Telaşa Mahal Yok, Banksy Tutuklanmadı
Vatan gazetesi, Zaytung benzeri haberler yayımlayan ABD merkezli National Report sitesinin efsanevi sokak sanatçısı Banksy’nin tutuklandığı yönündeki iddiasına inanınca, Banksy severler kısa süreli bir heyecan yaşadı.Söz konusu haberde, Banksy’nin Londra’da tutuklandığı, kimliğinin ‘ 35 yaşındaki Liverpool’lu Paul Horner olarak açıklandığı ‘ ve BBC’nin de haberi doğruladığı iddia ediliyordu.Ancak National Report, çoğu kurmaca olan hiciv haberleriyle tanınıyor.Diken
Kangurular 30 Bin Yıl Önce Yürüyordu
Yeni araştırmalar, zıplayarak hareket etmeleriyle bilinen kanguruların geçmişte bu özelliğe sahip olmadığını öne sürdü. Tersine, on binlerce yıl önce yaşayan dev kangurular yürümeyi tercih ediyordu.Amerikalı ve İspanyol biyologlar, nesli tükenen dev 'sthenurine' kanguruların zıplamadığını ancak sallana sallana yürüdüklerini belirtti. Ağırlıkları 240 kiloya kadar çıkan antik kangurular, kuyruklarını denge sağlamak için kullanıyordu.PLOS ONE dergisinde yayımlanan araştırmada, sthenurine ve modern kanguruların kemiklerine ait istatistiksel ve biyo-mekanik analizler gerçekleştirildi. Araştırmada, birçok kanguru çeşidine ait 140 kanguru iskeleti üzerinde ölçümler yapıldı. Sonuçlar, sthenurine türünün arka bacak kemikleri bakımından modern kangurulardan fazlasıyla farklılaştığını gösterdi. Araştırmacılar, ağırlıkları da göz önüne alındığında, sthenurine kangurularının zıplamasının mümkün olmadığına karar verdi.Araştırmada yer alan ABD'nin Brown Üniversitesi'nden Christine Janis, 'Büyük bir hayvanın çok düşük hızda zıplamasını sağlayacak biyo-mekanik hareketleri yerine getirememesi, geriye başka alternatifler bırakıyor' yorumunda bulundu. Çok hızlı zıplayabilen modern kangurular, yavaşladıkları esnada kol ve bacaklarını da kullanırken, düzenli olarak kuyruklarından yardım alıyorlar. Kangurular birçok hareketi mümkün kılan belkemikleri, kuyrukları ve tüm vücut ağırlığını kaldırabilen kolları sayesinde esnek hareket edebilme kabiliyeti gösteriyor.Sthenurine türünün ise modern akrabalarında yer alan özellikleri barındırmadığını belirten Janis, 'Yürümedikleri sürece bu kadar cüsseli hale gelmiş olamazlar' ifadesini kullandı. Antik kanguruların yavaş bir şekilde iki ayak üzerinde yürüdüğü, her adımda vücut ağırlıklarını bir bacağa yükledikleri düşünülüyor. Günümüzde yürüdüğüne tanık olunan tek kanguru türü, ağaç kangurusu.Antik kanguruların diş yapısı dahil olmak üzere başka farklılıkları da bulunduğunu belirten Janis, 'nesli tükenen canlıların modern günümüzdeki canlılara kıyasla içerdikleri farklılıkları kemikleri inceleyerek ortaya çıkarabildiklerini' belirtti. Elde edilen birçok bulguya rağmen, sthenurine kanguruların 30 bin yıl önce nasıl yok olduklarına dair kesin bir bilgi bulunmuyor. Öne sürülen tahminler arasında, yavaş oldukları için insanlardan kaçamadıkları veya iklim değişikliklerine karşı yeterince hızlı göç edemedikleri yer alıyor.Kaynak: Al Jazeera
Uzayda Yaşam Mümkün Olacak mı?
