onedio
Ertuğrul Karanlık Doktor Değil!
Galatasaray karşılaşmasında başına aldığı darbe sonucu karşılaşmanın son 11 dakikasında kendini bilmez bir şekilde oyunu tamamlayan Cenk Gönen'i oyunda tutan Beşiktaş Kulübü doktoru Ertuğrul Karanlık'a büyük tepki var.Cenk'in başına aldığı darbe sonrasında Galatasaraylı oyuncuların bile hassasiyet gösterip 'oyundan çıkarın' tepkilerine duyarsız kalan Ertuğrul Karanlık'ın doktorluk diploması sorgulanıyor. Cenk'in kendini bilmez bir şekilde etrafına bakması neredeyiz demesi sonrası durumunun hassasiyetini anlayan Galatasaraylı oyuncular neredeyse maçın son bölümlerinde Beşiktaş kalesine gitmeyip boş alanlarda top çevirdi. Futbol Genel Direktörü Önder Özen,Fenerbahçe'de birlikte çalıştığı Karanlık'ı Beşiktaş'ta göreve getirmişti. Ertuğrul Karanlık'ın, Türkiye Futbol Federasyonunun kulüplere yaptığı akreditasyon sisteminde görevi doktor olarak değilde Osteopat olarak göründüğü öğrenildi. Türkiye'de ve dünyanın hiç bir ülkesinde doktorlukla eş değerde tutulmayan Osteopat uzmanlığı tamamen insan iskelet ve kas sistemini inceleyen bir bilim yan dalı olarak görülüyor. Bu doğrultuda Beşiktaşlı futbolcuları doktorluk diploması olmayan sadece Osteopat belgesi bulunan biri mi tedavi ediyor sorusu akıllara geliyor. Aynı zamanda doktor olmayan birini bu göreve getiren Önder Özen'in yetkileri sorgulanıyor. Hatırlanacağı üzere Ertuğrul Karanlık, Fenerbahçe'de görev yaptığı dönemde sarı lacivertlilerin yıldız oyuncusu Moussa Sow’un kronik sakat olduğu ve bu durumun teknik direktör Aykut Kocaman tarafından bilindiği iddia ederek uzun bir süre gündeme oturmuştu. Karanlık'ın uyguladığı tedavi ve sonrası çok tartışılmış sonrasında işine son verilmişti. Konunun uzmanları, Osteopat yeterlilik belgesi almak için doktor olmaya gerek olmadığını, lise mezunu birinin bile bu belgeyi kursu tamamlayarak alabileceğini söylüyorlar. Almanya'nın sadece Hessen eyaletinde osteopati tanınmış olmasına rağmen resmen tanınmayan bölgelerde de Osteopatlar alternatif uygulayıcılar olarak görülüyor. Önder Özen'in Beşiktaşlı oyuncuları emanet ettiği Ertuğrul Karanlık hakkındaki iddialar bununla da kalmıyor. İddiaya göre, seminer var diye sık sık yurt dışına giden Karanlık, bavul bavul ilaç getiriyor. Son olarak Galatasaray derbisi öncesi seminere gittiği açıklanan Ertuğrul Karanlık getirdiği ilaçları Beşiktaş Kulübüne fatura etti. Fatura tutarı ise 27.000 Avro. Fatura kesilen kişi ise bir Alman vatandaşı. Bir başka iddia daha korkutucu. Beşiktaş Futbol Genel Direktörü Önder Özen'in bilgisi dahilinde yapılan bu uygulama tüyler ürperten cinsten. İddiaya göre Ertuğrul Karanlık, yurt dışından getirdiği, içeriğinde ne olduğu bilinmeyen bu ilaçları oyunculardan alınan kanla karıştırılarak tekrar futbolculara veriliyor. Beşiktaş Nevzat Demir Tesislerinde tam teşekküllü bir hastane tarzı bir yapının bulunmadığı düşünülürse bu tür uygulamaların tam teşekküllü tıbbi bir klinikte yapılması gerekiyor. Bu uygulamanın Beşiktaş tesislerinde yapılması ne kadar sağlıklı ve uygulanan tedaviyse ne kadar hijyenli bir ortamda yapılıyor sorusunu gündeme taşıyor. Ertuğrul Karanlık için söylenen bu iddialar doğru ise futbolcuların kanı ile karıştırılan ilaçların ne kadarı doping maddesi içeriyor veya içermiyor?. Uzun süreli kullanımlarda oyunculara zararı oluyor mu? Beşiktaşlı oyuncuların sakatlanmasında ki etken bu yöntem mi? Önder Özen'in kefil olduğu Ertuğrul Karanlık'la ilgili iddialar bununla da bitmiyor. İddiaya göre Ertuğrul Karanlık, yurt dışından