Evet onlar kötü adamlar. Kimi zaman hain Kostok, kimi zaman Bizans Askeri, kimi zaman Kötü Kalpli Köy Ağası,kimi zaman Mafya Babası ya da Tetikçisi... her ne olurlarsa olsunlar her filmde esas oğlandan bir araba dayak yiyen, yaptıkları kötülüklerden sonra o hain kahkahalarını patlatan ve genellikle de her filmin sonunda ölenler...Belki çoğunun adını hatırlamıyoruz bile ama yüzleri mutlaka aklımıza kazınmıştır.Ölenleri Rahmet ve yaşayanları da minnetle anıyoruz.Ve Çizer Hakan Arslan’ınkaleminden Türk Sineması’nın Kötü Adamları iyi eğlenceler...
Depp, Resmiyette Oscar alamamış biri olsa bile daima hayranlarının gönlünde kazanmıştı her sene. Hatta lakabı bile vardı sanırım ' 1001 Surat Johnny Depp' diye. Adam, oynadığı karakterlere rollere öyle kaptırıyor ki kendisini, öyle değiştiriyor ki bedenini, sokakta görseniz büyük ihtimalle tanıyamazsınız Depp'i. En beğendiğim aktörler listesinde başlara rahatlıkla yazıyorum onun ismini gerçekten başarılı çok başarılı bir aktör.Ayrı yeten, Johnny'yi sinema sektörüne kazandıran 'Nicolas Cage' e de buradan sevgilerimi yollamak istiyorum o olmasa Depp'in muhteşem fillerinden yoksun kalacaktık.
İstanbul'da bulunan en sıradışı sokak adlarını sizin için derledik. Aslında hepsinin de birer hikayesi var fakat hikayelerin doğru olup olmadığı konusunda herhangi bir bilgi yok.
Farid Ferjad'ın muhteşem eserine çekilmiş insanı btiren mahveden bir kısa film. 3 Dk nızı ayırın ve zaten sonunda gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. (NOT: Yok eğer tutabiliyorsanız ya gerçekten yeteneklisiniz yahut ise daş kalplinin tekisiniz geçmiş olsun)
Amerikan bağımsız sineması kuşkusuz altın çağını 90’lı yıllarda yaşamıştı. Bugün Amerikan sinemasının ustaları olarak adlandırılan Quentin Tarantino, Cohen kardeşler, Sofia Coppola, Paul Thomas Anderson, Spike Jonze gibi yönetmenlerin yıldızları bu yıllarda parlamıştı. Fakat bu isimlerin arasında birisi vardı ki, sinemasının özgünlüğü, biçimsel farklılığı ile bu isim bugün sadece Amerikan sineması içinde değil dünya sinemasında çok farklı bir yerde olan Wes Anderson’dı. Anderson sinemasal saygınlığını sadece seyirci özelinde sağlamıştı kuşkusuz.Martin Scorses da Rushmore filmini gördükten sonra Anderson’ı kendisinin velihatı ilan ederek onu sinema camiasında çok özel bir yere konumlandırmıştı. Birçok kişi, Scorsese’nin velihatı olarak Anderson’ı seçmesine çok şaşırmıştı çünkü ikisinin de anlattıkları hikâyeler oldukça farklıydı. Fakat Scorsese ve Anderson’ı sinemasal olarak ortak noktada buluşturan durum ikisinin de olağanüstü birer zanaatçı olduklarıydı. Zaten Anderson’ı sinemada bu kadar özel kılan onu author yapan özelliklerden biri de bu zanaatkârlığı olsa gerek.Bu içerikte Anderson'ın artık alâmetifarikası olan filmlerindeki pastel renkler, estetik kadrajlar, bir sahneden diğer sahneye geçerken kullandığı görsel metinler ve Fransız Yeni Dalgası'ndan ödünç aldığı kurgu tekniklerini inceleyeceğiz.
Seul'da yaşayan Güney Koreli fotoğrafçı Seung-Hwan Oh, Impermanence, yani Geçicilik adlı çalışmasında fotoğrafa farklı bir boyuttan yaklaşıyor ve fizikselliğin geçiciliğine vurgu yapıyor.
Normalde burada hep aksiyon paylaşılmış. Bende değişiklik olsun diye kendi izlediğim 10 tane romantik anime ayırdım. Çoğunuz izlemiştir elbette, ama izlemeyenler için faydalı olacağını düşünüyorum. O zaman...Başlayalım!^^
1712 yılında inşa edilen ve geçen yıl Genco Erkal tarafından bir tiyatro sahnesine dönüştürülen Ali Paşa Han’da yıldızların altında, asma yapraklarının bütün duvarları sardığı bir ortamda oyun izlemek sizce de çok hoş olmaz mı?
Yeni Zelandalı Trey Ratcliff bir fotoğrafçı, sanatçı, yazar ve maceraperest. HDR tekniğinin tillahı olarak görülen Trey'in fotoğraflarını mutlaka görmelisiniz.
Nazım Hikmet'tin son eşi Vera Tulyakova 'Bahtiyar Ol Nazım' kitabında Nazım Hikmet'le yaşadığı tüm acıları, mutlulukları, gezileri ve diğer tüm güzel anıları tek tek anlatıyor. Bu kitaptan derlediğimiz eşsiz anılar Nazım Hikmet'i daha iyi tanımanızı sağlayacak...
Elektronik müzik günümüzde en çok bilinen müzik türlerinden biridir.Bunun yanında en fazla alt dalı olan müzikte yine elektronik müziktir.Her ne kadar bir çok örneği bulunsa da biz sadece 16 tanesiyle bunları size derlemek istedik.
Yukarıda ki Fotoğrafta herkesin bildiği ‘Afgan Kız’ portresi ve onun fotoğraflayan Steve Mcurry yer alıyor fotopraf Steve McCurry tarafından Pakistanın Peşaver kentinde 1984 yılında çekilmiş._Kaynak : http://yaz.ma/7hd6t_
''Tehlikeli Oyunlar'' Oğuz Atay'ın ikinci romanı olmakla beraber ''Tutunamayanlar'' romanının hep bir adım gerisinde kalmıştır. Onun hak ettiği değeri görmemesinin nedeni bilinmemekle beraber romanın genel havası ve kurgusu Tutunamayanlar'a göre daha derli toplu ve daha akıcıdır. Oğuz Atay'ın bolca kullandığı alegoriler ve alaycı üslup romanın depresif havasında yine de kendine yer bulur. İşte Tehlikeli Oyunlar'dan yapılabilecek en iyi 10 alıntı.