Crop Tops Bluz Modası
Bir kaç sezondur devam eden kısa üstler, 2014 İlkbahar Yaz sezonu nda da moda. Aslına bakarsanız her 10 yılda bir, ara ara moda olduğunu söyleyebiliriz. En son 2000′li yılların başında, Britney Spears’ de gördüğümüz halter yakalı kısa üstler ve düşük belli pantolonlar bu sezon kendini, bustiyer ve kısa tshirtler le birlikte kullanılan yüksek belli pantolon ve;
7 Maddede Kurt Seyit ve Şura Neden Tutmadı?
Yılın merakla beklenen dizisiydi. Başrolde ekranların en popüler ismi Kıvanç Tatlıtuğ vardı. Üstelik hikaye de Nermin Bezmen’in çok sevilen ve çok satan aynı adlı popüler romanından alınmıştı. Ama olmadı, istenilen başarıyı bir türlü yakalayamadı. İşte bana göre bu dizi için ‘olmadı’ dedirten 7 neden... Yılın merakla beklenen dizisiydi. Başrolde ekranların en popüler ismi Kıvanç Tatlıtuğ vardı. Üstelik hikaye de Nermin Bezmen’in çok sevilen ve çok satan aynı adlı popüler romanındanalınmıştı. Ama olmadı, istenilen başarıyı bir türlü yakalayamadı. İşte bana göre bu dizi için ‘olmadı’ dedirten 7 neden... Bir Dizinin aylar öncesinden yayınlanmaya başlayan fragmanlarının yarattığı yüksek beklentinin, Rus klasiklerinin 'İki adım ileri bir adım geri' temposunda cılız bir aksiyona dönüşmesi... İki Pek çok kişinin, sezonun ortasında yayına giren Kurt Seyit ve Şura başlamadan Küçük Ağa'nın tutkunu olması... Seyirci artık o eski seyirci değil; elinizde en yakışıklı erkekler, engüzel kızlar olsa da zamanlamaya dikkat edeceksiniz. Yoksa bir bakmışsınız, küçümsediğin dizilerin gerisinde kalmışsınız. Üç Hiç gerek yokken Kurtlar Vadisi'nin elinde tuttuğu 'bir bölümde en çok ölen karakter sayısı' rekorunu kırmaya çalışması... O işi zaten en iyi şekilde yapan başkaları var zaten. Dört Fazla traşın cildi bozduğu gibi, fazla ağdalı diyalogların da seyirciyi bozması, yorması ve diziden soğutması. Beş Diziden çok her bölümünün sanki ayrı bir filmmiş gibi çekilmesi... Bu da izleyiciyi açısından ciddi bir takip lezzeti yoksunluğu yaratıyor ve diziden uzaklaştırıyor. Altı Kostüm işi abartılıp seyircinin o kıyafetlerin ardında özlediği Kıvanç'ı bir türlü görememesi. Dizinin, sokak modasına hiçbir şekilde etki edememesi... Yedi Behlül'e, Kuzey'e ve onların her haline ikna olan seyircinin, Kurt Seyit Kıvanç'a bir türlü ısınamaması. Dizinin hikayesinin, bizim seyirciye çok uzak, fazla yabancı kalması.İzzet Çapa | Hürriyet Kelebek
Rihanna Animasyon Karakterini Seslendirecek
Rihanna da animasyon karakteri seslendiren ünlüler arasındaki yerini almaya hazırlanıyor. Dreamworks yapım şirketinin Adam Rex’in çocuk kitabından beyazperdeye uyarladığı Home/ Ev adlı filmde Rihanna, “Tip”adlı siyahî bir karakteri seslendirecek. Grammy Ödüllü şarkıcı, uzaylıların evlerini bulmalarına yardım eden, ergen bir çocuğu seslendirmekten mutluluk duyduğunu ifade etti. Jennifer Lopez, Jim Parsons ve Steve Martin de bu yeni projede seslendirme yapacak isimler arasında. Filmin ana karakterinin siyahî olmasının üzerinde durulurken, Shadow and Act adlı sinema blogundan Tambay A. Obenson: “Hollywood yapımı üç boyutlu animasyon filmlerinde başrol olarak siyahî bir karaktere rastlamak pek mümkün değil. Bundan sonra daha sık göreceğiz herhalde” açıklamasında bulundu. Ayrıca, Rihanna’nın, filmin soundtrack’ine de katkı sunması bekleniyor.  Taraf
