Beyazıt'ta altgeçidi yenileme çalışmalarında Bizans'tan kalma bir yapı ortaya çıktı. İnşaat firması tarafından girişi betonla kapatılan sarnıç benzeri tarihi yapı, tamamıyla betona gömülecekken duyarlı bir kişinin ihbarıyla şimdilik kurtarıldı.Beyazıt’ta altgeçidi yenileme çalışmalarında Bizans’tan kalma bir yapı ortaya çıktı. İnşaat firması tarafından girişi betonla kapatılan sarnıç benzeri tarihi yapı, tamamıyla betona gömülecekken ihbarla kurtarıldı.İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ağustosta Beyazıt’ta başlattığı Darülfünun Altgeçidi yenilenmesi inşaatı sırasında ağustosta aynı bölgede iki tane lahit kapağı bulundu.Burcu Purtul Uçar'ın Hürriyet'te yer alan haberine göre asfalt sökümü sırasında bulunan, Hıristiyanlık öncesi döneme ait olduğu tahmin edilen lahit kapakları kepçelerle yapılan çalışmalar sırasında büyük hasar gördü. Kapaklar Arkeloloji Müzesi’ne kaldırılırken bölgedeki çalışmaların müzeye bildirilmediği ortaya çıktı.Kısa süre sonra çalışmalar tekrar başladı. Önceki gün bir kişi müzeye ihbarda bulundu. İhbarda bulunan kişi, altgeçit çalışmalarında Bizans döneminden kalma yüzlerce metrelik sarnıcın girişinin ortaya çıktığını ve inşaatı yapan şirketin burayı kapatmaya çalıştığını bildirdi. Yola dökülen betonun sarnıcın girişinin bir kısmını kapattığını iletti.İhbar üzerine İstanbul Arkeoloji Müzesi yetkilileri inşaat alanına iki arkeolog gönderdi. Arkeologlar kapatılan bölümü sarnıç girişinde incelemelerde bulundu. İnşaat firmasının çalışmaları durdurulurken hazırlanacak rapor İstanbul 4 numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na gönderilecek. İnşaatla ilgili kararı kurul verecek.Sarnıç girişinin bulunduğu alana giriş önceki gün arkeologlar geldikten sonra inşaat görevlileri tarafından metal perdelerle kapatıldı.Alt yüklenici müteahhit firma Vizyon İnşaat sahibi İnşaat Yüksek Mühendisi A. Kadir Güder, sarnıçın kapatılacağı iddialarının doğru olmadığını öne sürdü.Sarnıç ve Lahitlerin asfalta yakın bir yerden çıkmış olması ve bölgenin kaynaklarda Roma Nekropol alanı (mezarlık) olarak geçmesi, tünelin ilk yapıldığı yıllardaki inşaatlarda da benzer başka bulgulara ulaşılmış olma ihtimalini güçlendiriyor.
E.coli bakterilerinin hafıza namına bir şey barındırmadığını düşünebilirsiniz ancak şimdi araştırmacılar bu bakterilerin DNA’ları ile oynayarak onları eski bir kasetçalar gibi çalışarak çevreleri hakkında hatıra saklayabilecek hala getirdi.New Scientist raporuna göre E. Coli’de ‘retron’ adı verilen DNA parçaları genoma yeni eklenen DNA iplerini üreten enzimlerin genetik kodlarını taşıyordu ve şimdi çevrenin özelliklerini fark etmeye yarayan DNA’ları üretecek şekilde geliştirilebildiler. Yeni DNA parçaları böylece bakterilerin etraflarında ne olup bittiğini kaydeden hafıza görevi görmeye başladı. Bilim adamları benzer bir yöntemin insanlarda da kullanılarak gelecekte vücudumuzun içinde olup bitenden haberdar olabileceğimiz bir sistemin kurulabileceğini söylüyor.