Zirvede bilim, teknoloji ve sağlık alanındaki ilginç gelişmeler ele alınacak. Tartışılacak konular arasında insanların günün birinde Dünya dışında kurabileceği uzay kolonileri de bulunuyor.Gezegenimizin nüfusu hızla artarken yaşayacak alan ve kaynaklar için rekabet sorunu bazı insanları Dünya’nın ötesine bakmaya yöneltti. SpaceX adlı uzay turizmi şirketinin girişimcisi Elon Musk, “Herhangi bir felaket halinde insanlığın varlığını korumak için birçok gezegende yaşam olanağının araştırılması gerektiğine” inanıyor.Bu vizyon size inandırıcı gelmese de insanın keşfedilmemiş olanı keşfetme içgüdüsünü görmezlikten gelmek zor. İşte bu güdü, insanları gezegenimizin güvenli sınırlarının ötesine bakmaya yöneltiyor. Aslında bunu başarmak düşündüğümüzden daha kolay olabilir. Eski astronot Jeffrey Hoffman’a göre Güneş Sistemi’nde yakın birkaç yere gidebilme hayali kurmamızı sağlayacak teknolojiye sahibiz. “Ay az ötemizde, Mars ise hiç de uzak değil. Bu yolculukların yapılmasını sağlayacak bazı adımların birkaç yıla kadar atıldığını görmek mümkün,” diyor Hoffman.Bu konuda ilk fikri 1920’lerde Avustruya-Macaristanlı ilk roket tasarımcısı Herman Potoçnik ortaya attı. Potoçnik’in hayal ettiği şey, UFO benzeri dairemsi bir uzay aracıydı. Bu araç yapay yerçekimi yaratmak için dönüyor, enerji ihtiyacı içinse güneş ışınlarını odaklayacak içbükey bir ayna kullanıyordu. Bu fikir ne kadar inanılmaz gelse de yıllarca etkisini yitirmedi. 1970’lerde Princeton Üniversitesi fizikçisi Gerard O’Neill ile daha sonra dünyanın en eski uzay topluluğu olan İngiltere Gezegenlerarası Dernek (British Interplanetary Society) bu fikre sahip çıktı. Uçan uzay kolonileri fikrini bir kenara itmeden önce şunu belirtmekte yarar var: BIS, insanoğlu Ay’a ayak basmadan 30 yıl öncesinde bu yolculuğu öngörmüştü.Diğer uzmanlar ise uzay araçlarıyla uzay boşluğunda koloniler kurmak yerine, bir gezegende ya da Ay’da insanın yaşamını sürdürmesi için gerekli unsurları içeren yapay bir “biyosfer” yaratarak yaşam alanı oluşturma fikrini daha akla yatkın buluyor. Bu konuda ilgi odağı Mars oldu ve 2025’e kadar orada yeni bir medeniyet yaratılmasını hedefleyenler var. Hollandalıların 2012’de başlattığı Mars One projesine 200 bin başvuru yapıldı. Bunlar arasından seçilen 40 kişiye eğitim verilerek realite şov programlarına hazırlanıyor ve bu şekilde projeye gelir sağlanmaya çalışılıyor. Elbette bu projeye karşı çıkanlar da var; fakat uzayda koloni kurulması fikrine yönelik ilgiyi göstermesi bakımından önemli.Dev bir Mars Koloni Taşıtı ile Kızıl Gezegen’e insan taşımanın SpaceX yöneticisi Musk’ın da hedefleri arasında olduğu söyleniyor. Musk bunun sadece bir başlangıç olacağına, “Mars’ta koloni kurulduktan sonra bunun tüm Güneş Sistemi’ne de yayılabileceğine” inanıyor. Musk, hızlı uzay araçlarının yapılması halinde Jüpiter’in aylarında, hatta göktaşlarında bile koloni kurulabileceğini ifade ediyor.Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaşam, uzay kolonilerinde karşılaşılacak sorunlara dair fikir veriyor. İstasyondaki altı kişiye su taşıma gideri yılda 2 milyar doları buluyor. Gıda ve oksijen tedariki masrafları da cabası. Bu nedenle, uzay kolonisinin kendi kendine yeterli hale getirilmesi adıl ideal olanı.Bir de insan vücudunun maruz kalacağı sorunlar var: Yerçekimi azlığı kemik ve kaslarda zayıflığa ve kafada basınç birikimine neden oluyor; bu ise geçici ve kalıcı göz sorunlarına yol açıyor. Uzaydaki radyasyon katarakta yol açabileceği gibi kanser riskini de arttırıyor. Öte yandan uyku sorunları ve yalnızlık ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Uzay kolonilerinde bu tür sorunların çözülmüş olması gerekiyor.Kapalı bir mekânda sosyal ilişkilerin nasıl etkileneceği sorunu da var elbette. Moskova’da Mars500 projesi kapsamında yapılan deneylerde altı kişi 520 gün süreyle 80 metrekarelik bir alanda yaşamak zorunda bırakıldığında birçoğunda uyku, algı ve depresyon sorunlarının ortaya çıktığı gözlendi.İzole olmuş insanların nasıl yönetileceğine, bu yeni toplumlarda çatışmaların nasıl önleneceğine dair siyasi sorunlar da cevap bekliyor. Bazı bilim insanları ve felsefeciler gelecekte ortaya çıkması muhtemel bu medeniyetler için bir “haklar bildirgesi” hazırlamaya girişti bile.İnsanların uzayda üreme yeteneğine sahip olacağını varsayarsak, ki astronotların karşılaştığı sorunları düşündüğümüzde bunun kesinliği söz konusu değil, bu izole kolonilerin kendine özgü kültürleri olacaktır. Bunlar belki kendi dillerini geliştirecek, hatta yeni fiziksel özelliklere bile sahip olabilecekler.Portland Üniversitesi’nden Cameron Smith’e göre, 2000 kişilik bir uzay kolonisi 300 yıl içinde bizden farklı bir görünüme sahip olacak, farklı davranış biçimleri geliştirecektir; farklı saç yapısı, farklı bir deri, düşük yerçekimine uygun ve manevra yeteneği daha yüksek bir vücut şekli vb. gibi.Hatta Smith, bu yeni kolonilerin genetik mühendislik yoluyla yeni organlar bile tasarlayabileceklerine inanıyor; örneğin kozmik ışınlardan korunmak amaçlı organlar, ya da karbondioksitten oksijen sağlamayı kolaylaştırıcı solungaçlar gibi. Böylece Marslılar yapay biyosferden çıkıp yeni evlerine tam olarak yerleşmiş olacaklar.BBC
'İlk Kez Seks Yapan Canlı Türü Bulundu'
Bilim insanları ilk cinsel ilişkiye giren canlıları bulduklarını öne sürdü.İddiaya göre yumurtlayarak üremeden cinsel ilişkiyle üreme türüne ilk geçen canlı, 385 milyon yıl önce İskoçya sularında yaşayan bir balık türü.'Mikrobrakiüs dicki' adlı bu yabani balık türünün yaklaşık 8 santimetre uzunlukta olduğu ve diğer balıklardan farklı olarak 'ek uzuvlarının bulunduğu' belirtiliyor.Araştırmayı yürüten Avusturalya Flinders Üniversitesi'nden Profesör John Long, çalışmanın detaylarını BBC'ye anlattı.Prof. Long, bir kutu dolusu antik çağdan kalma balık fosillerini incelerken, içlerinden birinde 'L' harfi şeklinde, değişik bir uzuva rastlamış.Bunun üzerine fosil üzerindeki araştırma derinleştirilmiş ve söz konusu uzuvun erkek bir balığın penisi olduğu anlaşılmış.Balıkta ayrıca kemikli yumrulara da rastladıklarını belirten Profesör, 'Bu yumrularla dişi balığa spermlerin geçişinin sağlandığını anladık' dedi.Prof. Long, anatomisini inceledikleri dişi balığın ise 'arka tarafında kemikli bir bölgesinin bulunduğunu ve bu kemiklerle erkek balığın cinsel organını sabitlediğini' kaydetti.Anatomik yapıları nedeniyle balıkların muhtemelen yan yana durarak cinsel ilişkiye girdiği tahmin ediliyor.Araştırmayı yürüten bilim insanları, cinsel birleşmeyle üremenin bir süre sonra yine unutulduğunu ve yumurtlayarak üremeye geçildiğini düşünüyor.İddiaya göre, birkaç milyon yıl sonra cinsel birleşme ile üreme, antik köpekbalıklarıyla başlıyor.BBC Türkçe