Reklam
Sıla: "Evdeki Televizyonu Söktüm"
Sıla: Twitter, bize zaman kazandırıyor. Herkes muhabir oldu. Doğalgaz patlaması olduğunda ilk televizyonlar yayında değildi, hepimiz ilk Twitter'a baktıkŞarkıcı Sıla, “TV ile hiç alakam yok. İki üç senedir hiç TV seyretmiyorum, sadece film seyredecek bir düzenim var. TV’yi söktüm. Söktüm, çünkü her baktığımda biraz daha düştüğümü gördüm TV’ye” dedi. Yeni albümü 'Yeni Ay'ı geçen ay yayımlayan Sıla, Radikal gazetesinden Armağan Çağlayan’a konuştu. Armağan Çağlayan’ın Sıla ile yaptığı söyleşi şöyle: Sizin çok mesafeli bir tavrınız var. Bu mesafe özellikle mi? Mizaç. Hep böyleydim, çocukken de. Beni sonradan tanıyanlar çok şaşırır. Ama özellikle koyduğum bir mesafe değil. Bir ticari yaratım değil, böyleyim. Alışmam zaman alıyor benim insanlara. Önce biraz durup bakmayı seviyorum. Sonra kendiliğinden doğal bir şekilde çözülüyor, duvar da kalkıyor. Ama bu mizaca ters bir meslek yapıyorsunuz? Sahnede böyle değilim ama. Konserde çok iyi ve rahat bir bağ kurarım. Onu almaz yani seyirci, mesafeyi. Zaten şarkılar da arayı kapatıyor. Yazım süreci de malum yaratım süreci de çok benle ben arasında. Sıkıntısını çekmiyorum yani. Bir de daha yapış yapış bir hale alıştığımız için senelerdir, o yüzden benim yapım farklı geliyor. Popüler kültüre de magazine de bir mesafe varmış gibi duruyor... Sevmiyorum magazini. Kastım şu: Olması gereken magazine her zaman varım. Ama çok özel hayat, çok açık bir hayat, yani kendimi göstermeyi çok sevmiyorum. Anlatmak istediklerimi zaten şarkılarla anlatıyorum. O kadar merak ettiklerini zannetmiyorum ben de merak etmiyorum mesela. Hiç merak etmez misiniz başkasını? Ben insanlara bakmayı seviyorum. Burası bir kafe olsa mesela ben size bakarım. Ama Armağan Çağlayan olarak değil x biri olarak bakarım. İnsanları seyretmeyi seviyorum, tepkilerini, nasıl cevap verdiğini.. Bu da bir mesleki deformasyon aslında. Seviyorum insanları seyretmeyi, nasıl âşık olur diye, kime âşıktır diye merak etmiyorum. Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Ben çok seviyorum müziğinizi, bana arabeske yakın geliyor, Müziğinize “Tam rakı masası şarkıları” diyorlar.. Çok hoşuma gidiyor bu benzetme. Rakı masası çok samimi ve âdâplı ortamdır. Dolayısıyla iyi bir tanım. Ben çocukken kendi şarkılarımı yazıp söyleme hayali kurdum. Evet, deodorant şişesi ya da saç fırçasıyla çok anım var. Geceliğimiz arkasına kıskaçlı kuyruk, Emel Sayın’dan özenip. Ama hiçbir zaman sadece yorumcu olarak, ışıkların altında olmak istemedim. Hep kendi şarkımı, sözümü ve hikâyemi anlatabileceğim bir şey düşledim. En büyük şansım; yaptığım işin popülist bir yerden çıkmayıp popüler olması. Müziğimi özgün olarak tanımlıyorum, benim müziğim işte! Siz mesela modern Yıldız Tilbe gibi geliyorsunuz bana. Şarkı tarzından ödün vermeyen, kendi tarzı olan, piyasanın peşine takılmayan.. Bizim