onedio
Aral Gölü'nün Yalnızca Adı Kaldı
Bir zamanlar Dünya’nın en büyük dördüncü gölü olan Aral Gölü’nda su kalmadı. NASA’dan yayımlanan son uydu görüntüleri göl havzasının tamamen kuruduğunu gözler önüne seriyor. Aral Gölü üzerine uzmanlaşan Philip Micklin bunun 600 yıldır ilk defa meydana geldiğini söyleyip durumun vahametini vurguladı.Aral’ın bu hale gelmesindeki en büyük etken ise SSCB döneminde tarım için gölü besleyen Ceyhun (Amu Derya) ve Seyhun (Siri Derya) nehirlerinin yataklarının değiştirilmesi ve yeterince yağmur yağmaması. Tarım alanlarında kullanılan kimyasalların da iyiden iyiye kirlettiği Aral’ın tuzlu ve kirli hale gelen suyu balıkçılık sektörünü de kötü etkiliyor. Taraf
Sağlık Bakanı'na İnşaat Mühendisi Yardımcı Atandı
Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’nun yardımcılığına inşaat mühendisi Erkan Kandemir atanırken, atama kararı bugünkü Resmi Gazete’de duyuruldu.Kandemir aynı zamanda Başbakan Danışmanlığı da yapıyor.Sağlık Bakan Yardımcılığı görevine Agah Kafkas’ın yerine inşaat mühendisi Erkan Kandemir atandı.Atama kararı Resmi Gazete’de bugün yayımlandı.1981 doğumlu Erkan Kandemir, Sakarya Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun.2003- 2004 yıllarında AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyeliği yapan Kandemir, 27 Haziran 2009′da ise başkanlığa atandı. Kandemir geçtiğimiz günlerde, yeni ataması nedeniyle bu görevinden ayrıldı.Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunu olan yeni bakan yardımcısı, 2004-2009 yıllarında İSKİ Atık Su Dairesi Başkanlığı’nda çalıştı.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yakın arkadaşı olduğu kaydedilen Erkan Kandemir’in nikah şahitliğini de Tayyip Erdoğan yapmıştı.nediyor.com
Belki de Artık İlişkinizi Bitirmenin Zamanı Geldiğini Haykıran 14 İşaret
Gönül ister ki her ilişki, her iki taraf için de mutlu sonla bitsin. Ama maalesef gerçekte durum hiç de bu kadar umutlu değil. Hepimiz biten ilişkilerin içinden geçerek olgunlaşıyor, denize akan nehirler gibi toplana toplana birikiyor sonunda denize kavuşuyoruz. Size akıl verecek değiliz, ancak şu işaretler belirmeye başladığında daha fazla üzülmemek için radikal bir adım atmayı düşünebilirsiniz. Biraz cesaret...
'Türkiye Kendisini Kullandıracak Bir Ülke Değil'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Teröre karşı verilecek mücadelede her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke değildir' dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM'nin 24. Dönem, 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez hitap etti.Genel seçimlerin ardından Meclis'in, son derece özverili, gayretli, başarılı bir performans sergilediğini ifade eden Erdoğan, ülkenin ve milletin ihtiyaç duyduğu çok önemli tasarı ve teklifleri yasalaştırdıkları için milletvekillerine teşekkür etti.Kürsüden, milletin kürsüsünden, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak hitap etmenin heyecanını yaşadığını belirten Erdoğan, 'Bu aziz millet, her seferinde, büyük bir vakarla sandık başına giderek, her türlü meseleye son noktayı koymasını bilmiş; o engin ferasetini ve basiretini her seferinde sandıkta müşahhas hale getirmiştir' dedi.Erdoğan, TBMM'ye cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi imkanını getiren 2007'deki anayasa değişikliği nedeniyle şükranlarını sundu. Erdoğan, 10 Ağustos'ta sandık başına giden ve ilk kez Cumhurbaşkanını sandıkta belirleyen millete de teşekkür etti.'Sandık her meselenin çözüm yeridir'Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'28 gün sonra 91 yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti, milletçe hepimizin gurur duyacağı bir demokratik olgunluğa erişmiş, hemen arkamızda yazan, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi, en güzel şekilde tecelli etmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, geçmişte hemen her cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tartışmaları ortadan kaldırmıştır. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve seçilmiş bir Hükümet, şu anda olduğu gibi, uyum ve koordinasyon içinde Türkiye için hizmet üretmeye devam edecektir. Ulaştığımız bu demokratik seviye de hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz için hem gurur, hem de umut kaynağıdır.Türkiye, sadece son 3 yıl içinde, 3 seçime şahit olmuştur. 12 Haziran 2011 seçimleri, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimleri, büyük bir katılımla, büyük bir heyecanla, milletin demokratik olgunluğuyla tecelli etmiş; milletin iradesi son derece şeffaf bir şekilde sandığa yansımıştır. Bugün şurası artık tartışmaya mahal bırakmayacak derecede belirgin hale gelmiştir: Sandık, her meselenin çözüm yeridir. Milletin kararı, mukadderat dahilinde her kararın üzerindedir. TBMM'yi şekillendirecek yegane vasıta, sandıktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini takdir ve tayin edecek yegane vasıta, aynı şekilde sandıktır. TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur. Türkiye'de sandığın yolu, seçmek ve seçilmek isteyen herkes için açıktır. Çok partili siyasi tarihimize bakıldığında, gayret eden, emek sarf eden, uzun soluklu mücadele verebilen, kendisini millete anlatabilen her siyasi görüşün, her siyasi partinin, sandıktan çıktığı, TBMM'de temsil edildiği görülecektir.''Vasilere, velilere ihtiyacı yoktur'Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle son yıllarda yapılan seçimlerin, milletin, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilecek en güçlü hakem olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini söyledi.Milletin mümeyyiz olduğunu, asla vasilere, velilere ihtiyacı bulunmadığını belirten Erdoğan, 'Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez' bu tür yaklaşımlarla, kendilerine, kendilerinden menkul vasi ve veli vazifesi yükleyenlerin döneminin, geri gelmemek üzere kapandığını vurguladı.Erdoğan, 'Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır' dedi.Şiddetin, silahların, güç odaklarının vesayetinde bir siyaset anlayışının, yeni Türkiye'nin istikametine denk düşmeyen bir siyaset anlayışı olduğunu dile getiren Erdoğan, siyasetin, en az bu aziz millet kadar cesur ve yürekli olması, üzerindeki tüm baskıları, üzerindeki tüm vesayet mekanizmalarını mutlaka bertaraf etmesi gerektiğini vurguladı.'Milli iradeye hürmetsizliktir'Millete ve ülkeye ait her sorunun çözüm yerinin TBMM; çözüm aracının da siyaset olduğuna işaret eden Erdoğan, sorunlara, siyasetin, Meclis'in dışında çözüm aramanın, milli iradeye karşı apaçık bir hürmetsizlik olduğunu kaydetti.Erdoğan, medya, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler ve vakıfların, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Yine hiç şüphesiz, anayasa ve yasalar çerçevesinde yapılan gösteri ve protestolar, her zeminde dile getirilen eleştiriler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak bu mekanizmalar, siyaseti esir almazlar, siyaseti yok saymazlar, kendilerini TBMM'nin, milli iradenin, yani sandığın üzerinde göremezler. Siyaset, sokaklarda hakimiyet kurmak ve milli iradeyi boğmak isteyen şiddete boyun eğerse, bu şiddeti kutsar ve teşvik ederse, en başta kendi varlığını inkar etmiş demektir.Sorunları Meclis içinde, siyaset zemininde, ya da millete giderek sandık yoluyla çözmek varken, terörden, şiddetten, sokak eylemlerinden, siyaset dışı güç odaklarından medet umanlar, kendilerini yok saymak gibi bir acziyetin içine girerler. Esasen geçmişte Türkiye bunu maalesef yaşamıştır. Sandıktan umudunu kesenler, sokak eylemlerine umut bağlamış, siyaset dışı kurumları sözüm ona vazifeye davet etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuçları hepimiz gördük, yaşadık ve tecrübe ettik. Siyasetin dışından çözüm arayışları, ülkemize çok ağır bedeller ödetti ve on yıllar boyunca faturası ödenen çok ağır enkazlar bıraktı. Siyaseti ve milli iradeyi tehdit eden terör ve şiddet eylemleri karşısında, en başta ve en cesur şekilde önce siyasetçinin durması, önce siyasetçinin ve siyasi partilerin buna karşı çıkması gerekir. Elinde silahla cinayet işleyen şebekeleri öven ve destekleyen bir siyaset anlayışı, kendisini inkar eden bir siyaset anlayışıdır. Küçük çocukların eline taş vererek şiddeti körükleyen bir siyaset anlayışı, hiç şüphesiz acziyet ifade eden bir siyaset anlayışıdır. Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır. Aynı şekilde, sokak eylemlerini, vandallığı, yakıp yıkmayı, hakareti teşvik eden, eylemcilerin önünde polise taş fırlatan, polise hakaret eden bir siyaset anlayışı da kendisini inkar eden, aslında çaresizlik sergileyen bir siyaset anlayışıdır.''Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki her meselenin çözüm ve karar yerinin, TBMM, çözüm aracı ve karar mekanizmasının da siyaset olduğunu dile getirdi.TBMM, siyasi partiler ve tek tek milletvekillerinin, Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef olduğunu vurgulayan Erdoğan, bundan sonra da Meclis'in ve siyasetin saygınlığının en üst seviyede muhafaza edileceğine inandığını anlattı.Erdoğan, yakın siyasi tarih ve tecrübelerinin, demokrasi ve en geniş anlamda özgürlük ortamının, Türkiye'nin varlığını ve birliğini tehdit eden değil, tam tersine Türkiye'yi güçlendiren mekanizmalar olduğunu söyledi.Erdoğan, Türkiye'nin, bütün eski korkularının üzerine cesaretle gittiğini, yasak ve kısıtlamaları cesaretle kaldırdığını, bu sayede hem ekonomisini büyüttüğünü hem toplumsal huzuru tesis ettiğini hem de dünyadaki itibarına itibar kattığını söyledi.Özellikle son 12 yıl içinde, kaldırılan her yasağın, her kısıtlamanın, toplumda huzurun artmasına zemin hazırladığına işaret eden Erdoğan, atılan her demokratikleşme adımının, toplumun farklı kesimlerini birbirine daha da yaklaştırdığını söyledi. Erdoğan, cesaretle üzerine gidilen her hassas mesele, 77 milyonun birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirtiğini belirtti.Erdoğan, demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşlikleri güç kazandıkça, ekonominin de buna paralel büyüdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu sayede 12 yıl içinde yıllık ortalama yüzde 5 büyüme oranını yakalayabildiğini anımsattı.'Kültürel kimliklere gösterilen saygı'Erdoğan, Türkiye’nin, korkarak, çekinerek, tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye, yakalayabileceği hiçbir hedef olmadığını ifade ederek, bölünme, parçalanma, iç çatışma gibi senaryoların, yersiz ve anlamsız korkular olduğunun, yakın tarihte açık bir şekilde görüldüğünü söyledi.Farklı dil ve lehçelerde konuşmanın, yayın yapmanın, propaganda yapmanın önünün açıldığını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin bölünmediğini, daha da güçlendiğini vurguladı.Erdoğan, farklı dil ve lehçelerin, üniversitelerde, ortaokul ve liselerde, özel okullarda, kurslarda öğretilmesinin önünün açıldığını, Türkiye'nin parçalanmadığını, daha da bütünleştiğini anlattı.Kültürel kimliklere gösterilen saygının, Türkiye'yi daha huzurlu bir ülke haline getirdiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:'İnançların ifadesi ve ibadetlerin ifası önündeki engeller kalktıkça, Türkiye daha mutlu, daha mesut, daha özgüvenli bir ülke konumuna yükselmiştir. On yıllardır, son derece manasız bir şekilde sürdürülen başörtüsü yasağının kalkması, öyle iddia edildiği gibi toplumda infiale yol açmamış, toplumun normalleşmesini sağlamıştır. TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir. Türkiye'de ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü, geçmişle kıyas kabul etmeyecek derecede sağlam bir zemine kavuşmuştur.Son dönemde internet, Türkiye’nin 780 bin kilometrekaresini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmış, öğrencilerimize dağıtılan tablet bilgisayarlar, okullarımıza kurulan bilişim alt yapısı sayesinde, internet günlük hayatın ve eğitimin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Medyanın, basın özgürlüğünün ve internetin, başkalarının özgürlük alanını daraltacak, kişisel hakları ihlal edecek, ulusal güvenliğimizi tehdit edecek şekilde istismar edilmesi elbette tepkisiz kalınacak bir durum değildir. Bu konuda, gelişmiş, demokratik ülkelerin sahip olduğu düzenlemelere Türkiye'nin de sahip olmasından daha tabii bir şey olamaz. Ancak ulusal ve uluslararası bazı karalama kampanyaları çerçevesinde, ülkemizin bu alanlarda hedefe konulması da çok büyük haksızlıktır. İsrail'in son Gazze saldırısında, 16 gazeteci hayatını kaybetmiş, uluslararası medyanın çalışanlarına aleni mahalle baskısı uygulanmış, hatta bazı medya mensupları cezalandırılmıştır. 