'Çözüm Süreci İlerlerse Öfke Diner'
Çözüm süreciyle birlikte dağlarda silah sesleri duyulmuyor ama toplumsal olaylarda ve günlük yaşamda Kürt gençlerin öfkesi görülüyor. Al Jazeera Türk’e konuşan Sırrı Süreyya Önder’e göre öfkenin nedeni devletin şiddeti. Önder, bu öfkenin çözüm sürecin ilerlemesiyle bilim, sanat gibi alanlara kayacağını söylerken, Prof. Dr. Özer ise, “süreç olumluya doğru giderse öfke diner” diyor. Al Jazeera Türk, Kürt gençlerin öfkelerinin nedenini, neye karşı çıktıklarını, çözüm süreci nihai hedefe ulaşırsa bu öfkenin dinip dinmeyeceğini uzmanlara sordu. Çözüm sürecinin en önemli aktörlerinden HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’e göre, gençlerin öfkesi hiçbir zaman dinmez ama çözüm süreci olumlu sonuçlanırsa gençlerdeki öfke ve enerji bilime, sanata ve başka alanlara kayar.Kürt sorunuyla ilgili birçok araştırma ve kitapları bulunan Mersin’deki Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Özer’e göre, Kürt gençleri süreci yakından izliyor. O’na göre, süreç olumlu bir hat üzerinde ilerlerse, ufak tefek olaylar olabilir ama bu süreci etkileyecek düzeyde olmaz. Özer “Bu süreçte demokratikleşme paketleri çıkarılırsa, öfkeli fırtına çocuklarının da öfkeleri dindirilecektir. Eğer, çözüm süreci olumluya doğru giderse öfke diner”  diyor.‘Doğum tarihlerine bakmak gerekiyor’Al Jazeera Türk’ün sorularını yanıtlayan HDP’li Önder’e göre, bu gençlerin öfkelerini anlamak için doğum tarihlerine ve aile hikâyelerine bakmak gerekiyor. Bu gençlerin yaşlarına bakıldığında çoğu 1990’lı yılların çatışmalı yıllarında doğanlar.  Önder, bu gençlerin doğdukları zaman “yakınlarının kimliklerinden kaynaklı olarak acımasız bir saldırının kurbanı” olduklarını bertiliyor. Ona göre bir diğer boyut, gençlerin geleceksiz bırakılması. Önder, öfkenin temellerinin devletin Kürt sorununa güvenlik perspektifinden baktığı 1990’lı yıllarda atıldığını ama 2000’li yıllarda da bunun sürdüğünü dile getiriyor:“Devlet bu paradigmasını süreçte bile fazlaca gözden geçirme ihtiyacı hissetmedi. Süreci siyasi aktörlerle yürütürken alanda sürecin ruhuna uygun demokratik hamleler geliştirmedi.”
Bugün Türkiye Gündemindeki En Önemli 10 Olay
Ali İsmail Korkmaz cinayetine ilişkin tazminat talebiyle açılan davada İçişleri Bakanlığı skandal nitelikte bir savunma yaptı. Bakanlık, dava dosyasında bulunmadığı halde  'Ali İsmail Korkmaz güvenlik güçlerine taş atmakta ve aktif olarak polise mukavemet göstermektedir' dedi ve Korkmaz'ın ölümünün 'kendi söz ve eylemlerinin etkisiyle gelişen ve kişisel kusurundan' kaynaklandığını savundu.
