1. Latin Amerika Müslüman Dini Liderler Zirvesi'nin kapanış konuşmasında hünkar hazretleri şöyle buyurdular: 'Amerika’yı Kolomb değil 1178’de Müslümanlar keşfetti. 1178'te Müslüman denizciler Amerika kıtasına ulaşmıştı.' Hünkar hazretlerinin iddiası üzerine bir şey söylemek mümkün değil ama Google'da bir araştırma yapınca bu iddianın 'ummah.com', 'islamicbulletin' gibi sitelerde yer aldığını görüyoruz. Bu sitelerde yer alan iddia ise şu: 'Çin'e ait Sung dökümanlarına göre müslüman denizciler Mulan-Pi isimli bir yere gittiler' (Kaynak:Islamic Bulletin) Mulan-Pi 'Moğol derili' anlamına geliyor. Bu sitelere göre bu kelimeyle kastedilen Amerika. Halbuki tarihçilere göre Mulan-Pi İspanya'dan başka bir yer değil. Zaten o devirde yaşayan müslümanların okyanusu aşabilecek gemisi olmadığı gibi, Atlantik okyanusunu aşsalar bile geri dönmeleri mümkün değil. Rüzgar yollarını ve akıntıları bilmiyorlar. Biz yine de hazır konusu açılmışken Kolomb öncesi Amerika'ya gidip geldiği iddia edilenlerin bir listesini yapalım dedik, neticede bereketli konu, herkes fikir sahibi olsun.
ABD Silahlı Kuvvetleri için en yeni teknolojilerin geliştirilmesinden sorumlu Gelişmiş Savunma Araştırma işlemeleri Ajansı (Defence Advanced Research Project Agency – DARPA) mühendisleri bir terahertz frekansında trilyon işlemi yerine getirebilen dünyanın en hızlı işlemcisini yaratmakla beraber bir rekora imza attı.“Terahertz Monolitic Integrated Circuit” (TMIС) diye adlandırılan işlemci “DARPA” ajansının bir parçası olan “Northrop Grumman” şirketi tarafından hazırlandı.İşlemcinin önceki rekor verimlilik hızı 850 KHz’di.850 KHz hıza mühendisler 2012 yılında erişmişlerdi. Birincilik halen “DARPA” mühendislerine ait, çünkü mevcut 150 KHz rekorunu geçmişlerdir.Katı cisimli teknolojileri kullanan mevcut elektronik transistorların yeterli verimliliğe sahip olmaması dolayısıyla elektromanyetik yelpazenin submillimeter bantlarında çıkış elde edemiyor. Eskiden 1 teraherz görevini çözmek için mühendisler frekansları değiştirmeye çalışmışlardı, işlemcinin hızını artırabilirlerdi, fakat böyle bir yaklaşım elektronik cihazın çıkış gücünün kısıtlanmasına neden oldu, ayrıca sinyal ve gürültü oranına olumsuz etki gösterdi. Frekansların değiştirilmesi cihaz boyutuna, ağırlığı ve enerji serfiyatını talepleri arttırdı.İşte burada “TMI” işlemcisi ön plana geçti. DARPA tarafından hazırlanan çip 1 teraherz frekansında giren ve çıkan sinyal arasındaki 6 desibel farkın olduğunu gösteriyor. Bu teknoloji yakında gerçek hesaplamalarda kullanmak için gayet iyi bir gösterge diyebiliriz.Araştırma yöneticisi olan Dev Palmer bu konuda şöyle söyledi :Incelemelerdeki bu gelişme bizi yüksek tarif boyutlu görsel güvenlik sistemleri, otomobiller için otomatik pilot ile donatılan gelişmiş radar teknolojileri, verileri yüksek hızda ileten iletişim ağları, yüksek hassasiyetle tehlikeli patlayıcı maddelerin veya kimyasal bileşiklerin varlığını tespit eden spektrometre gibi devrim yaratan teknolojilere götürebilir.Yeni teknolojiyi ilk olarak ABD askerlerinin kullanması bekleniyor. ABD askerlerinin yeni teknoloji olan bu teknoloji ötesi işlemciyi kullandıktan sonra belki biz de kullanabiliriz ha ne dersiniz?