16 gazetecinin öldürülmesi, gazetecilere baskı yapılması dünyadan yeterli tepki almazken, Türkiye'nin, içerden ve dışardan sürekli olarak bu konuda haksız eleştirilere maruz kalması, üzerinde mutlaka düşünülmesi gereken bir konudur. Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır.''Milletimiz çözüm sürecinin arkasındadır'Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm sürecinin, Türkiye'nin istikbali, kardeşliği ve demokrasisi açısından hayati derecede önem taşıdığını dile getirdi.Erdoğan, 'Mimarı olduğum, her türlü siyasi riskine rağmen kararlılıkla bugünlere taşıdığımız çözüm sürecinin, yine kararlılıkla, cesaretle, sabırla geleceğe taşınması en büyük arzumuzdur' diye konuştu.Milletin de çözüm sürecinin arkasında olduğuna işaret eden Erdoğan, hiç kimsenin, hiçbir anne, hiçbir babanın, çocuklarının genç yaşta hayattan kopmasını istemeyeceğini anlattı. Erdoğan, sözlerini, 'Rabbim hiç kimseye yaşatmasın; hiçbir anne, hiçbir baba, evlat acısı yaşamak istemez, başkasının da bunu yaşamasına razı olmaz' diye sürdürdü.'Şiddetle aralarına mesafe koymalı'Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 yıldır devam eden şiddet ortamının, bazı istisnai sabotaj girişimlerine rağmen son 2 yılda farklı bir mecraya girdiğine dikkati çekti.Evladı asker ve polis olan anne babaların rahat bir nefes aldıklarını belirten Erdoğan, evladı dağa kaçırılan anne babaların artık yürekli şekilde itirazlarını ortaya koydukları bir süreci yaşadıklarını vurguladı. Erdoğan, şunları söyledi:'Hiç kuşkusuz, bu güzel süreçten rahatsız olanlar da var. Türkiye'de barışı, huzuru, kardeşliği tesis edecek, ekonomiyi prangalarından kurtarıp adeta uçuşa geçirecek bu süreci hazmedemeyenler ve kesintiye uğratmak isteyenler de var. Bu kan ve rant lobilerine karşı her zaman duyarlı olduk, bundan sonra da duyarlı olmaya hep birlikte devam edeceğiz. Son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimleri, sadece ve sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar verecektir. Özellikle 2 yıldır devam eden huzur ortamını teneffüs eden vatandaşlarımız, inanıyorum ki bu tahrik girişimlerine prim vermeyecek, bu sabotajların dimdik karşısında duracaklardır.Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir. Tarih, çözüme doğru son derece kararlı şekilde akarken, Meclis içindeki ve dışındaki tüm siyasi partilerin sürece destek olmaları da tarihi bir sorumluluktur. Her türlü kaygı, endişe, tereddüt, bu çatı altında özgürce, ama nezaket, hoşgörü ve empati içinde mutlaka tartışılmalı, müzakere edilmelidir. Çözüm sürecinde nihai hedef, şiddetin her türlüsünün dışlanması, siyasetin çözüm aracı olarak devreye alınmasıdır. Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, akan kan, bizim gençlerimizin kanıdır; bunu durdurmak da bu yüce Meclis başta olmak üzere her kesimin ve herkesin sorumluluğudur.'Erdoğan, 23 Nisan 1920 ruhunu, bu kürsü dahil, her platformda müteaddit defalar dile getirdiğini söyledi.'Esasen Yeni Türkiye, 23 Nisan 1920’nin özünü ve ruhunu yeniden kavramış, o ilk Meclis’te oluşan özgürlüğü, renkliliği ve çeşitliliği yeniden hayata geçirmiş bir Türkiye’dir' ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti:'Yeni Türkiye, sürekliliği içinde barındıran; geçmiş, bugün ve gelecek arasında sağlam köprüler kurmamıza imkan veren, inşacı, yön gösterici bir kavramdır. Yeni Türkiye, medeniyet köklerimize bağlılık ve tarihsel coğrafyamızla barışma anlamında bir sürekliliğe işaret ederken, topluma ve siyasete bakış anlamında bir kopuşa tekabül etmektedir. Yıllardır bu toplumda ötekileştirilenler, demokratik siyasi süreçlere dahil olmakta, kendi taleplerini siyasete iletebilmektedirler. Bugün bazılarının kutuplaşma olarak gördüğü şey, aslında kimliklerin çoğulcu ifadesinden başka bir şey değildir. Bundan sonra Türkiye, ancak çoğulculukta uzlaşabilir; belli toplumsal talepleri gayrı meşru ilan ederek, meşruluk zemini dışına iterek bir uzlaşma gerçekleştirilemez. Yeni Türkiye, çoğulcu bir Türkiye’dir ve siyaset bu çoğulcu toplumsal yapının temsiliyle mükelleftir. Yeni Türkiye’de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur; bütün vatandaşlar eşittir. Tabiatıyla Yeni Türkiye’ye bir direnç de söz konusudur. Türkiye’nin yeni sosyolojisi karşısında bu direncin bir başarı şansı olmadığı açıktır; ancak siyasetin burada kararlı bir duruş göstermesi gerekiyor. Yeni Türkiye’ye direnç, eski Türkiye’den tevarüs edilen, eski Türkiye’ye dayanak teşkil eden kronik meseleler üzerinden yürütülüyor. Vesayet, eski Türkiye’nin bir hususiyetidir; ancak yeni bir formda, Yeni Türkiye’ye kastetmek arzusundadır.Paralel devlet yapılanması, siyasi temsil yetkisine ve siyasi meşruiyete sahip olmadan, kamu gücünü kullanarak, meşru-demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Paralel yapı, devlet aygıtını kullanarak siyaseti şekillendirmek arzusundadır, bu anlamda tipik bir bürokratik vesayet girişimidir. Siyaset, bu vesayet girişimine taviz veremez, verdiği anda kendi varlığını inkar eder. Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye’nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir. Son 2 seçimde ortaya çıkan neticeye rağmen, ortalığa saçılan bütün delil, belge, hukuk ve ahlak dışı teşebbüslere rağmen, paralel yapıya oksijen sağlayacak tavırların içine girilmesi, siyasetimiz adına olduğu kadar, ulusal güvenliğimiz adına da kaygı duyulacak bir durumdur. Herkes bilmelidir ki, ilkesi, kuralı, sınırı, ahlakı olmayan bir yapı, hiç kimseye fayda sağlamaz. Siyasetin önündeki mesele, bu yapıyı hukuken de tasfiye etmektir. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması, bu bakımdan özel bir önem taşımaktadır.Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir. Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır. İnanıyorum ki, öncelikle yargı mensupları, onurlarına, meslek ilkelerine ve ülke çıkarlarına sımsıkı sahip çıkarak, yargıyı teslim alma girişimlerine dur diyeceklerdir. Hükümetin ve yargı mensuplarının olduğu kadar, TBMM'nin, bu yapının mağduru olan siyasi partilerin ve milletvekillerinin, ulusal güvenliğimizi tehdit eden çeteye karşı kararlı, ilkeli duruş sergilemesi milletin de arzusu ve talebidir. Bu Meclis ve Bu yüce Meclis’in çatısı altındaki hiçbir milletvekili, tehdide, şantaja, tuzaklara inanıyorum ki asla boyun eğmeyecektir. TBMM, inanıyorum ki, gelecek nesillerin de örnek alacağı cesur bir duruş sergileyecek, bu paralel yapının tehdit ve şantajlarını boşa çıkaracaktır. Yeni Türkiye’yi daha güçlü kılacak, esasında Yeni Türkiye’yi sağlam bir temele kavuşturacak olan, takdir edersiniz ki, Yeni Türkiye’ye denk düşecek yeni bir Anayasa’dır.''Yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir'Bu Meclis'in, toprakların işgal edildiği en zor zamanda açıldığını belirten Erdoğan, Polatlı’dan top sesleri duyulurken, bu Meclis'in, korkmadan, çekinmeden, cesaretle Kurtuluş Savaşı’nı idare ettiğini, zafer kazandığını, gazi bir Meclis olduğunu anımsattı.94 yıl boyunca da bu Meclis'in, her türlü sıkıntıya, krize, tehdide karşı ayakta durduğunu, milli iradenin tecelligahı olduğunu ifade eden Erdoğan, bu Meclis'in, yeni bir Anayasa yapacak güce, birikime, iradeye ziyadesiyle sahip olduğunu kaydetti.Erdoğan, '77 milyonun ortak talebi olan yeni Anayasanın, artık bir an bile geciktirilmeden yapılmalı, Türkiye, eski dönemin, darbe dönemlerinin prangalarından bir an önce kurtarılmalıdır. 24. dönemde, Meclis’te iktidar partisinin Grup Başkanı ve Başbakan olarak, yeni bir Anayasanın yapılabilmesi için yoğun gayret sarf ettim. Ne yazık ki, yeni bir Anayasa yapabilmek bu dönemde mümkün olmadı. 2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis’teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasayı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa, daha fazla geciktirilmemelidir' dedi.'Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz''İçinde bulunduğumuz coğrafyada büyük çalkantıların ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Burada en başında belirtmeliyim ki, Türkiye’nin, komşumuz olan ya da bölgemizdeki hiçbir ülkenin iç işlerine müdahale arzusu yoktur, topraklarında da gözü yoktur. Türkiye, komşularına ve bölge ülkelerine, tek taraflı çıkar elde etme zaviyesinden de asla bakmıyor. Öncelikle, bölgenin huzur, istikrar ve güveni, doğrudan doğruya Türkiye’nin huzur, istikrar ve güvenliğini ilgilendirmektedir. İkinci olarak da, bölgemizde yaşanan insanlık dramlarına sessiz kalmak, tarihe, ecdadımıza ve tevarüs ettiğimiz mesuliyete haksızlık olacaktır. Bölgedeki gelişmeler karşısında herkes susabilir ama Türkiye’nin böyle bir seçeneği yoktur. Bölgemizde ve dünyada yaşanan insanlık dramlarına herkes gözünü kapatabilir, ama Türkiye’nin böyle bir seçeneği asla yoktur. Libya’da, Filistin’de, Mısır’da, Somali’de, Myanmar’da, Afganistan’da, Ukrayna, Yemen, Irak, Suriye’de gelişen olaylara karşı sessiz ve tepkisiz kalmak, hem tarihin, hem ecdat mirasının inkarıdır; hem de kendi varlığımızın inkarıdır.Büyük devlet, sınırlarını dünyaya kapatan, krizlerden ve risklerden kaçan devlet değil; sınırlarının ötesine gönlünü açabilen, krizlerde inisiyatif alabilen, risklerle baş edebilen devlettir. Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz. Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır. Şunu, ülkem ve aziz milletim adına büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türkiye, 2013 yılında, acil ve insani yardımlarda, tüm ülkeler arasında milli gelire oran olarak dünya birincisi; miktar olarak da Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin ardından Dünya üçüncüsü olmuştur. Alan el Türkiye, artık veren el olmuş, bu alanda da zirveleri yakalamıştır. Ülkemizin ve milletimizin yeniden elde ettiği özgüven sayesinde, Türkiye, kendi tankını, kendi milli savaş gemilerini, ATAK helikopterlerini, insansız hava araçlarını, haberleşme uydularını, milli piyade tüfeklerini, roketatarlarını ve daha bir çok savunma teçhizatını üretir konuma gelmiştir.Aynı Türkiye, Moğolistan’daki Türk anıtlarından Bosna’daki köprülere, Myanmar’daki şehitliğinden Makedonya’daki camilere kadar ulaşmış, tarihi eserlerimizi tek tek bularak restore ettirmiştir. Filistin’de Cenin Osmanlı Kışlası, Kırım’da Zincirli Medrese, Makedonya’da Mustafa Paşa Camii, Kosova’da Murat Hüdavendigar Külliyesi, Sinan Paşa Camii, Fatih Camii, Bosna Hersek’te Drina Köprüsü, Konyiç Köprüsü ve sayısız Osmanlı eseri Türkiye tarafından onarılmıştır. Kosova’daki Mehmet Akif’in köyüne, Makedonya’daki Gazi Mustafa Kemal’in babasının köyüne ulaşılmış, oradaki hatıralar yeniden canlandırılmıştır. Türkiye, kriz bölgelerinden vatandaşlarını başarıyla tahliye eden, hatta başka ülkelerin yardım taleplerini karşılayarak, o ülkelerin de vatandaşlarını tahliye eden; başka ülkelerin vatandaşlarını, gazetecilerini bulan ve ülkelerine sağ salim ulaştıran bir ülkedir.'Musul’un işgal edilmesinin ardından IŞİD elinde alıkonulan 49 Başkonsolosluk çalışanının da, burunları dahi kanamadan alındığını, bunların vatandaş olan 46’sının ülkesine, sevdiklerine kavuşturulduğunu belirten Erdoğan, 'Bu vesileyle bir kez daha Hükümetimize, Milli İstihbarat Teşkilatımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, buradaki ve sahadaki tüm görevlilerimize teşekkür ediyorum' diye konuştu.Erdoğan, Irak ve Suriye'de yaşanan sorunlar, bu ülkelerle ilgili tezkere ve ekonomik politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Suriye'den Avrupa’nın tamamının 130 bin mülteci kabul ederken Türkiye'nin bağrına bastığı Suriyeli mülteci sayısının Irak dahil 1,5 milyona ulaştığını belirten Erdoğan, bu kişilere şimdiye kadar 4 milyar dolar harcama yapıldığını, sınır ötesi yardımlarla bu rakamın 4,5 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bununla gurur duyduklarını dile getiren Erdoğan, 'Bu harcamaların, istikbale yönelik eşsiz bir dostluk ve kardeşlik iklimi olacağına inanıyoruz' dedi.Türkiye'nin Irak ve Suriye’den gelenlerin etnik kökenlerini, inançlarını, mezheplerini sorgulamadığının, muhtaçların tamamına kapılarını açtığının, onları doyurduğunun,giydirdiğinin ve barındırdığının altını çizen Erdoğan, Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Şii, Sünni, Nusayri, Hristiyan, Musevi demeden, hiçbir ayrım yapmadan, insana sadece insan olarak, sadece can olarak bakan, herkese elini uzatan bir Türkiye olduğunu ifade etti.Erdoğan, şöyle konuştu:'Burada açıkça ifade etmeliyim ki vatandaşlarımız IŞİD’in elindeyken, yani durum çok büyük hassasiyet arzederken, oradaki vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit edecek açıklama ve yayınların yapılması, siyasetimiz ve medyamız açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Ancak hükümet de güvenlik kurumlarımız da son derece sabırlı ve soğukkanlı davranmış, bu şekilde hayırlı bir netice milletimize kazandırılmıştır. Ne topraklarımızda ne bölgemizde ne de yeryüzünde, hiçbir terör örgütüne sempatiyle ya da müsamahayla bakmamız söz konusu bile olamaz. Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir.Irak ve Suriye’de devam eden krizleri en iyi analiz edebilen, çözümleri en iyi bilen ülke Türkiye’dir. Türkiye aynı zamanda bölgedeki hemen her tarafla diyalog kurabilen bir ülkedir. Bölgedeki tüm terör örgütleriyle kararlı bir mücadele sergilenmeli, Türkiye’nin öneri ve uyarıları da dikkate alınmalıdır. Aksi halde, havadan atılacak tonlarca bomba, tehlikeyi ve tehdidi sadece geciktirebilir, sadece erteleyebilir. Irak’ta bu yaşanmıştır. Eski rejim devrilmiş ama yeni rejim, bizim tüm uyarılarımıza, yol gösteren yapıcı eleştirilerimize rağmen Irak’ın tamamını kucaklayan bir tavır sergilememiştir. Geçici çözümlerin, Irak’ı, her 10 yılda bir böyle müdahalelerle karşı karşıya bırakması kaçınılmazdır.Öte yandan, Suriye’nin gündem dışı tutulması da aynı şekilde çözümü palyatif bir hale getirecektir. Bu düşüncelerimizi, gerek Cardiff’te yapılan NATO Zirvesi’nde, gerekse Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğumuz New York’ta ilgili taraflara detaylı şekilde aktarma fırsatımız oldu. İnsanlığın can çekiştiği bölgelere yardım ulaştırma konusunda kararın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin dudaklarında olması, küresel adaleti ciddi şekilde yaralamaktadır. Evet… Dünya 5’tenbüyüktür. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin reforme edilmesi, küresel vicdan ve küresel adalet adına ertelenemez bir ihtiyaçtır. Her durumda Türkiye, tezlerini en güçlü şekilde savunmaya devam edecektir.''Şam yönetiminin uzaklaştırılması önceliğimiz'Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerek IŞİD terör örgütüne, gerek bölgedeki diğer terör örgütlerine karşı etkili mücadelenin öncelikleri olacağını vurguladı.Sadece Türkiye’de sayıları 1,5 milyonu aşan göçmenlerin ülkelerine dönebilmelerinin ya da ülkelerinde barındırılmalarının da öncelikleri olacağını belirten Erdoğan, 'Şamyönetiminin derhal uzaklaştırılması, Suriye’nin toprak bütünlüğü korunarak, Anayasal ve Parlamenter sistemle, herkesi kucaklayan bir yönetimin acilen tesis edilmesi de yine önceliğimiz olmaya devam edecektir' diye konuştu.'Tezkerelerin bu anlayışla değerlendirileceğine inanıyorum'Erdoğan, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın 1990 yılındaki yeni yasama yılı açılışında yaptığı konuşmada, 'Körfez bunalımında çekingen, kararsız, başkalarının karar vermesini bekleyen bir tutum ittihaz etmemiz düşünülemez. Aksi takdirde Türkiye'nin ali menfaatlerinin söz konusu olduğu bir meselede tesirli bir ülke olma imkanını büyük ölçüde kaybedeceğimiz aşikardır' dediğini anlatarak, Özal'ın dünya gerçeklerini ve geleceğin dünyasını görerek, Körfez bunalımında çok isabetli tavır sergilediğini söyledi.Özal'ın uyarı ve arzularının ne kadar yerinde olduğunu vefatından sonra tüm Türkiye'nin anladığını dile getiren Erdoğan, 'Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler, Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken, kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine gelmesi beklenen tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum' dedi.'Türkiye gelişmelere seyirci kalacak değildir'Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yıl Birinci Dünya Savaşı'nın 100. yılı olduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:'Birinci Dünya Savaşı’na sahne olan coğrafyanın, aradan geçen bir asırlık süreye rağmen, istikrar, huzur, barış ve refahtan halen yoksun olduğunu üzülerek müşahede ediyoruz. 100 yılın ardından, bölgemiz yeniden şekillenirken, Türkiye elbette gelişmelere seyirci kalacak değildir. Komşu ve bölge ülkelerimizde, olaylara mezhepçi ya da çıkar odaklı bir şekilde yaklaşmıyoruz. Her türlü ayrımcılığa, içeride olduğu gibi dışarıda da karşıyız. Halkın demokrasi taleplerine darbeci yöntemlerle set çekilen Mısır gibi ülkelere, tamamen insani ve ilkesel bir duruş sergiliyoruz.Kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin, şiddetin her türlüsüne karşı mücadele veriyoruz. Kıbrıs meselesinde, Azerbaycan topraklarındaki işgalin sona erdirilmesinde,Ermenistan’la ilişkiler ve 1915 Olayları’nda, tamamen ilkeli, objektif ve barıştan yana yapıcı tutum izliyoruz.Avrupa Birliği’ne tam üyelik konusunda kararlılığımızı muhafaza ediyor, sergilenen olumsuzluklara rağmen reformlarımızı kesintisiz sürdürüyoruz. Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefi Türkiye’nin stratejik hedefidir ve bu yönde gayretlerimiz kesintisiz devam edecektir. Tesis ettiği güven, istikrar ve reformcu yapı sayesinde Türkiye, 2023 hedeflerine doğru emin adımlarla ilerliyor.''Büyük projeler kesintisiz sürecek'Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra oluşan güven ve istikrar ortamının, milletin bizzat yaşayarak tecrübe ettiği büyüme ve kalkınma tesis ettiğini belirterek, '12 yıl önce telaffuz edildiğinde hayal gibi görünen, gerçekleşeceğine ihtimal verilmeyen nice hedef, bugün gerçeğe dönüştü' dedi.Türkiye'nin 230 milyar dolar olan milli gelirinin 820 milyar dolara, kişi başı milli gelirin 3 bin 500 dolardan 10 bin 500 dolara ulaştığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:'Türkiye, Uluslararası Para Fonu’yla yüksek faizli ağır borç anlaşmaları yaparken, bugün IMF’ye borcu olmayan, IMF’den borç istemeyen, hatta IMF’ye borç verebilecek bir ülke konumuna yükseldi. Merhum Turgut Özal’ın, 1990 yılında yaptığı yeni yasama dönemi konuşmasına baktığımda şunu gördüm; 80’li yıllarda döviz sıkıntısının olduğunu ifade ediyor, ardından da Merkez Bankası rezervinin 11 milyar dolar ile rekor kırdığını belirtiyor. 2002 yılında 27,5 milyar dolara ulaşan o döviz rezervini, biz şu anda altın dahil 132,5milyar dolara yükselttik.Merhum Özal’ın başlattığı ve bin 500 kilometresini de inşa ettiği bölünmüş yol ve otoyol uzunluğu 2002’de 6 bin 100 kilometreye ulaşmıştı. 12 yıl içinde bu ağa 17 bin kilometre yeni bölünmüş yol ekledik. Türkiye’yi Yüksek Hızlı Tren ile tanıştırdık. Abdülhamit Han’ın hayali olan Boğaz’ın altına tüp geçidi, MARMARAY’ı inşa ettik.205 bin yeni dersliği, 99 yeni kamu ve vakıf üniversitesini eğitim sistemine kazandırdık. 633 bin konutun inşasını başlattık ve 12 yıl içinde bunların 535 bin tanesini hak sahiplerine teslim ettik. Burslarla, yurtlarla, nakdi yardımlarla, eğitimin önündeki engelleri kaldırdık. Sağlık sistemi yeniden yapılandı; vatandaşımız hastanelerden insan onuruna yaraşır hizmet almaya başladı.30 büyükşehrimiz dahil, ihtiyaç tespit edilen diğer illerimizle birlikte 52 bin yatak kapasiteli 64 şehir hastanesi ülkemize kazandırılmış olacak. Bu şehir hastaneleriyle birlikte, inşallah, Türkiye’nin sağlık altyapısı adeta yeniden kurulmuş olacak.12 yıl içinde 268 baraj ve 53 gölet inşa edildi; şu anda, 78 baraj ve 426 göletin inşası devam ediyor. Tarımda, sulamada, enerji alanında, çevre ve şehircilikte, savunma sanayinde Türkiye ilklerle, rekorlarla tanıştı. İnanıyorum ki Türkiye, istikrar ve güven içinde, tüm bu kazanımlarını hem koruyacak, hem de çok daha ileri seviyelere taşıyacaktır.İstanbul’a inşa edilen Yavuz Sultan Selim Köprüsü, üçüncü havalimanı, Boğaz'ın altına inşa edilen iki katlı tüp geçit, İzmit Körfezi’ne inşa edilen asma köprü, İstanbul-İzmirotoyolu, yeni yüksek hızlı tren hatları, Ovit Tüneli, TANAP Projesi, GAP, DAP ve KOP projeleri ve diğer nice büyük projemiz kesintisiz sürecek; bu büyük projelere, Kanal İstanbul gibi yeni büyük projeler eklenecektir.''Türkiye ekonomisini büyüme yolundan alıkoyamaz'Türkiye ekonomisinin son derece sağlam, istikrarlı ve güvenli bir zeminde büyümesini sürdürdüğünü ve sürdürmeye devam edeceğini ifade eden Erdoğan, 'Türkiye'nin2015'te G-20 Dönem Başkanlığını üstlenecek olması, küresel ekonomideki belirleyici yerimizi bir kez daha teyit edecektir' diye konuştu.2023 hedefi olan 2 trilyon dolar milli gelir, 25 bin dolar kişi başı milli gelir ve 500 milyar dolar ihracatın hayal olmadığını vurgulayan Erdoğan, Eylül ayı ihracat rakamlarına göre yeni rekor kırıldığını belirtti. Erdoğan, 2002 yılında 36 milyar dolar olan ihracatın bugün itibariyle 158 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine ulaştığını kaydetti.Erdoğan, 'içeriden ve dışarıdan, gerek medya, gerek uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları eliyle yapılan algı operasyonları Türkiye ekonomisini büyüme yolundan asla alıkoyamaz. Emekle ve alın teriyle bugünlere ulaşan Türkiye ekonomisi, yine emekle, alın teriyle, çalışma barışıyla geleceğe yürüyecektir' dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetin, muhalefetin, Meclis'in, tüm kurum ve kuruluşların bir arada çalışarak, millet için son derece önemli bu hedefleri tutturacağına dair inancını dile getirdi.Muhabir: Meltem Öztürk-Alp Özden-Ali Hakan Der | AA
'Büyük Para veya Kaynakların Ne İçin Kullanacağına Nasıl Karar Veriliyor?'
