onedio
Memur Ve İşçiler Faizsiz Ev Ve Araç Alma Sistemini Sevdi
İSTANBUL (AA) - MUSAB TURAN - Yapı Tasarruf Sandıkları (YTS) Derneği Kurucu Genel Başkanı ve Kolo Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Kolo, faizsiz ev ve araç alma sisteminin orta kesim tarafından rağbet gördüğünü belirterek, 'Özellikle memur ve işçi kesimine baktığımızda sistemimize daha çok ilgi gösterdiğini görüyoruz. Buna bakarak bu kesimin ekonomik anlamda daha da rahatlayarak tasarruf yapma fırsatı bulduğunu söyleyebiliriz.' dedi.Kolo, AA muhabirine 31 Ekim Dünya Tasarruf Günü nedeniyle şirketinin çalışmaları ve kuruluşunu yaptıkları Yapı Tasarruf Sandıkları hakkında açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin tasarrufa son derece önem veren bir ülke olduğunu ifade eden Kolo, 'Ülkedeki tasarruf sisteminin geçmişine bakıldığında; Yapı Tasarruf Sandığı sistemi için köklerini Osmanlı zamanında kurulan Para Vakıfları ve Yardımlaşma Sandıklarına dayanmaktadır. Günümüzde Amerika kıtasında 'House Financing' , Avrupa kıtasında 'Bausparkasse' isimleri altında sunulan konut edindirme sistemleri olarak uygulanmaktadır. Geçmişi bu denli köklü bir tasarruf yapışan sahip bir ülkenin, mevcuttaki tasarruf bilinci de oldukça yüksek.' diye konuştu.Geçmişten gelen tasarruf kültürünün günümüzde de devam ettiğini anlatan Kolo, insanların sahip olduklarını tasarrufa dönüştürdüğünü söyledi.İnsanlığın temel ihtiyacı olan barınma yani ev konusunda daha hassas olduklarını aktaran Kolo, bu nedenle barınma ihtiyacının her zaman ilk sırada yer aldığını ve insanların tasarruflarını genelde ev almak için kullandıklarını söyledi.Konutun ardından insanların ulaşım sorununu çözmek için otomobil alanında tasarruf yaptığını hatırlatan Kolo, 'İlk tercih ev ikinci tercih ise otomobil oluyor. Tasarrufu yaparken de otomobili bir basamak olarak kullanıp önce otomobile ulaşıp sonra onu eve dönüştürebiliyorlar.' ifadelerini kullandı.'2022 yılı planımız 160 şube ile yüzde 400 büyüme'Kolo, holding firmalarından Finansevim'in 2017 tarihinde kurulduğunu belirterek, bugüne kadar binlerce insana çözüm ürettiklerini kaydetti.Daha çok insana ulaşmak için de 2021 sonunda 100 şubeye ulaşarak ülke ekonomisine hizmetlerine devam edeceklerini anlatan Kolo, şunları kaydetti:'Türkiye genelinde hizmet veren en büyük faizsiz finansman sistemi olma yolunda ilerliyoruz. 2020 sonu hedefimiz artan şube ve personel sayımızla birlikte yüzde 200’lük bir büyümeydi. Bu hedefimizi de yıl sonu gerçekleştirmiş olacağız. 2022 yılı planlarımız ise 160 şube ile yüzde 400 büyüme. Aylık ciro artış oranlarımıza baktığımızda, sektörün en büyük 4 firmasından biri olarak 2022 yılı hedefimiz sektörün en büyüğü olmak.' 'İnsanlarımızın tasarruf konusunda bilinçlendiğini görüyoruz'Kolo, kendilerine ulaşan insanların tasarruf tercihlerine bakıldığında; insanların öncelikle küçük birikimlerle başlayıp, sonrasında daha büyük hedeflere odaklandıklarının görüldüğünü söyledi.Kolo şu bilgileri verdi:'Örneğin; birikim için başvuran tasarruf sahibi öncelikle otomobilden başlayıp, hedeflerini daha kısa ve yakın zamana çekmek istiyor. Hedefine ulaştığında ise tasarrufunu daha da büyüterek ev sahibi olma yolunda birikim olarak kullandığı otomobil tasarrufunu bir basamak olarak görüyor. Böylece tasarruf sahibi de hem kendi bütçesini kontrol ederek ilerlemiş hem de büyük hedeflerinde kendine basamak oluşturmuş oluyor.Özellikle son yıllarda insanlarımızın tasarruf konusunda daha da bilinçlendiğini görüyoruz. Hükümetimizin yapmış olduğu atılımlar ve atılan adımlar sayesinde ekonomik şartlarda biraz daha rahatlayan vatandaşlarımız bu rahatlığı tasarruf olarak değerlendiriyor. Özellikle memur ve işçi kesimine baktığımızda sistemimize daha çok ilgi gösterdiğini görüyoruz. Buna bakarak da bu kesimin ekonomik anlamda daha da rahatlayarak tasarruf yapma fırsatı bulduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanında ev hanımlarımızın da datalarımızda oldukça yoğun olduğunu görüyoruz.' YTS İstanbul'un finans merkezi olma vizyonuna destek verecekKolo, insanların bu sisteme olan yoğun ilgisini görünce ve son zamanlarda artan firmalara da bakılınca, sistemin rağbet gördüğünü ifade ederek, hem insanlarımı hem de firmaları daha profesyonel bir platforma taşımak için, Türkiye’de Yapı Tasarruf Sandıkları Derneği'ni, İstanbul Finans Merkezi Ataşehir’de resmen kurduklarını kaydetti.Dünyada özellikle Avrupa ülkelerinde uygulanan Yapı Kooperatifi'nin, Yapı Tasarruf Sandıkları ve bankalarının uygulamalarını Türkiye'de etkin şekilde takip etmek ve dış ülkelerdeki iş birliklerini geliştirmek için, İstanbul’un finans merkezi olma yolundaki vizyonuna destek sağlamaya çalışacaklarını söyledi.Kolo şöyle konuştu:'Yapı Tasarruf Derneği’nin Kurucu Genel Başkanı olarak diyebilirim ki 'Bildiğiniz tüm yöntemleri unutun. Artık Türkiye’de daha önce yapılan uygulamaları bu sisteme taşıyacağız. Tüm kurum ve kuruluşlarımızın desteğiyle yasal zeminde ‘Evim’ uygulamalarının tamamını da buraya yönlendireceğiz. Yapı Tasarruf Sandığı konut edinmek isteyenlerin belirli bir süre boyunca yaptıkları tasarruf karşılığında, piyasa koşullarından bağımsız olarak, düşük faizli yada ülkemizde faizsiz seçeneklerle düşük katılım oranlı kredi kullanmasını öngören 'kapalı havuz' bir konut finansman sistemidir. Yapı tasarruf sandıkları temel işleyişleri bakımından bankalar ile benzerlik arz etseler de bankalardan bağımsız, sadece konut sektörüne yönelik faaliyette bulunan mali kuruluşlardır. Piyasa ile karşılaştırdığımızda kapalı havuz sistemine sahip oldukları için konut edineceklerin tasarrufları ve bu tasarruflar karşılığında kullandıkları krediler için uygulanan faiz oranları piyasadaki faiz oranlarından bağımsız ve daha düşük düzeyde olacaktır.''YTS'yi dış ülkelerdeki iş birliklerini geliştirmek için ilk adımı atmak adına kurduk'Serdar Kolo, tasarruf sandıklarının devletin öncülüğünde veya konut satın alacak bireylerin firmalar aracılığıyla örgütlenmesi yoluyla kurulabildiğini ifade ederek, günümüzde bu sistemi kullanan ülkelerden de örnek verilebileceğini söyledi.Kolo şöyle devam etti:'Başta Almanya olmak üzere birçok ülkede uygulanmaktadır. YTS sisteminin Almanya’da uygulanan haline baktığımızda dört aşamalı bir yapıya sahiptir: Tasarruf sözleşmesi yapılması, tasarruf dönemi, yapılan tasarrufların geri alınması ve kredi kullanımı, kredi geri ödemeleri gibi... Biz bu derneği dünyada özellikle Avrupa ülkelerinde uygulanan yapı kooperatifi, yapı tasarruf sandıkları ve bankalarının uygulamalarını ülkemizde etkin şekilde takip etmek dış ülkelerdeki iş birliklerini geliştirmek için ilk adımı atmak adına kurduk.'
Yapı Kredi'ye İkinci Yarının En Yüksek Katılımlı Sendikasyon Kredisi
İSTANBUL (AA) - Yapı Kredi, yılın ikinci yarısında 20 ülkeden 38 bankanın katılımı ile 805 milyon dolar sendikasyon kredisi sağladı. Yapı Kredi'den yapılan açıklamaya göre, bankanın iki ayrı döviz cinsinden sağladığı 805 milyon dolarlık sendikasyon kredisi, dış ticaretin finansmanı için kullanılacak. Yapı Kredi'nin 284 milyon dolar ve 440,5 milyon avro olmak üzere iki ayrı döviz cinsinden sağladığı sendikasyon kredisinin vadesi 367 gün, maliyeti ise sırasıyla libor artı yüzde 2,50 ve euribor artı yüzde 2,25 oldu. Kredinin tutarı, sözleşmeye eklenen akordeon özelliği sayesinde gelebilecek yeni katılımlarla artırılabilecek.'Önceliğimiz, ülkemiz ekonomisine ve reel sektöre destek sağlamak'Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle tüm dünyanın içinden geçtiği söz konusu belirsiz sürece rağmen yılın şu ana kadarki en yüksek katılımlı sendikasyon kredisine imza attıklarını belirtti.Erün, Yapı Kredi'nin insanı merkeze alan anlayışına dikkati çekerek, şunları kaydetti: 'Yapı Kredi olarak güçlü sermaye yapımız, insanı merkeze alan, yenilikçi, sınır tanımayan hizmet anlayışımız ve nitelikli insan kaynağımız ile hedeflediğimiz alanlarda sektör ortalamasının üzerinde sürdürülebilir bir şekilde büyümeye devam ediyoruz. Küresel olarak içinde bulunduğumuz bu zor döneme rağmen saygın finans kuruluşlarının en yüksek talebi gösterdiği bu sendikasyon kredisi, ülkemiz ekonomisine ve Yapı Kredi’ye duyulan güvenin en önemli göstergesi.' Sendikasyon kredisi sözleşmesine eklenen akordeon özelliği sayesinde gelebilecek yeni katılımcılarla sağlanan tutarın yükselebileceğini bildiren Erün, 'Yapı Kredi olarak içinden geçtiğimiz bu zorlu günlerde de ülkemize ve topluma karşı olan sorumluluklarımızı yerine getirebilmek adına var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, uygun faiz oranları ile kullandırılan bu sendikasyon kredisi, dış ticaretin finansmanına yönlendirilecek. Önümüzdeki dönemde de müşteri odaklı bankacılık anlayışımız doğrultusunda ihracatı ve reel sektörü, dolayısıyla ülke ekonomisini desteklemeye devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.Yapı Kredi’nin sağladığı 805 milyon dolarlık sendikasyon kredisinin düzenleyiciliğini Bank of America, koordinatörlüğünü Bank of America ve Commercial Bank of Qatar, aracılığını ise Mizuho Bank üstlendi.
Aselsan Karlı Büyümeye Devam Ediyor
İSTANBUL (AA) - ASELSAN’ın karı 2020 yılının ilk dokuz aylık döneminde 3 milyar TL olurken, şirketin cirosu yüzde 10 artarak 8,4 milyar TL seviyesinde gerçekleşti.ASELSAN, yazılı açıklamasında, 2020 yılı üçüncü çeyrek finansal sonuçları paylaştı. Buna göre Şirketin karı, söz konusu dönemde 3 Milyar TL olarak belirlendi. Cirosu da yüzde 10 artarak 8,4 milyar TL seviyesinde kayıtlara geçti.Açıklamaya göre, ASELSAN’ın karlılık göstergelerindeki pozitif ivme 2020 yılının ilk dokuz aylık döneminde de sürdü. Şirketin brüt karı, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 21 arttı. Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kar (FAVÖK) da yüzde 17 artış göstererek 1, 816 milyon TL’ye yükseldi. FAVÖK marjı ise yüzde 21,6 seviyesinde gerçekleşti. Kuvvetli karlılık ASELSAN’ın öz kaynak büyümesini de beslemeye devam etti. Şirketin öz kaynakları yılsonuna göre yüzde 20 büyüyerek 16 Milyar TL’nin üzerine çıktı. 2019 sonunda yüzde 53 seviyesinde olan öz kaynakların aktife oranı ise dokuz aylık dönemin sonunda yüzde 56 seviyesine yükseldi.Sektörde sahip olduğu teknolojik liderlik misyonunu aynı zamanda yurt dışı pazarlara da taşıyan ASELSAN 2020 yılının dokuz ayında toplamda 746 milyon dolarlık yeni sipariş almayı başardı. Turkishtime tarafından yapılan 'Türkiye'nin Ar-Ge Harcamaları En Yüksek 250 Şirketi' araştırmasına göre, Ar-Ge proje sayısında açık ara birinciliğini sürdüren ASELSAN, 620 proje ile listede ilk sırada yer aldı. Ar-Ge çalışanları bakımından da ASELSAN en çok Ar-Ge personeli istihdam eden şirket konumunu korumaya devam etti. 'ASELSAN açısından olumsuzlukların fırsata çevrildiği bir dönem oldu'Açıklamada, konuya ilişkin görüşlerine yer verilen ASELSAN Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Prof. Dr. Haluk Görgün, şunları kaydetti:'2020 yılının üçüncü çeyreğinde de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının etkileri tüm dünyada görülmeye devam edilmiştir. Bu dönemin ASELSAN açısından olumsuzlukların fırsata çevrildiği bir dönem olduğunu özellikle ifade etmek isterim. Artan iş hacmimiz ve önümüzdeki yıllarda büyümesini öngördüğümüz bakiye siparişlerimizi gözeterek yatırım harcamalarımıza hız kesmeden devam ettiğimiz bir dönemi geride bıraktık. Akyurt ve Gölbaşı yerleşkelerimiz ile Başkent Organize Sanayi Bölgesinde yer alan tesisimizde üretim ve mühendislik faaliyetlerimizin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla gerek altyapı gerekse makine-teçhizat yatırımlarımızı devam ettirdik. Diğer taraftan, geride bıraktığımız dokuz aylık dönemde 1.100 yeni istihdam yaratarak üretim ve insan kaynağı gücümüzü daha da sağlamlaştırdık.' 'İhracat yaptığımız ülke sayısında gözle görülür bir artış var'Yıllar itibariyle ihracat yaptıkları ülke sayısında gözle görülür bir artış olduğunu aktaran Görgün, 'Yurt dışı pazarlardaki etkinliğimizi arttırma hedeflerimize uygun olarak bu dönemde Ukrayna’da pazarlama ve satış faaliyetlerine odaklanacak bir şirket kurduk. Böylece 12’si yurtdışında olmak üzere toplamda 28 iştirak ve şubemizle global bir savunma sanayi şirketine dönüşüm yolculuğumuzu sürdürdük. Yine bu dönemde Türk Eximbank’ın da desteğiyle Avrupa pazarı dahil olmak üzere Kuzey Afrika, Güney Amerika ve Uzakdoğu’da büyük ölçekli anlaşmalar için altyapıları oluşturduk. Pandemi döneminde milli bir ürün olarak ürettiğimiz ventilatör cihazımızın Kazakistan’a 19 milyon dolar tutarında ihracatı gerçekleşti. Dünyanın pek çok ülkesinden talep gören bu ürünümüzün gelecekte çok daha büyük ihracat hacimlerine ulaşacağına inanıyorum.' ifadelerini kullandı.'Bu yıl da TEKNOFEST’e paydaş kuruluş olarak fiilen desteğimizi sağladık'Görgün, şirketin sahip olduğu en önemli değerin insan kıymetleri olduğunu belirterek, 'Şirketimizin sahip olduğu 45 yıllık tecrübe birikimini gelecek nesillere aktarabilmek amacıyla son iki yıldır olduğu gibi bu yıl da TEKNOFEST’e paydaş kuruluş olarak fiilen desteğimizi sağladık. Başta Sayın Cumhurbaşkanımızın ve üst düzey devlet yetkililerimizin katılım sağladığı TEKNOFEST 2020’de, gençlerin millî teknoloji üretme ve geliştirme konusunda artan ilgilerine şahit olurken teknoloji alanında çalışmaya hevesli binlerce gencin ürettiği fikir ve projelerin hayata geçirebilecekleri önemli bir platformun parçası olmaktan mutluluk duyduk. ASELSAN bu tür organizasyonlarda milli teknoloji hamlesinin bayrak taşıyıcı şirketi olarak yer almayı sürdürecektir.' değerlendirmesinde bulundu. Prof. Dr. Görgün ayrıca içinde bulunulan bu zorlu günlerde dahi gerek Ar-Ge gerek diğer yatırım faaliyetlerini kesintisiz yaptıklarını ifade ederek, 'ASELSAN’ın karlı büyümesini hem Türk savunma sanayisine hem de sağlık, enerji, finans gibi savunma dışı alanlara aktarmaya devam ediyoruz. Şirketimizin misyonu tüm zorluklara rağmen her koşul altında üstün performans göstermeyi gerektirmektedir. Bunun bilinciyle hız kesmeden ve hedeflerimizden vazgeçmeden gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz.' açıklamasında bulundu.
