Bedelli Askerlik İçin 18 Bin TL Verilir mi?
Bedelli Askerlik deyip durduğumuz şu mübarek 2014 yılında nihayet müjdeli haberi Başbakan Davutoğlu verdi. Davutoğlu dün yaptığı açıklamayla Bedelli'ye giden yolu tarif etti.'Yaş 25 Bedel 15' sloganıyla çıktığımız bu zorlu maratonda Başbakanımız Sn. Davutoğlu 'Yaş 28 Bedel 18' diyerek son noktayı koydu.  7'den 70'e herkesin beklediği bedelli askerlikte(askerliği yapacak kişinin eşi dostu, akrabası, çoluğu çocuğu...) aldığımız bu kutlu haberle hesap kitap yapmaya başladık.Başbakanımızın verdiği bilgiye göre 1 Ocak 1988 tarihinden önce doğmuş her Türk vatandaşı bedelli askerlikten faydalanabilecek. (1988'liler çok üzüldü...)  Bundan önceki bedelli askerlik tutarı 30 bin TL idi. Bu sefer hükümetimiz sürümden kazanmak için 18 bin TL gibi bir fiyat belirlemiş gibi duruyor. Şimdiden hesap kitap yapmaya başlayan 27 yaşını doldurmuş ve 28'den gün almış vatandaşlarımızın kafası bir hayli karışık. Kafaları karışık çünkü aşağıdaki soruya cevap bulmakta zorlanıyorlar.''Bedelli askerlik için 18 bin TL verilir mi? '' Sizi kırmadık ve bu sorunun yanıtını aramak için askerlik yapan vatandaşlarımız ile görüştük. Bu hesabı ortalama 2000TL maaş alan ve askerliğini kısa dönem yapmayı düşünen bir vatandaşımıza göre yaptığımızı belirtmekte fayda var...canlı haber
Hayrünnisa Gül Boğaziçili Oldu!
Boğaziçi Üniversitesi BÜYEM, İkinci Bahar programının bu sene önemli bir öğrencisi var!Türbanı nedeniyle üniversite kazandığı halde üniversite okuyamayan ve AİHM’e götürdüğü hukuk mücadelesinden eşi Başbakanlık’tan ayrıldıktan sonra vazgeçen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrunnisa Gül, İkinci Bahar programında “Güzel Sanatların Gelişimi” ve “Psikoloji” modüllerine kayıt oldu.  Gül, Hürriyet’e “İnsan dünyaya sürekli öğrenmek ve kendini geliştirmek için gelir. Öğrenmenin yaşı yoktur” açıklamasını yaptı.  Harvard Sertifikası da AlacakBoğaziçi Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi,İkinci Bahar Programı kapsamında Harvard Üniversitesi Değişim programına da katılacak olan Hayrünnisa Gül, programı bitirdiğinde hem Boğaziçi Üniversitesi’nden hem de küçük oğlu Mehmet Emre Gül’ün mezun olduğu Harvard Üniversitesi’nden sertifika alacak. İkinci Bahar Eğitim Programı HakkındaÜniversite hayatını yeniden tattırmayı ve onlara ders seçenekleri ile nostaljik bir eğitim-öğretim dönemi yaşatmayı amaçlayan İkinci Bahar programında sosyal bilimlerden, güzel sanatlara kadar birçok alanda modüller bulunmakta. İkinci Bahar’ı Facebook’tan takip edin güncel programları kaçırmayın! http://on.fb.me/1xgqFY8
Bill Cosby Hakkında Yeni Cinsel Taciz Davası
ABD'de bir kadın, 15 yaşındayken kendisine cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla komedyen Bill Cosby hakkında dava açtı.Judy Huth olayın 1974'te, Los Angeles'ta meydana geldiğini söyledi.Cosby'nin avukatı suçlamayla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.77 yaşındaki Cosby, bazı kadınlara cinsel tacizde bulunduğu ve ilaçla uyuşturduğuna dair bir dizi suçlamayla karşı karşıya.Cosby henüz hiçbir suçlama nedeniyle ceza almadı.Huth tarafından açılan davada, Huth ve 16 yaşındaki arkadaşının Cosby'yle bir film setinde buluştukları, daha sonra bir tenis kulübüne davet edildikleri, burada kendilerine alkollü içki verildiğini ardından da Playboy dergisi kurucusu Hugh Henfer'ın malikanesine götürüldükleri iddia ediliyor.Huth burada Cosby'nin kendisini cinsel ilişkiye zorladığını söyledi.Huth ayrıca kendilerine yaşlarının sorulması durumunda 19 olduğunun söylenmesinin istendiğini de belirtti.Amerikan NBC televizyonu, Bill Cosby hakkındaki kadınlara cinsel tacizde bulunduğu iddialarının yeniden ortaya çıkması üzerine ünlü komedyenin yapması planlanan programı iptal etmişti.BBC Türkçe
Reklam
Beşiktaş'ta 4 Futbolcu ile Görüşmeler Başladı
Beşiktaş'ta Yönetim, sezon sonunda mukaveleleri sona erecek olan Cenk Gönen, Ersan Gülüm, Veli Kavlak ve Mustafa Pektemek ile masaya oturdu.Futbolcuların menajerleri ile yapılan ilk görüşmede Cenk, Mustafa, Veli ve Ersan için 3+1 yıllık yeni sözleşme teklif edildi. Oyunculara verilmesi düşünülen yıllık ücretlerin de menajerlere aktarıldığı görüşmelerin olumlu geçtiği öğrenildi. Yönetim kısa bir süre içinde Cenk, Mustafa, Ersan ve Veli ile yeniden görüşüp, devre arası transfer dönemi öncesi resmi imzaları atmayı planlıyor.Mukavelesi sona erecek olan Atiba Hutchinson ile de görüşen yönetim, Kanadalı oyuncu ile yeniden anlaşmak istiyor. Atiba ile bir araya gelen futbol komitesi, önünüzdeki günlerde tecrübeli futbolcunun menajeri ile görüşüp yeni mukavelenin şartlarını belirlemeye çalışacak. 31 yaşındaki futbolcuya 1+1 yıllık sözleşme önerilirken; mali konularda anlaşılması halinde Atiba'ya da devre arası transfer dönemide imza attırılması amaçlanıyor. ntvspor
Reklam
2015 Yılında Çıkacak, Merakla Beklenen 10 Oyun
Dying Light açık dünya zombi oyunu yüksek grafiklerde arkadaşlarınızla şehirde hayatta kalmaya çalışıyorsunuz bol bol zombi öldürüp hayatta kalmak için cephane ve yemek arayacaksınız.Oyunun öne çıkan özelliklerinden biri ise diğer zombi oyunlarından da farkı aynı zaman gece gündüz döngüsü gündüzleri zombiler fazla aktif değiller ve o sırada siz geceyi güvende geçirmek için cephane ve yiyecek toplamaya çalışacaksınız gece olduğunda ise zombiler çok daha aktif olmaya başlayacak ve zombilerle savaşmak çok daha zorlaşacak.Tanıtım Videosunu İzlemek İçin Tıklayınız.