Dev Kuyrukluyıldız Mars'ın Yanından Geçti
Astronomi dünyası, benzeri bir milyonda bir görülen kozmik bir olaya tanık oldu. Dağ büyüklüğündeki kuyrukluyıldız C/2013 A1, Mars'ın yaklaşık 140 bin kilometre yakınından geçti.Kozmik ömrünün neredeyse tamamını Güneş Sistemi dışında geçiren 'Siding Spring' adı verilen kuyrukluyıldız, bugün ilk kez Güneş Sistemi'nin iç kısımlarını ziyaret etti. Dağ büyüklüğündeki kuyrukluyıldız, geçişi esnasında Mars'ı sıyırıp geçti.Güneş Sistemi'nin oluştuğu yaklaşık 4.6 milyar yıl önce uzanan Siding Spring, saniyede 56 kilometre hızla ilerlerken Mars'a 140 bin kilometre yaklaştı. NASA, diğer adı C/2013 A1 olan kuyrukluyıldızın Kızıl Gezegen'e çarpacak derecede yaklaşması nedeniyle yörüngedeki Mars Yörünge Kaşifi (MRO) ve MAVEN gibi uyduların rotalarını her an değiştirilecek şekilde takibe aldı.Siding Spring'in Mars yörüngesinden geçişi, TSİ 21.27'de gerçekleşti. Slooh gözlemevi, tarihi olayı internetten yayımladı. Güney Yarımküre'deki gözlemciler, Sliding Spring'in hareketi saatler ilerledikçe net bir şekilde görüntülemeyi başardı.Büyüklüğü ABD'nin Georgia eyaletindeki Appalachian Dağları'yla bir gösterilen Siding Spring, geçtiğimiz yıl Ocak ayında New South Wales gözlemevi tarafından tespit edildi. Siding Spring, 20 yıl önce Jüpiter'e çarpan kuyrukluyıldızdan bu yana, yapılan en nadir kuyrukluyıldız gözlemlerinden birini temsil ediyor.Yeni bilgiler getirdiSiding Spring kuyrukluyıldızı, Avustralya, Güney Amerika ve Güney Yarımküre'nin diğer bölgelerinde gece karanlığında gözlemlendi. Gözlem için teleskopların yanı sıra dürbünler de yeterli olurken, Kuzey Yarımküre'deki gözlemciler teleskoplarla silik de olsa kuyrukluyıldızı görme şansı yakaladı.Bir milyon yılda bir yaşanan kozmik olay, gökbilimciler için de eşsiz bir gözlem imkanı sundu. NASA astronotu ve Bilim Görevi Direktörü John Grunsfeld, 'Daha önce Güneş Sistemi'nin iç kısımlarını ziyaret etmemiş olan kuyrukluyıldız sayesinde Güneş Sistemi'nin ilk yıllarına ait bilgiler elde edebileceğiz' ifadesini kullandı.Siding Spring, Güneş Sistemi'nin Asteroit Kuşağı içinde kalan bölgesine girmeden önce Uranüs ve Jüpiter'i de ziyaret etmişti.Kaynak: Al Jazeera
Kola İçmek Ömrü Kısaltıyor
Son zamanlarda bir çok yeni olayın ardından bilim adamları yaptığı araştırmalarda kola içen insanların ömürlerinin asitsiz içecek içenlere göre daha kısa olduğunu kanıtladı.Gazoz ve kolanın düzenli içilmesi vaziyetinde, tıpkı sigara tiryakilerinde olduğu gibi hücre yaşlanmasının hızlandığı dile getirildi. Neticeninde insan, yaşına biyolojik yaş ilave ederek ömrünü kısaltıyor.ABD’nin San-Francisco şehrindeki Kaliforniya Üniversitesi’nin bilim insanları, gerçekleştirdikleri araştırmanın neticelerini American Journal of Public Health dergisinde yayınladı.Bilim insanları, hücrelerin yaşlandığını en derin düzeyde kanıtladı. Gazoz severlerde, kromozomların uçlarında bulunan ve hücre ayrılırken DNA’yı savunan telomerlerin kısaldığı ortaya çıktı. Ömrün sayacı olarak gösterilen telomerler ne kadar kısa olursa hücre o kadar yaşlı ve ölüme yakın olur.Deney, milli beslenme ve sıhhat araştırmasının (National Health and Nutrition Examination Surveys) çerçevesinde, yaşları 20 ile 65 farklılık gösteren 5309 yetişkin Amerikalı üzerinde gerçekleştirildi. Araştırma öncesinde katılımcılarının hiçbirinde diyabet veya kardiyovasküler hastalık yoktu.