şöyle bir şarkıya ihtiyacımız var diye hiç oturmadık biz kanepeye. Hiç gitarı almadık öyle elimize. Hep içimizden döküldüğü gibi onun peşinden gittik. O zaten insanı özgünleştiren. Ötekisi iyi bir şey değil. Çok talihsiz bir zamanda çıktı ‘Yeni Ay’ albümü. İnsanların çok politikleştiği bir dönemdi... Siz de büyük bir cesaretle çıkardınız. Hiç kimsenin aklına gelmedi mi? Çok konuştuk bunu. İki ay daha bekleyeceğiz, seçimi atlatacağız... Çok şey değişir mi dinleyicim için? Hayır, biraz aralanmış olurlar sadece. Dolayısıyla korkmadan yürüdük, bir zararını da görmedim. Gayet olması gereken yere ulaştı. Şimdi de ikinci klibi ‘Yabancı’ya çektik. 15 gün içinde izlersiniz tahmin ediyorum. Biraz da bu müziğinize ve kendinize güvenle ilgili bir durum… Evet, yaptığım işe güveniyorum. Zaten güvenmediğim şey olaydı ben onu CD’ye bastırmazdım. İlgileniyor musunuz Türkiye’de neler olduğuyla? Politize olmaktan kaçındınız mı? Mümkün değil kaçınmak. Yaşadığınız topraklarda ne oluyorsa ilgili olmak zorundasınız. Ben biraz politikadan kaçtım, çünkü ben politik bir aileden geliyorum. Benim iki dedem de -biri Adalet biri de Demokrat Parti’den- milletvekiliydi. Bir tanesi Yassıada mahkûmlarından hatta, Muzaffer Balaban. Babam çok uzun süre politikayla uğraştı, milletvekili olacaktı köşesinden döndü. Dolayısıyla biz ne zaman otursak bir yerden sonra politika konuşulur. Kaçış yok. Ayrıca o kadar çok şey yaşandı ki son dönemde kayıtsız kalmak imkânsız. Dışardan baktığımda sizin sosyal demokrat bir aileden geldiğinizi düşünürdüm. Belki attığınız tweet’lerden dolayı öyle olabilir. Olabilir. Ben biraz daha sosyal demokratım diyelim. İzmirli misiniz aslen? İzmirliyim. Denizli doğumluyum, babam Denizlili annem İzmirli. İlkolulu Denizli’de bitirdim. Daha sonra Fransızca sevdası yüzünden İzmir’e okumaya gittim. Üniversite için İstanbul’a geldim. Müzik piyasasında ilk kiminle tanıştınız? İstanbul’a geldiğim sene Fransız Edebiyatı’na girdim, çünkü konservatuvarı kazanamadım. Küstüm de biraz müziğe. Fransız edebiyatından giderim diye düşündüm. Fakat ilk sene illallah geldi. Evde gizli gizli şarkı yazıp söylüyordum. Bir arkadaşım Bilgi’de müzik okuyordu, onunla konuştum. “Bir piyanist arkadaşım var. Çok iyi anlaşacağını düşünüyorum. Senin gibi delidir biraz. Çalış onunla, bak bakalım” dedi. Demir Durukan, şimdi çok iyi bir müzisyen oldu Viyana’da. Onunla çalışmaya başladıktan sonra çok şevklendim. Sonrasında Bilgi’de Caz Vokal’e girdim ve rahmetli Nuket Ruacan’la çalışmaya başladım. Çok klişe ama hakikaten sahne tozu yutmak lazım. Liseden beri tanıdığım Cem Öcal, Kenan Doğulu’ya vokal yapardı o zamanlar. “Ben seni Cihan Okan’a yönlendireyim” derken bir haftada Kenan Doğulu’nun sahnesinde buldum kendimi. En çok şeyi o sahnede öğrendim. 