Brezilya'nın 1960'lı yıllarda başlayan ve 80'li yıllarda giderek tırmanan ve halen dünyanın en tehlikeli yerlerinden birisini oluşturmasının hikayesidir.Bu şehrin hikayesini anlatabilmek için şehirde yaşayan birçok insanın hayatları, bu karakterlerden biri olan Buscape'in gözünden anlatılmaktadır. Küçük, fakir ve zenci bir çocuk olan Buscape hem çok sağlıksızdır hem de çok korkmuştur. Hem diğerleri gibi suçlu biri haline gelmekten korkmakta hem de az maaşlı bir işle yetinemeyecek kadar da akıllı olduğunu bilmektedir. Oldukça vahşi bir ortamda yetişen bu çocuğa talih hiç gülmemiştir ancak gerçekleri başka bir gözle görebileceğinin farkına varmıştır.http://www.imdb.com/title/tt0317248/
Birçok ebeveyn, çocuklarının erkek veya kız olma ihtimalini eşit görüyor ve bu durumun kromozal şansa bağlı olduğunu düşünüyor. Fakat gerçekte durum çok daha farklı; erkek veya kız çocuğunuz olma olasılığı eşit değil. Neden mi? İşte cevaplar;
Avrupa Uzay Ajansı'nın bir uzay aracını ilk kez bir kuyruklu yıldıza indirme girişimi başarılı oldu fakat enerji problemi sebebiyle Philae adlı kapsülle iletişim şimdilik kesildi.Rosetta uzay aracının, Dünya'da 500 milyon kilometre mesafedeki 67P adlı gök taşına kapsül indirmesi, dünyada heyecan uyandırmıştı. Fakat Philae'nin tepelik bir alanın altına inmesi, güneş enerjisini almasını engelledi ve kapsülün enerjisi tükendi. Bilim insanları, kapsülün güneş panellerine yeterince ışık gelmesi durumunda araçla iletişimin yeniden sağlanabileceğini umuyor.Bilim insanları güneş ışınlarını alabilmesi için aracın gövdesini döndürmeyi denemişlerdi. Bu girişimin ne kadar başarılı olduğu bugün belli olacak.CİHAN
Bilim dünyasındaki gelişmelere yetişmekte zorlanıyoruz. Her gün yeni bir acayip gelişme ile karşı karşıya geliyoruz. Daha dün kuyruklu yıldıza araç indirmeyi başardık. Ama gel gör ki hala öyle sıkıntılarımız var ki, bilim dünyasındaki bu görkemli gelişmelere gölge düşürüyor.
E.coli bakterilerinin hafıza namına bir şey barındırmadığını düşünebilirsiniz ancak şimdi araştırmacılar bu bakterilerin DNA’ları ile oynayarak onları eski bir kasetçalar gibi çalışarak çevreleri hakkında hatıra saklayabilecek hala getirdi.New Scientist raporuna göre E. Coli’de ‘retron’ adı verilen DNA parçaları genoma yeni eklenen DNA iplerini üreten enzimlerin genetik kodlarını taşıyordu ve şimdi çevrenin özelliklerini fark etmeye yarayan DNA’ları üretecek şekilde geliştirilebildiler. Yeni DNA parçaları böylece bakterilerin etraflarında ne olup bittiğini kaydeden hafıza görevi görmeye başladı. Bilim adamları benzer bir yöntemin insanlarda da kullanılarak gelecekte vücudumuzun içinde olup bitenden haberdar olabileceğimiz bir sistemin kurulabileceğini söylüyor.