Dünyadan 510 milyon kilometre uzaktaki bir kuyruklu yıldızın üzerine inmeyi başaran Philae uzay modülünün bir tepeciğin arkasında gölgede kalması nedeniyle güneş panellerinin çalışmadığı ve modülü şarj edemediği belirtildi.Her ne kadar Philae modülü Avrupa Uzay Ajansı’yla (ESA) irtibat kurup fotoğraflar ve hatta ses kayıtları gönderse de, görevin tahmin edilenden çok daha kısa soluklu olma riski var. Eğer Philae yeterli güneş ışını alamayıp kendi kendisini şarj edemezse sistemin tamamen devre dışı kalması olası.67P/Çuryumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızına modül indiren ESA’daki bilim insanları Rosetta projesinin 2015′in sonlarına kadar sürmesini ve güneş sisteminin gizemleri hakkında yeni bulguları ortaya çıkarmayı amaçlıyor.10 yıllık bir yolculuğun ardından kuyruklu yıldıza ulaşan Rosetta uzay aracı, taşıdığı Philae modülünü Çarşamba günü kuyruklu yıldızın üzerine indirmeyi başarmıştı.İlk iki denemede kuyruklu yıldızın yüzeyine tutunamayan Philae uzay aracı, iki kez geri sekmiş ve üçüncü denemede yamuk bir şekilde de olsa yüzeyde tutunmayı başarmıştı.Modülden gelen ilk fotoğraflar bir duvara benzeyen yükseltiye dayalı durduğu izlenimini veriyor. Modülden gelen veriler aracın ya yan yattığına ya da dik bir eğimde durduğuna da işaret ediyor.Philae’nin kuyruklu yıldızın üzerinde her 12 saatte bir 1,5 saatlik güneş ışığına maruz kaldığı hesaplanıyor. Ancak bu sürenin cihazı yeteri kadar şarj etme konusunda yetersiz olduğu da belirtiliyor. Eğer modül daha fazla güneş ışığı yakalayamazsa şarjı Cumartesi günü bitecek.Almanya’daki ESA faaliyetlerinin Başkanı Paolo Ferri, “Şu anki hesaplamalarımız mevcut şarjın Cuma öğleden sonra ila Cumartesi öğleden sonra arasında bitebileceğini gösteriyor” dedi. Modül ne kadar çok çalışırsa şarjının da o kadar hızlı tükenebileceği ifade ediliyor.ESA’daki bilim insanlarının şimdiki çabası ise modülün konumunu daha çok güneş alan bir noktaya taşımak yönünde.Seçeneklerden birisinin modül üzerindeki hareketli parçaları kullanarak küçük bir sıçrama yapılması olduğu ifade ediliyor. Ancak herhangi bir seçeneği planlayıp uygulamaya koymaya yetecek kadar süre olmadığından da endişe edenler var. Bu nedenle ESA şu anki önceliğini “Philae modülü çalışır haldeyken toplayabildiğimiz kadar veri toplayacağız” şeklinde özetliyor. Ancak Rosetta projesinin en önemli hedeflerinden birisi olan kuyruklu yıldızda sondaj yapma seçeneği şu an için şarj sorunu nedeniyle masadan kalkmış durumda.Modülün sondaj yaparak kuyruklu yıldızın içindeki kimyasal yapıları incelemesi hedefleniyordu. Modülün operatörlerinden Jean-Pierre Bibring, “Şu an sadece yüzeyi kokluyoruz. Ancak elbette bu bize kuyruklu yıldızın kimyasal yapısı konusunda çok net bilgiler vermiyor. Sondaj yapmamız gerek ama şu an bu sondajı yaparsak projeyi de öldürmüş oluruz” diyor. BBC Türkçe
Kıvrımlı lazer ışınları gelecekte sınırsız bant genişliğinin anahtarı olabilir. Günümüzde ise bir grup bilim adamı onları kullanarak Viyana’nın bir ucundan diğerine veri transfer etmeyi başardı.İtalyan bilim adamları fiber optik kablolarda saniyede 1.6 terabit hızla veri taşıyabildiği gösterilen spiral lazer ışınlarının aynı şeyi havada yapıp yapamayacaklarını denemek istemişler ve başarmışlar. Yeşil lazer ışınını 16 farklı kalıpta 3 kilometre öteye gönderen bilim adamları fiber kablolardaki kadar hızlara ulaşılmasa da gelecekte bu yöntemle uzaya veri gönderilebileceğini iddia ediyorlar.
Sesler gerçekten komik şekillere sahipler. Elbette bunu gerçek hayatta göremiyoruz ancak su veya kum ile deneyler yapıldığında ortaya spiraller, kaleydoskoplar ve diğer çılgın görüntüler çıkabiliyor. Nigel Stanford tarafından oluşturulan bu video müziğin şeklini görmemize yardımcı oluyor.
Genom testi ekipmanlarının üzerine bugüne kadar çok düşülmüyordu. Pek çok laboratuvar ekipmanı gibi çirkin ve hantal olan cihazlar bir cep telefonu şıklığında tasarlanmıyordu. Neyse ki Fluidigm’den Mercifully takımı bu sorunu Juno genotiplenme cihazı ile çözüyor. Yves Behar tarafından tasarlanan cihaz oldukça şık ve klavye/küçük ekran kombinasyonu yerine büyük bir basit dokunmatik ekran ara yüzü sayesinde daha sezgisel.Juno aynı zamanda daha hızlı. DNA’yı çıkarmayı, okunur hale getirmeyi ve test yapmayı tek bir adımda halleden cihaz bunun için özel bir devre kullanıyor. Üstelik genetik maddeyi rakiplerine kıyasla 5 değil 3 saatte analiz edebiliyor ve analiz yapabilmek için diğerlerinden daha az genetik maddeye ihtiyaç duyuyor.Elbette Juno’yu (fiyatı ve kullanım bilgisi gerektirmesi sebebiyle) alıp evimizin bir köşesine koyamayacağız ancak sağlık alanında büyük bir devrim yapacağı aşikar. Genomları incelemek ne kadar hızlı ve kolay olursa doktorlar o kadar hızlı şekilde teşhis koyabilir ve tedavi uygulayabilir. Juno aynı zamanda genotiplenme cihazlarının eve kadar girebilecek derecede küçülebileceğinin de göstergesi.
