onedio
Yeni Bir Boynuzlu Dinozor Türü Keşfedildi
Kanada'daki bir müzede 75 yıl boyunca saklanan fosillerin, daha önce benzerine rastlanmamış yeni bir tür boynuzlu dinozora ait olduğu ortaya çıktı. Dinozora Pentaceratops aquilionius adını verildi.Müzedeki fosillerin daha önce farklı bir dinozor türüne ait olduğuna inanılıyordu.Bath Üniversitesi'nden Nick Longrich ise fosillerin Amerika'nın güneybatısında yaşadığı düşünülen otobur Pentaceratops dinozorlarının farklı bir türüne ait olduğunu keşfetti.Pentacerotops dinozorları, kendilerine benzer boynuzlu otobur Triceratops ailesinden geliyor.Araştırmanın ayrıntıları Cretaceous Research adlı dergide yayımlandı.Sığır büyüklüğündeki bu yeni tür boynuzlu dinozorun yaklaşık 75 milyon yıl önce yaşadığı belirtildi.Araştırmacı Dr. Longrich, Kanada'daki müzede bulunan koleksiyonda incelediği farklı bir boynuzlu dinozorun da, Kosmoceratops ailesine ait yeni bir tür olduğunu keşfetti.Longrich, 'Türlerin çoğunu keşfettiğimizi düşünüyorduk ama görünen o ki, daha keşfedilmemiş çok dinozor var. Dinozor türlerinin sayısı çok yüksek. Biz yalnızca bir kısmına ulaştık' dedi.Dinozorlar, Kretase Dönemi'nin sonunda Kuzey Amerika'da yaşıyordu.Dr. Longrich, bölgenin kuzeyinde ve güneyinde farklı türler yaşamasına rağmen iki bölge arasında değişim olduğunu söylüyor.Dinozorlar, kıtanın bir bölgesinden diğerine geçiyor ve yeni türler oluşuyordu.BBC
Rüyaları Ağır Çekimde mi Görüyoruz?
Çalar saatimiz bizi uyandırdığında kapatıp geri yattığımız, o sırada kısa bir rüya bile gördüğümüz çok olmuştur.Fakat rüyamızda kısa bir sohbet ya da küçük bir yürüyüş bile görmüş olsak tekrar uyandığımızda bir saat geçmiş olduğunu fark ederiz. Nasıl oluyor da bu kadar az olay bu kadar uzun zamanda yaşanıyor diye merak etmişizdir.Araştırmacılar, “bilinçli rüya görenler” olarak adlandırılan ve uykudayken beyinlerini kontrol edebilen kişileri inceleyerek yeni bir yöntemle bu sorunun yanıtını bulabileceklerini düşünüyor. Bu kişilerin rüya deneyimleri, uykudayken kendimizi gıdıklamak mümkün mü gibi ilginç soruları da gündeme getiriyor.Bilinçli rüya görme olgusu, uyku halindeki zihinle ilgili bilgi edinmemizde uzun süredir önemli bir rol oynuyor. Rüya konusunda ilk araştırmayı yapanlardan biri 19. yüzyıl Fransız aristokratlarından Marki Saint-Denys oldu. Bu kişi 13 yaşındayken rüyalarının gidişatını yönlendirebildiğini fark etmiş ve yıllarını, uyuyan zihnin sınırlarını keşfetmeye adamıştı.Marki’nin yoğunlaştığı konulardan biri, rüyasında yüksek binaların tepesinden atlayarak kendi ölümünü görüp görmeyeceğini araştırmaktı. Hiçbir zaman bunu başaramadı; her defasında sahne değişiyor, o kötü son gerçekleşmiyordu.Rüyalarında, gezdiği yerleri ve buralarda karşılaştığı insanları gördüğünü fark eden Marki, rüyaların parça parça anılardan oluştuğu sonucuna vararak yaşadığı dönemdeki en rasyonel rüya tanımlarından birini yapmış oldu.Bu alandaki çalışmalar bakımından önem taşıyan bir diğer insan da Mary Arnold-Forster oldu. Bilinçli rüyalarla ilgili 1920’lerde yazdığı kitabında, Birinci Dünya Savaşı