onedio
2021 Altın Küre Ödülleri İçin Adaylar Açıklandı
NEW YORK (AA) - Hollywood Yabancı Basın Birliğinin düzenlediği 78. Altın Küre Ödülleri'nin adayları belli oldu.Oscar'ın habercisi olarak nitelenen Altın Küre Ödülleri 28 Şubat'ta sahiplerini bulacak. Bu yıl 78'incisi düzenlenecek Altın Küre Ödülleri'ne aday gösterilen filmler şöyle sıralandı: Drama Dalında En İyi Film adayları: -The FatherMankNomadlandThe Trial of the Chicago 7Promising Young WomanMüzikal/Komedi Dalında En İyi Film adayları: Borat Subsequent MoviefilmHamiltonMusicPalm SpringsThe PromEn İyi Yabancı Film adayları: Another RoundLa LloronaThe Life AheadMinariTwo of UsEn İyi Animasyon Film adayları : OnwardThe Croods: A New AgeOver the MoonSoul WolfwalkersDrama Dalında En İyi Kadın Oyuncu adayları: Frances McDormand (Nomadland)Viola Davis (Ma Rainey’s Black Bottom)Carey Mulligan (Promising Young Woman)Vanessa Kirby (Pieces of a Woman)Andra Day (The United States vs. Billie Holiday)Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu adayları : Riz Ahmed (Sound of Metal) Chadwick Boseman (Ma Rainey’s Black Bottom)Anthony Hopkins )The Father)Gary Oldman (Mank) Tahar Rahim (The Mauritanian)Müzikal/Komedi Dalında En İyi TV dizisi adayları :Schitt’s CreekTed LassoThe GreatThe Flight AttendantEmily in Paris Drama Dalında En İyi TV dizisi adayları :The CrownLovecraft CountryThe MandalorianOzarkRatchedEn İyi Yönetmen adayları: -Chloé Zhao (Nomadland)Regina King (One Night in Miami) David Fincher (Mank) Aaron Sorkin (The Trial of the Chicago 7)Emerald Fennell (Promising Young Woman) En İyi Senaryo adayları:Emerald Fennell ( Promising Young Woman)Jack Fincher (Mank)Aaron Sorkin (The Trial of the Chicago 7)Florian Zeller, Christopher Hampton (The Father)Chloe Zhao (Nomadland)
18. Mıkta Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın Ardından Ortak Bildiri Yayımlandı:
ANKARA (AA) - Türkiye, Meksika, Endonezya, Güney Kore ve Avustralya Dışişleri Bakanlarının katıldığı '18. MIKTA Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın ardından yayımlanan ortak bildiride, 'Myanmar'daki son siyasi durumdan endişe duyuyoruz ve hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim, demokrasi ilkeleri ve anayasal hükümete bağlılık çağrısında bulunuyoruz.' ifadesi kullanıldı. MIKTA ifadesi, katılımcı ülke isimlerinin ilk harflerinden oluşuyor. MIKTA'nın katılımcı ülkeleri Türkiye, Meksika, Endonezya, Güney Kore ve Avustralya'nın katılımıyla video konferans yöntemiyle düzenlenen '18. MIKTA Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın ardından ortak bildiri yayımlandı.Güney Kore Dışişleri Bakanı Kang Kyung-wha'nın başkanlık ettiği toplantıyla Güney Kore'nin yıl boyunca devam eden MIKTA Dönem Başkanlığı'nın sona erdiği belirtilen bildiride, kurulduğu 2013'ten itibaren MIKTA'nın her biri kendine özgü kültürel ve tarihi geçmişe sahip bölgelerden 5 ülkeyi bir araya getirmesinin memnuniyetle not edildiği ifade edildi.Bildiride, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını dahil ülkelerin tek başına hareketiyle çözülemeyecek küresel sınamalar karşısında, bu ortak kararlılığın her zamankinden daha büyük önem arz ettiğine işaret edilerek çok taraflılığa olan bağlılık bir kez daha teyit edildi.Karşı karşıya kalınan ortak sınamalara etkili karşılık vermek için Birleşmiş Milletler (BM) sistemi ile Kovid-19 Araçlarına Erişimi Hızlandırıcılar ve Kovid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı (COVAX) mekanizması gibi girişimlere desteğin yinelendiği kaydedilen bildiride, BM Genel Kurulu Başkanı Volkan Bozkır'ın MIKTA'nın öncelikleriyle uyumlu çok taraflılık vurgusunun memnuniyetle karşılandığı belirtildi. Bildiride, 'Kovid-19'un ortaya çıkardığı zorluklar karşısında BM Genel Kurulu'nun etkin ve verimli şekilde çalışması için iş birliği yapmaya hazırız.' ifadesine yer verildi. MIKTA ülkelerinin, Kovid-19'a karşı kapsamlı aşılama dahil en iyi uygulamaları paylaşmaya ve iş birliği yapmaya devam edeceği vurgulanan bildiride, 'Hiçbir ülkenin geride kalmamasını teminen herkes için güvenli, uygun fiyatlı ve etkili Kovid-19 aşılarına eşit erişim ve dağıtım çağrısında bulunuyoruz. Böylelikle tüm paydaşları, bu konuda uluslararası iş birliğini daha da güçlendirmeye çağırıyoruz.' değerlendirmesinde bulunuldu. Bildiride, çok taraflı sağlık güvenliği inşasında, Uluslararası Sağlık Tüzüğü (2005) ve Tek Sağlık yaklaşımının uygulamaya geçirilmesi, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 73.1 sayılı 'Kovid-19'a