Guardian gazetesinin sanat eki G2 sayfalarında, son filmi 'Kış Uykusu' üzerinde yönetmen Nuri Bilge Ceylan'la yapılmış bir söyleşiye yer verdi.Britanya Film Enstitüsü'nde (BFI) de Kasım ve Aralık aylarında Ceylan'la ilgili özel bir program düzenleniyor.Yönetmenin tüm filmleri program kapsamında Enstitü'de gösteriliyor.G2 ekinde Guardian film eleştirmenlerinden Peter Bradshaw'un 'Kış Uykusu' üzerine yaptığı röportaj 'Büyük Uyku' adını taşıyor.Bradshaw Ceylan'la Cannes'da yaptığı röportaj ve filmle ilgili olarak öncelikle şunları yazıyor:'Kış Uykusu 196 dakika uzunluğunda ve düşüncelerle yoğun bir film. Karşılaşmamızdan önce filmi hazmederken bir ceylan yutmuş ve büyük parçayı ufaltmak için zamana ihtiyacı olan bir piton yılanı gibi hissettim.'Bradshaw övgüyle bahsettiği filmin konusunu anlattıktan sonra Ceylan'ın söylediklerini aktarıyor.Ceylan, film senaryosunu eşi Ebru Ceylan'la yazmayı tercih ettiğini çünkü eşinin ona karşı koyacağını bildiğini söylüyor.Başrol oyuncularından Haluk Bilginer'in filmle ilgili hep aklında olup olmadığına dair soruya cevaben Ceylan, 'Aklımda tek düşünce oydu. Yazmayı bitirdiğimizde kabul etmedi, çünkü yoğundu. Kendisinin bir tiyatrosu var. Haftada üç gece sahne alıyor. Başka insanları aradım. Ancak aklım hep ondaydı. Sonunda kabul etti. Onun programını kabul ettik; Serbest olduğunda çalıştık. O, her zaman tekti.'Bilginer'in canlandırdığı Aydın karakterinin sempatik olup olmadığını ve izleyici olarak filmin sonunda ona üzülünüp üzünülmeyeceğine dair soru karşısında Ceylan, 'insanın çok karmaşık olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:'Bu karmaşıklığı olduğu gibi göstermek istedim. Hepimiz karmaşığız. Bir gün, bu çok iyi bir adam diye düşünüyorsunuz. Ancak ertesi gün çok gaddar birine dönüşüyor.'Bradshaw, filmde kara komedi öğelerinin de bulunduğunu belirtip Ceylan'a hiç komedi film çekmeyi hayal edip etmediğini sormuş.'Hayır, hayır, hayır!' diye başladığı cevabını şöyle sürdürmüş Ceylan: 'Ben bu tür bir adam değilim. Komedileri sevmiyorum. Gülmeyi sevmiyorum.''Ben melankolik şeyleri daha çok seviyorum. Ama arkadaşlar arasında gülmeyi seviyorum tabii ki.'Ceylan çok beğendiği yönetmelerin Yasujiro Ozu ve Rober Bresson olduğunu söylemiş.Bradshaw 'Uzak' filminde, ana karakterdeki kişinin ve konuğunun Andrei Tarkovsky'nin 'İz Sürücü' filmini izlediğini, biri uyuyakalınca diğerinin videoya porno film koyduğu sahneyi hatırlatıyor.Bradshaw burada sinemanın ustalarına gösterilen büyük saygıya yönelik bir taşlama olup olamayacağını sormuş. Ceylan'ın buna cevaben söylediği cümlelerden bazıları şunlar: 'Türkiye'de bu sahneyi yanlış anladılar. Tarkovsky'yi diğer adam uyusun diye koyduğumu düşündüler. Ama yine bunu nedeni, kendisi ve kaybolan idealleri arasında bir ilişki inşa etmek istemesiydi. Tarkovsky izlemeyi gerçekten istemişti.''Tarkovsky ve porno arasında o kadar uzun bir yol yok. İkisi de ihtiyaçlarımızdan gelir. Bir adam kaybolan idealleriyle bağlantı kuramıyor, bu yüzden mastürbasyon yapıyor. Bazen mastürbasyon dünyayı unutmak demektir.'BBC Türkçe