ile ilgili korkunç kâbuslardan kaçınmak için kontrollü rüyalarını kullandığını yazıyordu.Marki ve Forster’in çalışmaları çoğunlukla göz ardı edildi, tıpkı bilinçli rüyalar konusundaki araştırmalar gibi. Daha sonraki dönemde daha “ciddi” olduğu düşünülen konular üzerinde duruldu.Fakat son yıllarda nörologlar bilinçli rüyalara benzer ilginç deneylere başladı. Bir süre önce Almanya’da Gutenberg Üniversitesi’nden Jennifer Windt, kontrollü rüya görenlerin rüyalarında kendi kendilerini gıdıklamalarının mümkün olup olmadığını araştırmaya koyuldu. Böylece rüyalardaki farkındalık derecesi ölçülebilecekti.Uyanıkken yaptığımız şeyin farkında olduğumuz için kendimizi gıdıklamamız söz konusu olamaz. Yani beynimiz, başkasının beklemediğimiz bir anda gıdıklamasıyla gülmekten kırılmamıza yol açacak bir uyarıyı bastırıyor. Bilinçli rüyalarda da benzer bir durumun söz konusu olduğu anlaşıldı. Denekler gıdıklanmıyordu. Bu ise o sırada kişilerin bedenlerinden ve uyarıdan haberdar oldukları, bu nedenle tepkinin sınırlandığı anlamına geliyor.Deneyi yapan Windt ayrıca deneklerden rüyalarında gördükleri diğer kişilerin kendilerini gıdıklamasını da istemiş. “Rüya karakterleri çoğu kez bunu reddetti, kendi iradeleri varmış gibi davrandı,” diyor Windt. İsteneni yaptıklarında ise rüya gören kişi bakımından gıdıklamanın etkisi sınırlı olmuş, bu ise rüya görenin beyninin diğer rüya karakterleri üzerinde kontrolü olduğunun farkında olması olarak yorumlanmıştı.Rüyada zamanın akışı sorununu incelemek ise daha zordu. Ta ki Bern Üniversitesi’nden Daniel Erlacher usta bir deneyle ortaya çıkıncaya kadar.Erlacher, beynin farklı eylemleri hayal etme biçimini araştırıyordu. Örneğin rüyamızda koşarken, gerçek hayatta koştuğumuzda aktif olan bölgelerin aynısı mı harekete geçiyordu? Erlacher’in ilk deneyleri öyle olduğunu gösteriyor, fakat nasıl oluyorsa bitkin bir tepki ortaya çıkıyordu.Bu durumu daha iyi anlamak için, bilinçli rüya görenlerden oluşan bir grubu, özel donanımlı laboratuvarına çağırdı. Onlardan, rüyalarında çeşitli aktivitelerde bulunmalarını istedi; rüyalarında 10 adım atmak, 30’a kadar saymak ya da çeşitli jimnastik hareketleri yapmak gibi.Bu eylemlerin süresini ölçmek için rüya halindeki zihnin ilginç bir özelliğini kullandı. Beden hareketsiz, felç halinde olmakla birlikte göz hareketleri bir şekilde beden hareketlerini taklit etmeye yöneliyordu. Böylece denekler göz hareketleriyle, yapmaları istenen aktivitenin başlangıç ve bitiş zamanını ele veriyordu.Erlacher’in tahmin ettiği gibi, deneklerin rüyasında bu aktiviteleri tamamlaması gerçek hayattan yüzde 50 daha uzun sürüyordu. Yani farkında olmasalar da bu aktiviteleri ağır çekim halinde yapıyorlardı. Fakat uyandıklarında denekler, bu aktiviteleri yaparken tıpkı gerçek hayatta yapıyormuş gibi hissettiklerini belirtiyordu.Bu durum neden kısa bir rüyanın uzun zaman aldığını açıklayabilir. Fakat yine de Erlacher bu olguyu açıklamakta zorluk çekiyor; nedenini, uyku sırasında beynin bilgileri işleme koymasının daha uzun sürmesine bağlıyor.Erlacher’in araştırmasının