onedio
Rus Kızları Nasıl Araba Parkederler?
Rusya'da bir şehir. Hangisi mi? Sanki herkes Rusya uzmanı da, söylesem bileceksiniz. Neyse mevzu o değil. Saçının bir tek telinin bile görünmediği ama sürücü koltuğunda oturduğunu haberin yorumundan öğrendiğimiz bir Rus kızının, düz yolda aracın direksiyon hakimiyetini kaybederken nasıl olup da kırk yıllık sürücülerin bile beceremeyeceği bir park etme olayında başrol oynadığını izleyeceksiniz.
Dünyanın En Ucuz Oteli
Otel olarak hizmet verirken şimdilerde müzeye dönüştürülen ve dünyanın gerçekten en ucuz oteli ünvanına sahip NULL STERN’i (Almanca’da 'sıfır yıldız' anlamına geliyor) gezmeye ne dersiniz?..İsviçre'nin Zürih şehri yakınındaki Null Stern, otel olarak hizmet verdiği 2008-2012 yılları arasında çok sayıda ünlü ve ihtişamlı otel ile birlikte Geo dergisinin 'top 100' listesinde kendine yer buldu. Yıldızsız otelin geceliği 9.53 dolardı. Müşterilere, bir çift kulak tıkacı veriliyordu zira otelin gürültülü havalandırma sistemine başka türlü tahammül etmek zordu. Ayrıca konuklar sabah sıcak bir banyo yapma lüksünü de tamamen unutmak zorundaydı. Soğuk Savaş sırasında inşa edilen bir sığınaktan dönüştürülmüş olan Sevelen'deki otelde kişiye özel 'antika' yatakların yer aldığı 'lüks' odalar da kalmak da mümkündü ama bu durumda fiyat 27 dolara çıkıyordu. Müşteriler boyasız beton duvarlara da katlanmak zorundaydı. Otelin ısıtması yoktu. Konuklara gece üşümemeleri için sıcak su torbaları veriliyordu bir de buz gibi yerlere basmamaları için bir çift terlik... Üstelik soğuk duş sırasını belirlemek için eski bir bisiklet lastiğinden yapılmış şans tekerleği bile var…Otel tüm bu olumsuzluklara rağmen yılda 29 farklı ülkeden gelen ziyaretçileri ağırlamayı ve memnun etmeyi başardı. Uluslararası seyahatlere çıkmak için ille de zengin olmanın gerekmediğinin ispatı olan otelin sloganı da oldukça realist: “Buradaki tek ‘yıldız’ sizsiniz”Müzeyi bir rehber eşliğinde gezebilir ve sanki otelde konaklıyormuşçasına deneyimleyebilirsiniz… İşte Null Stern’den kareler…
Geleceğe Dönüş 2 Filminin Geleceği Gördüğünü İspatlayan 9 Teknolojik Gelişme
Filmde geleceğe gidilen tarih olan 21 Ekim 2015'e vardık ve uçan kaykay ile uçan arabalar neden hala yok diye hayıflanıyor, duygularımızla oynadığı için bu güzelim filme yükleniyoruz. Evet bunlar henüz çıkmamış olabilir, fakat bu demek değil ki film geleceği görememiş? İşte herkesin gözüne takılabilecek 30 yıl öncesinin öngörüleri:
RTÜK'ten Teoman ve Demir Demirkan Kliplerine Ceza!
RTÜK, Teoman'ın ' Tek Başına Dans'klibini 'şehvetli', Demir Demirkan'ın 'Aşktan Öte', 'erotik' buldu ve ceza verdi. RTÜK, sanatçı Teoman'ın ''Tek Başına Dans'' adlı klibini ''Şehvetli'' sanatçı Demir Demirkan'ın Aşktan Öte klibini de, ''Erotik'' buldu. Klibi yayınlayan iki TV kanalına uyarı cezası verildi. RTÜK toplantısında Tarsus'ta yayın yapan Güney TV'de, 21 Kasım 2013'de yayınlanan Teoman'ın klibi ele alındı. RTÜK raporunda ''Klip, gece kulüplerinde striptiz yapan kadınlar ve bu kadınların erkekleri baştan çıkarmak için ortaya koydukları şehvet oyunları görüntülerinden oluşmaktadır. İç çamaşırı ve erotik kıyafetlerle striptiz yapan kadınların insan bedenini cinsel tahrik unsuruna indirgediği görülmektedir'' denildi. RTÜK üyeleri de oy çokluğu ile klibi '' Çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar verebilecek türde'' bularak Güney TV'nin uyarılmasını kararlaştırdı. LEZBİYEN İLİŞKİ Viva TV'de 25 Kasım 2013 günü yayınlanan sanatçı Demir Demirkan'ın 'Aşktan Öte' adlı müzik klibi de ''Erotik'' bulundu ve TV kanalına uyarı cezası verildi. Bu konudaki RTÜK raporunda ''Klipte iki kadının, yaptığı dans ve yarı çıplak yatarken verdikleri pozlar, kadınların birbiriyle seviştiği izlenimi uyandırmaktadır. Kadınların Demir Demirkan'ın üzerine yattığı da görülmektedir. Müzik parçasının sözlerinde 'Gireceksek girelim gel kız günaha... Şu çırılçıplak kıvrılan beline' gibi ifadeler vardır. Klipte toplum tarafından kabul görmeyen ve çarpık olarak nitelenen ilişki biçimleri ve erotik çıplaklık içeren görüntüler vardır'' denildi.Üst kurul üyesi Ali Öztunç ise, '' Bu tür yaptırımlar, RTÜK’ü sansür kuruluşu haline getirir. Bir dansın çocukların ahlaki gelişimini bozacağını düşünmek sosyal medya ve internete gözleri kapatmak demektir. Karar yasakçı bir zihniyettir'' diyerek uyarı cezalarına karşı çıktı. (Gazeteport)
Tutsak Penis: Bir MİT mi, Yoksa Gerçek mi?
Kulağa ucuz bir komedi filminden bir sahne gibi geliyor ama seks sırasında kenetlenip ayrılamayan çiftler insanlık tarihine yüzyıllardır eşlik eden bir hikaye. Ve en azından bazılarının gerçek olma ihtimali var. Acil servise koşturmak hiçbir koşulda hoş bir deneyim değil. Seksten sonra ambulansa atlamak zorunda kalmak da kuşkusuz buna dahil. Dr. Aristomenis Eksadaktilos ve ekibi, İsviçre'nin başkenti Bern'de bir hastanede 11 yıl boyunca acile kaldırılan vakaları incelemiş. Seksten sonra hiç de romantik olmayan koşullarda doktorun karşısına çıkanlar arasında kalp rahatsızlığı olanlar, felaket ağrılı bir migrene tutulanlar ya da birden bire herşeyi unutan amnezi vakaları var. Fakat BBC radyosunun Health Check (Sağlık Kontrolü) adlı programına konuşan Dr. Eksadaktilos, bir erkeğin penisini bırakmayan vajina konusunda, bunun büyük olasılıkla bir şehir efsanesi olduğunu ve kendisinin hiç tanıklık etmediğini söylüyor. Yalnız programın dinleyicilerinden iki kişi efsanenin bir hakikat olduğunda ısrar ederek BBC'yle iletişime geçti. İsmini gizli tutan bir kadın, ''Rahmetli kocamla benim başıma bir gece gelmişti.'' diye anlattı. ''Kocam kelimenin tam anlamıyla içimde takılı kalmıştı. Bunun orgazm sırasında vajinal kasların yoğun tepkisinden dolayı meydana geldiğini düşünüyorum.'' İlk ismi John olan bir başka dinleyici ise 14-15 yaşlarındayken bir kadının içinden çıkamayan Amerikalı bir pilotun ancak ambulansla hastaneye kaldırıldıktan sonra penisini serbest bırakabildiğini duyduğunu aktardı. İlerleyen yaşlarda Japon bir kadınla ilişkiye giren John, aynı talihsizliğin biraz daha hafif biçimde kendi başına da geldiğini söylüyor. Japon partneri ile ''çok keyifli dakikalar geçirirken'' penisini vajinadan çıkartamadığını farkeden John işi şakaya vurarak birkaç dakika uğraşmak zorunda kaldığını anlattı. Neyse ki bu deneyim ne partneri ne de kendisi için acılı geçmiş. İngiltere merkezli seks doktoru Dr. John Dean, her iki anlatının da inanılır olduğunu belirtiyor. Tıp çevrelerinde ''penis captivus'' (tutsak penis) adıyla bilinen bu olayın çok nadiren görüldüğünü de sözlerine ekliyor. Dr. Dean'e göre vajinanın içinde giderek şişen penis, kadının orgazm sırasında ritmik şekilde kasılmaya başlayan kasları arasında takılıp kalıyor. Erkeklik organı, vajinal kasların gevşemesi ile geri çıkma olanağı buluyor. Seks doktoru John Dean, ''tutsak penisin'', daha sık rastlanan ve daha ciddi bir durum olan vajinismus ile karıştırılmamasını istiyor. Vajinismus, kadının cinsel organındaki kasların gayrı ihtiyari kasılarak ilişkiye girmesini engellemesi hali. Ama Orta Çağ'dan tutun günümüze dek uzanan ''tutsak penis'' hikayeleri kamuoyunun konuya merakına ayna tutuyor. 