onedio
Rosetta: Su Kaynağımız Kuyruklu Yıldızlar Değil
67P/Churyumov–Gerasimenko kuyruklu yıldıza uzay aracı indiren Rosetta uydusunun Rosina adlı cihazından gelen veriler, yıllardır gündemde olan 'Dünyanın su kaynağı kuyruklu yıldızlar' teorisini sarstı. Bazı bilim insanları 'Muhtemelen suyun kaynağı asteroitler' derken, bazıları daha fazla veriye ihtiyaç olduğunu söylüyor.Rosetta uydusunun taşıdığı Philae, geçen ay kısa adı '67P' olan kuyruklu yıldıza inmişti.Uydunun iki büyük spektrometreye sahip olan Rosina isimli cihazı, 67P'nin yüzeyindeki gaz akıntılarını 'koklayarak' önemli veriler elde etti.Verileri inceleyen bilim insanları, buzsu bir dağ kütlesi olan kuyruklu yıldızda bulunan suyun gezegenimizdeki sudan farklı, ağır su miktarının Dünya'dakinin üç katı olduğu sonucuna vardı.Veriler ise Science dergisinde yayımlandı.Dünyadaki su farklıDünyadaki su kendine has özelliklere sahip. İki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan su molekülleri içindeki hidrojen atomlarından biri nadiren bir döteryum atomu ile yer değiştiriyor.Bu oran yeryüzünde her bir 10 bin su molekülünde 3 döteryum atomu şeklinde. Döteryum atomlarının bulunduğu su da iki hidrojen ve bir oksijen atomunu içeren su ile aynı fiziksel özelliklere sahip. Ancak kütlesel olarak döteryumlu su daha ağır.Rosina'nın verilerini inceleyen bilim insanlarının başında İsviçre'deki Bern Üniversitesi'nden Profesör Kathrin Altwegg var. Altwegg, 'Ağır ve hafif su arasındaki bu oran çok karakteristiktir. Kolay kolay değişmez ve uzun süre aynı kalır' diyor ve ekliyor:'Eğer kuyruklu yıldızlar üzerindeki suyu Dünya üzerindeki su ile karşılaştırırsak, her iki suyun uyumlu olup olmadığını kesin olarak söyleyebiliriz' diyor.Son bulgular başka tür kuyruklu yıldızlardaki suyu analiz eden diğer çalışmaların bulguları ile beraber değerlendiriliyor. Daha önceki çalışmalarda Oort Bulutu adı verilen ve Güneş Sistemi'nin daha uzak bir köşesinde yer alan bir bölgeye ait olan kuyruklu yıldızlardaki suyun da dünyadakinden farklı olduğu ortaya konmuştu.
Özel Tiyatrolara Perde Kapattıracak Karar: Destek Yardımı Kesiliyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı Değerlendirme Komisyonu, son 6 yıldır destek alan özel tiyatroların bu yıl yardımından faydalanamayacaklarına karar verdi.Kültür ve Turizm Bakanlığı Değerlendirme Komisyonu özel tiyatrolar 2014–2015 döneminde verilecek yardımları belirlemek için dün toplandı. Ancak Müsteşar Yardımcısı Sefer Yılmaz ile Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Nejat Birecik toplantıda birbirine girdi. Bakanlığın tavrını anlatan Yılmaz, ‘son 6 yıldır destek alanlara yardım vermeyeceğiz’ şeklinde bir çıkış yapınca Nejat Bilecik, ‘bu özel tiyatroları bitirir, ben buna imza atmam’ diyerek toplantıyı terk etti.Ömer Erbil 'in radikal.com.tr'de yer alan haberine göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2013 yılında özel tiyatrolara 4 milyon 312 bin TL destekte bulundu.Destek alan özel tiyatro sayısı bir önceki yıl 178 iken geçen yıl bu rakam 221'e yükseldi. En büyük ödenekler ise yeni kurulan veya ilk defa başvuru yapan özel tiyatrolar ile yerli oyun sahneleyecek tiyatrolara verilmişti.Her yıl Eylül ayında açıklanan özel tiyatro desteği bu yıl bir türlü verilmedi. Sezon ortasına gelinmesine rağmen, yardım alamadıkları için birçok tiyatro borçla perde açtı. Dört gözle bakanlıktan alınacak yardımlar beklenmeye başlandı. Kurul dün nihayet toplandı. Ancak toplantı yarım kaldı.