pratik yararları da olabilir; örneğin atletlerin bilinçli rüya yöntemiyle ekstra antrenman yapmaları mümkün olabilir mi diye bakılıyor. Uyku esas olarak hafızayı pekiştirmede önemli bir işlev görüyor. O halde rüyada yapılan alıştırmaların yeni becerileri pekiştirmesi olanaklı olabilir. Bu özellik, atletlerin de örneğin herhangi bir sakatlanma sonrasında fiziksel olarak antrenman yapamayacak durumdayken rüyada çalışmalarına devam etmesinde kullanılabilir.Erlacher bu konuda yapılan deneylerdeki antrenmanları “oldukça etkili; gerçek talimlerden daha kötü, ama tek başına zihinsel provalardan daha iyi” şeklinde değerlendiriyor.BBC
2 Bin Yıllık Alttan Isıtmalı Ev
ISPARTA’nın Yalvaç İlçesi’ndeki Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde, M.Ö. 25 yılında yapıldığı tahmin edilen Roma dönemine ait evde, alttan ısıtma sistemi kullanıldığı ortaya çıktı. Evin su ve kanalizasyon sistemine sahip olduğu da tespit edildi.Yalvaç’ta Hıristiyanlığın merkezlerinden kabul edilen Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde 5 yıldır devam eden kazılarda önemli bir bulguya rastlandı. Kazı Başkanı, Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Fen Edebiyat Fakültesi arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, geçen yıl açığa çıkardıkları atriumlu (avlu) Roma evi kazısının bu yılki bölümünde ortaya çıkan bulguların şaşkınlık verici olduğunu söyledi.’TABAN ISITMALI YAPILMIŞ’Yaklaşık 2 dönümlük arazi üzerine yerleştirilmiş olan ve M.Ö. 25 yılında yapıldığı tahmin edilen evin tipik bir Anadolu evine benzediğini aktaran Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, şöyle dedi:'Evin 2 katlı olduğu, alt bölümünde yer alan külhana bağlı olarak hamam, sauna ve odaları ısıtan alttan ısıtma sistemi olduğunu tespit ettik. Yani konutun bütün tabanı külhandan gelen sıcaklıkla ısıtılıyor olmalıydı. Külhandan çıkan sıcaklık buradaki odaların tabanını ısıtmaktadır. Yapı M.Ö. 25 yılında yapıldığında taban ısıtmalı bir konut olarak tasarlanmış. Burada şu an üzerini kapattık ama bir de su sistemi ortaya çıkardık. Konutun içerisinde su sistemi, kanalizasyon sistemi var. Aynı zamanda banyosu ve bunun yanında saunasının olduğunu görüyoruz.'’ZENGİN BİRİNE AİT OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜYOR’11’inci yüzyıla kadar kullanılmış olduğu anlaşılan evin, cadde üzerinde yer almasının zengin biri ya da Roma’nın ileri gelenlerinden birine ait olduğu ihtimalini güçlendirdiğini kaydeden Prof. Dr. Özhanlı, 'Ancak buna ilişkin elimizde veri bulunmuyor. Bina 11’inci yüzyıla kadar çok değişik medeniyetlere ev sahipliği yapmış' dedi.’ARAP AKINLARIYLA YAKILMIŞ’Ortaya çıkarılan izlerin yapının yakılarak yıkılmış olduğunu gösterdiğini belirten Prof. Dr. Özhanlı, şöyle devam etti:'Yanmadan önceki evresinde de çok yoğun kullanılmadığını, özellikle yanık tabakasının altında 4’üncü yüzyıl ve sonrasına ait Hıristiyan ikonografisine ait mermerler üzerine yapılmış resimlerin ele geçmesi, bu yapının yoğun olarak M.S. 4’üncü yüzyılda kullanılmış olduğunu işaret ediyor. Bu yapının büyük ihtimalle 8’inci yüzyılda Arap akınlarıyla yanıp terk edilmiş olduğunu arkeolojik olarak belgelemiş olduk. Bunun bir üst katında yerleşim tekrar devam ediyor. Ancak bu sefer basit konutlar şeklinde devam etmiş olduğunu görüyoruz. Üst tarafta daha önce ortaya çıkarmış olduğumuz buzdolabı görevini gören soğuk depolar şeklinde yapılmış kuyular, 10 ve 11’inci yüzyıla ait evreyi bize belgelemektedir.'Nurettin ARKAN/YALVAÇ (Isparta), (DHA) 
