anlaşmadan ayrılsaydık tüm yaptırımlar geri gelirdi ve ABD ile İsrail'in komplosu başarılı olurdu. Görünürde Trump'ı koltuğundan bilinçli ABD halkı indirdi ancak bu zorbanın düşmesinde İran halkının rolü de etkiliydi.'Hazreti Muhammed ve torunu Hazreti Hasan'ın da düşmanlarıyla müzakere ettiğine ve anlaşmalar imzaladığına işaret eden Ruhani, 'Yaptığımız müzakerelerle iftihar ediyorum. Müzakere olumsuz bir şey değildir ve günümüzde modern bir yönetim için gereklidir.' görüşlerini paylaştı. Ruhani ayrıca 18 Haziran'da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde herkesi sandığa gitmeye çağırarak, 'Herkes seçimlere maksimum katılımı düşünmelidir. Seçimlerde yüzde 73-75 katılım bekliyoruz. Rekabet içinde ve sağlıklı bir seçim olması için katılım olmalıdır.' ifadelerini kullandı. İran'da 11 Şubat 1979'da gerçekleştirilen devrimin 42. yılı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle başkent Tahran ile ülkenin diğer şehirlerinde araç konvoylarının yanı sıra bisiklet ve motosikletlilerin geçişleri ile kutlandı. Bu seneki devrim kutlamaları, İran'da kullanılan hicri şemsi takvim ve miladi takvim arasındaki farktan kaynaklı 1 günlük sekme ile 10 Şubat'ta yapılıyor.
Yarım Çalışma Ödeneği Kapsamında 31 Bini Aşkın Kişiye Toplam 84,1 Milyon Lira Ödeme Yapıldı
ANKARA (AA) - Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, 2016 yılından bugüne kadar yarım çalışma ödeneği kapsamında 31 bini aşkın kişiye toplam 84,1 milyon lira ödeme yapıldığını bildirdi. Bakan Selçuk, yarım çalışma ödeneğine ilişkin yaptığı açıklamada, kadın çalışanların çalışma hayatında tutulmasına önem verdiklerini belirtti.'2016 yılından bugüne kadar yarım çalışma ödeneği kapsamında 31 bini aşkın kişiye toplam 84,1 milyon lira ödeme yaptık.' bilgisini paylaşan Selçuk, doğum ve evlat edinme sonrası yarım çalışma ödeneğiyle, kadınların hem çocuklarına bakabilmelerine hem de iş hayatına devam edebilmelerine destek olduklarını aktardı.Selçuk, yarım çalışma ödeneği ile 60 ila 360 gün arasında haftalık çalışma süresinin yarısı kadar verilen ücretsiz izin süresince gelir desteği sağladıklarını, kadınların ödenekten yararlanabilmesi için doğum ya da evlat edinmeden önceki son 3 yılda en az 600 gün işsizlik sigortası primi ödemiş olması ve haftalık çalışma süresinin yarısı kadar çalışması gerektiğini kaydetti.Yarım çalışma ödeneğiyle yarım çalışma nedeniyle ortaya çıkan gelir kaybının kısmen de olsa telafi edilmesi ve kadın işçilerin çalışma hayatı içinde tutulmasını amaçladıklarını vurgulayan Selçuk, doğum ve evlat edinme sonrası yarım çalışma ödeneğinin günlük miktarının, günlük asgari ücretin brüt tutarı kadar olduğunu söyledi. Selçuk, yarım çalışma uygulamasının işverenin onayına bağlı olmadığına işaret ederek, 'Sadece hak sahibinin talepte bulunması yeterlidir. İşçinin bu yöndeki isteğini işverene bildirmesi halinde, işveren işçinin bu yöndeki talebini karşılamak durumundadır.' ifadelerini kullandı.
Afrika'da Kovid-19'Dan Ölenlerin Sayısı 96 Bini Aştı
İSTANBUL (AA) - Afrika kıtasında yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 96 bini geçti. Kovid-19 verilerinin derlendiği 'Worldometers' internet sitesine göre, Kovid-19 vaka sayısı 3 milyon 712 bin 855'e yükseldi. İyileşenlerin sayısı 3 milyon 234 bin 247'ye ulaşırken, kıta genelinde Kovid-19'dan ölenlerin sayısı 96 bin 350 oldu. Kıtada en fazla vaka Güney Afrika Cumhuriyeti, Fas, Tunus, Mısır ve Etiyopya'da tespit edildi. Sahra Altı Afrika'da şimdiye kadar yalnızca Seyşeller ve Morityus toplu aşılamaya başladı. Kuzey Afrika'da aşılamaya başlayan ülkeler Fas, Cezayir ve Mısır oldu. Kitlesel bağışıklığın elde edilebilmesi için kıtadaki 1,3 milyar kişinin yüzde 60'ının aşılanması hedefleniyor. Afrika Birliği (AfB), hem Kovid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı (COVAX) girişimi hem de aşı firmalarına verdiği siparişlerle kıta için gerekli aşı rakamına yaklaşsa da siparişlerin ne zaman teslim edileceği halen belirsiz.
Diyarbakır Annelerinin Evlat Nöbetine Bir Aile Daha Katıldı
DİYARBAKIR (AA) - Diyarbakır annelerinin dağa kaçırılan çocukları için HDP İl Başkanlığı binası önündeki evlat nöbetine bir aile daha katıldı.Çocuklarının dağa kaçırılmasından HDP'yi sorumlu tutan Diyarbakır annelerinin, 3 Eylül 2019'da başlattığı oturma eylemi 527'nci gününde devam ediyor. Hakkari'den 7 yıl önce 12 yaşında dağa kaçırılan kızı Viyan için gelen anne Nihari Turan da oturma eylemine dahil oldu.Anne Turan, yaptığı açıklamada, evladının PKK'lı teröristlerce dağa kaçırıldığını belirterek, kızına kavuşmak için Diyarbakır annelerine katıldığını söyledi.'Evladımdan hiçbir haber almadım. Kızımı çok özledim, dönsün evine.' diyen Turan, oturma eylemini sonuna kadar sürdüreceğini ifade etti.Annesiyle, kardeşi için oturma eylemine katılan ağabey Fahri Turan da Viyan'dan hiçbir haber alamadıklarını, bütün ailenin perişan olduğunu kaydetti.Turan, 'Kardeşim 2014'te PKK'lılar tarafından dağa kaçırıldı. Dönmesi için bir çağrı yapmak istiyoruz: 'Kardeşim geri dön ve güvenlik güçlerine teslim ol. Yolunu beklemekten yorulduk.' Okula gidiyordu. Daha çocukken kaçırdılar.' ifadelerini kullandı.
Reklam