Android 5.0.1 İndirmeye Sunuldu
Google , yeni nesil işletim sisteminin 5.0.1 sürümünü bugün itibarıyla Android Açık Kaynak Platformu (AOSP) için yayınladı . Yeni sürüm, geniş çaplı bir güncelleme olmaktan ziyade, Android 5.0′ın bug’larını temizlemek için indirmeye sunulmuş durumda.Yeni sürümün şimdilik Nexus 7 ve Nexus 9′un WiFi sürümleri ile Nexus 10 için kullanımda olduğunu belirtelim. Google konu hakkında henüz açıklama yapmış değil ancak 5.0.1 güncellemesini alan bazı kullanıcılar, deneyimlerini paylaşmış durumda. Kullanıcılardan gelen bilgilere göre yeni sürüm, ilk olarak kilit ekranıyla ilgili yaşanan sorunu çözmüşe benziyor. Kısaca bahsetmek gerekirse; Android 5.0 güncellemesinden sonra bazı cihazlarda, kilit ekranını açmaya çalışırken tüm verilerin silinmesine neden olan bir bug’la karşılaşılmıştı.Android 5.0.1 güncellemesinin başka ne gibi yenilikler veya “yamalar” sağladığını ve diğer cihazlara ne zaman geleceğini önümüzdeki günlerde hep birlikte öğreneceğiz.LOG
Reklam
Bu Kitabın Kapağı Tanıdık Gelebilir
'Kasımpaşalı: Ben Bu Oyunu Bozarım'ın kapağında Tatar Ramazan' dizisinin afişinde yer alan fotoğrafın aynen kullanıldığı kapakta Bülent İnal'ın bedenine Erdoğan'ın kafası yerleştirildiği ortaya çıktı.Özellikle klip, karikatür ve kitap kapaklarında sıkça karşılaştığımız intihal vakalarına bir yenisi daha eklendi. Fehmi Demirağ’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ’ın gençlik yıllarında yaşadığı olayları anlattığı ‘Kasımpaşalı: Ben Bu Oyunu Bozarım’ romanının kapağında iki yıl önce atv’de ekrana gelen ‘Tatar Ramazan’ dizisinin 1. sezon afişinde yer alan fotoğraf kullanıldı.  Tatar Ramazan’ı canlandıran Bülent İnal’ın bedenine Erdoğan’ın kafası yerleştirilerek aynen kitaba kapak yapıldı. İşin daha da ironik yanı ise kitabın tanıtımı için hazırlanan afiş benzeri materyallerde ‘orijinal tasarım Özcan Orhan’ ibaresine yer verilmiş!Radikal'in haberine göre, Efor Yayınları’ndan çıkan ‘Kasımpaşalı’ romanı, “O tarih yazdı, biz de O’nu yazdık” ve “Reis’in romanı ilk kez yazıldı” sloganlarıyla tanıtılıyor. Fehmi Demirağ, daha önce kitaba ilişkin yaptığı açıklamada, “Çocuklarımızı batının sanal kültür kanallarıyla tek yanlı olarak büyütmeyelim. Türkiye Gezi olaylarına tanık oldu. Geziciler bu olaylarla ilgili yaklaşık 60 kitap kaleme aldı. 15 yıldır Türkiye’ye ve dünya siyasetine damga vurmuş bir liderle ilgili herhangi bir çalışma yapılmadı. Tayyip Erdoğan'ın kişisel özelliklerini gençlerimize rol model oluşturması için yazdım. Kasımpaşa özümüze dönüşün de bir simgesi. Kasımpaşa'da kabadayılık, karşı tavır söz konusuydu. Erdoğan'ın Kasımpaşalı tavrıyla biz dünyaya itiraz ediyoruz” demişti.Muhalif Gazete
'Nobel ve BMGK Objektif mi? Asla!'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili eleştirilere yanıt verdi: 'Acaba şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti nerden yönetiliyor?’ sorusuna cevabı bu saray verecektir.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'ni sahiplerine verdi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki törende konuşan Erdoğan, Türkiye'ye özgüven aşılamaya çalıştıklarını söyledi. 'Ekonomimizle, nüfusumuzla, ileri standarttaki demokrasimizle olduğu kadar; sanatçılarımız, ilim adamlarımız ve alimlerimizle büyük bir ülkeyiz' diyen Erdoğan, yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı hakkında da konuştu:'İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’mız, Topkapı Sarayı’mız var, hâlâ onunla övünürüz. ‘Acaba şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti nerden yönetiliyor’ sorusuna cevap vermek gerektiğinde, bu cevabı bu saray verecektir. Bu saray, Türk milletinin kendi imkânlarıyla inşa edilmiş bir saraydır. Burası Tayyip Erdoğan’ın sarayı değil. Burası Türk milletinin sarayıdır. Millet burada ağırlanacaktır. Biz burada bu salonda sizlerle bir araya gelebiliyoruz. Önceden böyle bir imkan yoktu. Devlet Başkanlarını ağırlamaya başladık. Tabii onlar da çok farklı değerlendirmeler yapıyorlar.''Nobel ve BMGK objektif mi?'Erdoğan, bazı iddiaların aksine Türkiye'de de sanatçı ve ilim insanı yetiştiğini söyledi. 'Bu ilime ve sanata hangi zaviyeden baktığınızla ilgili bir meseledir. Uluslararası kurumları masaya yatırdığımızda, özellikle ideolojinin, siyasetin ve kendi inançlarının rol oynadığını görüyoruz. Nobel kararları objektif mi? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını objektif mi veriyor? Asla! Bir daha söylüyorum dünya beşten büyüktür. Bu (BM Güvenlik Konseyi’ndeki) beş ülke Hıristiyanlardan oluşuyor' diye konuştu.Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyeli sığınmacılar konusunda Türkiye'ye destek verilmediğini de belirtti:'Suriye’de 300-400 bin kişi ölmüş, umurlarında mı? Türkiye 1 milyon 600 bin insana ev sahipliği yapıyor. Umurlarında mı? Bütün bu yükü almış Türkiye’ye ne kadar destek verdin? Afrika diyorlar, sadece petrollerini, elmaslarını, altınlarını araştırıyorlar'Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Ara Güler: 'Bütün Patronları Dövmek Lazım!'
Nezih Tavlaş'ın büyük emekle hazırladığı, “Foto Muhabiri Ara Güler'in Hayat Hikâyesi” adlı kitap raflarda. Türkiye'nin ve dünyanın seksen yıllık tarihine tanıklık niteliği de taşıyan kitapta Tavlaş, okurları savaşlar, darbeler, medeniyetler ve faciaların ensesinden düşmemiş Ara Güler'le bir yolculuğa çıkarıyor. Ülkelerinin ve dünyanın kaderine pek çok alanda damga vuran insanları konuşturan ve fotoğraflayan Güler'in karşılaştığı inanılmaz öyküleri de akıcı bir üslupla sunuyor. Ustanın tanık olduğu olayları kronolojik bir sırayla anlatan kitabın sonunda Güler'le yapılan bir söyleşi ve aile albümünden fotoğraflar da yer alıyor. Nezih Tavlaş yıllara yayılan çalışması yetkin bir yol hikâyesi niteliği de taşıyor değil mi?Evet ve benim hayatımı anlatmak kolay iş değil. Nezih Tavlaş, çok iyi çalışan, dokümantasyon toplamasını iyi bilen ve onu derleyip gelecek asrın dokümantasyonu olarak bırakabilen ender yazarlardan biri. Yirmi sekiz defa röportaj yaptı benimle. Sonra arşivlerde helâk oldu. Neden? Benim bütün hayatımı toplamak için. İşin ciddiyetini gayet iyi anlamış. Bu, bir yakın tarih kitabı aynı zamanda. Bir tane daha çıkacak, asistanım hazırlıyor. O daha derinlere, başka ayrıntılara gidecek. Bu, ana çalışma oldu.Ağzında gümüş kaşıkla doğmuş, köklü ailelere sahip, hali vakti gayet yerinde bir anne babanın oğlusunuz. Şımarık ya da züppe olmadınız. Emekçi yaşam sürdünüz.Olmadım tabii. Ne olacağım. İllet olurum züppelere.“HAYATIM OKUMAKLA GEÇTİ”Oysa çok kolay bunun tam tersi de olabilirdi, öyle olanaklara sahiptiniz.Tabii, şimdi Büyükada'da oturuyorsun, Suadiye'de oturuyorsun görüyorsun hepsi zengin piçleri. Derinlikleri olmayan tipler. Acayip, manâsız bir dünya. Adam yerine bile koymadım hiçbirini. Bir de solcu takımdandım ben. Sonra hayatım okumakla geçti.Tam bir tutku olmuş okumak.Tabii ya, kaç kamyon kitap okudum. Klasikleri ezbere bilirdim ve lisede talebeydim daha. O zaman Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel dünya klasiklerini tercüme ettirmişti. Çoğunu okudum. Doğu edebiyatından birtakım kitapları okumamışımdır. Ama sadece batı edebiyatını değil felsefesini de okudum. Ben çok roman okumam. Ben bana bir şey öğretecek kitabı okurum.Öyküler yazmaya yine çok genç yaşlarda başlamışsınız ama.1946'da Mahkûm'u yazdım, haber Akşam Postası'nda, yayımladılar. İçinde olmadığım bir dünyayı yazmak istedim. Öyle başladım. Millet o yaşlarda sevgilisini yazar ben dünyaya bakardım.“DOKUZ PİYES YAZDIM, BİRİ HARİÇ HEPSİNİ ATTIM”Yirmi yaşındayken Bir Garip Yılbaşı Gecesi adlı tek perdelik bir oyun yazıyorsunuz.Dokuz taneden kalandır o. Öbürleri bir şeye benzemiyordu, çok amatördü, attım gitti. Amatör hislerini profesyonel gibi ortaya atmayacaksın. Ayıp olur sanata. 1950'de “Dünya Edebiyatı” yarışması oldu. Bunu Yeni İstanbul gazetesi ile New York Herald Tribune gazetesi düzenledi. Oraya yolladım hikâyemi ve üçüncü oldum. Türkiye'den Samim Kocagöz birinci, Necdet Öktem ikinci oldu, üçüncü de ben oldum.Takma bir isimle (Ali İhsan Akgün) katıldınız yarışmaya.Ermeniyim diye yaptım onu. Kazandıktan sonra açıkladım adımı.Öykülere devam ettiniz sonrasında da: “Karganın Dönüşü”, “Levrekler”, “Tepeden İnen Adam”, “Köpükteki Sinekler”, “Bir Tuhaf Vuruşlar”...San ve Surp Pırgiç dergilerine yolladım. Ermenice de yazdım, Carakayt'da yayımlandı. Gene yazıyorum. Yazmaktan vazgeçemem.