Dünyadan 510 milyon kilometre uzaktaki bir kuyruklu yıldızın üzerine inmeyi başaran Philae uzay modülünün bir tepeciğin arkasında gölgede kalması nedeniyle güneş panellerinin çalışmadığı ve modülü şarj edemediği belirtildi.Her ne kadar Philae modülü Avrupa Uzay Ajansı’yla (ESA) irtibat kurup fotoğraflar ve hatta ses kayıtları gönderse de, görevin tahmin edilenden çok daha kısa soluklu olma riski var. Eğer Philae yeterli güneş ışını alamayıp kendi kendisini şarj edemezse sistemin tamamen devre dışı kalması olası.67P/Çuryumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızına modül indiren ESA’daki bilim insanları Rosetta projesinin 2015′in sonlarına kadar sürmesini ve güneş sisteminin gizemleri hakkında yeni bulguları ortaya çıkarmayı amaçlıyor.10 yıllık bir yolculuğun ardından kuyruklu yıldıza ulaşan Rosetta uzay aracı, taşıdığı Philae modülünü Çarşamba günü kuyruklu yıldızın üzerine indirmeyi başarmıştı.İlk iki denemede kuyruklu yıldızın yüzeyine tutunamayan Philae uzay aracı, iki kez geri sekmiş ve üçüncü denemede yamuk bir şekilde de olsa yüzeyde tutunmayı başarmıştı.Modülden gelen ilk fotoğraflar bir duvara benzeyen yükseltiye dayalı durduğu izlenimini veriyor. Modülden gelen veriler aracın ya yan yattığına ya da dik bir eğimde durduğuna da işaret ediyor.Philae’nin kuyruklu yıldızın üzerinde her 12 saatte bir 1,5 saatlik güneş ışığına maruz kaldığı hesaplanıyor. Ancak bu sürenin cihazı yeteri kadar şarj etme konusunda yetersiz olduğu da belirtiliyor. Eğer modül daha fazla güneş ışığı yakalayamazsa şarjı Cumartesi günü bitecek.Almanya’daki ESA faaliyetlerinin Başkanı Paolo Ferri, “Şu anki hesaplamalarımız mevcut şarjın Cuma öğleden sonra ila Cumartesi öğleden sonra arasında bitebileceğini gösteriyor” dedi. Modül ne kadar çok çalışırsa şarjının da o kadar hızlı tükenebileceği ifade ediliyor.ESA’daki bilim insanlarının şimdiki çabası ise modülün konumunu daha çok güneş alan bir noktaya taşımak yönünde.Seçeneklerden birisinin modül üzerindeki hareketli parçaları kullanarak küçük bir sıçrama yapılması olduğu ifade ediliyor. Ancak herhangi bir seçeneği planlayıp uygulamaya koymaya yetecek kadar süre olmadığından da endişe edenler var. Bu nedenle ESA şu anki önceliğini “Philae modülü çalışır haldeyken toplayabildiğimiz kadar veri toplayacağız” şeklinde özetliyor. Ancak Rosetta projesinin en önemli hedeflerinden birisi olan kuyruklu yıldızda sondaj yapma seçeneği şu an için şarj sorunu nedeniyle masadan kalkmış durumda.Modülün sondaj yaparak kuyruklu yıldızın içindeki kimyasal yapıları incelemesi hedefleniyordu. Modülün operatörlerinden Jean-Pierre Bibring, “Şu an sadece yüzeyi kokluyoruz. Ancak elbette bu bize kuyruklu yıldızın kimyasal yapısı konusunda çok net bilgiler vermiyor. Sondaj yapmamız gerek ama şu an bu sondajı yaparsak projeyi de öldürmüş oluruz” diyor. BBC Türkçe
Kıvrımlı lazer ışınları gelecekte sınırsız bant genişliğinin anahtarı olabilir. Günümüzde ise bir grup bilim adamı onları kullanarak Viyana’nın bir ucundan diğerine veri transfer etmeyi başardı.İtalyan bilim adamları fiber optik kablolarda saniyede 1.6 terabit hızla veri taşıyabildiği gösterilen spiral lazer ışınlarının aynı şeyi havada yapıp yapamayacaklarını denemek istemişler ve başarmışlar. Yeşil lazer ışınını 16 farklı kalıpta 3 kilometre öteye gönderen bilim adamları fiber kablolardaki kadar hızlara ulaşılmasa da gelecekte bu yöntemle uzaya veri gönderilebileceğini iddia ediyorlar.
Sesler gerçekten komik şekillere sahipler. Elbette bunu gerçek hayatta göremiyoruz ancak su veya kum ile deneyler yapıldığında ortaya spiraller, kaleydoskoplar ve diğer çılgın görüntüler çıkabiliyor. Nigel Stanford tarafından oluşturulan bu video müziğin şeklini görmemize yardımcı oluyor.
Genom testi ekipmanlarının üzerine bugüne kadar çok düşülmüyordu. Pek çok laboratuvar ekipmanı gibi çirkin ve hantal olan cihazlar bir cep telefonu şıklığında tasarlanmıyordu. Neyse ki Fluidigm’den Mercifully takımı bu sorunu Juno genotiplenme cihazı ile çözüyor. Yves Behar tarafından tasarlanan cihaz oldukça şık ve klavye/küçük ekran kombinasyonu yerine büyük bir basit dokunmatik ekran ara yüzü sayesinde daha sezgisel.Juno aynı zamanda daha hızlı. DNA’yı çıkarmayı, okunur hale getirmeyi ve test yapmayı tek bir adımda halleden cihaz bunun için özel bir devre kullanıyor. Üstelik genetik maddeyi rakiplerine kıyasla 5 değil 3 saatte analiz edebiliyor ve analiz yapabilmek için diğerlerinden daha az genetik maddeye ihtiyaç duyuyor.Elbette Juno’yu (fiyatı ve kullanım bilgisi gerektirmesi sebebiyle) alıp evimizin bir köşesine koyamayacağız ancak sağlık alanında büyük bir devrim yapacağı aşikar. Genomları incelemek ne kadar hızlı ve kolay olursa doktorlar o kadar hızlı şekilde teşhis koyabilir ve tedavi uygulayabilir. Juno aynı zamanda genotiplenme cihazlarının eve kadar girebilecek derecede küçülebileceğinin de göstergesi.