Çünkü müsteşar yardımcısı Sefer Yılmaz son 6 yıldır yardım verdikleri tiyatrolara destek verilmeyeceğini söyledi. Yakın dönemde DT Genel Müdürü olarak atanan Nejat Birecik ise buna itiraz etti. Özel tiyatroların pek çoğunun bu yardımlarla ayakta durduğunu, destek kesilirse birçoğunun kapanma tehlikesi yaşayacağını söyledi.Tartışma büyünce de Bilecik toplantıyı terk etti. Kurulda bulunan tiyatro yazarı Turgay Nar da Bilecik’e destek vererek toplantıdan ayrıldı. Dün toplantıya hasta olduğu için katılamayan Refik Erduran ’ın da bu düşüncenin karşısında olduğu biliniyor.Ali Poyrazoğlu , Nedim Saban , Emre Kınay , Enis Fosforoğlu , Ahmet Yenilmez , Ali Erdoğan gibi pek çok ünlü sanatçı tiyatro yardımı alıyordu. Bu karar hayata geçerse bu isimlerin hiçbiri tiyatro yardımı alamayacaklar.Özel tiyatroların dört gözle beklediği destek toplantısının sonuçlarının önümüzdeki günlerde bakanlık tarafından açıklanması bekleniyor. Ancak nasıl bir sonuç çıkacağı şimdilik bir muamma…Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan özel tiyatrolar komisyonunda yaşananlarla ilgili itiraz geldi. Nejat Bilecik ile Sefer Yılmaz arasında tartışma yaşanmadığı belirtilerek komisyonun 6 yıldır destek alanlara bu yıl yardım verilmeme kararında Birecik’in de imzası bulunduğu belirtildi.Böylelikle son 6 yıldır destek alanların bu yıl tiyatro yardımından faydalanamayacakları kesinleşti. Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik de komisyonun kararını onaylarsa çok sayıda özel tiyatro kapanmanın eşiğine gelecek.Ömer Erbil / Radikal
Yozgat'taki 3 Bin Yıllık Roma Hamamı Turizme Açılıyor
Halk arasında 'Kral Kızı' adıyla da bilinen Yozgat´ın Sarıkaya ilçesindeki 3 bin yıllık geçmişe sahip hamam turizme kazandırılıyor. Erken Roma dönemine ait ayakta kalabilen nadir eserlerinden biri olan Roma Hamamı, vakti zamanında da termal tedavi merkezi olarak kullanılmış.Yozgat Valisi Abdülkadir Yazıcı, kazı ve temizlik çalışmaları devam eden Sarıkaya’daki tarihi Roma Hamamı kalıntılarının bulunduğu alanda incelemelerde bulunup, bilgi aldı, yapılan kazılar sonucunda bölgede yeni bulgulara ulaşıldığının müjdesini verdi. Yazıcı, tarihi Roma Hamamının bulunduğu alanda yürütülen kazı ve temizlik çalışmalarını gezip, Kaymakam Yasin Özcan ve diğer ilgililerden bilgiler aldı, önce belirli bir alanı kapsayan kazı ve temizlik çalışmalarının yeni bulgulara ulaşılmasıyla genişletildiğini söyledi.Sarıkaya’daki tarihi Roma Hamamı kalıntılarıyla yakından ilgilenen Yozgat valisi Abdülkadir Yazıcı, fırsat buldukça ilçeyi ziyaret edip, yürütülen çalışmalar hakkında bilgi ediniyor. Sarıkaya’da yürütülen kazıların son durumunu görmek üzere ilçeye giden Vali Abdülkadir Yazıcı, Kaymakam Yasin Özcan ile birlikte kazı alanını gezip, bilgi aldı. Sarıkaya’daki Roma Hamamı kalıntılarının Yozgat’ta turizmin geliştirilmesi açısından önemli olduğuna dikkat çekerek, bu tip tarihi yapıdan dünyada iki tane bulunduğuna değinirken; ”Sarıkaya’daki tarihi hamamın suyu halen akıyor. Kaplıca olarak tedavi edici özelliğe sahip, bu çok önemlidir. Diğer tarihi yapıların birçoğu özelliklerinin önemli bölümünü kaybetmiş durumda” dedi.Sarıkaya’da bulunan tarihi Roma Hamamı kalıntıları arasından çıkan doğal sıcak suyun akmaya devam ettiğini belirten Vali Yazıcı, kazı çalışmalarının bitirilmesi konusunda çalışmaların devam ettiğini, ancak belirli bir alanda başlayan çalışmaların her geçen gün genişlediğini kaydetti. Vali Yazıcı, ”Sanıldığı gibi Roma Hamamı kalıntılarının bulunduğu bölgeyle sınırlı bir durum yok. Daha geniş bir alan kullanıldığını yapılan kazılardan anlıyoruz. Büyük ihtimalle yaşanılan bir doğal afet sonucunda tarihi hamam çamurla dolup, üzeri kapanmış. İyi de olmuş. Çünkü açıkta kalmış olsaydı, burasını da kaçak kazılarla tahrip edebilirlerdi. Doğallığı duruyor, bu çok önemli. Sonuna kadar çalışıp, burasını gün yüzüne çıkarttığımız zaman Yozgat’ta Sarıkaya’da turizmden önemli ölçüde pay almaya başlayacaktır” diye konuştu.
