Bilim insanlarına göre genişliği 500 km'ye ulaşabilen girdapların küresel iklim üzerinde etkili oluyor. Dev girdaplar okyanus akımları kadar su ve ısı taşıyor. Yeni araştırmalar, okyanuslardaki devasa girdapların küresel iklim üzerinde sanılandan daha fazla etkisi olduğunu gösterdi. Orta ölçekli anafor olarak adlandırılan ve genişlikleri 100 ile 500 km arasında değişen girdaplar, ada gibi suyun düzenini bozan etkenler nedeniyle ortaya çıkıyor. Okyanuslar boyunca çok büyük su kütlesi eşliğinde ısı taşıyan girdapların ortadan kalkması aylar sürebiliyor. Girdaplar, etraflarını saran suların etkisiyle yeniden güçlenebiliyor. Bilim insanları, girdapların taşıdığı ısının okyanusların dört bir yanına dağılarak yok olduğunu düşünüyordu. Ancak ilk kez yapılan ölçümler ısının iklim değişikliği üzerinde etki gösterdiğini ortaya koydu. Saniyede 30 milyon ton su Hawaii Üniversitesi'nden Bo Qiu'nun başında yer aldığı ekip, 1992-2010 yılları arasındaki uydu görüntülerini kullanarak girdapların şekli, hacmi ve sahip olduğu ısı hakkında veriler çıkardı. Science dergisinde yayınlanan araştırma, dev girdapların neredeyse okyanus akımları kadar büyük miktarda su taşıdığını gösterdi. Girdapların, Dünya'nın hareketiyle ağırlıklı olarak batıya hareket ettiği ve sonuç olarak her saniye kıtaların doğu kıyılarına 30 milyon ton ulaştığı belirtildi. Girdapların taşıyabildiği su miktarının kendileri için büyük bir sürpriz olduğunu söyleyen Qiu, 'kesin olarak bilmeseler de girdapların hava olayları üzerinde etkisi bulunduğunu' ifade etti. El Nino güney salınımları gibi iklimi etkileyen büyük olayların okyanuslarda ilerleyen ısıyla kaynaklandığına dikkat çeken Qiu, girdapların da benzer etkisi olabileceğini ifade etti. Qiu, girdaplar üzerindeki araştırmalarla iklim değişikliğinin bölgesel etkilerini daha iyi anlayabileceklerini söyledi. Avustralya'nın ulusal bilim kurumu CSIRO'dan Wnju Cai, Kuroshio akımıyla taşınan suların Japonya çevresinde olağanüstü hava koşullarına neden olduğuna inandıklarını belirtti. New Scientist'e yorumda bulunan Cai, girdapların gelecekte havaları nasıl etkileyeceğini anlamak için iklim değişikliğinin etkilerini analiz etmeleri gerektiğini not düştü. Kaynak: Al Jazeera
Çağımızın önce gelen kişileri ve kendi dönemine damga vurmuş efsanevi isimlerin günlük hayatları hakkında size fikir verecek 21 siyah beyaz fotoğraf sizlerle. İyi eglenceler dileriz...
Eski sevgiliden kalan eşyalar zaman geçtikçe daha da can acıtıcı olabilir. Sonuçta paylaşılan uzun bir zaman ve hafızada kalan binlerce anıyı hatırlatır bu minicik objeler. Fotoğrafçı Carla Richmond ve yazar Hanne Steen ilginç bir çalışmaya imza atmış. Eski sevgililerinin kıyafetleriyle fotoğraf çektirmeden önce kadınlarla eski anılarını canlandıracak provakatif sorular da sorulmuş ve anıları canlandırılmış. Fotoğraflardaki hüznün temel sebebi buna bağlanabilir.
Fitili tam 1 asır önce ateşlenen ve Osmanlı Devleti'nin sonunu getiren milyonlarca insanın öldüğü 1. Dünya Savaşı'nın Genelkurmay arşivindeki çarpıcı kareleri Anadolu Ajansı tarafından yayınlandı. Arşivde Türk askerinin cephe önü ve gerisindeki mücadelesinden çarpıcı kareler yer alıyor.