Son zamanlarda gece gökyüzüne baktığınız oldu mu hiç? Büyük, şişman bir dolunay var ama orada fazla kalmayacak. Görünüşü sürekli değişiyor ve Ay bizi sandığımızdan daha fazla etkiliyor. Aşağıda, gökyüzündeki bu dostumuz hakkında bilmiyor olabileceğiniz daha fazla şeyi sizin için listeledik.
İllegal şeylerden batıl inanç nesnelerine, tamamen alakasız eşyalardan milyonlarca lira değerinde olan sanat eserlerine... İnsanların duvarlar içerisine sakladığı şeyleri görünce büyük ihtimalle şaşkınlıktan ağzınız açık kalacak. İşte duvarlar içerisine gizlenmiş o sıradışı şeylerden en ilginç 9 tanesi;
İstanbul Bilgi Üniversitesi, Yaşar Kemal'e Fahri Doktora unvanı verdi. Törene Yaşar Kemal katılamazken, unvanını eşi Ayşe Semiha Baban aldı.Romanları 50'den fazla dile tercüme edilen, birçok ülkeden onur nişanı ve madalyası alan, dünyanın sayılı edebiyat ödüllerine layık görülen büyük yazar Yaşar Kemal'e, İstanbul Bilgi Üniversitesi 'Fahri Doktora' unvanı verildi.12 Kasım'ı 'Yaşar Kemal Onur Günü' olarak belirleyen üniversitede, bu gün gün kapsamında etkinlikler düzenlendi. Türk edebiyatındaki vicdanın evrensel simgesi olarak tanımlandığı usta isme fahri doktora verilme gerekçesi de açıklandı. Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydın Uğur' yaptığı konuşmada, ' Yaşar Kemal geçmişimiz, bugünümüz ve özlemlerimizle, ‘biz’. Üstelik bizim –yani İnsanlığın- en duyarlı, en marifetli, en istidatlı halimiz' sözleriyle Yaşar Kemal'in edebiyatını anlattı.'Yaşar Kemal Onur Günü' etkinlikleri bir sempozyum ile başladı. 'Binbir Kültürün Elçisi Yaşar Kemal' adıyla düzenlenen sempozyumun ardından Güneş Karabuda'nın fotoğraflarından oluşan 'Al Gözüm Seyreyle' adlı fotoğraf sergisinin de açılışı gerçekleştirildi.Sanat, basın, edebiyat ve akademi dünyasından saat 19:30'da başlayan törene katılan konuklar arasında Ara Güler, Türkan Şoray, Ali Kırca ve Altan Öymen de yer aldı. Yaşar Kemal'in katılamadığı törende, fahri doktora unvanını eşi Ayşe Semiha Baban aldı. Törende, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin 'insanlığa, bilim, felsefe, düşünce, kültür ve sanat alanlarındaki eser veya çalışmaları ile eşine az rastlanır nitelikte katkıda bulunmuş, ülke ve dünya barışına yönelik istisnai çabaları olmuş, çalışmaları ile insan hakları ve demokrasinin yaygınlaşmasına öncülük etmiş kişilere' verdiği fahri doktora unvanına dair Yaşar Kemal'in notu da okundu.'Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum'Ayşe Semiha Baban'ın okuduğu notta, Yaşar Kemal, 'Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. Şunu söylemek istiyorum ki ben ‘angaje’, bağımlı bir yazarım. Kendime ve söze ve insanın onuruna bağımlıyım. Bilinçli olarak ben aydınlığın türküsünü, iyiliğin, güzelliğin türküsünü söylemek istedim. Romanlarım yaşam gibi doğru söylesin, yaşamla birlik olsun istedim. Çünkü yaşam umutsuzluktan umut üretmektir. İnsan umutsuzluktan umut üreterek bugüne kadar gelmiştir' sözlerine yer verdi.Al Jazeera Turk
