onedio
Çikolatanın Resimli Tarihi
Kadıköy’de bulunan Saint-Joseph Fransız Lisesi’nde eğlenceli bir mekan düzenlemesiyle hazırlanan sergi, belgeler ve fotoğraflarla çikolatanın mutfakta ve kültürdeki yerini anlatacak Saint-Joseph Fransız Lisesi’nin çikolatalı ekmek ve kahveyle ikindi kahvaltısı geleneği uzun yıllar lisede okuyanların en sevdikleri alışkanlıklardan biri olmuş. Şimdi bu gelenek bir sergiye ilham oldu. Lisenin mezunlarının “çikolatalı ekmek günü” diye andıkları bu geleneğin ilham verdiği sergi Osmanlı’dan günümüze çikolatanın tarihini anlatacak. Kadıköy’de bulunan Saint-Joseph Fransız Lisesi’nde eğlenceli bir mekan düzenlemesiyle hazırlanan sergi, belgeler ve fotoğraflarla çikolatanın mutfakta ve kültürdeki yerini anlatacak. Nestle sponsorluğunda düzenlenen sergi vesilesiyle, serginin küratörü Saadet Özen’le konuştuk. Çikolatanın tarihi Türkiye’de nasıl kayda alınmış? Sergiyi hazırlarken ne gibi kaynaklardan yola çıktınız? Çikolata tarihi hakkında arşiv kayıtları, gazeteler, hatırat, hatta romanlarda pek çok veri mevcut. Türkiye'deki arşivlerin dışında Nestlé'nin İsviçre, Vevey'deki arşivinde de çalıştık. Fakat bir de çikolatayla ilgili, nasıl bir yer edindiğini, ne gibi anlamlar yüklendiğini gösteren başka türlü malzemeler var: teneke çikolata kutuları, reklam kartları, ilanlar... Müzayedeleri takip ederek, başta Cengiz Kahraman olmak üzere koleksiyoner dostlarımıza danışarak bu tür bir koleksiyonu bir araya getirmeye çalıştık. Çikolatanın yemek kültüründeki yeri nasıl oluşmuş? Refik Halid Karay, Sultan II. Abdülhamid döneminde çikolatayı 'çocuk yiyecekleri' arasında sayıyor. Aslında çikolata o dönemde, yani Osmanlı topraklarında Menier, Compagnie Coloniale gibi büyük markaların çikolatalarının satılmaya başlandığı 19. YY.'nin ikinci yarısında Bonmarşe türü mağazalarda, Pappi, Lannesans gibi içkili kafelerde, Vallaury, Lebon gibi şekercilerde bir de -ilaç olarak kullanılan türü- eczanelerde bulunabiliyordu. Yani çocukları aşan bir müşteri kitlesine sahipti. Yemek kitaplarında, 1880'li yıllarda bazı çikolatalı tarifler varsa da asıl olarak Cumhuriyet sonrasında çikolatalı bisküvi, kurabiye vb. ev mutfaklarında yaygınlaşmış gibi görünüyor. Osmanlı mutfağında çikolatanın nasıl bir yeri var? Çikolatanın Osmanlı mutfağında büyük bir yer tuttuğunu, Avrupalılar gibi sabahları çikolata içmenin Osmanlılar arasında, sözgelimi 17 ya da 18. YY.'de yaygın olduğunu söyleyemeyiz. Çikolata bir modernizasyon şeması içinde, bir 'Frenk' gıdası olarak gelmiş. Esas olarak 1920'lerden sonra yaygınlaşmış gibi görünüyor. Osmanlı’ya çikolata nasıl girmiş? Çikolatanın Osmanlı topraklarına ilk ne zaman geldiğini söylemek zor. Yine de 19. YY.'da modern ulaşım yöntemleri ithalatı kolaylaştırıp Avrupalı markalar pazara girene kadar çok yaygınlaşmış gibi görünmüyor. 19. YY.'nin ikinci yarısından itibaren Avrupalı çikolata firmaları Osmanlı pazarına girmiş fakat sarayın teveccühünü kazanan firma Nestlé olmuş. Nestlé’nin 1905 yılında Sultan 2. Abdülhamid döneminde sarayın ilk resmi çikolata tedarikçisi olduğuna dair belgeler var. 1927 yılında ise Türkiye’nin ilk çikolata fabrikasını Feriköy’de kuran Nestlé, bu topraklara geldiği 1875’ten bu yana Türkiye'deki faaliyetine kesintisiz devam etmiş. Ayrıca Balkan Savaşları'nda cepheye kakao ve çikolata sevkiyatına dair belgeler de var. Bunun sebebi çikolatanın o zaman da bir enerji kaynağı olarak bilinmesi, aynı zamanda bir ilaç olarak da kullanılması. Sergideki belge ve fotoğraflardan bahseder misiniz? Sergide işin gastronomi kısmından çok çikolatanın nasıl yaygınlaştığını, pazarda kimler olduğunu, kendilerini nasıl tanıttığını anlatan parçalar olacak: gazete haberleri, fotoğraflar, afişler, çikolataların içinden çıkan, osmanlı piyasası için hazırlanmış küçük reklam kartları, ayrıca çikolata ve pastane kutusu, cezvesi vb. küçük nesneler.Kaynak: Milliyet Sanat
Yaşayan En Büyük Panayır: Pavli Panayırı
Eylül ayı yaklaşırken heyecan başlar Pehlivanköy’ de. Pavli panayırı 1910 yılından beri Panayır geleneğini aksatmaksızın sürdürüyor. Çatalca ve Pavli panayırları Trakya’daki son iki panayır. Pavli Pehlivanköy’ün eski adı. Pavli demeyi tercih eder eskiler… Ama Pavli deyince panayır gelir akla… Bu renkli panayırı  elimden geldiğince fotoğraflamaya çalıştım.. Aslı Bağdadioğlu’nun sesinden Pavli Panayırı
Arınç'tan Siyasilere Twiter Eleştirisi: 'Çıt Çıt Çıt...'