Türk bilim adamı Prof. Dr. Çağlar Batman , Türkiye'ye uyarladığı biyonik kulak yöntemiyle işitme kaybı yaşayanların ve doğuştan sağır çocukların sorunlarını çözdü. Academik Hospital'da görev yapan Prof. Dr. Batman , SGK'nın ödediği bu operasyonla sağırlık sorununun tarihe karıştığını söyledi. Benzer tekniklerin yurtdışında 40 bin euro civarında olduğu bilgisini paylaşan Batman , Türkiye'de ise rakamın 20 bin liraya düştüğünü belirtti. Tek kulakta yapılan operasyonla işitme kayıbının bittiğini söyleyen Batman, ' Türkiye'deki ilk biyonik kulak ameliyatını gerçekleştirdim. Ardında da ilk yarı implant cihazı, yüksek frekansa bağlı işitme kaybı yaşayan 2 hastaya uyguladım ' diye konuştu. AB'den yoğun talep Bu tekniğin önemli bir de sağlık turizmi yarattığını söyleyen Batman , AB ülkelerinden birçok hastanın kurumlarına gelerek ameliyat olduğunu anlattı. Yurtdışında bu ameliyatların hem pahalı olduğunu hem de çok sıra beklenildiğini söyleyen Batman , ' Konuşmayı öğrenmiş biri bizim tekniğimizle yeniden duyabiliyor ' dedi. İbrahim Acar - Sabah
Rus fotoğrafçı Maria Ionova-Robin daha önce benzeri fazla bulunmayan ilginç ve hüzünlü bir çalışmaya imza atmış. Ölen hayvanlar için çiçeklerle harika bir uğurlama hazırlayan sanatçı bu manzarayı fotoğraflamaya karar vermiş. Bu fikir yıllar önce abisiyle ormanda ölü bir köstebek bulup onu gömdükten sonra mezarının üzerini çiçeklerle kaplamalarıyla aklına gelmiş. O günden beri bulduğu ölü hayvanlara bu şekilde bir ritüel hazırlayarak onların ruhlarını onurlandırdığını düşünüyormuş. Sanatçıya bu hüzünlü çalışmasından dolayı teşekkür ediyoruz...
Neredeyse her yeni günde akıllı telefonlar ile ilgili haberler yapıyoruz ve yeni gelişmeleri aktarıyoruz peki bizim için bu kadar önemli olan akıllı telefonların atasını merak ettiniz mi? Bizde ilk kişisel cep telefonunu merak ettik ve Motorola DynaTAC 8000X bir diğer değişle ilk taşınabilir telefonu sizler için araştırdık. Taşınabilir telefon fikri ilk olarak 1973 yılında Martin Cooper tarafından ortaya atıldı. Cooper daha önce Motorola’da çalışırken Polis departmanları için polis telsizleri gibi birçok ürün geliştirmişti. Zamanla Motorola iletişim bölümünde yukarılara yükselen Cooper 1973 yılında ilk taşınabilir cep telefonunu tasarlardı ve cihazın piyasaya çıkması için geçen 10 yıllık süreci yönetti. İlk Telefon GörüşmesiCooper ve Motorola Taşınabilir Haberleşme Ürünleri Başkanı J. F. Mitchell, 3 Nisan Pazar günü New York Manhattan’da bulunan Hilton otelinde basın toplantısı gerçekleştirdi. Hilton yakınında bulunan 6. Caddede bulunan Cooper, Motorola Burlingame House’ın çatısında bulunan AT&T sabit telefon sistemi yüklü olan bir baz istasyonuna bağlandı ve o dönemde rakipleri olan Bell Laboratuvarlarında görevli Dr Joel S. Engel’i aradı tuşları çevirirken gazeteciler ve izleyiciler dikkatle takipteydi. Cooper telefonda “Joel benim Marty, Seni bir cep telefonundan arıyorum, gerçek elde taşınabilir cep telefonu” bu tarihi görüşmeyi yaptı ve DynaTAC o dönemde bilim teknoloji dergilerinin kapaklarını süslemeye başladı. İlk tasarlanan DynaTAC 1.14 kilogramdan fazla ve 25.3 cm uzunluğundaydı “Tuğla” ve “Ayakkabı” olarak adlandırılıyordu, şarj olması 10 saat sürüyordu ve 20 dakika boyunca konuşmak mümkündü. 10 yıllık sürecin sonunda DynaTAC 8000X piyasaya sürüldüğünde 850 gram ağırlığa düşürülmüş ve 30 dakika konuşma yapılabiliyordu. Motorola DynaTAC 8000X için 21 Eylül 1983 tarihinde ABD Federal İletişim Komisyonu’ndan(FCC) ilk ticari taşınabilir telefonun onayını aldı ve 1984 yılında satışa sunulan ilk kişisel cep telefonu olma unvanını elde etti.