Devlet Opera ve Balesi (DOB), halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu'nun türkülerinden yola çıkılarak hazırlanan, tek perdelik dans tiyatrosu 'Dostlar Beni Hatırlasın'ı, 17 Kasım'da ilk kez sanatseverlerle buluşturacak.Opera Sahnesi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan, rejisör İhsan Bengier, eseri hazırlarken Aşık Veysel'in yaşamı ve felsefesinden etkilendiklerini söyledi.Bunları sahneye taşıma isteğiyle bir araya geldiklerini anlatan Bengier, içinde iyi ve kötünün insan üzerindeki etkilerini barındıran 'Dostlar Beni Hatırlasın'da, 45 yaş üstü Birim Dans Tiyatrosu sanatçılarının da rol alacağını belirtti.Modern dans, klasik bale gibi tarzların birlikte, minimalist bir dekor tasarımıyla sahneye taşınacağını kaydeden Bengier, 'Eser, dünyanın en önemli kültürlerinin oluşum süreçlerine ev sahipliği yapmış, her köşesi destanlar, türküler, efsanelerle bezeli Anadolu tarihine adını yazdıran, halk ozanı kimliğiyle yaşadığı her zorluktan hayata dair bir felsefe oluşturmayı başarmış Aşık Veysel'in ölümünün 41. yılı anısına sahneleniyor' diye konuştu.Aşık Veysel'in kızı ve torunları onur konuğu olacakBengier, eserde ayrıca Şaman kültüründen motifler ve müziklerle mistik bir anlatımın da sunulacağını dile getirdi.Aşık Veysel'in kızı ve torunlarının da prömiyere onur konuğu olarak katılacağını kaydeden Bengier, gecede ayrıca DOB fuayesinde, Aşık Veysel fotoğraflarının da sergileneceğini bildirdi.Eser'in müzik düzenlemesini ise Murat Gedikli'nin üstlendiğine değinen İhsan Bengier, TRT'nin de bu süreçte kendilerine yardımcı olduğunu ve kayıtları paylaştığını söyledi. Bengier, sanatseverlerin sahnede 30 farklı Aşık Veysel'le karşılaşacağını sözlerine ekledi.Opera Sahnesi'nde izleyicinin beğenisine sunulacak eserde, Almula Ersoy, Ayşegül Aydemir, Deniz Alp, Sevim Başol ve Müge Gündüz gibi isimler rol alacak.Dünya
Son zamanlarda gece gökyüzüne baktığınız oldu mu hiç? Büyük, şişman bir dolunay var ama orada fazla kalmayacak. Görünüşü sürekli değişiyor ve Ay bizi sandığımızdan daha fazla etkiliyor. Aşağıda, gökyüzündeki bu dostumuz hakkında bilmiyor olabileceğiniz daha fazla şeyi sizin için listeledik.
İllegal şeylerden batıl inanç nesnelerine, tamamen alakasız eşyalardan milyonlarca lira değerinde olan sanat eserlerine... İnsanların duvarlar içerisine sakladığı şeyleri görünce büyük ihtimalle şaşkınlıktan ağzınız açık kalacak. İşte duvarlar içerisine gizlenmiş o sıradışı şeylerden en ilginç 9 tanesi;
Daha önce Fantastic Mr. Fox filmiyle stop-motion becerilerini kanıtlamış olan Wes Anderson, birkaç farklı hikayeden oluşan episodik bir stop-motion’la vizyona geri dönmeyi planlıyor.Anderson, Lisbon And Estoril Film Festivali’ndeki basın toplantısında Vittorio de Sica’nın The Gold of Naples ’ına benzer yapıda bir film planladığını söyledi. Filmi yeni izleme fırsatı bulduğunu ve iyi bir ilham kaynağı olarak gördüğünü de ekledi.Yönetmenin yeni animasyonunda kimlerle çalışacağıysa henüz belli değil. Bu yılın başında Anderson, Roman Coppola’yla yeni bir senaryo üzerinde çalıştıklarını açıklamıştı. İkili daha önce The Darjeeling Limited ve Moonrise Kingdom filmleirnde de beraber çalışmışlardı.Bant Mag
Anonim karikatür sanatçısı ' Shanghai Tango ' gündelik hayatın içinden harika enstantaneler yakalayarak kendi mizahıyla birleştirmiş. Fazla detaylı olmayan sade çizimleri anlatılmak istenilen mesajı direkt olarak iletiyor. Sanatçının yüzlerce karikatüründen bazılarına yakından bakalım.İyi eğlenceler dileriz...