Akbank'tan 3. Çeyrekte 4, 4 Milyar Lira Konsolide Net Kar
İSTANBUL (AA) - Akbank, bu yılın 9 ayında 4 milyar 409 milyon lira konsolide net kar elde etti. Akbank'tan yapılan açıklamada Banka'nın yılın ilk dokuz ayındaki finansal sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, küresel düzeyde yaşanan pandemi nedeniyle olağanüstü bir dönemden geçildiğini ve ekonomiyle ilgili alınan birçok tedbirin ardından, son zamanlardaki normalleşme adımlarının gelecek dönemde hızlı bir toparlanma ve büyüme süreci olduğuna işaret ettiğini dile getirdi. Türk bankacılık sektörünün kararlı duruşuyla Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesini desteklemeyi sürdürdüğünü aktaran Binbaşgil, 'Akbank da sağlam finansalları, güçlü teknolojik altyapısı ve nitelikli çalışanlarıyla bu olağanüstü süreçte ülkemizi, toplumumuzu ve müşterilerimizi desteklemeye devam edecektir.' değerlendirmesinde bulundu. Hakan Binbaşgil, 'Ekonomimize sağladığımız kredi desteğini 276 milyarı nakdi olmak üzere toplam 322 milyar TL seviyesine çıkardık. Toplam mevduatımız 294 milyar TL’ye, aktiflerimiz ise 486 milyar TL’ye ulaştı. Bankamız, 1 milyar 498 milyon TL vergi karşılığı ayırarak yılın ilk 9 aylık döneminde 4 milyar 409 milyon TL konsolide net kar elde etti. Bu yıl ayrılmış olan 500 milyon TL serbest karşılık ile toplam serbest karşılık tutarı 1 milyar 150 milyon TL’ye ulaştı.' ifadelerini kullandı. 'Sendikasyon piyasasını tekrar açan banka olduk' Akbank'ın başarıyla tamamladığı sendikasyon işlemiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Binbaşgil, şunları kaydetti: 'Türk bankacılık sektörünün yılın 2'nci yarısındaki sendikasyonları için referans oluşturan işlemimizle sendikasyon piyasasını tekrar açan banka olduk. 19 ülkeden 36 bankanın katılımıyla yaklaşık 800 milyon dolar tutarında sendikasyon kredisi sağladık. Geçtiğimiz yılın işleminde yer almayan Amerika, Avrupa, Orta Doğu ve Asya’dan 9 yeni banka da bu işleme katıldı. Yeni katılımlar sonrası sendikasyon kredisini yenileme oranı da yüzde 95 seviyesine çıktı. Bu zorlu dönemde yatırımcıların işlemimize gösterdikleri ilgi Akbank’a ve ülkemizin bankacılık sektörüne duyulan güvenin bir sonucudur.' Sürdürülebilirlik konusunda önemli adımlar attıklarını bildiren Binbaşgil, 'Akbank, tüm dünyayı etkisi altına alan pandeminin ardından, Türk bankacılık sektörünün 4 yıl 110 gün vadeli 50 milyon dolar tutarındaki ilk Yeşil Bono ihracını da gerçekleştirdi. Bu finansman ülkemizin düşük karbon ekonomisine geçişine de destek verecek.' açıklamasında bulundu. 'Teknoloji ve inovasyona yıllardır önemli yatırımlar yapıyoruz' Teknolojik gelişmelerin ve dijitalleşme trendinin tüketici alışkanlıklarını hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde değiştirdiğini bildiren Binbaşgil, 'Geleceğin bankacılığı vizyonumuzla teknoloji ve inovasyona yıllardır büyük yatırımlar yapıyoruz. İçinden geçtiğimiz süreç, bize yaptığımız yatırımların ne kadar doğru olduğunu bir kez daha gösterdi. Sağlam dijital altyapımız sayesinde, şubelerimizde pandemi nedeniyle azalan müşteri trafiğine rağmen, toplam işlem adetlerinde artış yaşıyoruz. Akbank Mobil üzerinden yapılan finansal işlem adedi yüzde 62 oranında arttı.' ifadelerini kullandı. 'Ülkemizin geleceğine yatırım yapmayı sürdüreceğiz' Akbank Genel Müdürü Binbaşgil, şunları kaydetti: 'Dijitalleşmenin hızla yaygınlaştığı ve müşterilerimizin dijital çözümlere daha çok rağbet etmeye başladığı bu dönemde Türkiye’de kredi kartlarında 'Digital First' programını hayata geçiren ilk banka olduk. Artık müşterilerimiz başvuruları onaylanır onaylanmaz kart bilgilerini Axess Mobil ve Akbank Mobil üzerinden hemen görüntüleyebiliyor ve kartlarını anında kullanabiliyorlar. Yeni kart tasarımımızla da müşterilerimize, daha sade ve yenilikçi bir deneyim yaratmayı hedefledik ve Türkiye’nin ilk numarasız kredi kartlarını müşterilerimize sunduk. Salgın döneminde gösterdiğimiz bu önemli başarıların arkasında, yıllardır inovasyona verdiğimiz önem, teknolojiye yaptığımız büyük yatırımlar ve dijitalleşme yolunda ödünsüz yürüttüğümüz çalışmalarımızın büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Sınırlarını aşan global bir marka olarak ülkemizin geleceğine yatırım yapmayı sürdüreceğiz.' 'Aldığımız uluslararası ödül ile çıtayı yükselttik' Ayrıca Akbank’ın uluslararası boyuttaki en yeni başarısına da değinen Binbaşgil, 'Dünyanın en saygın finans yayın gruplarından Euromoney tarafından, dünyadaki ülkelerin 160’tan fazlasını, dünya nüfusunun ise neredeyse yüzde 85’ini temsil eden bir coğrafyanın en iyi bankası seçilmekten dolayı gurur duyuyoruz. 'Gelişmekte Olan Piyasaların En İyi Bankası' unvanına layık görülen ilk Türk bankası olarak, bu ödülü ülkemize ve ülkemizin güçlü bankacılık sektörüne kazandırdığımız için çok mutluyuz. Aldığımız bu uluslararası ödül ile çıtayı yükselttik. Bu başarının bize yüklediği sorumlulukla ülkemizin sürdürülebilir büyümesini desteklemek için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Başarımızda payı olan Akbanklılar başta olmak üzere tüm paydaşlarımızı bir kez daha kutlar, hepsine teker teker teşekkür ederim.' açıklamasında bulundu.
Karadeniz Bölgesi Ve Çankırı'da Memur-Sen'den Fransa Cumhurbaşkanı Macron'a Tepki
SAMSUN (AA) - Samsun, Çankırı, Çorum, Tokat, Amasya ve Kastamonu'da Memur-Sen üyeleri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un İslam peygamberi Hazreti Muhammed'i hedef alan karikatürleri savunması ve İslam karşıtı açıklamalarını kınadı.Memur-Sen Samsun İl Temsilcisi Hamdi Yıldız, Büyük Cami önünde öğle namazının ardından düzenlediği basın açıklamasında, Macron'a tepki gösterdi.Fransa'nın sömürgenin merkezlerinden biri olduğunu belirten Yıldız, 'Macron'un son zamanlarda cinnete esir politikalarına bir yenisini ekleyerek, insanlığa rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammed'e ilişkin sözde karikatürlere fikir özgürlüğü adına sahip çıkması ve Müslümanları aşağılamasını telin etmek için toplandık. Aslında Macron bir görüntü, Avrupa'da birçok ülkede cinnet hali yaşanıyor.' diye konuştu. Yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi'nin Avrupa aklını esir aldığını anlatan Yıldız, 'Almanya'da cami baskını, Hollanda'da Geert Wilders'in terör ve şiddet içeren konuşmaları ve nihayet Macron'un ifade hürriyeti arkasına sığınarak İslam'a ve peygamberine saldıran unsurlara sahip çıkması, cinnetin boyutlarını göstermektedir.' dedi.Açıklamaya Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.ÇankırıMemur-Sen Çankırı İl Başkanlığı tarafından Karatekin Parkı'nda düzenlenen basın açıklamasında, katılımcılar çeşitli dövizler taşıyarak ve slogan atarak Macron'u protesto etti.Grup adına basın açıklamasını okuyan Volkan Kavak, insanlığın inançlarını hedef almanın özgürlük değil küstahlık olduğunu anlattı.İnanca ve değerlere savaş açanlara karşı dayanışmalarını güçlendireceklerini dile getiren Kavak, 'Macron ve diğerlerinin aslında neyi gizlediği, kimi kolladığının iyi bilinmesi gerekiyor. Dünyanın imkanlarını, insanların inançlarını çalanlar, yani Macron gibiler, inanca ve kutsallara hakaretle yenilgilerini gizlemeye, yok oluşlarını geciktirmeye, kirli düzenlerini devam ettirmeye yönelik tetikçi konumlarını devam ettiriyorlar. Bizim gözümüzde Macron ve benzerleri emperyalistlerin amelesi, kapitalistlerin, finans baronlarının hademesidir.' ifadesini kullandı.ÇorumÇorum'da da vatandaşlar, Macron'un İslamiyet'i ve Müslümanları hedef alan açıklamalarına tepki gösterdi.Memur-Sen İl Temsilciliği öncülüğünde Hürriyet Meydanı'nda bir araya gelen vatandaşlar, 'Küstahlığı Protesto Ediyoruz', 'Demokrasi Yalan, Irkçılık Tavan' yazılı pankartlar taşıdı.Memur-Sen İl Temsilcisi Tekin Çınar, burada yaptığı konuşmada, Macron'un kirli siyasetine malzeme aradığını vurguladı.Macron'un aşırı sağ siyaseti ve söylemlerinin Fransa'da bir milletvekili tarafından 'Bu ülke aklını mı yitirdi?' sözleriyle eleştirildiğini hatırlatan Çınar, 'Son birkaç yüzyılda bütün insanlık öğrendi ki özgürlük batıda slogandır. Batı iki değerden, adil dünya ve özgür insandan korkmaktadır. İslam tam da bunları vadetmektedir.' değerlendirmesinde bulundu.Açıklamaya Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, AK Parti İl Başkanı Yusuf Ahlatcı da katıldı.TokatMemur-Sen Tokat İl Başkanlığı tarafından kentteki bir lokantada düzenlenen basın açıklamasında, Macron'a tepki gösterildi.Basın açıklamasını okuyan Genç Memur-Sen İl Başkanı Halil Yılmaz, şunları ifade etti:'Macron'un sözde ifade özgürlüğü adı altında doğrudan insanların inançlarına saldıran, neresinden bakarsanız bakın kin, nefret ve terörle şekillenmiş zihinler tarafından çizilmiş karikatürlere sahip çıkması, teröre ve kine ortak olmaktadır. Bu bir akıl yitimidir.'AmasyaAmasya'da Memur-Sen'e bağlı sendikaların üyelerinden oluşan grup adına açıklama, il temsilcisi Recep Eliaçık tarafından hizmet binasında yapıldı. Eliaçık, 'Yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi, meşhur Avrupa aklını esir almış, çoğulculuk söylemlerinin sırçası dökülmüş ve nihayet aşırı sağ siyasetin ürettiği politikalar siyaseti belirler hale gelmiştir.' şeklinde konuştu.KastamonuMemur-Sen Kastamonu İl Başkanı İrfan Bakır, sendika binasında düzenlenen basın açıklamasında Macron'a tepki gösterdi.Macron'un İslam'dan korktuğunu dile getiren Bakır, şunları kaydetti:'Son birkaç aydır ısrarla İslam ve Müslümanlar üzerinden güç devşirmeye çalışan, deyim yerindeyse, aklını yitirmiş küresel emperyalist odaklara yardakçılık yapan Macron'u korku çemberi sımsıkı sarmış durumda. İnanca ve değerlere savaş açanlara, kutsallarımıza hakaret edenlere karşı dayanışmayı güçlendireceğiz ve birlikte mücadele edeceğiz.'