Sivil İtaatsizlik ve Pasif Direniş Hakkında Bilmemiz Gereken 8 Yaşanmış Olay
İtaat Kelimesi Arapça'dan dilimize geçen bir kelime 'boyun eğmek, tav olmak' anlamında. Sivil İtaatsizlik dediğimiz zaman bu terminolojiyi kitabı ile hayatımıza sokan Henry David Thoreau'yu anmak gerekir. Hindistan'da Mahatma Gandhi'den Amerika'da Martin Luther King ve Malcolm X'e kadar etkisini hissedebileceğimiz bir isim. Onun ifadesi ile vicdanı, dolayısıyla insan onurunu ve bunlardan hepsinin öncesinde bireyin özerkliğini esas almaktadır. Şiddet içermemesi, vicdani değerleri esas alması, devletin değil insanın üstünlüğü düşüncesi ile kamuya açık hatta bazen kamuya karşı olmak için yapılan, kendiliğinden başlayan ve gönüllülük esası ile devam eden pasif eylem biçimidir. Alışılagelmiş düşünceleri eleştiren ve muhafazakar düşüncenin bütün pratiklerini ve tedbirlerini geçersiz kılan sorgulatıcı ve karşısındaki statükoyu kendini yenilemeye muhtaç bırakan bir tür. Dünya'dan ve Türkiye'den bir kaç örnek
2014 Yılının En Popüler 25 Müzik Videosu
YouTube'un geçtiğimiz günlerde yayınladığı '2014'ün En Çok İzlenenleri' listesine göre, Katy Perry açık ara önde. İşte asla kaçırmamanız gereken, 2014 yılında ilk 25'e girebilmeyi başarmış birbirinden hoş müzik ve videoları:
Gelecek 10 Yılı Şekillendirecek 10 Sosyal ve Teknolojik Trend
10 yıl kadar önce, 'sürücüsüz elektrikli arabalar, dijital para birimleri ve derin deniz madenciliği' gibi fikirler, insanlara birer bilim kurgu filmi senaryosu gibi gözüküyordu. Şimdi geldiğimiz nokta ise; sosyal, ekonomik ve teknolojik değişimlerin ne denli hızlı geliştiğinin bir göstergesidir. Çünkü düne kadar imkansız gibi gözüken bu yaratıcı fikirlerin, tek tek gerçeğe dönüştüğüne hep birlikte şahit oluyoruz. Bitcoin'in kullanıma geçmesi ya da BM'nin bazı şirketlere derin deniz madenciliği için lisans vermesi, bunlara örnektir.     Listemizdeki trendlerin bir çoğunun gelecek 10 yıl içerisinde günlük hayatımızın birer parçası olacağına emin olabilirsiniz...