Levent Kırca, Cem Yılmaz'ın geçen ay vizyona giren filmi Pek Yakında'nın kendi filminden alıntı olduğunu söyledi. Cem Yılmaz Twitter'dan yanıt verdi...Oyuncu Levent Kırca, Cem Yılmaz'ın geçen ay vizyona giren filmi 'Pek Yakında'nın, 2001 yılında kendisinin yazıp yönettiği ve oynadığı 'Son' adlı filminden alıntı olduğu gerekçesiyle, Yılmaz aleyhine 60 bin liralık maddi ve manevi tazminat davası açtı.CEM YILMAZ'DAN YANIT GELDİ: BENİ OYUNCAK GİBİ KULLANMAK İSTİYORSUNUZCem Yılmaz, Twitter'dan yaptığı açıklamada, 'Filmi yine çalmışım. Bu artık çivinin çıktığını insanlarda utanma kalmadığını gösteriyor benim için. Buna inanan varsa da canı sağolsun. Beni oyuncak gibi kullanmak istiyorsunuz sizi anlıyorum... Varın oynayın dilediğiniz gibi. Film yapmak ne kolay ne ciddiyetsiz iş bazısına. Teşekkür ederim....' dedi.Levent Kırca'nın, avukatı Çiğdem Karakoyunlu aracılığıyla, İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'ne verdiği 5 sayfalık dava dilekçesinde, 'Müvekkilim, ülke çapında tanınan bir oyuncu olup, aynı zamanda birçok eserin yazarı ve imtiyaz sahibidir. 2001 yılında vizyona giren 'Son' isimli sinema filminde yönetmen, hikaye sahibi ve oyuncu olarak yer alan müvekkil, bu filmin mali haklarının da sahibidir. Bu film içerisinde kısıtlı imkanlarla film çekme fikrinden yola çıkarak, yer yer Türk Sineması'nın emektarlarına göndermede bulunularak hikaye kurgulanmıştır. Davalının senaryosunu yazıp yönettiği, aynı zamanda yapımcılığını da yaptığı 'Pek Yakında' adlı sinema filminde, müvekkilin eser sahibi olduğu 'Son' adlı eserini açıkça ve hukuka aykırı olarak intihal edecek şekilde olay örgüsüne yer vermiştir. Davalının sinema filmi ile müvekkilin 'Son' filmi arasındaki ana karakterler, hikaye gelişimi, matematiği, çalışmalar, hatta bazı detaylar tıpa tıp benzerlik göstermektedir' denildi.'KENDİ ESERİYMİŞ GİBİ PİYASAYA SÜRMÜŞTÜR'Her iki filmde de çeşitli benzerlikler olduğu belirtilen dilekçede, 'Filmin yayına girdiği tarihlerde, internet ortamında film ile ilgili yorumlarda iki filmin benzerliğine sık sık değinilmiştir. Bu yorumlardan kimi sinema eleştirmenlerine, kimisi ise sade vatandaşlara aittir. Müvekkil, yılların birikimiyle, öykü, kahramanlar, olayların akışı, gelişimini somut bir şekilde ortaya koyarak, belli bir fikrî emek verilerek, orijinal olarak bir öykü oluşturmuş ve film çekmiştir. Davalı ise müvekkilin bilgisi ve onayı dışında, büyük bölümünü müvekkilin eserinden alıntıların oluşturduğu bir sinema filmini kendi eseriymiş gibi piyasaya sürmüştür' ifadelerine yer verildi.60 BİN LİRALIK DAVALevent Kırca'nın kişilik haklarının ihlal edildiğini ve zarara uğradığını belirten avukat Karakoyunlu, 50 bini manevi, 10 bini ise maddi olmak üzere toplam 60 bin liralık tazminat davası açtı.HaberTürk
Sadece insan sesi kullanılarak icra edilen 'a capella' eserler seslendiren Atempo 'Londra A cappella Festivali'ne davet edilen ilk Türk grup olmayı başardı! Boğaziçi Caz Korosu ve Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü sayesinde yolları kesişen grup, renkli repertuvarlarında, Latinden Türk Müziği aranjmanlarına, cazstandartlarından klasik pop müzik düzenlemelerine birçok farklı türde parçaseslendiriyor.