Ünlü Sanat Eserleriyle İlgili Aklınızı Uçuracak 6 Bulgu
Resim sanatıyla yakından ilgilenenler dışında, pek çoğumuzun ünlü sanat eserleriyle ilgili çok fazla şey bildiği söylenemez. Bu yazıda, bu eserlerin incelenmesi sonucu elde edilmiş müthiş bulguları toparladık. İşte Mona Lisa'nın gülüşünden, Rembrandt'ın tembel gözüne kadar ünlü ressamlar ve tablolarıyla ilgili 6 ilginç keşif...
'Almanlar, En Azından Ermeni Katliamından Haberdar Olup Engellememe Suçunu İşledi'
'Beni cesaretlendiren Hasan Cemal'in kitabı oldu'.Yönetmen Fatih Akın , Türkiye'de gösterime girmeden bazı çevrelerden ölüm tehditleri ve mesajları aldığı The Cut'ın, soykırım üzerine bir film olmadığını ve filmde politika yapmadığını dile getirdi.Akın, soykırım konusunda kendisini cesaretlendiren kişinin gazeteci-yazar Hasan Cemal 'in yazdığı 1915 Ermeni Soykırım kitabı olduğunu belirterek, 'Eğer o dönemin sorumlu paşalarından Cemal Paşa’nın torunu bu sözcüğü kullanıyorsa ben de kullanabilirim diye düşündüm. Bu kitap her kitapçıda satılıyor. Vitrinlerde sergileniyor.' dedi.Film yapılacak birçok olay var. Türkiye’de en fazla susulan konu tartışmasız Ermeni Soykırımı. Filmin için neden bu konuyu seçtin?Bu konuyu ben aramadım, tersine konu beni buldu. Türkiyeli bir ailenin çocuğu olarak hep ilgimi çekti. Hele de bu konunun tabulaştırılması. Ne zaman bir şeyler yasaklanırsa, meraklı ve araştırıcı olurum. Bu konuda da ele alınmamış birçok şey keşfettim.Bu sorun Türkiye’de hâlâ tabu mu?Yedi yıl önce Hrant Dink öldürüldüğünde İstanbul’da herhangi bir kahvede soykırım üzerine sohbet etseniz, yan masadakilerin ‘Hey ne üzerine konuşuyorsunuz bakayım öyle?’ diye müdahalesiyle karşılaşabilirdiniz. Şimdilerde hemen hemen her yerde hem de fısıldamaya gerek kalmadan konuşabilirsiniz.Türkiye’de halk açısından hiçbir sözcük ‘soykırım’ sözcüğü kadar politik yüklü değil. Türkiye’de de bu sözcüğü kullanıyor musun?Evet. Beni bu konuda cesaretlendiren, tanınmış gazeteci Hasan Cemal’in 1915-Ermeni Soykırımı kitabı oldu. Eğer o dönemin sorumlu paşalarından Cemal Paşa’nın torunu bu sözcüğü kullanıyorsa ben de kullanabilirim diye düşündüm. Bu kitap her kitapçıda satılıyor. Vitrinlerde sergileniyor.Türklerin, tarihlerinin bu bölümüyle yüzleşmelerinin bu kadar zor olmasının nedeni ne?Eğer bir halk, kuşaklar boyu tarih yazıcıları ve politikacılar tarafından sürekli olarak kandırılırsa, ‘Böyle bir şey olmadı. Bu kocaman bir yalan!’ denirse, söylenenleri içselleştirebiliyor. Ailelerinden, okul kitaplarından, gazetelerden farklı bir şey duymadılar. Onları suçlayamam. Ama politikacıların ‘tarihi tarihçilere bırakalım’ demeleri yanlış. Tarih bize aittir, insanlara, hepimize...Filmi çekmeden önce konuya nasıl hazırlandın?Sanırım konu üzerine yaklaşık 100 kitap okudum. Aralarında Küba’ya göç eden bir Ermeni’nin biyografisi, ailesiz kalmış çocukların kaldığı yurtlar üzerine belgeseller ve hatta Halep’teki genelevler üzerine hikayeler de vardı. Hayatımda ilk kez