Reklam
Reklam
Tokluk Hissi Yaratan Yeni Bir Madde Keşfedildi
Bilim insanları, gıdalara eklendiğinde tokluk hissi yaratacak bir kimyevi madde keşfetti.İlk deneyler yağ asidi propiyonatın midede lifleri bölerek insanların daha az yemelerini sağladığını, tokluk hissi verdiğini ve kilo alımını yavaşlattığını gösterdi.Londra Imperial College ve Glasgov Üniversitesi'nde görevli araştırmacılar, maddenin etkin olabilmesi için düzenli olarak alınması gerektiğini söylüyor.Madde, çözülebilir pudra şeklinde tüketiliyor. Fakat tadının çok kötü olduğunu ifade eden araştırmacılar maddeyi ekmeğe ve meyve suyu karışımlarına katmaya çalışıyor.Çalışmanın en zorlu kısmı, iştahı kontrol edecek hormon salgılaması için propiyonatı kalın bağırsağa sokmak olmuş.İnce bağırsaklarda hemen emileceği için, maddeyi tüketilen gıdaya eklemenin işe yaramayacağı anlaşılmış.Bunun üzerine araştırma ekibi çözümü, propiyonatı 'inülin' olarak bilinen ve bitkilerde görülen doğal karbonhidrata bağlamakta bulmuş.Propriyonate bağlandıktan sonra, kalın bağırsaktaki bakteriler tarafından inülinden de koparılmadan sindirim sistemine güvenli bir şekilde ulaşabildi.İlk deneylerde 20 gönüllüye inülin veya tek başına IPE olarak bilinen yeni madde verildi ve gönüllülerden açık büfe yemeklerden istedikleri kadar yemeleri istendi.IPE maddesi verilenler diğerlerinden yaklaşık yüzde 14 oranında daha az yemek yedi.Araştırmanın diğer aşamasında, aşırı kilolu 49 gönüllüye IPE veya pudra halinde inülin verildi ve her gün bu maddeden yemeklerine yaklaşık bir kaşığa denk gelen 10 gram kadar koymaları istendi.Yirmi dört hafta sonra, inülin verilen 24 gönüllüden 6'sı vücut ağırlıklarının yüzde 3'ünden fazla kilo alırken, IPE maddesi verilen 25 gönüllüden yalnızca biri kilo aldı.Londra Imperial College Üniversitesi'nde görevli araştırmacı Profesör Gary Frost, 'Yetişkinlerin ağırlıklarının yılda ortalama 0.3 kg ila 0.8 kg arasında arttığını biliyoruz. Bunun önlenmesi için yeni stratejilere ihtiyaç var' dedi ve ekledi:'Propiyonate gibi moleküller, iştahi kontrol eden mide hormonlarının salınımını kamçılıyor. Ama bu kadar güçlü bir etki yaratılabilmesi için çok yüksek miktarlarda lifler tüketmeniz gerekir.'BBC Türkçe
16 Adımla Rüyalarınızı Kontrol Etmenin Yolu
etiket
Rüyalarınızı kontrol etmek sandığınızdan çok daha kolay. Daily Mail'e göre, dünyada yaşayan her sekiz kişiden biri kontrol edebildiği bir rüya görecek. Rüyalarınızı nasıl kontrol edebileceğinizi size anlatmadan önce, uykunun evrelerini bilmekte fayda var;
Kadıköy'ün Duvar Resimlerine Can Veren Sanatçıdan 10 Yaratıcı GIF
Son zamanlarda yükselişte olan sokak sanatı trendi, şehrin tüm sokakları gibi Kadıköy'ün duvarlarını da sarmalamış durumda. Görsel şölen niteliğindeki bu duvar resimlerinin büyük bir kısmı, yaklaşık 2 sene önce Mural İstanbul Sokak Sanatları Festivali kapsamında, dünyanın dört bir tarafından gelen sanatçılar tarafından resmedilmiştir.Bilgisayar ortamında gerçekleştirdiği yaratıcı fikirleriyle duvar resimlerine hayat veren Fatih Öztürk, gif haline getirdiği bu resimlerle adeta 'Duvarların dili olsa da konuşsa.' sözünü hayata geçirmiştir.
Reklam
Özlem, İnanç, Korku ve Saflıkla 'Çocuklardan Tanrı'ya Mektuplar'
Eric Marshall ve Stuart Hample tarafından derlenen 'Çocuklardan Tanrıya Mektuplar' ile, onların gözünden dünya ve Tanrı kavramına farklı bir bakış açısı yakalayabilirsiniz.Bu kitaptaki mektuplar çocukların dünyasını, onların düşünce ve özlemlerini dile getiriyor. Mektupların kimi bilgece bir dostlukla, kimiyse büyük bir saflıkla yazılmış. Bilgiçlik taslayanı, sıradanı, saygılısı, biraz küstahı var içlerinde. Ama mektupların içeriğindeki özlemler, inançlar, sorular ve kuşkular dünyanın tüm çocuklarının yarattığı o ortak evreni yansıtıyor. Çoğu inanılmaz bir ciddiyette. Ama birazı var ki ister istemez gülümsetiyor insanı...