Atatürk Orman Çiftliği'ne inşaa edillen yeni Cumhurbaşkanlığı konutu, mimarisinden, yapıldığı araziye kadar birçok boyutu ile tartışılıyor. 300 milyon dolar maliyeti olduğu tahmin edilen Cumhurbaşkanlığı konutu ile Mars'a 3 uydu gönderilebileceğini hesaplayan akademisyen Emrah Aydınonat, inşaat harcamalarını farklı bir bakış ile üstelik herkesin anlayabileceği bir dil ile ele alıyor.Aydınonat'ın analizinden bazı bölümler şöyle: Geçenlerde sosyal medyada paylaşılan bir görsel vardı. Bir tarafta Atatürk Orman Çiftliği arazisine yapılan Başbakanlık (şimdi, Cumhurbaşkanlığı) konutunun maliyetini, diğer tarafta ise Hindistan'ın Mars'a giden uydusunun maliyetini gösteriyordu. Hürriyet'in 3.9.14 tarihli haberine göre Cumhurbaşkanlığı konutunun maliyeti 700 milyon TL'yi (300 milyon doları) aşıyor. Hindistan'ın Mars'a gönderdiği uydu ise 170 milyon TL'ye (74 milyon dolara) malolmuş. Yani, bizim Cumhurbaşkanlığı konutuna harcadığımız para ile Hindistan Mars'a üç uydu daha gönderebilirmiş. Ya da belki de biz, paramızı ve enerjimizi başka şekilde kullanmış olsaydık, şu anda Mars'a giden uydumuzla övünüyor, gelen fotoğrafları paylaşıp dünyaya caka satıyor olurduk. Kim bilir!İşleri biraz daha karıştırabiliriz: Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2013'de bedava kitap dağıtmak için harcadığı para 330 milyon TL civarındaydı.* Yani, Cumhurbaşkanlığı konutuna harcanacak 700 milyon TL ile MEB'in kitap bütçesini üç katına çıkarabilirdik. Ya da bu parayla tanesi yaklaşık 500 bin TL'den satılan yaşam odalarından satın alarak madenlerimizi daha güvenli hale getirebilirdik. Özetle, 700 milyon TL'yi kullanmanın pek çok yolu var: Mars'a uydu göndermek, çocuklara kitap dağıtmak, Cumhurbaşkanlığı konutu inşa etmek, yaşam odası satın almak, sığınmacılara yardım etmek veya başka bir şey yapmak… Benzer bir şekilde Cumhurbaşkanlığı için alındığı söylenen Airbus 330-200 model uçak (500 milyon TL) veya Ankara'ya yapılan kapı ve saatler (31 milyon TL) için harcanan paralar da başka işlerde kullanılabilirdi…Cumhurbaşkanlığı konutunun maliyeti ile Hindistan'ın Mars'a gönderdiği uydunun maliyetinin karşılaştırılmasını anlamsız bulmuş ve hamaset çerçevesinde değerlendirmiş olabilirsiniz. Haklısınız, birbirinden tamamen farklı iki projeyi bu şekilde karşılaştırmak çok da anlamlı değil gibi. Öte taraftan, sosyal medyada yapılan bu tür karşılaştırmaların ilgi çekmesini anlamak da zor değil. Akılları kurcalayan soruların bazıları şunlar: Kamu otoritesi, bu büyüklükte paraları veya kaynakları ne için kullanacağına nasıl karar veriyor? Bir şeyi yaparken, vazgeçtiği diğer şeyleri dikkate alıyor mu? Bunları yapmak yerine daha güzel şeyler yapabilir miydi? Kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağına karar verenler açısından can sıkıcı olsa da, bunların hepsi sorulması gereken sorular.Sosyal Bilimlerin Baltalı İlahlarıMustafa Satıcı'nın Baltalı İlah karikatürlerini bilirsiniz. Baltalı İlah'ın bu hayattaki temel misyonu hevesinizi baltalamaktır. Örneğin, evinize harika bir sinema sistemi mi aldınız? Baltalı İlah gelir ve 'Başta birkaç iyi film izlersin, sonra ver elini Show TV' diyerek hevesinizi baltalar. Ya da otobüsü beklemeye üşenip taksiye mi atladınız? Baltalı İlah arkanızdan 'Senin otobüs bomboş gidiyor!' diye seslenir. Bize aldığımız kararın yanlış olabileceğini, alternatifleri yeterince değerlendirmediğimizi hatırlatır. Kaçan fırsatları yüzümüze vurur.İktisada sosyal bilimlerin kasvetli kraliçesi derler. İktisatçılar da sosyal bilimlerin baltalı ilahlarıdır. Çünkü en temel ilkelerinden biri şudur: Yaptığımız her şey bir ödünleşme içerir. Yani, yaptığımız her şey, başka bir şeyden vazgeçmeyi gerektirir. İktisatçıların işlerinden biri, bize vazgeçtiklerimizi ve bunun maliyetini hatırlatmaktır. Tıpkı Baltalı İlah gibi! Bir karar mı verdiniz, iktisatçı hemen atılır ve sorar: Paranızı, zamanınızı, enerjinizi veya kaynaklarınızı daha iyi değerlendirebilir miydiniz? Fırsat maliyetini, yani kaçan en iyi fırsatın değerini, dikkate aldınız mı?Fırsat maliyetiBir şeyi yapmaya karar verdiğimizde başka şeylerden vazgeçtiğimizin farkında olsak da çoğu zaman fırsat maliyetlerini hesaba katmayız. Genellikle sadece görünür maliyetleri dikkate alırız. Örneğin, evimizi boyamak için yaptığımız harcamayı toplayıp maliyet hesabı yaparız ama bu işe harcadığımız zamanın değerini çoğu zaman unuturuz. İktisatçılar, başka türlü de kullanabileceğimiz bu zamanın değerini, yani fırsat maliyetimizi de hesaplamamız gerektiğini söyler. Evinizin boyası geldiyse ve bu işi kendiniz yapmayı planlıyorsanız, bunu bir düşünün. Hevesinizi baltalamak gibi olmasın ama zamanınız, boyacıya vereceğiniz paradan çok daha değerli olabilir.Bugün 100 bin TL'si ile bir işe ortak olan ve 1 yılın sonunda bu işten 3 bin TL kazanmayı bekleyen biri, bu işten yıllık kazancının 3 bin TL olduğunu düşünecektir. Ancak, gerçek kazancı bundan çok daha azdır. Çünkü bu parasını başka türlü de kullanılabilirdi. Örneğin, o işe ortak olmak yerine, parasını bir bankaya yatırılabilirdi. Eğer bunu yapsaydı, 1 yılda en az 5 bin TL getiri elde edebilirdi. Yani bu kişi, o işe ortak olarak 5 bin TL kazanmaktan vazgeçip, 3 bin TL'ye razı olmuş demektir. Dolayısıyla, aslında 2 bin TL kaybı vardır. Gördüğünüz gibi 3 bin TL kazandığını düşünen bu kişi, iktisatçılarla konuştuğu anda hevesi baltalanacak ve kaçan fırsatı dikkate almadığına bin pişman olacaktır.Uzun lafın kısası, akılcı iktisadi kararlar almak isteyenlerin kaçacak fırsatları ve dolayısıyla fırsat maliyetini dikkate alması gerekir.Ankara'nın kapıları, saatleri, kafesi ve fırsat maliyetiTabii bireylerin paralarını, kaynaklarını ve zamanlarını nasıl değerlendirdiği, sadece onları ve belki bir de ailelerini ilgilendirir. Ancak, söz konusu olan kamu yatırımları olduğunda, fırsat maliyetlerinin dikkate alınmaması kabul edilemez. Sonuçta kamuya hizmet verenler, kendi paralarını ve kaynaklarını değil, vatandaşın parasını ve kaynaklarını kullanırlar. Sadece ülkenin bugünü için değil, yarını ve gelecek nesiller için de karar alırlar. Bu sebeple, hem ekonomi politikasını idare etmek hem de kamu yatırımları konusunda karar vermek büyük sorumluluk isteyen işlerdir.Siyasetçilerin konuşmalarına bakarsanız, kamu projelerini genellikle bakkal hesabı yaparak gerekçelendirdiklerini görürsünüz. Eğer projenin beklenen getirisi, görünür toplam maliyetinden yüksekse, projenin kârlı bir proje olduğunu övünerek açıklarlar. Ne var ki, akılcı kamu yatırımları yapabilmek için bakkal hesabı yapmak yeterli değildir. Kamu kaynakları sınırlı olduğu için, yapılan her proje, yapılabilecek başka bir projeden vazgeçtiğimiz anlamına gelir. Bu sebeple, fırsat maliyetini ve görünmeyen diğer maliyetleri de dikkate almamız gerekir. Çevreye verilen zararlar ve uzun dönemde ortaya çıkabilecek diğer maliyetler de buna dâhildir.Şimdi, Ankara'ya yapılan ve 31 milyon TL'ye malolan giriş kapılarını ve saatleri düşünün. Kent girişine kapı koyma hevesini baltalamak pahasına sormamız gereken şudur: Belediye bu 31 milyon TL'yi daha faydalı bir iş için kullanabilir miydi? Benzer bir soru, Ankara Söğütözü'ne yapılan, yıllarca işlevsiz olarak durduktan sonra da söktürülen Demir Kafes için de sorulabilir. Tıpkı 3 bin TL kazandığını düşünen adam gibi bakkal hesabı yaparak, Demir Kafes'in belediyeye hiçbir zararının olmadığını söyleyenler var. Ancak, Baltalı İlahlarımız olan iktisatçılar der ki, Demir Kafes'in gerçek maliyeti, sadece ona harcanan paraları içermez, yarattığı görüntü kirliliğini ve o arazinin başka bir iş için kullanılamamasının maliyetini de içerir…Emrah Aydınonat | WSJ Türkiye
Reklam
İşte F.Bahçe CEO'su Yılmaz'ın İstifa Gerekçesi!