Zamanın durduğu hissini yaşayan insan sayısı hiç de az değil. Beynimizin oynadığı bu oyun, aslında hepimizin tanık olduğu bir olgunun sonucu mu?Simon Baker adlı 39 yaşındaki adam baş ağrısını gidermek için ılık duş almak istemiş. “Musluğu açıp duşa baktığımda su damlalarının havada asılı kaldığını gördüm,” diyor Baker. “Sanki bir film karesi ağır çekimle dondurulmuş gibi.”Baker ertesi gün baş ağrısı nedeniyle hastaneye gittiğinde doktorlar damar genişlemesi teşhisi koydu. Daha sonraki randevularından birinde su damlalarının havada asılı kaldığını, zamanın durduğunu gördüğünü söylediğinde Chicago’daki Northwestern Üniversitesi’nden nörolog Fred Ovsiew bu deneyimi oldukça ilginç buldu ve NeuroCase adlı dergi için kaleme aldı.Zamanın herkes için aynı hızla geçtiğini farz ederiz. Fakat Baker’in yaşadığı türden deneyimler, sürekli akış halindeki bilincimizin aslında beynimizin zekice yaptığı bir birleştirme çalışmasının ürünü olan oldukça hassas bir yanılsama olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, Baker’in başına gelen türden olayları inceleyerek beynimizin, zaman algısında bu oyunları neden ve nasıl oynadığını anlamaya çalışıyor.Baker’ınki en uç örneklerden biri olsa da tıpta daha önce de benzeri olaylara tanık olunmuş. Zamanın hızlandırıldığı hissi veren “ zeitraffer ” olgusu ile bir anlık durduğu hissi veren “ akinetopsia ” olgusundan söz edenler olmuş. 61 yaşındaki bir kadın, bir yolculuğu sırasında, tren kapılarını ve diğer yolcuları ağır çekim halinde hareket ederken gördüğünü söylemiş. 58 yaşındaki bir adam ise insanlar konuşurken kötü seslendirilmiş bir film izler gibi ağız hareketleriyle konuşmalar arasında kopukluk olduğunu ifade etmiş. Uzmanlar, bu tür tecrübelerin çok daha fazla sayıda olabileceğini, fakat etkinin geçici olmasından dolayı insanların önemsememiş olabileceğini söylüyor.Beynin oyunuBu tür olaylar hemen hemen her zaman epilepsi ya da inme gibi başka sorunlarla bağlantılı ortaya çıkıyor. Baker’in, duştaki su damlalarını durmuş olarak görmesine, zayıflamış kan damarlarının ağır yük taşıma sonucu kanamaya başlaması sonucu ortaya çıktığına inanılıyor. Kanama sonucu beyninin sağ yarısındaki geniş bir alanda sinir hücreleri hasar görmüş.Peki, nasıl oldu da bu durum Baker’in zaman algısını etkiledi? Beynin arka tarafında bulunan ve V5 olarak adlandırılan görme bölgesinin ayrıca zaman algısından da sorumlu olabileceği düşünülüyor. Lozan Üniversitesi’nden Domenica Bueti ve ekibi manyetik bir alan oluşturarak bu bölgeyi devre dışı bıraktığında deneklerin iki şeyi yapmakta sorun yaşadığı görüldü: Ekranda noktaların hareketini takip etmek, ki bu sonuç bekleniyordu zaten, ve bazı noktaların ne kadar süreyle ekranda kaldığı tahmininde bulunmak.Bu ikili sorunun nedeni ise şu olabilir: Hareket algı sistemimizin kendi kronometresi var ve görme alanımızda nesnelerin ne kadar hızlı hareket ettiğini kaydediyor. Beyinde herhangi bir hasar oluştuğunda ise dünya durmuş görünüyor. Baker olayında, onun ılık duşa girmesi, durumu daha da ağırlaştırmış olabilir; yani sıcak su kanı beyinden uzaklaştırıp uzuvlara akmasına neden olduğu için beyin işlevlerinin daha da kesintiye uğramasına neden olmuş olabilir.Ama bu sadece ihtimallerden biri; zaman algısında çarpıtılma hissi yaşayan hastaların tümünde V5 bölgesinde hasar olmayabilir; başka etkenler bulunabilir.Fotoğraf kareleriBaşka bir açıklama da şu olabilir: Beynimiz algıladığı şeyleri, film makarasından “enstantaneler”, anlık görüntüler şeklinde aralıklı olarak kaydeder. Sağlıklı bir beyin bu tek tek fotoğrafları yapıştırıp birleştirerek görüntüyü