2000 yılında başladım Kenan’a, ilk albümümün çıktığı 2007’ye kadar vokalliğini yaptım. Çok şey öğrendiğim bir yerdi. Kenan Doğulu’nun çok yardımı oldu. Popüler kültüre uzak duruyorsunuz ama çıkan albümleri alır mısınız, dizi izler misiniz, Türk yazarları okur musunuz? Merak ettiklerim oluyor müzikal olarak, onları takip ediyorum. TV ile hiç alakam yok. İki üç senedir hiç TV seyretmiyorum, sadece film seyredecek bir düzenim var. TV’yi söktüm. Size gelsem ben bir kanal izlemek istiyorum desem imkânsız mı? Evet, internetten açarız ama. Çok ilginç. Ben bir televizyoncu olarak hiç böyle insanların olduğunu düşünmüyordum. Söktüm, çünkü her baktığımda biraz daha düştüğümü gördüm TV’ye. Filme çok merakım var, bol bol vakit buldukça film izliyorum. Türk Edebiyatı’na ilgim büyük. Acayip bir Hakan Günday fanıyım. Yeraltı edebiyatını çok severim. Ben ‘Daha’yı çok beğendim. ‘Az’ı da çok beğenmiştim. Evde televizyonu sökünce bir eksiklik hissetmiyor musunuz? Yok hissetmiyorum. Gerektiğinde internetten bakıyorum. Her gün gazete okur musunuz? Okurum. İnternetten okuyorum. Sabah uyandığım zaman ilk gazeteleri tararım, ne olmuş ne bitmiş... Siz dışardan çok kurumsal gözüküyorsunuz. Yönetilen marka olarak gözüküyorsunuz. Öyle mi? İlk başta konuştuğumuz mesafeli durma hali kurumsallık veriyordur. Hem de bir yandan da Sıla Gençoğlu olarak Sıla markasını yönetiyorum. Ve tek başına yönetmiyorum bu markaya hizmet eden çok kişi var Efe başta olmak üzere. İki taraflı yani. Mutlu musunuz bu durumdan? Sıkıyor mu? Çok mutluyum. Sıkmıyor. Ben işe iş gibi davranmayı seviyorum. Ben yazan tarafta olduğum için bu taraf çok eğlenceli, çok inişli çıkışlı. Dolayısıyla bu beni ayakta tutan bir şey. Geri kalan kısmı yönetilen idari, iş kısmı. Onlar da beni çok sıkmıyor, çünkü onlar olmazsa bu kadar dik duramayabilirim çünkü. Orada falso olmaması gerekiyor. Çok iyi şarkıcılar var mesela ama şarkısı yoksa ne dinleyeceğim ben ondan? Türkiye’de iyi şarkıcı kim? Çok var Türkiye’de. Tarkan iyi şarkıcı mesela. Aslan gibi şarkıcı işte. İbrahim Tatlıses, Kibariye, Mine Koşan, Kubat çok iyi şarkıcı. Farkındaysanız hep farklı yerlerden. Yıldız Tilbe çok iyi şarkıcı. O kadar Orhan Gencebay dinlememe rağmen ben o şarkıyı ilk Yıldız Tilbe’den duydum. Kenan Doğulu ile çalışırken Bodrum’da bir akşam Yıldız Tilbe geldi ve Kenan davet etti sahneye. Ki gerçekten çok beğenirdim, bir şarkı söyledi sahnede baya dizimin bağı çözüldü o söylerken. Siz de benim gibi küçük yerde doğup büyümüşsünüz. Ben bunun insana çok şey kattığını düşünenlerdenim. Büyük bir şehirde büyüseydim belki buralara gelemezdim.. Kesinlikle çok önemli bir şey. Hep bir adım ilerisini hayal edersiniz ya... Bir de etrafınızda gördüğünüz her şey büyük yerlerde bu seçim zamanında da çok konuştuğumuz şey aslında, alır mı almaz mı falan... Hepimiz birbirimizi doldurduk, hele Twitter’da… Ben bunu konserlerde çok net algılıyorum. Twitter hepimizin hayatında durduğunu düşündüğümüz bir şey ya. O da bizim hayatımızda bir yerde duruyor. Atıyorum Çorum’a konsere gidiyorum. Her konserden sonra kontrol ederim konserle ilgili ne düşünmüşler diye. İnanın bu taraflarda konserle ilgili Twitter’da yorum görüyorum. Ama gittiğim o bölgelerde hiç görmüyorum Twitter’da. Kullanmıyorlar ki. Siz çok düşkün müsünüz Twitter’a? Ben düşkündüm. Ondan da kendimi iteledim. Bir baktım ben okuyacağım iki sayfayı