Mukabele' kararının bağımsız değerlendirmesi ve örgütün güçlendirilmesine bağlılığın yinelendiği kaydedildi.Sürdürülebilir kalkınmanın önemine dikkat çekildiBildiride, sürdürülebilir kalkınma konusunda elde edilen zorlu kazanımların salgın nedeniyle tersine dönmesi riskinin farkında olunduğuna değinilerek '2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi'ne sarsılmaz bağlılığın bir kez daha teyit edildiği ifade edildi.MIKTA ülkelerinin 'Sürdürülebilir Kalkınma için Yaratıcı Ekonomi Uluslararası Yılı 2021'i uygulamakta kararlı olduğu belirtilen bildiride, salgın sırasında kalkınma iş birliği projelerinin uygulanmasında yaşanan ortak zorlukların değerlendirilmesi amacıyla kalkınma iş birliği ajansları arasında ilk toplantının düzenlenmesinin memnuniyetle karşılandığı vurgulandı.Bildiride, şunlar kaydedildi:'Kuraklık, çölleşme, biyolojik çeşitliliğin kaybı, kıtlık, susuzluk, orman yangınları ve deniz seviyesinin yükselmesi dahil gezegenin karşı karşıya olduğu artan zorluklar göz önüne alındığında, iklim değişikliği ve felaket risklerinin olumsuz etkilerine karşı doğal çevrenin sürdürülebilirliğini, uyum ve dayanıklılığını artırmak amacıyla araştırma, yenilik ve altyapıya daha fazla yatırım yapmak da dahil daha iyisini inşa etme ve daha güçlü toparlanma için çalışacağımızı yineliyoruz. Sürdürülebilir kalkınma için sürdürülebilir üretim-tüketim modeline geçmek ve yüksek derecede sera gazı salınımı sorununu uluslararası iş birliğiyle çözmek için çabalarımızı artırmaya duyulan ihtiyacın altını çiziyoruz.'Bildiride, insan haklarını korumanın ve geliştirmenin öneminin altı çizilerek salgının yükünü taşıyan, savunmasız durumdaki kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, mülteciler, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler, kayıt dışı ekonomide çalışanlar ve göçmenlere özel ilgi gösterilmesi gerektiği vurgulandı.'Kore Yarımadası'nda kalıcı barış ve istikrarı sağlamanın tek yolu diyalog'Merkezinde Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) bulunacak şekilde evrensel, şeffaf, öngörülebilir, kapsayıcı, adil ve çok taraflı ticaret sisteminin teşvik edilmesinin ve güçlendirilmesinin vurgulandığı bildiride, salgının ticaret ve seyahatte yol açtığı aksaklıklar dikkate alınarak mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelerin küresel pazarlara entegrasyonunun sağlanması ve girişimciliğin desteklenmesi çabalarının sürdürüleceği kaydedildi. Bildiride, 2020'de 50. yılı kutlanan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'nı (NPT) bir 'mihenk taşı' olarak kabul eden MIKTA ülkelerinin, nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya arayışına kararlı şekilde bağlı kalmaya devam edeceğine dikkat çekildi. Bildiride, şu ifadelere yer verildi:'Kore Yarımadası'nda kalıcı barış ve istikrarı sağlamanın tek yolunun diyalog olduğu konusunda hemfikiriz ve Kore Yarımadası'nda barış, güvenlik ve refahı teşvik etmek ve hızlandırmak için Kore Cumhuriyeti'nin süregelen çabalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'ni (KDHC), Kore Yarımadası üzerindeki istikrarsızlığı artırabilecek eylemlerden kaçınmaya ve diyaloğu sürdürme yolunda taahhütte bulunmaya çağırıyoruz. Ayrıca KDHC'ye, Panmunjom Deklarasyonu ile Pyongyang Ortak Deklarasyonu'nu tam ve hızlı şekilde uygulamaya ve Kore Yarımadası'nı nükleer silahlardan tamamen arındırmaya çağırıyoruz. KDHC hakkındaki tüm BMGK kararlarının tam olarak uygulanması için desteğimizi yeniden teyit ediyoruz. Kore Cumhuriyeti'ni, 70. yıl dönümünü anmak için Kore Savaşı'na asker gönderen 22 BM üyesi ülkenin katılımıyla 10 Kasım 2020'de Busan'da BM Gazi İşleri Gönderen Devletler Uluslararası Konferansı'nı organize ettiği için tebrik ediyoruz.''Myanmar'daki son siyasi durumdan endişe duyuyoruz'Bildiride, Myanmar'da 8 Kasım 2020 seçimlerinde hile yapıldığı gerekçesiyle düzenlenen askeri darbeye ilişkin 'Myanmar'daki son siyasi durumdan endişe duyuyoruz ve hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim, demokrasi ilkeleri ve anayasal hükümete bağlılık çağrısında bulunuyoruz. Ayrıca Myanmar'daki tüm taraflardan itidal ve çözüm bulmak için diyalog içinde olmalarını talep ediyoruz.' değerlendirmesinde bulunuldu. MIKTA ülkelerinin, Güney Kore'nin 2020'de MIKTA Dönem Başkanı olarak yaptığı liderlik için müteşekkir olduğu kaydedilen bildiride, '2021'de MIKTA üyeleri arasında daha fazla iş birliğini ve Avustralya liderliğinde devam edecek olan gelişmeleri sabırsızlıkla bekliyoruz.' ifadesine yer verildi.