Noam Chomsky, Assange'ı Ziyaret Etti
ABD'yi sık sık eleştirmesiyle bilinen düşünür ve aktivist Noam Chomsky, Londra'daki Ekvador Büyükelçiliği'nde bulunan WikiLeaks kurucusu Julian Assange'ı ziyaret etti.İki yıl önce Londra ’daki Ekvador Büyükelçiliği’nden sığınma isteyen WikiLeaks ’in kurucusu Julian Assange, kendisini ziyarete gelen ABD ’li düşünür Noam Chomsky’yle neşeli görüntüler sergiledi. Assange’ın toplum önüne sık çıkmadığı biliyor.Sydney Morning Herald’da yer alan habere göre, 24 saat korunan binaya giden Chomsky ile Assange kameralara poz verdi. Assange’ın saçlarının ve sakalının uzadığı görüldü.Aynı zamanda “cinsel tacizle” de suçlanan Assange’ın binayı terk etmesi durumunda tutuklanacağı biliniyor.Radikal
Yapım Yılı 2013 Ve Sonrası Olan 10 Harikulade Film
KONUSU: Geçim sıkıntısı çeken insanların yaşadığı bir balıkçı köyünde fabrika kurulması için için tek şart köyde yaşamayı kabul eden  bir doktordur. Aranan doktor bulunduğunda ise komedi başlayacaktır.Yapım                 :2013 - KanadaTür                       :KomediSüre:                    :115 Dak.Yönetmen           :Don McKellarOyuncular           :Taylor Kitsch ,  Brendan Gleeson ,  Liane Balaban , Gordon Pinsent ,  Michael Therriault
Reklam
Dünyada Yaşamın Olmadığı Bir Yer Var mı?
Şili’nin kuzeyindeki Atakama Çölü’nde hiçbir canlı yaşam mümkün değil gibi görünüyor. Dünyanın en kuru yerlerinden biri olan bu çölün bazı bölgelerinde 50 yıl boyunca bir tek damla yağmur düşmediği oluyor.Fakat burada bile yaşam var. Endolit adı verilen mikroorganizmalar kayalardaki gözeneklerin içine yerleşip buradaki nemden yararlanarak yaşama tutunuyor. Uzmanlar, endolitlerin, artıklarından beslenen diğer organizmalara da bu şekilde yaşam olanağı sunduğunu belirtiyor.Mikroorganizmalar dört milyar yıldır varlığını sürdürüyor. En aşırı koşullara bile uyum sağlayacak kadar uzun bir zaman yani. Peki dünyada hiçbir canlı yaşamın olmadığı ortamlar var mı?122 derecede yaşamBu sorunun yanıtını ararken bakılacak ilk yer aşırı sıcak ortamlar olabilir.Hipertermofil adı verilen organizmalar sıcağa dayanıklılığıyla biliniyor. Bu organizmalar aktif yanardağların bulunduğu bölgelerdeki denizlerin derinliklerinde, sıcak su sızıntılarının olduğu hidrotermal baca ağızlarında yaşıyor ve 122 santigrat derece ısıya dayanabiliyorlar.Araştırmacılar 150 dereceyi teorik üst sınır olarak görüyor. Bu sıcaklıkta artık proteinler parçalanıyor, yaşamın devamını sağlayan kimyasal tepkimeler olanaksız hale geliyor. Yani mikroorganizmalar hidrotermal baca ağızlarının kenarlarında yaşayabiliyor ama sıcaklığın 464 dereceye