getirdiği ilaçları bir sporcunun kanı ile karıştırmış ve tekrar sporcuya vermiş. Kanındaki ilaçları bünyesi kaldırmayan sporcu komaya girmiş. Apar topar Türkiye'nin en büyük hastane zincirlerinden birine kaldırılan sporcuya tıbbi müdahale yapılmış ve serum takılmış hayati tehlike atlatılmış. Olayı duyar duymaz hastaneye gelen Karanlık, sporcunun odasına girerek kolundaki serumları çıkartıp doktorların ve hemşirelerin tüm uyarılarına rağmen adı açıklanmayan sporcuyu hastaneden alıp götürmüş. Daha önce Yeni Zellanda'da bir Rugby takımında çalıştığı belirtilen Ertuğrul Karanlık'ın bu yöntemi orada öğrendiği konuşuluyor. Bu yönetimi Önder Özen'in bilgisi dahilinde Fenerbahçe'de de sık sık uyguladığı öğrenildi. Yeni Zellanda'da, Osteopati kendi başına bir meslek olarak tanınırken . Melbourne ve Sidney'de üç üniversitede Osteopati eğitimi veriliyor. Günümüzde Osteopati Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bilimsel bir teşhis ve tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Avrupa Birliği ülkeleri içinde, osteopatlar için farklı farklı yasal koşullar vardır.MARATON.COM.TR / ÖZEL HABER
'Fantastik Dörtlü'nün Kadrosu Kesinleşti
Hikayeyi baştan anlatacak olan yeni 'Fantastik Dörtlü' filminin ana kadrosu belirlenmeye başladı Marvel Comics çizgi romanlarının en bilinenlerinden 'Fantastik Dörtlü / Fantastic Four', 2005’de 'Fantastik Dörtlü / Fantastic Four' filmi ve peşinden 2007’de 'Fantastik Dörtlü: Gümüş Sörfçü'nün Yükselişi / Fantastic 4: Rise of the Silver Surfer' devam filmiyle sinema yolculuğuna başlamıştı. Ancak 2015 için hazırlanan yeni Fantastik Dörtlü uyarlaması, hikayeyi başka bir açıdan, yeni yüzlerle anlatacak. Fox'un yapımını üstlendiği yeni uyarlamanın kilit dörtlüsünü 'House of Cards' ve 'American Horror Story' dizilerinde yer alan Kate Mara, 'Doğaüstü / Chronicle' ve 'Son Durak / Fruitvale Station' filmlerinin başrolü Michael B Jordan, 'Mutluluğun Peşinde / Rabbit Hole' filminin Jason'ı Miles Teller ve 'King Kong'un Jimmy'si Jamie Bell canlandıracak. Mara, Görünmez Kadın Sue Storm'u, Jordan, Meşale Johnny'yi, Teller grup lideri Reid Richards'ı ve Bell de taş adam Ben Grimm'i beyazperdeye taşıyacak. Filmin kötü adamı Dr. Doom'u canlandıracak isim için oyuncu seçmeleri fala devam ediyor. Kadroya dahil olduğunu hayranlarına resmi Twitter hesabından duyuran Kate Mara, 'Harika hissediyorum' diye açıkladı. Filmin senaryosunu 'X-Men: Geçmiş Günler Gelecek / X-Men: Days of the Future Past'in senaristi Simon Kinberg ile birlikte yazan Josh Trank filmin yönetmenliğini de üstlenecek. Filmin 19 Haziran 2015 tarihinde vizyona girmesi bekleniyor. 2005 yılında çekilen ilk 'Fantastik Dörtlü / Fantastic Four' filminde kilit kadroyu Reid Richards olarak Ioan Gruffudd, Sue Storm rolünde Altın Küre adayı Jessica Alba, 'Kaptan Amerika'yı canlandıran Chris Evans ve Altın Küre ödüllü Michael Chiklis oluşturmuştu. Film izleyiciler tarafından pek beğenilmemiş ve bütçesini zar zor çıkarabilmişti. Milliyet Sanat
Torunlar Büyükanne ve Büyükbabalarıyla Kıyafet Değiştirirse
' İlkbahar - Sonbahar ' adında devam eden bir fotoğraf serisinin bir bölümü olan bu çalışma fotoğrafçı 'Qozop' tarafından tasarlanmış ve çekimleri de ona ait. Gençlerin yaşlı bir aile üyeleri ile kıyafetlerini değiştirmesi ile oluşan ilginç görüntüler ise görülmeye değer. Soldaki fotoğraflarda her şey normal fakat sağdaki fotoğraflarda durum biraz mizahi bir hal alıyor. İşte 'Yaşlılar İle Gençler Kıyafet Değiştirirse Ortaya Nasıl Görüntüler Çıkar?' galerisi...