“SAHNENİN ARKASI DOĞRUSUDUR TİYATRODA”Oyun yazmakla kalmıyor sahneliyorsunuz da.Sanat birbirinin içinde. Mesela bir müzik edebiyattan ayrı olamaz. Hepsi sanat, bütün. O zamanlar benim mektebin, Pangaltı Lisesi'nden Yetişenler Derneği'nin profesyonel tiyatro büyüklüğünde bir tiyatrosu vardı. Eugene O'Neill'ın bazı piyeslerini sahneye koydum orada, rejisörlüğünü yaptım. Babamın da arkadaşı olan Muhsin Ertuğrul tiyatro kursları açmıştı, oraya gittim. Mücap Ofluoğlu ve Gülriz Sururi'yle okuduk. O zaman dünyadan çok güzel piyesler oynardı, umumiyetle de Shakespeare piyesleri. Hepsini izledim. Ama sahnenin arkasından izledim. Çünkü sahnenin arkası doğrusudur tiyatroda.Amacınız aktör olmak falan değil.Değil, rejisör olmak. Kaldı ki tiyatroda yer göstericilik de yaptım, her yerinde çalıştım. Tennessee Williams gelmişti, röportaj yaptım, “Nasıl başladın tiyatroya?” diye sordum. Dedi ki “Tiyatroya başlanmaz, tiyatrocu olunur.” Bu benim kulağımdan hiç gitmedi. O zaman sadece tiyatro vardı benim hayatımda. Rejisör olmak vardı.O dünyayı hazırlayan olmakla ilgili olduğunuzu ifade ediyorsunuz kitapta da.Evet. Fotoğrafta da öyle hareket ederim. O heyecanı duymam lazım. O atmosferi anlamam, tanımam lazım.“İLK ÇEKTİĞİM FOTOĞRAF ATATÜRK HEYKELİNİ KIRAN TİCANİLERDİ”Röportaj yaptığınız isimlerle görüşmek çok az foto muhabirine nasip olmuştur.Görüşmek ne, 100 metre yanına yaklaşamazsın heriflere. Acayiptir yani. Referanslarım çok iyiydi, birbirinden meşhur fotoğraflar çekmiştim. O sayede görüşebildim. Bir de vazgeçmem, uğraşırım.Basında ilk çektiğiniz fotoğraflar hangisiydi?Ticaniler vardı, bir tarikat. Atatürk'ün Gümüşsuyu'ndaki heykelini kırmışlardı. Onu çektim. İlk odur.Yeni İstanbul Gazetesi'nde muhabirken gitmediğiniz iş yok.Yazıişleri ne varsa yollardı beni. Sergilere gittim, maçlara gittim. Adam kesmişler gittim. Protestolara gittim. Hareket ve hız vardı.Üstesinden de gayet iyi geliyordunuz.Geliyordum çünkü acemilik denen şey bende hiç olmadı. Çünkü o güne kadar hep yazmıştım. Ama durmuyordum yine okuyordum. Camera ve Leica Photography dergilerini hiç kaçırmazdım.'EFSANELERLE ÇALIŞTIM'Bir de “Ne kadar enayi röportaj varsa yapmışımdır” ifadeniz var.Enayi tabii. Ne röportajlar yaptırdılar bana. Yok bilmem ne “Mutlu Evlilikler”, efendim “Futbolcu Metin'in Hayatı” falan. Bana ne ulan. En evvela geldim Yeni İstanbul, sonra yedeksubaylık sonra kısa süre Hürriyet ve sonra da Hayat mecmuasına girdim. Sonra Hayat mecmuasındaki Hilmi Şahin beyefendi patronu dövdü, kafasına rolleiflex fırlattı. İyi de etti! Türkiye'deki bütün patronları dövmek lazım! (gülüyoruz) Ben de Şevket Rado'yu dövdüm ta Vilayet'e kadar evire çevire. Kimse de tutmuyor, o kadar sevmiyorlar herifi, milletin de canına minnetti yani. Kitapta vardır. Çok sonradan barıştık ama kerhen işte. Ben çıktım Hayat'tan. Ama ben zaten o ara Paris Match'ın muhabiriyim. Stern, Time Life, Sunday Times'a da çekiyorum. Dünyanın en büyük gazetelerine, efsanelerine çalışıyorum. Hayat mecmuası ya da Hürriyet olsa kaç yazar yani. Gerçi onlara sorsan kendilerini dünyanın hâkimi sanırlardı.“RÖPORTAJLARIMDA ARKADAŞ OLMAMIŞSAK ÇEKMEM”Fotoğraflarınızın başarısında çektiğiniz kişileri ve yerleri iyi tanımanızın etkisi büyük kuşkusuz.Öyle, röportajlarımda arkadaş olamamışsam çekmem. Picasso'nun resmini çekmişsem Picasso arkadaşım oldu da ondan çektim. Bir sevgi, bir bağ, bir ışık lazım bana. Huyunu, dünyasını, ruhunu bileceğim. Atmosferini adamakıllı bileceğim.Sabahattin Eyüboğlu sizi yetiştirenlerden biri.Öyle. Klasik tabloların kitaplardan röprodüksiyonlarını yaptım ona, derslerinde kullandı. Büyük adamlardır bunlar. Türk hükumeti Sabahattin Eyüboğlu'nu öyle gücendirdi ki öldü adam. Kahrından gitti. Çok yazıktır. Bu adamlar bir daha gelmez, kendileri gibi hıyarlar gelir fakat onlar gelmez, anladın mı?Fotoğrafını çektiğiniz herkese de bayılmıyorsunuz öte yandan.Yok be, ne bayılması... (gülüyoruz)“DÖRT KERE HARBE GİTTİM, BOMBALAR DİBİMDE PATLADI!”“Foto muhabiri dünyanın görsel kaydını tutan insandır” diyorsunuz. Hazır yakalamışız sizi soralım, ya başka?Bir kere foto muhabirliği denen halt benimle başladı. Eskiden foto muhabiri yoktu ki fotoğrafçı vardı. Fotoğraf çekmek başka bir şey, foto muhabiri olmak başka. Fotoğraf çekmek demek bir manzarayı, bir şeyi çekmek, varsa içinden bir şey çıkarmak falan filandır. Halbuki foto muhabirliği olayın kendisini çeken şeydir ve bunlar sonradan tarihe mal olur. Muhakkak tarihe geçer. Biz yirminci asrın foto muhabirleri, kameramanları görsel tarihi yazarız. Yazarların yazdığı tarih gibi uydurma değil. Gerçeği görür, yazar ve belgeleriz.Kamplara girdiniz, cephelerde de fotoğrafla savaştınız bir yerde. Hikâyenin kendisi olmuşsunuz.Ne diyorsun, dört kere harbe gittim, dört... Filistin, Filipinler, Etiyopya, Sudan. Gerillalarla konuştum, yazdım, çektim. Bombalar dibimde patladı!