1920'lerde Varşova'da meydana geldiği iddia edilen bir hikayede, parkta sevişirken ''tutsak penisten'' mustarip olan bir çiftin birbirinden ancak kadının anestezi altına alınmasıyla ayrılabildiği anlatılagelir. Gazetecilerin konuyu haber sütunlarına taşıması ise rivayet o ki, iki sevgilinin intihar etmesiyle son bulmuş. Ancak 1979 yılında tutsak penis anlatıları üzerine bir araştırması yayımlanan F. Kraupl Taylor, bu hikayeye şüpheyle yaklaşıyor. 1908 basımlı Çağımızın Seks Hayatı adlı kitabınn yazarı Iwan Bloch da hastaneye taşınıp kloroform ile bayıltıldıktan sonra vajinasındaki penisin çıkartılabildiği Alman bir kadını anlatıyor. Bremen kentinde limanın kuytu bir köşesinde birlikte olan çift, kadının ''istemsiz bir spazm'' ile parnterinin penisini tutsak alması neticesinde, çevreden geçenlerin insafına muhtaç kalıyor. Walther Stoeckel, 1933 yılında yayımladığı jinekoloji kitabında, cinsel beraberliklerini gizleyen çiftlerin birleşmesi sırasında ''tutsak penis'' vakalarıyla karşılaşılabildiğini ileri sürüyor. Bu görüş, uzmanlar tarafından artık paylaşılmasa da, gizlice sevişen çiftlerin tutsak penis sendromuna yakalandığına dair hikayelerde bir eksilme yok. Yakın zaman içinde Kenya, Malavi, Zimbabve ve Filipinler'den bu yönde gelen haberlerin ortak nokası, birbirine kilitlenip ayrılamayan sevgililerin yaşadığı gizli aşk. Kenya'da 2012'de meydana geldiği bildirilen bir olay, söylentiye göre aldatılan bir kocanın büyücüye gitmesini izliyor. Karısıyla birlikte olan adamın ''tutsak düşen'' penisi, anlatıldığına göre, ancak dualarla tekrar serbest kalıyor. Ve aldatılan kocaya yaklaşık 230 dolar ödemesi şartıyla... Fakat evlilik içinde tanık olunduğu söylenen tutsak penis vakaları da var. İngiltere Tıp Dergisi'ne yazdığı mektupta 1947 yılında meydana geldiğini söylediği bir vakayı anlatan Dr. Brendan Musgrave, Wight Adası'nda doktorluk yaptığı günlerde balayına çıkmış yeni evli bir çiftin odalarından sedyede çıkartılarak hastaneye taşındığını bildiriyor. Dr. John Dean'e soracak olursanız, bu hikaye de biraz abartılı olabilir, ''zira penisin tutsak kalması genelde yatakta biraz bekleyince kolayca atlatılan bir sorun.'' Ama Dr. Dean'a göre, ''Kendini bu durumda bulan birisi için her geçen saniye muhtemelen bir 10 yıla denk geliyor...''BBC Türkçe
Reklam
Erdoğan'dan Zaman Muhabirine Fırça
Başbakan Erdoğan, düzenlediği basın toplantısında büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgili soru soran, Zaman gazetesi muhabirine çok sert çıktı. Erdoğan partisinin oy oranının da yüzde 47.7'ye düştüğünü açıkladı.Başbakan Erdoğan, yerel seçimlerle ilgili AK Parti’nin oylarının düştüğü yönündeki bir anketle ilgili soru soran gazeteciye cebinden çıkardığı anketle yanıt verdi. Erdoğan’ın açıkladığı ankete göre; AK Parti yüzde 47.7, CHP yüzde 28.5, MHP yüzde 14.4, BDP ise 5.9. Resmi temaslarda bulunmak için Almanya'ya hareket eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, havaalanında açıklama yaptı. Erdoğan, tutukluluk süreleriyle ilgili yaptığı açıklamada, “Tutukluluk süresini 5 yıla indirme kararı aldık” diye konuştu. Başbakan Erdoğan, düzenlediği basın toplantısında büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgili soru soran, Zaman gazetesi muhabirine de çok sert çıktı. İşte Erdoğan'ın açıklamasından satır başları: BÜYÜK SALON TOPLANTISI YAPACAĞIZ Biraz sonra bildiğiniz gibi sayın Merkel’in davetine icabetle Almanya’ya hareket edeceğiz. Merkel ile bir çalışma yemeğimiz olacak. Bunun ardından yine sosyal demokrat partinin lideri Gabriel ile bir görüşmemiz olacak. Ayrıca Almanya dışişleri Bakanı ile yine bir görüşmemiz olacak. Bunların dışında Almanya’daki vatandaşlarımızla yarın akşam şöyle geniş kapsamlı bir büyük salon toplantısı gerçekleştireceğiz. Bu akşam da yine Hollanda’dan gelecek bir grup değişik siyasi partilere mensup milletvekilleriyle görüşmelerimiz söz konusu. ÖNEMLİ GELİŞME Tabi Almanya ile köklü bir dostluğumuz tarihimiz var. bir çok alanda yakın işbirliği içindeyiz. Üç milyonu aşkın soydaşımız Almanya’da yaşıyor. Bunların da yaklaşık 1 milyona yakını Alman vatandaşı. Geçtiğimiz yıl iki ülke dışişleri bakanları eş başkanlığında, 2014 yılı Türk Alman bilim yılı ilan edildi. Bu ziyaretim ülkelerimiz arasındaki ikili ilişkilerin, çok yönlü ve kapsamlı ilişkilerin her alanda ileriye götürülmesine yönelik büyük bir önem arz ediyor. Şu anda Almanya federal parlamentosunda 11 Türk bulunuyor. Bu tabi önemli bir gelişme. Kabinede ise ilk kez Türkiye kökenli bir devlet bakanı yer alıyor. Almanya’daki yerleşik Türklerin sahip olduğu firmaların sayısı 80 bine yaklaşmıştır. Yıllık cirosu 40 milyar avrodur. Çalıştırdıkları personel sayısı 400 bine ulaşmıştır. Merkel ile Türk toplumunun sorunları ve beklentileri konusunda görüş alışverişinde bulunmayı düşünüyorum. Ortak projeler üretmelerine, Türk ve alman gençlerinin bilim adamlarıyla sanatçılar arasındaki etkileşimin artmasına önem veriyoruz. TİCARET HACMİMİZ ARTIYOR Son yıllardaki bu kriz ortamına rağmen Türkiye ile Almanya arasındaki iktisadi istikrar bozulmamıştır. Ticaret hacmimiz artıyor. İş adamlarımız arasında gün geçtikçe yeni ticari ortaklıklar kuruluyor. Vize muafiyeti meselesini de en kısa zamanda aşmayı arzuluyoruz. Bölgesel ve uluslararası konularda da görüş alışverişinde bulunacağım. İran ziyaretinizin dönüşünde ekonomide ABC paketinin olabileceğini söylemiştiniz. Bunu biraz netleştirebilir misiniz? Ne zaman göreceğiz bu önlemleri? İçişleri bakanlığının paralel devlet soruşturması başlattığına yönelik haberler var. bu soruşturma hangi kurumlarda, hangi iddialar üzerinde başlatıldı? Bu soruşturmanın, 17 Aralık soruşturmasına gölge düşürebilir mi? Türkiye İran arasındaki süreçte biliyorsunuz önlemler diye bir şey söz konusu değil. sadece İran’a yönelik yaptırımlar söz konusu. Bunlar içerisinde tabi BM Güvenlik Konseyi mensubu ülkelerin, bazılarının bunu rahatlıkla aştığını görüyoruz. Ama bazı ülkeler için ise bu yaptırımlar engellenebiliyor. Bizim 2012 dış ticaret hacmine baktığınız zaman, 21,5 milyar dolara ulaşmıştı. Fakat 2013 yüzde 35 gerilemeyle, bu yaptırımlar sebebiyle çok ciddi bir düşüş ve 13,5 milyar dolar gibi bir seviyeye geriledi. Bizim Türk-İran olarak 2015 itibariyle bu rakamı 30 milyar dolara çıkarmaktı. Doğalgaz ve petroldeki yeni fiyat ayarlamaları hususunda, enerji bakanlarımız görüşmelerini yapacaklar. Burada eğer bir anlaşmaya varabilirsek, varmamız halinde bu ticaret hacmi bizim süratle artabilecektir. Bunun yanında çok farklı bizim onlara verebileceğimiz ürünler var. Bunlarla ilgili vergiler noktasında arkadaşlarımız karşılıklı olarak çalışmalarını yaptılar. Bazı indirimlere gitmek suretiyle, yani kazan kazan esasına dayalı olarak, o zaman bizim ihracatımız da ithalatımız da bu kalemlerin sayısı artacaktır. ALIŞILMADIK ÖNLEMLER DEMİŞTİNİZ? Bunlar yanlış anlaşıldı, benden böyle ifadeler olmadı. Paralel yapılanmaya yönelik soruşturmaya gelince, sadece içişleri bakanlığımızın değil, tüm istihbari çalışanlarımzıın, bu yöne çok daha farklı şekilde eğilmek, çünkü devletin içerisindeki böyle bir yapılanma bizim bir beka meselemiz haline gelmiştir. Buna da bizim fırsat vermemiz mümkün değildir. Gereği neyse bunlar da yapılacaktır. Siyasetin yeniden dizayn edilmesiyle ilgili söylemleriniz var. bugün de Zamn gazetesinde bir anket yayınlandı. Ak Parti’nin oyu yüzde 34,6, cumhurbaşkanı olarak şahsınızın oyu yüzde 16. Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün göreve davet edilmesiyle ilgili söylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz? SEN İNANIYOR MUSUN BUNA? Bunu değerlendirmeme gerek yok da, sen inanıyor musun buna? Senin mensubu olduğun gazete başka bir anket yayınlamıştı. Seninkine mi inanalım, buna mı inanalım? Ben de diyorum ki senin mensubu olduğun gazete de bir anket yayınladı. İşte bu anketin adı paralel yapı firmasının anketidir. Tamam? Bunlar duymaz uydururlar, dert başka. Bunlar kendilerine göre bu ülkede bir irade oluşturabileceklerini zannediyorlar. Bunu oluşturamayacaklar. KONDA benim şirketim. KONDA'nın Ocak ayı anketini söylüyorum. AK PARTİ 47,7, CHP 28,5, MHP 14,4, BDP 5,9 İşte bu anketin adı paralel yapı firmasının anketidir. Bunlar duymaz uydururlar. Bunlar kendilerine göre bu ülkede bir irade oluşturabileceklerini sanıyorlar, bunu oluşturamayacaklar. Dünyanın değişik bir ucundan durup da Türkiye yönetilmez, çıkar gelirsin ne yapmak istiyorsan yaparsın. TUTUKLULUK SÜRESİ Tutukluluk süresi daha önce 10 yıldan 7,5 yıla indirilmişti. Biz dün yaptığmızı çalışma ile bunu 5 yıla indiriyoruz. Meclisten bunun da çıkmasıyla yüzlerce binlerce insan istifade edecek. Öyle o tür palavradan anketleri bu millet yutmuyor. Her ay dört anketi var bizim partimizin. Bu anketlerde biz hemen karşılıklı olarak çaprazlama yaparız. Adımlarımızı da atarız. Bugünlere de biz böyle geldik. Nerede eksiğimzi var, ne yapmamız gerekir? Biz hayali projelerle de konuşmuyoruz. Eser ortadadır, bütün bu eser Türkiye’dir. Bugüne kadar yaptıklarımızla da milletimiz bize istikamet vermiş. SORU YANIT BÖLÜMÜ Bugün bir yandan da gözler Kayseri’de. Ali İsmail Korkmaz davası. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yargı süreci, yargı süreciyle ilgili söyleyecek herhangi bir şeyim yok. Geçen hafta sayın Erdoğan Bayraktar ile görüştüğünüz, onu ikna ettiğiniz konusunda bilgiler var. öyle bir görüşme gerçekleşti mi? Görüşme yaptım. Ama benim ikna etme gibi gayretim söz konusu değil. çünkü Erdoğan bey ikna edilecek bir kardeşimiz değil ki. benimle 20-25 yıllık geçmişi olan bir arkadaşımız. Bu geçmişte, nereden nereye birlikte nasıl yürüdüğümüz belli. Oradaki kullanmış olduğu yanlış ifadeyi düzeltmek onun görevidir. Onun için de ikna gayreti içine girmem gerekmez. Onun buradan pişman olması lazım. Dolmabahçe’de demokratikleşme paketi konusunda toplantı vardı. İçeriğine ilişkin değerlendirme alabilir miyiz sizden? Dün demokratikleşme paketiyle ilgili yaptığımız çalışmayı ele aldık. Daha önce idari boyutuyla çözüldü halledildi. Ama yasal sürece yönelik bunu da parlamentoya gönderdik. Bunun yanında bizim üç paketimiz daha var. biri adalet bakanlığı, bir diğeri içişleriyle alakalı bir diğeri de şeffaflaşmayla alakalı. Biliyorsunuz özel yetkili mahkemeleri süratle kaldırma çalışması içerisindeyiz. İki TMK ile alakalı olarak orada bir düzenlemeye gidiyoruz. Bunları ceza kanunu içerisinde alacağız. Burada en önemli olan, tutukluluk süresi daha önce 10 yıldan 7,5 yıla indirilmişti. Biz dün yaptığımız çalışmayla bunu 5 yıla indirme kararı verdik. Meclis’ten de bunun çıkmasıyla, öyle zannediyorum ki yüzlerce binlerce insan bundan istifade edecek. Önemli olan bir adımda şu. Adli kolluk meselesi. Adli kollukta artık herhangi bir savcı, istediği gibi, ki yaptıkları zaten kanunsuzdu. Ben, sen sen sen bazı polisleri toplayıp, hadi git şurayı bas, şunları topla gel. Böyle bir şey olamaz. Hiçbir üstün, aslından haberi yok. Ne emniyet müdürünün, ne valinin haberi var. kalkıp bu tür adımların atılması ortadan kaldırılıyor. Bu geçiş sürecinde, bir defa valinin bu iş emir komutasında olacak veya emniyet müdürünün emir komutasında olacak. Valinin emniyet müdürünün haberi olmadan asla adli kolluk emri verilemez. Kaldı ki dünyanın bir çok yerinde zaten adli kolluk müessesi de yok. Oluşturulur, şimdi biz AB’nin de böyle bir talebi sebebiyle, dedik ki biz adli kolluk gerekirse kurumu oluştururuz. Başbakanlık teftiş kurulunun raporuyla ilgili ayrıntılar yer aldı. Şöyle söyleniyor, başbakanlık korumalarından alt kademelerde bir yöneticinin sızdırdığıyla ilgili… Sevgili kardeşim sen ayrıntıları öğrenmişsin. Ben bu ayrıntıları bilmiyor. Beni de bir bilgilendirirsen çok daha mutlu olurum. Başbakanlık teftiş kurulu çok gizlilik kaydıyla, ankara başsavcılığına bunu gönderiyor. E şimdi bundan sizin haberiniz oluyor. İşte paralel devlet bu, paralel yapılanma bu. Paralel devlet yok diyenler başını iki elinin arasına alsın da bir düşünsün. Çok gizlilik kaydıyla başbakanlık teftiş kurulu ankara başsavcılığına aylardır en ufak bir şey çıkmıyor, bu şimdi ortaya çıkıyor. Benim haberim yok, senin haberin var. Hadi sen açıkla. ERDOĞAN'DAN GAZETECİYE FIRÇA 17 Aralık’ta başlatılan operasyonla ilgili bir sorum olacak. Operasyondan 8 ay önce MİT tarafından , Reza Zarrab’ın söz konusu bakanlarla ilişkide olduğu MİT’in de sizi uyardığı yönünde bir rapor yansıdı. Böyle bir rapor sunuldu mu? MİT bir defa uyarı yapmaz. Tespit yapar. Bir diğeri de burayla ilgili olarak da bakın MİT’in bu tür raporlarına paralel yapının temsilcisi durumuna düşüyorsunuz. Gazeteci: Taraf Gazetesi yayınladı. Bak MİT’in raporunu bilecek kadar ona nüfuz edecek kadar paralel yapı. Müşterek çalışıyorsunuz. Söylemediğinizi söylettiriyorsunuz. Sen değil, patronlarınız. Bu şekilde de bu işlere nüfuz etme yollarına gidiyorsunuz. MİT’in bu tür belgelerine nasıl ele geçiriliyor? MİT sürekli gizlilik kaydıyla çalışır. Bu halde sizlerin, yada oraların eline geçiyor? Burası çok tehlikeli bir gidiş. Bakın bu ülkeyi sevmek değildir. İsmi geçen zat ile ilgili bana bugüne kadar hiçbir suç duyurusu gelmemiştir. Dolayısıyla patronlarınız da duymuştur herhalde.Gazeteport
Büyük Göğüslü Olmanın 10 Yararı
Geçtiğimiz haftanın en çok izlenen videolarından biri olan büyük göğüslü olmanın 10 zararı videosundan sonra Jordan Carver yeni videosunu yayınladı. Büyük göğüslü olmanın, geçen hafta çektiği videodaki gibi, her zaman çok kötü bir şey olmadığını eğlenceli bir şekilde anlatan Jordan Carver’ın videosu da bu haftanın en çok izlenen videosu olacak gibi görünüyor. Jordan Carver’ın geçen hafta yayınladığı video
