onedio
Çamaşır Dükkanlarını Genelev Yapıp, Bostanlarda Seviştiler
Tarih kitaplarımız savaşlarla dolu. Peki ya tarihi şahsiyetler ve onların sunduğu özel hayatlar meselesi?Bizden önceki kuşakların içkiyle, kahveyle, aşkla hatta seksle nasıl tanıştığını merak ediyor musunuz? Refik Ahmet Sevengil’in ‘İstanbul Nasıl Eğleniyordu?’ adlı kitabı tarihin sarı sayfalarında sizi eğlenceye çağırıyor. 1481 ile 1512 arası. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu İkinci Bayezid zamanı... İstanbulluların yazlıklarıyla ün kazanmaya başladığı yıllar. İkinci Bayezid, zevk ve eğlenceye pek istekli. Özellikle müzik ve şenlikten çok hoşlanıyor. Öyle ki, eğlence gecelerinde saray dehlizlerini sarhoş ezgilerle doldurup titretmek için de genç erkek ve kadınları eğittiriyor. Gitgide dinde yasaklanmış olmasına rağmen şarap da zevk araçları arasında yerini alıyor. İstanbul’da sarhoşluk yaygın olunca, meyhaneler açılmaya başlıyor. Şarap yapanlar ve satanlar gayrimüslimler. Taa ki 1520’de Kanuni Sultan Süleyman tahta çıkıp da içki kullanımını yasak edene kadar sürüyor bu. İstanbul allak bullak oluyor yasaktan sonra. İçki alınıp satılan yerler kapatılıyor, içkiseverler yasa giriyor. KAHVEYLE TANIŞMA İşte bu dönemde İstanbullular yeni bir tatla tanışıyor. 1543 yılı... Gemilerle İstanbul’a kahve getiriliyor. Tabii hocalar her bilmedikleri şeye verdikleri tepkiyi veriyorlar: Haramdır! Kahve getiren gemiler yükleriyle birlikte batırılıyor. Yasak ya, ona karşı da büyük bir tutku hüküm sürmeye başlıyor. 1554’te Hekim adlı biri Halep’ten, Şemsi adlı biri de Şam’dan İstanbul’a kahve getiriyorlar. Tahtakale’de açılan bir dükkânda kahve pişirilip satılıyor. İstanbul’un ilk kahvehanesi de açılıyor. Ve İkinci Selim dönemi. İçki yasağının unutulduğu, meyhanelerin yeniden açıldığı, hatta günden güne çoğaldığı şatafatlı dönem. Kitaba göre, Kanuni Sultan Süleyman’ın son günleriyle İkinci Selim zamanında halk arasında fuhuş epey yayılıyor. Yakalananlar zindana konulurken bir yandan da şehirde çamaşırcı dükkânları açılıyor. Zamanla anlaşılıyor ki, buraların iç yüzü başka. Çok kez eski genelev patronları burada tezgâhtarlık görevi yapıyor, ellerinin altında taze, becerikli kadınlar bulunduruyorlar. 1570’te farkına varılıyor ve yasaklanıyor. Eski zamanlarda açık fuhuş; saray, vekil, vezir ve zengin konaklarında şenlikli ve resmi bir biçim altında sürüp gidiyor. Cariye alım satımının hiç kuşkusuz bundan başka anlamı yok. O zamanki gayrimüslimler bile paraları sayesinde Müslüman kızlarına sahip olabiliyorlar, istedikleri cariyeleri konaklarına kapatıyorlar, coşkun zevk ve vuslat geceleri yaşıyorlar. 16’ncı yüzyıl ortalarında Eyüp semti İstanbul’un en batak yeri. İkinci Selim, Hükm-i Hümayun ile yasak defterine adını yazdırıyor. Eyüp’teki bu meyhane, genelev ve başka eğlence yerleri kapatıldıktan sonra bir süre ortalık sessizleşiyor. Ama sadece bir süre. Bu sefer fuhuş büsbütün başka bir şekle bürünüyor. Bahçe ve bostanlar coşkun eğlencelerin merkezi oluyor. Çiçekler arasında cana can katan kokularla içki âlemleri düzenleniyor. O zaman pastane falan yok, kaymakçılar var. Âşıklar burada buluşuyorlar. İkinci Selim mi? Kitaba göre, bakmayın yasaklar koyduğuna... Kendisi zilzurna sarhoş, her ırkın en güzel kadınlarını toplatıp sabahlara dek şenlikler, yeme içmeler, fuhuş, öyle bir hayat yaşıyor. Oğlu Üçüncü Murat babasının izinden daha da hararetli gidiyor. Askerin içki içmesine izin veriliyor. İçki yasağı kısmen kaldırılıyor. 