“BAZI ENAYİLER SAVAŞI KAHRAMANLIK SANIYOR”Korktunuz ama kaçmadınız.Nasıl korkmam? Kaçmadım ama zaten istesen de kaçamazsın ki. Nereye kaçacaksın, neyle kaçacaksın?Her taraf kurşun, bomba, duman havadan karadan. Ben vazgeçtim döneceğim de bakalım. O anda vururlar seni. Hadi oradan kaçabildim diyelim, cepheden dönmem için 900 kilometre yol almam lazım. Sudan mesela, çöl yolu. Yürüyemezsin, susuzluğa, açlığa nasıl dayanacaksın? Vasıta yok. Tek vasıta askerlerin mal veya cephane taşıyan kamyonları. Tayyareler de onları bombalayıp duruyor. Binersen de sağ kalamazsın yani. Her şey tehlikedir, gittin mi bunu bileceksin. Dünyada harp kadar iğrenç bir şey yok. Dünyanın her yerinde kendini kahraman zanneden enayiler var. Savaşı bir halt, kahramanlık sanırlar. Savaş dünyanın en aşağılık şeyi.İşimin eriyim, askeriyim diyorsunuz kitapta da.Öyle tabii. Yoksa Ara Güler yoktu yahu. Yaptığım her işi ciddiye aldım. Gece gündüz çalıştım. Süründüğüm de çok oldu ama değdi. Başka türlüsünü yapamazdım.“PAMUK TARLALARINDA IRGATLIK YAPTIM, GAZETECİLİK BUDUR!”Cumhuriyet'te yazı dizisi olarak yayımlanan “Can Pazarı” röportajı film gibi.Fikret Otyam yaptı röportajı, fotoğrafları da ben çekeceğim ama başıma gelmeyen kalmadı. Pişmiş tavuk daha mutlu yani. Pamuk tarlalarında ırgatlık yaptım. Geliyorlar böyle adamları seçip topluyorlar, bindiriyorlar kamyonlara, yallah! Fikret bir kamyona ben başka bir kamyona düştüm. O Çukurova'nın bir yerine gitti, ben başka bir yerine. Birbirini ara ki bulasın. Herkesin döşeği falan var bende eski püskü bir kıyafet hariç bir şey yok. Nerede yatacaksın? Akrebi var, yılanı var berbat. Oradaki çalışmayı çektim bol bol. İşçi oldum, pamuk topladım bir hafta. Yevmiyemi aldım, ben gidiyorum dedim. Asfalt yolda iki buçuk saat yürüdüm. O kılıktaki adamı kimse de almıyor arabasına. Nihayet birisi aldı da gittim. Fikret'le buluştuktan sonra orada başka bir yer bulduk. Bir de baktık ki bir yüzbaşı doğudan elli kişiyi aileleriyle getirmiş pamuk toplamaya. Pamuk açmamış, o yüzden orada bekletiyor onları. Çoluk çocuk aç, parasız. Sonra da toz olmuş yüzbaşı. Fikret'le iki tane araba aldık, ekmek, peynir falan doldurduk. Götürüp ailelere verdik. Ama o kadar açlardı ki harp çıktı. Böyle sahneler de gördük. Hepsini çektim. Gazetecilik budur, dünyaya şahit olmaktır! Biz dünyayı yazıyoruz. Biz patronlar gibi Allah'ın cezası herifler değiliz.Çetin Altan ile dayak da yediniz.Akşam Gazetesine “Al İşte İstanbul” adlı bir yazı dizisi hazırlayacağız. Üç hafta gecekondu mahallelerini gezdik, çektik. Bir yerde kadınlar vay nasıl çekersiniz falan diye kızdı anladın mı? İkna edemedik. Kocalarıyla birlikte saldırdılar. Zor kaçtık ama iyi dayak yedik.Orhan Kemal'le Harbiye'ye kadar yürümüştük. Sonra Taksim Sineması'nın karşısında Eftalupos kahvesini yıkmaya başladılar. Orada da Mehmet Cemal'le gördük olanları. Babamın eczanesi de orada, bir şey olmadı ona. Ama bir baktım elini kesen babamın dükkanına gelip tedavi oluyor. Dacat Güler Ecza Deposu'ydu adı. Anlamamışlar bizim Ermeni olduğumuzu.Nâzım Hikmet fotoğraflarınızı neden yaktınız?Kitabını bulundurmak bile tehlikeliydi. Mecbur kaldım. İçim de yandı.“ROMANTİK REALİZMİN BAŞLANGICIYIM”Yakın dostunuz Henri Cartier Bresson denilince ilk aklınıza gelen?Realist fotoğrafın başlangıcı. Ben de romantik realizmin başlangıcıyım.Hangi ışığı daha çok seversiniz?Bütün ışıkları ama pek fazla puslu resim çekmedim mesela.Obje ve doğa çekmiyorsunuz.Yaşamı çekerim. Ben insanın derdiyle uğraşan adamım. İnsanın hayatını ve dertlerini çekerim.Doğu'yu çekmeyi seviyorsunuz.Doğu'da daha çok iş var çünkü. Pozisyon var, yaşam var, dert var. Batı'da ne var, keyifleri yerinde evi var, arabası var, parası var. Neyini çekeceğim?Afrodisias'ın Keşfi olayı... Sayenizde farkına varılan büyük işlerinizden biri.Beni Kemer Barajı'na gönderdiler. Yolu kaybetti dangalak şoför. (gülüyoruz) Gece kaldık bir yerde. Bir baktık, yerde sütun başları falan. Ertesi gün de orada kaldım, fotoğraflar çektim. Sonra anladı millet Afrodisias ne müthiş bir şeymiş. Nuh'un Gemisi ve Nemrut Dağı çalışmalarım da böyle ses getirmiştir.