İstanbul Bilgi Üniversitesi, Yaşar Kemal'e Fahri Doktora unvanı verdi. Törene Yaşar Kemal katılamazken, unvanını eşi Ayşe Semiha Baban aldı.Romanları 50'den fazla dile tercüme edilen, birçok ülkeden onur nişanı ve madalyası alan, dünyanın sayılı edebiyat ödüllerine layık görülen büyük yazar Yaşar Kemal'e, İstanbul Bilgi Üniversitesi 'Fahri Doktora' unvanı verildi.12 Kasım'ı 'Yaşar Kemal Onur Günü' olarak belirleyen üniversitede, bu gün gün kapsamında etkinlikler düzenlendi. Türk edebiyatındaki vicdanın evrensel simgesi olarak tanımlandığı usta isme fahri doktora verilme gerekçesi de açıklandı. Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydın Uğur' yaptığı konuşmada, ' Yaşar Kemal geçmişimiz, bugünümüz ve özlemlerimizle, ‘biz’. Üstelik bizim –yani İnsanlığın- en duyarlı, en marifetli, en istidatlı halimiz' sözleriyle Yaşar Kemal'in edebiyatını anlattı.'Yaşar Kemal Onur Günü' etkinlikleri bir sempozyum ile başladı. 'Binbir Kültürün Elçisi Yaşar Kemal' adıyla düzenlenen sempozyumun ardından Güneş Karabuda'nın fotoğraflarından oluşan 'Al Gözüm Seyreyle' adlı fotoğraf sergisinin de açılışı gerçekleştirildi.Sanat, basın, edebiyat ve akademi dünyasından saat 19:30'da başlayan törene katılan konuklar arasında Ara Güler, Türkan Şoray, Ali Kırca ve Altan Öymen de yer aldı. Yaşar Kemal'in katılamadığı törende, fahri doktora unvanını eşi Ayşe Semiha Baban aldı. Törende, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin 'insanlığa, bilim, felsefe, düşünce, kültür ve sanat alanlarındaki eser veya çalışmaları ile eşine az rastlanır nitelikte katkıda bulunmuş, ülke ve dünya barışına yönelik istisnai çabaları olmuş, çalışmaları ile insan hakları ve demokrasinin yaygınlaşmasına öncülük etmiş kişilere' verdiği fahri doktora unvanına dair Yaşar Kemal'in notu da okundu.'Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum'Ayşe Semiha Baban'ın okuduğu notta, Yaşar Kemal, 'Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. Şunu söylemek istiyorum ki ben ‘angaje’, bağımlı bir yazarım. Kendime ve söze ve insanın onuruna bağımlıyım. Bilinçli olarak ben aydınlığın türküsünü, iyiliğin, güzelliğin türküsünü söylemek istedim. Romanlarım yaşam gibi doğru söylesin, yaşamla birlik olsun istedim. Çünkü yaşam umutsuzluktan umut üretmektir. İnsan umutsuzluktan umut üreterek bugüne kadar gelmiştir' sözlerine yer verdi.Al Jazeera Turk
Bu yıl 9.'su gerçekleşen Contemporary İstanbul 13-16 Kasım tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda izleyici ile buluşuyor. 12 Kasım'da önizlemesi gerçekleşen fuardan, kalabalıklar arasında objektifime takılanlar sizde de merak uyandırabilir ve sanat dolu bir haftasonu geçirmenizi sağlayabilir. Fuar hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz: http://contemporaryistanbul.com/tr/hakkinda-2/bilgi.htm
Zamanın durduğu hissini yaşayan insan sayısı hiç de az değil. Beynimizin oynadığı bu oyun, aslında hepimizin tanık olduğu bir olgunun sonucu mu?Simon Baker adlı 39 yaşındaki adam baş ağrısını gidermek için ılık duş almak istemiş. “Musluğu açıp duşa baktığımda su damlalarının havada asılı kaldığını gördüm,” diyor Baker. “Sanki bir film karesi ağır çekimle dondurulmuş gibi.”Baker ertesi gün baş ağrısı nedeniyle hastaneye gittiğinde doktorlar damar genişlemesi teşhisi koydu. Daha sonraki randevularından birinde su damlalarının havada asılı kaldığını, zamanın durduğunu gördüğünü söylediğinde Chicago’daki Northwestern Üniversitesi’nden nörolog Fred Ovsiew bu deneyimi oldukça ilginç buldu ve NeuroCase adlı dergi için kaleme aldı.Zamanın herkes için aynı hızla geçtiğini farz ederiz. Fakat Baker’in yaşadığı türden deneyimler, sürekli akış halindeki bilincimizin aslında beynimizin zekice yaptığı bir birleştirme çalışmasının ürünü olan oldukça hassas bir yanılsama olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, Baker’in başına gelen türden olayları inceleyerek beynimizin, zaman algısında bu oyunları neden ve nasıl oynadığını anlamaya çalışıyor.Baker’ınki en uç örneklerden biri olsa da tıpta daha önce de benzeri olaylara tanık olunmuş. Zamanın hızlandırıldığı hissi veren “ zeitraffer ” olgusu ile bir anlık durduğu hissi veren “ akinetopsia ” olgusundan söz edenler olmuş. 