3 Boyutlu Yazıcı ile Villa Yapıldı!
Teknoloji ilerliyor, bilim hız kazanıyor! Bununla birlikte önceden var olan şeyler zamanla yok olabiliyor! Bunlardan biri de inşaat yapmak için gerekli ekip ve ekipman mı? Görünüşe göre artık 3 Boyutlu Yazıcı ile ev yapılabilir!Geçtiğimiz günlerde dünyanın ilk 3 Boyutlu Yazıcı ile üretilen aracı yapılmıştı. Bu büyük gelişmeden sonra bina yapımları da söz konusu haline geldi! Çin’deki Winsun isimli inşaat firması dünyanın ilk 3 Boyutlu Yazıcı ile inşa edilen villasını duyurdu!Tamı tamına 1100 metre karelik bir araziye yapılan villanın inşaatı için özel bir materyal ile çıktı alındığı belirtiliyor. Firmanın söylediğine göre, özel materyal; sanayi atıkları ve inşaat malzemelerinden oluşturulmuş ve oldukça çabuk kuruyan bir beton formuna getirilmiş.Maliyeti 161 bin dolar olan binanın iç tasarımının yapılmadığı, sadece bir konsept olduğu belirtildi. Ayrıca Winsun şirketi bu villanın yanı sıra 3 Boyutlu Yazıcı ile üretilen 5 katlı bir binayı da sergiledi!Bu şekilde üretilen binaların işçi maliyetinin %50-80 ve inşaat sürersinin de %50-70 oranında azaldığı ve çevre kirliliği konusunda inşaatlara oranla çok daha zararsız olduğu söyleniyor!Teknolopi
Devlet Tiyatroları 'Yas' Nedeniyle Oyunları İptal Etti
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Suudi Arabistan Kralı Abdullah için ilan edilen 'milli yas' nedeniyle sanatsal faaliyetlere bir gün ara verildiğini açıkladı.Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü (DTGM), web sitesinden yayımladığı açıklamada hayatını kaybeden Suudi Arabistan Kralı Abdullah için ilan edilen 'yas' nedeniyle bir günlüğüne sanatsal faaliyetlerine ara verildiğini duyurdu.
14. !f İstanbul'un Programı Açıklandı
14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin programı açıklandı!Her sene olduğu gibi bu yıl da dopdolu bir programı sinefillerle buluşturmaya hazırlanan !f’in bu yılki sloganı “Kalbine Bak, Yerinde Mi?” olarak belirlenmişti. 42 ülkeden 115 filmin gösterileceği festivalin İstanbul ayağı 12 Şubat’ta, Ankara ve İzmir ayakları ise 26 Şubat’ta başlıyor.Tim Burton’ın Big Eyes‘ıyla açılışı yapacak !f’in tüm programına göz atmak için buraya tıklamanız yeterli.Bantmag
'Hala 450 Yıl Öncesini Yaşıyor Olmak Üzüyor'
Bülent Emin Yarar’ı kimileri Öğretmen Kemal olarak, kimileri de Reha Erdem filmleriyle hatırlıyor. Şimdilerdeyse Devlet Tiyatrosu’ndaki Hamlet ve Profesyonel oyunlarıyla ismi hafızalara kazınmış durumda. Her iki oyundaki performansıyla göz dolduran oyuncuyla buluştuk. Yarar, tiyatroya nasıl başladığını, oyunlarını, ailesini anlattı.Hamlet oyunuyla iki sezondur sahnelerdesiniz. Shakespeare’i ve eserlerini değişmez kılan ne?Shakespeare tarafından 450 yıl önce yazılmış metinde ne yazık ki hiçbir şey değişmeyen dünyanın resmini görüyoruz. Sadece Danimarka Krallığı’nın değil, dünyanın çürümüşlüğünün belki de. Shakespeare’in başta Hamlet olmak üzere tüm eserleri bugün yerini buluyor. Üstelik aynı güzellikte ve aynı samimiyette karşılığını buluyor. Shakespeare’in de tek arzusunun bu olduğunu biliyoruz.Türkiye’de Hamlet’i tek başına ilk kez oynayan sizmişsiniz…Daha önce Fransa’da tek kişiyle oynanmış ama Türkiye’de ilk olduğunu öğrendim ben de.Bütün karakterleri oynamak zor olmuyor mu?En son konservatuvarda, öğrencilik yıllarımda şöyle bir kafamı uzatmıştım Hamlet’e. Bu oyunu altı kişiyle yapabileceğimi düşündüm. Hatta kendime partner aramaya başladım. Oyunun dramaturjisi geliştikçe, metin oluştuktan sonra yönetmen Işıl Kasapoğlu aradı ve ‘Okuyorum, okuyorum tek kişilik okuyorum. Sen tek başına oynarsın.’ dedi. ‘Yapamam, hazırlıklarım tek kişilik değil.’ dedim. Çünkü bütün yaz boyunca sadece kendi metnime hazırlanmıştım ama nafile! Bu kez tek kişilik okumaya başladım metni, aradan zaman geçti, yazın sezon sonu bir araya geldik. Metni tek başıma okudum ve herkes ‘İşte oldu’ dedi. Tek kişilik oynamak zor olabilirdi ama ben Hamlet ile arkadaş oldum resmen. Bu işimi kolaylaştırdı. Böylece başlamış olduk Hamlet’e. Tabii en önemlisi prova dönemiydi. Korkular olsa da çok keyifli geçti.Hamlet’i Hamlet yapan şeylerden biri politika diyebilir miyiz?Hamlet’in hep mutlu bir çocuk olduğunu düşündüm. Her şeyden habersiz bir çocuk. Gülen, ağlayan, duyguları olan. Shakespeare’in diğer bütün karakterleri gibi. Saraydaki entrikalardan uzak duran Hamlet’i hep böyle hayal ettim. Ta ki babası ölüp de onun hayaletiyle karşılaşana kadar. Hesaplaşmaya ve yüzleşmeye başlar. Kendi hisleriyle kendi gözünden gördüğü bir yelpaze açılır. İşte Shakespeare öyle bir usta ki, bu küçücük hikâyeden ve böyle bir baba hayaletinden yola çıkarak günümüze kadar yaşanan bütün entrikaları, politikayı, aşkı, kini, nefreti, hareketsizliği hepsini çok büyük bir başarıyla yansıtır. Yani Hamlet babasının ölümüne kadar küçük bir çocukken, babası öldükten sonra her şeyi görmeye başlar. Politikayı da entrikayı da o zaman görür.Aslında her toplumda haksızlığa uğrayan Hamlet’ler, Claudius gibi entrikacı politikacılar, politikacıları alkışlayan Rosencrantz ve Guildenstern gibi çıkarcılar yok mu?Olmaz olur mu.. Her dönemde, her ülke ve toplumda böyle insanlar olmuş. Shakespeare zaten sadece bir oyun yazmamış. Kendi döneminin toplumunu, siyasi, sosyal yapısını anlatmış. Bugünleri yazmış aslında. Oyundaki kadınlara benzeyen kadınlar, benzeri düşünen babalar, iktidar sahipleri kendini görebilir oyunda. Eğer gerçekten bu oyun hayatın ta kendisi olmasa, izleyen ‘bu ben değilim’ der geçer. Tek başıma sahnede, bir saat 25 dakika boyunca bütün bu karakterleri oynarken, hiç sıkılmıyorum. Çünkü oyunu yaşıyorum.Profesyonel oyununun bu yıl beşinci sezonu. Sıkılmadınız mı aynı karakter ve metinden?Valla öyle sıkılma gibi bir durum olmuyor. Buna bir kere yazanın kalemi izin vermiyor. O kadar muazzam bir eser bırakmış ki Duşan Kovaçeviç. Günlük hayatımızda her gün değişen şeylere cevap veriyor. Dolayısıyla hayat ne kadar tazeyse, oyun da o kadar taze kalıyor. Ve yeni sezonda oyunu ilk kez izleyecek olan seyirciyi düşününce sıkılmaya fırsat kalmıyor.Profesyonel’de bir yazarla, emekli polisin hikâyesini anlatıyorsunuz. Sanatçılar, aydınlar sizce hâlâ fildişi kulelerinde gizleniyor mu?Sıradan insan ile entelektüel arasında bilinçli duvarlar örülmeye çalışılıyor. Ama sanat buna izin vermiyor. Bakın yıllar önce Shakespeare çıkmış, Çehov çıkmış. Bugün Haldun Dormen diye bir usta çıkmış ve çıkacak da. Bence aradaki duvar giderek kırılıyor, daha da kırılıp büyük kitlelere ulaşmalı. Ödenekli tiyatrolar çok önemli. Bana ‘Sen Profesyonel’e özel tiyatro açıp oynasaydın, şimdiye neler olurdu, neler!’ diyorlar. Ben işin o tarafında değilim. 5-6 liraya Türkiye’nin dört bir tarafına taşıyoruz oyunu. Bu benim için daha anlamlı. Sanat öyle bir şey ki, samimi bir iş ya da sanat sizi özgürleştirir, güzelleştirir, besler, birbirimizi anlamamızı, çoklu bakmamızı sağlar.Uzun yıllar çocuk oyunlarında oynamışsınız. Oyunculuğunuza nasıl katkıları oldu?Tiyatro bölümüne girmemiştim daha, o zamanlar başlamıştım. Opera, şan bölümündeydim. Bir müzikal çocuk oyununda başrol oynadım. Kendiliğinden oldu her şey, ben pek anlayamadım. Şimdi adını koyabiliyorum bunun. Samimi olduğunuzda, sadece oyun oynadığınız zaman değil, kendi çocuğunuza ya da bir başka çocuğa çocuk muamelesi yapmadığınızda, onu kandırmadığınızda ve ‘mış gibi’ yapmadığınızda, çocuğu da bir birey olarak gördüğünüzde onların gelişimine ne kadar büyük bir katkıda bulunabileceğimi gördüm. Çocuk oyunlarımda bunu yakaladım.Yeter ki hepimiz biraz daha özgür ve eşit alanlar bulalımSon dönemde sizi Onur Ünlü filmlerinde görsek de, genelde Reha Erdem filmleriyle hatırlanıyorsunuz. Var mı yeni bir film projeniz?Yeni bir film olacak ama Reha ya da Onur ile değil. Söylemek için erken olabilir çünkü yeni konuşuldu. İlk projesini yapacak genç bir arkadaşın filmi olacak.