Ünlü Yüzler 19. Yüzyıl Askeri Portreleriyle Birleşti
Sanatçı  Steve Payne tarafından yapılan bu eğlenceli photoshop çalışmasında tanıdık simalar İngiliz portre sanatçısı  George Dawe tarafından yapılmış portrelere entegre edilmiş. Eski ve yeni unsurları harmanlamak için bazı fırça darbelerine (digital) ve altın bir çerçeveye ihtiyaç duyulmuş.
Reklam
Aselsan ve Tusaş Milyon Dolarlık Helikopter Anlaşması
ASELSAN ve TUSAŞ'tan milyon dolarlık anlaşma . ASELSAN ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ) arasında Genel Maksat Helikopteri programı ile ilgili olarak toplam 491 milyon 468 bin 585 dolar tutarında anlaşma imzalandı. ASELSAN'dan Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamaya göre, ASELSAN ile TUSAŞ arasında Genel Maksat Helikopteri programı ile ilgili olarak imzalar atıldı. Toplam bedeli 491 milyon 468 bin 585 dolar tutarında olan sözleşmeler kapsamında teslimatlar 2018-2025 yılları arasında gerçekleştirilecek.veteknoloji
Benim Madam Curie'm
BENİM MADAM CURİE'MUçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, kız çocuklarının meslek seçimi konusunda kalıplaşmış meslekler dışında alternatif rol modelleri geliştirmeye hedefleyerek Türkiye'deki demokratik vatandaşlık ve insan haklarının gelişmesindeki en önemli engellerden biri olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önüne geçmek için yeni bir proje yürütüyor.Eğitimde, meslek seçimi konusunda çoğu kez çocukların yetenekleri ve hayalleri doğrultusunda değil, cinsiyet rollerine uygun yönlendirmelerle eşitsizliği yeniden üretiliyor. 'Benim Madam Curie'm' projesi, bu gerçeğe dikkat çekip sadece kız ve erkek çocuklarda değil, örgün eğitim kurumlarında görev alan öğretmenler, eğitim uzmanları ve velileri de kapsayan paydaşlarda da farkındalık ve toplumsal cinsiyet duyarlılık yaratılması sağlamayı amaçlıyor.Ankara'nın Pursaklar ilçesinin 10 ilköğretim okulunda 4. sınıf öğrencilere öncü olan dört bilim kadınını anlatan animasyon filmleri gösterilecek. Astrofizikçi Dilhan Eryurt, patalog Kamile Şevki Mutlu, kimyager Remziye Hisar ve siyaset bilimci Nermin Abadan Unat’ın yaşamlarını, bilim dünyasına katkılarını ve mesleklerinde ilerlemek için verdikleri mücadeleyi anlatan bu filmlerle, özellikle kız çocuklarının meslek edinme konusunda ufuklarını açmaya ve tutumlarını değiştirmeye çalışılacaktır.Film gösterimlerinden önce, bu 10 okulun 4. sınıf öğretmenleri ve rehber öğretmenleriyle toplumsal cinsiyet farkındalık atölyeleri gerçekleştirilecektir. Bu atölyeler, gösterilecek filmlerin izletilmesi sürecinde öğretmenlerin çocuklarla kuracağı iletişimin de toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı gerçekleşmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca, gösterilecek filmlerin etkisini ölçmek için, gösterimlerin öncesi ve sonrasında çocukların meslek konsunda içselleştirdikleri cinsiyet rollerini saptayan bir tutum ölçeri uygulanacak.İlköğretimin birinci kademesinden başlayarak kadınların eşit vatandaşlar olduğu algısını yayarak kadınsız demokrasi olmayacağını erken yaşta öğretmeyi planladığımız projemiz pilot olarak düşünülmüş ancak sürdürülebilir ve bütün ülkeye yayılabilir şekilde planlanmıştır.Avrupa Birliği Merkezi Finans ve İhale Birimi ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın desteğiyle AB Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Hibe Programı kapsamında yürütülen ve 14 ay süren proje Ekim 2014'te sona erecek.Daha fazla bilgi için 'Benim Madam Curie'm' websitesine ziyaret edebilirsiniz.