Reuters haber ajansı 1. Dünya Savaşı'nın daha önce günyüzüne çıkmamış fotoğraflarını yayınladı. Özel koleksiyondan çıkan fotoğraflarda yere çakılmış savaş uçakları, toplu mezarlar, mesajlaşmak için kullanılan güvercinler var.kaynak: al jazeera
Liseyi dereceyle bitiren; 24 Kasım 1946 Vermont – Burlington doğumlu, Theodore Robert Bundy olarak da bilinen Ted Bundy; 1974’ten itibaren iki yıl içinde 20’den fazla kadına tecavüz edip öldüren Amerika’nın en çok tanınan, üzerine filmler [Copycat ve The Stranger Beside Me] yapılıp kitaplar yazılan seri katili ve tecavüzcüsüdür. “Seri katil” tanımı onunla doğdu diyenler olsa da bu ifade yoruma açıktır… Tarihler 16 Ağustos 1975’i gösterirken, tamamen şans eseri olarak “polisten kaçmaya çalışan” bir sürücü olarak yakalandı. Yakışıklı, zeki ve eğitimli bir avukat olan Ted Bundy’nin bir katil olabileceği, hele ki mesleği avukatlık olan birinin bunları yapabileceği kimsenin aklına gelmiyordu. Kendi savunmasını üstlenen Ted Bundy’nin ünü, 7 haziran 1977’deki ‘tavanı delerek’ kaçışı sonrası daha da arttı. Ölen 20 ya da kimilerine göre 28 kadın Ted Bundy’nin ifadesi ile belirlenmiştir – gerçek sayının bunun çok çok üzerinde olduğu halen söylenir durur. Tecavüzlerini öldürdükten sonra gerçekleştiren Ted Bundy’nin ‘ölü sevici’ bir sapık olarak da ayrı bir ünü (!) vardır. Hapisteyken aldığı yüzlerce mektup ve evlilik teklifi, Amerikan halkının bu gibi sapık psikopatlara farklı bir bakışı olduğunu gösterir. İdamından önce sorulan, “36 kurbanin oldugu dogru mu” sorusuna “bir basamak daha ekleyin” cevabini vermesi inanılmaz bir ifade!Ted Bundy’nin çocukluğu çoğu diğer katil gibi sorunlu geçer. Akıllı bir öğrenci olsa da; ezik, pasif ve insan ilişkilerinde son derece zayıf bir karaktere sahipti. Ablasını annesi, eniştesini ise babası olarak bilmekteydi. Utah Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden aldığı davet mektubu ile insan içine karışacak – hayatı değişecektir. Utah’tan Colorado’ya, Washington’dan Florida’ya kadar sayısız eyalette cinayet işler. Cumhuriyetçiler kanadında siyasetle de ilgilenen ve önü açık olarak nitelendirilen Ted Bundy’nin; buz kıracağı, levye, metal boru, kelepçe ve kadın çorabıyla kadınları öldürmesi – üstelik ayağını incitmiş numarası ve koltuk değnekleriyle insanları kandırması, hükmü onaylayan yargıçın bile sempatisini (!) kazanır. Etkiler diyelim sanırım daha doğru bir ifade olacak..Gayrımeşru bir çocuk olarak doğan katilimiz, ayağını incitmiş rolü ve koltuk değneklerinin de etkisiyle kitaplarını arabasına taşırken onu gören kadınlardan yardım isterdi. Yardım için yanaşanları ise kendi yöntemleriyle etkisizleştirirdi. Sonrasında kurbanını