Şehir Tiyatroları’nda oynanan Cibali Karakolu oyunu, bir karakter sebebiyle sansürlendi. Oyunların sansürlenmesi yeni olan şeyler mi, hep var mıydı?Hep yaşandı bunlar. İşin üzen tarafı, hâlâ 450 yıl öncesini yaşıyor ve konuşuyor olmak. Niye bir arpa boyu yol gidememiş insanoğlu? Buna hayıflanıp durmak da yetmiyor bir süre sonra. İnsanın kendini daha iyi hissetmesi, çoğalması mümkün. Yeter ki hepimiz biraz daha özgür ve eşit alanlar bulalım. Bir gün daha özgür olacağımıza inanmasam burada, sahnede durmam.Özgürlüğün bu denli kısıtlandığı bir toplumdayız. Sanata etkisi nasıl oluyor?Sanat etkilenmiş ki, bu eserler çıkıyor ve yenileri de çıkacak. Böyle güzel eserler baskı dönemlerinde ortaya çıkar zaten. Mesela ‘Profesyonel’de 18 yıl boyunca bir polisin bir aydını, yazarı takip etmesine kimse şaşırmıyor. Çünkü bunlar oldu ve olmaya devam ediyor.Kızımın ve eşimin ikili dünyasını kıskanıyorumEşiniz Bennu Yıldırımlar da oyuncu. Magazin programlarında hiç boy göstermiyorsunuz!İkimiz de yoğun çalışıyor ve birbirimize vakit ayırıyoruz. 15 yaşında bir kızımız var Ada. Zaman iyi kullanınca o kadar bereketli ki, ‘Çok yoğunum, eşimi, kızımı, annemi görmeye vaktim yok.’ deme lüksüm yok.Kızınızla nasıl bir iletişiminiz var?Çocuk oyunları oynarken gördüğüm taktiği uyguluyorum. Taktik değil de, orada kavradığım şekilde iletişim kuruyorum Ada ile. Ada kendisini iyi biliyordu ve kendimizi anlatmak için ayrı bir çaba harcamadık. Çocuk olduğunun farkındaydı. Şimdi ise genç kız olduğunun farkında.Genelde kız çocukları babaya düşkün dense de, anneyle bir başka bağı vardır. Öyle mi sizde de?Mutlaka. Onların ikili ayrı bir dünyası var.Kıskanmıyor musunuz?Tabii kıskanıyorum. Öyle zamanlarda, hepimiz evde olmamıza rağmen ben tek başıma kalıyorum. (Gülüyor)Anne-babası oyuncu olanların çocuklara sorulan kaçınılmaz soru. Ne olacak Ada?O da aynı yolun yolcusu bence. Keşke oyuncu olsa. Mutlu olacağı alanı seçsin istiyorum, onun hayatı sonuçta. Bir ara keman eğitimi aldı. Ama şu aralar kafasında müzikal okumak var. Oyunlara gidiyor seyrediyor. Şarkılar söylüyor, film seyrediyor.Babamın beni sahnede görmesini çok isterdimSizin konsantre alanınız şu an tiyatro. Ama 23 yaşıma kadar bunu bilmiyordum diyorsunuz…Küçükken resim, müzik ve beden benim için en önemli ve en iyi olduğum derslerdi. Ne yazık ki itilip kakılmış derslerdi. Şimdi de aynı. Babam konservatuvar okumamı istemedi. Kendisi maden mühendisiydi. Hobi olarak enstrüman çalardı. Akordeon, mandolin, keman çok şamata bir adamdı. Babam isteseydi çok iyi bir tiyatrocu olurdu. Beni sahnede izlemesini çok isterdim. Ne yazık ki çok erken ayrıldı bu dünyadan.20 Dakika dizisinden sonra televizyonda görünmediniz…Geliyor bazı projeler. Geçen sezon Hamlet’e başladım diye kapattım dizi defterini. Bu sezonda film var. Televizyon çok yoruyor beni. İnsanlar görmek istiyor ama şartlar biraz daha iyi olsa keşke.Zaman
Reklam
Moderni Tamamlamak: 1950-1960 Türkiyesinde Murano'lar
1980 sonrasına kadar Türkiye'ye ithali yasak malların listesi oldukça kalabalıktı. Bu durumun özellikle 1960 - 1970li yıllarda modaya uymak, teknolojiyi takip etmek isteyen alıcıları adı 'kaçakçılar pazarı' olarak geçen yurt dışı menşeli ürünlerin uygun fiyata bulunduğu pazarlara yönlendirdiği bilinen bir gerçek. Hatta Lale Oraloğlu 1975 senesinde Ağrı'da kaçakçılar pazarından aldığı bir fincan takımı yüzünden 10 ay hapis cezası almıştı. Kaçak mal kontrolünün bu kadar sıkı yapıldığı bir dönemde gerek satıcıların gerek alıcıların farklı yollara başvurmuş olması pek de şaşırılacak bir durum değil. Şanslı olanlar ise yurtdışına gidip istedikleri eşyaları yanlarında getirebiliyorlardı. İşte 'Modern Mekan' ve onun ayrılmaz bir parçası olan 1950 - 1960lı yılların ikonik 'Murano camların' Türkiye'de dolaşımı.