1591 yılı, İstanbul eğlence hayatında bir tarih başlangıcı gibi. Türlü oyunlar yaratılıyor, kır eğlenceleri zirve yapıyor, İstanbul halkı yazın akın akın Kâğıthane’ye gidip günlerce yiyip içiyor. Meddahlar dönemi, ozanlar zamanı, rakkaslar devri diye devam ediyor eğlence. Karagözler, Hacıvatlar, kumpanyalar, hatta ‘halkı fuhşa özendiren maskaralar’, horoz dövüştürenler, ayı oynatanlar... Bir de kadın çengiler var mesela. Kadın toplantılarında oynuyorlar. Erkek köçeklerin erkekler arasında nasıl tutkunları varsa, kadın çengilerin de kadın âşıkları vardı. Bunların çoğu zengin hanımefendiler. Sevgililerini zaman zaman ödüllendirir, evlerine davet ettikleri rivayet ediliyor. YARI ÇIPLAK HALDE CARİYELERİ KOVALARDI Kitaptan bir cümleyle bitirelim: “Sultan Üçüncü Ahmet, çoğunlukla geceleri hünkâr sofrasında, balkonda süslü ve görkemli tavanın altında yumuşak yastıklar içinde yarı yatmış bir halde oturur, sadrazamı, şairleri ve dalkavuklarıyla rakı içerdi. Başı içkiyle dumanlı, kulakları müzikle dolu, ruhu taşkın padişah önünde çekici kırıtmalarla kıvrılıp dökülen, fıkırdaşan, açılıp saçılan bu ayrıcalıklı güzellik sahibi, sıcak ve taze genç kız vücutlarına dalarak gözlerini süzer, kıvanç ve sevinç içinde ağzından dizeler dökülür, billur topu tutmaya çalışan yarı çıplak cariyeleri kovalardı.” İpek ÖzbeyHürriyet
Efsane Film Sahnelerinin Huzurevi Sakinleri Tarafından Canlandırıldığı Takvim
Pirelli takvimi ya da daha farklı takvimleri görmeye alıştık bildiğiniz gibi. Bu takvim ise Almanya'da bir huzurevinde Contilia Emekli Grubu'nun ön ayak olduğu güzel bir çalışma. Bu çalışmaya göre 12 efsane filmin, 12 efsane sahnesi yaş olarak yaşlı olsa da, ruhen genç olan kişiler tarafından yeniden canlandırılmış. Kıyafet, fotoğraf çekimi ve uygun ortam da profesyonel bir ekip tarafından sağlanmış. 5000 adet basılan ve canlandırmada rol alan kişilerin yakınları, çevre sakinleri ve huzurevinde kalanların yakınlarına dağıtılan takvim için geniş (uluslararası) bir basım ve dağıtım planı ise bulunmamakta. Böyle projeleri görünce, ülkemizdeki huzurevlerinde de yeşilçam özelinde projeler keşke yapılsa demekten başka bir şey diyemiyor insan. İşte oldukça eğlenceli takvim...
''Kara Delik Diye Bir Şey Yok''
Ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking 'kara deliklerin var olmadığını' iddia ederek bilim dünyasını şaşırttı. Çalışmalarını Cambridge Üniversitesi’nde sürdüren Hawking, internette yayımladığı yeni bir makalede “Klasik teoriler kapsamında bir kara delikten kaçmak mümkün değildir, ancak kuantum fiziğinde bir kara delikten kaçmayı mümkün kılacak enerji de bilgi de mevcut” dedi ve bu nedenle bilinen anlamıyla kara deliklerin gerçekte var olmadığını ve gözlemlenenlerin de ancak “gri delikler” olarak tanımlanabileceğini iddia etti. Birce BORA / LONDRAHürriyet
Reklam
18 Mükemmel Örnekle Farklı Bir Origami Sanatı
Fotoğrafçı Victoria İvanova sadece gördüğünüz fotoğrafların değil, origami ve renkli kalem sanatının birleşimi olan bu mükemmel çalışmaların da sahibi. Hayal gücüyle kurguyu yapan, buna uygun kağıtları ve renkli kalemleri bir araya getiren sanatçı, çalışmalarının fotoğraflarını çekip bizlerle paylaşıyor. Sadece renkli kalemler değil, çaydanlık, kıyma makinesi ve çatalları da kullanan sanatçının kurguladığı 18 çalışma sizlerle...