'Osmanlıca Kalp Krizi Geçirmiş Gibi'
Uzun yıllardır Osmanlıca öğreten yazar Dursun Gürlek’e göre, Osmanlıca hâlâ hayatta olan bir dil. Öğrenmesi değil, nitelikli bir biçimde öğretilmesi mesele. Gürlek Al Jazeera’nın Osmanlıca nasıl bir dil, nasıl öğrenilir ve öğretilir gibi sorularını yanıtladı.Yazar Dursun Gürlek’e göre, Osmanlıca övünülmesi gereken bir dil. Şu anda günlük 200-250 kelime ile konuştuğumuzu hatırlatan Gürlek, Osmanlı Türkçesi bilseydik 3000 kelime ile konuşacağımızı böylece, okurken ve yazarken daha zengin hissedeceğimizi söyledi.Gürlek, Osmanlıca demenin ‘galat-ı meşhur’ yani yerleşmiş bir yanlış tanım olduğunu, doğrusunun Osmanlı Türkçesi olduğunu söyledi. ‘Zararın neresinden dönülse kârdır’ ‘fehvasınca’ Osmanlıca öğrenmeye şimdi de başlanabileceğini vurguladı. ‘Dilde taassup olmaz’ diyerek, aynı cümle içinde hem Osmanlıca hem yeni kelimelerin nasıl kullanılacağını gösterip, ‘kulak mollalığını’ anlattı.'Ayaklı Kütüphaneler', 'Maziye Bir Bakıver', 'Çınaraltı Sohbetleri' gibi kitapların yazarı İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu Dursun Gürlek, Osmanlıca öğrenmenin değil, öğretmenin zorlukları olduğuna dikkat çekti çünkü ona göre, aşk olmadan meşk olmuyor.Osmanlıcanın orta öğretimde daha yaygın olması tartışmalarının yapıldığı bugünlerde Gürlek Al Jazeera’nın Osmanlıca nasıl bir dil, nasıl öğrenilir ve öğretilir gibi sorularını yanıtladı.Osmanlıca nedir? Nasıl tanımlanır?Bugün kamuoyunda maalesef yanlış olarak bilindiği veyahut algılandığı gibi Osmanlıca yabancı bir dil değil. Kendi öz dilimizdir. Türkçedir, daha doğrusu Osmanlı Türkçesidir. Bunun doğru ifadesi Osmanlı Türkçesidir. Osmanlıca eskilerin deyimiyle galat-ı meşhur yani yerleşmiş yanlıştır. Herkes tarafından kabul gördüğü için biz de öyle diyoruz ama doğrusu Osmanlı Türkçesidir.Osmanlı Türkçesi, Türkçe Arapça, Farsça kelimelerden oluşan zengin bir lisandır. Unutmayalım ki Osmanlıca imparatorluk dilidir. İngilizler İngilizce’de çok fazla kelime bulunmasından dolayı övünürler. Biz neden övünmeyelim? Osmanlıca da övünülmesi gereken bir lisandır. Şu an maalesef 200-250 kelime ile konuşuyoruz. Oysa eskiden 3000-5000 kelime ile konuşuyorduk. Siz 3000 kelime ile konuşamıyorsanız Fuzuli’yi, Baki’yi, Kâtip Çelebi’yi anlayamazsınız. Kâtip Çelebi’nin eserlerini okuyup anlayıp zevkini varabilmek için mükemmel Osmanlıca bilmek gerekiyor. Bugün Osmanlıca öğrenmenin gereğini kabir taşlarına kadar indirgediler. Dedelerin mezar taşların okuyabilmek için. Doğrudur ama sadece bundan ibaret değildir. Mezar taşlarında şiir vardır, fıkra vardır, ölüm doğum tarihleri vardır, edebi sanatlar vardır ve yazı güzelliği vardır. O başlı başına bir ilim.Kaç harf var Osmanlı alfabesinde?Osmanlıca’da 29 harf var. Latin alfabesindeki gibi ama değişen şu, Arap alfabesinde sesli harf yok. Halbuki Latin alfabesinde sekiz tane sesli harfli var. Sesli harf Arap alfabesinde yok ama elif, vav, ye harfleri ve bazı işaretler sesli harflerin fonksiyonunu, görevini