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan'ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın Star'daki köşesinde Gülen cemaatini kast ederek ''Milli orduya kumpas kuruldu'' diye iddia etmesinin ardından ilk kez konuştu ve ''Ona sormak lazım. Sen neden böyle bir yazı yazdın? Bir insan hem milletvekili olup, hem başdanışman olarak devam edemez. O sıfatı devam ediyor arkadaşın. Sen dikkat edilen, sözü, yazıları takip eden bir insansan açıkla. Açıkladım diyor, bu açıklama tatmin edici mi değil mi siz karar vereceksiniz'' dedi. Arınç, Twitter'da sürekli paylaşımda bulunan bakan ve vekil arkadaşlarını da şu sözlerle eleştirdi: ''Bir başkası çıkıyor, iki bin kişilik liste var diyor. Bu öyle bir hastalık haline geldi ki, çıt çıt çıt, sabahtan akşama kadar bunlarla uğraşıyorlar. Danışman sıfatı taşıyan insanlar çıt çıt çıt, şu kadar tweet attım, şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu. Bunlar iş değil.'' Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ankara'da Başbakanlık muhabirleriyle bir araya geldi. Arınç şunları söyledi Türkiye kendisi hareketli bir ülke, güçlü bir ülke. Ben baktığımda 11 yıldır devam eden istikrarlı hükümetin önemli işler başardığını görüyorum. Türkiye’de gerçekten maddi planda yapılan ekonomiyi yeniden inşa etmek, makro ekonomik göstergelerden her bireyin refah içinde yaşama kavuşmasına kadar, tüm sektörlerde çok önemli işler başardığını söylüyoruz. 11 YILDA İLMİK İLMİK ÖRÜLEN YAPI Geçmişte çok kırılgan bir yapı vardı. Siyaset dışı kurumlar hükümetlere de kolaylıkla müdahale edebiliyordu. 11 yılda ilmik ilmik örülen yeni bir yapı var. Yeni Türkiye’de diyebiliriz. Vesayetlerin müdahalelerin ortadan kalktığı sivil asker ilişkilerinin yeniden kurulduğu, Türkiye’den anti demokratik uygulamaların sona erdiği bir dönem yaşıyoruz. KÖŞK SEÇİMİNDE HİÇ AKLA GELMEYECEK HİLELER ORTAYA ÇIKABİLİR İlk defa halk oyuyla cumhurbaşkanı seçilecek. Türkiye’de cumhurbaşkanları seçimi her zaman engellemelerle karşılaşır. Hatta hiç akla gelmeyecek hileler ortaya çıkabilir. 2007’de 367 gibi. Şüphesiz bugün herkes 367’yi gülümseyerek karşılıyor. Ama Türkiye bunu yaşadı. Herkesin gülüp geçtiği saçmalığı hepimiz yaşamıştık. Aradan yedi yıl geçiyor, başka tartışmalar gündeme gelinebilir. Böyle bir durumda siyasi iktidar güçlü olduğunu göstermek, halk oylamasından altığı neticelerin sandığa yansıyacağını söyleyebilir. CHP açısından farklı şeyler, MHP açısından baktığımızda farklı şeyler gündeme gelebilir. BU FLU ORTAMLAR ORTADAN KALKACAK Bu flu ortamların ortadan kalkacağına yürekten inanıyorum. Sancılar yaşanabilir. Bunların hepsi birer sınamadır. Bunlardan başarıyla çıkacğaız. Bugünkü rakamlarla sandığa gidildiğinde yeniden bir güven tazelemesi olabileceğini de düşünüyorum. GÜÇLÜ BİR HÜKÜMET VAR Türkiye'de böylesi kırılgan şeylerin yaşandığı ortamda şükür ki güçlü bir hükümet var. Abartılıp köpürtülen haberlerin de aslında maksatlı yayınlandığını biliyoruz. Sükunetle ve elbette olaylara şiddetle değil suhuletle yaklaşılması gerektiğini düşünüyoruz. HİÇ KİMSE AF BEKLENTİSİ İÇİNDE OLMASIN (Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla ilgili olarak Genelkurmay suç duyurusunda bulundu. Delillerin karartıldığı gerekçesiyle yapıldı bu başvuru. Bu başvuruyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yasal bir düzenleme gerekir mi? CHP liderinin de bir açıklaması olmuştu. İktidar partisi adım atarsa destek veririz demişti. Ergenekon ve Balyoz davalarında kademeli bir af çıkarılması yönünde bir iddia var. Hükümetin gündeminde midir? sorusuna) Bahsettiğiniz davaların bir kısmı kesinleşmiş, bir kısmı henüz yargı süreci tamamlanmamış. Kimsenin ismini adını ağzımıza almadan, bitmiş davalarla ilgili, şahıslarla ilgili, sivil davalarda olabilir, ceza muhakemesi kanununa baktığımızda o şartı taşıyorsa, tekrar iadeyi muhakeme isteyebilirler. Ceza davalarında delil serbestliği esası vardır. Dava bitene kadar sanık, şüpheli ve avukatı, bu da görülsün, şu delilde var diye talepte bulunursa mahkeme bunu değerlendirebilir. Bir genel af ve af beklentisi içinde hiç kimse olmasın. Af kelimesi çok tehlikeli bir kelime. Hükümetten parlamentodan birisi konuşursa herkes de büyük bir beklenti oluşur. İçerideki insanları düşünün, afla yatar afla kalkarlar. Hiç birimiz ağzımıza şu veya bu suçlular için af konusunu getirmeyiz. Hükümet olarak da bizim böyle bir düşüncemiz yok. Bu tartışmanın elbette bazı insanları heyecanlandırdığını düşünebiliriz. Genelkurmay Başkanı'ndan, arkadaşlarım sordu haberim yoktu. Bir başvuruda bulunduğunu duydum. Başvurunun içeriği ile ilgili bir bilgi yok. Bazı avukatların sözleri var. O avukatlar neyi ne kadar biliyorlar ben bilmem. Ama Genelkurmay Başkanımızın, Genelkurmay mensubu, bunların yargılananları olduğu kadar, aileleri çocukları ve arkadaşları da vardır. Eğer gerçekten bazı konulara yargının dikkat etmelerine inanmışlarsa, başsavcılığa, bir müracaattır şüphesiz. Bunun gerektiğince yeterince değerlendirilmesi gerekir. Bu talepler karşısında, hukuk devleti olan Türkiye’de yargının yapacağı şeyler vardır. Ya bu iddiaları değerlendirdikten sonra bu konuda yapılacak bir şey yoktur, yapılacak şey bunlardır diyebilir. UZUN TUTUKLULUK SÜRESİ CEZAYA DÖNÜŞTÜ Ben üç seneden beri, uzun tutukluluk sürelerin cezaya dönüştüğünü söylüyorum. Tahliyeye dönüşmesi gerektiğini söylüyorum. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bireysel başvurudur. Herkesin ayrı ayrı müracaat etmesi gerekir dediler. Bu sefer herkesin yaptığı başvuruya göre değerlendirmeye başladılar. İÇİŞLERİ BAKANI'NIN AÇIKLAMALARINA KATILMAM DOĞRU OLAN (Hatay’da bir TIR yakalandı. İHH’ya ait olduğu söylendi. İçişleri Bakanı'nın açıklamaları vardı. Savcıya arama yaptırılmadığı iddiası var. Bu olay sonrasında, 17 aralık operasyonunun bir devamı, hükümeti zora sokmak için böyle adım atıldığı iddiaları var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? sorusuna) Bu sefer ismini söylemeyeyim. Her şeyi 17 Aralık’la irtibatlı görmeyelim. Ama zannediyorum ki bundan sonra da bir süre devam edecek. Dün bu TIR’la ilgili olarak İçişleri Bakanı'nın açıklamaları olmuş. Benim de ona katılmam doğru olanıdır. Suriye’de yaşanan olayların Türkiye’yi etkilememesi mümkün değil. Biz tabi Türkiye olarak çok insani bir iş yapıyoruz. Büyük bir maddi külfet getirmesine rağmen. Burada görüldüğü kadarıyla TIR şüpheli olma sebebiyle durdurulmuş. MİT mensupları olaya müdahale etmeyin demiş. Vali bir yazı göndererek teyit etmiş. Savcı jandarma gelmiş. Onlara anlatılmış, tutanak tutulmuş. Ama bu resmi yazı karşısında MİT kanunu karşısında belli hükümler var. Bu konunun aranmadan devam etmesine karar verilmiş. Bunun karşısında söylenecek sözlerin İçişleri Bakanı tarafından nasıl karşılandığı önemlidir. Suriye’deki Türkmenlere gönderilen insani yardım olarak bahsetmiştir. Ancak dün açıklama üstüne açıklama yapan CHP’nin milletvekillerini dinledim üzüldüm. Geçmişte de Esad'ın yanına gitmek için çok gayretleri olmuştu. Onların Esad ailesiyle duygusal bağları olduğunu da biliyoruz. Onlar Türkiye’nin Suriye’deki muhaliflere yardım yapıyor olmasını büyük bir suç olarak kabul ediyorlar. Bizim Suriye’deki radikal unsurlara bir kuruş bir yardımımız yok. Suriye halkına da ayırt etmeksizin insani yardım yapıyoruz. Dolayısıyla speküle edilmiş haberleri bir kenara koyarak, bakanımızın açıklamasını ben şahsen yeterli görüyorum. MEHMET ALİ ŞAHİN'İN 'YARGITAY'DAKİ İMAM' SÖZLERİ (Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna) Herhangi bir bilgi sahibi değilim. Mehmet Ali Şahin bey Adalet Bakanlığımızı yapmış, sonra da TBMM Başkanlığımızı yapmış bir siyasetçidir. İnanarak güvenerek söylüyorum ki olay böyle olmuştur dedi. Kendisi bana bu konu hakkındaki bilgimi sorarsanız bende size ulaştırırım diye haber gönderdi. Yani Yargıtay müraacat ederse, Mehmet Ali Şahin beyin sözünü duyduğum için söylüyorum, bu bilgileri paylaşırım dedi. Dolayısıyla Yargıtay’ın bunu kendi içerisinde araştırılması, kötüye kullanma görevi varsa, işlem yapılması için Mehmet Ali Şahin’e yazıyla duyurması gerekiyor. ÇIT ÇIT ÇIT SABAHTAN AKŞAMA KADAR BUNUNLA UĞRAŞIYORLAR (Deniz Baykal'ın bugün bazı görüşmeler yaptığı söyleniyor. Yalçın Akdoğan’ın söylediği kumpas sözleri üzerine, sizinle ilgili de iddialar vardı. Ev planları, kumpas planları ortaya çıkmıştı. Tüm bu kumpas iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna) Bir başkası çıkıyor, iki bin kişilik liste var diyor. Biz tweet hesabımızdan kimseyi rencide edecek, flaş bir şeyler yazalım, trend topic olsun hevesinde değiliz. Ama bu öyle bir hastalık haline geldi ki, çıt çıt çıt, sabahtan akşama kadar bunlarla uğraşıyorlar. Bu işten vazgeçsinler öncelikle bakanlar. ELİNİN KÖRÜ OLDU Danışman sıfatı taşıyan insanlar çıt çıt çıt, şu kadar tweet attım, şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu. Bunlar iş değil. Bunlar yazılıp çizilip söyleyince siz haklısınız tabi. Bir tartışma başlıyor. Fişlemeler ahlaksızlıktır diyen bir insan bu konu karşısında ne diyebilir? Bir başka gazetede böyle bir başlık gördüm paylaşmış oldum. E paylaşma. YALÇIN AKDOĞAN'A: NEDEN BÖYLE BİR YAZI YAZDIN, AÇIKLA Bir kumpas kuruldu sözü kendi ifadesidir. O zaman ona sormak lazım. Sen neden böyle bir yazı yazdın? Bir insan hem milletvekili olup, hem başdanışman olarak devam edemez. O sıfatı devam ediyor arkadaşın. Sen dikkat edilen, sözü, yazıları takip edilen bir insansan açıkla. Açıkladım diyor, bu açıklama tatmin edici mi değil mi siz karar vereceksiniz. Ama bu sözün üzerine, devlet içerisinde görevi kötüye kullanan bir takım çevrelerden bahsediyor, bu çevreler delil uydurmuş olabilir mi? Bir hata olabilir mi diye bir endişe içinde. Bu endişeye kim haksız diyebilir? KUMPAS NEDİR BİLGİM YOK Benim kumpas nedir, kim kurmuştur, kime kurmuştur bilgim yok. KENDİSİNE SUİKAST DÜZENLENECEĞİ İDDİASIYLA AÇILAN DAVA: İŞ SOĞUMUŞ... HERHANGİ BİR İŞLEM YAPILMADI 19 Aralık 2009’daydı. Manisa’da ve İzmir'deydim böyle bir olaydan bahsedildi. Şimdi Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla ilgili olarak bir soruşturmanın açık olduğunu biliyorum. Ben bu savcıyı tanımam, sadece ismini biliyorum. Kendisiyle de hiç görüşmem olmadı. Sadece soru önergeleri geliyordu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e sordum. Ya suç unsuru yoktur desin, veya şu suçlar var dava açtım desin. İş soğumuş, siz hatırlatmasanız kimse hatırlatacak değil. Henüz herhangi bir işlem yapılmadı. Bu sorulmaktan, gündemde kalmaktan kurtulsun. Savcılık bir karar versin. GEÇMİŞTE FİŞLEYENLER UTANDI ('17 Aralık operasyonundan sonra çok sayıda görevden almalar oldu. Bunların daha önce yapılmış bir fişlemeye dayalı olarak yapıldığı yorumları oldu. onlardan bir tanesi de TRT ile ilgili bir tasarruftu. Ahmet Böken görevden alındı. Bu fişleme iddiasıyla ilgili cevabınız nedir?' sorusuna) Sanıyorum bunu da Bakanlar Kurulu'ndan sonra kısmen cevaplandırmıştım. Böyle bir fişlemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bendeki tüm bilgiler, kanaat bu noktada. Bizim hükümetimiz başta Başbakan olmak üzere, bütün mensuplarımız zamanında fişlenmiştir. Çocuklarımıza, ailelerimize varıncaya kadar. Pek çok insan, inançları, mezhepleri bakımından da geçmişte fişlenmiştir. Bunlar büyük bir kısmıyla deşifre olmuştur. Bunu yapanlar utanmıştır. Bu talimatları verenler de yargı önünde hesap vermişlerdir. Biz hamd olsun bunun mağduru olduğu için bir fişleme yapmadık, bunu ahlak dışı sayarız. Ayrımcılık yapmayız, sadece görev noktasında Türkiye’de bir uygulama olduğunu söylemek isteriz. Bir gazetenin haberleri sürdüğünde, biz oturduk konuştuk. EMNİYET'TEKİ GÖREVDEN ALMALAR: İSTİHBARATTAN ALINANIN YERİNE GETİRİLEN KİŞİ TAPU KADASTRO'DAN MI Bazı görevlere