Karadeniz Bölgesi Ve Çankırı'da Memur-Sen'den Fransa Cumhurbaşkanı Macron'a Tepki
SAMSUN (AA) - Samsun, Çankırı, Çorum, Tokat, Amasya ve Kastamonu'da Memur-Sen üyeleri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un İslam peygamberi Hazreti Muhammed'i hedef alan karikatürleri savunması ve İslam karşıtı açıklamalarını kınadı.Memur-Sen Samsun İl Temsilcisi Hamdi Yıldız, Büyük Cami önünde öğle namazının ardından düzenlediği basın açıklamasında, Macron'a tepki gösterdi.Fransa'nın sömürgenin merkezlerinden biri olduğunu belirten Yıldız, 'Macron'un son zamanlarda cinnete esir politikalarına bir yenisini ekleyerek, insanlığa rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammed'e ilişkin sözde karikatürlere fikir özgürlüğü adına sahip çıkması ve Müslümanları aşağılamasını telin etmek için toplandık. Aslında Macron bir görüntü, Avrupa'da birçok ülkede cinnet hali yaşanıyor.' diye konuştu. Yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi'nin Avrupa aklını esir aldığını anlatan Yıldız, 'Almanya'da cami baskını, Hollanda'da Geert Wilders'in terör ve şiddet içeren konuşmaları ve nihayet Macron'un ifade hürriyeti arkasına sığınarak İslam'a ve peygamberine saldıran unsurlara sahip çıkması, cinnetin boyutlarını göstermektedir.' dedi.Açıklamaya Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.ÇankırıMemur-Sen Çankırı İl Başkanlığı tarafından Karatekin Parkı'nda düzenlenen basın açıklamasında, katılımcılar çeşitli dövizler taşıyarak ve slogan atarak Macron'u protesto etti.Grup adına basın açıklamasını okuyan Volkan Kavak, insanlığın inançlarını hedef almanın özgürlük değil küstahlık olduğunu anlattı.İnanca ve değerlere savaş açanlara karşı dayanışmalarını güçlendireceklerini dile getiren Kavak, 'Macron ve diğerlerinin aslında neyi gizlediği, kimi kolladığının iyi bilinmesi gerekiyor. Dünyanın imkanlarını, insanların inançlarını çalanlar, yani Macron gibiler, inanca ve kutsallara hakaretle yenilgilerini gizlemeye, yok oluşlarını geciktirmeye, kirli düzenlerini devam ettirmeye yönelik tetikçi konumlarını devam ettiriyorlar. Bizim gözümüzde Macron ve benzerleri emperyalistlerin amelesi, kapitalistlerin, finans baronlarının hademesidir.' ifadesini kullandı.ÇorumÇorum'da da vatandaşlar, Macron'un İslamiyet'i ve Müslümanları hedef alan açıklamalarına tepki gösterdi.Memur-Sen İl Temsilciliği öncülüğünde Hürriyet Meydanı'nda bir araya gelen vatandaşlar, 'Küstahlığı Protesto Ediyoruz', 'Demokrasi Yalan, Irkçılık Tavan' yazılı pankartlar taşıdı.Memur-Sen İl Temsilcisi Tekin Çınar, burada yaptığı konuşmada, Macron'un kirli siyasetine malzeme aradığını vurguladı.Macron'un aşırı sağ siyaseti ve söylemlerinin Fransa'da bir milletvekili tarafından 'Bu ülke aklını mı yitirdi?' sözleriyle eleştirildiğini hatırlatan Çınar, 'Son birkaç yüzyılda bütün insanlık öğrendi ki özgürlük batıda slogandır. Batı iki değerden, adil dünya ve özgür insandan korkmaktadır. İslam tam da bunları vadetmektedir.' değerlendirmesinde bulundu.Açıklamaya Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, AK Parti İl Başkanı Yusuf Ahlatcı da katıldı.TokatMemur-Sen Tokat İl Başkanlığı tarafından kentteki bir lokantada düzenlenen basın açıklamasında, Macron'a tepki gösterildi.Basın açıklamasını okuyan Genç Memur-Sen İl Başkanı Halil Yılmaz, şunları ifade etti:'Macron'un sözde ifade özgürlüğü adı altında doğrudan insanların inançlarına saldıran, neresinden bakarsanız bakın kin, nefret ve terörle şekillenmiş zihinler tarafından çizilmiş karikatürlere sahip çıkması, teröre ve kine ortak olmaktadır. Bu bir akıl yitimidir.'AmasyaAmasya'da Memur-Sen'e bağlı sendikaların üyelerinden oluşan grup adına açıklama, il temsilcisi Recep Eliaçık tarafından hizmet binasında yapıldı. Eliaçık, 'Yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi, meşhur Avrupa aklını esir almış, çoğulculuk söylemlerinin sırçası dökülmüş ve nihayet aşırı sağ siyasetin ürettiği politikalar siyaseti belirler hale gelmiştir.' şeklinde konuştu.KastamonuMemur-Sen Kastamonu İl Başkanı İrfan Bakır, sendika binasında düzenlenen basın açıklamasında Macron'a tepki gösterdi.Macron'un İslam'dan korktuğunu dile getiren Bakır, şunları kaydetti:'Son birkaç aydır ısrarla İslam ve Müslümanlar üzerinden güç devşirmeye çalışan, deyim yerindeyse, aklını yitirmiş küresel emperyalist odaklara yardakçılık yapan Macron'u korku çemberi sımsıkı sarmış durumda. İnanca ve değerlere savaş açanlara, kutsallarımıza hakaret edenlere karşı dayanışmayı güçlendireceğiz ve birlikte mücadele edeceğiz.'
Memur-Sen'den Fransa Cumhurbaşkanı Macron'a Tepki
ANKARA (AA) - Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Ali Yalçın, 'Macron'un, sözde ifade özgürlüğü adı altında doğrudan insanların inançlarına saldıran ve neresinden bakarsanız bakın kin, nefret ve terörle şekillenmiş zihinler tarafından çizilmiş karikatürlere sahip çıkarak, teröre ve kine ortak olmaktadır.' dedi.Konfederasyon üyeleri, Ulus Atatürk Heykeli önünde toplanarak, Hazreti Muhammed'i hedef alan karikatürleri savunan ve İslam karşıtı açıklamalar yapan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u protesto etti.'Mabedler kutsaldır, kutsala dokunma', 'İnançları hedef almak özgürlük değil, küstahlıktır' ve 'Küstahlığı protesto ediyoruz' yazılı pankartlar taşıyan grup üyeleri, 'Hz. Muhammed'i çok seviyoruz' diyerek tepkilerini gösterdi.Grup adına açıklama yapan Genel Başkan Yalçın, Avrupa'da bazı ülkelerde cinnet yaşandığını belirterek, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, İslamofobi ve çoğulculuk gibi söylemleri üreten aşırı sağ siyasetin, Avrupa'yı esir aldığını söyledi.Macron'un, ifade hürriyeti arkasına sığınarak, İslam'a ve peygamberine saldıran unsurlara sahip çıktığına ve cinnetin boyutlarını gösterdiğine dikkati çeken Yalçın, şunları söyledi:'Kutsal emanetlerimizin mekanı olmakla yetinip, kutsala sahip çıkmayı beceremeyen Suudi Arabistan yönetimini ve onunla aynı kulvarda bulunmaya teşne Birleşik Arap Emirlikleri'ni de tarih ve bizler not ediyoruz. Macron'un, sözde ifade özgürlüğü adı altında doğrudan insanların inançlarına saldıran ve neresinden bakarsanız bakın kin, nefret ve terörle şekillenmiş zihinler tarafından çizilmiş karikatürlere sahip çıkarak, teröre ve kine ortak olmaktadır.''Biz insanız ve dünyada birlikte yaşıyoruz'İnsanlığın inançlarını hedef almanın özgürlük değil, küstahlık olduğunu vurgulayan Yalçın, 'Özgürlük insanın, dünya, insanlığın ikametgahıdır. Renkleri, fikirleri ve inançları, hakaret etme, küçük görme, şiddeti çağırma aracı yapan, kendi kirli oyunları için saklama tezgahları oluşturan, siyasi kimliklere, ideolojik örgütlere ve emperyalist devletlere birlikte cevap vermeli, onlara yenilgiyi birlikte tattırmalıyız. İnancımız farklı olabilir, fikirlerimiz karşıt görünebilir. Ama çok temel bir ortaklığımız var. Biz insanız ve dünyada birlikte yaşıyoruz.' dedi.Hiç kimsenin, insanların dinine, hükümlerine ve kutsallarına hakaret etme, onları yok etme hakkına sahip olmadığını ve aolmayacağını ifade eden Yalçın, 'İnanca ve değerlere savaş açanlara, kutsallarımıza hakaret edenlere karşı dayanışmayı güçlendireceğiz ve birlikte mücadele edeceğiz. Bizim gözümüzde Macron ve benzerleri emperyalistlerin amelesi, kapitalistlerin, finans baronlarının hademesidir. Güzel ahlak için gönderilmiş Hz. Resulü hakaretlerine konu eden zihniyet, dünya üzerinden silinmeye mahkumdur.' değerlendirmesinde bulundu.Fransa ürünlerine boykotİslam dinine göre bütün peygamberlerin kutsal ve sataşmadan muaf olduğuna işaret eden Yalçın, Macron'un kullandığı ifadelerle terör çığlıkları attığını, İslamafobi virüsünün Fransa'yı esir aldığını aktardı.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Macron'a yönelik gösterdiği tepkiyi kıymetli bulduklarını ifade eden Yalçın, şunları kaydetti:'İslam İşbirliği Teşkilatı'na bağlı tüm devletlerin bu anlamda pozisyon almasını ve karşı durmasını istiyoruz. İslam İşbirliği Teşkilatı'nın bu konuda ortak tavır belirlemesini istiyoruz. Emek örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının bu konuya duyarsız kalmamasını ve kesinlikle sesini yükseltmesini son derece önemsiyor ve tavsiye ediyoruz. Milletimize ve insanımıza tavsiyemiz şudur. Kapitalist ülkeler yani sermayeye tapmış olan ülkeler, sermaye üzerinden verilecek cevabı son derece önemserler. Milletimize, Fransa ülkesinin ürettiği ürünleri, ülkemizde tüketmeme konusunda ortaklaşa bir bilinç oluşturmayı ve herkesi bu konuda iletişim araçlarından boykotu yaymayı ve uygulamayı buradan tavsiye ediyor ve bekliyoruz.'
Memur-Sen, Macron'un İslam Karşıtı Açıklamalarını Protesto Etti
ESKİŞEHİR (AA) - Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, İslam peygamberi Hazreti Muhammed'i hedef alan karikatürleri savunması ve İslam karşıtı açıklamaları, Memur-Sen tarafından Eskişehir, Balıkesir, Çanakkale, Kütahya, Bilecik ve Yalova'da protesto edildi.Eskişehir'de, Memur-Sen'e bağlı sendikalar ile çok sayıda sivil toplum kuruluşunun üyeleri, Arifiye Mahallesi Hamamyolu Caddesi'ndeki Yediler Parkı'nda toplandı.Konfederasyonun İl Temsilcisi Muammer Karaman, grup adına yaptığı açıklamada, Macron'un son dönemde 'cinnete esir politikalarına' yenisini ekleyerek, insanlığa rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammed'e ilişkin sözde karikatürlere fikir özgürlüğü adına sahip çıkmasını ve Müslümanları aşağılamasını telin ettiklerini söyledi.Avrupa'daki kimi siyasetçilerde olduğu gibi Macron'un da kirli siyasetine malzeme aradığını belirten Karaman, şunları kaydetti:'Macron, sözde ifade özgürlüğü adı altında doğrudan insanların inançlarına saldıran ve neresinden bakarsanız bakın kin, nefret ve terörle şekillenmiş zihinler tarafından çizilmiş karikatürlere sahip çıkarak, teröre ve kine ortak olmaktadır. Bu bir akıl yitimidir. Emmanuel Macron, siyaseten yaşadığı krizi örtmek için özellikle yabancı düşmanı ve ırkçı aşırı sağ siyasetin söylemlerini kullanmasıyla, kendi ülkesinin milletvekili tarafından dahi 'Bu ülke aklını mı yitirdi' şeklinde eleştirilmiştir.'Grup, açıklamanın ardından dağıldı.BalıkesirBalıkesir'deki Ali Hikmetpaşa Meydanı'nda bir araya gelen Memur-Sen üyeleri adına açıklama, İl Temsilciliği Genel Sekreteri Prof. Dr. İbrahim Aydın tarafından yapıldı.İnsanların inançlarını hedef almanın özgürlük değil, küstahlık olduğunu söyleyen Aydın, 'Dünyanın imkanlarını, insanların inançlarını çalanlar yani Macron gibiler, inanca ve kutsallara hakaretle yenilgilerini gizlemeye, yok oluşlarını geciktirmeye, kirli düzenlerini devam ettirmeye yönelik tetikçi konumlarını devam ettiriyorlar. Bizim gözümüzde Macron ve benzerleri emperyalistlerin amelesi, kapitalistlerin, finans baronlarının hademesidir. Güzel ahlak için gönderilmiş Hz. Resulü hakaretlerine konu eden zihniyet, dünya üzerinden silinmeye mahkumdur.' dedi. ÇanakkaleÇanakkale Cumhuiriyet Meydanı'ndaki protestoda basın açıklamasını okuyan Memur-Sen İl Temsilcisi Suat Özen, Fransa'nın tarihindeki sömürgeciliğe vurgu yaptı.Avrupa'da 'cinnet hali' yaşandığını dile getiren Özen, şöyle devam etti:'Yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi, o meşhur Avrupa aklını esir almış, çoğulculuk söylemlerinin sırçası dökülmüş ve nihayet aşırı sağ siyasetin ürettiği politikalar siyaseti belirler hale gelmiştir. Burada bir parantezle bir başka tepkimizi de özellikle ifade edelim. Kutsal emanetlerimizin mekanı olmakla yetinip, kutsala sahip çıkmayı beceremeyen Suudi Arabistan yönetimini ve onunla aynı kulvarda bulunmaya teşne Birleşik Arap Emirlikleri'ni de tarih ve bizler not ediyoruz.'KütahyaKütahya'da Memur-Sen'e bağlı sendikaların üyelerinden oluşan grup adına açıklama, İl Temsilcisi Fatih Köse tarafından Konfederasyon binasında yapıldı.Macron'un bir görüntü olduğunu, Avrupa'da birçok ülkede cinnet hali yaşandığını dile getiren Köse, 'Almanya'da cami baskını, Hollanda’da Wilders’in terör ve şiddet içeren konuşmaları ve nihayet Macron’un, ifade hürriyetinin arkasına sığınarak, İslam’a ve Peygamberi'ne saldıran unsurlara sahip çıkması cinnetin boyutlarını göstermektedir.' ifadesini kullandı.Bilecik Bilecik Cumhuriyet Meydanı'nda konuşan Memur-Sen İl Temsilcisi Süleyman Akyıldız, insan hakları aktivistlerine ve emek hareketlerine yön veren kuruluşlara çağrıda bulundu.Akyıldız, 'Özgürlük insanın, dünya insanlığın ikametgahıdır. Renkleri, fikirleri ve inançları; hakaret etme, küçük görme, şiddeti çağırma aracı yapan, kendi kirli oyunları için saklama tezgahları oluşturan, siyasi kimlikleri, ideolojik örgütlere ve emperyalist devletlere birlikte cevap vermeli, onlara yenilgiyi birlikte tattırmalıyız. İnancımız, farklı olabilir, fikirlerimiz karşıt görünebilir ama çok temel bir ortaklığımız var; biz insanız ve dünyada birlikte yaşıyoruz.' diye konuştu.Ayrıca Akyıldız, hiç kimsenin bir başkasının dinine, hükümlerine ve kutsallarına hakaret etme, onları yok etme hakkına sahip olmadığını sözlerine ekledi.YalovaYalova Merkez Cami yanındaki Cevdet Aydın Parkı'nda toplanan Memur-Sen üyeleri, Macron'a tepkilerini dile getirdi. İl Temsilcisi Ahmet Kotçioğlu grup adına yaptığı konuşmada, 'Dine ve Kutlu Nebi'ye dönük hakaret faillerinin kuyruğuna takılan ülkelerin ve yöneticilerin, emperyalist taşeronluğu ve kapitalistlerin sömürü baronluğu sıfatlarının sona ermesinin de yakın olduğuna inanıyoruz.' değerlendirmesinde bulundu.Etkinlik, Fransa ve Macron aleyhine slogan atılması ve tekbir getirilmesiyle sona erdi.