Hollanda'da Sahtekarlıkla Suçlanan Mağdur Aileler Başbakan Mark Rutte'ye Karşı Dava Açtı
LAHEY (AA) - Hollanda'da çocuk bakım yardımı aldıkları süreçte yanlışlıkla 'sahtekar' olarak yaftalanan binlerce ailelerden bir kısmı, geçici hükümetin başbakanı Mark Rutte'ye karşı dava açtı. Yerel basında çıkan haberde, hükümetin 15 Ocak 2021'de istifasına neden olan 'vergi dairesinin gelir incelemesi sisteminde hukuka aykırılık yapılmasıyla' ilgili 80 mağdurun Rutte'ye karşı dava açtığı belirtildi. Haberde, davanın açılma nedeninin, hükümetin ve Rutte'nin 2019 Mayıs'tan itibaren vergi dairesi tarafından yapılan yasanın ihlal edildiğini bilmesi ve atılacak adımlarla ilgili birlikte karar vermesi olduğu ifade edildi. Hukuka aykırılığın bilinmesine rağmen 2019 Kasım'a kadar devam ettiği ve Rutte'nin buna müdahale etmediği kaydedilen haberde, aileler Rutte'nin bunu kasıtlı olarak yaptığını veya ihmalkar davrandığını savundu. Haberde, konuyla ilgili 12 Ocak'ta geçici başbakan hariç geçici hükümetin iki bakanı, eski bakan ve eski iki devlet müsteşarına karşı dava açıldığı ancak mağdurların avukatının eline ulaşan yeni bir bilgiden dolayı Rutte'ye karşı da dava açılmasına karar verildiği kaydedildi. 'Benzeri görülmemiş adaletsizlik'Temsilciler Meclisi tarafından kurulan araştırma komisyonunun çocuk bakımı ödeneğinde yapılan yanlışlıkları içeren 'Benzeri görülmemiş adaletsizlik' başlığını verdiği rapor 17 Aralık 2020'de yayımlanmıştı.Komisyon, çocuk bakım yardımı alan binlerce ailenin, devlet görevlileri tarafından yanlışlıkla 'sahtekar' diye yaftalandığını ve bu aileler hakkında işlem yapıldığını ortaya çıkarmıştı.Komisyonun hazırladığı raporda, söz konusu aileler hakkında yapılan gelir incelemelerinde devlet görevlilerinin hata yaptığı belirtilmiş, bu hatalar sonucunda binlerce ailenin haksız şekilde 'sahtekar' diye yaftalandığı ve ödeneklerinin kesildiği bildirilmişti.'Benzeri görülmemiş adaletsizlik' başlığı verilen raporda, vergi dairesinin gelir incelemesi sisteminde hukuka aykırılık yaptığı kaydedilmişti. Raporda, birçok aile hakkında 'sahtekarlık' soruşturması açıldığına işaret edilmişti.Hollanda'da 4 partiden oluşan koalisyon hükümeti, raporun ardından, 'vergi dairesinin gelir incelemesi sisteminde hukuka aykırılık yapıldığı' gerekçesiyle 15 Ocak 2021'de istifa etmişti. Ekonomi Bakanı Eric Wiebes ise aynı gün görevinden istifa ettiğini ve 17 Mart 2021'de yapılacak olan genel seçimlere kadar devam edecek geçici hükümette de görev almayacağını bildirmişti.