Fenerbahçe Kulübü’nde yaklaşık 2 yıldır CEO olarak görev yapan Hasan Yılmaz’ın sürpriz istifasının ardından yönetim kuruluna ve kulüp personeline ayrı ayrı yazdığı mektuplara sporx.com ulaştı…Fenerbahçe Kulübünü’nün Salı günü resmi olarak istifasını duyurduğu CEO Hasan Yılmaz’ın 26 ekim 2014 tahinde Fenerbahçe Kulübü Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığına yazdığı istifa mektubu ile sarı-lacivertli kulübün personeline gönderdiği veda yazısındaki bazı imaları ve ifadeleri dikkat çekti…CEO Yılmaz, istifa gerekçesini ise yönetim kuruluna gönderdiği mektuptaki “ Mevcut çalışma şeklimizde gerçek anlamda üst düzey profesyonel yöneticilere ihtiyacın pek olmadığını hissediyorum ” sözleriyle dile getirdi.Yılmaz, başkan ve yöneticilere hitaben kaleme aldığı bu yazısında, “Gerek mevcut dernek tüzüğünde gerekse Fenerbahçe Futbol A.Ş yapılanmasında tanımlanmış bir CEO pozisyonu olmamasına rağmen, tarafıma verilen imza yetkisi ve güçlü destek ile 21 ay boyunca 'üst düzey'yönetici olarak görev aldım, bilgi ve tecrübemin yettiği, aklımın erdiği kadarı ile elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Gerçekten de bu süre zarfında Fenerbahçemizin teknik ve idari alt yapısında, iş süreçlerinde, organizasyon ve koordinasyon yeteneklerinde önemli gelişmeler yaşandı ve bir çok proje tamamlanarak devreye alındı. Bugün Fenerbahçemizin kullandığı sistemler, bilgi teknolojileri, iş süreçleri dünya standardlarının üzerine çıkmış, Sayın Yönetim kurulumuz tarafından öngörülecek her türlü stratejinin uygulanmasına ve klubümüzü önümüzde ki yıllara taşımaya uygun hale gelmiştir. Böylesine zor ama aynı zamanda böylesine sportif başarılarla dolu bir dönemde görev aldığım için büyük gurur ve mutluluk duyuyorum. Sayın Yönetim Kuruluna 8 Ekim 2014 tarihi itibari ile istifamı sunuyorum. Bu kararımın arkasında herhangi bir neden veya herhangi bir kırgınlık olmadığını bilmenizi isterim. Mevcut çalışma şeklimizde gerçek anlamda üst düzey profesyonel yöneticilere ihtiyacın pek olmadığını, doğal olarak benim de her geçen gün katkımın azaldığını hissediyorum . Görev yaptığım süre içinde, büyük Fenerbahçe camiasında, yaptığım işi hakkıyla yerine getirecek, daha genç, daha enerjik, daha hevesli bir çok yönetici tanıma fırsatı buldum . Benim bu şahsi kararımın Klubümüzde herhangi bir boşluk veya aksama yaratmayacağından eminim. Şahsıma göstermiş olduğunuz güven için bir kez daha teşekkür ederim. En derin saygılarımla” ifadelerine yer verdiPERSONELE VEDASINDA İLGİNÇ “İSTİFA” VURGUSU!Fenerbahçe Yönetim Kuruluna gönderdiği istifa mektubunda “Bu sistemde üst düzey personele ihtiyaç yok” vurgusu yapan CEO Hasan Yılmaz’ın yaklaşık 2 yıl birlikte çalıştığı mesai arkadaşlarına ise vedası attığı maille oldu. CEO Yılmaz’ın sarı-lacivertli kulübün personeline attığı veda mailindeki “İstifa çok sağlıklı bir müessesedir. Keşke herkes bu yöntemi daha sık kullansa, devlet de dahil olmak üzere organizasyonlar kendilerini yenileme, gençleşme fırsatı bulsa ve her yeni gelenin enerjisi ve katkısı ile organizasyonlar daha ileriye gitse” sözleri dikkat çekti. Yılmaz, Fenerbahçe Kulübü personeline attığı mailde “Sevgili Arkadaşalar, Herşeyden önce, beraber çalıştığımız 21 aylık dönem süresince şahsıma gösterdiğiniz, ilgi, sevgi ve destek için hepinize tek tek çok teşekkür ederim. Ekim ayı ortası itibari ile geçerli olmak üzere, Sayın Yönetim kurulumuza istifamı vermiş bulunuyorum. Bu kararımın ardında herhangi bir spekulatif neden aramak çok yanlış olur. Sizlerle beraber çok güzel bir süre geçirdim, çok çalıştım, görevimi hiçbir gün aksatmamaya, herkese ve her konuya zaman ayırmaya özen gösterdim. Artık bende ciddi yorgunluk bezginlik emareleri görünmeye başladı. Hiç bir şey bilmesem bile kendimi çok iyi bilirim ve tanırım. Bu emareler ortaya cıkmaya başladığı zaman enerjim azalır, sinirlerim ve sağlığım bozulur, istediğim katkıyı verememeye başlarım. Bu benim için kabul edilebilecek bir durum değildir. Böyle zamanlarda ne sizlerin ve sayın yönetim kurulu üyelerimizin ve Başkanımızın şahsıma gösterdiği güveni, ne de aldığım ücreti hakketmediğimi düşünürüm ve bunu kabul edemem. Üstelik, istifa çok sağlıklı bir müessesedir . Keşke herkes bu yöntemi daha sık kullansa, devletde dahil olmak üzere organizasyonlar kendilerini yenileme, gençleşme fırsatı bulsa ve her yeni gelenin enerjisi ve katkısı ile organizasyonlar daha ileriye gitse.. Ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Benden sonra gelenler ve sizler bu bayrağı daha yukarılara taşıyacaksınız. Son 21 ay içerisinde, özellikle kurumsallaşma, profesyonel yönetim, sistem ve süreçlerin oturtulması konusunda çok önemli işler yaptık. Bugün Fenerbahçe Spor Klubü Derneği ve bağlı kuruluşlarının kullandığı sistem ve süreçler mükemmel düzeye geldi, teknoloji kullanımı yaygınlaştı, denetim mekanizmaları kuruldu, İnsan Kaynakları normları uluslararası düzeye geldi, iş akışları kayıt altına alındı, optimize edildi, intranet ile bilgiye ulaşım, ortak dili konuşmak, onay sistemlerini hızlandırmak gibi önemli adımlar atıldı, SAP-ERP marifeti ile kaynak planlaması, kar/zarar, bütçe planlama, nakit akışı hesaplamaları otomatik ve hatasız hale geldi, simulasyon sistemleri kuruldu, oyuncu ve sponsor kontrat takibi elektronik ortamda yapılmaya başlandı. Bir çok kurumsallaşmış şirkette olamayan, parametrik, varsayımlara göre sonuç alınabilen yapılar kuruldu, grup konsolidasyonu çok kolaylaştı. Bilgi İşlem ve İş Geliştirme departmanımızın özeverili çabaları, sizlerin desteğiniz ve inancınız, başta Sayın Ender Alkaya olmak üzere yönetim kurulumuzun vizyonu olmadan bunları gerçekleştirmek imkansızdı...Fenerbahçemizin bugün geldiği nokta bu açıdan mükemmeldir. Gerçekten mükemmel bir makina, uçmaya, dünyada parmakla gösterilecek bir spor klubü olmaya hazır bir yapı ortaya cıkardınız. Bu uçağın artık kalkması ve tüm rakiplerini tamamen geride bırakması için gerekli olan sadece iyi bir pilotaj ve yakıttır. Bunlar da çözülmeyecek konular değildir. Her zaman ifade ederim. Ben çok şanslı biriyim. Şansım, doğru yerde, doğru zamanda doğru insanlarla çalışmak, yeni şeyler öğrenmeyi sevmek, elinden geleni yaptıktan sonra arkasında farklı bir tad bırakarak ayrılmak. Bana bu tecrübeyi yaşattığınız için çok çok teşekkür ederim. Öylesine şanslıyım ki, bu zor dönemde takımlarımız, sporcularımız, teknik ve idari kadrolarımız en ufak bir zayıflık göstermediler. El birliği ile Fenerbahçemizin üzerine gelindiği bu dönemde, hatta son 21 ayda sadece profesyonel futbolda bir Türkiye ligi şampiyonluğu, bir Türkiye kupası şampiyonluğu ve Avrupa liginde yarı final yaşadım. Kadın ve erkek basketbolda yaşadığımız başarılar, voleybolda aynı gün elde edilen ve bir dünya rekoru olan iki avrupa şampiyonluğu, alt yapılarımızda, amatör ve olimpik branşlarda alınan yüzlerce kupa ve madalyayı saymıyorum bile. Ömrümün sonuna kadar unutmayacağım harika bir süre geçirdim aranızda. Başta ifade ettiğim gibi lütfen ayrılışımın ardında özel bir neden aramayın. Benim ilk kez bu şekilde davranışım değil. Yapabileceğim birşey yok, ben böyleyim. Benimde kendime göre bir hayat felsefem, bir inanışım, kırmızı çizgilerim, bir davranış tarzım var. Açıkçası bundan da şikayetçi değilim. Bana kızanlar, küsenler, bu davranışımı zamansız bulanlar olacaktır. Ancak benim için birinci öncelik kendime olan saygımı ve inancımı kaybetmemektir. Hayat çok uzun değil, üstelik ne hayata gelirken ne de giderken bizlerin insiyatifi yok, bizlere sorulmuyor “ne zaman, nerede doğmak, ne zaman nasıl ölmek istersin?” diye... Sonuçta insiyatifimiz dışında dünyaya gelip, belli bir süre geçirip bu diyarları terk ediyoruz. Önemli olan bu süreyi, en sağlıklı, en saygın ve özgüvenli, en mutlu olarak geçirmek. Mutluluk ve tatmin göreceli kavramlardır. Bazısını para mutlu eder, bazısını, güç, bazısını da daha içsel değerler. Beni de “kendim olmak ve kendim olarak kalabilmek” tatmin ediyor. Sizler den tek bir ricam var. Lütfen yaptıklarınıza sahip çıkın, kurumsal ve beraber çalışma, takım olmaktan taviz vermeyin. Aranıza katılacak yeni arkadaşlara sevgi ve anlayışla yaklaşın, hep daha iyisinin peşinde koşun ve bu bayrağı çok daha yükseklere taşıyın. Aranıza bir Fenerbahçeli olduğum için, Fenerbahçeme küçük de olsa bir katkım olması için katıldım. Şimdi ise, aranıza katıldığımdan çok daha fazla bir FENERBAHÇELİ oldum, daha da sevdim, daha da bağlandım. Sadece takımlarımızın değil, sizleri de sizlerin başarılarını da tribünden seyretmek harika olacak. İşler, pozisyonlar, titrler geçici, dostluklar ise bakidir. Sizler benim dostumsunuz. Kapım, gönlüm her zaman sizlere açıktır. Bana gösterdiğiniz dostluk, destek ve sıcacık sevginiz için bir kez daha hepinize çok çok teşekkür ederim. Sevgilerimle, Hasan “ sözlerine yer verdi.SPORX ÖZEL
Amelia: İnsan Gibi Düşünebilen Sanal Asistan
Amelia insanların ne sorduğunu, nasıl hissettiğini anlayabilen bir sanal asistan. Yapay zekayı kullanan birçok akıllı makineden farklı olarak Amelia, insan davranışını taklit etmek yerine insanın düşünme biçimini anlamak üzerine kurgulanmış.İlk olarak WSJ yazarı Christopher Mims’in dikkat çektiği Amelia’nın becerileri dışında, radarımıza girmesinin bir diğer nedeni Baş Mimarı’nın Türkiye’den bir isim olması. Amelia’nın yapımcısı olan IPSoft şirketinde gelişmekte olan teknolojilerden sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Ergun Ekici, IPSoft’a 2001 yılında katılmış.1998 yılında kurulan IPSoft, bugün Asya Pasifik’ten Avrupa’ya kadar geniş bir coğrafyada faaliyet gösteriyor ve dokuz ülkede ofisleri bulunuyor. Kurumlara yönelik IT çözümleri sunan şirket, otonom ve bilişsel teknolojilere odaklanıyor. IPSoft’un karşılaştığı vakaların yüzde 56’sını insan müdahalesine gerek olmadan “akıllı makine”leri sayesinde çözümlediği belirtiliyot şirket tarafından. IBM gibi devlerle rekabet ettiği söylenen IPSoft, Cisco, Accenture, Cygate gibi şirketlerle birlikte çalışıyor.Diğer taraftan bilişsel teknolojiler alanında çığır açmak isteyen şirket, bunun için Amelia’yı geliştirmeye devam ediyor. Ekici’nin yönetimindeki ekip, Amelia’yı sadece yüksek bir IQ’su olan bir makine olarak değil aynı zamanda gelişmiş bir duygusal zekaya (EQ) sahip bir asistan olarak tasarlamış.İnsan, daha doğrusu çocuk gibi eğitilmesi gereken Amelia sizden öğreniyor ve zekası siz onu kullandıkça gelişiyor. Düşünce süreci ise özetle birkaç adımı takip ediyor: Amelia’ya bir soru sorduğunuzda soruyu anlarsa cevap veriyor. Cevabı verebilirse, çözümü bulmak için süreci başlatıyor. Cevabı veremiyorsa web’de arıyor. Web’de aradığı yanıtı bulamazsa soruyu bir insana -çalışma arkadaşına- yöneltiyor. Çalışma arkadaşının bu soruya nasıl yanıt verdiğini gözlemleyen Amelia, bu davranış biçiminden öğreniyor ve bilgiyi saklıyor, gelecekte kullanmak üzere.Bağlamsal filtreler kullanılan Amelia, farklı biçimde söylenen ancak aynı anlama gelen cümleleri algılayabiliyor. Yani ona anlatmak istediğiniz şeyi, belirli bir kalıp kullanmanız için sizi zorlamıyor.Şu anda metin merkezli bir arayüz kullanan Amelia, farklı dillerde sorulara cevap verebiliyor ve dil öğrenebiliyor. Öncelikle kurumsal pazarı hedefleyen bu sanal asistanın ilk etapta çağrı merkezlerinde kullanılabileceği düşünülüyor. IPSoft’un farklı endüstrilerdeki müşterileri halihazırda Amelia’yı bu konuda test ediyor. Amaç, Amelia’ya doğru cevabı vermesi konusunda tutarlı olmayı öğretmek. Yani gelen her çağrıda müşterinin doğru cevabı alabilmesini sağlamak.Amelia’nın, henüz “Her” filminde görebildiğimiz, yapay zeka tabanlı işletim sistemi Samantha’ya gerçek hayatta en çok yaklaşan şey olduğu söyleniyor. Ergun Ekici, filmdeki gibi herkesin aşık olabileceği bir işletim sistemini geliştirmenin arefesinde olduklarını belirtiyor. Bunun çok uzun zaman almayacağını da.Webrazzi
Reklam
Tezkere Oylaması Öncesinde Muhalefet Ne Diyor?
CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, hükümetin Meclis'e gönderdiği tezkere için '1 Mart tezkeresinden daha ağır' değerlendirmesini yaptı. Tekin 'Kişisel görüşüm, kabul etmemiz mümkün değil' dedi.CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, CHP'nin basına kapalı grup toplantısı öncesinde partisinin tezkereye ilişkin tavrıyla ilgili soruları yanıtladı. Tekin, 2 Ekim Perşembe günü görüşülecek Irak-Suriye tezkeresi için '1 Mart tezkeresinden daha ağır ve içeriği belirsiz' yorumunu yaptı. Tekin, 'Kişisel görüşüm bu tezkereyi kabul etmemiz mümkün değil, bu torba tezkere' dedi.Tekin tezkerenin içeriğinin net ve anlaşılır olmadığını savundu; 'Burada IŞİD ile mücadele değil, başka bir şeydir' dedi.CHP olarak müzakere edeceklerini ifade eden Tekin daha önce Meclis'e gelen tezkerelerle ilgili muhalefete bilgi verildiğini hatırlattı ve 'Muhalefete bilgi verilmemesi saygısızlık. Görüşülmesine 24 saat kala Meclis'e gönderiliyor' değerlendirmesini yaptı.HDP 'hayır' diyecekHDP'den yapılan açıklamada tezkereye 'hayır' deneceği belirtildi. Gerekçe ise şöyle açıklandı:'Türkiye’nin bir işgal gücü gibi komşularının topraklarına girmesi, oralarda halkların iradesini çiğneyerek ‘güvenli bölge’ adı altında alanlar yaratması, o coğrafyada yaşayan halkların talebi de çıkarı da değildir. Bu tezkere dili itibariyle de, bölgedeki insanlık dışı ortama karşı mücadele eden halklara el uzatmak, onlara yardımcı olmak zihniyetinde değildir.'HDP açıklamasında tezkerede IŞİD vurgusu yapılmamasını eleştirdi. HDP, IŞİD'i dengelemek adına isimlendirmeden PYD'nin 'terör grupları' arasında gösterildiğini savundu. 'Bu tutum aynı zamanda Türkiye'nin IŞİD karşısında etkin bir tavır içerisinde olmayacağını ortaya koyuyor.' dendi.MHP kabul oyu verecekMHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın tezkereye 'evet' oyu vereceklerini söyledi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Meclis açılışı konuşmasının ardından partisinin tezkereyla ilgili tavrına ilişkin ayrıntılı bir açıklama yapacak.Tezkere görüşmeleriHükümet, Irak ve Suriye'ye yönelik süresi bitecek olan tezkereleri tek tezkerede birleştirerek Meclis'e gönderdi. Hükümet bu kez daha kapsamlı bir tezkere hazırladı. Tezkere hem gerekli hallerde Suriye ve Irak'a asker göndermeyi kapsıyor, hem de yabancı ülke askerlerinin Türkiye'de bulunmasını. Tezkeredeki gerekçelerden biri 'Irak ve Suriye'deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek' olarak gösterildi. Ayrıca bu ülkelerden gelecek kitlesel göç riski de vurgulandı.'Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye'deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak, kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikâmetinde Türkiye'nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümûl, miktar ve zamanı hükümetçe takdir ve tayin olunacak şekilde TSK'nın gerektiği takdirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması, bu kuvvetlerin hükümetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkan sağlayacak düzenlemelerin hükümet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için, Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden (TBMM) bir yıl süreyle izin istenilmesi, Bakanlar Kurulu'nca 30.09.2014 tarihinde kararlaştırılmıştır.'Gerekçeden...Tezkerenin gerekçesinde Türkiye'nin güney kara sınırları boyunca ulusal güvenliğine dönük risk ve tehditler son dönemde yaşanan gelişmelerle ciddi biçimde arttığı belirtildi. 'Irak'ın kuzey bölgesinde silahlı PKK terör unsurları varlıklarını sürdürmektedir. Öte yandan Suriye ve Irak'ta diğer terör unsurlarının sayısı ve ortaya koydukları tehditlerde önemli artışlar gözlenmektedir' ifadesi kullanıldı.Gerekçede, 'Nitekim bu nedenle BM Güvenlik Konseyi 2170 ve 2178 sayılı kararlarıyla Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını teyit etmiş, bu ülkelerdeki terörist faaliyetleri kınamış, IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı BM üyesi tüm ülkelere 1373 sayılı BMGK kararı ve uluslararası hukuk çerçevesinde sorumluluklara uygun şekilde gerekli tedbirleri alması çağrısında bulunmuştur' denildi.Kaynak: Al Jazeera
Google Glass Mesajlaşmada Telefon Kadar Tehlikeli
Central Florida Üniversitesi’nin yapmış olduğu çalışmalara göre araba kullanan kişilerin Google Glass kullanarak mesaj göndermesi akıllı telefonlar ile gönderilenler kadar tehlikeli. Google Glass teknolojide devrim yarattı denilebilir ancak bir teknolojiye de en çok bu kadar karşı çıkıldı demek yanlış olmaz. Çünkü Google Glass her geçen gün farklı bir olumsuz tepki ile karşılaşıyor bu da tabiki kullanım için Glass‘ın aleyhine. Buna örnek olarak gelen son haber ise Central Florida Üniversitesi‘nin yapmış olduğu bir çalışma.Üniversitenin yapmış olduğu çalışma araba kullanırken Google Glass ile mesajlaşmanın telefon ile mesajlaşma kadar tehlikeli olduğunu ortaya koydu. 20’li yaşlarda 40 kişi ile bu çalışmayı yapan üniversite ekibi bu kişileri bir sürüş simülatörü içine oturtarak Glass‘ın ses özelliğini kullanarak bir matematik problemi yazmalarını istedi. Sonuç ise araba kullanırken Google Glass kullanarak mesaj yazan kişilerin telefon ile yazanlar kadar tehlikede olduğu gerçeğini çıkardı.Ses ile mesajlaşmanın klavye kullanılarak mesajlaşma kadar tehlikeli olduğunu gösteren bu çalışmadan çıkan diğer bir sonuç ise Google Glass’lı kullanıcıların kaza anında daha dikkatli olmaları. Çalışmayı yapan ekibe göre Glass ile mesajlaşan kişilerin telefonla mesajlaşan kişilere göre kazalardan kurtulma oranı daha yüksek.Bir matematik problemi ile test edilen bu çalışma belki de normal kullanımda bu kadar tehlikeli bir sonuç çıkarmayacaktır. Öyle bir test ortaya çıkana kadar yine de bu bilgilerin Glass’ın arkasından atılması için yeterli olacaktır.
Bir Anlık Konsantre Kaybı Yaşayan Karpuzcu
Araçtan karpuz indiren iki yurdum insanı bakın küçük bir konsantrasyon kaybı sonunda nasıl bir kaza yaşıyor. Kazaya gülünmez ama bu kazaya gülmemek elde değil.