Analiz - Krizlerin Ürettiği Çözümlerle Yeni Türkiye Jeopolitiği
İSTANBUL (AA) -MEHMET KANCI- “Yeniden iki kutuplu mu, yoksa çok kutuplu mu” ya da “Çin Halk Cumhuriyeti ile ABD arasındaki ‘Yeni Soğuk Savaş’ın şekillendireceği bir dünya düzeni mi” derken karmaşık bir yapıya savrulan uluslararası düzen, Türkiye’yi Soğuk Savaş yıllarından miras kalan pozisyonunu ve ilişkilerini sorgulamaya itiyor. Günümüzün tehditleri “Doğu’dan gelen komünizm” ile sınırlı değil. Uzay coğrafyasından deniz tabanındaki maden yataklarına, fiber optik hatlardan siber uzaya, gıda güvenliğinden iklim mülteciliğine kadar artık her konu küresel mücadele alanı. Bu mücadele alanlarına yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının da dahil olmasıyla “Felaketlerin Kesişmesi” (Catastrophic Convergence) olarak tanımlayabileceğimiz bir jeopolitik coğrafya karşımıza çıktı. Bu felaketler ve kaoslar silsilesine karşı eş zamanlı çözümler üretmek zorunda kalmak ekonomik kaynakları da zorluyor. Fakat her kriz beraberinde öngörülemeyen tehditler kadar sürpriz çözümleri de getirebiliyor. Kovid-19 salgınıyla beraber başlayan karantina sürecinde boş zamanlarını spor yaparak değerlendirenlerin toplumdaki obezite tehlikesini azaltması ya da Finlandiya’da, ülkelerinin sağlık sisteminin avantajlarını gören dünyaya dağılmış genç Finlandiyalılarının tersine beyin göçünü başlatması gibi dengesizliklerin umulmadık noktalarda avantajlar doğurduğuna şahit oluyoruz.1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla son bulan Soğuk Savaş’ın ardından 20 yıl boyunca devam eden kaosun Türkiye’yi sorunlarıyla yüzleştirerek kendi çözümlerini üretmeye zorlaması da dengesizlik karşısında temin edilen avantajların bir örneği oldu.Varşova Paktı’nın dağılması ve Sovyetler Birliği’nin parçalanmasıyla Orta Doğu, Avrupa ve Afrika’da gelişen istikrarsızlıklar yeni sorunlardan ziyade Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yarım kalmış hesaplaşmaları yeniden canlandırdı. Birinci Dünya Savaşı’nın meydana getirdiği ekonomik yıkım, dönemin şartlarında Balkanlarda, Kafkaslarda, Orta Doğu ve Avrupa’da savaş baltalarının gömülmesini zorunlu kılmıştı. Bu sessizlik Avrupa devletleri için Avusturya’nın Almanya tarafından ilhak edildiği 1938 yılına kadar 20 yıl sürdürülebildi. 1945 yılında sona eren İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş’ın kapısını aralarken aslında Birinci Dünya Savaşı’nın hesapları sümen altında tutulmaya devam ediliyordu. 43 yıl boyunca Soğuk Savaş sayesinde buzlukta tutulan hesaplaşmalar Sovyetler Birliği dağılmadan henüz 1988 yılında yeniden masaya sürüldü. Ermenistan, Yukarı Karabağ’ı Azerbaycan’dan almak için silaha sarılırken, Balkanlarda fitil 1991’de Yugoslavya’daki etnik grupların boğaz boğaza gelmesiyle ateşlendi. Bosna Savaşı ABD’nin, Karabağ Savaşı ise Minsk Grubu’nun müdahalesiyle noktalanırken, aradan geçen 20 küsur yılda bu müdahalelerin kalıcı çözümler üretmediği, pansumandan öteye geçmediği güncel gelişmelerle daha iyi anlaşılır hale geldi. 2008 yılında Rusya’nın Gürcistan’a askeri müdahalesiyle başlayan süreç ise Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de istikrarın sorgulanmasına yol açan bir dönemin kapılarını açtı. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgali ise dünyanın bir numaralı enerji havzasında günümüze kadar gelen istikrarsızlık atmosferinin temelini attı. Türkiye bütün bu çatışmalar sürecini kendisine biçilmiş “NATO ittifakının güney kanat ülkesi” kimliği ile izledi. Diplomasi, savunma, enerji ve finans alanındaki politikalarını ve ihtiyaçlarını 20. yüzyıldan kalma parametreler ve alışkanlıklarıyla sürdürmeye devam etti.Türkiye jeopolitik kimliğini yeniden tanımlıyor 2010 yılında Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın Mısır, Libya ve Suriye’ye sıçramasıyla Türkiye’nin kara, hava ve denizde nüfuz alanlarını doğrudan hedef alan tehditlerin ortaya çıkması, Ankara’yı jeopolitik kimliğini yeniden değerlendirmeye yönlendirdi. Türkiye’nin NATO müttefikleri ile Suriye ve Libya sahasında yaşadığı çıkar çatışmaları, bu kimliğin yeniden tasarımının hayati olduğu gerçeğini teyit etti. Avrupa Birliği’nin (AB) Mısır’da Sisi liderliğindeki darbeye göz yumması ve 15 Temmuz 2016’da Türkiye’deki darbe girişimine karşı beklenen tepkiyi göstermemesi de Ankara’ya yeni bir yol haritası belirlemenin kaçınılmazlığını dayattı.Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma füzeleri, milli üretim Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere denizlerinde yürürlüğe koyduğu Mavi Vatan konsepti bu yeni yol haritasının simgeleri haline geldi.Türkiye’nin 1990-1991’de Irak’ın Kuveyt’i işgalini takiben yaşanan İkinci Körfez Savaşı’nda hayati önemini kavradığı yüksek irtifa hava savunma sistemi ihtiyacına dair arayışları 1990’ların ikinci yarısında başladı. Aradan geçen 20 yıldan uzun sürede Türkiye’nin NATO müttefikleri teknoloji transferi bir yana, bu füzelerin satışını dahi yokuşa sürdü. Bu sistemin Rusya’dan alınmasının karşılığını Türkiye 5. nesil F-35 savaş uçağı projesinden dışlanarak aldı. ABD, S-400 sistemleri ile denemeler yapılması üzerine yaptırım tehditlerini de gündeme getirdi. Envanterinde Scud füzeleri bulunan Irak’ın geçmişte oluşturduğu tehdit, Suriye’nin yine aynı füze sistemleri ile süren tehdidi, Ermenistan gibi Azerbaycan’ın sivil yerleşim yerlerini balistik füzelerle vuran bir ülkenin bölgedeki varlığı ya da Yunanistan’ın Girit adasına konuşlandırdığı S-300 füze sistemleri Türkiye’nin bu alandaki ihtiyacının meşruluğunu müttefiklerine kabul ettirmeye yetmedi. Ayrıca Türkiye’nin hava sahasının tehditlerle karşı karşıya kaldığı dönemlerde de müttefikler Türkiye’nin güvenliğini artırmaya yönelik olarak Ankara’nın beklentilerini karşılayabilecek uzun vadeli desteği göstermekten kaçındılar. Tehditler bu kadar açık ve net iken uygulanan çifte standardın temelinde sadece Ankara’yı NATO’nun eşit bir üyesi olarak görmemek gibi siyasal bir sorunun ötesinde açık çıkar çatışmaları da yatıyor. Bu çerçevede Türkiye’nin SİHA’larda olduğu gibi füze üretiminde de milli bir teknolojiye sahip olmasından duyulan endişe yatıyor olabilir. S-400 sisteminin ters mühendislik yoluyla Türkiye’nin kendi uzay programının temellerini atmak için kullanılması olasılığı ve buna bağlı olarak ABD’nin ardından NATO’nun Uzay Komutanlığı kurmak için adım attığı bu günlerde Ankara’nın uzay coğrafyasında kendi imkanlarıyla hakimiyet tesis etme kapasitesine ulaşma iradesi “müttefiklerimizi” şimdiden düşündürüyor.Türkiye’nin kimliğindeki bu değişimin hedeflerinden biri de 1973’teki petrol krizini takiben enerjideki dışa bağımlılığın ekonomiye verdiği zararın tekrarlanmaması için önlemler alınması oldu. Türkiye’nin, Rusya ve Azerbaycan kaynaklı doğalgazın Avrupa pazarına ulaştırılmasında üstlendiği rolün ötesine geçerek Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de enerjiye doğrudan ulaşım gayretleri de karşısına bir ittifakın dikilmesi sonucunu getirdi. ABD ve Fransa’nın desteğiyle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY); Yunanistan, İtalya, Mısır, Filistin, Ürdün ve İsrail’i “Doğu Akdeniz Gaz Forumu” adı ve enerji işbirliği görünümü altında Türkiye karşıtı bir inisiyatifi bir araya topladı.Türkiye’nin milli savunma, milli enerji ve uluslararası alanda diplomasi yöntemiyle çıkarları yönünde attığı her adımda karşısında yeri geldiğinde geçmişin düşman kardeşi olan ülkelerin oluşturduğu ittifakları bulması, Türkiye’nin yeni jeopolitik kimlik tasarımının milli boyutunun doğurduğu rahatsızlığın kimi ülkeleri ortak bir paydada buluşturduğunu delillendiriyor. Bu ortak payda günümüzde Körfez bölgesinden, ABD’deki lobilere ve onların siyasi uzantılarına kadar ulaşıyor.En çetin sınav milli finans cephesinde Türkiye’nin yeni jeopolitik kimlik tasarımındaki en çetin sınav ise milli finans cephesinde vuku buluyor. Bu mücadele pek yakında İsrail’in “normalleşme” adı altında uluslararası topluma pazarladığı süreç ile yeni bir boyut kazanacak. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Sudan’ı takiben Suudi Arabistan’ın da ABD’de 3 Kasım’da tamamlanacak Başkanlık seçiminin ardından İsrail ile normalleşme kervanına katılması bekleniyor. Sırada başka Afrika ve Orta Doğu ülkelerinin de olduğu belirtiliyor. Bu normalleşme operasyonuyla eş zamanlı olarak Ağustos ayında Beyrut limanındaki patlamayı takiben Fransa’nın Lübnan’daki hükümet ve finans sistemini reforme etmek adına başlattığı müdahale de Körfez’den Doğu Akdeniz’e kadar yeni bir finansal düzen kurmanın işaretlerini barındırıyor. ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında tanımlanan “Yeni Soğuk Savaş”ın Asya-Pasifik’teki finans piyasalarını potansiyel sıcak çatışmalarla tehlikeye atması ihtimali göz önüne alınarak alternatif bir küresel finans merkezi oluşturma gayreti İsrail tarafından “diplomatik normalleşme” kisvesi altında pazarlanıyor. Bu normalleşme süreci ile Lübnan’daki Fransız etiketli reform çalışması birleştiğinde ortaya çıkacak finans piyasası, Körfez ülkelerinin enerji gelirlerinin ancak ABD, İsrail ve Fransa onaylı ülke ve projelere aktarılmasını da beraberinde getirecektir. Küresel ekonomik krize kadar, petrol ve doğalgaz satışından elde ettikleri artı değeri, Avrupa’da futbol kulübü ve malikane almaya harcayan Arap sermayesinin bu yolla ıslah edilmesi ve kontrol altına alınarak İran başta olmak üzere bölgede “düşman” kabul edilen ülkelerin mali olarak ellerinin kollarının bağlanması da bu “normalleşmenin” yan etkileri olacak.Türkiye’nin, inşa ettiği yeni jeopolitik kimliğin mali ayağını tasarlarken, Körfez’den doğup etki alanı Kuzey ve Doğu Afrika’ya kadar ulaşacak olan bu projeye karşı savunma, diplomasi ve enerji alanında olduğu gibi özgün çözümlerini ivedilikle geliştirmesi gerekecek. [Gazeteci Mehmet A. Kancı Türk dış politikası üzerine analizler kaleme almaktadır]
Yapı Kredi'nin 9 Aylık Net Karı 4 Milyar 315 Milyon Lira
İSTANBUL (AA) - Yapı Kredi, yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira net kar elde etti.Yapı Kredi açıklamasına göre, banka yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının tüm dünyayı etkilediği 2020 yılının ilk 9 ayında nakdi ve gayri nakdi kredilerini yıllık bazda yüzde 24 artırarak, Türkiye ekonomisine 384,4 milyar TL kaynak sağladı. Nakdi kredi hacmini yıllık yüzde 27 artışla 283 milyar liraya çıkaran bankanın, özel bankalar arasındaki toplam nakdi kredi pazar payı yüzde 16,5 oldu. Konsolide aktif büyüklüğü 492,5 milyar TL’ye ulaşan Yapı Kredinin net karı yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira olarak gerçekleşti. Mevduatta TL odaklı büyümeyi sürdüren ve toplam müşteri mevduat hacmi yıllık yüzde 23 artışla 263,5 milyar liraya ulaşan bankanın, sermaye yeterlilik rasyosu ise (geçici regülasyon katkısı dikkate alınmadığında) yüzde 16,7 olarak gerçekleşti. Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün, Türkiye’nin en büyük üçüncü özel bankası olarak 'Hizmette Sınır Yoktur' anlayışıyla, pandemi nedeniyle zorlu geçen 2020 yılının ilk 9 ayında da ülke ekonomisine değer katmayı sürdürdüklerini belirtti.Global olarak içinden geçilen şu zor günlerde müşterilerin ve Türkiye'nin yanında olarak sınırları kaldırmaya devam ettiklerini aktaran Erün, 'Yılın son çeyreğini karşılarken, nakdi ve gayri nakdi kredilerimizi yıllık yüzde 24 artırarak ülke ekonomisine 384,4 milyar lira kaynak sağladık. Nakit kredi hacmimiz yüzde 27 artarak 283 milyar lira olarak gerçekleşti. Toplam nakdi kredilerde pazar payımız ise yüzde 16,5’e yükseldi. Yine, 2020 yılının ilk 9 ayında müşteri odaklı çalışmalarımız ile toplam müşteri mevduatı hacmimiz yüzde 23 artışla 263,5 milyar lira oldu. İşletme ve KOBİ’lerimizin çek ödemelerinin finansmanına destek olmak için KGF (Kredi Garanti Fonu) tarafından çıkartılan Çek Ödeme Destek Paketi ve yine kira, maaş gibi sabit giderlerinin finansmanına yönelik OPEX Kredi Destek Paketi’nde lider bankalar arasında yer alarak, bu dönemde müşterilerimizi desteklemeye devam ettik. Bu kapsamda, yılın ilk 9 ayında 8 milyar liralık kaynak sağladık.' ifadelerini kullandı.Erün, Yapı Kredi’nin dijital alanda yaptığı yatırımların değerinin salgın döneminde çok daha iyi anlaşıldığını vurguladı. Kovid-19 salgınının görüldüğü ilk günlerden itibaren müşterileri bankacılık işlemlerini yapmaları için Yapı Kredi Mobil, Yapı Kredi Internet Şubesi ve Yapı Kredi Müşteri İletişim Merkezi’ne yönlendirdiklarini bildiren Erün, şu ifadeleri kullandı: 'Mobil aktif müşteri adedimizde, 2020 yılının ilk 9 ayında yüzde 13, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 20 oranında bir artış sağladık. Pandemi öncesinde dijitalle tanışmamış müşterilerimizin yüzde 12’si bu dönemde dijital bankacılık kanallarını kullanmaya başladı. Bununla birlikte, 2020’nin ilk 9 aylık sürecinde yeni hizmet modelimiz “Görüntülü İşlem Asistanları” aracılığı ile yeni müşteri kazanım oranımız 2 katından fazla artış gösterdi. Müşteri İletişim Merkezimize gelen çağrılarda ise pandemi öncesi döneme kıyasla yüzde 22 oranında artış yaşandı.'-'Pandemi öncesi dönemle kıyasla kredi kartıyla temassız ödemeler 4 katına yükseldi'Erün, teknolojiyi, insanı merkeze alan bir yaklaşımla hem müşterilerinin hem de çalışanlarının hayatına değer katacak bir şekilde kullandıklarını belirtti.Kartlı ödeme sistemlerinin bir numaralı markası World ile de kredi kartları alanındaki tarihsel liderliklerini 32 yıldır devam ettiklerini kaydeden Erün, 'Kredi kartı adedimizi 11,8 milyona taşıdığımız bu dönemde kredi kartı adedine göre pazar payımız yüzde 16 olurken, aynı dönemde kredi kartı alacak bakiyesinde yüzde 17,5 pazar payı ile liderliğimizi sürdürdük. Pandemi öncesi dönemle kıyasladığımızda ise kredi kartıyla yapılan temassız ödemeler 4 katına yükseldi ve lider konumumuzu bu alanda da devam ettirdik.' değerlendirmesinde bulundu.Yapı Kredi’nin kurulduğu günden bu yana bankacılık faaliyetlerini, toplumun tüm kesimleri üzerindeki etkilerini gözeterek yürüttüğünü belirten Erün, sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin ancak çevresel ve sosyal sürdürülebilirlikle mümkün olduğunun altını çizdi. Erün, '2020 yılında ekonomiyi ve yaşamı derinden etkileyen Kovid-19 pandemisi, dünya düzeninin ne denli hassas ve değişebilir olduğunu tekrar ortaya koydu. Tüm belirsizliklerin içerisinde ekonomi, toplum ve çevrenin birbirine bağlı, birbirinden doğrudan etkilenen ayrılmaz unsurlar olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Biz de Yapı Kredi olarak kurumların çevre ile uyumlu, toplumun beklentilerini dikkate alan ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını gözeten bir konumda olması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin ‘sınırları kaldıran’ bankası olarak, sektördeki öncü ve güçlü konumumuzu ve sorumlu büyüme anlayışımızı sürdürülebilirlik alanına daha da yoğunlaştırdık.' ifadelerini kullandı.Yapı Kredi’nin sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalarına değinen Erün, şunları kaydetti:'2020 yılının ocak ayında ilk yeşil tahvil ihracımızı gerçekleştirdik. Tahvil kaynaklarını yenilenebilir enerji projelerinde kullandırarak Türkiye’nin düşük karbon ekonomisine geçişine olan desteğimizi sürdürüyoruz. Çevresel ve sosyal etkilerin yönetilmesinde finans sektörüne düşen sorumlulukların bilincinde bir kurum olarak etkin kurumsal yönetim ve risk yönetimi ilkeleriyle faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl dünyanın en büyük çevresel raporlama kuruluşu olan Karbon Saydamlık Projesi’ne (CDP) yaptığımız raporlamayla CDP Türkiye 2019 Su Liderleri arasında yer aldık. Sürdürülebilirlik yönetiminde gösterdiğimiz yüksek performansımızla Borsa İstanbul (BİST) Sürdürülebilirlik Endeksi ve Londra Borsası’na bağlı küresel endeks sağlayıcısı FTSE Russel’ın şirketlerin çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim performanslarını ölçen FTSE4Good Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi’nde yer almayı sürdürdük. Bu yıl tüm paydaşlarımız için uzun dönemli değer yaratma modelini içeren ilk Entegre Raporumuzu yayımladık.'Yapı Kredi olarak Kovid-19 salgınına karşı yürütülen mücadele kapsamında bugüne kadar toplumsal ve ekonomik birçok önlemi hayata geçirdiklerini anımsatan Erün, 'Bu belirsiz dönemde de 76 yıldır genlerimize işleyen müşteri odaklı hizmet ve toplumsal sorumluluk anlayışımızla ülkemize katkı sağlamayı sürdüreceğiz. Ekonomik, toplumsal ve sosyal alanlarda gerçekleştireceğimiz çalışmalarla pandeminin olumsuz etkilerini azaltmaya, ülkemiz ekonomisini sınırsız bir şekilde desteklemeye devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.
Yapı Kredi'nin 9 Aylık Net Karı 4 Milyar 315 Milyon Lira
İSTANBUL (AA) - Yapı Kredi, yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira net kar elde etti.Yapı Kredi açıklamasına göre, banka yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının tüm dünyayı etkilediği 2020 yılının ilk 9 ayında nakdi ve gayri nakdi kredilerini yıllık bazda yüzde 24 artırarak, Türkiye ekonomisine 384,4 milyar TL kaynak sağladı. Nakdi kredi hacmini yıllık yüzde 27 artışla 283 milyar liraya çıkaran bankanın, özel bankalar arasındaki toplam nakdi kredi pazar payı yüzde 16,5 oldu. Konsolide aktif büyüklüğü 492,5 milyar TL’ye ulaşan Yapı Kredinin net karı yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira olarak gerçekleşti. Mevduatta TL odaklı büyümeyi sürdüren ve toplam müşteri mevduat hacmi yıllık yüzde 23 artışla 263,5 milyar liraya ulaşan bankanın, sermaye yeterlilik rasyosu ise (geçici regülasyon katkısı dikkate alınmadığında) yüzde 16,7 olarak gerçekleşti. Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün, Türkiye’nin en büyük üçüncü özel bankası olarak 'Hizmette Sınır Yoktur' anlayışıyla, pandemi nedeniyle zorlu geçen 2020 yılının ilk 9 ayında da ülke ekonomisine değer katmayı sürdürdüklerini belirtti.Global olarak içinden geçilen şu zor günlerde müşterilerin ve Türkiye'nin yanında olarak sınırları kaldırmaya devam ettiklerini aktaran Erün, 'Yılın son çeyreğini karşılarken, nakdi ve gayri nakdi kredilerimizi yıllık yüzde 24 artırarak ülke ekonomisine 384,4 milyar lira kaynak sağladık. Nakit kredi hacmimiz yüzde 27 artarak 283 milyar lira olarak gerçekleşti. Toplam nakdi kredilerde pazar payımız ise yüzde 16,5’e yükseldi. Yine, 2020 yılının ilk 9 ayında müşteri odaklı çalışmalarımız ile toplam müşteri mevduatı hacmimiz yüzde 23 artışla 263,5 milyar lira oldu. İşletme ve KOBİ’lerimizin çek ödemelerinin finansmanına destek olmak için KGF (Kredi Garanti Fonu) tarafından çıkartılan Çek Ödeme Destek Paketi ve yine kira, maaş gibi sabit giderlerinin finansmanına yönelik OPEX Kredi Destek Paketi’nde lider bankalar arasında yer alarak, bu dönemde müşterilerimizi desteklemeye devam ettik. Bu kapsamda, yılın ilk 9 ayında 8 milyar liralık kaynak sağladık.' ifadelerini kullandı.Erün, Yapı Kredi’nin dijital alanda yaptığı yatırımların değerinin salgın döneminde çok daha iyi anlaşıldığını vurguladı. Kovid-19 salgınının görüldüğü ilk günlerden itibaren müşterileri bankacılık işlemlerini yapmaları için Yapı Kredi Mobil, Yapı Kredi Internet Şubesi ve Yapı Kredi Müşteri İletişim Merkezi’ne yönlendirdiklarini bildiren Erün, şu ifadeleri kullandı: 'Mobil aktif müşteri adedimizde, 2020 yılının ilk 9 ayında yüzde 13, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 20 oranında bir artış sağladık. Pandemi öncesinde dijitalle tanışmamış müşterilerimizin yüzde 12’si bu dönemde dijital bankacılık kanallarını kullanmaya başladı. Bununla birlikte, 2020’nin ilk 9 aylık sürecinde yeni hizmet modelimiz “Görüntülü İşlem Asistanları” aracılığı ile yeni müşteri kazanım oranımız 2 katından fazla artış gösterdi. Müşteri İletişim Merkezimize gelen çağrılarda ise pandemi öncesi döneme kıyasla yüzde 22 oranında artış yaşandı.'-'Pandemi öncesi dönemle kıyasla kredi kartıyla temassız ödemeler 4 katına yükseldi'Erün, teknolojiyi, insanı merkeze alan bir yaklaşımla hem müşterilerinin hem de çalışanlarının hayatına değer katacak bir şekilde kullandıklarını belirtti.Kartlı ödeme sistemlerinin bir numaralı markası World ile de kredi kartları alanındaki tarihsel liderliklerini 32 yıldır devam ettiklerini kaydeden Erün, 'Kredi kartı adedimizi 11,8 milyona taşıdığımız bu dönemde kredi kartı adedine göre pazar payımız yüzde 16 olurken, aynı dönemde kredi kartı alacak bakiyesinde yüzde 17,5 pazar payı ile liderliğimizi sürdürdük. Pandemi öncesi dönemle kıyasladığımızda ise kredi kartıyla yapılan temassız ödemeler 4 katına yükseldi ve lider konumumuzu bu alanda da devam ettirdik.' değerlendirmesinde bulundu.Yapı Kredi’nin kurulduğu günden bu yana bankacılık faaliyetlerini, toplumun tüm kesimleri üzerindeki etkilerini gözeterek yürüttüğünü belirten Erün, sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin ancak çevresel ve sosyal sürdürülebilirlikle mümkün olduğunun altını çizdi. Erün, '2020 yılında ekonomiyi ve yaşamı derinden etkileyen Kovid-19 pandemisi, dünya düzeninin ne denli hassas ve değişebilir olduğunu tekrar ortaya koydu. Tüm belirsizliklerin içerisinde ekonomi, toplum ve çevrenin birbirine bağlı, birbirinden doğrudan etkilenen ayrılmaz unsurlar olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Biz de Yapı Kredi olarak kurumların çevre ile uyumlu, toplumun beklentilerini dikkate alan ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını gözeten bir konumda olması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin ‘sınırları kaldıran’ bankası olarak, sektördeki öncü ve güçlü konumumuzu ve sorumlu büyüme anlayışımızı sürdürülebilirlik alanına daha da yoğunlaştırdık.' ifadelerini kullandı.Yapı Kredi’nin sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalarına değinen Erün, şunları kaydetti:'2020 yılının ocak ayında ilk yeşil tahvil ihracımızı gerçekleştirdik. Tahvil kaynaklarını yenilenebilir enerji projelerinde kullandırarak Türkiye’nin düşük karbon ekonomisine geçişine olan desteğimizi sürdürüyoruz. Çevresel ve sosyal etkilerin yönetilmesinde finans sektörüne düşen sorumlulukların bilincinde bir kurum olarak etkin kurumsal yönetim ve risk yönetimi ilkeleriyle faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl dünyanın en büyük çevresel raporlama kuruluşu olan Karbon Saydamlık Projesi’ne (CDP) yaptığımız raporlamayla CDP Türkiye 2019 Su Liderleri arasında yer aldık. Sürdürülebilirlik yönetiminde gösterdiğimiz yüksek performansımızla Borsa İstanbul (BİST) Sürdürülebilirlik Endeksi ve Londra Borsası’na bağlı küresel endeks sağlayıcısı FTSE Russel’ın şirketlerin çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim performanslarını ölçen FTSE4Good Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi’nde yer almayı sürdürdük. Bu yıl tüm paydaşlarımız için uzun dönemli değer yaratma modelini içeren ilk Entegre Raporumuzu yayımladık.'Yapı Kredi olarak Kovid-19 salgınına karşı yürütülen mücadele kapsamında bugüne kadar toplumsal ve ekonomik birçok önlemi hayata geçirdiklerini anımsatan Erün, 'Bu belirsiz dönemde de 76 yıldır genlerimize işleyen müşteri odaklı hizmet ve toplumsal sorumluluk anlayışımızla ülkemize katkı sağlamayı sürdüreceğiz. Ekonomik, toplumsal ve sosyal alanlarda gerçekleştireceğimiz çalışmalarla pandeminin olumsuz etkilerini azaltmaya, ülkemiz ekonomisini sınırsız bir şekilde desteklemeye devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.