Reklam
Neandertaller Tahmin Edildiğinden Çok Daha İnce Düşünceliydiler
Yabani ve görgüsüz olarak bilinen Neandertallerin tahmin edilenden daha ince düşünceli olduğu ortaya çıktı.Neandertaller bu zamana kadar yabani, kalın kafalı ve görgüsüz, ahmak olarak ünlendi. Varılan bu kanı belki onların çok bilinen çıkıntılı kaş kemerlerinden belki de -artık itibar görmeyen- dili veya sembolizmi kullanmak için yetersiz, ilkel leş yiyiciler oldukları düşüncesindendir.  Ancak Neanderallerin alışkanlıkları ve tarihi üzerine yapılan son araştırmalara göre onların böylesi tasvirlerinin tümüyle haksız [1]. Sonunda anlaşıldı ki, Neandertaller alet kullanan yetenekli avcılardı ve muhtemelen bizimle kültür benzerliğine de sahiplerdi. DNA kayıtları gösteriyor ki, eğer Avrupa veya Asya’ya doğru atalarınızın izini sürerseniz, kendi genomunuzda bazı Neandertal DNA’sına denk gelmeniz oldukça hoş bir raslantı olacaktır.Colorado Üniversitesi’nde arkeolog olan Paola Villa’ya göre, 1850 yılında Almanya’da bulunan ilk kafatası ile Neandertallerin kötü şöhreti başladı: “Bu kafataslarının morfolojik özellikleri – belirgin kaş kemerleri, olmayan çene ucu – bizden çok farklı ve daha değersiz oldukları düşüncesine yol açtı.” Paola Villa’nın söylediklerine bakılırsa; arkeologların çoğunun artık buna itibar etmemesine rağmen Neandertallerin daha değersiz, yabani veya akılsız oldukları düşüncesi popüler kültürde geçerliliğini sürdürüyor.
Reklam
Cengiz Kağan Hakkında Az Bilinen 9 Şey
etiket
Moğolların büyük kağanı yaklaşık 1162 yılında Onon Nehri kıyısında doğdu. İsmi 'demirden' veya 'demirci' manasına gelen 'Timuçin' idi. 1206 yılına kadar Cengiz Kağan ismini kullanmadı. Cengiz isminin ne anlama geldiği de hala tarihçiler arasında bir tartışma konusu. 'Adil' veya 'Okyanus' anlamına geliyor olabilir. Bağlamı içerisinde Cengiz Kağan, 'Ulu Kağan' anlamında da kullanıldı.