Reklam
Oscar Adayı Filmler Çocuk Oyuncularla Tekrar Çekilmiş!
Önümüzdeki pazar günü gerçekleşecek 86. Oscar Akademi Ödülleri gecesinde ‘en iyi film’ kategorisinde yarışacak filmlerin bazı sahneleri CineFix ve People ekipleri tarafından çocuk oyuncularla tekrar çekilmiş! Kaynak: Bantmag-
Chris Bale'in 20 Filmden 20 Farklı Yüzü
Düzenbaz'da Christian Bale, farklı görüntüsüyle yine çok konuşuldu. Oynadığı çoğu filmde alıp verdiği kilolarla neredeyse tanınmaz hale gelen başarılı aktörün binbir türlü halini gördüğümüz 20 filmden 20 farklı yüzü!kaynak: http://www.beyazperde.com/
Gazze'de Balıkçı Ağına Takılan Apollo Heykeli Kayıplara Karıştı
Gazze'de geçtiğimiz yaz bir balıkçının ağına takılan 2 bin 500 yıllık, paha biçilemeyen ve Yunan şiir ve aşk tanrısı Apollo'yu betimlediği düşünülen bronz heykel kısa süre eBay'de görülmesinin ardından ortadan kayboldu. Cevdet Ebu Gurab eskiden inşaat işçisiydi. Ama 2007'de İsrail'in Gazze Şeridi'ne inşaat malzemeleri sokulmasını sınırlandırmasından sonra, o da babası gibi balıkçılık yapmaya başladı. Cevdet'in küçük bir sandalı var. Bu yüzden asla çok uzaklara açılmıyor. Hep küçük balık avlıyor. O gün Cevdet'in amcası da kendisiyle balığa çıkmış, ama kıyıya erken dönmüş. Cevdet ise avlanmaya devam etmiş. 'Küçük sandalım ve küreğimle denizde yapayalnızdım. Saatlerce bekledim. Denizin derinliklerinde kaderin bana ne sürprizler hazırladığını hayal bile edemezdim.' diyor. 'Bazen dalgalar denizin dibini karıştırırlar. Küçük balıklar da yemek aramak için oraya giderler. Balıkların kıyıdan 100 metre kadar açıktaki bir noktada toplanmaya başladıklarını gördüm. Oraya doğru kürek çekmeye başladım ve denizin dibinde bir insan bedeni gördüm. Bedeninin yarısı kumun altında kalmıştı.' Cevdet ilk anda bu gördüğü manzara karşısında ürkmüş. Suya uzun uzun bakmış ama adamın yüzünü tanımamış. Sonra dalınca ve bedene dokununca bunun 'taş gibi' olduğunu fark etmiş. 'Hareket ettirmeye çalıştım, heykel olduğundan emin olmak için. Ama çok ağırdı.' diyor. 'Altın rengindeydi, altın bir heykel bulduğumu sandım.' Cevdet, yeri işaretlemiş ve akrabalarını yardıma çağırmak için kıyıya çıkmış. Bir süre sonra hep birlikte geri dönmüşler, denize dalmışlar. Heykel yaklaşık dört metre derinlikte duruyormuş. 'Heykeli bir iki metre hareket ettiriyor, sonra suyun yüzeyine çıkıp, nefes alıp, tekrar dalıyorduk.' diyor. Dört saat uğraştıktan sonra heykeli suyun dışına çıkarmayı başarmışlar. Bunun çıplak bir insan heykeli olduğunu görmüşler. Bir at arabasına yükleyip, Cevdet'in evine götürmüşler. Cevdet, 'Karım çırılçıplak heykelin salonun ortasında öylece durduğunu görünce yüzünü kapadı. Üzerini örtmem için yalvardı.' diye anlatıyor gülerek. Cevdet'in amcası Atıf, heykeli birkaç parçaya bölüp, parçaları ayrı ayrı satmayı önermiş. 'Heykelin başındaki renge bakınca altın olduğunu sanmıştım. Oğullarımdan biri heykelin parmaklarından birini kesip kuyumculara göstermeyi önerdi. 