“ŞARLO VE SARTRE'I ÇEKEMEDİM, İÇİMDE UKDE”Kimi çekememek içinizde ukde kaldı?Şarlo (Charlie Chaplin) ve Sartre (Jean Paul). Chaplin'e mektup yazdım, yanıt gelmedi. Evine gittim, karısıyla konuştum. Herif yukarıda ama inmedi aşağıya. Felçti, öyle resmi çekilsin istemedi adam. Einstein (Albert) ölmüştü zaten. Ama şükür ki Picasso'yu (Pablo) çektim hatta Picasso resmimi bile yaptı. Chagall'ı (Marc), Aragon'u (Louis), Dali'yi (Salvador) çektim. Dali canıma okudu yahu! Tartakladı herif beni. Herkesi tartaklardı zaten. Ama ben vazgeçmedim, vazgeçmem! Foto muhabiri vazgeçmeyen adamdır.Leica, alamet-i farikanız gibi elbet ama sahip olduğunuz ilk makine hangisiydi?İlki Rolleicord II'ydi. Babam, ayrıca çocukken 35 mm'lik Ernemann Kinox III almıştı bana. Okulda, evde film gösterimleri yaptım onunla.Gamze Akdemir / Cumhuriyet Kitap Eki
Erkek Şiddeti Bir Kadını Kolları ve Bacaklarından Etti...
Arzu Boztaş çocuk gelindi, büyüdü, erkek şiddetinin en büyük mağdurlarından biri oldu. Üzerine ‘kuma’ getirilince boşanmak isteyen Boztaş eşinin pompalı tüfekle açtığı ateş sonucu bacaklarını kaybetti, kollarını kullanamaz hale geldi.Kadın cinayetleri, çıkarılan yasalara ve imzalanan sözleşmelere rağmen uygulamadaki sorunlar nedeniyle bir türlü önlenemezken, kadının ekonomik özgürlüğünün olmaması, çocuk gelinler, kendi tercihini yapan kadınların şiddete uğraması, şiddet görmesine rağmen kadınların korunamaması, kamu güvencesinin bir türlü istenen ölçüde sağlanamaması gibi yapısal problemlerin tamamı, tek bir kadının bedeninde kendini gösterdi.Ankara’da, henüz 14 yaşında evlendirilen, 14 yılda 6 çocuk sahibi olan ve şiddetle geçen yıllara rağmen ekonomik özgürlüğü olmaması nedeniyle kendine ait bir yaşam kuramayan Arzu Boztaş, kocasının üzerine “kuma” getirmesini kabullenmeyince, bacaklarından ve kollarından oldu. Milliyet'ten Gökçer Tahincioğlu'nun haberine göre zihinsel engelli olduğu belirtilen bir kıza tecavüz ettiği öne sürülen kocası, ailenin şikayetçi olmasını önlemek için nikah kıymayı kabul edince Boztaş’tan kendisinden boşanmasını ancak yanında yaşamaya devam etmesini istedi. Boşanmayı kabul eden ancak birlikte yaşamayı kabul etmeyen, 6 çocuğuyla yeni bir yaşam kuracağını söyleyen Boztaş, eşinin yakın mesafeden hedef gözeterek ateşlediği pompalı silahın hedefi oldu. Kocası, Boztaş’ın önce bacağının eklem kısımlarına, yere düştüğünde de ayağıyla eline basarak, kollarının eklem bölgelerine ateş etti. Bacağı kesilen, kollarını kullanamayacağı da anlaşılan Boztaş’ın 6 çocuğu devlet gözetimine alındı. Yaşam mücadelesi veren Boztaş, tutuklanan eşinin serbest bırakılmasından ve ailesinin tehditlerinden korkuyor.Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ise “Biz Arzu’yu engelli hale getiren adamın en ağır cezayı alması için mücadele edeceğiz” değerlendirmesini yaptı.14 yaşında evlendirildiArzu Boztaş, henüz 28 yaşında, 14 yaşında görücü usulüyle evlendirilmiş çocuk gelinlerden biri. Yozgat’a gelin giden, 1 yıl sonra ilk çocuğunu doğuran Boztaş’ın şiddetle tanışması aynı yıla denk düşüyor.Boztaş, başlangıçta “kader” diyerek dayağa katlandı. Ancak yaşadıkları, yaşayacaklarının yanında hafif kalırdı. Henüz kendisi çocukken, her sene ardı ardına hamile kaldı. 10 yaş büyük eşi Ahmet Boztaş’ın ne sosyal güvencesi, ne işi gücü vardı. Sadece babadan kalma mallarla geçiniyor, kardeşlerinden para alıp, kardeşinin ailesiyle aynı evde yaşıyordu.Dayaklar ise eşiyle sınırlı değildi, bir keresinde, kendisine diklendiği gerekçesiyle eşinin ağabeyi keresteyle saldırmış, bir keresinde eşi bıçakla ailesine saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle Boztaş’ı yaralamıştı.Birkaç kez, kendisi gibi hiçbir sosyal güvencesi olmayan, günlük yevmiye karşılığında amelelik yaparak ailesini geçindirmeye çalışan babasının yanına kaçtıysa da her seferinde çocukları alıkoyan kocasının tehditleri ve çocuklarını kullanması nedeniyle geri döndü. Zaten, ailesinin yanındayken, kocası annesini ve kardeşlerini de tehdit etmiş, ailesi savcılığa başvurmasına rağmen hiçbir sonuç çıkmamıştı.Uzaklaştırma aldı, evde kaldıYaklaşık 1.5 yıl önce dayanamayarak savcılığa gitti. Savcılık, kocası için 3 ay evden uzaklaştırma kararı verdi. Şiddet nedeniyle dava açtı. Ancak Boztaş’ın pazarlık gücü yoktu. Uzaklaştırma kararına rağmen her gününü evde geçiren kocasını uzak tutmak için hiçbir şey yapamadı. O üç ay yine şiddet gördü. Bir süre sonra, darp nedeniyle kocasının suçlu bulunduğu ancak 5 yıl süreyle aynı suçu işlememesi halinde cezanın ortadan kaldırılacağı ve bu aşamada ertelendiğine yönelik kağıt eve geldi. Şiddet sürüyor, Arzu artık şikayet etme gereği bile duyamıyordu.