“Hayatınızı Değiştiren Yirmi Kitap”
Fransız televizyonlarının en çok izlenen edebiyat programları arasında özel bir yeri olan La Grande Librairie, France 5 kanalının 20. kuruluş yılı nedeniyle ilginç bir araştırma gerçekleştirmiş. 2008’den beri yayınlanan program sözü izleyicilere vererek “Hayatınızı hangi kitap değiştirdi?” sorusunu sormuş. Gelen binlerce cevaba göre en fazla oy alan yirmi kitabı 11 Aralık günkü yayında açıklayan programda açıklandığı üzere Fransızların hayatlarını en fazla değiştiren kitaplar aşağıdakiler.Peki sizin hayatınızı değiştiren kitap hangisi?1- Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupéry2- Yabancı – Albert Camus3- Gecenin Sonuna Yolculuk – Louis-Ferdinand Céline4- Günlerin Köpüğü – Boris Vian5- Kayıp Zamanın İzinde – Marcel Proust6- Adsız Ülke – Alain Fournier7- Simyacı – Paulo Coelho8- Yüz Yıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez9- Belle du Seigneur – Albert Cohen10- Kötülük Çiçekleri – Charles Baudelaire11- Veba – Albert Camus12- Harry Potter – J.K. Rowling13- 1984 – George Orwell14- The World According to Garp – John Irving15- Suç ve Ceza – Dostoyevski16- Yüzüklerin Efendisi – JRR Tolkien17- Koku – Patrick Süskind18- Anne Frank’ın Günlüğü – Anne Frank19- Madam Bovary – Gustave Flaubert20- Sefiller – Victor Hugonotosoloji
Reklam
Kendini İmha Eden İlk Kitap
ABD'li gerilim romanı yazarı James Patterson, dünyanın kendini imha eden ilk romanını hazırladı. 1000 kopyası bedava dağıtalacak olan Private Vegas adlı roman, okunmaya başlandıktan 24 saat sonra kendini imha edecek.ABD'li ünlü yazar James Patterson, kreatif bir ajansla işbirliğine giderek dijital kitap tecrübesini çok yeni bir boyuta taşıdı. Yazarın Private Vegas adını verdiği son romanı, kendini imha edecek şekilde tasarlandı.24 saat içinde yanarak yok olan kitap, Patterson'ın sayfasından başvuru yapan 1000 okuyucuya bedava dağıtılacak. Kitabın bir kopyası da 294 bin 38 dolardan satışa çıkarılacak. Bu bedeli ödemeyi kabul eden hayranı, Patterson ile beş akşam yemeği yiyeceği bir gezi de kazanacak.Patterson, Mother adlı ajansla ortak gerçekleştirdiği projenin kendi fikri olmadığını ancak 'televizyon ve sinema gibi her türlü yayın türüyle rekabetin zorunlu olduğunu' belirtti. Günümüzde geçmişi anımsatan kitapçıların kalmadığını söyleyen Patterson, bakılabilen kitap sayısının kısıtlandığını ve bu tür projeyi bu yüzden beğendini ifade etti.
TÜBİTAK'ta Sahte Diplomalı Damat Skandalı
Paralel Yapı operasyonu sırasında sahte diploma ile TÜBİTAK’a girdiği ortaya çıkan ve tutuklanan Hasan Başaran’ın, eski Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün’ün yeğeninin eşi olduğu ortaya çıktı. Ergün, TÜBİTAK’a girmesini sağladığı iddia edilen damatla ilgili, “En ufak katkım yok” dedi.Hürriyet'ten Nuray Babacan'ın haberine göre Tüm ailenin, gözaltına alındığında sahtekârlığı öğrendiğini belirten Ergün şunları söyledi:AİLE ŞOKTA“Söz konusu Hasan Başaran, benim ağabeyimin kızı, yani yeğenimle 7 yıl önce evlendi. Herkes onu ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği mezunu sanıyordu. Gözaltına alınana kadar eşi dahil ailelerden kimse sahte diplomaya sahip olduğunu bilmiyordu. Ailesi olayla birlikte büyük bir şok ve travma yaşadı. Öğrendik ki, yıllar önce Başkent Üniversitesi’nin 2 yıllık Bilgisayar Bölümü’nde okula başlamış. Sonra ailesine dikey geçişle ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği’ne geçtiğini söylemiş. Sonra da mezun oldum deyip, sahte diplomayla askere gitmiş ve kısa dönem askerlik yapmış.YENİ ÖĞRENDİKÖnce Kocaeli Belediyesi’nde ardından da TÜBİTAK’ta işe girmişti. Gözaltı olayına kadar tüm aile ve bizler bunun doğru olduğunu sanıyorduk. Gözaltı