'Sonra aklımıza altın satış işleriyle uğraşan bir akrabamız geldi. Onu eve çağırdık. Heykele baktı ve bronz olduğunu söyledi. 'Ama bronz bir heykelin altın bir heykelden daha değerli olabileceğini söylemeyi de ihmal etmedi.' Cevdet heykeli Mısır'a kaçırmayı, burada satmayı düşündü. Ancak Hamas'ın iktidara gelmesinin ardından yürürlüğe sokulan ablukayı delmek için kazılan bu yeraltı kaçakçılık tünelleri Mısır ordusu tarafından önceki yaz kapatılmıştı ve artık kullanılmıyordu. Komşular sorular sormaya başlayınca, Cevdet Hamas'ın askeri kanatı İzzettin el Kassam tugayında komutan olan bir akrabasından heykeli saklamasına yardım etmesini istedi. 'Heykeli benden alanlar, sattıklarında bana yüklü bir para vereceklerini söylediler. Ama şimdiye kadar bize bir ödeme yapılmadı.' diyor. Heykel eBay'de satışa çıkarıldığında 500 bin dolarlık bir fiyat biçilmiş. Ancak sonra eBay'den de kaybolmuş. Heykelin durumuyla ilgili olarak kaygılandığını, renginin solmaya başladığını, tek gözünün çıkarıldığını anlatıyor. Paris'teki Louvre Müzesi'nden 500 kilogram ağırlığında, 1,75 metre boyundaki bu heykelin satın alınması için verilen teklifi değendirdiklerini söylüyor. Hamas, BBC'nin heykeli görme talebini reddetti. Gazze Şeridi'nin kuzeyinde yaşayanlar, heykelin halen militanların elinde olduğunu, militanların heykeli Hamas hükümetine vermeyi reddettiğini söylüyor. Ancak heykelin kimin elinde, ne durumda olduğunu kimse tam olarak bilmiyor.BBC Türkçe
Reklam
Türkiye'ye İlk Otomobil Ne Zaman Geldi?
Avrupa’da otomobil üretiminin endüstri haline gelmeye başladığı 19’uncu yüzyılın sonlarında, Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı İstanbul’un Arnavut kaldırımı sokakları, henüz otomobil denen atsız arabayla tanışmamıştı.Her türlü yeniliğe kuşkuyla bakan Padişah II. Abdülhamit, otomobilden özellikle çekiniyordu. Saraya suikast amacıyla sessizce yaklaşmalarını önlemek için at arabalarının lastiklerini sökecek kadar evhamlı olan padişah, Sadrazam Avlonyalı Ferid Paşa’nın kendi şahsına otomobil alma isteğini de sert bir şekilde önlemişti. Ferid Paşa böyle bir arzusu olmadığını kesin bir şekilde belirtmesine rağmen, ağır bir şekilde azarlanmış, arabasının tekerlekleri sökülerek Babıâli’ye Maliye Nazırı’nın arabasıyla gitmek zorunda kalmıştı. İlginizi çekebilir: Anadol otomobillerin hikayesiAT ARABASIYLA SUİKAST Padişahın korkuları bir ölçüde doğru çıktı. Ancak suikast aracı bir otomobil değil, at arabası olacaktı. 21 Temmuz 1905 Cuma günü, Sultan İkinci Abdülhamit camiden saraya dönerken, bir arabaya konan bombanın patlamasıyla, 23 kişi öldü, 58 kişi yaralandı. Yapılan araştırmada tahrip olan arabaların sahipleri bulundu ancak 17’nci arabanın kayıt numarası ve sahibine ulaşılamadı. İşin ilginç yanı, araba lastik tekerlekliydi. Gümrük memurları ilk gelen otomobile “zatü’l-hareke” adını vermişti. Devamı: İLK OTOMOBİLİN GELİŞİ
Efsane Yeşilçam Müzikleri
Yüzlerce film ve müziklerinin içlerinden seçilen birkaç tanesi...Amaç,hemen hemen hepimizin bildiği bu müzikler topluca şurada duruversin.