yerine getiriyor. Arap alfabesinde müşterek harfler de vardır. Mesela Latin alfabesindeki bir 'k' harfine karşılık Arap alfabesinde iki 'k' vardır. Kalın sesli kaf, ince sesli kef. Osmanlıca bilmezseniz gaf yaparsınız…Ölmüş bir dil midir Osmanlıca?Bir doktor ölmüş bir kimseyi diriltemez ama kalp krizi geçirenler var, onların bazen dirildiklerini görüyoruz. Hadi diyelim öldü, diriltmeye çalışalım, ne zararı vardır? Rahmetli Bülent Ecevit Sanskritçe öğrenmişti. Adamın merakı, kınanamaz ki... Mesela ben Latince öğrenmek isterim. Çünkü istemek bir ilim merakıdır, araştırma merakıdır. Kimsenin benim merakımın önüne geçme hakkı yoktur efendim. Osmanlıca ölü değildir kaldı ki. Hâlâ Yahya Kemal’in eserlerini okuyorsak, Osmanlıca bilmek zorundayız. Bilmezseniz ‘Aziz İstanbul’un o güzel cümlelerini anlayamazsınız, anlar gibi yaparsınız. Mehmet Akif’i, Yakup Kadri’yi anlayamayız. Çok eskiye gitmeye gerek yok. 30 sene önceki eserleri sadeleştirmeye başladık. Peyami Safa’yı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı anlamakta zorlanıyoruz. Bunlar 30’lı 40’lı yıllarda yaşamış insanlar. Atilla İlhan ve nice bilim adamlarımız, edebiyatçılarımız Osmanlıca'nın lüzumlu bir ders olarak konması gerektiğini söylemişlerdi. Çok geç kalındı. Eskilerin sözü var, ‘zararın neresinden dönülse kârdır' fehvasınca, ben bunu özellikle söylüyorum, fetva müftünün verdiği cevaptır, fehva söz demektir. Ayrıca başta İstanbul olmak üzere kütüphanelerimizin ağzına kadar Osmanlıca eserlerle dolu olduğunu görüyoruz. Beyazıt Kütüphanesi'ne, Süleymaniye Kütüphanesi'ne gidin. Japon, Fransız, İngiliz, Amerikan asıllı şarkiyatçıları göreceksiniz. Madem Osmanlıca üzerine konuşuyoruz ben de şarkiyatçı diyeyim ama siz isterseniz doğu bilimci diyebilirsiniz, isterseniz oryantalist diyebilirsiniz. Ben konuşmalarımda ve yazmalarımda yeri gelince şarkiyatçı, yeri gelince doğu bilimci derim. Dilde taassup olmaz, dilde ırkçılık olmaz. Zenginlikten zarar gelmez. Sadece bizde mi? Fransa’da milli kütüphanede on binlerce yazma ve matbu Osmanlıca eserler göreceksiniz. Onlar cilt cilt kitap yazıyor ama bizim çocuklarımız sanki yabancı bir dilmiş gibi melûl mahzun o kitâbelere bakıyor. Evet, İstanbul Üniversitesi merkez binasına girerken o ana kapının üstündeki Daire-i Umûr-ı Askeriye yazısını okuyamayan profesörler var. Fetih Ayeti’ni okuyamayan akademisyenler var. Bugün olduğu gibi dün de bazı ilim adamlarımız Osmanlıca bilmeyeni aydın saymıyorlar. Doğrusunu isterseniz ben de saymıyorum. Türk aydını olmanın şartı bu lisanı bilmektir. Biz buna ideolojik açıdan baktığımız için gerekli neticeyi alamıyoruz. İlimde, sanatta, medeniyette ideoloji olmaz. Öğrenmenin kaybı olmaz. Kayıp öğrenmemektir.Osmanlıca ne zamana kadar günlük hayatta kullanılıyordu?Bana sorarsanız bugün bile kullanılıyor. 