olayında, sahte diploma olayı ortaya çıktığında tüm aile perişan oldu. Yeğenimle 7 yıldır evli ve bir oğulları var. Eşi de herkesle birlikte öğrendi. Evet bir yakınlığım var ama mağdur edilenin yakınıyım. Şimdi devlet bunun hesabını sorar. Ne suç işlediyse cezasını çeker. Sahtecilikten de ceza alır. Olmadı devletten aldıklarının parasını tahsil eder. Ama bir de ailesinin kaybettikleri var. Aile de şu anda perişan. Eşi ve oğlunun durumunu düşünün. Bundan sonra ne yaparlar bilmiyoruz.BEN İŞE ALMADIMBenim bakanlık yaptığım dönemde TÜBİTAK’ta işe başladı. Ama işe alınması sürecinde hiçbir dahlim ve katkım olmadı. Ne ben, ne de benim bürokratlarımın aracılığı oldu. TÜBİTAK’ın kendi iç inceleme ve eleme sistemiyle kuruma alındı. Bilgisayar Mühendisi olduğunu söyleyen, diploması olan ve kriptoloji lisansı yaptığını gösteren belgeleri olan biri olarak başvurmuş ve tüm elemelerden geçmiş. Asıl sorun da burada bana göre. Ne askerlik yapma aşamasında, ne de kamuda göreve alınma aşamasında gösterdiği belgelerin hiçbiri ciddi bir kontrolden geçmemiş. Daha önce de böyle sahtekârlar yakalandı. Sahte doktor olaylarını bile gördük. Aslında YÖK ile temasa geçip tek bir düğmeye basılarak, bu belgelerin teyidinin yapılması gerekir. Bir soruşturma konusu olmadan böyle bir sahtekârlık ortaya çıkmıyor.TÜBİTAK’ta Paralel Yapı’yla ilgili olarak operasyon başladıktan sonra tüm diplomalar tarandığı için bu olay ortaya çıkıyor. Ailemizde, Paralel Yapı’yla bağı olduğuna dair tek bir bilgi yok. Adamın diplomasının sahte olduğunu bile ailede herkes gözaltına alındıktan sonra öğrendi.”e-imzanın başındaydıHASAN Başaran’ın ODTÜ’den alınmış gibi düzenlenen sahte diploma ile TÜBİTAK’ta işe girdiği ortaya çıkmıştı. ‘Paralel’cilerle ilişkisi olduğu öne sürülen Başaran’ın TÜBİTAK Gebze’de tüm kamu kurumlarında kullanılan e-imzaların hazırlandığı Kamu Sertifikasyon Merkezi’nin başında görev yaptığı öğrenildi. Başaran, Temmuz 2012’de Kamu Sertifikasyon Merkezi bünyesinde işe başlayıp 4 ay sonra aynı birimin başına geçti. Başaran’ın o dönem BİLGEM Başkanı Hasan Palaz’ın önerisi ve TÜBİTAK Başkanı Yücel Altınbaşak’ın onayı ile Kamu Sertifikasyon Merkezi’nin başına getirildiği öğrenildi. Kurumdan 7 bin TL maaş aldığı öğrenilen Başaran’ın sorgusunda, “Diplomamın sahte olduğunu anlayan olmadığı için askerliğimi de kısa dönem yaptım. İşe giriş esnasında sunduğum diplomayı da 2005’te bilgisayarımda Photoshop’la kendim yaptım. Ailem de gerçek sandı. İşe girişte, bana genellikle kriptografi üzerine sorular sordular. Sürekli makaleler okuduğum için rahatlıkla cevapladım” dediği iddia edildi.
Reklam
En Şirin Sevgililer Günü Hediyesi
Türkiye’nin en büyük fotokitap markası Lukapu, eğlenceli ve bir o kadar da pratik iPhone uygulaması LukaBUKA’da da sevgilileri unutmadı: 5 Şubat’a kadar iPhone’unuzdaki en romantik fotoğrafları seçin, fotokitap hazırlayın ve yüzde 25 indirimi kaçırmayın.iPhone uygulaması LukaBUKA’yı bugüne kadar yaklaşık 25 bin kişi indirdi. LukaBUKA sayesinde akıllı telefonunuzdaki ya da sosyal medya hesaplarınızdaki 20 fotoğrafı seçip birkaç dakika içinde albümünüzü tasarlayıp sipariş verebiliyorsunuz.  Hemen https://itunes.apple.com/app/lukabuka-fotograf-albumu/id814349208?l=tr&ls=1&mt=8 adresinden ücretsiz olarak LukaBUKA’yı indirip kolayca iPhone’unuzda sevgilinize hediyenizi tasarlayabilirsiniz. Hem de hediyenize yüzde 25 indirimli sahip olacaksınız.Bunları biliyor muydunuz?- Tüm işletim sistemlerinde çalışan Lukapu Türkiye’nin 81 iliyle de tanıştı.- En çok Lukapu büyük kare fotokitap tercih ediliyor.- Lukapu tasarlamak için siteye her gün ortalama 7 bin fotoğraf yükleniyor.- Her gün ortalama 20 bin kişi lukapu.com’u ziyaret ediyor.