Şok Eden 10 Bilimsel Gaf
Tarih sahnesi bir çok yeni buluşa ev sahipliği yapmıştır. Bunun yanı sıra bu icatlara yapılan haksız eleştiriler, bilim adamları arasındaki yarış ilginç yorumlara neden olmuştur. İşte onlardan bir kaçı..
Reklam
Türklerin Genetik Şifresi Çözüldü
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden bir ekibin, Türk insanının genetik şifresini çözdüğü açıklandı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Otu liderliğindeki ekip, yaklaşık 3 yıl süren çalışma sonucunda Türk insanının genetik şifresini çözdü. Üniversiteden yapılan açıklamada, araştırma sonuçlarının dünyanın saygın bilim dergilerinden PLOS ONE dergisinde yayınlandığı belirtildi. Açıklamada, makalenin, Türk popülasyonundan örnek bir kişinin tüm DNA dizisini gösterip detaylı analizini içerdiği aktarıldı. İnsan genomunun 23 kromozom üzerinde bulunan 3.2 milyar nükleotidden oluşan DNA'nın bütününü temsil ettiği kaydedilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi: 'Bilgi Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından gerçekleştirilen çalışma, Türk insanındaki bu 3.2 milyar harfin diziliş sırasını ortaya koydu. Herhangi iki insanın DNA dizilimi yüzde 99'un üzerinde bir benzerlik göstermekte. Farklılıkları oluşturan yapısal değişkenlerin en önemlileri Single Nucleotid Polymorphism (SNP) denilen tek nükleotid farklılıkları ve DNA dizilerine eklenmiş ya da bu dizilerden silinmiş olan ve genellikle 50 nükleotidden kısa olan değişiklikler. Çalışmada Türk insanına has bu tür yapısal değişiklikler bulundu ve bunların hastalıklarla olan ilişkileri ortaya çıkarıldı. Özellikle insan DNA'sının yaklaşık yüzde 2'sini oluşturan gen bölgelerindeki yapısal farklılıklar, hücrenin işleyişi ve hastalıklarla olan ilişkisini belirlemede önemli bir etken. Gerçekleştirilen çalışma, Türk insan genomunda bulunan yapısal değişiklikleri gen bölgeleriyle ilişkilendirilip, kritik sonuçlara yol açanları tespit etti. Diğer popülasyonlarla karşılaştırıldığında, Türk insanında belirgin bir genom karakteristiği olduğu tespit edildi.'veteknoloji
Reklam
2016'da Türkiye'yi Bekleyen Tehlike
2016 yılında Türkiye'nin kullanmaya başlayacağı ve Amerikan Silahlı Kuvvetleri'nin gözbebeklerinden F-35 savaş uçağının ateş açılmadan sadece tek bir tuşla hacker'larca alaşağı edilebildiği ortaya çıktı. Business Insider'ın haberine göre ABD'nin gözde savaş uçaklarından F-35 ne kadar güçlü donanımlara sahip olursa olsun hacker'lara karşı oldukça zayıf bir yönü var. Pilotların giydiği F-35 başlığı artırılmış gerçeklik teknolojisini kullanıyor ve jetin üzerinde yer alan kameralar sayesinde uçağın içini değil dış dünyayı olduğu gibi pilotun önüne seriyor. Tüm bu özelliklerin birleşiminden oluşan ALIS sistemi her ne kadar pilotlara pek çok açıdan avantaj sağlasa da diğer yandan hacker saldırısı karşısında oldukça zayıf bir durumda. ALIS sistemiyle ilgili bilgi veren uzman David Martin ALIS sisteminin bir laptop bilgisayarla benzer özellikler taşıdığını ve uçağın nereye uçtuğu ve ayrıntılı güzergah bilgilerinin de bu sistemde tutulduğuna dikkat çekti. ALIS sistemindeki zaafiyet nedeniyle hacker'ların kolayca F-35'i etkisiz hale getirebileceğine dikkat çeken Martin, ALIS sisteminin uçaktaki herhangi bir tehlike durumunda pilottan emir almaksızın herhangi bir zamanda iniş yaptığını kaydetti ve hacker'ların sisteme müdahale ettiğinde uçağı indirebileceğini söyledi. 