tenha bir yere götür ve öldürürdü. Kurbanına sonrasında tecavüz ederdi. Annesi bile onu terk etmiş, ablası ona yalanlar söylemiş Bundy’ye göre kızlar erkekleri kullanır ve yalan söylerdi. Ted Bundy bu yüzden tüm kadınlardan intikam almak istiyordu. Kurbanlarının hepsi uzun düz siyah saçlı ve saçlarını ortadan ayıran, “kendisini terk eden sevgilisine benzeyen” kadınlardır. Hapisten kaçışı sonrası, gözü tamamen dönmüştür ve belirli bir tipe bağlı kalmadan rastgele öldürmeye başlar. Ölmeden önce kendisiyle yapılan bir röportajda tüm bu sapıklıklarının nedenini çocukken okuduğu, şiddet içeren porno dergilerinin onu çok etkilemesi olarak itiraf eder. Yakalanışı sonrası seri katiller üzerine 1989’a kadar FBI’la iş birliği yapmıştır. Şu yorumu ünlüdür: “Seri katillerin yakalanmasının sebebi alışkanlık. Bu işi ilk kez yaptığınızda çok dikkatli olursunuz. Her şeyin düzgün olmasını istersiniz. 20. kez yaparken ise o kadar da önemsemezsiniz.”Bazı kurbanlarının cesetlerini evinde pişirdiği, etrafa korkunç kokular yayılmasına rağmen komşuların polislere; eğitimli, yakışıklı çok efendi bir çocuk diye ifade verecek kadar güvenmeleri nedeniyle ele geçirelemediği, ilk yakalanışında saldırdığı kızlardan birinin nasılsa aşık olduğu için polise bunu söylemeyip bile bile serbest kalmasını sağladığı “şehir efsaneleri” olarak söylenir durur. Ted Bundy; gayri meşru çocuk olduğu, hayvanlara işkence eden bir büyükbabanın yanında büyüdüğü ya da çok sevip de terk edildiği sevgilisi yüzünden seri katil olmadı. İstediği için kadınları öldürdü tezini savunanlar da vardır.Kurbanlarının birinin kalçasındaki ısırık izi ile yakalanan ve idamına karar verilen Bundy’nin temyiz süreci yaklaşık 10 yıl sürdü. Hapishanede hayranlarından biri ile evlenip 1982’de bir kız çocuk sahibi oldu. 24 Ocak 1989 tarihinde elektirikli sandalyede idam edildi. İdamı hapishane dışında şampanya içilerek kutlandı! Öldürülmeden önce ki son sözleri “aileme ve arkadaşlarıma sevgilerimi iletmenizi istiyorum” olmuştur. En ünlü sözlerinden biri; “Biz seri katiller sizlerin oğulları, eşleriyiz. biz her yerdeyiz.”dir.Ted Bundy’yi daha yakından tanımak için The Stranger Beside Me filmini izlemenizi öneririm.
Barcelona'nın Arjantinli yıldızı Lionel Messi'nin hayatını anlatan 'MESSI' filminin fragmanı yayınlandı. Arjantinli yıldız Lionel Messi'nin hayatını konu alacak olan film, 2 Temmuz'da gösterime girecek. Yapımını Mediapro şirketinin üstleneceği filmin senaryosunu Álex de la Iglesia ve Jorge Valdano'nun yazdığı ifade edildi. Messi'nin çocukluğuna dair görüntülerin de yer alacağı filmde, Arjantinli yıldızın hayatına yön veren kişilerle röportajlara da yer verileceği belirtildi.