Reklam
Kadın Mühendislerden TRT'ye Şarkılı Cevap
Kadın mühendisler, bir program için TMMOB Gıda Mühendisleri Odası’ndan “gıda mühendisi bir bay” talebinde bulunan TRT’nin cinsiyetçi yaklaşımına bir şarkıyla cevap verdi. Kadın mühendisler, “Diplomamı saymadın, olmaz böyle şey!” dedi. Şarkıda “Diploma almak artık neye yarar, şimdi benim yerimde bir başkası var” ifadelerine yer verildi. TRT-Diyanet, Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği’nden (TMMOB) Gıda Mühendisleri Odasına 21 Kasım 2013’te yayınlanacak “Yeni Güne Merhaba” programına çıkacak erkek bir gıda mühendisi talebinde bulunmuştu. Meslek odası, TRT’ye gönderdiği cevapta bunun ayrımcı bir talep olduğunu ve programa katılmayacaklarını söylerken, bu ayrımcılığın gerekçelerini sormuştu. TRT Genel Müdürlüğü’nden Osman Gökmen imzalı cevapta, TRT’nin sağlık, mühendislik, günlük yaşam gibi konularda erkek konuklar; psikoloji, çocuk, sanat, yemek, el becerileri, evlilik gibi konularda ise kadın konuklara ağırlık verildiği söylenmişti. Bianet
Köprübaşı'ndaki Uranyum Skandalında Ne Oldu?
Manisa’da Köprübaşı bölgesindeki eski uranyum madeninin yaydığı radyoaktif kirlilik haberinin üstünden iki hafta geçti, fakat yetkililer halen bir önlem almış değil. Haberin ayrıntısı bu sayfalarda da yer almıştı fakat kısaca bu skandal ortaya çıktıktan sonra neler olduğunu özet geçelim: Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Enver Yaser Küçükgül ve EGEÇEP Yürütme Kurulu Üyesi Jeoloji Mühendisi Erhan İçöz , 16 Ocak tarihinde Manisa’nın Köprübaşı ilçesinde 1970 yılından itibaren on sene boyunca faaliyet göstermiş olan uranyum cevher alanlarında ve işletme tesisinde radyasyon ölçümü yaptılar. Kamuoyunun Evrensel Gazetesi muhabiri Özer Akdemir ’ in haberiyle öğrendiği bu ölçümlerde, bölgede radyasyon seviyesinin 16 mikrosiveret’e , yani normal değerin 140 katına çıktığı tespit edildi. Konunun yankı bulmasının ardından Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) ile ETİ Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü uzmanları bölgeye gidip inceleme yaptılar. İncelemenin sonucunda “uranyum yatağı olan bölgede doğada olması gereken değerlere rastladıklarını, sağlığa herhangi bir zararı olmadığını, ölçüm sonuçlarının çok yüksek olmadığını” iddia ettiler ve TAEK bu iddiayı savunan bir basın açıklaması yaptı. Herkesin bildiği bir sır Fakat tüm bunlar olurken anlaşıldı ki, bölgedeki altı köyü etkileyen radyasyon miktarı bir süredir sır değildi. Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Şaşmaz , 2008 yılında uranyum madeninin olduğu bölgeye giderek ölçümlerde bulunmuş, ayrıntılı bir rapor hazırlamış, bu rapor da TUBİTAK tarafından yayınlanmıştı. Şaşmaz, yörede toprak, yer altı, yer üstü sularının yanı sıra Gediz nehri ve Demirköprü Barajı ve bitkilerin kirlendiğini belirterek sonuç kısmında “Acil önlem alınmalı” demişti. Resmi makamlarca beş sene boyunca hiçbir işlem yapılmadı. Günümüzden devam edelim, skandal ortaya çıktıktan sonra konu meclis gündemine taşındı; 22 Ocak’ta CHP milletvekili Özgür Özel konunun araştırılmasını talep etti, HDP milletvekili Levent Tüzel ise verdiği soru önergesinde uranyum kirliliğinin boyutu, halk sağlığı ve canlı yaşamına etkileri, alınan, alınması düşünülen önlemler ve tesiste üretilen “sarı pasta”nın akıbeti sordu. Meclis’te bu konuşulurken Köprübaşı’nın AKP’li Belediye Başkanı Zafer Mergen ’in “seçim öncesi bu haberler ilçeye zarar verir” açıklaması yapıyordu. Kılıç: “İnsan müdahalesiyle oluşan radyoaktif kirlilik ve doğal afetler farklıdır” Sonra.. sonrası yok. TAEK’in ikinci basın açıklaması dışında konuyla ilgili resmi yetkililer cenahında bir gelişme yok. Bugün Yeşil Gazete’nin “yorum” köşesinde yayınlanan nükleer fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç ’ın konuyla ilgili kapsamlı makalesini okuyabilirsiniz. Buraya, Kılıç’ın makaledeki çarpıcı tespitlerinden birini almakla yetinelim: TAEK’in söz konusu açıklamasına istinaden Manisa’da yerin altından yüzeye çıkarılmış, yani insan müdahalesi sonucunda radyoaktif kirliliğin oluştuğu bölgedeki durumu, doğal afetler neticesinde kirlenmenin olduğu dünyanın bazı özel bölgeleriyle aynı kefeye koyup “endişelenecek birşey olmadığı” açıklamasını yapmanın tehlikelerini vurguluyor Kılıç. Öktem: “Maden kaynaklı kontaminasyonla nükleer patlamayı karıştırmamak gerekir” Fukuşima’ya giderek ölçümler yapmış radyoloji uzmanı Dr. Alper Öktem de Köprübaşı’nda ölçülen radyasyon ve Fukuşima’nın karşılaştırılmaması gerektiğini vurguluyor: “eğer izotoplar madenden çıkartılırken etrafa yayılmışsa bu nükleer kazada ortaya çıkan nükleer serpinti gibi bir şey. Prof.Şaşmaz 2008 yılındaki araştırmasında madenden uzaktaki yeraltı sularında, toprakta uranyum bulduğunu belirtiyor. Fakat madenden etrafa kontaminasyonla nükleer patlamayı karıştırmamak gerekir. Madenin cevreye etkisine yol acan izotoplar ile Çernobil ya da Fukuşima’da cevreye yayilan radyoaktif izotoplar farklidir. Bunlar biz yüksek doz da desek, düşük doz sınıfına giriyor”. Tek bir aletle dar bir alanda yapılan araştırmanın ipuclari vereceği, ama cevrede toprakta, suda, bitkide uranium ve baskaca radyoaktif izotoplari tesbit etmek icin çok daha kapsamlı bir araştırma yapmak gerektiğini belirtiyor Öktem. Tehlike tüm Gediz Havzasına yayılmış olabilir 2004 yılında Ege üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Kumru’nun yaptığı bir araştırma, tehlikenin tahmin edilenden büyük olabileceğini ortaya koyuyor. Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’deki sanayi kuruluşlarının kirlettiği Gediz’in İzmir Körfezi’ne döküldüğü bölgede radyoaktiviterde yükselmeler görüldüğü ortaya koyuyor. Uranyum, toryum, radyoaktif potasyum, radyum gibi radyoaktif maddelerde yer yer artışlar tespit edilmiş ve kurşun, krom ve bakır elementlerinin ölçüldüğü araştırmada, ağır metallerin toksin özelliğinin körfezdeki canlılar için tehdit oluşturduğu vurgulanmış. Öktem’e gore Körfezde radyoaktivite artışlarının yeniden araştırılarak güncelleştirilmesi ve Köprübaşı maden işletmesiyle baglantısının tartışılmasi gerekiyor. Hayvanların otladığı radyoaktif alan Peki Manisa Köprübaşı’ndaki radyoaktif kirliliğe karşı alınmış herhangi bir önlem var mı? 16 Ocak 2014 tarihinde uranyum alanına giderek araştırma yapan Enver Yaser Küçükgül’in Açk Radyo’da yayınlanan “Açık Yeşil” programının geçen haftaki bölümünde aktardıkları, alınmadığının en açık kanıtı: bölgenin etrafında herhangi bir tel örgü,tabela bile yok, etrafta hayvanlar otlatılıyor. “Radyoaktif madencilik için özel önlemler alınmalı. Manisa’da vahşi madenciliğin bir örneği yaşanmıştır” diyor Kürkçügil. NKP: “yörede sağlık taraması yapıldı mı?” Yeşil Gazete’nin görüştüğü çevre avukatı Arif Ali Cangı, konuyla ilgili sorumlular hakkında soruşturma açmak için Manisa Valiliği’yle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı göreve çağırdıklarını belirtiyor. Köylerde yaşayanların bir kısmının tedirgin olduğunu, çilek ekerek geçimini sağlayan çiftçilerin “bu mevzuyu kışkırtmayın” gibi bir tavır içinde olduklarını aktaran Cangı,“ama çoğunluk, kendini çocuklarının sağlığından sorumlu hissedenler yine de direnecek” diyor. Soruşturma dilekçelerine bir hafta içinde yanıt verilmesi lazım. Fakat hukuki süreç devam ederken 21 örgütten oluşan “Nükleer Karşıtı Platform” boş durmuyor; 30 Ocak tarihinde bir basın açıklaması yapıp “ekosistemin tüm unsurları açısından yörede bugüne kadar önlem almayanların sorumluluğunun tespit edilmesini” talep etti. Açıklamada “Burada, olağanın üzerinde zihinsel ve bedensel engelli olduğu, kanserli hasta sayısının fazla olduğu söylenmektedir. Bu iddialar doğru mudur? Yörede sağlık taraması yapılmış mıdır? Yapılmış ise nasıl bir sonuç alınmıştır?” sorularını yönelten platform bir nükleer santral macerasına sürüklenmekte olan Türkiye’de, radyasyon riskinin böylesine hafife alınmasının son derece kaygı verici olduğunun altını çiziyor. Radyoaktif bölgelerde önlem alınmazken yeni madenler açmak mı? Platform meclisi bir komisyon kurup uranyuma karşı önlem almaya çağırıyor. Peki yıllar önce vahşi madencilik faaliyetleriyle açılan uranyum madenleri hiç bir önlem alınmadan terk edilip gidilirken,bugün devlet kurumlarının konuya bakış açısı nedir? 1 Temmuz 2013 tarihinde çıkan bir haber bir ipucu veriyor gibi: MTA Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan 2012 yılına ait Temel Ekonomik Göstergeler Raporunda son sekiz yılda madencilik ve taş ocaklarından 21 milyon 103 bin lira gelir edildiği müjdeleniyor. 9 bin 129 ton uranyum rezervi de dahil pek çok maden cevheri bulunan bulunan “cevher” ülkemizle ilgili öngörüleri eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız açıklıyor: “Türkiye’deki 40 bölgede sıcak nokta var. Bunları enerjiye dönüştürmemiz lazım”. (Yeşil Gazete)
Dünyaca Ünlü Resimlerin Eğlenceli Animasyonları
Jungleboys Tv adlı grup dünyaca ünlü resimleri eğlenceli bir biçimde animasyon haline getirmiş. Resimlerin tam listesi şöyle: Grant Wood - Amerikan Gothic Amedeo Modigliani - Leon Indenbaum Thomas Eakins - The Cruxifixion Julius Benczur - Portrait of Queen Elizabeth Ilya Repin - Yevgeny Onegin James Ward - Portraits of two extraordinary oxen, the property of the Earl of Powis Rembrandt - The Flayed Ox Richard Ansdell - The Hunted Slaves Pierre Puvis de Chavannes - Der Traum Viktor Vasnetsov - Igor's Battle Diego Velázquez - La infanta doña Margarita de Austria Toulmoche - The Reluctant Bride Dante and Virgil Encountering the Shades of Francesca de Rimini and Paolo in the Underworld Adolphe-William Bouguereau - Dante and Virgil in Hell Frederic Leighton - The Fisherman and the Syren Henri Rousseau - La Bohémienne endormie Rodolfo Amoedo - A Partida de Jac Alfred Guillou - Adieu Paul Cezanne - The Kiss of the Muse Aaron Sihkler - John F Kennedy Gabriël Metsu - A Baker Blowing his Horn Archimboldo - Rudolf II as Vertumnus Francesco Hayez - The Kiss Toulmouche - The Kiss Henri de Toulouse-Lautrec - In Bed The Kiss Frans Snyders - Dogs fighting in a wooded clearing Jacques-Louis David - The Farewell of Telemachus and Eucharis Dante Gabriel Rossetti - Joan of Arc Kisses the Sword of Liberation Rubens - Saturn, Jupiter's father, devours one of his sons, Neptune Gerard van Honthorst - The Dentist Millais - The Return of the Dove to the Ark
Reklam
Dünyanın En Tehlikeli Selfie'si
ABD’nin Houston kentinde gerçekleştirilen, 3 bin 500 kişinin kızgın boğalardan kaçtığı 'Great Bull' koşusu sırasında Christian adlı bir adam cep telefonu ile “selfie” çekmeye çalışırken fotoğraflandı. “Dünyanın en tehlikeli Selfie’sini çeken kişi” olarak internette kısa sürede ün kazanan genç, boğalardan kaçarken çektiği bir videoyu da Youtube’da yayınladı.Christian’ın belgelediği boğa koşusu sırasında birçok kişinin yaralanarak hastaneye kaldırıldığı ancak kimsenin hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtildi. Hürriyet
Muhteşem Yüzyıl Belgeseli Geliyor
Türkiye’nin en çok seyredilen dizisi 'Muhteşem Yüzyıl' ekranlara ve sevenlerine, belgeselle veda ediyor.Önümüzdeki ay son bölümü yayınlanacak olan ‘Muhteşem Yüzyıl’ın belgeseli çekildi. 131 bölümün kamera arkası görüntüleri birçok sürpriz içeriyor. GELİRİ MATEMATİK KÖYÜ'NE BAĞIŞLANACAKYayınlandığı 5 Ocak 2011 tarihinden beri reyting listesinin zirvesini kimseye kaptırmayan ‘Muhteşem Yüzyıl’dan adını yakışır veda… Bu sezon final yapacak olan dizinin yapım şirketi Tims Productions’ın dev bir belgesele imza attığı ortaya çıktı. Özel bir ekip, üç yıldır Muhteşem Yüzyıl’ın setinde kamp kurup, kamera arkasında ne var ne yok çekti. Timur Savcı’nın hiçbir masraftan kaçınmayıp hazırlattığı belgesel, dizinin önümüzdeki ay ekrana veda etmesinden sonra yayınlanacak. Yayın haklarından elde edilecek gelir ise dizinin senaristi Meral Okay’ın vasiyeti üzerine Nesin Matematik Köyü’ne bağışlanacak. İKİ USTAYI YAYINLANMAMIŞ GÖRÜNTÜSÜYLE ANACAKLAR2012’de kansere yenilen dizinin senaristi Meral Okay ile geçen eylül ayında kalp krizi nedeniyle ölen Tuncel Kurtiz’in daha önce hiç yayınlanmamış görüntüleri de belgeselde olacak. Kurtiz ‘Ebu Suud Efendi’ karakterini canlandırmıştı. HÜRREM'DE VARCanlandırdığı ‘Hürrem Sultan’ karakteriyle şöhret olan, ‘tükenmişlik sendromunu’ yüzünden ani bir kararla ayrılan Meryem Uzerli de belgeselde dizi hakkındaki görüşlerini dile getirdi. Gazeteport
Reklam
Osmanlı'da İlk Çikolata
Avrupa'yı toplu taşıma araçları ile gezen ilk insan olan Gemelli CARERİ, 1693 yılında İzmir'e de uğrar. Türk insanının büyük misafirperverliği karşısında çok etkilenirİtalyan gezgin ve yeni dostlarına bir hediye vermek ister. Yanında getirdiği kakao ile hazırladığı sıcak çikolataları dostlarına ikram eder. O yıllarda çikolata sadece içecek olarak tüketiliyordu. CARERİ'nin sunduğu sıcak çikolataların bizim için önemi, Anadolu topraklarının gördüğü ilk çikolatalar olmasıdır.     Çikolata Anadolu insanı tarafından çok sevilir ve kısa sürede saray mutfağına girer. Osmanlı Devleti dağılana kadar, çikolata padişahların yabancı konuklarına sunduğu özel bir içecek olarak kalır. Ancak geçen bu uzun sürede halk çikolatayı ve Gemelli CARERİ'yi unutmuştur. Türk halkı çikolata ile tekrar tanışmak için Cumhuriyet'in kurulmasını beklemek zorunda kalmıştır.    Careri Chocolate, Gemelli Careri'nin getirdiği çikolatanın saflığını, saray  mutfağının tarifleri ile birleştiriyor.     Tarih kitaplarının tasvir edemeyeceği lezzetin kapılarını aralıyor.    Türk damak tadı için, Türk  tarifleri ile hayat buluyor...