2016 YILINDAN İTİBAREN TÜRKİYE'DE DE KULLANILACAK 2016 yılında Türkiye'de de kullanılacak olan F-35 savaş uçakları için TÜBİTAK-SAGE tarafından geliştirilen yerli seyir füzesi SOM kullanılacak. Kokpit.aero'nun haberine göre SOM-J olarak adı verilen projede füzenin boyutları yüzde 25 civarında küçülecek. Uçağın gövde içindeki silah taşıma noktasına yerleştirilecek füze ile F-35'in görünürlük özelliğinin korunması sağlanacak. SOM'da Fransa'dan satın alınan TRI-40 motoru kullanılıyor. Bu motor Eskişehir'deki TEI şirketi tarafından geliştirildi ve füzenin menzilinin uzaması sağlandı. Testleri süren çalışmalarla SOM 800 kilometreye ulaştı. TÜBİTAK-SAGE yetkilileri, bu noktada kamuoyunun kafasını karıştıran konuların ortaya çıktığına dikkat çekerek 'Balistik füze ve SOM mühimmatı ayrı olarak ele alınacak projeler. Her iki çalışmanın teslerinde de 800km üzeri menzile başarı ile ulaşıldı' dedi. veteknoloji
İkonik Karakterler Kedi Olursa...
Kediler neden bir süper kahraman, bir müzik yıldızı, hatta bir aktör olmasın ki?İllustrator A Ke yaptığı çalışmalarla bu soruya cevap verirken bize de hayranlıkla paylaşması kalıyor.
13. !F İstanbul'da Kaçırılmaması Gereken Filmler
13- !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali tüm hızıyla devam ediyor. Festivalde farklı türlerde ve birbirinden ilginç filmler olduğundan seçim yapmakta zorlanabilirsiniz. Sizler için kaçırılmaması gereken filmleri sıraladık. Buyers Club (Sınırsızlar Kulübü) 6 dalda Oscar adayı C.R.A.Z.Y./Çılgın olmak üzere Young Victoria/Genç Victoria, Café de Flore/Ruh Eşim gibi filmleriyle kendi takipçilerini yaratan Jean-Marc Vallée'nin Oscar'larda 6 dalda aday son filmi Dallas Buyers Club/ Sınırsızlar Kulübü; sarsıcı hikâyesi kadar Matthew McConaughey ve Jared Leto'nun Altın Küreli oyunculuklarıyla da yılın en merak uyandıran projelerinden… Anarchic Harmony (Anarşik Armoni) Anarchic Harmony / Anarşik Armoni; Bugün müzik sayısız özgürlüğü ve çeşitliliği kucaklarken akla bir soru geliyor: Çağdaş müzik şimdiki haline nasıl evrildi? Bu konuda kafa yormak,çağdaş müzik tarihinin satır aralarını okumak bize neler söyler? Bazen doğru soruyu sormak, cevabı bulmaktan çok daha önemli. Anarşik Armonide bu işin öncülerine; devrimci besteci&teorisyen Stravinsky ve Schönberg'den cazın kurucularından Buddy Bolden'a, sıradışı bir yaklaşıma sahip olan John Cage'e, İlhan Mimaroğlu'na, Aydın Esen'e, insan algısının sınırlarını genişletmeye cesaret eden sanatçılara odaklanıyor ve şans bu ki Gezi olaylarının başlamasıyla filmde konuşulan hakikatlerin bir anda gerçekleştiğine tanıklık ediyoruz. Anarşik Armoni teknolojik gelişmelerin eşliğinde müziğin bilinmeyene giden macerasındaki sosyo-politik gelişmelere ışık tutmaya çalışan ve bunu insanlık için evrensel bir dil olan müzikle yapan bir manifesto. The Selfish Giant (Bencil Dev) The Selfish Giant / Bencil Dev; Sinemasever bir arkadaşımıza anlatmaya çalışsak