Ermenistan’a gittim ve tabii ki Erivan’daki Soykırım Müzesi’ni ziyaret ettim. Orada müze direktörü Hayk Demoyan’la tanıştım. Bana birçok Ermeni’nin önce Küba’ya, oradan da Amerika’ya kaçtığını anlattı. Bunu Ermeniler’in çoğu bile bilmiyor. Filmimde bu duruma da yer verdim.Filmin kahramanı Nazaret, Mardin’de yaşıyor. Bu şehri nasıl seçtin?Fransız tarihçi Yves Ternon’un Mardinli Ermeniler üzerine yazdığı kitabı okumuştum. Mardin, Suriye sınırından pek uzak değil. Coğrafya ve hikaye açısından acılı öyküsünün buradan başlaması uygundu. Nazaret’in çöle yolculuğunun uzun sürmemesi gerekiyordu. Nazaret’in Deir Zor’a sürgün edilen Ermeniler arasında olmamasına karar verdim.Tersine Nazaret’in küçük bir kamp olan Ras al-Ayn’a götürülmesine karar verdim. Mardin, Diyarbakır ve Midyat’lı Ermeniler Ras al-Ayn kampına götürüldüler. Buraya Mardin’den birkaç günde erişilebilir. İşte kahramanımız bu yolu yürüyor. Filmin çekimine başlamadan bu yolda kendimiz de yolculuk yaptık. Suriye’de savaşın başlamasından altı ay önceydi.Alman İmparatorluğu’nun soykırımdaki rolü konusunda bilgin var mıydı? Müttefik devlet olan Osmanlıların Ermeniler’le ilgili planlarından haberleri vardı, ama stratejik nedenlerle müdahale etmeme kararı aldılar...Evet, Alman İmparatorluğu katliam ve diğer insanlık dışı davranışlardan haberdardı ama karışmadı. Osmanlı İmparatorluğu’nu silah arkadaşı olarak kaybetmek istemiyordu. Bu nedenle müdahale etmediler ve Türk sorumluları engellemeye de karışmadılar. Bu açıdan Almanlar en azından katliamdan haberdar olup engellememe suçunu işlediler. Ancak soykırıma aktif olarak katılıp katılmadıkları veya lojistik açıdan katliamın olmasına olanak sunup sunmadıkları hala araştırılıyor.The Cut filmi Ermeni soykırımı üzerine bir film mi?İki kızını bulmak için dünyayı dolaşan bir babanın öyküsünü anlatıyorum. Baba, batıya doğru, ta Amerika’ya kadar yolculuk yapıyor. Bir yerden göç ve bir yere yerleşme öyküsü. Bu öykü, soykırımın arka planında yer alıyor. Ama film soykırım üzerine bir film değil. Politikacı olmadığımdan filmimde politika yapmadım. Tarihi travmatik ve ele alınmamış olaylara bağlı olarak bir öykü anlatıyorum. The Cut filminde kimin iyi, kimin kötü olduğu net olarak belli değil. Örneğin filmin kahramanı Nazaret, kurbanken suçlu duruma düşerek iyi kalpli bir Türk sayesinde hayatını kurtarabiliyor.Filmin basın dosyasından derleyen Semra ÇelikT24
Evde Hazırlayabileceğiniz Aşırı Basit Karışımla Duvarlardaki Yeni Trend: 'Yosun Grafiti'
Modern sokak sanatçıları, sanatın sadece görsel değil yumuşak ve yeşil de olmasını isteyerek harika bir şey keşfetmişler. Hazırladıkları karışımla yapılan grafitiler bir süre sonra yeşeriyor ve ortaya doğal sanat eserleri çıkıyor.İşte karışımın tarifi;3 bardak yosun,2 bardak süt ve ya yoğurt,2 bardak bira ya da su,Yarım çay kaşığı şeker,Mısır şurubu ( istenirse eklenebilir ) Bu malzemeleri blenderda karıştırın ve doğal boyanız hazır...İyi eğlenceler dileriz...