‘Çocuklarıma bakarım’Hayatta “Yeşil Kart” dışında bir şeyi bulunmayan Arzu Boztaş sürekli çocuklarını sayıklıyor. Kesilen bacağında enfeksiyon bulunan ve tedavisi süren Boztaş, “Elbise giymeyi, yıkanmayı özledim” diyor. Altı çocuğunun babasının tüm yaptıklarına rağmen, bunu da yapmasını kabullenemiyor. Ne hayatını bundan sonra nasıl sürdüreceğine, ne protezlerini nasıl alacağına ne de çocuklarına kollarını kullanamazsa nasıl bakacağına yönelik fikri var. “Kollarımı kullanırsam çocuklarıma bakarım” diyor, ailesinin ümitsiz bakışları arasında... Devlet bacaklarımın protezini karşılar mı? Babamın bir şeyi yok. Bana nasıl baksın? O eve dönemem” diye anlatıyor durumunu. .‘Toplantılarla olmuyor’Arzu Boztaş’la yakından ilgilenen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Ankara Temsilcisi Ayşen Ece Kavas da Boztaş’ın durumu için, “Bir kadının kendi hayatına karar vermek istediği için ne bedeller ödediğinin en açık örneği Arzu kardeşimiz. Biz hep Arzu’nun yanında olacağız. Arzu sağlık masraflarını devletin karşılayacağından bile şüpheli. Gösterişli toplantılar yapınca kadınların hayatı kurtulmuyor. Bakanın son toplantısında soru sormak isteyen arkadaşımız susturularak salondan çıkarılmıştı” dedi.Kumayı kabul etmedi diye...Arzu Boztaş, eşinin kendisini aldattığını biliyordu. Babadan kalma mallarını satan Ahmet Boztaş, parasının önemli kısmını başkalarıyla harcıyordu. Kendisi ve çocuklarına zarar vermediği sürece sakıncası yoktu. Ancak bir süre sonra zihinsel engelli olduğu belirtilen bir başka kızla zorla birlikte olduğu ve bunu sürdürdüğü ortaya çıktı. O haberler, o kızın babasının da kulağına gitti. İddiaya göre kız hamileydi. Baba Ahmet Boztaş’a şikayetçi olacağını, evlenmesi gerektiğini söyledi. Ahmet Boztaş, eve geldi ve eşi Arzu’ya resmi nikahını bırakmazsa hapse gireceğini söyledi. Ahmet Boztaş’a göre boşanabilir ve diğer kızla evlense de aynı evde yaşayabilirlerdi. “Boşanalım” diyen Arzu Boztaş’ın ise gerekirse temizliğe gidip, çocuklarına bakmaktı niyeti. Aynı evde o kadınla yaşamayacağını söyledi. Bu nedenle dayak yedi, hırpalandı ama vazgeçmedi. “Savcılık” tehdidi artınca eşi boşanmaya razı oldu.Eklemlerine ateş ettiBoztaş planını yapmıştı. Arzu Boztaş’a, küçük çocukları komşuya bırakmasını, adliyeye gidip dava açacaklarını söyledi. Arzu Boztaş, okula giden dört çocuğunu gönderdi, iki çocuğu komşuya bıraktı. Tam evden çıkacaklardı ki Ahmet Boztaş, “Bir daha konuşalım” dedi. Eline babasının evinden önceden getirdiği pompalı tüfeği aldı. “Sen beni bırakırsan gidip başkasıyla evlenirsin, seni öldürmeyip süründüreceğim” dedi. Önce dizkapağına ateş etti. Arzu yere düşünce, tüfeği diğer dizkapağına doğru ateşledi. Genç kadın, kaçmaya çalışırken, ayağıyla eline bastırıp dirsek bölgesine ateşledi. Yetmedi, diğer kolun aynı bölgesine bir kez daha ateş etti. Ahmet Boztaş, polise teslim edildi. Arzu Boztaş’ın ise iki bacağı kesildi. Damarları işlemez hale gelen kollarının şimdilik kesilmesine gerek görülmedi ama ailesine artık kollarını da kullanamayacağı söylendi.GÖKÇER TAHİNCİOĞLU | Milliyet
Reklam
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
3 Aralık Dünya Engelli Hakları Günü. Bazıları bu tanımı pek sevmese de aslında bir farkındalık günü,haftası aslında. Harika seminerler düzenleniyor, farklı projelerle dikkat çekiliyor. Buraya kadar her şey güzel.Ancak, yıllardır gözlemlediğim bir durumu paylaşmak istiyorum. Çoğunlukla 3 Aralık günü sanki Engellilerin Bayramı'ymış gibi bir anlayışla da yaşanıyor.Engelli bireylere güller dağıtılıyor, engelli çocuklara hediyeler veriliyor. Bazı Rehabilitasyon merkezleri bile o güne özel şenlikler düzenliyor...İyi niyetten şüphem yok elbette ama,Ne olur bunu yapmayın...Bu yapılanlar bir gülümseme ile karşılansa da çok incitici oluyor çünkü...