61 yaşındaki bir kadın, bir yolculuğu sırasında, tren kapılarını ve diğer yolcuları ağır çekim halinde hareket ederken gördüğünü söylemiş. 58 yaşındaki bir adam ise insanlar konuşurken kötü seslendirilmiş bir film izler gibi ağız hareketleriyle konuşmalar arasında kopukluk olduğunu ifade etmiş. Uzmanlar, bu tür tecrübelerin çok daha fazla sayıda olabileceğini, fakat etkinin geçici olmasından dolayı insanların önemsememiş olabileceğini söylüyor.Beynin oyunuBu tür olaylar hemen hemen her zaman epilepsi ya da inme gibi başka sorunlarla bağlantılı ortaya çıkıyor. Baker’in, duştaki su damlalarını durmuş olarak görmesine, zayıflamış kan damarlarının ağır yük taşıma sonucu kanamaya başlaması sonucu ortaya çıktığına inanılıyor. Kanama sonucu beyninin sağ yarısındaki geniş bir alanda sinir hücreleri hasar görmüş.Peki, nasıl oldu da bu durum Baker’in zaman algısını etkiledi? Beynin arka tarafında bulunan ve V5 olarak adlandırılan görme bölgesinin ayrıca zaman algısından da sorumlu olabileceği düşünülüyor. Lozan Üniversitesi’nden Domenica Bueti ve ekibi manyetik bir alan oluşturarak bu bölgeyi devre dışı bıraktığında deneklerin iki şeyi yapmakta sorun yaşadığı görüldü: Ekranda noktaların hareketini takip etmek, ki bu sonuç bekleniyordu zaten, ve bazı noktaların ne kadar süreyle ekranda kaldığı tahmininde bulunmak.Bu ikili sorunun nedeni ise şu olabilir: Hareket algı sistemimizin kendi kronometresi var ve görme alanımızda nesnelerin ne kadar hızlı hareket ettiğini kaydediyor. Beyinde herhangi bir hasar oluştuğunda ise dünya durmuş görünüyor. Baker olayında, onun ılık duşa girmesi, durumu daha da ağırlaştırmış olabilir; yani sıcak su kanı beyinden uzaklaştırıp uzuvlara akmasına neden olduğu için beyin işlevlerinin daha da kesintiye uğramasına neden olmuş olabilir.Ama bu sadece ihtimallerden biri; zaman algısında çarpıtılma hissi yaşayan hastaların tümünde V5 bölgesinde hasar olmayabilir; başka etkenler bulunabilir.Fotoğraf kareleriBaşka bir açıklama da şu olabilir: Beynimiz algıladığı şeyleri, film makarasından “enstantaneler”, anlık görüntüler şeklinde aralıklı olarak kaydeder. Sağlıklı bir beyin bu tek tek fotoğrafları yapıştırıp birleştirerek görüntüyü canlandırır; fakat beyindeki bir hasar nedeniyle yapışkan ortadan kalkarsa ortaya çıkan görüntü, anlık enstantaneler olarak kalır.Normal görüntünün beynimizde çarpıtılması tecrübesini hepimiz zaman zaman yaşamışızdır. Örneğin, içinde bulunduğumuz aracı hızla geçen bir arabanın tekerlekleri durmuş gibi görünür. Bunun nedeni, beynimizin çektiği aralıklı enstantanelerin tekerleğin tüm çevrim anlarını yakalayamamasıdır. Eğer beynimiz her “kare”yi çekerken tekerlek çevrimini tamamlamışsa, bu kareler onu hep aynı pozisyonda yakaladığı için biz de onu duruyormuş gibi görürüz.LSD uyuşturucusunu kullananlar genellikle “görsel iz” olgusundan bahseder; yani örneğin Matrix filmindeki gibi kurşunun iz bırakarak hareket etmesi hali gibi. Uzmanlar, beynin bu kareleri yapıştırırken bir şekilde üst üste getirmesi durumunda bu görsel yanılsamanın oluşabileceğine inanıyor.Stres hormonlarıHayati tehlike içeren kazalarda da zamanın durduğu hissine dair ifadelere oldukça sık rastlanıyor. Bir araştırmada, ölümle yüzleşen insanların yüzde 70’inin yaşadıkları olayın ağır çekim halinde oluştuğunu belirttiği görüldü. Bazı uzmanlar, olay anında yoğun duyguların yaşanması nedeniyle daha fazla ayrıntı hatırlandığı ve olayın uzun sürdüğü