Minion'ları Hiç Böyle Görmediniz
Değişik konuşmaları ve sevimli hareketleriyle 7'den 70'e herkesi güldürmeyi başarabilen Minion'ları Daft Punk'dan Joker'e, Matrix'den Sponge Bob'a kadar uyarlamışlar. Beğeneceğinizi umuyoruz.Alıntıdır: http://9gag.com/
Reklam
Türk işi Uykucu Bebek Fotoğrafları
Duru hayaller blogunun sahibesi Hikmet ve sevimli Kızı Duru yani nam-ı diğer balyanak'ın maceralarını getiriyoruz karşınıza. Blogu oluştururken Adele Enerson dan ilham alan yaratıcı anne 'Bir gün babası saçını tatarken ben küçük bir kumaş parçasından bıyık yapınca tıpkı Hitler'e benzedi. Oldukça sevimli ve şaşkın görünüyordu. İlk buradan ve bu fotoğrafla başladık.' işte karşınızda Türk işi uykucu bebek fotoğrafları .
Reklam
Çocukluk Fotoğraflarını Eğlenceli Bir Şekilde Yeniden Canlandıran Kardeşler
Luxton kardeşler çocukluk dönemlerinde verdikleri şirin pozları, günümüzde tekrar canlandırmışlar. Oldukça gerçekçi olan fotoğraf çekimleri, imkanlar el verdiği kadarıyla çocukluk dönemindeki bazı materyaller kullanılarak yapılmış. Hatta çocukluk dönemleri ile günümüzdeki hallerini karıştırmanız bile olasılık dahilinde diyebiliriz. Sevimli köpeklerini de seriye dahil eden kardeşlerin, yeni canlandırmalarını merakla bekliyoruz. :)  Bu tarz projeleri çokça gördük fakat kardeşlerin mizah duygularının gelişmiş olması pozlarına yansıyınca ortaya benzerlerinden biraz daha komik bir şey çıkmış.
Bakırköy'de Türk Sanat Müziği Korosu Konseri
Bakırköy ‘ de pek çok sanat etkinliğine ev sahipliği yapan Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği ve Özel Nar Sanat Eğitim Kursu, Bakırköy İşadamları Derneği Konser Salonunda Türk Sanat Müziği Korosu konseri verecektir. Konsere tüm Bakırköy Halkı davetlidir. Şef Mert ERAĞAN yönetiminde 4 yılı aşkın bir süredir çalışmalarına devam eden koro her geçen gün daha da büyümektedir. Gerek koro olarak gerekse solo olarak söylenecek eserler ile izleyiciler her zaman olduğu gibi yine coşacaklar. Görev alacak korist adları şu şekilde: Şef Mert ERAĞAN Sesler Perihan GÜRSES Sevim DEMİRCİ Nuran URAL Hatice DÜNDARALP Yüksel ÇOLAK Güner GÜLBAĞÇALAR Sermin ERKOL Özgür DEMİRALP Meral MANDACI Serap ATAKAY Funda ÜNVER Haldun SADIK Mustafa KURT Cem BUBA Ali ATAŞ Tarkan SUBAKAN Nuray GÜLER Melek KURHAN Serpil OKURLU Arzu AÇIKGÖZ Sazlar Şenol KARAGÖZ – Klarnet Onur GÜPGÜP – Kanun Kamuran TERZİOĞLU – Akordeon Eda GÜLER – Ud Erdinç ŞEN – Ritm Saz
Reklam
Dünyaca ünlü DJ'ler FriRave ile İstanbul'da!
Geçtiğimiz dönem dünyaca ünlü festivallerin ana sahne isimleri Shermanology, Yves V, Quintino ve Swanky Tunes’un performans sergilediği ve toplamda 10.000'den fazla katılımcıyı ağırlayan FriRave, bu dönem de İstanbul'a unutulmaz 4 gece yaşatmaya hazırlanıyor. 4 büyük DJ FriRave ile İstanbul'a geliyor! Herkesin merakla beklediği line-up açıklandı! İstanbul'un enerjisinin dünyaya kanıtı FriRave, 28 Şubat Cuma günü, DJ Mag Top 100’e adını altın harflerle yazdıran, son 6 ayda çıkardığı parçalar ile 3 kere listelerde 1.sıraya yerleşen Blasterjaxx’i konuk ediyor. Daha sonra 21 Mart, 11 Nisan ve 09 Mayıs’ta devam edecek olan etkinlik sırasıyla Michael Calfan, Danny Avila ve Makj ile İstanbul festival havasını yaşamaya devam ediyor.