Reklam
Yaşlıların En Rahat Yaşadığı Ülke Norveç
Dünyada, yaşlı nüfusun yaşaması için en uygun ve rahat ülke sıralamasında Norveç birinci, Afganistan sonuncu, Türkiye ise 96 ülkenin bulunduğu listede 77'nci oldu.Listenin başını çeken Norveç'i, İsveç, İsviçre, Kanada ve Almanya izliyor.Global AgeWatch adlı kuruluş 2014 yılı endeksi için 60 yaş üstü nüfusun sosyal ve ekonomik refahını ölçtü.Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Yaşlılar Günü'nde yayımlananendekste, Avustralya, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika en iyiden, en kötüye giden listenin üst sıralarında yer aldı.Rapora göre, 2050 yılına kadar nüfusun yüzde 21'inin yaşı 60'ın üzerinde olacak.Endeks için, gelir güvencesi, sağlık, kişisel kapasite (kişisel beceriler ve kendi kendine yetebilme) ve 'etkin çevre koşulları' incelendi.Bu alanlar arasında, tek tek yapılan sıralamalarda, Türkiye'nin en iyi olduğu alan 33'üncü sırada olduğu 'gelir güvencesi'.Türkiye'de 65 yaş üstü nüfusun yüzde 88,1'i emekli maaşı alıyor.Türkiye'nin 40'ıncı sırada yer aldığı alan, 'etkin toplumlar ve çevre koşulları'.Yaşlı nüfusun zorda kaldıklarında güvenebilecekleri akrabaları veya arkadaşları olup olmadığının incelendiği 'sosyal bağlar' verilerine bakıldığında da Türkiye'de, 50 yaş üstü nüfusun yüzde 81'nin bu bağlara sahip olduğu görülüyor.Sağlık alanında da Türkiye, geçen sene 66'ıncı sıradayken, bu yıl 52'ye çıktı.Türkiye'nin sıralamada en düşük olduğu alan ise 'yaşlıların kişisel beceriler' ve eğitim.Yaşları 55 ila 64 arasından değişen kesimin yalnızca yüzde 31,9'u çalışıyor ve yaşı 60'ın üzerinde olanların yalnızca yüzde 13,7'sinin yüksek öğrenimi var.Rapora göre, 2050 yılına kadar endeksteki yaklaşık 40 ülkede nüfusun yüzde 30'u 60 yaş veya üzeri olacak.BM, yaşları 60 ve üzeri olanların sayısının 2030 yılında 1.4 milyara ulaşacağını söyledi.Latin Amerika ülkeleri, maşta Meksika ve Peru olmak üzere, yoksul yaşlı nüfusa sağladıkları temel geliri güvenceye alan prim katkısız emekli maaşı uygulamasıyla listenin üst sıralarına çıkabildi.Meksika'da her 10 kişiden yaklaşık 9'u, 65 yaşın üzerinde ve emekli maaşı alıyor.BBC Türkçe
Tetris Film Oluyor
30 yıldır çeşitli platformlarda hayranlarıyla buluşan 90'ların en sevilen oyunlarından Tetris, bilim-kurgu tarzı bir filmle beyaz perdeye taşınmaya hazırlanıyor.Gelişmiş bilgisayar oyunları hayatımıza girmeden önce GameBoy benzeri el konsollarının vazgeçilmez oyunlarından olan Tetris, beyaz perdeye taşınıyor. Geometrik şekillerin ekranda düzgün sıralar haline getirilmesi esasına dayanan oyun, özellikle 90’lı yılların en sevilen oyunlarından biriydi. Günümüzde de popülerliğini koruyan Tetris, Mortal Kombat filmlerine de imza atan bir Amerikan yapım şirketi tarafından bilim-kurgu tarzı bir film olarak hayranlarının karşısına çıkacak.Threshold Entertainment adlı şirket, oyunun lisans haklarını elinde tutan The Tetris Company ile anlaştıklarını ve hayranlarının çok hoşuna gidecek bir hikâyeyle oyunu sinemaya uyarlayacaklarını söyledi.30 yıllık serüvenZaman içinde pek çok platform ve biçimde karşımıza çıkan Tetris, halen çok sevilen bir oyun. Oyun mobil cihazlarda şimdiye dek 425 milyon kez indirildi. İnternetteyse yılda bir milyardan fazla kişi Tetris oynuyor.58 yaşındaki Rus bilgisayar mühendisi Aleksey Pajitnov, harflerin geometrik şekillerle ifade edildiği Pentomino adlı oyunu bilgisayar ortamına taşıyalı 30 yıl oldu.İlk on yılda Sovyet Bilim Akademisi yoluyla dağıtımı yapılan oyun, Amerika Birleşik Devletleri’ne getirilince popülerlik kazandı.Amerikan ortağı Henk Rogers ile Tetris şirketini kuran Pajitnov, oyunun lisansını Japon oyun firması Nintendo’ya satarak Game Boy versiyonuyla büyük başarı kazandı.Kaynak: AFP
Reklam
'G.Saray Seneye Avrupa'da Oynayamaz'
Galatasaray'ın eski ikinci başkanı Prof Dr Mehmet Helvacı, başkan adaylığıyla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.Radyospor'a konuşan Helvacı, 'Ünal Aysal'ın devam etmesi en doğru yoldur. Sezon sonuna kadar devam etmeli; ancak etmiyorsa bir adaylık çalışması içerisindeyim. Galatasaray bu sezon 40 milyon dolarlık proje üretmezse gelecek sezon Avrupa'da oynayamayacak. Ben ancak bu projeyi üretirsem aday olurum. Yoksa getirip anahtarları bana verseniz, al sen yap deseniz yapmam. Bu vebalin altına girmem. Mecbur kalırsam açıklarım' dedi.Ünal Aysal'ın aday olması halinde onu destekleyeceğini belirten Helvacı, 'Projelerim zaten hazırdı; güncelledim. Galatasaray'ın önünde ciddi mali sorun var. Bu mali sorunun aşılabilmesi için gelecek olan başkan adayının bu konuda çalışma yapmış olması gerekir. Ben bu çalışmayı yapıyorum; ama süre kısıtlı. Ben önce kazanayım; sonra hazırlık yaparım demem. Önce hazırlıklarımı tamamlarım. Galatasaray takımlarının başarısız kılma riskini almam. Galatasaray'ın ihtiyaç duyduğu finans çalışması içerisindeyim. Bugün yarın tamamlayacağım. Bunu tamamladıktan sonra benim için durum netleşmiş olacak. Ünal bey devam kararı alırsa, ben tereddütsüz Ünal bey lehine oy kullanırım' şeklinde konuştu.SEÇİM SEZON SONUNDA YAPILMALI DOĞRU OLAN BUDURÜnal Aysal'ın aday olacağına ihtimal vermediğini belirten Helvacı, 'İhtimal vermiyorum; ama gönlüm bunu istiyor. En büyük olasılık, en büyük şans bu durumda var. Diğer her olasılıkta, yeni gelen ismin sistemi adapte olması Galatasaray'ın başarısını etkileyecektir. Biz bu seçimi Mayıs'ta, Haziran'da yapabiliriz. Kendimi kurtarıp, Galatasaray'ın başarısız olmasını göze alamam. Ben kendimi kurtarma kaygısı taşımam; ama Galatasaray başarılı olmalı. Benim prensibim tamamen Galatasaray'dır' dedi.40 MİLYON DOLARLIK KAYNAK ÜRETİLMEZSE, GALATASARAY GELECEK SEZON AVRUPA'DA OYNAYAMAYACAKSportif AŞ'nin iki yıllık genel kurulunda yer aldığını ve Galatasaray'ın mali tablosuyla ilgili bilgiyi aldığını belirten Prof.Dr. Mehmet Helvacı, 'Galatasaray şu anda UEFA'nın mali kriterleri çerçevesinde 40 milyon dolar bir bilanço eksisindedir. Yeni başkan gelip 40 milyon doları cebinden çıkarıp kasaya koysa, bu iş düzelmez; tam tersi olur. UEFA nezninde Galatasaray 80 milyon dolar eksi bilançoda olur. Mesele benim para bulmam değil. Biz bunu bulabiliriz, ama bu meseleyi çözmüyor. Gelecek kişinin cebinde olan para meseleyi düzeltmiyor, ikiye katlanıyor. Yapılması gereken Galatasaray için para üretmektir. Henüz satımı gerçekleşmeyen Galatasaray forma reklamını 1 yıllığına 10 milyon dolara, sırttaki reklamı da 5 milyon dolara satabilirse, 1 yıllığına 15 milyon doları kasamıza koymuş oluruz. Biz bunu 10 yıllığına da satsak UEFA bunun 1 yıl olanına bakar. Biz bununla birlikte 25 milyon dolar daha Galatasaray için ek gelin yaratmak durumundayız. Galatasaray adına yaratmak mecburiyetindeyiz. Biz bunu yapmazsak Galatasaray bu sezon şampiyon olsa bile önümüzdeki sezon Avrupa'da top koşturamayacak. Cezalı olacak. Durum bu, herkesin bunu bilmesi, buna göre davranması gerekiyor. Bir takım laf kalabalıkları içerisinde bunlar örtülüyor. İnsanlara yanlış bilgi veriliyor. Zengin başkan sorunu çözmez. Zengin başkan sorunu büyütür. Galatasaray'ın Avrupa'dan uzaklaşmasına neden olur. Önemli olan zenginlik değildir, Galatasaray başkanının bilgi ve becerisinin olmasıdır. Kulüp adına ne kadar para üretecekleridir. Başkan adayları bu çalışmayı yapmadan gelirlerse şu pozisyonda Galatasaray 2016'da Avrupa'da oynayamayacaktır. Arkadaşlarımız böyle bir projeyle gelmedikleri taktirde 2016, 2017 ve 2018'de de oynayamayacak hale gelecektir. Galatasaray için proje üreterek durumu düzeltebiliriz' ifadelerini kullandı.40 MİLYON DOLARLIK KAYNAK BULURSAM ADAYIMGalatasaray için 15 milyon dolarlı proje ürettiğini belirten Helvacı, 'Geri kalan 25 milyon dolar hâla askıdadır. Şu anda da bunun görüşmelerini yapıyorum. Bugün netleşecek. Galatasaray adına 40 milyon dolar getirecek projeyi üretebilmişsem o zaman ben de bu seçim yarışına girebilirim. Diğer arkadaşlarımın girdiklerine göre ürttiklerini var sayırım. Öyle olması gerekir. Galatasaray'ın başarısı benim için her şeyden önemlidir. Benim başkanlığımdan da önemlidir.'POLAT'IN ARSENAL MAÇI ÖNCESİ BUNLARI SÖYLEMİŞ OLABİLECEĞİNE İHTİMAL VERMİYORUM'Galatasaray eski başkan Adnan Polat'ın açıklamalarını dinlemedim; ama Arsenal maçı öncesi buna benzer açıklamalar yapmış olmasına ihtimal vermem. Sözlerinin arasından bazı şeyler cımbızlanarak çekilmiş olabilir. Bilmiyorum, ama zamanlaması açısından doğru değil. Arsenal maçını beklesek ve sonrasında eleştiri yapsak daha iyi olabilir. Ben da eleştiriyorum. Ben de Ünal Aysal'la ilgili Adnan beyin fikirlerinden başka fikirler paylaşmıyorum. Tam tersine ben de kendisinin fikirlerini benimseyebilirim; ancak Arsenal maçından önce eleştiri yerine destek vermeliyiz. Eleştiri maçtan sonra yapılabilirdi. Benim eleştirilerimi bugün ifade etmem yakışık almaz. Eleştirilerimi maçtan sonraki günlerde yapmayı uygun buluyorum.'GALATASARAY BAŞKAN'I KİMSEYİ İŞARET ETMEMELİÜnal Aysal'ın başkanlık için Cemal Özgörkey'i destekleyeceğini açıklamasıyla ilgili olarak ise Helvacı, 'Galatasaray Başkanı'nın kendinden sonra birilerini işaret etmesi, camiada çok görülmüş bir durum değildir. Herkese eşit mesafede olmak zorundadır. Galatasaray Başkanı'nın kızdığı Galatasaraylılar olabilir; ama kucaklayıcı olmak durumundadır. Bir kişiyi tercih etmesini bekleyemeyiz. Herkesi eşit mesafede olması gerekir. Birini işaret etmiş olması da bir avantaj sağlamaz. Eğer Cemal Özgörkey aday oluyorsa bu çok doğal ve normaldir. Ne kadar çok başkan adayı olursa Galatasaray bundan yararlanır.'Şampiy10
Eski Dostu Berlusconi'den Erdoğan'a Eleştiri
İtalya'nın eski Başbakanı Silvio Berlusconi, geçmişte 'dostum' dediği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı sert sözlerle eleştirdi.Dün akşam Roma'da bir sergi açılışına katılan Berlusconi, bir görevlinin yakında İstanbul'da da sergi açacaklarını söylemesi üzerine 'O zaman Erdoğan'a benden selam söyleyin' dedi.İtalyan haber ajansı AdnKronos 'un haberine göre Berlusconi, daha sonra ise ortaöğretimde başörtüsü serbestisi ve makyaj yasağını eleştirdi ve '(Erdoğan) Laiklikten İslamcılığa doğru çok korkunç geri adımlar atıyor' diye devam etti.Ancak Silvio Berlusconi'nin daha sonraki sözleri, ortaöğretimi kapsayan kılık-kıyafet yönetmeliğindeki değişikliği yanlış anlamış olabileceği izlenimi doğurdu. Berlusconi 'Çok ağır bir kararname hazırlandı: kızlar üniversiteye yalnızca başörtüsüyle gidebilecek ve makyaj yapamayacak' dedi.Berlusconi ailesine ait Il Giornale gazetesinde de önceki gün iki ayrı makaleyle Türkiye'nin laiklikten uzaklaşarak İslamcı bir çizgiye kaydığı belirtildi.Magdi Cristiano Allam imzalı makalede 'Yaklaşan düşmanı görmüyoruz' başlığı kullanıldı. Allam, 'Ilımlı İslam ve onun demokrasiyle uyumlu olduğu masalı, bir asırdan kısa bir süre içinde Türkiye'de doğdu ve yine Türkiye'de öldü' diye yazdı.Makalede şu ifadeler yer aldı:'1923'te Cumhuriyet'i, içinde bir kere bile 'İslam' sözcüğü geçmeyen bir anayasaya dayanarak kuran Kemal Atatürk, şimdi ki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hem ülke içinde ve Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar'daki etki alanında, hem de kaydadeğer Türk topluluklarını barındıran AB'de İslamlaşmayı teşvik ederek yeni bir Osmanlı halifesini ortaya çıkardığını görse mezarında ters dönerdi.'Makalede, ortaöğretimi kapsayan yeni kılık-kıyafet düzenlemesinin 'devlet kurumlarından laikliği silmeye yönelik bir stratejinin son girişimi' olduğu öne sürüldü.Francesco De Palo imzalı bir diğer yazıda ise 'Başörtüsüne 'evet', makyaj ve dövmeye 'hayır': Ankara'nın İslami kuralları' başlığı kullanıldı. De Palo şöyle yazdı:'Türk hükümetinin son provokasyonunda ürkütücü bir şeyler var. Çünkü artık söz konusu olan sadece zorla İslamlaştırma ya da sosyal medyaya karşı ideolojik bir savaş değil: Erdoğan bu kez büyük oynadı, ortaöğretim ve liselerde kılık-kıyafete ilişkin kurallara el attı, hem de özgürlükten uzak yasaklar ve şartlarla. Bu, bireysel karar verme hakkının yüzüne indirilmiş bir yumruk. Bu yumruk, sözde demokrat, eylemde diktatör olan bir devletten şikayetlerin haykırıldığı Gezi Parkı ve diğer meydanlarda yapılan katliamdan sadece 13 ay sonra geldi.'Türkiye'nin Kıbrıs ve Suriye'de izlediği politikaları da eleştiren De Palo, yazısını şu sözlerle noktaladı:'CSU Genel Sekreteri Andreas Scheuer 20 gün önce yazdığı bir tweet'te 'Erdoğan'ın Türkiyesine Avrupa'da yer yok' demişti. Acaba haklı olabilir mi?'