fikrinin olay sonrasında oluştuğuna inanıyor. Fakat tarif edilen belirtiler nörolojik hastalarınkiyle ortak özelliklere sahip.Finlandiya’daki Turku Üniversitesi’nden Valtteri Arstila, ölümcül kazalardan kıl payı kurtulan insanların anormal bir şekilde hızlı düşündüğünü ifade ediyor. Arstilla bu durumu, ölüm kalım anında salgılanan stres hormonlarının tetiklediği bir otomatik mekanizmanın beynin işlem süresini hızlandırmasına bağlıyor. “Bu hızlanma nedeniyle de dış dünya yavaşlamış gibi algılanabiliyor,” diyor.Baker, zamanın durması hissinin, bilinçli deneyimlerimizin ne kadar hassas olduğuna dair ufkunu açtığını söylüyor: “Beyindeki bir bölgenin dünya algımızı nasıl tümüyle değiştirdiğine dair çok somut bir olaydı. Bir an için her şey normaldi, sonra bir anda farklı bir düzleme geçtim sanki.”Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future’da okuyabilirsiniz.BBC
Harper Lee’nin 1960’da yayımlanan “Bülbülü Öldürmek” adlı romanı “kadınların yazdığı hayat değiştiren kitaplar” oylamasında birinci seçildi.İngiltere’nin prestijli etkinliklerinden Baileys Kadın Yazarlar Roman Ödülü’nün başlattığı kampanyayla sosyal medya üzerinden bir halk oylaması yapıldı ve “kadınlar tarafından yazılmış en etkileyici ve okurların hayatını değiştiren kitap” Harper Lee’nin “Bülbülü Öldürmek” romanı seçildi. Gelecek sene Baileys Ödülü’nün jüri başkanlığını üstlenecek, halihazırda İngiltere merkezli insan hakları kuruluşu Liberty’nin direktörü olarak görev yapan Shami Chakrabarti, romanı “çoğumuzu insan haklarına duyduğumuz inançla ilk kez tanıştıran kitap” olarak nitelendirdi. “Bülbülü Öldürmek” beyaz bir kadına tecavüzle suçlanan siyah Tom Robinson’ı savunan avukat Atticus Finch’in hikayesini anlatıyor ve ırksal adaletsizlik ve masumiyetin yok edilmesi gibi temaları merkeze alıyor. Kadınlar tarafından yazılmış en etkileyici 20 kitap listesinde çocuk kitaplarından klasiklere, bilimkurgudan romansa kadar farklı türde eserler yer alıyor. Listede “Bülbülü Öldürmek”i, Margaret Atwood’un kadınlara mülk gibi davranılmasını anlatan distopik romanı “Damızlık Kızın Öyküsü” takip ediyor. Charlotte Brontë’nin “Jane Eyre”i, J.K. Rowling’in “Harry Potter” serisi ve Brontë kardeşlerden Emily’nin “Uğultulu Tepeler”i listede ilk beşe giren diğer kitaplar oldu. Halk oylamasıyla seçilen 20 kitaplık listenin tamamı şöyle: 1) “Bülbülü Öldürmek” – Harper Lee 2) “Damızlık Kızın Öyküsü” – Margaret Atwood 3) “Jane Eyre” – Charlotte Brontë 4) “Harry Potter” serisi –J.K. Rowling 5) “Uğultulu Tepeler” – Emily Brontë 6) “Gurur ve Önyargı” – Jane Austen 7) “Rebecca” –Daphne du Maurier 8) “Küçük Kadınlar” – Louisa May Alcott 9) “Gizli Tarih” – Donna Tartt 10) “I Capture the Castle” – Dodie Smith 11) “Sırça Fanus” –Sylvia Plath 12) “Sevilen” – Toni Morrison 13) “Rüzgar Gibi Geçti” – Margaret Mitchell 14) “Kevin Hakkında Konuşmalıyız” –Lionel Shriver 15) “Zaman Yolcusunun Karısı” – Audrey Niffenegger 16) “Middlemarch” – George Eliot 17) “I Know Why the Caged Bird Sings” – Maya Angelou 18) “Altın Defter” – Doris Lessing 19) “Renklerden Moru” – Alice Walker 20) “Kadınlara Mahsus” – Marilyn FrenchMilliyet
Sinema tarihinin unutulmaz isimlerinden Nubar Terziyan’ın adı, Büyükdere’de yaşadığı sokağa veriliyor. Büyükdere Surp Hripsimyants Kilisesi Yönetim Kurulu, geçen yıl bu yönde çalışmalara başlamış, fakat teklif, Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından kabul edilmemişti. Vakıf, daha sonra yeniden bir imza kampanyası başlattı ve teklifini revize ettikten sonra Büyükşehir Belediye Meclisi’nden onay almayı başardı. Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç’e teşekkürlerini ileten Büyükdere Surp Hripsimyants Kilisesi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Süme, sokağın resmi açılışının önümüzdeki günlerde yapılacağını kaydetti.Agos