canlandırır; fakat beyindeki bir hasar nedeniyle yapışkan ortadan kalkarsa ortaya çıkan görüntü, anlık enstantaneler olarak kalır.Normal görüntünün beynimizde çarpıtılması tecrübesini hepimiz zaman zaman yaşamışızdır. Örneğin, içinde bulunduğumuz aracı hızla geçen bir arabanın tekerlekleri durmuş gibi görünür. Bunun nedeni, beynimizin çektiği aralıklı enstantanelerin tekerleğin tüm çevrim anlarını yakalayamamasıdır. Eğer beynimiz her “kare”yi çekerken tekerlek çevrimini tamamlamışsa, bu kareler onu hep aynı pozisyonda yakaladığı için biz de onu duruyormuş gibi görürüz.LSD uyuşturucusunu kullananlar genellikle “görsel iz” olgusundan bahseder; yani örneğin Matrix filmindeki gibi kurşunun iz bırakarak hareket etmesi hali gibi. Uzmanlar, beynin bu kareleri yapıştırırken bir şekilde üst üste getirmesi durumunda bu görsel yanılsamanın oluşabileceğine inanıyor.Stres hormonlarıHayati tehlike içeren kazalarda da zamanın durduğu hissine dair ifadelere oldukça sık rastlanıyor. Bir araştırmada, ölümle yüzleşen insanların yüzde 70’inin yaşadıkları olayın ağır çekim halinde oluştuğunu belirttiği görüldü. Bazı uzmanlar, olay anında yoğun duyguların yaşanması nedeniyle daha fazla ayrıntı hatırlandığı ve olayın uzun sürdüğü fikrinin olay sonrasında oluştuğuna inanıyor. Fakat tarif edilen belirtiler nörolojik hastalarınkiyle ortak özelliklere sahip.Finlandiya’daki Turku Üniversitesi’nden Valtteri Arstila, ölümcül kazalardan kıl payı kurtulan insanların anormal bir şekilde hızlı düşündüğünü ifade ediyor. Arstilla bu durumu, ölüm kalım anında salgılanan stres hormonlarının tetiklediği bir otomatik mekanizmanın beynin işlem süresini hızlandırmasına bağlıyor. “Bu hızlanma nedeniyle de dış dünya yavaşlamış gibi algılanabiliyor,” diyor.Baker, zamanın durması hissinin, bilinçli deneyimlerimizin ne kadar hassas olduğuna dair ufkunu açtığını söylüyor: “Beyindeki bir bölgenin dünya algımızı nasıl tümüyle değiştirdiğine dair çok somut bir olaydı. Bir an için her şey normaldi, sonra bir anda farklı bir düzleme geçtim sanki.”Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future’da okuyabilirsiniz.BBC
11 Kasım Çarşamba günü Türkiye saati ile 16.30 civarında tarihi bir olay gerçekleşti. Philae isimli küçük bir robotik uzay aracı, insanlık tarihinde ilk defa bir kuyrukluyıldıza iniş yaptı. (Kuyrukluyıldız derken Güneş'in etrafında bir turunu yaklaşık 6.5 yılda tamamlayan bir meteroidden bahsediyorum)
Yönetmen Christopher Nolan’ın son filmi “Interstellar” (Yıldızlararası), bilim kurgu, aksiyon, aile draması ve bir aşk hikayesi olarak karşımıza çıkıyor. BoxOffice Türkiye’nin açıkladığı rakamlara göre, filmin ilk 3 günde ulaştığı izleyici sayısı 92 bin 196.Christopher Nolan, yeni filmi için Hollywood’un iki dev yapım şirketi Paramount Pictures ve Warner Bros.’u nasıl arkasına aldığını, “Onlara şöyle dedim: ‘Akıllara durgunluk veren kalbi, duygusal iniş çıkışları olan insan odaklı bir bilim kurgu çekmek istiyorum. Bu yolda insan farkındalığı bizi birleştirecek, evrenin büyüklüğü keşfedilecek ve film bu iki bulguyu bir araya getirecek’ dedim” sözleriyle anlattı.Başrollerinde Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain, Bill Irwin, Ellen Burstyn ve Michael Caine’in yer aldığı film zengin oyuncu kadrosu ile de dikkat çekiyor.