ulaştığı bacaların içinde yaşamaları olanaksız. Aynı şey karadaki yanardağlar açısından da geçerli. Uzmanlar, yaşamın sürdürülmesi bakımından sıcaklığın en belirleyici parametre olduğuna inanıyor.3 km derinlikte yaşamYüksek basınç bu bakımdan daha az sorun teşkil ediyor gibi görünüyor. Yani yerin ne kadar altına kadar yaşamın inebileceği sorunu, basınçtan ziyade ısıyla ilgili bir sorun. Dünyanın merkezinin 6000 derece olduğu düşünülüyor. Bu sıcaklıkta yaşamın olması mümkün değil.Fakat basınç olarak hangi derinliğe kadar yaşamın devam edebileceği henüz bilinmiyor. Güney Afrika’da bir altın madeninde yerin 3,2 kilometre derinliklerindeDesulforudis audaxviator adı verilen bir mikroorganizmanın yaşadığı tespit edildi. Yeryüzüyle teması muhtemelen milyonlarca yıl önce kesilmiş olan bu canlılar, radyoaktif çürüme yoluyla kayalardan besinlerini emerek yaşamını sürdürüyor.-20 derecede yaşamSıcaklık bakımından diğer aşırı uçta, yani buzlu ortamlarda da bazı canlıların yaşadığı biliniyor. Psychrobacteradı verilen bakteriler Sibirya’da donmuş topraklarda ve Antarktika’daki buzul çamurlarında -10 dereceye kadar soğukta yaşayabiliyor. Kısa bir süre önce de Antarktika’daki buzulların altındaki bir gölde canlı hücrelere rastlandı.Yine aynı bölgede -20 derecede aşırı tuz içeren bir gölde de yaşam izleri görüldü. Yaşamını sürdürebilmek için bu mikroorganizmalar özel protein yapıları ve hücrelerinde donmayı önleyen moleküller geliştirerek bu ortamlara adapte olmuşlar. Uzmanlar, yeryüzünde yaşam ilk ortaya çıktığından beri dünya birçok kez buzul döneme girdiği için bu ortamlarda yaşamla karşılaşmayı sürpriz olarak görmüyor.Radyasyonlu ortamda yaşamRadyasyonlu ortamlarda da canlılara rastlamak mümkün. Örneğin Çernobil’deki nükleer santralin patlaması sonucu yayılan radyoaktif sızıntı ortamında ve radyoaktif atıkların bulunduğu konteynerlerde bile mikroorganizmalara rastlanıyor.Deinococcus radiodurans adı verilen bu canlılar 15000 gray radyasyona dayanabiliyor. 5 gray radyasyon insanda ölümle sonuçlanıyor.Bizim ölümcül kimyasal maddeler içeren ortamlar olarak gördüğümüz koşullar bazı canlılar için ideal yaşam alanları olabiliyor. Bazı organizmalar arsenik, cıva gibi ağır metallere bağlı yaşarken bazıları da siyanürü tercih ediyor. Rusya’nın Kamçatka bölgesindeki kaplıcalarda bazı mikroorganizmaların insan için zehirli olan kükürt ve karbon monoksite bağlı yaşadığı görüldü.İstisnalar var mı?Ancak bazı istisnalar da olabilir. Antarktika’daki Don Juan Gölü dünyanın en tuzlu ortamı. Tuz oranı yüzde 40’ları buluyor. Araştırmacılar burada buldukları mikrobik yaşam belirtilerinin gölde mi oluştuğunu yoksa başka yerlerden rüzgârla mı taşındığından emin değil. Yani burada aktif yaşamın varlığı henüz kanıtlanmış değil.Şimdilik canlı yaşamın kesinlikle olmadığı bilinen ortamlar, aşırı sıcak ve steril laboratuvar ortamları. Umulmadık ortamlarda yeni organizmalar keşfedilmeye, canlı yaşamın görüldüğü sınırlar genişlemeye devam ediyor. Bu sınırların nerede sona ereceği henüz bilinmiyor.Buradan şu sonuca varmak mümkün: Canlı organizmalar her ortama uyum sağlayabiliyor.Fizikist