Fatih Terim'den 'Hamza Hamzaoğlu' Yorumu
Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, Galatasaray Teknik Direktörlüğü için Hamza Hamzaoğlu’nun doğru bir seçim olduğunu söyledi.Bakırköy Belediyesi 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim ve eski öğrencileri Hasan Şaş, Oktay Derelioğlu, İlker Yağcıoğlu’nun yer aldığı şöhretler takımını İstanbul Özürlüler Spor Kulübü Ampute Futbol Takımı’nı özel bir maçta bir araya getirdi.TERİM: 'HERKES KISA SÜRE DE OLSA EMPATİ YAPMALI'Organizasyonda konuşan Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, “Hepimiz idrak ediyoruz ve etmeliyiz. Bugünün en önemli duygusu empati olmalı. Kısa süre de olsa herkes empati yapmalı. Sayın başkan böyle güzel bir organizasyon yaptı. Bizler de burada buluştuk. Kendisine teşekkür ediyorum. Keşke daha fazla imkan ayırabilsek ve engelleri kaldırabilsek. Bugünün en önemli duygusu empati” ifadelerini kullandı.Eski futbolcularını gördüğü için çok mutlu olduğunu belirten Terim, “Hepsi benim değerli oyuncularım, eski oyuncularım. Gayet güzel bir duygu. Epeydir görüşmüyorduk” şeklinde konuştu.'HAMZA’NIN BAŞARILI OLACAĞINA İNANIYORUM'Galatasaray’ın yeni teknik patronu Hamza Hamzaoğlu hakkında da açıklamalarda bulunan Fatih Terim, “Hamza bence doğru bir seçim. Hamza başarılı olacaktır, inanıyorum. Hem karakteri hem de hocalığıyla. İnşallah ülkemize yeni bir başarılı hoca da katılmış olacaktır. Ben kendisine inanıyorum” dedi.İHA
20 Nefes Kesen Fotoğraf ile Victoria's Secret Defilesi
2014 Victoria’s Secret defilesi bu yıl ilk kez Londra’da gerçekleşti. Birbirinden gösterişli iç çamaşırlarının sergilendiği defile, Türkiye'de 1 Ocak 2015 tarihinde yayınlanacak.Gisele Bündchen, Candice Swanepoel, Adriana Lima, Alessandra Ambrossio gibi dünyanın en gözde top modellerin podyuma çıktığı gecede, hem mankenler hem de iddialı iç çamaşırları modelleri nefes kesti.Taylor Swift, Ariana Grande, Ed Sheeran konserleriyle renklenen defilede boy gösteren 47 Victoria’s Secret Meleği, Türk tasarımcı Serkan Cura imzalı kanatları taktı.Defilede en dikkat çeken parçalar ise kıdemli modeller Adriana Lima ile Alessandra Ambrosio’nun tanıttığı her biri 2 milyon dolar değerindeki iç çamaşırları oldu.Dream Angels Fantasy Bra sütyenler, Victoria’s Secret için dünyaca ünlü mücevherci Mouawad tarafından özel olarak tasarlandı.18 ayar altınla birleştirilmiş 16.000 adet değerli taşla süslenen çamaşırlar; kol, bacak, karın ve boyun takılarla hareketlendirildi. Sütyen ve vücut takılar; yakut, elmas, lacivert ve açık mavi safir taşlarla bezendi.AA ekibi, defile öncesinde sahne arkasına girerek, modellerin şova hazırlık sürecini fotoğrafladı. Sahne arkasında AA muhabirine konuşan Adriana Lima, 'Defile ilk defa Londra'da düzenleneceği için hepimiz çok heyecanlıyız. Bunun için Londra'dan daha iyi başka bir yer düşünemiyorum çünkü modanın başkentindeyiz' dedi. Türkiye hakkında konuşan Brezilyalı model, Türk mutfağını ve kültürünü çok sevdiğini dile getirdi. Lima, 'Türkiye çok güzel bir ülke. Gittiğimde herkes çok sıcak karşılamıştı beni. Türkiye ikinci evlerimden birisi diyebileceğim bir yer gerçekten. Tekrar gitmeyi çok isterim' diye konuştu. Lima, Türk basınında kendisiyle ilgili yer alan iddialara ise yanıt vermeyi reddetti.
Reklam