atanacaklar için, kanun ve yönetmelikler bir istihbarat yapılmasını ön görüyor. Uzman yardımcıları için de geçerlidir. Kritik sayılan noktalar için bilgi toplamaya ihtiyaç olduğu kanunla ön görülmüştür. MİT olabilir, bir başka kurum olabilir, talep üzerine yapmıştır. Bunu asker yapıyordur. Sivil de müsteşarından genel müdüre kadar, sahip olduğu 657 şartlarının yanında ahlaki yapısından tutunuz, nasıl bilinir diye sormuştur. Ailesi eşi çocukları vesaire, inancı bir kenara atılmıştır, Başbakanlığın genelgesi vardır. Bu kanunla yapılmıştır. Bunun dışında bazı yer değiştirmeler olmuştur. Diyelim ki Kaçakçılık Şube Müdürü alınmıştır, Yabancılar Şubesi'ne getirmiştir. Diyelim ki istihbarattan biri alındı, yerine getirilen kişi tapu kadastrodan mı hayır. Yine Emniyet'in içinden. MECLİS'TEKİ ŞAMPİYONLARDAN BİRİ 19 YILLIKTI Şunu söyleyeyim. Ben Emniyet'te Meclis Başkanlığımdan bu yana içiçe oldum. 600’e yakın görevli polis vardı. Bir ikincisi Meclis’e geleyim de şark hizmetinden kurtulayım düşüncesi vardı. Amirler için iki defa şark görevi vardır. Biliyorum yani. Geldim bir skala yaptım. Kim kaç yıldan beri orada diye. Şampiyonun birisi 19 yıllıktı. Bir daha gitmemiş, neredeyse emekliliğini bekliyor. Kardeşim sen niye şarka gitmedin? Arkasında ya bir bakan var. Başkası 18 yıllık, 17 yıllık. Başkomiser var. Meclis’e gelen Sivas’ın öbür tarafına gitmiyor. KENDİ KORUMALARIM DA DAHİL 6 YILDAN FAZLA GÖREV YAPANLARI ŞARKA GÖNDERDİM Siz gideceksiniz yerinize yeni arkadaşlar gelecek dedim. Ben üç yıl içinde 6 yıl üzerinde görev yapanları şarka gönderdim, kendi korumalarımda dahil. Şark hizmeti gelenlerin hepsini gönderdiler. Şimdi buna benzer zamanı yeri vakti gelmiş olanların, bir başka yere tayinleri bu kapsama sokarsanız haksızlık yapmış olursunuz. Hak kaybına uğramış personel varsa onlar için de yargı yolu var. Herkes gidip hakkını arayabilir. CEMAATLE İLGİSİ VARDIR, O YÜZDEN GÖREVDEN ALINMIŞTIR DEMEK BÜYÜK HAKSIZLIK Arkadaşımız her yerde bir kıyım olduğunu diyor. Burhan Kuzu’yu sanırım kast ediyor. Şahsen bunu da reddediyorum. Her kurumda yapılabilir. Benim 25 tane vakıflar genel müdürüm var, üç yıl evvel görev değişikliği yaptım. Maşallah bir eksiksiz yargıya gittiler. Sekizi döndüler. Yani 10 yıl, 12 yıl aynı yerde çalışıyorsun kardeşim. Biraz da şurada çalış derken, o güzel yargı hepsinin lehine karar verdi. Dava açacak insanlar, haksız tasarrufların da reddedildiğini görmüş olacağız. Bunlar filancaya mensupturlar, cemaatle ilgisi vardır, görevden alınmışlardır demek büyük bir haksızlık. AHMET BÖKEN ZATEN TEDBİREN BAKIYORDU TRT’de olan bir işi TRT’de sormak cesaret ister, iyi ki de sordun. Ahmet Böken arkadaşımız zaten tedbiren bu göreve bakıyordu. Kendisi başarılı bir arkadaşımızdır. Geçtiğimiz günlerde ABD’de kendisi de gazeteci olarak bulunmuştu. Bir başka göreve alınmasını bir haksızlık olarak görmeyin. Kendisi de bu haksızlık olarak görmüyordur. Burada olsaydın, kardeşim niye bunu soruyorsun, vazifemi yapıyorum diyecekti. ÇAĞLAYAN VE AİLESİNİN, REZA ZARRAB'IN UÇAĞIYLA UMRE'YE GİTMESİNİN NE KADAR SİYASİ ETİĞE UYGUN OLUP OLMADIĞINI HERKES KENDİSİ DEĞERLENDİRSİN (22 Mart 2013 tarihinde umre ziyareti için İstanbul'dan Cidde'ye havalanan Reza Zarrab'ın özel uçağında 'Büyük Rüşvet' operasyonunda oğlu tutuklandığı için bakanlıktan istifa eden Zafer Çağlayan, işadamı Zarrab ve ailelerinin olduğunun ortaya çıkmasıyla ilgili soru üzerine) Bir fikir beyan etmem doğru değil. O işadamı Reza Sarraf olmasaydı, böyle bir başlık öyle bir gazetenin önüne gelmezdi. Herkesin güvendiği iş adamları, onların da jetleri var. Onlardan birisiyle bu seyahat yapılmış olsaydı ki, o gazetede böyle bir başlık görmeyecektik. Söz konusu Zarrab ve Çağlayan olunca, böyle bir davranışın siyasi etiğe uygun olup olmadığını herkes kendisi değerlendirsin. Biz şu da bütün gücümüzle Parlamento'ya gönderdiğimiz, yasal çalışmaların Anayasa Komisyonu'nda gündeme getirilmesini bekliyoruz. MAVİ MARMARA (Son gelişmelerle gündeme gelen Mavi Marmara konusu. Tazminat görüşmeleri var. son İstanbul’da görüşme olduğu söylendi. Tazminatta bir anlaşma oldu mu? sorusuna) Geçen Mart ayında, üç sene sonra Türkiye’nin beklentilerine cevap verildi. Netehyahu’ya bu konuda görüşmeler yaptığı, Netenyahu’nun kabul ettiğini biliyoruz. Burada üç konu vardı. Açıkça özür dilenmesi, bu gerçekleşti. İkincisi, olayda ölenler ve yaralananlara tazminat ödenmesi, Filistin’deki ablukanın kaldırılması yönünde iyileştirme. Biz tavrımızdan vazgeçmedik. Dolaylı görüşmeler sırasıyla, İsrail’in Türkiye’nin tezine yakın bir anlayışa doğru evrildiğini gösterdi. Bizim yapacağımız iş uluslararası sözleşme imzalanmasıdır. bu sözleşmenin TBMM tarafından uygun görülmesi lazım. Biz ancak bu işe bundan sonra başlayabiliriz. henüz bu noktada değiliz. PARALEL DEVLET İDDİASI: BU TABİRİ KULLANMAMAYA ÇALIŞIYORUM ('Gündemdeki tartışmaların merkezinde devlet ve devlet içindeki paralel yapıyla mücadele olduğu var. Sayın Başbakan’ın bu paralel yapıyı ortaya çıkaracağız sözleri var. Hükümetin izleyeceği bir yol var mıdır?' sorusuna) Bu tabirleri ben kullanmadım. Kullanmamaya da çalışıyorum. Ama bazı olaylar, bazı kişilerin görevlerini kötüye kullandıklarını, belli amaçlarla hareket ettiklerini gösteriyor. Ama bazı olayların, bu beraberlikler sebebiyle, Türkiye’ye karşı, içeride ve dışarda zor durumda bırakmak amacıyla hareket ettiklerini gösteriyor. Küçük bir grubun birbiriyle bağlantılı olarak böyle bir eylem yapmasını, hiçbir devlet faaliyet olarak göremez. Hürriyet
Zarrab, Çağlayan Ailesini Umre'ye Götürmüş