Yapı Kredi'nin 9 Aylık Net Karı 4 Milyar 315 Milyon Lira
İSTANBUL (AA) - Yapı Kredi, yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira net kar elde etti.Yapı Kredi açıklamasına göre, banka yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının tüm dünyayı etkilediği 2020 yılının ilk 9 ayında nakdi ve gayri nakdi kredilerini yıllık bazda yüzde 24 artırarak, Türkiye ekonomisine 384,4 milyar TL kaynak sağladı. Nakdi kredi hacmini yıllık yüzde 27 artışla 283 milyar liraya çıkaran bankanın, özel bankalar arasındaki toplam nakdi kredi pazar payı yüzde 16,5 oldu. Konsolide aktif büyüklüğü 492,5 milyar TL’ye ulaşan Yapı Kredinin net karı yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira olarak gerçekleşti. Mevduatta TL odaklı büyümeyi sürdüren ve toplam müşteri mevduat hacmi yıllık yüzde 23 artışla 263,5 milyar liraya ulaşan bankanın, sermaye yeterlilik rasyosu ise (geçici regülasyon katkısı dikkate alınmadığında) yüzde 16,7 olarak gerçekleşti. Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün, Türkiye’nin en büyük üçüncü özel bankası olarak 'Hizmette Sınır Yoktur' anlayışıyla, pandemi nedeniyle zorlu geçen 2020 yılının ilk 9 ayında da ülke ekonomisine değer katmayı sürdürdüklerini belirtti.Global olarak içinden geçilen şu zor günlerde müşterilerin ve Türkiye'nin yanında olarak sınırları kaldırmaya devam ettiklerini aktaran Erün, 'Yılın son çeyreğini karşılarken, nakdi ve gayri nakdi kredilerimizi yıllık yüzde 24 artırarak ülke ekonomisine 384,4 milyar lira kaynak sağladık. Nakit kredi hacmimiz yüzde 27 artarak 283 milyar lira olarak gerçekleşti. Toplam nakdi kredilerde pazar payımız ise yüzde 16,5’e yükseldi. Yine, 2020 yılının ilk 9 ayında müşteri odaklı çalışmalarımız ile toplam müşteri mevduatı hacmimiz yüzde 23 artışla 263,5 milyar lira oldu. İşletme ve KOBİ’lerimizin çek ödemelerinin finansmanına destek olmak için KGF (Kredi Garanti Fonu) tarafından çıkartılan Çek Ödeme Destek Paketi ve yine kira, maaş gibi sabit giderlerinin finansmanına yönelik OPEX Kredi Destek Paketi’nde lider bankalar arasında yer alarak, bu dönemde müşterilerimizi desteklemeye devam ettik. Bu kapsamda, yılın ilk 9 ayında 8 milyar liralık kaynak sağladık.' ifadelerini kullandı.Erün, Yapı Kredi’nin dijital alanda yaptığı yatırımların değerinin salgın döneminde çok daha iyi anlaşıldığını vurguladı. Kovid-19 salgınının görüldüğü ilk günlerden itibaren müşterileri bankacılık işlemlerini yapmaları için Yapı Kredi Mobil, Yapı Kredi Internet Şubesi ve Yapı Kredi Müşteri İletişim Merkezi’ne yönlendirdiklarini bildiren Erün, şu ifadeleri kullandı: 'Mobil aktif müşteri adedimizde, 2020 yılının ilk 9 ayında yüzde 13, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 20 oranında bir artış sağladık. Pandemi öncesinde dijitalle tanışmamış müşterilerimizin yüzde 12’si bu dönemde dijital bankacılık kanallarını kullanmaya başladı. Bununla birlikte, 2020’nin ilk 9 aylık sürecinde yeni hizmet modelimiz “Görüntülü İşlem Asistanları” aracılığı ile yeni müşteri kazanım oranımız 2 katından fazla artış gösterdi. Müşteri İletişim Merkezimize gelen çağrılarda ise pandemi öncesi döneme kıyasla yüzde 22 oranında artış yaşandı.'-'Pandemi öncesi dönemle kıyasla kredi kartıyla temassız ödemeler 4 katına yükseldi'Erün, teknolojiyi, insanı merkeze alan bir yaklaşımla hem müşterilerinin hem de çalışanlarının hayatına değer katacak bir şekilde kullandıklarını belirtti.Kartlı ödeme sistemlerinin bir numaralı markası World ile de kredi kartları alanındaki tarihsel liderliklerini 32 yıldır devam ettiklerini kaydeden Erün, 'Kredi kartı adedimizi 11,8 milyona taşıdığımız bu dönemde kredi kartı adedine göre pazar payımız yüzde 16 olurken, aynı dönemde kredi kartı alacak bakiyesinde yüzde 17,5 pazar payı ile liderliğimizi sürdürdük. Pandemi öncesi dönemle kıyasladığımızda ise kredi kartıyla yapılan temassız ödemeler 4 katına yükseldi ve lider konumumuzu bu alanda da devam ettirdik.' değerlendirmesinde bulundu.Yapı Kredi’nin kurulduğu günden bu yana bankacılık faaliyetlerini, toplumun tüm kesimleri üzerindeki etkilerini gözeterek yürüttüğünü belirten Erün, sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin ancak çevresel ve sosyal sürdürülebilirlikle mümkün olduğunun altını çizdi. Erün, '2020 yılında ekonomiyi ve yaşamı derinden etkileyen Kovid-19 pandemisi, dünya düzeninin ne denli hassas ve değişebilir olduğunu tekrar ortaya koydu. Tüm belirsizliklerin içerisinde ekonomi, toplum ve çevrenin birbirine bağlı, birbirinden doğrudan etkilenen ayrılmaz unsurlar olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Biz de Yapı Kredi olarak kurumların çevre ile uyumlu, toplumun beklentilerini dikkate alan ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını gözeten bir konumda olması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin ‘sınırları kaldıran’ bankası olarak, sektördeki öncü ve güçlü konumumuzu ve sorumlu büyüme anlayışımızı sürdürülebilirlik alanına daha da yoğunlaştırdık.' ifadelerini kullandı.Yapı Kredi’nin sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalarına değinen Erün, şunları kaydetti:'2020 yılının ocak ayında ilk yeşil tahvil ihracımızı gerçekleştirdik. Tahvil kaynaklarını yenilenebilir enerji projelerinde kullandırarak Türkiye’nin düşük karbon ekonomisine geçişine olan desteğimizi sürdürüyoruz. Çevresel ve sosyal etkilerin yönetilmesinde finans sektörüne düşen sorumlulukların bilincinde bir kurum olarak etkin kurumsal yönetim ve risk yönetimi ilkeleriyle faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl dünyanın en büyük çevresel raporlama kuruluşu olan Karbon Saydamlık Projesi’ne (CDP) yaptığımız raporlamayla CDP Türkiye 2019 Su Liderleri arasında yer aldık. Sürdürülebilirlik yönetiminde gösterdiğimiz yüksek performansımızla Borsa İstanbul (BİST) Sürdürülebilirlik Endeksi ve Londra Borsası’na bağlı küresel endeks sağlayıcısı FTSE Russel’ın şirketlerin çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim performanslarını ölçen FTSE4Good Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi’nde yer almayı sürdürdük. Bu yıl tüm paydaşlarımız için uzun dönemli değer yaratma modelini içeren ilk Entegre Raporumuzu yayımladık.'Yapı Kredi olarak Kovid-19 salgınına karşı yürütülen mücadele kapsamında bugüne kadar toplumsal ve ekonomik birçok önlemi hayata geçirdiklerini anımsatan Erün, 'Bu belirsiz dönemde de 76 yıldır genlerimize işleyen müşteri odaklı hizmet ve toplumsal sorumluluk anlayışımızla ülkemize katkı sağlamayı sürdüreceğiz. Ekonomik, toplumsal ve sosyal alanlarda gerçekleştireceğimiz çalışmalarla pandeminin olumsuz etkilerini azaltmaya, ülkemiz ekonomisini sınırsız bir şekilde desteklemeye devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.
İran Borsası Mağdurları Meclis Önünde Protesto Düzenledi
TAHRAN (AA) - İran Menkul Kıymetler Borsası mağdurlarından onlarca kişi, İran Meclis binası önünde borsanın değer kaybetmesini protesto ettiler. Ülke lideri Ali Hamaney'in 'Yatırım için en iyi yer finans piyasasıdır.' sözlerinin yazılı olduğu pankartları taşıyan onlarca kişi meclis binası önünde, İran Menkul Kıymetler Borsası'nda son günlerde yaşanan düşüşe tepki gösterdiler.Eylemciler bina önünde gösteri yaparken borsa başkanı Hasan Kalibaf Asıl'ın meclis içerisinde olduğu bildirildi.Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, borsanın sert bir şekilde düşüşe geçmesinden 3 gün önce 6 Ağustos günü yaptığı bir konuşmada, halkı borsada yatırım yapmaya teşvik etmiş, 'Piyasa göstergelerine göre önümüzdeki günlerde borsanın durumu daha iyi olacak. Halk tüm varlıklarını borsaya yatırsın.' şeklinde ifadeler kullanmıştı. 9 Ağustos günü düşüşe geçen İran Menkul Kıymetler Borsası endeksinin bugüne kadar yüzde 36 oranında değer kaybettiği belirtiliyor.
Adana'da Fetö'nün Sözde Medya Sorumlusuna 15 Yıla Kadar Hapis İstemi
ADANA (AA) - Adana'da FETÖ/PDY'nin sözde 'Çukurova eyalet gazete mesulü' olduğu iddiasıyla tutuklanan sanık hakkında 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca, tutuklu H.Ö. hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.H.Ö. hakkında 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.İddianamede teşhis yaptırıldıktan sonra ifadesine yer verilen tanık Ö.S, ''FETÖ/PDY içinde birçok örgüt mensubu kod isim kullanıyordu. Fotoğrafından teşhis ettiğim H.Ö. isimli kişi örgüt içinde Çukurova eyalet gazete mesulü olarak faaliyet gösteriyordu.'' beyanında bulundu.Sanık H.Ö'nün örgütteki doktor ve öğretmen grubunun da sorumlusu olduğuna ilişkin tanık beyanlarının bulunduğu anlatılan iddianamede, örgüt elebaşının talimatı sonrasında Bank Asya'ya para yatırdığının anlaşıldığı ifade edildi.İddianamede sanığın, örgüt üyeleriyle irtibatlı olduğu, FETÖ'nün 'sohbet' adı altında düzenlediği toplantılara katıldığı, örgüte müzahir oldukları gerekçesiyle KHK ile kapatılan 5 şirkette SGK kaydının bulunduğu, kentte örgütsel faaliyetleri kapsamında ''Çukurova eyalet gazete mesulü'' olarak FETÖ'ye finans kaynağı temin edilmesinde etkin rol aldığı belirtilerek, ilgili kanun maddeleri uyarınca cezalandırılması istendi.Tutuklu sanık H.Ö'nün yargılanmasına ilerleyen günlerde başlanacak.
Sudan Hükümetinden ABD Ve İsrail İle Normalleşme Açıklaması
HARTUM (AA) - Sudan hükümeti, ABD'nin Sudan'ı terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartmasının uluslararası toplumdan uzak geçen 30 yıllık bir sayfayı kapatıp özellikle ekonomik açıdan büyük fırsatların kapısını açtığını belirtti.Hükümetten yapılan yazılı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın Sudan'ın adını terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarması ve İsrail-Sudan normalleşmesiyle ilgili değerlendirmelerde bulunuldu.Halkın onurlu bir yaşamı ve tam egemenliği hak ettiği belirtilen açıklamada, Sudan’ın terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılmasının, uluslararası toplumdan uzak geçen 30 yıllık bir sayfayı kapatıp, özellikle ekonomik açıdan büyük fırsatların kapısını açtığı, en fakir ve borçlu ülkeleri muaf tutma girişimi kapsamında ülke ekonomisi için ağır bir yük olan, çoğu eski rejim döneminde ihmal edilen 60 milyardan fazla dış borçtan Sudan’ı muaf tutma sürecini başlatacağı belirtildi.Açıklamada şunlar kaydedildi: 'Sudan’ın terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılması, ülkenin uluslararası finans kurumlarıyla çalışmaya başlaması, kalkınmaya yönelik hibelerden ve küresel yardımlardan tam olarak yararlanmasına imkan tanıyor, altyapı, tarım ve sanayi sektörlerini geliştirmek, ülkenin zenginliklerinden tam olarak yararlanmak için adil ve şeffaf sözleşmelere uygun küresel finansal yatırımların geri dönüşü için güçlü bir sinyal gönderiyor. ABD'nin kararı, banka transferlerini kolaylaştıracak, bankacılık kısıtlamalarını kaldıracak, küresel bankacılık sistemine dönüşe olanak tanıyacak, Sudanlılara dünya çapında seyahat özgürlüğü getirecek. Sudanlılara yasaklanan tüm teknik ve teknolojik ürünlere doğrudan aracısız erişime izin verecek.' Normalleşme konusunda son kararı henüz kurulmamış meclis verecekABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'un geçen ağustosta Hartum'u ziyaretinde Sudan’ın adının terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılması için İsrail ile normalleşmeyi şart koştuğu aktarılan açıklamada, Başbakan Abdullah Hamduk hükümetinin, iki meselenin birbirinden ayrılması gerektiğini belirterek bu şartı reddettiği ve Sudan’ın gerekli şartları yerine getirdiğinde bu listeden çıkartılmasını istediği ifade edildi.Sudan hükümetinin açıklamasında şu ifadelere yer verildi:'Hükümet, Sudan halkının İsrail ile ilişkilerde henüz tamamlanmayan anayasal kurumları aracılığıyla karar verme hakkına sahip olduğuna inanıyor. İki konunun birbirinden tamamen ayrı olduğuna dair inancımızla ABD hükümetiyle müzakereleri sürdürdük ve 23 Ekim’de Sudan’ın adının terörü destekleyen devletler listesinden çıkaracak ve Sudan’ı gelecekte ABD mahkemelerinde tazminat taleplerinden koruyacak bir anlaşmaya vardık. ABD tarafı, Sudan hükümetine, Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve Başbakan Abdullah Hamduk’u tebrik etmek ve Sudan İsrail arasındaki ilişkileri normalleştirmek için ilkeler anlaşmasını ilan etmek amacıyla 4’lü telefon görüşmesi önerdi.Sudan İsrail ilişkilerinin yeniden kurulması amacıyla taraflar arasında bir anlaşma hazırlanması konusunda mutabık kalındı. Bu karar, yasama meclisi tarafından kesinlik kazanacak. Sudan hükümeti, iki konunun birbirinden ayrılması, Sudan ve halkının terörizmle bir bağlantısı olmadığı konusundaki ısrarını kesin bir dille vurguluyor. Sudan dünya ülkeleri ile ilişkilerini Sudanlıların menfaatlerine dayalı olarak geliştirecek.'