Uzmanlar, ABD'nin Suriye'nin Kuzeyindeki Ypg/PKK Saldırılarını Engellemede İnisiyatif Almadığına Dikkati Çekti
İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - Uzmanlar Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin oluşturduğu güvenli bölgeye yönelik terör örgütü YPG/PKK'nın düzenlediği bombalı saldırıların Beyaz Saray'daki yönetim değişikliğinden sonra artmasının dikkat çekici olduğunu belirterek, ABD'nin Suriye'nin kuzeyindeki YPG/PKK saldırılarını engellemede inisiyatif almadığına işaret etti.Suriye'nin kuzeyindeki Azez ve Bab ilçelerinde 31 Ocak'ta terör örgütü YPG/PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırılarında 10 kişi hayatını kaybetti, 24 kişi yaralandı. YPG/PKK, 30 Ocak'ta ise Afrin sanayi bölgesinde araca yerleştirdiği bombayı infilak ettirdi ve 6 sivil yaşamını yitirdi, 25 sivil yaralandı. Son olarak, ülkenin kuzeyinde Rasulayn ilçe merkezinde eş zamanlı 2 bombalı terör saldırısı meydana geldi.ABD Dışişleri Bakanlığı, terör örgütü YPG/PKK'nın Azez, Bab ve Afrin'de düzenlediği bombalı terör saldırılarını kınadı ancak YPG/PKK'nın adını zikretmedi. Uzmanlar, Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin gerçekleştirdiği harekatlarla terörden arındırılan bölgelere yönelik terör saldırılarını ve ABD'nin buna ilişkin tutumunu AA muhabirine değerlendirdi. Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan, Zeytin Dalı Harekatı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Harekatları ile bölgede sağlanan istikrarı ve düzeni bozmaya yönelik saldırıların başından beri devam ettiğini, son dönemde ise bu saldırıların yoğunlaştığını söyledi.Orhan, Tel Rıfat, Mümbiç ve Ayn İsa bölgelerindeki YPG/PKK'nın varlığı sonlandırılmadığı sürece terör tehdidi ve saldırılarının elimine edilmesinin mümkün görünmediğini vurgulayarak, Türkiye’nin bugüne kadar başta Rusya olmak üzere gerçekleştirdiği müzakerelerden bir sonuç alınamadığını kaydetti.Orhan, terör saldırılarının zamanlamasının birkaç sebebi olduğunu söyleyerek, şöyle devam etti:'Özellikle Joe Biden’in iktidara gelmesiyle birlikte, ABD’nin YPG’yi korumacı ve destekleyici bir politika izleyeceği beklentisi var. ABD, her ne kadar bu terör saldırılarını onaylamıyor görünse de Türkiye’nin YPG’yi bertaraf etmesinin önündeki en büyük engel konumunda. Bu yapının oluşmasındaki baş mimar yine ABD’dir. Dolayısıyla ABD’nin pratikte örgütü engellemeye yönelik hiçbir eylemde bulunmayacağını biliyoruz.'ABD’nin, 'YPG’yi PKK’dan ayırıp daha Suriyeli bir örgüt yapma' politikası olduğuna dikkati çeken Orhan, Biden döneminde bu politikanın daha da hız kazanacağı değerlendirmesinde bulundu.Orhan, 'ABD’nin, YPG’yi SDG’nin sözde komutanı Ferhad Abdi Şahin üzerinden meşrulaştırma çabaları olduğunu' belirterek, 'Ama bütün bu çabalara rağmen YPG’nin PKK’dan ayrıştırılmasının imkansız olduğu, örgütün amacına ulaşma yöntemi olarak en iyi bildiği şiddete ve terör eylemlerini kullanmaya devam edeceğini gösterdi. Muhtemelen ABD de bu saldırıları engelleme konusunda ciddi bir inisiyatif almayarak bu PKK/YPG bölgesini kabul ettirmek için Türkiye’nin direncini kırmaya çalışacaktır.' ifadelerine yer verdi.'Saldırıların, ABD’nin, YPG ile PKK’yı ayrıştırma politikası ve YPG/PYD’yi meşru zemine taşıma çabalarının ne kadar gerçeklikten uzak olduğunu gösterdiğini' dile getiren Orhan, şunları kaydetti:“YPG/PKK açıklamalarında Biden’in seçimi kazanmasına yönelik memnuniyet ifadelerini görebiliyoruz. Belki de Brad McGurk’ün yeniden daha güçlü bir pozisyonda yönetime gelecek olması, bir dönem CENTCOM komutanı olan Lloyd Austin’in savunma bakanı olacak olması, ki kendisi YPG’nin bu aşamaya gelmesinde sahadaki etkin figürlerden biriydi, bu gibi kritik isimlerin ABD yönetimine etkin konumlara gelmesi YPG’yi cesaretlendirdi.” 