“Türkçe Sözlü Blues Şarkısı Olmaz” Sözünü Haksız Çıkartacak 12 Harika Şarkı
Türkiye’de normal Blues şarkıları ve bu işi icra edenler bile o kadar azken, bu müziği Türkçe sözlü yapanları bulabilmek adeta çölde su bulmak gibidir Blues severler için. Bazı şehirlerde amatör olarak bu müziği yapan bazı gruplar da mevcut lakin bazılarının kayıtlarının olmaması bazılarının da kayıtlarının kötü olmasından dolayı listeye alamadık. Her ne kadar “Türkçe sözlü Blues olmaz” diyenler olsa da, onları haksız çıkartabilecek kadar güzel şarkılar da var. Zaten bir Yavuz Çetin gerçeği de var. Yavuz’a saygı olarak ilk onunla başlayalım ve Türkçe sözlü Blues’un tadını çıkartalım. Sizlerin de bildiği Türkçe sözlü Blues şarkıları varsa yorum bölümünde paylaşabilirsiniz. Keyifli Dinlemeler…
Dünyanın İlk ve Tek Minyatür Kitap Müzesi
Azerbaycan'da bulunan dünyanın ilk ve tek minyatür kitap müzesi Guinness Rekorlar Kitabı'na alındı. 'Picture of English History'nin 1815 baskısı, 16. yüzyıla ait 'Masses of St. Francis of Assisi and St. Anne' kitabının çok eski tıpkı basımı ve 17. yüzyıla ait bir Kur'an-ı Kerim, müzenin en nadir eserlerini oluşturuyor.Tarihi İçerişehir'deki müzede sergilenen minyatür kitaplar, 'Dünyanın en büyük minyatür kitap koleksiyonu' olarak onaylanarak, Guinness Rekorlar Kitabı'na girdi.Müzenin dünyada 'ilk ve tek' olduğunu vurgulayan minyatür kitap koleksiyonunun sahibi Zarife Salahova, sadece 7,5 santimetreden küçük kitapların minyatür kitap olarak kabul edildiğini, koleksiyonunda bu standardı taşıyan 2 bin 913 kitap bulunduğunu belirtti.Bakü'ye gelen turistlerin uğrak yeri olan müzede, 71 ülkede basılmış kitaplar bulunuyor. Müzede, minyatür kitapların yanı sıra farklı büyüteçler yardımıyla okunabilen mikro kitaplar da yer alıyor.MÜZENİN EN KÜÇÜK KİTABIJaponya'da Toppan Yayınevi tarafından basılan 0,75x0,75 milimetre ebadındaki 'Dört Mevsim Çiçekleri' isimli kitap müzenin en küçük kitabı olma özelliğini taşıyor. Yirmi iki sayfalık bu kitap, özel mikroskop vasıtasıyla okunabiliyor.'Picture of English History' kitabı 1815 baskısı, 16. yüzyıla ait 'Masses of St. Francis of Assisi and St. Anne' kitabının çok eski tıpkı basımı ve 17. yüzyıla ait bir Kur'an-ı Kerim, müzenin en nadir eserleri arasında yer alıyor.ATATÜRK'ÜN NUTUK'UAlparslan Türkeş'in Dokuz Işık eseri ve Ümit Yaşar Oğuzcan'ın şiirlerinden oluşan mini kitapların yer aldığı müzede, Mustafa Kemal Atatürk'ün 2008 yılında Azerbaycan'da yayımlanan eseri Nutuk da sergileniyor.Sputniknews
Gerçek Bir Kova Burcu Olduğunuzun 17 Kanıtı
etiket
Büyük usta Nazım Hikmet bu dizeleri size yazmış olmasın sevgili Kovalar? Özgürlüğüne düşkün, değişim yanlısı, yaratıcı, dahiliğe yakın derecede zeki ama aynı zamanda da hümanist, sevecen.. İnsanın burç seçerken Kova olası geliyor. Tamam size biraz kendini beğenmiş diyorlar, bağlanma probleminiz de varmış. Öyle aile, akraba, talukat pek takmıyormuşsunuz.  Gelenek, görenekle de alakanız yokmuş. Pardon ama Darwin bacanağıyla tavla oynasa daha mı iyiydi? Ya Ajda Pekkan eltisiyle altın günü yapsa bugün Türkiye olarak Süperstarsız ne yapacaktık?Siz bildiğiniz yoldan şaşmayın, sizin yolunuz yıldızların yolu. Zaten büyük ihtimalle onlardan birinden geldiniz. 
Reklam