erteliyorum. Böyle kitaplar duruyor başucumda. Ben biraz daha Instagram’a yöneldim. Çok insan takip etmek gerekiyor biraz öyle ama daha temiz bir ortammış gibi geliyor bana... Sosyal medya galiba hayatımızı mahvediyor. Ben de geçen hafta TV fuarı için yurtdışına gittim, dedim ki döndükten sonra evde geceleri bilgisayar açmayacağım, telefondan Twitter’a bakmayacağım daha faydalı şeyler yapacağım. Ama bir yandan da haber kaynağı, ben bir sürü şeyi ilk orada görüyorum.. Geçen doğalgaz patlaması oldu. Evime yakın bir yerdeydi. Hepimiz ilk Twitter’a baktık. Ben koştum hemen internetten CNN Türk’ü açabilir miyiz falan ama hiçbiri vermiyor ki haberi. Zaman kazandırıyor Twitter bize. Herkes muhabir oldu aslında yani. Ama böyle böyle yazılı basın ölecek. Nasıl eskiden kaset vardı CD çıktı kaset öldü, YouTube gibi siteler çıktı şimdi de CD ölüyor yavaş yavaş. Geçen ben İzmir’e gittiğimde babama sordum benim ilk albümün kasedi var mı evde diye. Görmek istedim yani, tekrar elime almak istedim. Babam dedi ki valla yok. İlk albüm çıktığında kaset basmıştık. Çünkü o zaman hâlâ esintisi vardı. Sizin çocukluğunuzda yoktu ama benim çocukluğumda long play vardı. Anne babamın bütün long play’leri bende. Çok severim pikaptan müzik dinlemeyi. Acayip bir ses geliyor bir kere, hiçbir şeye benzemez. Hele ki biraz da plak eskiyse. Babamın plaklarından da biraz izinli aşırdım Ferdi Özbeğenler falan Zeki Mürenler tam yani olması gerektiği gibi. Üç sene sonra nerede olacak peki müzik sektörü? Total olarak dijitale kayacağız, bu belli oldu yani. CD de bulamayacağız, öyle mi? Buluruz, buluruz, üç seneye buluruz. Ama daha uzun vadede yüksek ihtimal daha başka bir şeye dönecek, tamamen dijitale kayacağız. Ben bile bir albümü merak ettiğimde iTunes’da bakıyorum. Çok özellikli bulursam gidip tabii alıyorum CD’sini. Benim de ilk elim artık oraya gidiyor bu çok ilginç bir durum. Ben üzülüyorum da bir yandan, yani nasıl fiziki somut elimizde durmaz ki?T24
Filmlerin En İyi 6 İkilisi
Bazı filmlerde kahraman koltuğu iki kişiliktir. Yani filmlerde günü kurtaran her zaman tek kişi olacak diye bir kaide yoktur. Hatta hikayenin iki kişi tarafından sürüklendiği filmlerin daha fazla ilgi çektiği bile söylenebilir.İşte bizde size en iyi ikilileri tanıtacağız şimdi.
Reklam
Doya Doya Bakılacak 12 Erkek
etiket
Kimini dudağından, kimini gözünden, kimini düşündüren zeki sözünden... Ama bir de hepsinin birleştiği erkekler var ki... Bak, bak, bak, bak doyamadık inanın. İşte muhtemelen gülüşlerini, bakışlarını, hatta kafa sallayışlarını gördüğünüzde kafanızı çevirip gidemeyeceğiniz, kilitlenip kalacağınız 12 nefes kesici erkek.
90'larda Kalmış Olması İsabet Olan 15 Şey
90'lar iyiydi güzeldi, pek sevmiştik ama kötü yanları da yok değildi. Neyse ki bu kötü yanların çoğunu 90'lar gibi geride bıraktık. İşte ardımızda bıraktığımız ve dönüp bakmamamız gereken yaşanmış gerçekler.
Liselerde Bulunması Gereken 10 Tip
Fotoğraftaki temsilidir. Zira hiçbir okul birincisi kilo-boy orantısını yakalamış, gözleri sağlam gören ve akneden bihaber insanlardan oluşmaz.