Dünya Dışında Üretilen İlk Nesne
Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) yerleştirilen 3D yazıcı, ilk ürününü verdi. Başarıyla sonuçlanan deneme, Dünya dışında gerçekleştirilecek üretim adına dönüm noktası olarak kabul ediliyor.UUİ'ye test edilmek için gönderilen ilk 3D yazıcı, bir saat süren ilk denemede başarılı oldu. Uzay şartlarında 3D yazıcıların nasıl çalışacağını kontrol etmeyi amaçlayan ilk üretimde, yazıcının üzerinde bulunan bir plakanın aynısı üretildi. NASA, elde edilen başarının Dünya dışındaki parça üretiminin geleceği adına kırılma noktasını temsil ettiğini belirtti.3D yazıcıyı üreten Made in Space firmasının CEO'su Aaron Kemmer, 'Dünya dışında üretilen ilk nesneyi elde ettik... Bu sadece firmamız veya NASA için değil, tüm insanlık adına çok büyük bir gelişme' ifadesini kullandı.Dünya dışında üretilen ilk nesneyi temsil eden plaka, 7.6 x 3.8 cm ölçülerindeki, Made in Space ve NASA yazısı taşıyan bir plaka. Kemmer, 3D yazıcının elektronik kartı ve kablolarını taşıyan plakanın kopyasını temsil eden plakanın sembolik bir önem taşıdığını belirtti.Uzay keşfi için katkıları çok büyükUUİ'de bulunan 42'inci Keşif Görevi ekibi, test süreci boyunca 3D yazıcının yerçekimsiz ortamda nasıl bir performans gösterdiğini gözlemleyecek. Üretilen ilk parça dahil gelecekteki denemelerde elde edilecek nesneler, Dünya'ya gönderilecek ve gerçekleriyle karşılaştırılacak.3D yazıcı beklenen performansı sunduğu takdirde, uzay istasyonunda kullanılacak küçük boyutlu eşya ve parçaların üretimi uzayda yapılacak. Bu sayede Dünya'dan taşınması gereken malzeme miktarı önemli ölçüde azalacağı gibi maliyetlerde de düşüş yaşanacak.NASA'nın 3D Yazıcı programının direktörü Niki Werkheiser, 'uzayda ihtiyaç olunan parçaları yerinde üretebilmenin tarihi bir gelişme olduğunu' ifade ederek, 'Kulağa bilim-kurgu gibi gelse de, uzaya göndermek istediğimiz parçaları ateşlemek yerine e-posta ile atabileceğiz' dedi.Made in Space, 2015 veya 2016 içinde uzay istasyonuna ikinci 3D yazıcının gönderilebileceğini belirtti. Yıllar içinde elde edilecek tecrübe, 3D yazıcıları Ay ve Mars görevlerinde ön plana çıkaracak.Al Jazeera
Reklam
System of a Down 'Soykırım' Turnesine Çıkacağını Açıkladı
Ermeni asıllı ABD’li ekip System Of A Down, Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı sebebiyle bir araya gelerek turneye çıkacağını açıkladı. Uzun zamandır bir arada müzik yapmayan grup “Wake Up The Souls” adını verdikleri turneye 10 Nisan 2015’te Londra’daki Wembley Arena’da başlayacak.Ekip turne kapsamında Rusya, Almanya, Fransa, Hollanda ve Belçika’ya gidecek. Turnenin son konseri 23 Nisan’da Erivan’da gerçekleşecek. Bu aynı zamanda grubun Ermenistan’da verdiği ilk konser olma özelliğini taşıyor.Turnenin gerçekleşeceği yerler ve tarihleri şöyle:10 Nisan- Londra, UK @ Wembley Arena13 Nisan- Köln, Almanya @ Lanxess Arena14 Nisan- Lyon, Fransa @ La Halle Tony Garnier16 Nisan- Brüksel, Belçika @ Forest National17 Nisan- Amsterdam, Hollanda @ Ziggo Dome20 Nisan- Moskova, Rusya @ Olympisky23 Nisan- Erivan, Ermenistan @ Republic SquareHafif Müzik