Efsane mi, Gerçek mi : Ölümden Sonra Saç ve Tırnaklar Uzar mı?
Korku filmlerinin vazgeçilmez olgularından biridir. Öldükten sonra da saç ve tırnakların uzamaya devam ettiği söylenir. Doğru mudur bu?Ölülerin saç ve tırnaklarındaki uzamayı tespit etmek için sistematik ölçümlerin yapılmamış olması şaşırtıcı değil. Ama ipucu için tarihsel anlatımlara ve kadavralar üzerinde çalışan tıp öğrencilerinin tanıklıklarına başvurabiliriz. Organ nakli yapan doktorlar da öldükten sonra farklı hücrelerin ne kadar süreyle canlı kalmaya devam ettiği konusunda tecrübe sahibidir.Farklı hücreler farklı sürelerde ölür. Kalp durunca beyne giden oksijen kesilir. Glikoz takviyesi alamayan sinir hücreleri üç ila yedi dakika içinde ölür. Organ nakli cerrahlarının ölümden sonraki 30 dakika içinde böbrekleri, karaciğeri ve kalbi çıkarıp altı saat içinde hastaya nakletmesi gerekir. Fakat deri hücreleri daha uzun yaşadığı için, deri nakli için kullanılacak parça da ölümden sonraki 12 saat içinde alınabilir.Tırnakların uzaması için yeni hücrelerin üretilmesi gerekir; bu ise glikozsuz olmaz. Tırnaklar günde 0,1 mm uzar. Yaşlandıkça bu oran düşer. Tırnak dibindekigerminal matriks denen bölgede üretilen hücreler yeni tırnağı oluşturur. Yeni hücreler eskileri ileri iter ve tırnak ucu uzamış görünür. Ölüm nedeniyle glikoz tedariki sona erdiğinde tırnak uzaması da durur.Aynı şey saç için de geçerlidir. Her saç telinin dibinde bulunan folikül saçın uzama kaynağıdır. Folikülün altındaki saç matriksi hücreleri çoğalarak saçın uzamasını sağlar. Bu hücreler hızla bölünür ama bunun için enerji gerekir. Enerji glikozun yanması sonucu oluşur. Bu yanma da oksijen sayesinde olur. Kap durup kan ile birlikte oksijen pompalama işlemi sona erince enerji kaynağı da kurumuş olur. Yani saçın uzamasını sağlayan hücre bölünmesi de durur.O halde ölülerin saç ve tırnaklarının uzadığına dair efsane neden bu kadar yaygındır? Bu tür gözlemler yanlış olmakla birlikte biyolojik bir temele dayanır. Uzayan tırnaklar değildir; tırnak etrafındaki doku su kaybı nedeniyle çekildiği için tırnaklar daha uzun görünür. Cenaze işleriyle uğraşanlar bazen bu görünümü gidermek için parmak uçlarını nemlendirir.Ölülerin yüz derisi de kurumaya başladığı için deri kafatasına doğru çekilir ve sakalları daha da uzamış gösterir. Yani kapakları açılmış tabutlar içinde yatan tırnakları dolana dolana uzamış iskelet kâbusları görüyorsanız rahat olun. Bunlar edebiyatta ve korku filmlerinde yer etmiş sahneler olsa da gerçekle ilgisi yoktur.Kaynak: BBC Türkçe