'Türkiye'nin de PKK'ya yönelik büyük hava harekatlar yapması bekleniyor'Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Dış Politika Araştırmacısı Can Acun, Fırat'ın doğusunda bulunan PKK'nın Suriye uzantısı PYD'nin, Türkiye'nin kontrolü altındaki güvenli bölgenin istikrarsızlaştırılması için çok uzun bir süredir terör faaliyetleri içinde olduğunu belirtti.PYD'nin doğrudan sivilleri hedef alan terör saldırılarının bölgeyi güvensizleştirip kendi yönetim modellerini Suriye'de göstermek istediğini kaydeden Acun, örgütün ayrıca Türkiye'yi yıpratma faaliyetleriyle de bölgeden çekilmeye zorladığını aktardı.Acun, saldırıların Rusya ve ABD'nin kontrol ettiği bölgelerden geldiğine dikkat çekerek, 'Son dönemde artan saldırıları ABD yönetiminin değişmesiyle bağlantılı değerlendirmek gerekiyor. Beyaz Saray'da iktidar değişikliğiyle PKK'yı bölgede var eden bazı aktörler yeniden ABD yönetimine girdi ve önemli pozisyonlar aldı. Bu isimler PKK/PYD'yi Türkiye'ye baskıyı arttırmak için kullanmayı tercih etmiş olabilirler. Bunun yanında PKK'nın da Biden yönetiminden çok ciddi beklentileri var. Bu sebeple inisiyatif alarak agresif bir tutum izlemiş olabilirler.' diye konuştu.'Türkiye'nin de PKK'ya yönelik büyük hava harekatlar yapması bekleniyor.' diyen Acun, sözlerini şöyle sürdürdü:'Türkiye bir yandan Irak'a odaklandı, Sincar'ı hedef alıyor. Tüm bunları birlikte değerlendirdiğimizde, terör örgütünün Türkiye'ye karşı bir yıpratma savaşı başlattığını söyleyebiliriz. Türkiye'yi cevap vermeye zorluyorlar, böylece ABD yönetiminin Türkiye'ye karşı sertleşme konusunda yönlendirme çabası içerisindeler. PKK son dönemde Suriye rejimi ve Rusya'ya karşı da tutumunu sertleştirdi.' 'ABD'nin YPG koruma şemsiyesi sağlıyor'SETA Suriye Uzmanı Ömer Özkızılcık, YPG/PKK'nın bugüne kadar düzenlediği 167 bombalı araç saldırılarıyla cephe hattındaki saldırılarının temel amacının, bölgeyi terörize ederek halktaki güvenlik duyusunu engellemek ve Türkiye'nin Suriye'deki güvenli bölge stratejisini sabote etmek olduğunu kaydetti. 'ABD'nin, YPG/PKK saldırılarına verdiği en büyük desteğin göz yummak olduğunu' söyleyen Özkızılcık, şöyle devam etti:'ABD, sadece saldırıları kınamakla yetindi. Ancak YPG'yi eleştiren bir ifade kullanmaktan kaçınıyor olması örgüte siyasi bir koruma şemsiyesi sağlıyor. Bu koruma şemsiyesi uluslararası basına da yansıyor. YPG bu saldırıları üstlenmeyerek sanki bu araçlar kendi kendine hava uçuyor gibi haber metinleri yazılıyor. Böylelikle YPG korunmuş oluyor. ABD'nin kendisine yüklediği siyasi maliyeti de bertaraf etmiş oluyor. Çünkü patlatılan bombalar, mayınlar ve araç gereçler ABD Senatosu onayıyla Pentagon tarafından resmi olarak YPG'ye teslim ediliyor.'Özkızılcık, 'ABD'nin saldırılara yönelik tepkilerini değerlendirerek Suriye'nin kuzeyine yönelik saldırıların, YPG tarafından değil PKK tarafından düzenlendiğine dair açıklamaların 'trajikomik' olduğunu' belirtti. YPG/PKK'nın saldırılarında Rusya'nın da sorumluluk sahibi olduğunu söyleyen Özkızılcık, 'Rusya'nın bırakın bu bombalı araç saldırılarını engellemeyi bizatihi güvenli ortam sağladığını ifade etmek istiyorum. Tel Rıfat bölgesinde hiçbir zaman bir ABD konumlanması olmadı. O bölgedeki YPG unsurlarını hala Rusya koruyor. Şu anda saldırıların en yoğun olduğu bölge de burası. Dolayısıyla buradaki saldırılarda doğrudan Rusya'nın sorumluluğu var. Rusya'nın kontrol ettiği bölgelerden bombalı araçların geçtiğini de biliyoruz.' diye konuştu. Özkızılcık, Türkiye'nin, saldırılar karşısında YPG'nin kontrol noktalarına hava saldırısı düzenlemesi gerektiğini savunarak, şu değerlendirmede bulundu:'Türkiye'nin hava saldırılarını düzenlenmesi ile YPG için maliyet artacaktır. ABD ve Rusya'nın sağladığı askeri ve siyasi koruma şemsiyesinin delinebileceğini göstermiş olacak. Aynı zamanda YPG kendisini Türkiye'nin karşısında bulacağı endişesine kapılacaktır. Diğer yandan YPG saldırılarını görmezden gelen uluslararası medya Türkiye'nin hava saldırılarını görmezden gelmeyecektir. Türkiye hava saldırılarını bombalı terör saldırılarına mütekabiliyet esasına göre düzenlediğini açıklayacağı için uluslararası medya YPG'nin terör saldırılarını da gündeme getirmek zorunda kalacaktır. Böylece Türkiye hem Rusya hem de ABD'ye karşı YPG terörüyle ilgili baskı kurabilecektir.'