İşadamı Reza Zarrab, Büyük Rüşvet Operasyonu’nda kendisiyle birlikte tutuklanan Kaan Çağlayan’ın ailesini özel uçağıyla umreye götürmüş. 22 Mart 2013’teki ziyarete, oğlu tutuklandığı için Ekonomi Bakanlığı’ndan istifa eden Zafer Çağlayan, eşi Songül Çağlayan, diğer oğlu Ahmet Çağan Çağlayan, gelini Kübra Ece, koruma Emrah Sarıyüce, İbrahim Arslan ile Ebru Gündeş ve Reza Zerrab katılmış. ‘BÜYÜK Rüşvet Operasyonu’ kapsamında tutuklanan işadamı Reza Zarrab ile aynı operasyon nedeniyle oğlu Kaan Çağlayan tutuklandığı için Ekonomi Bakanlığı’ndan istifa eden Zafer Çağlayan’ın 22 Mart 2013’te, Zarrab’ın özel uçağıyla umre için İstanbul’dan Cidde’ye gittiği ortaya çıktı. Hürriyet'ten Mustafa Küçük'ün haberine göre, 17 Aralık Operasyonu’nda gündeme gelen isimlerden ikisi olan Reza Zarrab ile eski bakan Çağlayan’ın tanışıklıkları eskiye dayanıyor. Zarrab, mahkemedeki sorgusunda, İran’ın Türkiye’deki rezervlerinin altın ihracatı yöntemi ile çıkarılması karşılığında Halk Bankası’ndaki İran parasının binde 5’inin rüşvet olarak Çağlayan’a ödendiği iddialarını yalanlamıştı. Çağlayan’ın evlerine geldiğinde yeni aldıkları piyanoyu görünce çok ilgilendiğini ifade eden Zarrab’ın, eski bakanın ailesiyle birlikte umreye de gittiği ortaya çıktı. ANKARA’YA DÖNDÜ Buna göre, TC-RZA adıyla Reza Zarrab adına tescilli, Challenger 300 tipi özel uçak İstanbul Atatürk Havalimanı Genel Havacılık Terminali’nden 22 Mart 2013 Cuma günü saat 14.30’da kalktı. MNG Holding’in işletmesindeki uçağın rotası İstanbul-Cidde olarak kayıtlı. Yolcuları ise o dönem bakan olan Zafer Çağlayan, eşi Songül Çağlayan, Ahmet Çağan Çağlayan, Reza Zarrab, Ebru Gündeş, Emrah Sarıyüce (koruma), İbrahim Arslan ve Kübra Ece Çağlayan’dan (Ahmet Çağan Çağlayan’ın eşi) oluşuyor. Uçak 23 Mart 2013 tarihinde Ankara Esenboğa Havalimanı’na dönüyor. Zarrab, 2011’de de kiraladığı özel bir uçakla eşi Gündeş’le birlikte umreye gitmişti. HANGARDA BEKLETİLİYOR Soruşturma başladığı gün İstanbul 18’inci Sulh Mahkemesi’nin kararıyla el konan Zarrab’a ait Challenger 300 tipi iş jeti, MNG Jet’in Atatürk Havalimanı’ndaki hangarında tutuluyor. Royal Holding portföyündeki Are Havacılık üzerine kayıtlı uçağın işletmesini de MNG Jet yapıyor. Kanadalı Bombardier şirketinin imalatı uçak, 2009 model. Fabrika çıkışı sonrasında bir Amerikan hava taksi şirketine satılan uçak, daha önce N284JC tescili ile uçuyordu. Zarrab, Challenger 300’ü Eylül 2012’de satın alarak Türkiye’ye getirdi. Mustafa Küçük | Hürriyet
Kadıköy Belediyesi'nin Fendi Odun Herif'i Yendi
Melih Gökçek ile yaşadığı ilginç diyaloglarla Sosyal Medya'nın gündemine oturan ve takipçi sayısını 90 binlerden 300 binlere çıkartan Odun Herif bu kez çetin cevize çattı. Kadıköy Beledisi, bir takipçisinin 'Hastayım sana Kadıköy Belediye' yazması üzerine 'Merhaba dilerseniz Dr. Rana Beşe Polikliniğimizde ücretsiz tedavi olabilirsiniz :)' cevabını verdi. Bunun üzerine Odun Herif bu diyaloğa dahil oldu ve Kadıköy Belediyesi'ne 'Ben de çok hastayım' yazdı. Bunun üzerine Kadıköy Belediyesi'nin cevabı Odun Herif'i bu kez mat etti. Cumhuriyet
Reklam
"Baştan Çıkarma" İmzasıyla 5 Birahane Kapatıldı
Denizli, Beyağaç İlçesi’nde, bir grup kadın, birahanelerde çalışan kadınların kocalarını ayarttığı iddiasıyla imza kampanyası başlattı. 170 kadın imza topladı, belediye birahaneleri kapattı.  DENİZLİ’nin Beyağaç İlçesi’nde kadınların 'Birahanede çalışan kadınlar kocalarımızı başta çıkarıyorlar' diyerek imza toplaması üzerine Belediye Meclisi 1.5 yıl önce aldığı taşınma kararına uymayan ilçedeki 5 birahaneyi mühürledi. Beyağaç Belediye Başkanı Ak Partili Mustafa Akçay, 'Buralar içki mekan olmaktan öte fuhuş yeri haline geldi' dedi. Beyağaç İlçesi’nde, bir grup kadın, birahanelerde çalışan kadınların kocalarını ayarttığı iddiasıyla, 1.5 yıl önce imza kampanyası başlattı. Birahanelerdeki kadınların giyim ve davranışlarıyla ilçenin örf ve adetlerine ters düştüğünü de öne süren kadınlar, topladıkları 170 imzayı belediye teslim etti. Bunun üzerine Beyağaç Belediye Meclisi, birahanelerin ilçe merkezi dışına çıkartılması kararı aldı. İlçe merkezindeki 5 birahanenin sahiplerine, 1 kilometre uzaklıktaki Kale Caddesi yakınında yer yapıp, faaliyetlerini sürdürebilmeleri için 31 Aralık 2013 tarihine kadar süre verdi. İDARE MAHKEMESİNDE DAVA Belediye Meclisi'nin aldığı karardan memnun olmayan birahane sahipleri, “Ekmeğimizle oynanıyor” diyerek, Denizli İdare Mahkemesi’nde kararın iptali için dava açtı. Dava devam ederken, kendilerine gösterilen yerin elektrik, su ve yol gibi hiçbir altyapısının bulunmadığını belirten birahane sahipleri faaliyetlerini sürdürmeye devam etti. Bunun üzerine belediye bugün ilçe merkezindeki 5 birahaneyi süresiz kapattı. Buna tepki gösteren birahane sahiplerinden İsmail Yunak, “Belediye, işyerlerimizi mühürledi. Bu birahaneler bizim ekmek teknemiz. Yanımızda bir çok kişi çalıştırıyoruz. Kredi borcumuz var. Ekmeğimizle oynamaya kimsenin hakkı yok. Bize altyapısı hazır bir yer göstersinler, gidelim. Aksi takdirde, mahkeme sonucunu beklemekten başka çaremiz yok” dedi. Beyağaç Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi Başkanı Hasan Soyuçok, üyeleri 5 birahanenin kapatılmasının ilçe ekonomisine zarar vereceğini söyledi. Soyuçok, “Esnafın durumu ortada. Birahane işletmecileri de kooperatiften kredi kullandı. Buralarının kapatılması demek, kredilerin geri ödemelerinin yapılmayacağı anlamına gelir. Hem ilçe ekonomisi hem de kooperatif zarar edecek' dedi. “FUHUŞ MEKANI HALİNE GELDİ” Ak Partili Beyağaç Belediye Başkanı Mustafa Akçay, ilçedeki birahanelerin içkili mekan olmaktan öte fuhuş mekanı haline geldiğini ileri sürerek şöyle dedi: 'Buraları amacının dışında kullanılıyor. Kadın ticareti yapılıyor. Oralarda çalışan kadınlar, ilçe merkezinde ahlaka uygunsuz olarak müstehcen şekilde geziyor. İnsanlar rahatsız oluyor. Ak Partili bir başkan olarak içkili yerlere karşı değilim ama adabına uygun hareket etmiyorlar. O nedenle kapatılarak, ilçe sakinlerinin rahatsız olmayacağı yere taşınması istendi. Belediye başkanı olarak bu konuda istedikleri desteği vermeye hazırım.' Ramazan ÇETİN/DENİZLİ, (DHA) -
Reklam
Schumacher’in Kaza Geçirdiği O Nokta!