Yüz Yıl Aradan Sonra Yeni Bir Nehir Yunusu
1918 yılından bu yana ilk kez yeni bir nehir yunusu türü keşfedildi. Brezilya'da keşfedilen ve dünyanın bilinen beşinci nehir yunusu türüne, bulunduğu nehre ithafen Araguaia adı verildi. Plos One adlı dergide keşfedilen türü anlatan uzmanlar, Araguaia'nın diğer Güney Amerika nehir yunuslarından iki milyon yıl önce ayrıldığını anlattılar. Araguaia nehri havzasında 1000 kadar farklı hayvan türünün yaşadığı tahmin ediliyor. Nehir yunusları dünyanın en nadir hayvan türlerinden. Uluslararası Doğadaki Türleri Koruma Birliği'ne (IUCN) göre bu son keşfe kadar dünyada dört nehir yunusu türü vardı ve bunlardan üçü 'kırmızı liste'de yani yokolmak üzere olan türlerdi. Yeni bulunan tür deniz yunuslarının çok uzaktan akrabası. Nehir yatağındaki çamurların içinde balık avlamalarına olanak sağlayan gagaya benzer ağızları var. Dünyada en çok bilinen nehir yunusu türü 2006 yılı civarında yokolduğu düşünülen Yangtze (Uzun Nehir) yunusuydu. 'Bu yunuslar her gün insanların görebileceği yerlerde yüzüyor, büyük memeliler. Fakat kimse dikkat etmemiş.' Güney Amerika'da pembe yunus ya da boto adlarıyla da bilinen Amazon nehir yunusu ise, nehirde yaşayan tüm hayvan türlerinin en zekisi olarak biliniyor. Yeni keşfedilen yunusun Amazon yunusuyla akraba olduğu ancak türlerin iki milyon yılı aşkın bir süre önce ayrıldıkları düşünülüyor. Amazonlar Federal Üniversitesi'nden Doktor Tomas Hrbek 'Amazon yunusuna çok benziyor. Çok şaşırtıcı oldu bu keşif. Aslında insanlar sürekli görüyor bu yunusları, büyük memeliler bunlar. Fakat kimse dikkat etmemiş' diyor. Uzmanlar iki türün diş sayısının farklı olduğunu ve Araguaia'nın muhtemelen biraz daha küçük olduğunu düşünüyorlar. Fakat farklılıkların net olarak ortaya çıkması için genetik bir inceleme gerekti. Amazon ve Araguaia nehirlerinden onlarca yunusun DNA'larını inceleyen uzmanlar Araguaia'nın gerçekten farklı bir tür olduğu sonucuna vardılar. Ama iki tür arasındaki farkın çok küçük olduğunu söyleyenlerin de çıkabileceğini biliyorlar. Doktor Hrbek 'Bilim böyle bir şey. Hiç bir şeyden tam olarak emin olamazsınız' diyor. 'Biz, hayvanın soyunun nereden devam ettiğini ortaya koyan mitokondriyal DNA'lara baktık. Soyağaçları aynı değil. Ayrıca gözlemlediğimiz farklılıklar diğer bilinen yunus türleri arasındaki farklardan daha büyük. Ama bu iki tür birbirine başka yerlerdeki yunuslara olduklarından daha yakın. Bu da, birbirlerinden çok uzun bir süre önce ayrılmış olduklarına işaret ediyor' diye açıklıyor. Uzmanlar yeni türe Araguia Boto'su denmesini öneriyorlar. Amazon ile birleşmeden önce 2 bin 600 kilometrelik uzunluğu olan Araguia nehrinde bu yunuslardan 1000 kadarının yaşadığı tahmin ediliyor. Fakat uzmanlar yeni keşfettikleri türün geleceğinden endişeli. Genetik çeşitliliğin çok dar olması, ayrıca nehir çevresindeki insan yerleşimleri ve faaliyetlerinin artması onları kaygılandırıyor. Doktor Hrbek tarım ve besicilik faaliyetlerindeki artış ve hidro elektrik baraj inşaatlarına işaret ediyor. Balıkçılıkla geçinen insanların yunusların rekabetinden hoşlanmadığını ve onları yok etmeye çalıştığına da dikkat çekiyor. Uzmanlar bu yüzden Araguaia yunusunun da soyu tükenme tehlikesiyle yüzyüze hayvanlar listesine alınması gerektiği kanısında.