Irvine Welsh'in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Pislik (Filth) bugün vizyona girdi. James McAvoy, Jamie Bell ile Jim Broadbent'in oynadığı filmin yönetmeni ise John S. Baird. 2013 yılında İngiliz Bağımsız Film Ödülleri'nde En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında iki ödül alan Pislik'in konusu şöyle: Entrikacı polis memuru Bruce Robertson terfi beklemektedir. Bir cinayeti çözerken meslektaşlarıyla da uğraşmak zorunda kalan Bruce, diğer polislerin sonunu getirecek bir olay tezgahlar. Hepsinin sırlarını ortaya çıkartan ve onları birbirine düşüren Bruce, kontrolünden çıkan hile ağında kaybolmaya başlar. Çevirdiği oyundan şüphelenen meslektaşları, geçmişi, kayıp eşi ve uyuşturucu alışkanlığı içinde yitip giden Bruce Robertson'a bir oyun oynarlar.Sabit Fikir
Bir tablonun, heykelin karşısında kalp atışları hızlanan, başı dönen ve hatta baygınlık geçirip halüsinasyon gören insanlar… İtalyan rönesansının başkenti Floransa'yı gezen sanatseverlerde zaman zaman bu belirtilere rastlanıyor, hatta kimileri hastanelik oluyor. 'Stendhal sendromu', 'Floransa sendromu' ya da 'sanat zehirlenmesi' adı verilen bu rahatsızlığın gerçekten var olup olmadığı ve belirtileri bilimsel bir araştırmaya konu oldu. İtalya'daki bir sanat araştırmaları merkezinin, psikolog ve teknik uzmanlarla işbirliği içinde yaptığı deneyde, Floransa'da bulunan Medici Riccardi Sarayı'nın ziyaretçileri gözlemlendi. Medici Riccardi Sarayı'nda, fresklerle süslü şapeli gezen ziyaretçilerin kalp atış ve nefes alış hızları, tansiyonları, göz ve kas hareketleri incelendi. Fresklere bakan ziyaretçilerin görüntüleri kaydedildi ve kendilerinden eserlere bakarken neler hissettiklerini yazmaları da istendi. Deneyde, bazı ziyaretçilerin eserlere bakarken yüz kaslarının gevşediği, gözbebeklerinin küçüldüğü, kalp atışı, nefes alış hızı ve tansiyonlarında değişiklikler olduğu belirlendi. Görsel sanat eserlerine işitsel uyarıcılar da eşlik ettiğinde ise beyindeki aktivitenin daha da arttığı görüldü. Ziyaretçilerin bazıları da hislerini 'aşırı duygulanma' ve 'tatlı bir yorgunluk' olarak tanımladı. Floransa'daki Studi Uniti araştırma merkezinden Perla Gianni, klinik psikolog Andrea Bonacchi ve teknik uzmanlar tarafından yapılan araştırmanın sonuçları halen incelenmeye devam ediliyor. Ancak ilk bulgular, 'Stendhal sendromu'nun gerçek bir psikosomatik bozukluk olabileceğini gösteriyor. 'Yüksek sanata maruz kalma' sonucunda görülen bu belirtiler, Stendhal mahlasıyla yazan Fransız yazar Marie-Henri Beyle'in Floransa'da yaşadığı bir tecrübe sebebiyle onun adıyla anılıyor. Stendhal, 1817'de Floransa'yı ziyareti sırasında, Michelangelo, Machiavelli ve Galileo Galilei'nin mezarlarının bulunduğu Santa Croce Bazilikası'nı gezmiş ve Giotto'nun freskleriyle süslü bazilikayı gördükten sonra kalp çarpıntısı ve halsizlik hissi yaşadığını yazmıştı. Rahatsızlık bu yüzden Stendhal sendromu olarak anılıyor, ancak en sık rastlanan yerlerden birinin Floransa olması nedeniyle Floransa sendromu olarak da biliniyor.Övgü Pınar | BBC Türkçe