İngiliz Daily Mail gazetesi yedi kez dünya şampiyonu olan Alman Formula 1 pilotu Michael Schumacher'in kaza geçirdiği noktanın fotoğraflarını yayınladı. Kayak yaparken kaza geçiren Formula 1 efsanesi Michael Schumacher'in durumu biraz iyileşme göstermesine karşın ciddiyetini koruyor. İngiliz Daily Mail gazetesi Schumacher'in kaza geçirdiği noktanın fotoğraflarını yayınladı.
118 Yıl Önceki İstanbul Hayatının Renkli Fotoğrafları
İstanbul'un bilinen ilk renkli fotoğraflarının Amerikalı bir şirket tarafından çekildiği ortaya çıktı. Detroit Publishing Company tarafından 1890 ile 1900 yılları arasında çektirildiği tahmin edilen İstanbul'a ait 25 ve Bursa'ya ait üç fotoğraf 1905'te basılan özel bir katalogta yayınlandı. İstanbul'un ilk renkli resimlerinden olma özelliğine sahip fotoğraflarda Eyüp, Haliç, Eminönü, Rumeli Hisarı, Yeni Camii, Valide Sultan Camii, Topkapı, Üsküdar gibi şehrin değişik köşelerinde çekilmiş manzara ve günlük yaşamdan enstateneler yer alıyor.  1890'ların sonunda William A. Livingstone Jr ve Edwin H. Husher tarafından kurulan Detroit Photographic Company'nin İstanbul'a ait görüntülerin 1895 yılında resmedildiği ve yurt dışında çektiği ilk fotoğraflardan olduğu tahmin ediliyor. Fotoğraflar halen Amerikan Kongre Kütüphanesi'nin arşivinde saklanıyor. Siyah beyaz fotoğrafları renkliye dönüştüren İsveç Photochrom işleminin kulanım hakkını alan ortaklar, ilk renkli fotoğrafları kart postallara, albümlere ve kataloglara bastı. İstanbul'da çekilen siyah beyaz fotoğraflar da bu teknoloji sayesinde renklendirildi.
Yük Trenlerinde Hayatlarını Geçiren Evsiz Gençlerin İnanılmaz Fotoğrafları
Fotoğrafçı Mike Brodie, tanıştığı ve arkadaş olduğu gençlerin hayatlarını fotoğraflamak için onların inanılmaz hayatına katılıyor ve yük trenleriyle Amerika'yı dolaşmaya başlıyor..Bu süreç boyunca, yaklaşık 80.000 kilometre yol yapıp, 170'den fazla tren değiştirip, 46 Amerika Eyaletini gezmiş.  Asi, macera arayan, evden kaçmış gençlerden oluşan grup yük trenlerine kaçak ya da izin alarak binerek, yollarda otostop çekerek ilginç bir hayat yaşıyorlar..Çalışmalarını bir kitapta toplayan Mike Brodie'nin eserlerinden seçimler aşağıda. Kitaba da buradan ulaşabilirsiniz..
Reklam
'Bu Yardımlar Yeter, Artık Göndermeyin'
Çanakkale'nin Bayramiç İlçesi'nde, evleri yanan alzheimer hastası 70 yaşındaki Sultan Alacaoğlu ve eşi 75 yaşındaki Hüseyin Alacaoğlu çiftine yardım için tüm Türkiye seferber olurken banka hesabında toplanan para 95 bin liraya ulaştı. Çift, yardımseverlere teşekkür edip 'Bu para bize yeter artık para göndermeyin' dedi. Bayramiç İlçesi Güvem Sokak'ta geçen pazar günü, alzheimer hastası Sultan Alacaoğlu'nun evde yalnız bulunduğu sırada elektrik kontağından çıkan yangın sonucu ev tamamen yanarak kullanılmaz hale geldi. Olayın ardından Sultan ve Hüseyin Alacaoğlu'nun basına yansıyan ağlamaklı fotoğrafları ve yaşanan dramı anlatan haberler üzerine Türkiye yardım için seferber oldu. Bayramiç Belediye Başkanı CHP'li İsmail Sakin Tuncer'in yardımıyla bir bankada Hüseyin Alacaoğlu adına hesap açtırıldı. Hesapta toplanan yardımlar, 3 günde 95 bin liraya ulaştı. Oğlu Mehmet Alacaoğlu'ndan bankadaki paranın 95 bin liraya ulaştığını öğrenen Hüseyin Alacaoğlu, yardımseverlerin gösterdiği duyarlılığa teşekkür etti. Alacaoğlu, 'Bu para bize yeter, artık yardım göndermeyin. Başka ihtiyacı olanlara yardım yapılsın. Biz bu parayla evimizi yeniden yapacağız ve eşyalarımızı alacağız' dedi. Yaşlı çiftin oğlu Mehmet Alacaoğlu ise babasının hesapta 95 bin lira olduğunu öğrendikten sonra tüm gece uyuyamadığını ve sabah kendisine, 'Gazetecileri ara. Bu yardım bize yeter. Artık yardımı durdursunlar' dediğini belirtti. CNN Türk
'Sünni, Alevi ile Evlenip Çocuk Yaparsa Ölür'
Amasya'da Mehmet Paşa Ortaokulu'nda din öğretmeni olan Arslan'ın derste 'Bir Sünni, Alevi ile evlenirse yüz kırk kırbaç cezası ile cezalandırılır, çocuk yaparsa ölür' dediği ileri sürüldü. Veliler suç duyurusunda bulundu. Cumhuriyet gazetesinden Mehmet Menekşe'nin haberine göre, Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesi Mehmet Paşa Ortaokulu’nda din dersi öğretmeni Abdussamet Arslan derste, “Bir Sünni Alevi ile evlenirse yüz kırk kırbaç cezası ile cezalandırılır, çocuk yaparsa ölür”, “Kurtuluş Savaşı’na yardım eden bayanların başı kapalı olduğu için biz bu savaşı kazandık, bugün olsa kazanamayız”, “Bugün eteğini kısaltan yarın lisede en değerli şeyini kaybeder” şeklinde sözler söyledi. Velilerin şikâyeti üzerine soruşturma başlatılırken, okul müdürü Yakup Doluer olayın abartıldığını ileri sürerek, “Ben ne soruşturma açtım ne de inceleme başlattım. Öğretmen masum, bir suçu yok. Bu olayın üzerine gidersek diğer öğretmenler de artık ders anlatırken ağzından bir şey kaçırmamak için rahatsız olacak. Bütün toplumu kucaklayıp, kazanmamız lazım” diye konuştu. Din dersi öğretmeni Abdussamet Arslan’ın açıklamalarıyla ilgili olarak okul yönetimi ve ilçe milli eğitim müdürlüğüne suç duyurusunda bulunan öğrenci velisi Ulaş Söylemez şunları, “O öğretmen, şortla gezmenin günah olduğunu söylüyor. Bir kız öğrencinin eteğine dokunarak katlayıp katlamadığını kontrol ederek ‘Siz şimdi eteğinizi böyle kısaltıyorsunuz, liseye gidince de en değerli şeyinizi kaybediyorsunuz’ diye konuşuyor. Erkek öğrencilere anne ve kız kardeşlerinin başlarını kapatmaları için telkinlerde bulunuyor. Alevi ile Sünni evliliklerinin günah olduğunu savunuyor. Öğretmenin bu tutumu çocuklarımızın psikolojini bozdu. Öğrenci velileri olarak öğretmen hakkındaki şikâyetimizi gidebildiği yere kadar götüreceğiz” dedi. 