Afyon Valisi'nden Polise: 'Aferin Devam Et O..Çocuğu'
Afyon Valisi İrfan Balkanlıoğlu, görevdeki polise ‘Aferin devam et o… çocuğu’ demiş. Bakanlık ise polise soruşturma açmış. Balkanlıoğlu, Afyonkarahisar’da 5 Eylül’de 25 askerin şehit olduğu cephanelik patlamasının ardından Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e kilim, plaket vermesiyle gündeme gelmişti. Balıkesir’in Sındırgı Ak Parti İlçe Başkanı Danyal Eroğlu’nun aracına trafikten men cezası veren polis memuru Ö.K.’ye, Afyonkarahisar Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nun, “Aferin, devam et o.. çocuğu” diyerek hakaret ettiği öne sürüldü. Davalık olan, İçişleri Bakanlığı’nın da disiplin soruşturması açtığı olay sonrası polis Ö.K.’nin görev yeri değiştirildi. Dava dosyasına göre olay şöyle gelişti: Afyon Karayolu’nun 35’inci kilometresinde 2 Aralık 2013 günü saat 03.00 sıralarında görev yapan trafik ekibi, 10 ZL (…) plakalı aracı durdurdu. Aracın muayenesinin ruhsata işlenmediğini belirleyen polisler, aracı trafikten men etti. Bu sırada araç sahibi Danyal Eroğlu, polis memurlarına “Ben AK Parti Sındırgı İlçe Başkanıyım, şu an belediye başkan aday adaylığım nedeniyle Ankara’dan geliyorum. Afyon Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nu ararım, sizinle uğraşırım” dedi. Ancak polis memuru Ö.K. aracın çekilmesi talimatı verdi. Tartışma sürerken Eroğlu, cep telefonunu polis memuru Ö.K’ya vererek “Afyon Valisi seninle görüşmek istiyor” dedi. ŞİKÂYETÇİ OLDU Telefondaki Balkanlıoğlu, Ö.K’ye ‘aracı bırak’ talimatı verdi. Ancak polis memuru kararlarında ısrar edince Vali, iddiaya göre, polis memuruna ‘O. çocuğu’ diyerek hakaret edip telefonu kapattı. Bu gelişme üzerine Ö.K, Eroğlu ile Vali Balkanlıoğlu hakkında ‘hakaret’ ettikleri gerekçesiyle şikâyetçi oldu. Tahkikat evrakında Vali’nin kullandığı telefon numarası yazılarak karşısında ‘şüpheli (firar)’ ibaresi yazıldı. Nöbetçi savcının talimatıyla hem Ö.K.’nin hem Eroğlu’nun ifadesi alındı. Eroğlu, aracın polislerce çekilmek istenmesi üzerine, Vali’den ricacı olduklarını belirterek, şunları anlattı: VALİYİ ARADIM “Ruhsatı yarın işleteyim dedim. Ancak polis memuru kabul etmedi. Aracı trafikten men etmek için otoparka çektik. Daha önce Sındırgı Kaymakamı olarak görev yapan şu an Afyonkarahisar Valisi olan İrfan Balkanlıoğlu’nu aradım. Vali Bey’e aracımızı trafikten men ediyorlar mümkünse aracın bağlanmaması konusunda bize yardımcı olmasını söyledim. Vali Bey, telefonu görevli memura vermemi istedi. Telefonu polis memuru Ö.K’ye verdim. Vali Bey telefonda görevli memurla görüştü fakat aralarında ne gibi konuşma geçtiğini duymadım. Telefon kapandıktan sonra polis memuru sinirlenerek küfrederek bizi otoparktan dışarı çıkardı.” Müfettişe verilen ifade İFADELERİ alınan trafik ekibindeki diğer polis memurları ile araçtaki kişiler verdikleri ifadelerle yaşanılan olayı doğruladı. İddiaların yansıması üzerine İçişleri Bakanlığı da bir müfettiş görevlendirilerek, polis memuru hakkında disiplin soruşturması başlattı. Görev yeri de değiştirilen Ö.K. bakanlık müfettişine 24 Ocak 2014 tarihinde verdiği ifadesinde, Vali Balkanlıoğlu ile aralarındaki geçen görüşmeyi şöyle aktardı: Vali: Ben o arkadaşları Sındırgı’da kaymakamlık yaptığım dönemden tanırım aracı bırakalım. Ö.K: Men işlemini ve cezasını bitirmek üzereyim bundan dolayı aracı bırakamam. Vali: Aracın vizesi ve sigortası varmış, neden bağlıyorsun? Ö.K: 3 yıldır trafik belgesini değiştirmemiş, vizesini işletmemiş, bundan dolayı men ettim. Vali: O kadar çalıntı, hırsızlık, kaçak araçlar var, onları bulmuyorsunuz da bunu mu buldunuz? Ö.K: Sayın Valim, inşallah denk gelirse onları da yakalayacağız. Vali: Aferin devam et o.. çocuğu. GENELKURMAY BAŞKANI’NA KİLİM VERMİŞTİ Balkanlıoğlu, Afyonkarahisar’da 5 Eylül’de 25 askerin şehit olduğu cephanelik patlamasının ardından Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e kilim, plaket vermesiyle gündeme gelmişti. memurlar.net
Reklam
Woody Allen'a Cinsel Taciz Suçlaması
Hikaye 1992 yılına kadar gidiyor. Ünlü yönetmen Woody Allen’ın evlendiği Mia Farrow ile evlatlık aldıkları Dylan, henüz 7 yaşındayken küçük kızın ve annenin iddiasına göre Allen’ın tacizine uğruyor. O dönem dava açan anne, yoğun baskılar ve sözlü saldırılar altında, küçük kızın da zarar görmemesi adına davayı geri çekiyor. Woody Allen’ın bu saldırıyı gerçekleştirip gerçekleştirmediği hukuk önünde net değil, keza kendisine açılan davalar da düştü. Ancak bugün, Woody Allen’ın evlatlık kızı Dylan, New York Times yazarı Nicholas Kristof’a kaleme aldığı bir mektubu ulaştırarak konuya yepyeni bir boyut kazandırdı. Dylan, yazdığı mektubunda Woody Allen’a Golden Globe ödülü verilmesine, Hollywood camiasına oldukça tepkili ve kendisi taciz iddialarını yinelemenin de ötesinde, ilk kez kamuoyu önünde konuşarak ‘iddia edilen’ tacize kendi penceresinden bir bakış sunuyor.Nicholas Kristof’un mektuba yazdığı önsözle başlayacak olursak, Kristof, davanın açıldığı 1993 yılında yaşananların Woody Allen’ın sevgilisi Mia Farrow’dan ayrılmasının ve Allen’ın evlatlık kızını taciz ettiği iddialarının manşetleri kapladığını, ancak bugün ilk kez olayın merkezindeki ismin, Dylan Farrow’un (yaşananlardan dolayı iki kez isim değiştirdi, önce Eliza, sonra Malone adını aldı) konuştuğunu yazıyor. Woody Allen’ın iddiaları reddettiğini ve hiçbir zaman ceza almadığını hatırlatan Kristof, masumiyet karinesine dikkat çekiyor. Ancak bu mektubu paylaşma gerekçesi olarak, Allen’ın Golden Globe hayat boyu başarı ödülü almasının ödülün uygunluğu tartışmasını alevlendirmesini gösteriyor, buradaki asıl meselesinin ise ünlü birinin hayatından ziyade bir cinsel istismar iddiasının varlığı olduğunu söylüyor. Kristoff, konu hakkında son günlerde bütün tarafların bir şeyler yazıp konuştuğunu, ancak olayın merkezindeki ismin ne düşündüğünü hiçbir zaman tam olarak duyamadıklarına dikkat çekiyor. Dylan’ın mektubunun tam metni şöyle: “En sevdiğiniz Woody Allen filmi hangisi? Cevap vermeden önce şunu bilmelisiniz: Ben 