Bosphorus Film Lab Panelinde Yapım Ve Dağıtım Süreçleri Konuşuldu
İSTANBUL (AA) - Bosphorus Film Lab çevrim içi etkinlikleri kapsamında 'Yapımdan Dağıtıma Film' konulu panel düzenlendi.Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkıları, Global İletişim Ortağı Anadolu Ajansının destekleriyle düzenlenen '8. Boğaziçi Film Festivali'nin endüstri bölümü Bosphorus Film Lab, çevrim içi etkinlikleriyle başladı.Festivalin YouTube hesabından canlı yayınlanan, sinema sektörünün yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını öncesindeki ve bugünkü durumunun ele alındığı paneli yapımcı Müge Özen yönetti.TRT Ortak ve Dış Yapımlar Müdürü Faruk Güven, 12 Punto TRT Senaryo Günleri'nin yapımcılar için yeni bir fon ya da finans kaynağı olduğunu belirterek, 'Sadece fon değil bir nevi ortaklık, yani biz gerçekten de projenin ortağı oluyoruz.' dedi.Güven, 12 Punto öncesinde de TRT'nin çeşitli projelere ortak yapımcı olduğunu, örneğin 2017'de destek olunan ortak yapımlardan bazılarının bu yıl Boğaziçi Film Festivali'nde de yarıştığını söyledi.İki yıldır yapılan çalışmalara ilişkin bilgi veren Güven, projelerin internet üzerinden başvurduğu 12 Punto ile yeni bir sistem getirdiklerini, bu yıl ayrıca TRT 2'de sektörle alakalı konukların ekrana çıktığı yayınlar yaptıklarını ve danışmanlıkların da online olarak sürdürüldüğünü kaydetti.Film alımlarının genelde TRT 1 ve TRT 2 kanalları için yapıldığını belirten Güven, 'TRT 2 kültür sanat kanalı, dolayısıyla daha farklı misyonları var. Daha çok festivallerde gördüğümüz Türkiye'de başarılı olan filmler tabii ki alanımıza giriyor. Festival başarısı, festivaller dolaşması, ilgi çekici bir konu olması, tür açısından yeni bir arayış içerisinde olması gibi kriterler de var. TRT 1'de ise ana akım, gişe başarısı olan ve bazı özel konuları ele alan filmler tercih ediliyor.' ifadelerini kullandı.'Sinemanın rakibi dijital platformlar değil online yaşam' TME Film Finans ve Dağıtım Direktörü Orhan Taşdemir, Kovid-19 tedbirleri dolayısıyla sektörde yaşanan sıkıntılara değindi.Dijital platformların yapımcılar için bir şans olduğunu dile getiren Taşdemir, 'Orada farklı mecralar devreye giriyor ve yapımcılar filmlerini daha kolay satabiliyor ama sinema işletmecileri için dijital platformlar ciddi anlamda rakip.' değerlendirmesini yaptı. Taşdemir, salgının sadece bir sağlık sorunu olmadığını beraberinde ekonomik etkilerinin de olduğunu vurgulayarak, 'Bütün sektörler gibi sinema sektörü de etkilenecek. Kaldı ki sektörde bir sermaye sıkıntısı, finansman kaynağı sıkıntısı var. Yaklaşık bir yıl sinemalar tam kapasiteli açılmadı. Ben dijital ya da online yaşamın sinemaya bir alternatif olduğunu düşünüyorum, pandemi de bu süreci hızlandırdı. Sinemanın rakibi ya da alternatifi dijital platformlar değil aslında online yaşam. Yani siz artık yiyeceğinizi, kıyafetinizi, kitabınızı bütün ihtiyaçlarınızı online olarak karşılıyorsunuz ve şimdi bütün sektörler buna kaymışken sinema işletmecilerinin bundan etkilenmiyor olmasını beklemek doğru değil.' diye konuştu. 'Televizyon kanalları film yapımına daha çok destek olmalı'Bir Film ve Başka Sinema Genel Müdürü Ersan Çongar, film yapımına sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TRT'nin destek verdiğini, Türkiye'de çok sayıda televizyon kanalı olmasına rağmen film yapımına destek verilmediğini söyledi.Özel televizyonların da filmleri yapım sürecinden itibaren destekleyebileceklerini dile getiren Çongar, sözlerini şöyle sürdürdü:'Televizyon kanallarının her gün dizi göstereceklerine bir miktar da filmlere yer vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Pek çok kanalın film yapımına daha çok destek olması, dizilere harcayacakları bütçenin ufak bir kısmını film yapımına destek olarak ayırmaları sektörün daha sağlıklı büyümesi için olumlu bir sonuç getirecektir, maalesef bu yapılmıyor.'Seyircinin tekrar sinemayla ne zaman barışacağına dair ciddi soru işaretleri bulunduğuna işaret eden Çongar, 'Sinema sektörü, sinema salonu bazında maalesef küçülmek zorunda kalacak gibi görünüyor.' dedi.Çongar, insanların alışkanlığının dijitale kayacağı yönündeki görüşe tamamen katılmadığının altını çizerek, 'Sinema, 125 yıllık tarihi boyunca çok çeşitli krizler atlatmış, hepsini atlatmış ve insanlar sinemaya gitmeye devam etmişler. 2020 sinemanın kara yıllarından biri olacak, sadece Türkiye'de değil bütün dünyada bu böyle.' ifadesini kullandı.Dünya genelinde sinema hasılatlarında çok ciddi düşüşler yaşandığını anımsatan Çongar, 'Pandemi bittiği noktada büyük ihtimalle seyirci içerikleri izlemek için filmleri izlemek için sinemaya geri dönecek. Bu anlamda umutsuz değilim, sinemanın bir geleceği var ve insanlar sinemaya dönecek. Tabii ki dijitalin büyümesi hızlandı, bu kesin bir gerçek.' değerlendirmesini yaptı.Bağımsız sinema ve ana akım modellerindeki değişimlerin yanı sıra film yapımından dağıtımına günün dinamiklerinin yapımcı ve dağıtımcı gözünden değerlendirildiği panel yaklaşık 1 saat sürdü. Bosphorus Film Lab etkinlikleri, yerli ve yabancı konukların dijital platformlar üzerinden katılımcılarla buluşacağı film gösterimi, panel, sunum, söyleşi ve canlı yayın sohbetleriyle ekim sonuna kadar devam edecek.
15 Temmuz Derneğince "Hafızanda Ne Var? / Harbi Konuşmalar" Programı Düzenlendi
İSTANBUL (AA) - 15 Temmuz Derneği ile Marmara Üniversitesinin her ay ortaklaşa düzenlediği 'Hafızanda Ne Var? / Harbi Konuşmalar' programının ekim ayı konukları, Gazeteci-Yazar Nedim Şener ve Güvenlik Politikaları Uzmanı Mete Yarar oldu. 15 Temmuz Derneğinden yapılan açıklamaya göre, moderatörlüğünü Prof. Dr. Ali Köse'nin yaptığı program, 15 Temmuz Derneği YouTube kanalından canlı olarak yayınlandı. 15 Temmuz'un darbe değil bir 'işgal girişimi' olduğunu vurgulayan Yarar, şöyle konuştu:'O gece başarılı olsalardı Türkiye bugünkü senaryolarla karşılaşmayacaktı. Çünkü tamamen yurt dışına bağlı, kendi içinde parçalanmış bir coğrafyaya dönecekti. Asker ve polisin sokakta çatışması, ülkenin dermanını tüketecek, diğer terörist gruplara bekledikleri fırsatı sunacaktı. Türkiye'nin belli bölgeleri parçalara ayrılmış olacaktı. O gece Allah'ın yardımıyla atlattık. Halkın sokağa çıkmasını beklemiyorlardı.''FETÖ istihbaratın içindeydi'Yarar, 17/25 Aralık sürecinin iyi okunmadığını, sadece 'Yargı ve polis içindeki bir grup' şeklinde algılandığını anlatarak, bu süreçte polislerin meslekten atılmak yerine Doğu ve Güneydoğu'ya gönderildiklerine dikkati çekti.Sonrasında ise barikatlar sürecinin başladığını ifade eden Yarar, '6-8 Ekim olayları da yeterince anlaşılamadı. Çünkü FETÖ istihbaratın içindeydi.' dedi.Yarar, barikatlar döneminde gittiği Doğu ve Güneydoğu'da yaşadıklarını aktararak, 'Keşke o dönemin şahitleri olan ve şerefleriyle görevlerini yapan emniyet müdürleri ile askerler bunları hatıra olarak yazsalar. Bu anılar ve belgeler FETÖ-PKK işbirliğini çok net ortaya koyacaktır.' değerlendirmesini yaptı. 15 Temmuz'dan sonar FETÖ ile mücadelede belli bir aşamaya gelindiğine dikkati çeken Mete Yarar, toplumdaki yanlış algılara değindi. Yarar, şöyle konuştu:'Zaman zaman tuhaf şeyler duyuyoruz. 'Adam çaycı neden tutuklanıyor' diyorlar. İyi de adam üniversitenin imamı. Adil Öksüz mesela TSK ile ne ilgisi olabilir: Adam TSK imamı. Öğretmenler mesela 'Neden tutuklanıyor' deniyor. Bu örgütün imamlarının büyük çoğunluğu öğretmen. FETÖ ile mücadelede polis, asker ve yargı ayağında önemli aşama kaydedildi. Ancak eğitim ve finans ayağı unutuldu. Bu işin başlangıcını unuttuğumuz için doğru yerde değiliz. Siz eğitimi temizlemezseniz yine kişiler alttan alta daha derin bir yapılanmayla 40 yıl sonrası için aynı planları yaparlar. Bu örgüt eğitimden ve buradaki üyelerinden güç alıp diğer kısımlara sızmaya devam ediyor. Finans alanında işadamlarını iyi organize edip para aktarıyor.' 'Her türlü insan hakları ihlali açık açık yapıldı'Gazeteci-Yazar Nedim Şener ise 15 Temmuz gecesi sokağa çıkıp halka ateş açan askerler ve darbe karşısında durmayan sivilleri 'vicdani olarak affetmediğini' dile getirdi.Bazı kesimlere karşı halen 'kızgın' olduğunu belirten Şener, şöyle devam etti:'O günden beri bazı kesimlere kızgınlığım, kendilerini siyasi olarak yere göğe sığdıramayanlara olan kızgınlığımın sebebi, sokak eylemlerinde TOMA'yı görünce aslan kesilen bu insanların 15 Temmuz gecesi kediye dönmeleri, bırakın karşı durmayı o gece sela okudu diye 120 tane müezzini darp etmeleridir. Bunu yapanlar bugünlerde ağızlarından insan hakları kelimesini düşürmüyorlar. O gece her türlü insan hakları ihlali açık açık yapıldı. İnsanların bedenleri tankların altında kalıp asfalta yapıştı. Bazı polislerin DNA'ları bulunamadı, tabutlarına ağırlık olsun diye taş toprak kondu. Buna karşı durmayanlar hiç beğenmedikleri, bulgurcu, makarnacı diye aşağıladıkları insanların F-16'ların, tankların, silahların karşısına dikilmelerini kabul edemediler. O yüzden kontrollü darbe yalanına sığındılar.''FETÖ'nün çözülmesi ancak Gülen'in ölümü sonrası gerçekleşebilir'Şener, FETÖ'nün bir istihbarat örgütü olduğunu vurgulayarak, 'Bugünlerde de Türk Cumhuriyetleri'nde yaşananlar bunun ispatı. Kırgızistan'daki halk ayaklanmasının başını çekip yeni yönetimde bakanlık aldılar. 15 Temmuz FETÖ'nün kavgası değil. ABD ve İsrail'in 'One Minute' olayından sonra Türkiye ile olan kavgası. Asıl kavga 17/25 Aralık'tan sonra başladı. O kavgada FETÖ kendi hareket etmedi. Talimat alarak bu operasyona girdi.' diye konuştu. 'FETÖ'nün çözülmesi ancak Gülen'in ölümü sonrası gerçekleşebilir.' diyen Şener, 'Gülen'in kendine bağlı kriptoları var. Mesela Adil Öksüz'ü kendi yanında yer alanlar bile tanımıyor. Bu isimler Gülen'in ölümü sonrası yerine geçecek kişiye itaat etmezler.' dedi.
Türk Kızılayın 10 Yıllık Yol Haritası Çalıştayda Belirlenecek
ANTALYA (AA) - Türk Kızılayın 2021-2030'daki 10 yıllık strateji planını ortaya koyan 'Strateji 2030 - Seyrüsefer Çalıştayı' Antalya'da başladı.Türk Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık, Kundu Turizm Merkezi'ndeki bir otelde gerçekleştirilen çalıştayda yaptığı konuşmada, Türk Kızılayın 152 yıldır geçmişten aldığı emanetle iyilik ve yardım hareketini sürdürdüğünü söyledi. Ülkeler arasındaki sınırların sel, deprem ve herhangi bir doğal afet durumunda bir anlam taşımadığını ifade eden Kınık, Türk Kızılayın sınırların ötesinde zor durumdaki insanlara yardım ulaştırdığını kaydetti.Kızılayın daha önce 5 yıllık strateji planlaması yaptığını, bu yıl ise 10 yıllık bir strateji belirlediklerini anlatan Kınık, 'Önümüzdeki 10 yılda Kızılayın nereye gitmesi gerektiğini, 10 yıl sonra Kızılayı nerede görmek istediğimizi büyük Kızılay ailemizle belirledik. Şimdi o hedefe ulaşmak için icra edilecek projelerimizin detaylarını ve yol haritasını belirlemek için çalışacağız.' diye konuştu.Kınık, dünyanın, insanın meselelerine, insani finans ve sürdürülebilirliğe, Kızılayın kurumsal gelişimine ve dönüşümüne yönelik planlamalar yaptıklarını bildirdi. Strateji planlamasını yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ortaya çıkardığı yeni düzen gerçeğiyle ele alacaklarını aktaran Kınık, şunları söyledi:'Pandemi süreci tüm dünyayı ve doğal olarak insani yardım dünyasını da değiştirdi. Tüm kurum ve kuruluşlar bu süreci masaya yatırmak ve kendilerini bu sürecin verileriyle yeniden tanımlamak zorundadır. Bu sürecin etkileri önümüzdeki yıllarda da gerek ekonomik gerek psikososyal anlamda sürecektir.'Salgın nedeniyle sınırlı sayıda katılımcının yer aldığı ve internet üzerinden canlı olarak takip edilebilen çalıştay, 26 Ekim'te sona erecek.