'BU NE BİÇİM ZİHNİYET' “Bu ne biçim öğretmen, bu ne biçim zihniyet?” ifadesini kullanan öğrenci velilerinden Sebiha Yürekli de şöyle konuştu: “Bir Sünni'nin bir Alevi ile evlenmesi durumunda 140 kırbaçla cezalandırılması gerektiğini nasıl söyler? Şoktayız ve ne diyeceğimizi bilmiyoruz. Bu öğretmen Türkiye’nin getirildiği durumdan cesaret alıyor. Her şeyimize karışıyorlar. Okul müdürü Yakup Doluer’e şikâyet ediyoruz o olayı kapatmaya çalışıyor ve ‘İşi tatlıya bağlayalım, büyütmeyelim’ diyor. Bu öğretmeni buradan alıp başka bir okula verdiklerinde de orada bu işlere devam edecek. Bu zihniyet değişmeli. Biz veliler olarak bu işin peşini bırakmayacağız.” EĞİTİM-SEN: ÜZERİ KAPATILMAK İSTENİYOR Gümüşhacıköy’de geçen yıllarda da bu tür olaylar yaşandığını, bu gibi insanların ceza almak yerine ödüllendirildiğini söyleyen Eğitim-Sen Gümüşhacıköy Şube Temsilcisi Emrah Parlak ise şu görüşleri kaydetti: “Gümüşhacıköy’de cinsiyet ve mezhep ayrımcılığını nedense son yıllarda sık sık yaşamaya başladık. Şimdi de Mehmet Paşa Ortaokulu’nda din dersi öğretmeni kız öğrencilere kapanması için baskı yapıyor, etek boylarını ölçüyor, etek boyu kısa olanın en değerli şeyini kaybedeceğini, Sünni birinin Alevi ile evlendiğinde 140 kırbaç vurulacağını söylüyor. Bu öğretmen bunları söylemek için cesareti yöneticilerden alıyor. Birçok veli ile görüştük ve olayın doğru olduğunu tespit ettik. Bu olaydan okul müdürünün de ilçe milli eğitim müdürünün de haberi olduğunu öğrendik ancak nedense üzerine gidilip de ilgililerden hesap sorma yerine bu olayı kapatmaya çalıştıklarını tespit ettik. Demokratik, laik bir ülkede eğitim camiasında bir öğretmen bunu konuşabiliyorsa burada yönetim boşluğu var demektir. Biz Eğitim-Sen temsilciliği olarak bunun takipçisi olacağız.” OKUL MÜDÜRÜ: ABARTILDI “Bunların hepsi duyum. Din dersinde, din gereği uzun eteğin giyilmesi gerektiği, eteklerin çok kısa olmaması gerektiği üzerinde konuşulmuş. Önce çok afaki şeyler duyar gibi olduk, sonra o öğrencileri çağırdık, anlatmalarını istedik” diyen Mehmet Paşa Ortaokulu Müdürü Yakup Doluer ise sözlerini şöyle sürdürdü: “Öğrenciler bana ‘Hocam biz bu konuyu evde yorumlayarak konuştuk da öyle anlaşıldı, olay bizim yorumladığımız gibi değil’ dediler. Bu ifadeleri ilçe milli eğitim müdürlüğüne gönderdik. Öğretmen masum, bir suçu yok. Bu olayın üzerine gidersek diğer öğretmenler de artık ders anlatırken ağzından bir şey kaçırmamak için rahatsız olacak. Velilere, öğretmenin artık bu konulara girmeyeceği konusunda garanti verdim. Hocamızı çağırdım ve müfredatta ne varsa onu anlatmasını, Allah ile kul arasına girmemesini söyledim. Ben ne soruşturma açtım ne de inceleme başlattım. Şikâyet üzerine öğrencilerin ifadelerini alıp ilçe milli eğitim müdürlüğüne verdim. Bütün toplumu kucaklayıp, kazanmamız lazım.” Radikal
Reklam
2013'te ABD'de En Fazla Kullanılan Mobil Uygulamalar
Geride bıraktığımız yıla ait değerlendirmeler gelmeye devam ediyor. Nielsen‘ın yayımladığı son değerlendirme raporu uygulama pazarına odaklanıyor. Yeni yıl için ipuçları taşıyan raporda ABD’de en çok kullanılan 10 mobil uygulama sıralanmış. Paylaşılan rakamlar arasında uygulamanın tekil kullanıcısıyla birlikte bir önceki yıla göre kullanımındaki değişimler de yer almakta. Nielsen’in raporunda en fazla kullanılan mobil uygulama olarak Facebook oortaya çıkarken onu -Google Search izliyor. 2013′ün ‘mobil yılı’ olduğunu bir kez daha ispatlayan raporda ilk 10 uygulama 2012′ye kıyasla yüzde 66 ile yüzde 14 arasında iki haneli büyüme rakamlarına sahip. Facebook’un mobil uygulaması 103 milyonun üzerinde tekil ziyaretçi kullanımıyla ilk sırayı alırken bir önceki seneye göre yüzde 27 büyüme göstermiş. İkinci sırayı 75 milyon üzerinde kullanımla Google Search alırken ardından yakın bir rakamla Google Play geliyor. Dikkat çeken noktaysa Facebook uygulamasının, Android tabanlı cihazların uygulama pazarı olan Google Play’den daha fazla kullanıcıya ulaşmış olması. Bu durum elbette Facebook’un mobil gelirlerindeki artışı da kısmen açıklıyor. Pinterest, LinkedIn gibi sosyal ağların ilk 10′a giremediği listede Instagram 7., Twitter ise 10. sırada yer alıyor. webrazzi
Savaşa Tanıklık Eden Çocukların Etkileyici Çizimleriyle 'War Toys' Projesi
War Toys, Amerikalı fotoğrafçı Brain McCarty'nin savaş, sanat ve çocukların çizimleri üçgeninde yürüttüğü anlamlı bir çalışma. McCarty, savaşın çocuklar üzerindeki etkisini araştırmak için Batı Şeria, Gazze Şeridi ve İsrail'deki okullara, kamplara, insani yardım kuruluşlarına ve mahallelere giderek, çocuklardan savaşla ilgili yaşadıkları bir sahneyi çizmelerini istedi. Çünkü savaştan en çok zarar gören ve en tarafsız olanlar onlardı. McCarty, çocukların çizimlerinden sonra bu sahneleri oyuncak objelerle canlandırmakla kalmayıp, çocukların çizimlerine konu olan olayları, yaşandıkları yerde canlandırdı. Bölgede yaşanan şiddetin çocuklar üzerindeki etkisini tam anlamıyla gözler önüne seren proje, psikolojik bir deney niteliğinde.   Üstte çocukların çizimleri, altta ise McCarty'nin canlandırmalarıyla 'War Toys' çalışması...