7 yaşındayken, Woody Allen benim elimden tutup beni evimizin ikinci katındaki kiler benzeri loş tavan arasına götürdü. Bana karnımın üzerine yatmamı ve kardeşimin elektrikli tren setiyle oynamamı söyledi. Ardından bana cinsel saldırıda bulundu. Yaparken benimle konuştu, iyi bir kız olduğumu ve bunun sırrımız olduğunu fısıldadı, birlikte Paris’e gideceğimizi ve filmlerinde yıldız olacağımı söyledi. Raylar üzerinde dolaşıp dururken o oyuncak trene baktığımı hatırlıyorum. Bugün bile hala, oyuncak trenlere bakmayı güç buluyorum. Hatırlayabildiğim süre boyunca babam bana hoşlanmadığım şeyler yapıyordu. Beni kendisiyle yalnız kalmam için sık sık annemden, kardeşlerimden ve arkadaşlarımdan uzaklaştırıp götürmesinden hoşlanmıyordum. Ağzıma başparmağını sokmasından hoşlanmıyordum. O iç çamaşırlıyken yatağa gidip yorganın altına girmek zorunda olmaktan hoşlanmıyordum. Çıplak kucağıma kafasını dayayıp nefes alıp vermesinden hoşlanmıyordum. Bu karşılaşmalardan kaçınmak için yatağımın altına kaçar veya banyoya saklanırdım ancak o beni her seferinde bulurdu. Bu normal olduğunu sandığım şeyler çok sık, çok rutin, çok yetenekli bir biçimde annemden gizlenerek gerçekleşiyordu ki, eğer annem bilseydi beni korurdu. Babaların çocuklarına böyle tutkuyla bağlandıklarını sanıyordum. Fakat tavan arasında yaptığı şey bana farklı geliyordu. Sırrı artık saklayamadım. Anneme, Woody Allen’ın bana yaptıklarını kendi babasının da ona yapıp yapmadığını sorduğumda, alacağım cevabı gerçekten bilmiyordum. Tetikleyeceği fırtınadan da haberim yoktu. Babamın, kardeşimle* cinsel ilişkisini kullanarak bana uyguladığı cinsel istismarı örtbas edeceğini bilmiyordum. Anneme, beni savunduğu için yalancı diyeceğini, ve onu benim kafama istismar düşüncelerini sokmakla suçlayacağını bilmiyordum. Hikayemi doktordan doktora, tekrar tekrar anlatmak zorunda bırakılacağımı, kavrayamadığım bir hukuk savaşı içinde yalan söylediğimi itiraf etmek için zorlanacağımı bilmiyordum. Bir noktada, annem beni oturttu ve bana yalan söylüyorsam başımın belaya girmeyeceğini, tüm söylediklerimi geri alabileceğimi söyledi. Geri alamadım. Hepsi gerçekti. Fakat güçlüler hakkındaki cinsel istismar iddiaları çok daha kolay düşüyor. Benim kredibiliteme saldırmaya hazır uzmanlar vardı. İstismar edilmiş bir çocuğu yakmaya hazır doktorlar vardı. (*-Dylan’ın üvey kardeşi Soon-Yi Previn, Mia Farrow’un önceki evliliğinden evlatlık. Woody Allen’ın o dönem reşit Soon-Yi ile 1992 yılında ilişkisi olduğu ortaya çıkmış, ikili halen birlikteler. Kanunen yasal üvey babası olmasa da Woody Allen, o dönem medyada Soon-Yi Previn’in üvey babası olarak telaffuz ediliyordu-zete) Bir ön duruşmanın babamın ziyaret haklarını elinden almasının ardından annem, Connecticut eyaletinin muhtemel suç bulgularına rağmen suçlamaları sürdürmeyi, savcının ifadesiyle “çocuk mağdurenin hassaslığı sebebiyle” reddetti. Woody Allen hiçbir suçtan ceza almadı. Bana yaptıklarının yanına kalması bütün büyüme sürecim boyunca aklımdan çıkmadı. Başka küçük kızların yanında bulunabilmesine izin verdiğim yönündeki suçluluk duygusu içimi kapladı. Erkekler tarafından dokunulmaktan ödüm patlıyordu. Yeme bozukluğu hastalığı gelişti. Kendimi kesmeye başladım. Bu işkence Hollywood tarafından daha kötü bir hale dönüştü. Değerli birkaç kişi (kahramanlarım) hariç herkes görmezden geldi. Belirsizliği tercih edip “Ne olduğunu kim bilebilir” demeyi ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranmayı çoğunluk daha kolay buldu. Ödül törenlerinde aktörler kendisinden övgüyle bahsetti. İstismarcımın suratını her görüşümde -posterlerde, tişörtlerde, televizyonda – yalnız kalıp dağılana kadar panik halimi kontrol altında tutabildim. Geçen hafta, Woody Allen son Oscar’ı için aday gösterildi. Fakat bu sefer, dağılmayı reddediyorum. Çok uzun süre, Woody Allen’ın kabul edilişi beni susturdu. Ödüller ve onurlandırmalar, benim susmamı ve uzaklaşmamı isteyen kişilerin bir mesajıymış, bana yönelik kişisel bir azar gibi geldi. Fakat cinsel istismarları atlatan ve bana uzanan kişiler – beni desteklemek ve öne çıkma yönündeki korkularını paylaşmak, yalan söyledikleri iddiaları, hatıralarının kendi hatıraları olmadığı yönündeki suçlamaları – bana sessiz olmamam konusunda, sadece diğerlerinin bile susmamasını sağlamak adına, bir neden verdiler. Bugün kendimi şanslı sayıyorum. Mutlu bir evliliğim var. Muhteşem erkek ve kız kardeşlerimin desteği arkamda. Bir sapığın evimize getirdiği kaostan bizi kurtarma gücünü içinde bulmuş bir annem var. Fakat diğerleri hala korkuyor, hassaslar ve gerçeği söyleme konusunda mücadele veriyorlar. Hollywood’un gönderdiği mesaj onlar için önemli. Ya sizin çocuğunuz olsaydı Cate Blanchett? Louis CK? Alec Baldwin? Ya bu sen olsaydın Emma Stone? Veya sen, Scarlett Johansson? Beni küçük bir kızken tanıyordun Diane Keaton. Beni unuttun mu? Toplumun cinsel saldırı ve istismar mağdurlarını hayal kırıklığına uğrattığının canlı bir örneği Woody Allen. Kendi 7 yaşındaki kızınızın Woody Allen tarafından tavan arasına götürüldüğünü hayal edin. Adı anılınca hayatı boyunca baş dönmesi yaşayadığını düşünün. İşkencecisini kutlayan bir dünya hayal edin. Hayal ediyor musunuz? Şimdi en sevdiğiniz Woody Allen filmi hangisi?”Zete
'Çok Tatlısın Ama Filistin ile Pek Alakalı Değilsin'
FİLİSTİN'i işgal ettiklerini söyleyerek daha önce İsrail'e boykot çağrısı yapan efsanevi Pink Floyd grubunun solisti Roger Waters, reklamını yaptığı, işgal altında üretim yapan Soda Stream fabrikasıyla ilgili 'İki topluluk arasında barış köprüsü kurmak için eşsiz bir fırsat' diyen ABD'li aktris Scarlett Johansson'ı sert dille eleştirdi. Johansson, İsrailli markaya reklam yüzü olduktan sonra kendisini eleştiren Oxfam yardım kuruluşundaki elçilik görevini geçen hafta bırakmıştı. Walters, önceki gün Facebook'ta yayınladığı yazısında, İsrail'de konser verecek şarkıcı Neil Young'a ve Scarlett Johansson'a mektup yazdığını ama cevap almadığını söyleyerek ikiliyi eleştirdi. Walters şu ifadeleri kullandı: Genç Scarlett'e bir-iki soru sormak istiyorum. Scarlett örneğin İsrail hükümetinin kuzeydeki Necef çölündeki bir Bedevi köyünü tamamen yok ettiğinin farkında mısın?.. Scarlett, Filistinli işçilerin reklamını yaptığın fabrikada eşit şartlarda, eşit kazançlarda, eşit haklarda çalıştığını iddia etmişsin. Gerçekten eşit haklara sahipler mi. Oy hakları var mı mesela. Yolları kullanabiliyorlar mı? Temiz içme suları var mı? Hayır bu haklara sahip değiller. Eee, senin bahsettiğin eşit haklar neler o zaman... Scarlett, kesinlikle çok tatlısın. Ama eğer Soda Stream'ın barış köprüsünü kurduğunu düşünüyorsan kesinlikle meseleyle pek alakalı değilsin demektir' dedi. Hürriyet  | Gerçek Gündem