Reklam
Showtime'ın Yeni Korku Dizisi ”Penny Dreadful”, 11 Mayıs'ta Yayında
Showtime epey büyük prodüksiyonlu yeni bir korku dizisi olan Penny Dreadful ‘un başlamasına haftalar kala yeni bir fragman yayınladı. Just Like You isimli fragman, dizinin beş ana karakteri hakkında biraz daha fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Josh Hartnett, Eva Green ve Timothy Dalton’ın başrollerinde yer aldığı Penny Dreadful , Frankenstein, Dorian Gray ve Dracula gibi klasikleşmiş korku karakterlerini bir araya getiriyor. Dizide tüm bu karakterleri, ortak bir amaç uğruna mücadele ederken göreceğiz. The Aviator, Hugo, Skyfall gibi filmlerin senaristlerinden John Logan’ın yazıp yönettiği dizinin 11 Mayıs’ta başlayacak ilk sezonu sekiz bölümden oluşuyor.Bantmag
Adriana Lima Boşanıyor
İstanbul'da evliliğini yeniden gözden geçiren Lima, basketbol oyuncusu eşi Marco Jaric 'in kendisinı aldattığına dair haberlerle sarsılmıştı. Güzel yıldız, bu iddialara yanıt vermedi. 2 çocuk sahibi Lima'nın eşinden boşanmaya karar verdiği öğrendildi. Daha önce de pek çok kez aldatıldığına dair haberler çıkan Lima, bu kez eşini affetmeyeceğe benziyor. Sabah
Reklam
Sunucu ile Yönetmen Canlı Yayında Kavga Etti
KKTC'de yayın yapan Kanal T televizyonunda, yönetmenin tutumuna kızan sunucu canlı yayında eleştirilerde bulundu.KKTC''de Kanal T'de sabah kuşağında canlı yayınlanan programın Yayın Yönetmeni Mehmet Sezgin işe geç kaldı. Programın sunucusu bu durumu eleştirince, yönetmen once sunucunun sesini kesti sonra da görüntüsünü. Bunun uzerine sunucu Nazmi Pınar yayını terk etti. Canlı yayında yaşanan bu ilginç olaydan bir saat sonra Nazmi Pınar ekrana yeniden döndü.'SAYGISIZLIK BANA DEĞİL İZLEYİCİYE YAPILDI'Yaşananlardan dolayı öfkeli olduğu gözlenen Pınar, 'Maalesef KKTC’de geri kalmış Televizyonculuğun bir örneği olan bu durum son derece üzüntü vericidir. Düşünün ki canlı yayında sesinizi kısacaklar ve ekrana siyah görüntü verecekler. Bu bana değil izleyiciye karşı yapılan bir saygısızlıktır. Ben ve ekibim sabah programına hazırlık için her gün saat 04.00 itibari ile yoğun bir tempoya girmekteyiz. Tüm hazırlıklarımızın bitmesine rağmen programa başlamak için bir yayın yönetmenini beklemek izleyiciye yapılan saygısızlıktır. İzleyici hatası ile sebabı ile ekran önündeki kişiyi bilir.'MALESEF SESİM KISILMAYA BAŞLADI'Yönetmen uyumuş,geç gelmiş, bunları bilemez. Ekran ile ilgili muhatabı daima ekran önünde gördüğü kişidir. Dolayısı ile geçmişte de benzer olayların yaşanması ve bunun yönetimin dikkatine getirilmesine rağmen değişen bir şeylerin olmaması ve hataların artık alışkanlık hale gelmesi sonucu bende kendimi en iyi ifade edebileceğim, izleyicilerime derdimi anlatmaya çalıştım. Maalesef sesim kısılmaya çalışıldı. Bu bir ayıptır. Ayıp nasıl temizlenir bekleyip göreceğiz. Ancak almış oluğum kararı kanal yönetimi ile paylaştım. Söz konusu yönetmen olduğu sürece asla yayınlara çıkmayacağım” dedi.