Msb'den Faaliyetlere İlişkin Bilgilendirme Yapıldı:
ANKARA (AA) - Milli Savunma Bakanlığı, geçtiğimiz bir ay içerisinde icra edilen operasyonlarda yurt içinde 53, yurt dışında 66 olmak üzere toplam 119 PKK/KCK'lı teröristin etkisiz hale getirildiğini bildirdi. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Milli Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği Analiz ve Değerlendirme Subayı Binbaşı Pınar Kara tarafından bilgilendirme toplantısı yapıldı. Kara, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, ülkenin ve milletin güvenliğini sağlamak amacıyla yurt içi ve yurt dışında PKK/KCK/PYD-YPG başta olmak üzere DEAŞ dahil terör örgütlerine karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürdüğünü hatırlattı.Binbaşı Kara, 'Geçtiğimiz bir ay içerisinde PKK/KCK terör örgütü mensuplarının yurt içine geçişini kısıtlamak, yurt içinde/dışında barınmasını engellemek ve eylem kabiliyetini yok etmek maksadıyla icra edilen operasyonlar neticesinde yurt içinde 53, yurt dışında 66 olmak üzere toplam 119 terörist etkisiz hale getirilmiştir.' ifadesini kullandı.Teröristler tarafından kullanılan 165 silah mevzi, sığınak, barınak, mağara ve depo bulunarak kullanılamaz hale getirildiğini, ayrıca 87 EYP'nin imha edildiğini belirten Kara, hudut güvenliğinin, alınan tedbirler artırılarak hudut birlikleri tarafından 7 gün 24 saat esasına göre sağlandığını kaydetti.Kara, hudut birliklerine yönelik her türlü taciz ve saldırılara meşru müdafaa çerçevesinde tereddütsüz karşılık verildiğini söyledi.PKK/PYD-YPG terör örgütünün finans kaynaklarından kaçakçılık ve uyuşturucuyla mücadeleye yönelik hudut hattında alınan tedbirler ve icra edilen operasyonlar sonucunda çok sayıda silah, mühimmat ve yasa dışı malzemenin ele geçirildiğini belirten Kara, sınırlarda teknolojik vasıtalarla desteklenmiş fiziki güvenlik sistemlerinin tesis edildiğini, ayrıca hudut birliklerinin imkan ve kabiliyetlerinin sürekli geliştirilerek sınır güvenliğinde etkin tedbirlerin alındığını kaydetti.Kara, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, hudut güvenliğinin sağlaması, terör örgütü tarafından Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturulmasının engellenmesi, DEAŞ ve PKK/YPG başta olmak üzere milli güvenliği tehdit eden teröristlerin etkisiz hale getirilmesi, güvenli bölgeyi tesis ederek bölgedeki istikrarın sağlanması amacıyla icra edilen Fırat Kalkanı/Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarıyla terörden temizlenen alanlarda huzur ve istikrarın devamının sağlanması için mayın/EYP temizliği ile hayatın normale döndürülmesine yönelik altyapı ve günlük hayatı destekleme çalışmalarına diğer kamu kurum ve kuruluşlar ile koordineli olarak devam edildiğini söyledi. '400 binden fazla Suriyeli evlerine döndü' İdlib'de 5 Mart Mutabakatı ile sağlanan ateşkes sonrası bölgede emniyetinin alındığını ve yaşanan insanlık dramına son verildiğini dile getiren Kara, bugüne kadar 400 binden fazla Suriyelinin evlerine-yurtlarına gönüllü, güvenli ve saygın bir şekilde geri döndüğünü belirtti.Bugüne kadar ateşkesin muhafazası, akan kanın durması, istikrarın sağlanması yönünde elde edilen kazanımların korunması, yerinden edilen Suriyelilerin evlerine geri dönüşü ve yeni bir insanlık dramının yaşanmaması için gereken gayretin gösterilmeye devam edildiğini aktaran Kara, 'Bu kapsamdaki gelişmeler Rusya Federasyonu ile koordinasyon içerisinde yakından takip edilmekte ayrıca birliklerimizin güvenliği için her türlü tedbir alınmaktadır.' dedi.Azerbaycan'a destekKara, Ermenistan'ın, Azerbaycan'a 27 Eylül 2020'de başlattığı insanlık dışı saldırılarına, 10 Ekim ve 18 Ekim'deki ilan edilen ateşkeslere rağmen doğrudan sivilleri ve yerleşim yerlerini uluslararası hukuka aykırı olarak hedef almak suretiyle devam ettiğini hatırlattı.Bu saldırılarda bugüne kadar Azerbaycan vatandaşlarından 85'inin hayatını kaybettiğini, 385'inin yaralandığını anımsatan Kara, şöyle devam etti:'Bölgede barış ve istikrarın tesisi için, Ermenistan bu terörist ve paralı askerleri geri göndermeli, saldırılarına ve Azerbaycan topraklarındaki haksız işgaline son vermelidir. Azerbaycan Türkü kardeşlerimizin haklı davasında bundan önce olduğu gibi bundan sonra da yanlarında olmaya ve destek vermeye devam edeceğiz. Öz topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarırken şehit düşen kardeşlerimize Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.' LibyaLibya hükümeti ile imzalanan ikili anlaşmalar ve uluslararası hukuka uygun olarak ve Milli Mutabakat Hükümetinin daveti üzerine Libya'ya verilen askeri eğitim, yardım ve danışmanlık desteğine devam edildiğini vurgulayan Kara, bugüne kadar İstanbul, Moskova ve Cenevre'deki görüşmelerde olduğu gibi Birleşmiş Milletler öncülüğünde Cenevre'de 19 Ekim'de başlayan görüşmeleri desteklediklerini kaydetti.Söz konusu görüşmeler ile siyasi çözüm için oluşturulan zeminin, Türkiye’nin bugüne kadar Libya’ya verdiği destek sayesinde mümkün olduğuna işaret eden Kara, Libya'da toprak bütünlüğü, sürdürülebilir ateşkes, kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için Libya'nın yanında olmaya devam edileceğini vurguladı.Doğu AkdenizOruç Reis sismik araştırma gemisinin Türkiye'nin kıta sahanlığı içerisinde daha önceden belirlenen program dahilinde 12 Ekim'de başladığı faaliyetlerine 27 Ekim tarihine kadar devam edeceğini aktaran Kara, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, Oruç Reis araştırma gemisine refakat ve koruma görevi icra edildiğini söyledi.Kara, 'Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Doğu Akdeniz'den adeta dışlanarak bölgedeki doğal kaynakların paylaşılmasına yönelik girişimler kesinlikle kabul edilmeyecektir. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak, kaynakların adil paylaşımının tüm kıyıdaş devletlerin mutabakatıyla belirlenmesi gerektiğini savunmaktadır. Bölgedeki hidrokarbon arama faaliyetleri, uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru haklarımıza dayanmaktadır.' şeklinde konuştu.TatbikatlarTürk Silahlı Kuvvetlerinin harekat, tatbikat, eğitim ve personel temini ile tüm diğer faaliyetlerin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine sıkı bir şekilde uyarak sürdürüldüğünü hatırlatan Kara, bu kapsamda 30 Ekim-6 Kasım tarihlerinde NATO üyesi ülkeler ile mayın harbi konusunda karşılıklı çalışabilirliği artırmak ve Mayın Karşı Tedbirleri konusundaki NATO usullerini denemek maksadıyla İspanya, Romanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve ev sahibi Bulgaristan ile Burgaz/Bulgaristan yaklaşma sularında Poseidon-2020 Davet Tatbikatı'nın icra edileceğini bildirdi. 30 Ekim-10 Kasım'da İspanya, Romanya, Bulgaristan, Pakistan, İtalya ve Amerika Birleşik Devletlerinin katılımıyla denizaltılara karşı hava/su üstü ve denizaltı iş birliği ve ileri seviyede koordineli Denizaltı Savunma Harbi eğitimi sağlamak ve ilgili NATO usullerini denemek maksadıyla Mavi Balina-2020 Tatbikatı'nın icra edileceği bilgisini veren Kara, Silahlı Kuvvetlerinin harbe hazırlık durumunu en üst seviyede idame etmek, her yönüyle etkinliğini, caydırıcılığını ve saygınlığını sergilemek maksadıyla milli ve çok uluslu tatbikatların icrasına devam edileceğini belirtti.Personel temin faaliyetleriKara, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Milli Savunma Üniversitesinde, Harp Okullarına 1401, Astsubay Meslek Yüksek Okullarına 2 bin 175 ve MSB adına eğitim görmek üzere Sağlık Bilimleri Üniversitesi Fakülte ve Yüksek Okullarına 238 öğrenci temininin yapıldığını, hali hazırda 12 bin 511 öğrencinin eğitim öğretim gördüğünü ifade etti.Son 1 ayda dış kaynaktan 215 subay, 611 sözleşmeli er olmak üzere toplamda 826 personel temin edilerek Türk Silahlı Kuvvetleri saflarına katıldığını dile getiren Kara, 'Böylelikle, 15 Temmuz 2016'dan sonra muvazzaf subay, astsubay, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş/er olmak üzere yaklaşık 103 bin personel temin edilmiştir.' dedi.SevkEkim, kasım, aralık 2020 celp ve sevk dönemlerinde silah altına alınacak yedek subay, yedek astsubay ve erbaş/erlerin celp ve sevk dönemleri ile temel eğitim yapacakları eğitim birliklerinin, e-Devlet ve askerlik şubelerinden 23 Ekim'de duyuruya açıldığını hatırlatan Kara, 30 Ekim 2020'de sevke tabi vatandaşların 26 Ekim'den itibaren PCR testi sonrasında e-Devlet veya askerlik şubelerinden sevk evraklarını alabileceklerini belirtti.Binbaşı Kara, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gelecek dönemde de dosta güven, düşmana korku veren yüksek eğitim seviyesini idame etmek ve geliştirmek, sahip olduğu imkan kabiliyetleri ve ateş gücünü caydırıcı bir biçimde ortaya koymak, dost ve müttefik ülkelerle askeri iş birliğini ve birlikte harekat icra edebilirliğini güçlendirerek geliştirmek amaçlarıyla yurt içi ve yurt dışındaki faaliyetlerini sürdüreceğini, bölge ve dünya barışına katkılar sunmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
Sudan Trump'ın “Terörü Destekleyen Ülkeler” Listesinden Çıkarma Kararını İmzalamasını Memnuniyetle Karşıladı
HARTUM (AA) - Sudan hükümeti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Sudan’ı 'terörü destekleyen ülkeler' listesinden çıkarma kararını imzalamasını memnuniyetle karşıladı.
Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, 'ABD Başkanı Trump’ın Sudan’ın adını terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarma kararını imzalayıp Kongreye göndermesini memnuniyetle karşıladıklarını' belirterek, Trump’a teşekkür etti.Hamduk, 'Sudan’ı terörizm listesinden çıkarma sürecini en kısa sürede tamamlamak için Trump yönetimi ve Kongre'yle koordinasyona devam ettiklerini, Washington ile Hartum arasında Sudan halkının çıkarlarına en iyi şekilde hizmet eden dış ilişkileri sabırsızlıkla beklediklerini' ifade etti.-'Sudan ve şanlı devrimi için tarihi bir gün'Trump’ın imzasının ABD’den ülkesine gelecekte benzer davalar açılmasını engelleyeceğini belirten Hamduk, kararın ülkesinin uluslararası topluma, küresel finans ve bankacılık sistemine, bölgesel ve uluslararası yatırımlara dönüşünün kapılarını sonuna kadar açacağını, vatandaşların para transferini kolaylaştıracağını, teknolojiden en iyi şekilde yararlanılacağını, hava, kara ve deniz ulaşımında ulusal kurumlar kurulmasını kolaylaştıracağını, ülkedeki ekonomi ve hayat şartlarını iyileştireceğini sözlerine ekledi.Egemenlik Konseyinden yapılan yazılı açıklamada da Sudan’ın adının terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılması, ülkedeki genel siyasi ve ekonomik duruma ayrıca dış ilişkilere olumlu etkileri olacak büyük bir açılıma eş değer olarak nitelendirildi.Sudan halkının uzun yıllardır beklediği bu adıma ulaşılmasında Egemenlik Konseyi ve hükümetin rolüne vurgu yapılan açıklamada, “Sudan’ın terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılması, halkın onurunu geri kazanma savaşındaki zaferini temsil ediyor. Sudan ve şanlı devrimi için tarihi bir gün.' ifadeleri kullanıldı.Açıklamada ABD yönetimi “cesur” kararından dolayı takdir edilirken, bölgesel ve uluslararası arenada amacına ulaşana kadar Sudan’a destek olanlara teşekkür edildi.Bu arada, Sudan devlet televizyonu Sudan, ABD ve İsrailli yetkililerin ortak açıklama yapacağını duyurdu.Kongre'nin önünde 45 günlük süre bulunuyorBeyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Sudan'ı 'teröre destek veren ülkeler' listesinden çıkarma kararını imzaladığını Kongreye bildirdiği kaydedilmişti.Söz konusu adımın, Sudan'ın 'terör kurbanlarına 335 milyon dolarlık ödemeyi yapmasının' hemen ardından atıldığına işaret edilen açıklamada, Sudan'daki yönetime gösterdiği anlayış için de teşekkür edilmişti.Söz konusu karara ilişkin Kongre'nin önünde 45 günlük bir süre bulunuyor; bu süre içinde aksi yönde bir adım atılmaması durumunda Sudan söz konusu listeden resmen çıkmış olacak.Kongre'nin ayrıca, egemen bir devlet olarak Sudan'ın ABD mahkemelerinde yargılamaya maruz kalmaması için gerekli yasal düzenlemeyi de yapması gerekiyor.Trump'ın 335 milyon dolar şartı ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi günü Twitter hesabından, Sudan'ın ABD'li terör kurbanlarına ve ailelerine 335 milyon dolar tazminat ödeyeceğini duyurmuştu. Trump, bu yapıldığında Sudan'ı 'Terörü Destekleyen Ülkeler' listesinden çıkaracağını vurgulamıştı.
Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk da devlet televizyonunda yayımlanan konuşmasında, ABD'li terör kurbanları ve aileleri için Washington yönetiminin talep ettiği 10 milyar doları aşkın tazminatın bir yıldır yürütülen müzakereler sonucu birkaç yüz milyon dolara düşürüldüğünü ve salı günü itibarıyla hesaba yatırıldığını bildirmişti.ABD'nin kara listeye aldığı Sudan, 27 yıldır ambargo ve yaptırımlarla karşı karşıya
ABD, El Kaide terör örgütü lideri Usame bin Ladin’e 1991-1996 yıllarında kucak açtığı için terör gruplarına destek verdiği gerekçesiyle “kara listeye” dahil ettiği Sudan’a 1997’de ekonomik yaptırım uygulamaya başlamış, Kenya ve Tanzanya’daki büyükelçiliklerine düzenlenen saldırılar sonrası bunları daha da ağırlaştırmıştı.
ABD Yüksek Mahkemesi, 18 Mayıs’ta Sudan hükümetinin, 1998'de ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerine düzenlenen terör saldırılarının kurbanlarına ve yakınlarına 10 milyar dolardan fazla tazminat ödemesini kararlaştırmıştı.
 Müzakereler sonucu bu rakam 335 milyon dolara kadar düşürülmüştü.
El Kaide'nin bombalı saldırılarında 224 kişi yaşamını yitirmiş, binlerce kişi yaralanmıştı. Olayın ardından birçok kurban ve yakını ABD'deki eyalet ve federal mahkemelere başvurarak saldırılardan dolayı Sudan hükümetini suçlamış ve tazminat talep etmişti.
ABD mahkemeleri, daha önce görülen davalarda, söz konusu saldırılarda Sudan'ın terör örgütü El Kaide ve örgüt lideri Usame Bin Ladin'e yardım ettiğine hükmetmişti.