Reklam
Nazım Hikmet'in Renkli Görüntüleri Yayınlandı
1952'de Kırım'da çekilen Nazım Hikmet görüntülerinde usta şair, ilkokul ve lise öğrencileri için oluşturulan yaz kamplarından birinde çocuklarla Rusça konuşuyor. Görüntüler ilk kez Artı Bir TV ekranlarında yayınlanan ve Can Dündar'ın sunduğu Canlı Gaste programında ekranlara geldi. RUS ÇOCUKLARA TÜRKİYE'Yİ ANLATIYOR Nazım Hikmet, o yıllardaki Türkiye'yi şu sözlerle çocuklara anlatıyor: 'Bakın çocuklar, deniz orada. Denizin öbür tarafında benim ülkem Türkiye var. Orada ARTEK yok, piyoner kampı yok. Orada Türk halkının çocukları çok kötü yaşıyor. Çok küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başlıyorlar. Mesela, senin yaşındaki çocuklar fabrikada çalışmaya başlıyor. Günde 12 saat. Sizin gibi kız çocukları da çalışıyor. Fabrikalarda, tarlalarda...Çoğu okuma yazma bilmiyor. Hatta, ömürlerinde defter, alfabe kitabı nedir görmemişler. Çocuklarımız, Türk çocukları açlık çekiyor. Hatta çok erken yaşlarda çeşitli hastalıklardan ölüyorlar. Doğru dürüst hastane yok. Peki neden böyle? Neden çocuklarımız bu kadar kötü yaşıyor?Çünkü bizde Amerikan emperyalizmi hüküm sürüyor. Ve onların yerli işbirlikçileri..Ama sadece Türkiye'de böyle değil. Pek çok başka ülkede de ; Afrika'da, Avrupa'da, Asya'da.. Kapitalistlerin ve Amerikan emperyalizmin hüküm sürdüğü kapitalist ülkelerde Oralarda da çocuklar çok kötü yaşıyor.' Vatan
Manisa'da Uranyum Tedirginliği
Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Şaşmaz’ın 2008’de hazırladığı bir rapor Manisa’nın Köprübaşı ilçesinde tedirginlik yarattı. Şaşmaz’ın TÜBİTAK’a sunduğu rapora göre, 1970’lerde MTA’nın uranyum işletmesi yaptığı Kasar Köyü’nde canlı sağlığını tehdit edecek seviyede radyoaktive bulunuyor. Rapor, kaymakamlığa da sunulmasına rağmen aradan geçen 6 yılda bölgede önlem alınmadı. Konu üç milletvekilinin verdiği önergelerle Meclis’e taşındı. 1970-1980 yılları arasında Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) Köybaşı ilçesinin Kasar Köyü’nde uranyum üretimi yaptı. Ancak MTA, işletme yaptığı ocakları açık bıraktı. Bölgedeki tehlikeyi ölçen Prof. Şaşmaz’ın çalışmasına göre, uranyum insan ve hayvan sağlığını tehdit edecek seviyede. Şaşmaz, Radikal’e şunları anlattı: “Ortada bir risk var. Bölgedekiler eski maden sahasının tozundan, radyasyonundan, içme suyundan, etkileniyor. Uranyum doğal bir risk ancak madenlerin açık bırakılması bu riski arttırmış. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, uranyumun 10 ppb (milyarda bir) olması gerekiyor. Örnek aldığımız bir kuyudaki suda bu oran 87 çıktı. Hemen yanındaki kuyuda ise sıfır çıktı. 180-200 ppb çıkan yerler de vardı. Örnek aldığımız sular oralet gibi sapsarıydı. Bölgede daha detaylı analizler yapılmalı. ” Serkan Ocak | Radikal
Senaryo İnternete Sızdırıldı, Film Çöpe Gitti
Oscar ödüllü yönetmen Quentin Tarantino, çekmeyi planladığı son filminin senaryosu dışarı sızınca filmi çekmekten vazgeçti. Tarantino, 'The Hateful Eight' (Nefret Dolu Sekizli) isimli bir Western çekmeyi planlıyordu. Yönetmen, menajerlerin temsil ettikleri oyuncular için rol kapma amacıyla ofisini art arda aramaları üzerine senaryonun dışarı sızdığından haberdar olmuş. Sinema sitesi Deadline'a konuşan Tarantino, senaryoyu yalnızca altı kişiye verdiğini söylüyor. Tarantino, bu duruma 'canının çok sıkıldığını' da belirtiyor. Django Unchained (Zincirsiz) filmiyle en iyi senaryo dalında Oscar alan Quentin Tarantino, 'İlk senaryo taslağımı yazmıştım. Gelecek kışa kadar filmi çekmeyi planlamıyordum.' diyor. 50 yaşındaki yönetmen senaryoyu şimdi kitap olarak basmayı planlıyor.BBC Türkçe
Reklam