'Ekrandaki Güzellerin Hepsi Photoshop'lu'
Oyuncu Selma Ergeç: Kadınlar bunu bilir, her gün aynı uyanmazsınız. Ama en çok kulaklarımı beğeniyorum. Onlar değişmiyor her gün aynı. Her gün uyandığımda küçükler Muhteşem yüzyıl dizisinde Hatice Sultan’ı canlandıran oyuncu Selma Ergeç , çeşitli ünlü isimlere özenen gençlere, 'Hiç birine özenmeyin, inanın onların hepsi Photoshop'lu, ben biliyorum' dedi. Birleşik Arap Emirlikleri'nden yayın yapan MBC4 kanalında Zeynep Özek 'in hazırladığı 'Turki Extra' programına konuk olan Ergeç vücudunda en fazla kulaklarını beğendiğini söyledi. Adanalı Türk doktor ile Alman bir hemşirenin ilk çocuğu olarak Almanya'da dünyaya gelen, 'Best Model of Turkey' yarışmasını kazanmasının ardından çeşitli film ve dizilerde oynayan, 'Muhteşem Yüzyıl'da 3 sezon boyunca 'Hatice Sultan'ı canlandıran Selma Ergeç, programda soruları İngilizce yanıtladı. Çocukluğunda hemen 2 yılda bir ülke değiştirdikleri için kalıcı arkadaşlıklar kuramadığını anlatan Ergeç, köpeği ile zaman geçirdiğini, kitap okumak, müzik dinlemekten hoşlandığını söyledi. Ergeç, şöyle dedi: 'Okurken oyunculuk yaptım. Ama gençken asıl ilgi alanım moda dünyasıydı. Moda çizimleri yapıyordum, modellere hayrandım. Duvarımda Harrison Ford 'un Indiana Jones posteri, kendi çizimlerim ve bir sürü catwalk fotoğrafı vardı. Ergenlik çağındaki kendimi acımasızca eleştirirdim. En büyük tutkum bir gün modellik yapmaktı. Gençlere çağrım; 'Eğer teenage'seniz (Ergenlik dönemi) ve başka kızları kendinizden güzel buluyorsanız hiç endişelenmeyin. Sonunda hayalimi gerçekleştirdim podyum mankenliği ve modellik yaptım. Hatta bunu bir süre Paris'te yaptım. Ancak asıl tutkumun oyunculuk olduğunu keşfettim. Modellik yaparken 'Şöyle görüneceksin, böyle olacaksın' gibi zorlama formlar, beni bir kalıp içine sokmak istemeleri beni rahatsız etti. Gençlere sesleniyorum; Hiç birine özenmeyin.' Muhteşem Yüzyıl sihirli bir set Selma Ergeç, 2.5 yıl süreyle 100'den fazla bölümde 'Hatice Sultan'ı canlandırdığını hatırlatırken, “Bir gün negatif bir şey olmaz mı? Hep pozitif, insanların bir birine yardımcı olduğu bir ortam. Bazı setler olur 1-2 kişi ile iyi anlaşır, ama diğerleri ile anlaşamazsınız. Bu setteki ise, sanki sihirli bir şeydi” dedi. Selma Ergeç, canlandırdığı karakter ile ilgili sorun ile karşılaştığında Okan Yalabık'ın kendisine yardımcı olduğunu anlatırken, “Her sahneyi önemseyip nasıl yapacağımı aşırı titizlikle tartıyordum. Okan bana, 'Bunu masal gibi düşün. Bir masalda her şey olur, olamayacak hiç bir şey yoktur' dedi. Böyle düşünmek birden beni özgürleştirdi. Böyle yapınca 'Doğru olur' diye bir şey yoktu” diye konuştu. Selma Ergeç, dizide dönemin koşullarına göre yaşanan aşkın insanlara özel geldiğini belirterek, “Çünkü birlikte olamıyorlar, dokunamıyorlar, aşklarını gizlemek zorundalar. Hatta korkuyorlar. Bu nedenle izleyicide hep bir beklenti, bir heyecan hakimdi” dedi. ‘Var olan güzellikleri göremiyoruz’ Selma Ergeç, dizideki senaryonun sonuçta kurgu olduğunu, günümüz insanının böyle tutkulu bir aşkı yaşamasının çok düşük bir olasılık olduğunu söyledi. Ergeç, “Günümüzde bir çok güzellik var. Sadece bunların farkında değiliz. Bazı idealize edilmiş şeyler bizi körleştirmiş; 'Böyle görünmek zorundasın,' 'Şöyle aşık olmak zorundasın' gibi. Dolayısıyla hayatımızdaki var olan birçok güzelliği göremiyoruz” diye konuştu. ‘Kulaklarımı beğeniyorum’ Ergeç, Arap sunucu Liana Dahdouh 'un bir sorusu üzerine, her kadın gibi bazı günler kendisini beğendiği halde, bazı günler