Reklam
90 Yaşındaki Bir Kadından 30 Çok Değerli Hayat Tavsiyesi
etiket
Çoğu zaman büyüklerden nasihat almak bize sıkıcı da gelse, hayatı  dolu dolu ve mutlu yaşayan 90 yaşındaki bir hanımefendiden hayat tavsiyeleri almanın güzel olacağını düşündük.Biricik ve kısa hayatımızın ne kadar değerli olduğunu anımsamak için, bu önerilere bir göz atmanı öneririz!Kaynak : __90 Yaşındaki Bir Kadından 30 Hayat Tavsiyesi
‘Çözüm Süreci’ Kararnamesi Resmi Gazete'de
“Çözüm süreci bitti mi?” tartışmaları sürerken hükümet ikinci somut adımı attı. 'Çözüm Süreci Kurulu' oluşturulması kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Bugün HDP heyeti İmralı'da Öcalan ile görüşüp mesaj verecek. Başbakan Davutoğlu ile HDP Eşbaşkanı Demirtaş Ankara'da bir araya gelecek.Kobani’de IŞİD ile PYD arasında süren çatışmalarla birlikte 'Bitti mi?' tartışmaları başlayan çözüm süreci kapsamında, Hükümet kritik bir zamanlamayla 'sürece yasal garanti çerçeve yasası'ndan sonraki ikinci büyük somut adımı attı. Bakanlar Kurulu kararıyla,'Çözüm Süreci Kurulu' kurulmasına ilişkin karar, Resmi Gazete’de yayımlandı.Kurulun görevi: Eve dönüş ve silahsızlanmaKararda, kurulun yapısı ve görevleri ayrıntılı olarak tanımlandı. Buna göre, Çözüm Süreci Kurulu, “Eylem planlarında belirlenen faaliyetlerin yürütülmesinden ve hedeflerin gerçekleştirilmesinden sorumlu olan ve ilgili kurumlar arasında eşgüdümü sağlayan kurum ve kuruluş” olarak tanımlandı. Kurul’un hangi başlıklar altında çalışmalarını yürüteceği de sıralandı:Siyasi alana, siyasi kurum ve aktörlere yönelik çalışmalarHukuki düzenlemeler ve insan haklarıSosyal programlarEkonomik tedbirlerKültürel programlarToplumsal destek ve sivil toplum çalışmalarıGüvenlik ve silahsızlandırmaSorunun parçası olan aktörlerle temas, diyalog ve benzeri çalışmalarEve dönüşler ile sosyal yaşama katılım ve uyum alanında çalışmalarPsikolojik destek ve rehabilitasyon çalışmalarıKamuoyu bilgilendirme ve kamu diplomasi çalışmalarıBu karar ile birlikte daha önce çerçeve yasada vurgu yapılan ve çözüm sürecinin en önemli adımlarından biri olan, silahsızlanma, örgüt üyelerinin eve dönüşleri ve sosyal yaşama uyum sağlanması bir kurumun görev alanında tanımlanmış oldu. Başbakan veya Başbakan’ın görevlendireceği bir Başbakan Yardımcısının başkanlık edeceği belirtilen Kurul’un sekreteryasını Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı yürütecek.Müzakereye geçişten söz edilmediÇözüm Süreci Kurulu ve aynı kararla kurulan İzleme ve Koordinasyon Kurulu, sürecin başından bu yana hem Abdullah Öcalan’ın hem de HDP ve PKK’nın ısrarla talep ettiği ve büyük önem verdiği adımlardan biriydi.Çözüm Süreci Kurulu’nun oluşturulmasına ilişkin kararın Resmi Gazete’de yayımlanma zamanlaması da önemli. HDP ve PKK, Eylül ayı içinde diyalogdan müzakereye geçişin başlaması ve yol haritasının açıklanmasını istiyordu, bu doğrultuda son tarih olarak kararın yayınlandığı gün olan 30 Eylül gösterilmişti.Ancak kararda aynı çizginin olmazsa olmaz talepleri arasında müzakereye geçişe ilişkin bir ifade yer almadı ve belirlenen adımların zamanlamasına ilişkin takvimlendirme de yapılmadı.Öcalan konuşacakKobani’de IŞİD ile PYD güçleri arasında çatışmalar sürerken, Türkiye’nin tavrını eleştiren PKK’nın üst düzey yöneticileri, “Süreç anlamını yitirdi ama son sözü Öcalan söyleyecek” açıklamaları yapmıştı. Benzer açıklamalar HDP’den de gelmişti.Öcalan’ın söyleyeceği o “son söz” bugün belli olacak. Çünkü HDP’nin İmralı heyeti, yani Pervin Buldan, İdris Baluken ve Sırrı Süreyya Önder, daha önce iki defa ertelenen görüşmeyi gerçekleştirmek üzere İmralı’ya gidecek. Çözüm Süreci Kurulu oluşturulması kararının resmileşmesinin ardından gerçekleşecek görüşmede Öcalan, Kobani ve çözüm sürecine etkisi üzerine hem örgütüne hem de kamuoyuna mesaj verecek.Demirtaş, Davutoğlu ile görüşecekGünün bir diğer önemli görüşmesi ise HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ile Ahmet Davutoğlu arasında gerçekleşecek. Demirtaş’ın talebi üzerine gerçekleşecek görüşmenin gündemi Kobani ve çözüm süreci. Bir gün önce Suruç’ta Türkiye’nin Kobani’ye silah yardımı yapılmasına izin verilmesini talep eden Demirtaş, görüşmede bu talebi Başbakan’a aktaracak. Bu görüşmeden çıkacak sonuç da günün çözüm süreci ile ilgili önemli bir başlığını daha oluşturacak.Ancak Davutoğlu-Demirtaş görüşmesinin başka bir anlamı daha var. Bu, daha önce kapatılan DTP ve BDP ile Ak Parti Hükümetleri arasında gerçekleşen temaslardan, şekil olarak daha farklı bir bağlamda yapılacak. DTP döneminde, Genel Başkan Ahmet Türk ile Başbakan Tayyip Erdoğan arasında Kürt sorununu konu alan görüşmeler Başbakanlık binasında yapılmamış, Erdoğan Ak Parti Genel Başkanı sıfatıyla randevuyu Meclis’teki makamında vermişti. Demirtaş döneminde ise Erdoğan ile tek temas Türk uçakları Suriye tarafından düşürüldüğünde tüm muhalefet partileri ile görüşmeler kapsamında gerçekleşmişti. HDP Eş Başkanı Demirtaş ile Başbakan Davutoğlu arasındaki görüşme bu doğrultuda da bir ilk olacak.Kaynak: Al Jazeera
Intel’in Giyilebilir Teknoloji Finalistleri Belli Oldu!
Intel’in giyilebilir teknolojiler için düzenlediği etkinliği Make It Wearable, nihayet finalistlerini belirledi. Birbirinden farklı ve yeni fikirler arasında ise sadece en iyi 10 giyilebilir teknoloji ürünü finale kalabildi. İşte, o 10 giyilebilir teknoloji fikri.Intel giyilebilir teknolojiler için geliştirmiş olduğu Edison ve Galileo teknolojilerini duyurmak ve bu alanda fikirlerini hayata geçirmek isteyenlere yardım amacı ile Make It Wearable isimli bir etkinlik düzenlemişti. Düzenlenen bu etkinliğe katılan gruplardan Edison ve Galileo teknolojiler kullanılarak fikirlerini hayata geçirmeleri istendi ve ortaya birbirinden farklı bir çok giyilebilir teknoloji ürünü çıktı. Ancak bu etkinliğin bir kazananı olacağı için bu yeni fikirlerden sadece seçilen 10 tanesi finale kalabildi.1 – Duygusal protez BABYBE Sağlık alanında ilginç bir giyilebilir teknoloji ürünü olan BABYE, yeni doğmuş bebek ile annesi arasındaki iletişim herhangi bir sebepten dolayı kesildiği zaman ikili arasındaki iletişimi kurabilen bir ürün. Bebek ve anne arasındaki bu iletişimi ise gerçek zamanlı ve duygusal olarak kurabilen BABYE, anneye bebeği kucağındaymış gibi hissettirebiliyor.2 – Oyuncu perspektifi First V1sionBasketbol, futbol ve tenis gibi sporlarda oyuncunun gözünden, görüntüyü izleyicilere aktarabilen bir yayın ağı olan First V1sion, FPS oyunları gibi sporları o oyuncunun gözünden takip etme imkanı sağlayabilecek bir teknolojiye sahip.3 – Uçabilen Bielklik NixieNormal zamanlarda kameraya sahip bir bileklik olabilen Nixie istenildiği zaman bir Drone aracına dönüşebiliyor. Drone’lara farklı bir bakış açısı getiren Nixie en ilginç giyilebilir teknolojilerden bir tanesi.4 – Spor ve aktivite kolyesi vumblVumbl günlük yapılan aktiviteleri ve sporları izleyebilen ve kullanıcısına uyarılarda bulunan bir akıllı kolye.Kullanıcısının vücudundan dokunuşlar ile bilgi toplarken titreşim sayesinde ise kullanıcısına geri bildirimde bulunabiliyor.5 – Düşük fiyatlı  robotik el Open BionicsEngelli kişiler için geliştirilmiş olan Open Bionics ürünü, robotik ve biyonik bir el. İnsan elinin yapabileceği tüm işlevleri yerine getirebilen bu ürünün en büyük avantajı 1000 dolardan daha düşük bir fiyata  sahip olması.6 – Soğutma ve ısıtma bandı WristfyWristf bandı vücudun herhangi bir yerinde istenilen sıcaklığı veya soğukluğu ayarlayabilen bir giyilebilir teknoloji ürünü. Kullanıcısına kısa sürede adapte olabilen bu band kendi fikirlerini de verebiliyor.7 – Altıncı his kayağı SnowcokieKullanıcısının kinetik ve fizyolojik özelliklerini izleyebilen Snowcokie kullanıcısına daha iyi ve daha güvenilir bir kayak için tüm bilgileri toplayıp analiz edebilen bir ürün. Bu bilgileri tekrar kullanıcısına aktaranSnowcokie kayak sürüş stiline de yardımcı oluyor.8 – Bebek sağlığı için BabyGuardBebekler için geliştirilmiş olan BabyGuard akıllı kıyafet olarak tanımlayabileceğimiz bir ürün. Yeni doğmuş bebeklerin 3 yaşına kadar sağlığını kontrol edebilen bu ürün ebeveynlere bebeğin sağlığı hakkında bilgiler sunabiliyor.9 – Üretim Aracı ProGloveÜretim alanlarında kullanılması için tasarlanan akıllı eldiven olan ProGlove profesyonel bir üretim amaçlıyor. Üretim yönetiminin kontrolü ve iş zekasını geliştirebilen ProGlove kullanıcısına daha iyi bir üretim keyfi vaat ediyor.10 – Giyilebilir teknoloji platformu BLOCKSBLOCKS giyilebilir teknolojiler için geliştirilmiş bir yazılım ve donanım platformu. Bloklardan oluşan bu ürün seçilen blokların yapıştırılması ile herhangi bir giyilebilir teknoloji ürünü elde edilmesini sağlıyor. Elde edilen yeni ürünler akıllı saat ya da akıllı bileklik olabilir.
Reklam