Jurassic World Filminin Heyecandan Titreten Fragmanı
Jurassic World filminin beklenen fragmanı söz verilen tarihten iki gün önce yayınlandı. En sonunda parkın halka açıldığını görmüş olduk. Parkı yöneten bilim insanları genetiği oynanmış, epey akıllı, hibrit bir dinozor yaratarak büyük bir kumar oynuyor. Bu dinozor hareket eden herhangi bir şeyi öldürüyor. Bu gerilim dolu film 12 Haziran 2015 tarihinde dünya ile aynı anda Türkiye’de de vizyona girecek.Teknoblog
Mohsen Namjoo İlk Kez Türkiye'ye Geliyor
'İran'ın Bob Dylan'ı' olarak gösterilen efsane müzisyen Mohsen Namjoo, 6. Avea Sıradışı Müzik Konserleri kapsamında İstanbul'a geliyor.Türkiye'de 'Ey Saraben' şarkısıyla tanınan ve çok sevilen ve yıllardır performansı dört gözle beklenen İranlı efsane müzisyen Mohsen Namjoo sonunda Türkiye'ye geliyor. Sanatçı, 6. Avea Sıradışı Müzik Konserleri kapsamında 'te İstanbul Kongre Merkezi Harbiye Salonu'nda konser verecek.'6. Avea Sıra Dışı Müzik Konserleri' kapsamında, ülkemizde değişik kesimlerden çok geniş bir dinleyici kitlesine sahip, İranlı efsane müzisyen Mohsen Namjoo'yu Türkiye'ye getiriyor.Yıllardır performansı dört gözle beklenen Mohsen Namjoo, 30 Ocak 2015 Cuma akşamı, İstanbul Kongre Merkezi Harbiye Salonu'nda müzikseverlerle buluşacak. New York Times tarafından 'İran'ın Bob Dylan'ı' olarak gösterilen Mohsen Namjoo, Türkiye'de 'Ey Saraben' şarkısıyla tanınıyor ve çok seviliyor.California'da yaşayan İranlı sanatçı, söz yazarı, şarkıcı, müzik eğitmeni ve setar çalgıcısı Mohsen Namjoo, 1976 yılında Torbat-e Jam'da doğdu. 1994 yılında Tahran Üniversitesi'nin Tiyatro ve Müzik fakültesine giren sanatçı burada Alireza Mashayekhi ve Azin Movahed gibi ustalardan da eğitim alırken, Haj Ghorbane Soleimani'den de İran Folk Müziğini öğrendi.Tahran'da kaydedilen Namjoo'nun ilk albümü Toranj, eylül 2007'de İran'da yayınlandı. 2009 yılında İtalya'da piyasaya çıkan 'Oy' albümü ile Avrupa müzik sahnesinde de önemli bir yer edinen sanatçı 2010 yılında Payam Entertainment ile giriştiği ortak projesi 'Namjoo in A Minor' ile yeni bir topluluk eşliğinde kendine ait şarkıları tekrar yorumladı. 2011 yılında raflarda yerini alan 'Useless Kisses' ve 2012 yılında, Stanford Üniversitesi performansının canlı kaydını içeren 'Alaki' albümleri Payam Entertainment tarafından yayınlanırken, Namjoo'nun son albümü 'Trust the Tangerine Peel' ise bu yıl yayınlandı.Türkiye'ye ilk kez gelecek olan Mohsen Namjoo, Çarşamba akşamı da Congresium Ankara 'da Ankaralı müzikseverlerle buluşacak.Habertürk
Reklam
Atatürk’ün Evrensel Sözlerinden Oluşan Müthiş Projeden 8 İllüstrasyon
Los Angeles’ta yaşayan Türk grafik tasarımcı Ozan Karakoç’un, Atatürk’ün meşhur sözlerini kullanarak oluşturduğu kişisel projesi, kıymetli içeriği kadar dönem referanslı müthiş tipografisiyle de görmeye değer.Kişisel ve ticari tipografi projeleriyle bir çok uluslararası yayında ve sergide yer alan Ozan Karakoç’un diğer işleri için profiliniziyaret edebilirsiniz.