beğenmediğini bildirirken, 'Kadınlar bunu bilir, her gün aynı uyanmazsınız. Ama en çok kulaklarımı beğeniyorum. Onlar değişmiyor her gün aynı. Her gün uyandığımda küçükler” dedi. Selma Ergeç, hala lisede giydiği kıyafetlerini sakladığını ve onları giydiğini bildirirken, 'Topuklu giyenleri beğeniyorum. Ama ben rahat edemiyorum ve rahat edemediğim hiçbir şeyi giymem' dedi. ‘Murat Yıldırım muhteşem biri’ Selma Ergeç, Arap dünyasında çok sevilen Murat Yıldırım ile kamera karşısına geçtiği 'Kırımlı Korkunç Yıllar' adlı Polonya ve Almanya'da geçen 2'nci Dünya Savaşı filminden söz ederken, 'Yeni tamamladık. Çok derin, yoğun bir hikaye. Asi'den sonra yine Murat'la çalıştık. O muhteşem, çok düşünceli, çok iyi biri. Çok çalışkan, çok disiplinli. Almanca bilmediği halde inanılmaz bir çalışmayla replikleri ezberledi' dedi.T24
Reklam
Twitter'da Fenomen Olmak İçin Yapılması Gereken 15 Şey
Twitter fenomenlerinin neredeyse hiçbiri kendi isimleriyle ve karakterleriyle bu mecrada yer almıyor. Zaten konuyu kullanıcı gözünden ele alırsanız ne demek istediğim açıklığa kavuşacaktır. Tanımadığınız ve ünlü olmayan birini neden takip ettiğinizi bir düşünün. Kendinizi bir marka gibi ele alın ve marka koşullarını gerçekleştirmeye çalışın. Karakterinizin ismini bulmadan önce, hedef kitlenizi belirleyin ve buna göre karakterinizin konumlandırmasını yapın. Kimlere hitap edeceksiniz ve nasıl biri olacaksınız? Bu ikisinin birbiriyle uyum içinde olması çok önemli. Gırgır şamata deyip geçmeyin, çok önemli bir unsur olsa da sadece komiklik yeterli değil. Hatta komiklik yapmak zorunda da değilsiniz, bu hedef kitlenize bağlı.
Ev Yapımı Örümcek Adam Fırlatma Aparatı
Örümcek Adam hayranı Alman Patrick Priebe, ev yapımı elektromanyetik ağ atıcı yapmayı başardı. Örümcek Adam 2 filmine gönderme yaptığı icadıyla çok konuşulacak Priebe bileğine bağladıüı elektromanyetik ağ atıcısı icadıyla Peter Parker’ı sollayacağa benziyor. İnce bir balıkçı ipi ve ucuna bağladığı kancayı fırlatabilen icadıyla uzaktaki maddeleri yakınına çekebiliyor.
Makyaj Uzmanlarının Sırları
Makyaj uzmanlarının estetik makyaj yapma yöntemlerini uygulayarak adeta bir tabloya dönüştürdükleri kadın yüzleri için çeşitli sırları bulunmaktadır. Göz renginizin ortaya çıkmasını istiyorsanız siyah eyelinerı bir kenara bırakın. Siyah rengin küçültme ve kapatma gibi etkisi vardır. Göz renginize uygun eyeliner belirleyerek gözlerinize canlılık katmalısınız. Gri, yeşil, bordo gibi eyeliner renkleri ile daha büyük gözlere sahip olabilirsiniz. Eyeliner sürerken gözlerinizin tam üzerine değil de tam olarak uç kısmına uygularsanız gözleriniz çok daha büyük gözükür.
Stiletto Çılgınlığı Başlıyor
Birkaç sezondur Moda dünyasının vazgeçilmezleri arasına giren stilettolar, çekici görünümü destekleyen en önemli aksesuarlar arasında yer alıyor. İlk bakıldığında sıradan bir topuklu ayakkabı gibi görünen stilettolar, kadın ayağında adeta yeni bir görünüme bürünüyor. Sivri burun ve zarif topuk tasarımlı modeller, yaz aylarına özel renkli görünümleriyle ise yazın tüm ihtişamını yansıtıyor.Stilettoları klasik çizgisinden bir adım öteye götüren canlı renklere sahip sivri burun ayakkabılar kadınlar için birer arzu nesnesi haline geliyor. Yaz boyunca kendinden emin ve güçlü bir duruş sergilemek isteyen kadınlar, stilettolarını çan kesim etekler, skinny jeanler veya salaş bir pantolon ile kombinleyebiliyor. Ten renkli stilettolar bacak boyunu uzun gösterdiği gibi aynı zamanda kadınların feminen bir görünüme kavuşmasını sağlıyor.
Reklam