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba, Salgından Etkilenen Esnaf İçin Çözüm Önerilerini Sıraladı:
ANKARA (AA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından iş yerleri etkilenen esnaf için birikmiş vergi ve SGK prim borçlarının faizlerinin dondurulması, borçlarının ertelenmesi, sicil affının da aralarında olduğu çözüm önerilerini paylaştı.Ağbaba, parti genel merkezi bahçesinde bir grup esnafla basın toplantısı düzenledi.Türkiye'de 200 bin civarında restoran, lokanta ve kafeterya, 2 bin 716 bar, 2 bin 16 birahane, 8 bin 760 müzikhol ve eğlenceli lokanta, 6 bin 21 dernek lokali, 130 bin civarında kahvehane, kıraathane ve çay ocağı işletmesi olduğunu belirten Ağbaba, Kovid-19 salgınından en fazla olumsuz etkilenenlerin bu esnaf grupları olduğunu söyledi.Anayasa'nın 173. maddesinde, 'Devlet, esnaf ve sanatkarı koruyucu ve destekleyici tedbir alır' ifadesinin yer aldığını anımsatan Ağbaba, şöyle konuştu:'Bir yılda esnafa 5 milyar lira civarında destek verildi. Birçok ülke milli gelirinin yüzde 5'i ile yüzde 10'u arasındaki parayı esnafına veriyor. Ancak, 'salgını iyi yönettik, esnafa destek verdik' diyen asrın lideri esnafa 10 binde 35 destek veriyor. Faiz lobisine 179 milyar, yani milli gelirin yüzde 8'ini verenler, esnafımıza milli gelirin 10 binde 35'ini layık görüyor. Halk sağlığı yönetimi yapılamadığı gibi salgının ekonomi yönetimi de yapılamadı. Sosyal devlet unutuldu. Ekonomik tedbirler alınmadı. AKP politikaları sonucunda esnaf odalarına kayıtlı 100 bin esnafımız iflas etti. Bu rakam sizi yanıltmasın. Ticaret odalarına kayıtlı esnaflarımızın da 100 bine yakını kepenk kapattı. Yani bir yılda iflas eden esnaf sayımız 200 bin civarında. Günde 550 esnafımız, işletmecimiz iş yerini kapatmaktadır.''Kimin ne içtiği umurumuzda değil ama kimin ne yemediği umurumuzda'Kovid-19 tedbirleri kapsamında birçok işletmenin kapalı olmasına rağmen AK Parti il kongrelerinin kalabalık gruplar halinde ve sosyal mesafe kuralına uyulmadan düzenlendiğini ifade eden Ağbaba, bu etkinliklerdeki bazı fotoğrafları basın mensuplarına gösterdi.'Bu, insanların canıyla oynamaktır. Bu, sağlık çalışanlarının şimdiye kadar ki fedakarlığını yok etmektir. Bu yapanları kınıyoruz.' diyen Ağbaba, şunları söyledi:'Lokantacı ve kafecilerin kimisi öldü, kimisi can çekişiyor. Bunlar İçişleri Bakanlığı genelgesiyle 21 Mart 2020'de kapatıldı. Sonra 1 Haziran 2020'de kurallar getirildi ve tekrar açıldı. Lokantalar salgının yayılmasının baş sorumlusu olarak gösterilip tekrar kapatıldı. 20 Kasım 2020'den itibaren 200 bin civarındaki lokanta, restoran, kafeterya işletmeleri bozuk şalter gibi aç-kapa diyerek yönetildi. 100 binlerce esnafımız ne olacağını bilmeden idare etti. Lokantalardan imkanı olan paket servisi yapıyor, olmayan yapamıyor.'Veli Ağbaba, restoran, lokanta ve kafeterya ve yeme-içme üzerine faaliyet gösteren işletmelerin 2,5 milyon kişiye istihdam sağladığını belirterek, bu işletmelerinin kapalı olmasının çalışanları da mağdur ettiğini vurguladı.Bizans İmparatorluğu'nun yıkıldığı dönemde meleklerin cinsiyetinin tartışıldığını dile getiren Ağbaba, 'Kimin ne içtiği umurumuzda değil ama kimin ne yediği ya da yemediği umurumuzda. Cumhurbaşkanı Yardımcısı bütün sorunları bırakmış, Türkiye'de meyhanenin adının meyhane olup olmayacağını tartışıyor.' değerlendirmesinde bulundu.'Borçlarının ertelenmesi için kanun teklifi versinler her türlü desteği vereceğiz'Zor durumda olan esnafın sorunlarının ivedilikle çözülmesini isteyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, çözüm önerisi olarak şunları sıraladı:'Esnafa hacizler durdurulsun. Stopaj kaldırılsın. Esnafın birikmiş vergi ve SGK prim borçlarının faizleri dondurulsun ve borçları