Reklam
Kuzey Kore Liderinden İdam Mesajı: Hizipçi Pislik Tasfiye Edildi
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, yılbaşı mesajında ilk defa eniştesinin idam edilmesine değinip infazı “hizipçi pisliğin tasfiyesi” olarak nitelendirdi.Devlet televizyonundan yayımlanan yılbaşı mesajında Kim Jong-un, eniştesinin idamı için “Bu kararlı eylem ülkenin birliğini kuvvetlendirmiştir.” dedi.Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti 13 Aralık günü, ‘vatana ihanetle’ suçlanan Chang Son-Thaek’in idam edildiğini duyurmuştu.İdam kararı, nükleer silahlara sahip Kuzey Kore’deki istikrara ilişkin endişelere yol açtı.Kuzey Kore’nin yeni yıl mesajı, Güney Kore ve bölgedeki diğer güçler tarafından Pyongyang’ın politik amaçlarına ilişkin ipuçları içerebileceği nedeniyle yakından inceleniyor.Kim Jong-un, eniştesinin idam edilmesine atıfta bulunup iktidardaki Komünist Parti’den 'hizipçi pisliğin tasfiye edilmesinin, ülkenin birliğini 100 kat arttırdığını” söyledi.Kuzey Kore lideri, “Partimizin, parti karşıtı, devrim karşıtı unsurların arındırılmasına yönelik aldığı bu yerinde karar, partimiz içindeki dayanışmanın sağlamlaştırılmasına yardımcı olmuştur” diye konuştu.Kim ayrıca, Güney Kore’yi ve ABD’yi ‘savaş kışkırtıcısı’ olmak ve nükleer silahları yarımadaya taşımak için ‘çılgınca’ uğraşmakla suçladı.Kuzey Kore lideri ‘kazara çıkabilecek bir çatışmanın olağanüstü büyük bir nükleer felakete’ yol açabileceğinin altını çizdi.Kim Jong-un, Kuzey Kore’nin savunmasının güçlendirilmesi çağrısında bulunup ülkenin gururu ve halkın mutluluğunun 'namlunun ucunda' olduğunu ifade etti.İdam edilen Chang, Kim Jong-il’in kız kardeşiyle evliydi. Chang’ın, 2011’de babasından sonra liderlik koltuğuna oturan Kim Jong-un’a rehberlik ettiğine inanılıyor.Ülkenin en önemli ikinci ismi olarak görülmesine rağmen Chang, Komünist Parti’nin özel bir oturumundan silahlı muhafızlar tarafından apar topar çıkarılmış ve Chang'ın tüm rütbelerinin söküldüğü açıklanmıştı.Resmi haber ajansı KCNA daha sonra yaptığı açıklamada, Chang’ın askeri bir mahkemede devleti devirmeye çalıştığını itiraf ettiğini duyurmuş, Chang bu açıklamadan kısa bir süre sonra idam edilmişti.Uzmanlar, Chang’ın düşürülmesinin sebeplerinden birinin, ekonomik reformlara verdiği destek olabileceğini söylüyor.1950-53 dönemindeki savaştan bu yana Kore'nin iki tarafında kurulan hükümetler arasında barış anlaşması imzalanmadığından, yarımada bugün de resmen bir savaş bölgesi.ABD ise Güney Kore’de yaklaşık 28 bin asker konuşlandırmış durumda.
Ajax'dan 8 Yaşındaki Taraftara Büyük Jest
Galatasaray'ın eski yıldızlarından Frank de Boer, 8 yaşında kronik bir rahatsızlığa sahip olan Ajax taraftarı Jay Jay Williem adlı çocuğun hayallerini gerçekleştirdi.Kaynak: AMKSpor
Beyonce NASA'yı Kızdırdı
Son şarkısında Challenger faciasına ait bir ses kaydı kullanan Beyonce, NASA ve kazada yakınlarını kaybedenler tarafından eleştirildi. NASA tarihinin en büyük faciası olarak kabul edilen Challenger kazasına ait bir ses kaydı kullanan Beyonce'ye tepki çığ gibi büyüyor. Ünlü şarkıcının yeni albümünde yayınladığı 'XO' adlı şarkısının ilk 6 saniyesinde NASA eski çalışanı Steve Nesbitt'in kazanın ardından 'Uçuş teknisyenleri durumu dikkatli bir şekilde inceliyor. Muhtemelen büyük bir arıza gerçekleşti' sözleri duyuluyor.NASA yetkilileri endişelerini dile getirirken, kazada yakınlarını kaybedenler şarkının hayalkırıklığı yarattığını ve duygusal açıdan zor anlar yaşattığını ifade etti. Eski NASA çalışanı Keith Cowing ise ses kaydının şarkının içinde tamamen kaldırılmasını talep etti. YAZILI AÇIKLAMA YAPTI Beyonce yaptığı yazılı açıklamada, 'Kalbim yakınlarını Challenger faciasında kaybedenlerle. Bu şarkı sevdiklerini kaybeden insanlara yardım etmek, hayatta hiç beklenmedik olayların olabileciğini hatırlatmak bu yüzden yaşadığımız her anın tadını çıkartmayı değerini bilmeyi hatırlatmak için kaydedildi. Söz yazarları, o ses kaydını Challenger'ı anmak ve hiçbir zaman unutulmamaları için kullandı' ifadelerini kullandı. UZAY MEKİĞİ ATEŞLENDİ Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'nden 28 Ocak 1986'da ateşlenen Challenger uzay mekiği, ateşlenmesinden 73 saniye sonra katı yakıt motorundaki arıza nedeniyle havada infilak etmiş, parçaları Atlantik Okyanusu'na çakılmış ve faciada 7 kişi hayattını kaybetmişti. sondakika.com
Römorkör Kazasının Yürek Burkan Görüntüleri
İzmir’de, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na ait römorkörün yan yatması sonucu meydana gelen kazada 8'i asker 10 kişi şehit olmuş, 17 kişi de yaralanmıştı. Kazayla ilgili ortaya çıkan amatör kamera görüntüleri yaşanan dehşeti gözler önüne serdi.Cihan
Reklam