70’li yılların başında İstanbul’a geldim. Eski İstanbullular çok güzel konuşurlardı. Ben birçok şeyi dinleyerek öğrendim. Osmanlılar zamanında sadece kitaplardan değil, dinleyerek öğrenen âlim olan bir sınıf varmış, onlara kulak mollası derlermiş. Osmanlıca kelimelerin yüzde sekseni musikisi olan kelimelerdir.Bilgisayara Osmanlıca'da ne denilebilir, yani yeni sözcük türetmek mümkün mü?Elbette, illâ ki karşılığı bulanabilir. Çünkü Arapça menşeli, hadi kökenli diyelim, kelimelerin zengin kelimeler olduğunu görüyoruz. Bir kelimeden çok kelime türetebilirsiniz. Kitap, kâtip, mektup, mektep, kütüphane gibi kelimelerin hepsi ketebe fiilinden geliyor ki, ‘yazdı’ demek. Arapça menşeli olmakla birlikte Türkçeleşmiş, öz malımız olmuş. Nasıl atarsınız?Osmanlıca öğrenmesi kolay mı?Çok genel konuşmak lazımsa hiçbir ilim dalı zor değildir. Siz öğrenmenin daha doğrusu öğretmenin öğrenci de öğrenmenin yolunu, tarzını, metodunu, usûlünü bakınız hep aynı manaya geliyor, keşfederse zor diye bir şey yoktur. Şimdi Japonca, bakıyorsunuz Rusça, bu kadar girift, değişik şekiller. Ama alfabe zor olduğu için geri kalınıyorsa, Japonlar niye bu kadar ileri gitmiş? Bunun tutar tarafı yoktur. Sadece Osmanlıca değil her ders için söz konusudur bunlar. Hoca ders vermesini bilirse, kendini sevdirirse öğrenci o dersi ister istemez öğrenir.Eğer liselerde öğretilecekse yaygın bir biçimde hangi Osmanlıca öğretilmeli, bildiğim kadarıyla yüzyıla göre değişiyor?Elbette. 17. yy 19. yy, erken devir Osmanlıcası var. Şimdi bana sorarsanız, hele hele liselere konulacaksa, 19. yy, hatta 20. yy Osmanlıcasını öğrenmek gerekiyor. Halit Karay’ı Reşat Güntekin’i aslından okuyabilelim o güzel Türkçeleriyle. Şunu da söylemem gerekiyor ki, her Osmanlıca bildiğini zanneden kimse çeşme kitabelerini, mezar taşlarındaki yazıları okuyamazlar. O ayrı bir ihtisas işidir çünkü onlar süslü yazıdır, istifli yazıdır. Latin harfleri de böyle. Herkesin el yazısını okuyabiliyor musunuz? Osmanlıcayı da öyle düşünün. Matbu eserler, var yazma eserler var. Matbu eserleri okumak nispeten kolay ama, yazma eserlere gelince zorlanıyorsunuz.. Dolayısıyla son dönem Osmanlıcasını öğretmek lazım. Meraklısı çıkarsa, ileri Osmanlıcayı öğrenir.Osmanlıca öğretecek yeterlilikte ve yeter sayıda öğretmen var mı?Kesinlikle yok. Endişem de o. Çünkü Osmanlıca öğretmek tekniğini herkes iyi bilemiyor. Bana gelen şikâyetler şu, ‘hocalarımız derste, dersin bitimine kadar gramer gösteriyorlar. Bu da bize bıkkınlık veriyor’. El-Hak doğrudur. Mesela ben derslerimde gramer çok az gösteriyorum, hep metin okumaları yapıyorum. Bir de okuduğumuz metinde sırası gelmişken gramerini de anlatıyorum ama derslerin yüzde seksenini metin okumaları teşkil ediyor. İkincisi o metinleri dahi okuturken kuru kuru okutma yöntemini tercih etmiyorum; metinlerde geçenlerle, olaylarla bağlantı kurarak, o dersle ilgili, o konuyla ilgili bir şiir, bir fıkra, anekdot naklediyorum. Dolayısıyla zevkli oluyor. Böyle yapılırsa netice alınır. Benim önerim şu ki, Osmanlıca verecek hocalarımızın önce kendilerinin bir eğitimden geçmesi gerekiyor. Siz altyapıyı hazırlamadan böyle bir projeyi başlatırsanız dağ fare doğurabilir. Hocanın dile hâkim olması gerekir. Konusunu iyi bilecek, öğretme tekniğini bilecek ve dersi sevdirecek. Başka türlü mümkün değil. Sevmeden olmaz. Yine bir Osmanlıca cümle kullanayım, ‘aşk olmadan meşk’ olmaz. Yapılan her iş meşktir. Sizin şu deftere yazı yazmanız meşktir, bunu aşkla yaparsanız yazınızı güzel yazarsanız. Her iş böyledir. Onun için önce sevmek lazım.Ayşe Karabat, Al Jazeera Turk