şöyle derdik: Andrea Arnold'un alt sınıf İngiltere'sini düşün; faturalarını ödeyemeyen sorumsuz ebeveynler ve kaldırabileceklerinden daha fazla yük sırtlanmış çocuklar var. İngiltere malum, hava hep kapalı, ortam kasvetli. Dikenli tellerle örülmüş bir yerlerde bazı 'büyük'ler bazı işler çeviriyorlar. Çocuklar için okula gitmenin bir anlamı yok; onlar bir an önce büyükler gibi para kazanmak, bahis oynamak, gecenin karanlığında birkaç kuruş fazlası için gizli işler çevirmek istiyorlar. Bu büyüme öyküsünü biraz içine doğru çek ve Dardenne'lerdeki masumiyet, vicdan ve adalet meselesini onun üstüne ekle. Düşler Diyarı'nın (2012) masalsı dünyasının en damıtılmış halini hayal et ve filme belli belirsiz yayıldığını düşün. Bir de, şey, en son, çok sevdiğin birisini elinden kaçırdığını fark ettiğin o ânı hatırla. Yatağın altına saklanıp günlerce oradan çıkmamıştın, değil mi? Nymphomaniac (İtiraf) Nymphomaniac / İtiraf; Lars von Trier her zamanki gibi provokatif! Son filmi biraz uzun olabilir, ama izlemeyi takip edecek düşünme ve tartışma sürecinin daha uzun olacağı muhakkak. Başrolünü Charlotte Gainsburg'un oynadığı İtiraf bir seks bağımlısı hakkında. Ancak pek çok eleştirmenin de yazdığı gibi, grafik seks sahnelerine rağmen film aslında erotik değil. Bilakis, kasıtlı biçimde seksi olmayan bir film. Yaratacağı tartışmalar daha ziyade insan doğası, sekse bakışımız ve tabii ki her filmiyle, yaptığı her açıklamayla gündem yaratan yönetmenin kendisi üzerine olabilir. Bu kez ne yapmaya çalıştı? Ürkünç ve büyüleyici dört saatlik bu epik filmde ne demek istiyor? Kafa yorulacak fazlasıyla malzeme var, ona şüphe yok. Lars von Trier'in en karanlık malzemeleri bile gözlerimizi alamadığımız izlencelere çevirmedeki ustalığı tartışılmaz. Kendine has mizah anlayışı da… Mavi Dalga Mavi Dalga; Altın Portakal'da 'En İyi İlk Film' ödülünü alan Mavi Dalga bu ödülü fazlasıyla hak ediyor. Zeynep Dadak ve Merve Kayan'ın muhteşem kısa filmleri Bu Sahilde'ye plajda geçirilmiş bir günün sonundaki hülyalı miskinlik dersek, ilk uzun metrajları Mavi Dalga'ya da geride kalmış koca bir yaz tatilinin hüznü diyebiliriz. Bunu kafadan atmadık: Mavi Dalga tam da Bu Sahilde'nin bıraktığı yerden, yazın son günlerinden başlıyor. Halılar dürülüyor, yazlık ev kapatılıyor ve senenin son denizine giriliyor. Balıkesir'deki kışlık eve dönmek demek, Deniz ve ailesi için okula, arkadaşlara, dükkâna, kermese ve yanar-döner meyveli aile yemeklerinin arasına dönmek demek. Fakat bu sene biraz daha farklı, çünkü Deniz ve arkadaşları lise sondan önceki senelerine giriyorlar. 'Üniversite,' 'bölüm' ve 'meslek' gibi kavramlar hayatlarına ilk defa dahil olurken, arkadaşlıklar, aşklar ve şarkılar biraz daha ciddi, biraz daha can acıtıcı oluyor. Mavi Dalga da gençliğin bu ara dönemi gibi hem elden kayan, hem de derin izler bırakan bir film. Yılın en yaratıcı müdahalesi Ayrıca !f İstanbul'un merakla beklenen yeni yarışmalı bölümü Aşk ve Başka Bi' Dünya'da kazanan film belli oldu. Yarışmaya Türkiye'den katılan Koray Kaya filmi Anarşik Armoni, 'yılın en yaratıcı müdahalesi' seçildi. Kaya'ya ödülünü ünlü yönetmen Michel Gondry verdi. CNN Türk
Reklam