ertelensin. Esnafa yüzde 50 ve daha fazla ciro kaybına yüzde 3 yerine, gelir kaybına oranla kademeli destek verilsin. Bağ-Kur borcu olan esnafın borçları salgın sonrasına ertelensin, sağlık hizmetlerinden yararlanmaları sağlansın. Esnafın kamu banklarına borçları faizsiz olarak ertelensin. Esnafın özel bankalara borçları yapılandırılsın, faizleri silinsin. Esnafa sicil affı çıkartılsın. Hala kapalı olan lokantalara tedbir uygulanarak HES koduyla girilmesi sağlansın. Devlet bankaları pos cihazlarından komisyon almasın, esnafa kamu bankalarınca uzun vadeli faizsiz kredi verilsin. Esnafın iş yerinde kullandığı elektrik, su ve doğa gaz bedellerinden vergi alınmasın. Esnafın kendisine ve iş yerine kayıtlı araçlarının akaryakıt bedelinden ÖTV alınmasın.''Esnaf çökerse Türkiye çöker.' ifadelerini kullanan Ağbaba, 'Çağrı yapıyorum; gelsinler Meclis'e, esnafımızın faizlerinin ertelenmesi, borçlarının ertelenmesi, borçlarının silinmesi için kanun teklifi versinler, yarım saatte çıkartılması için her türlü desteği vereceğiz.' dedi.Veli Ağbaba, konuşmasının ardından toplantıya katılan esnafa sorunlarını dile getirmeleri için tek tek söz verdi.
Reklam
Yatırımcılara Altın Fırsatlar - ABD'nin Ankara Büyükelçisi Satterfield, Türkiye-ABD Ekonomik İlişkilerini Aa'ya Değerlendirdi:
ANKARA (AA) - ŞERİFE ÇETİN - ABD'nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield, ABD'nin Türkiye ile arasındaki köklü ve başarılı ticari ilişkilere olan bağlılığını sürdürdüğünü, mevcut ticari bağları güçlendirmek istediğini belirtti. Satterfield, Anadolu Ajansı (AA) muhabirinin Türkiye-ABD ekonomik ilişkilerine dair sorularını yazılı olarak yanıtladı. İki ülke arasında güçlü ticari ilişkiler bulunduğuna ve bu ilişkilerin birçok sektörü kapsadığına dikkati çeken Satterfield, tanınmış birçok Amerikan şirketinin üretim tesislerinin Türkiye'de bulunduğunun altını çizdi.Satterfield, bu şirketlerin Türkiye'den Avrupa'ya, Avrasya'ya ve Orta Doğu'ya ihracat yaptığını, Türkiye'de bin 700'den fazla Amerikan şirketinin faaliyet gösterdiğini ve 78 bin Türk çalışana istihdam sağlayan bu firmaların toplam varlıklarının 31,2 milyar dolara ulaştığını kaydetti.'ABD köklü ve başarılı ticari ilişkilere olan bağlılığını sürdürüyor''ABD, Türkiye ile arasındaki köklü ve başarılı ticari ilişkilere olan bağlılığını sürdürmektedir.' ifadesini kullanan Satterfield, mevcut ticari bağların, uzun yıllardır çok sayıda Amerikalı ve Türk ortak için fayda sağladığını ifade etti.Satterfield, Amerikan ve Türk işletmelerinin her gün birlikte çalışmakta olduğuna ve iki ülkedeki iş imkanlarını desteklediğine dikkati çekerek, ticari bağların, jeopolitik ittifakın yaşadığı iniş ve çıkışların çok ötesine geçtiğini ve iki ülke arasında devam etmekte olan karşılıklı taahhüt açısından önemli bir rol oynadığının altını çizdi. Büyükelçi Satterfield, 'Mevcut ticari bağlarımız güçlü de olsa, ABD hükümeti bu bağları güçlendirmeye ve ikili ticareti artırmaya devam etme arzusundadır. İkili ticaretin ülkelerimizin refahına yaptığı katkının yanında, birlikte çalışmak, pandemi döneminde önemi bir kez daha anlaşılan tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesine katkı sağlayabilir.' ifadelerini kullandı.'Tıbbı tedarik zincirimizi çeşitlendirmek için Türkiye'yi ciddi potansiyele sahip üretim merkezi olarak görüyoruz'İkili ticaret hacminin 2019 yılında 20 milyar doların üzerinde gerçekleştiğini aktaran Satterfield, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının küresel ekonomi üzerindeki ciddi etkilerine rağmen, 2020 yılında toplam ticaretin bu rakamı geçebilecek bir hıza ulaştığını belirtti.Satterfield, ihracat ve ithalatın neredeyse eşit bir dağılım sergilediğini ve her ikisinin de 10 