MHP'den 'Üniversitelerde Askerlik' Teklifi
MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, akademisyenlerin askerliklerini üniversitelerde yapabilmeleri için kanun teklifi verdi.Bulut'un TBMM Başkanlığına sunduğu 'Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin gerekçesinde, üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin vatani görevlerini 6 ay süreyle kısa dönem veya 1 yıl süreyle uzun dönem olarak yaptıkları hatırlatılarak, bu süre içinde bilim, sanayi ve üretimden uzak kaldıkları belirtildi.Türkiye'deki üniversite sayısının 183'e çıktığı belirtilen kanun teklifinin gerekçesinde, akademisyen açığının hissedilir oranda arttığı ifade edilerek, yaklaşık 50 bin öğretim üyesine ihtiyaç olduğu vurgulandı.Akademik personelin bilim ve eğitimden koparılmadan vatani görevlerini yerine getirebilmeleri gerektiği kaydedilen gerekçede, doktorasını yapmış akademisyenler 2015 yılının Ağustos ayında 1 ay silah eğitimi alarak, 1 Eylül 2015 tarihi itibariyle Yükseköğretim Kurumu'nun (YÖK) onay vereceği üniversitelerde bütün özlük hakları aynı kalarak vatani görevlerini yerine getirecek.Doktorasını yapmamış (okutman, uzman ve öğretim görevlileri) akademisyenler ise yine YÖK'ün uygun gördüğü üniversitelerde 6 ay süreyle görev yaparak askerlik görevlerini yerine getirmiş olacak.Akademisyenler askerlik görevleri süresince memuriyetleri itibariyle hak ettikleri ücretleri almaya devam edecek ve maaşları YÖK tarafından ödenecek.AA
Reklam
Eminem ve Sia'nın Düet Yaptıkları "Guts Over Fear" Klibi Yayınlandı
Eminem Sia ile düet Yaptıkları çok tartışılan 'Guts Over Fear'  adlı parçasına klip çekti. Şarkı 24 Kasım'da satışa sunduğu Shady XV albümünde yer alıyor. Klipte, bir boksörün her türlü engelle karşı karşıya kalmasını konu alıyor. Bulaşık yıkama işi ile faturalarını ödeyemez, kız arkadaşı hamile ve babası da alkolik. Ama o bütün bunlara rağmen, zorluklar karşısında azimle devam eder ve başarıya ulaşır.
Reklam
Dünya'nın Adeta Başka Bir Gezegen Taklidi Yaptığı, 15 Büyüleyici Doğal Mekan
Bu içeriğimizde bir araya getirdiğimiz fotoğrafları görünce, bu fotoğrafların bir film seti için photoshop aracılığıyla yaratıldığını düşünebilirsiniz. Gerçekten de bu fotoğraflar bir düş gibi görünüyor insanın gözüne. Ama emin olun ki hiçbirinde ne bir oynama ne de bir düzenleme yapıldı. Bu fotoğrafların her biri dünya üzerinde bulunan doğal alanların görüntüleri. İşte dünyanın ne kadar güzel ve eşsiz bir yer olduğunu bizlere hatırlatan, birbirinden muhteşem o doğal güzellikler;
20. Gezici Festival Tanıtım Filmi
Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 20’nci yılını kutlamaya hazırlanıyor. 28 Kasım - 8 Aralık 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, her yıl olduğu gibi Ankara’dan yola çıkacak. 28 Kasım - 4 Aralık’ta başkentteki gösterimleri devam ederken, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin katkılarıyla, 3-7 Aralık tarihleri arasında Eskişehir’e konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, son üç yıl kendisine coşkulu bir şekilde ev sahipliği yapan Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla, 5 - 8 Aralık’ta Sinop’ta tamamlayacak.
Birçok Ünlü UNICEF İçin “Imagine” Klibinde Buluştu
Katy Perry, Nina Dobrev, Suki Waterhouse, Cody Simpson, Dianna Agron, Danny O'Donoghue,Will.i.am, MAGIC! ve Adam Lambert gibi birçok ünlü bir araya gelerek Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 25. yıldönümünde çocuk hakları farkındalığını oluşturmak adına düzenlenen UNICEF'in #Imagine projesi için John Lennon'ın 'Imagine' şarkısını söyledi.
Reklam