Twitter'ın Tek Hakimi: Katy Perry
Sosyal medyada en fazla takip edilen sanatçı olan Katy Perry, Twitter’da 50 milyon takipçiye ulaştı. Perry, Kasım ayında Lady Gaga ve Justin Bieber’i geçerek en çok takip edilen sanatçı olmuştu. Dünyanın en çok takip edilen isimlerinden biri olan ABD Başkanı Barack Obama’nın takipçi sayısı ise 41 milyon civarında.Haberin devamı için sanattakvimi.info
Töre Anne Dinlemedi
30 metre derinliğindeki bir kuyuda cesedi bulunan 8.5 aylık hamile 19 yaşındaki Hacire Göv'ün ölümüne ilişkin ayrıntılar gün yüzüne çıkıyor.Şanlıurfa'da hamileyken boğularak öldürülen Hacire'nin annesi kızını önce evlendirmek istemiş. Daha sonra kızına kürtaj yapılması için girişimlerde bulunmuş. Son çare olarak Hacire'yi saklanması için Diyarbakır'a yollamış. Şanlıurfa Viranşehir'de geçtiğimiz cuma günü 30 metre derinliğindeki bir kuyuda cesedi bulunan 8.5 aylık hamile 19 yaşındaki Hacire Göv'ün ölümüne ilişkin ayrıntılar gün yüzüne çıkıyor. Töre kurbanı olduğu öne sürülen Hacire Göv'ün tüyler ürpertici hayatta kalabilme mücadelesini, Berjin Amara Kadın Dayanışma Merkezi'nin Göv'ün köyü olan Tekneli Köyü'ne gidip Göv ailesinin komşuları ve genç kızın yakın arkadaşlarıyla konuşması ortaya çıkardı. Kadın Dayanışma Merkezi Koordinatörü Rihan Kayhan Göv'ü ölüme götüren süreci Milliyet'e anlattı. Pamuk tarlasında çalışıyordu Edinilen bilgiye göre Hacire Göv, 1995 yılında Şanlıurfa Viranşehir Tekneli Köyü'nde doğdu. Hacire henüz kundakta bebekken babası Hamaki Göv yaşamını yitirdi. 2 ağabeyi ve annesiyle hayata tutunmaya çalışan Hacire çocukluğundan bu yana mevsimlik işçi olarak çalıştı. Geçtiğimiz Haziran ayında Göv, pamuk toplayarak ekmek parası çıkartma amacıyla Ceylanpınar'a gitti. Burada şu anda askerde olan Cuma ile tanıştı ve aralarında duygusal bir yakınlık başladı. Yaz sonunda Hacire, köyü Tekneli'ye geri döndü. Adet dönemi 2 ay geçikince durumu annesi Melfiye Göv'e anlattı ve annesiyle hastaneye gitti. Viranşehir Devlet Hastanesi'nde yapılan test sonucu Hacire'nin hamile olduğu ortaya çıktı. Hastane kürtaj yapmadı Hacire'nin annesi durumu aile büyüklerine anlattı ve Hacire'yi Cuma ile evlendirmeye karar verdiler. Ancak Cuma ve ailesi bu çocuğun Cuma'dan değil başka birinden olduğunu öne sürerek evlenmeyi kabul etmedi. Bunun üzerine Göv ailesi Hacire'ye 'Bu çocuğun kimden olduğunu kanıtla evlendirelim' dedi. Hacire ise Cuma dışında kimseyle birliktelik yaşamadığını söyledi. Bunun üzerine Hacire'nin annesi Melfiye Göv, aile büyükleriyle konuşarak bebeği aldırıp Hacire'yi yaşatmak için yalvardı. Aile annenin talebini isteksizce de olsa kabul etti. Fakat Hacire ve annesi Viranşehir Devlet Hastanesi'ne gittiklerinde Hacire 3.5 aylık hamileydi. Hastane kürtaj yapamayacaklarını söylemesi üzerine Hacire'nin annesi Hacire'yi Diyarbakır'da bir akrabasının yanına göndererek sakladı. Köy halkı kızın durumundan haberdar olmuş ve Göv ailesinin büyüklerinin kulağına Hacire'nin kürtaj olamayacağı gitmişti. Aile meclisi Melfiye Göv'den habersiz hem bebekten hem de Hacire'den kurtulmak için kararı verdi. Duyar duymaz ağıt yaktı Hacire, 1 ay kaldığı Diyarbakır'daki akrabasının evinden, amca çocukları tarafından ailesiyle barıştırılma bahanesiyle alınarak Viranşehir Keçikuyu'ya getirildi. İddiaya göre burada amcaoğulları tarafından elektrik direğine bağlanıp boğularak öldürüldü. Cansız bedeni de 30 metre derinliğindeki bir kuyuya atıldı. Hacer'in annesi Melfiye Göv, kızının Diyarbakır'daki akrabasının evinden alındığını öğrendiği anda başına gelecekleri tahmin ederek göz yaşlarına boğuldu. Evinin önünde ağıt yakan anne, durumu jandarmaya bildirdi. Ekipler, boynunda iple Göv'ün cansız bedenini kuyuda buldu. Gözaltına alınan iki amca oğlunun, kuzenlerinin namuslarına leke getirdiğini öne sürerek 'Töre gereği öldürdük' dedikleri öğrenildi. Aralarında anne ve Hacire'nin 2 ağabeyinin de bulunduğu toplam 10 kişi gözaltına alındı. İddiaya göre Hacire, amcaoğulları tarafından elektrik direğine bağlanıp boğularak öldürüldü. Kızın cansız bedeni yaklaşık 30 metre derinliğindeki bir kuyuya atıldı. 'Köyde taziye yapılmıyor' Berjin Amara Kadın Dayanışma Merkezi Koordinatörü Rihan Kayhan, köydeki son durumu şöyle anlatıyor: 'Komşular konuşmaya korkuyor çünkü biraz da kendilerini kabahatli görüyor. Kürtaj olamadığı kulaktan kulağa yayılmış ve Hacire öldürülmüş. Köyde şu anda Göv ailesinden kimse yok. Evlerinin kapısı açık, içerisi bomboş. Atıldığı kuyuya ve mezarına gittik başında kimse yok. Hacire için köyde taziye bile yapılmıyor. Hacire'nin ismini ağızlarına almak kimse istemiyor. Hacire'nin yaşıtları ve komşuları olayı gizli gizli anlatıyor. Köyde ciddi bir korku hakim.' Hacire Göv'ün akrabası olan Tekneli köyü muhtarı Halil Yumurta ise, 'Şu an Irak'tayım. Gitmeden önce olaya ilişkin hiçbirşey duymadım. Kız sadece ilk annesine söylemiş. Daha önce hiçbir töre cinayeti işlenmedi bu ailede' dedi. 10 haftadan sonra kürtaja ceza var Viranpaşa Devlet Hastanesi yetkilileri ise Hacire Göv'ün kürtaj talebine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. Türk Ceza Kanunu'na göre, 10 haftadan sonra yapılan kürtaj işleminde kürtajı yapan ve yaptırana hapis cezası öngörülüyor. Bu süre, kadının mağdur olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde 20 haftaya kadar uzuyor.DAMLA YUR / Milliyet - Gerçek Gündem
Reklam