Gerçek Cadılık ve Sihirbazlık Okulu Genç Harry Potter'larını Arıyor
etiket
Eğer 11. doğum gününüzde, Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'ndan kabul mektubu almadıysanız, sizin için ikinci bir seçenek olabilecek Polonya'daki bu okulda şansınızı denemelisiniz. Evet, Polonya'da bulunan bu okulun adı Czocha Cadılık ve Sihirbazlık Koleji. Yalnızca 18 yaşından büyüklerin eğitim görebildiği bu okulda Hogwarts özleminizi ortaya koyabilir ve Harry Potter'ın büyülü dünyasını yeniden yaratabilirsiniz.
Reklam
TBMM'de Bütçe Görüşmelerinde Neler Yaşandı?
etiket
TBMM'deki bütçe konuşması sırasında CHP'yi darbecilikle suçlayan Başbakan Davutoğlu'na muhalefet sıralarından sert tepkiler yükseldi. Konuşmasına ara vermek zorunda kalan Davutoğlu, 'Mısır'daki darbecilerle el sıkıştığınız için bu sözü söyledim' diye açıklama yaptı.Başbakan Ahmet Davutoğlu, TBMM'deki bütçe görüşmeleri sırasında muhalefetin eleştirilerine cevap vermek için kürsüye çıktı. Davutoğlu konuşması sırasında CHP'ye yönelik 'darbeci' sözleri Genel Kurul'da gerilimi artırdı.Davutoğlu Mısır'daki darbeden bahsettiği sırada sarf ettiği, 'Darbecilerle problemimiz var. Sizlerle olduğu gibi. Sizler de darbecisiniz' sözleri CHP sıralarında büyük tepki yarattı. CHP'liler sıra kapaklarına vurup protesto Davutoğlu'nu protesto ederken bazı muhalefet milletvekilleri de ayağa kalkarak sert sözlerle tepki gösterdi. Bazı AK Partililer de ayağa kalkarak alkışladı.Oturumu yöneten TBMM Başkanı Cemil Çiçek konuşmasına 5 dakika kadar ara vermek zorunda kalan Davutoğlu'dan CHP'lilerin talebi üzerine sözlerine açıklık getirmesini istedi.Davutoğlu, 'Darbe yapılan Mısır’a heyet gönderdiğini için size darbeci dedim. Gidip darbecilerin elini sıktığınız için darbeci dedim' diyerek açıklama yaptı.
Reklam
Şekerpare Filminin Kamera Arkasından İlk Defa Yayınlanan 9 Fotoğraf
Atıf Yılmaz'ın asistanlığını yapan Konstantin A. Schmidt kişisel Facebook sayfasından 'Şekerpare'nin kamera arkası fotoğraflarını yayınladı. Schmidt, Atıf Yılmaz'ın doğum günü vesilesiyle yayınladığı fotoğrafların yanında bu notu paylaştı: 'ilk asistanlığım. İlk defa yayınlıyorum. Çok keyifli bir çekim olmuştu. Atıf Abiden çok şey öğrendim, sevgi ve  saygıyla anıyorum.'
Herkesi Etkisinde Bırakan Filmlerden Aşk Kokan 10 Replik
Mathilda: 'Léon, sanırım sana aşık oluyorum. Bu başıma ilk defa geliyor, biliyor muydun?'Léon: 'Daha önce hiç aşık olmadıysan, bunun aşk olduğunu nereden biliyorsun?'Mathilda: 'Çünkü hissediyorum.'Léon: 'Nerede?'Mathilda: 'Karnımda. Sıcacık. Daha önce hep bir yumru olurdu. Ama artık geçti.'
Reklam