milyar dolar düzeyinde olduğunu bildirerek, 'Bu rakamlar, çeşitliliğe dayalı ve dengeli ticari ilişkimizi yansıtmaktadır.' açıklamasında bulundu. Kovid-19 öncesinde örneğin Türkiye'nin ABD'ye cüzi miktarda tek kullanımlık önlük sattığını anımsatan Satterfield, Türkiye'nin pandeminin başlamasından bu yana ABD'ye yaklaşık 190 milyon dolarlık önlük ihracatı gerçekleştirdiğini kaydetti.Satterfield, 'Bu, iki ülke ekonomisinin birlikte ne kadar etkin bir şekilde çalışabileceğinin mükemmel bir örneği. Bu önlükler insanlarımızın güvende olmasını ve hiç kuşku yok ki birçok hayatın kurtarılmasını sağladı. Bundan ötürü Türkiye’ye son derece müteşekkiriz. Tıbbi tedarik zincirimizi daha da çeşitlendirmek istediğimiz için Türkiye'yi bu konuda ciddi potansiyele sahip bir üretim merkezi olarak görüyoruz.' mesajını verdi.'Türkiye'nin yatırım ortamının en olumlu yönleri nüfusu ve coğrafi konumu'Türkiye'deki ABD yatırımlarının önemli bir bölümünün imalat sektöründe olduğuna dikkati çeken Satterfield, Türkiye'de halihazırda çok sayıda ABD yatırımı olduğuna, ancak bunları daha da artırma potansiyeli bulunduğuna dikkati çekti.Satterfield, 'Türkiye'nin yatırım ortamının en olumlu yönleri, ülkenin elverişli nüfusu ve içinde bulunduğu bölgedeki çok sayıda pazara erişim sağlayan önemli coğrafi konumudur.' ifadesini kullandı. Türkiye'nin eğitimli bir iş gücüne de sahip olduğunu kaydeden Satterfield, aynı zamanda ülkenin gelişmiş bir altyapısı ve sağlam bir tüketim ekonomisi bulunduğuna işaret etti. Birçok Amerikan firmasının Türkiye pazarıyla yakından ilgilendiğine dikkati çeken Büyükelçi Satterfield, 'Ancak şeffaf ve öngörülebilir geleneksel ekonomi politikalarının eksikliği yönündeki kanaatten kaynaklanan endişeler nedeniyle tereddütleri bulunuyor. Tıbbi alandaki borçlar ve uluslararası tıbbi cihaz şirketlerine halen yapılmamış olan ödemeler de potansiyel yatırımcıları endişelendiriyor.' açıklamasında bulundu.Satterfield, aynı zamanda Türk firmalarının ABD'de aktif şekilde faaliyet gösterdiğini hatırlattı. 'İlerleme kat edebileceğimiz alanları tespit ettik'Türkiye ve ABD'nin ekonomik alanda birlikte ilerleme kat edebileceği alanları tespit ettiğini bildiren Satterfield, bu plan çerçevesinde ortak çalışmalar yürütüldüğünü aktardı. Satterfield, 2019 Ekim'de, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) konusunda ABD ve Türkiye'den temsilcilerin katıldığı sanal bir konferansa ev sahipliği yaptığını, bunun daha fazla LNG satma imkanı bulan Amerikalı üreticiler için olduğu kadar ucuz ithalattan yararlanan Türk tüketiciler için de olumlu bir konu olduğunu kaydetti.Satterfield, pandemiye rağmen ABD’ye yaptıkları satışları artıran mobilya ihracatçılarıyla da birlikte çalıştıklarını belirterek, bu yıl şimdiye kadar, ABD'nin Türkiye'den yaptığı ahşap mobilya ithalatında yüzde 77 oranında bir artış kaydedildiği bilgisini paylaştı. Öte yandan, ilerlemenin umut edilen hızda gerçekleşmediğini ve daha yapılması gereken çok iş olduğunu belirten Satterfield, 'Bu yıl, Ticaret Bakanı Sayın (Ruhsar) Pekcan ve Hazine ve Maliye Bakanı Sayın (Lütfi) Elvan ile bu konuda (ekonomik alanda ilerleme) birlikte çalışmayı arzu ediyoruz.' vurgusunda bulundu. 'İkili ticareti daha elverişli hale getirmek için birlikte çalışabilecek önemli yollar bulunuyor'Ekonomik ilişkileri daha iyi bir noktaya taşımak için 'bir sihir ya da acil bir yol bulunmadığına' işaret eden Satterfield, ABD ile Türkiye arasında ticareti artırmanın anahtarının belirlenen önemli ikili ekonomik meseleler üzerinde çalışmak ve Amerikan ve Türk şirketlerinin önündeki gereksiz engelleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı. Satterfield, 'İkili ticareti daha elverişli hale getirmek için iki hükümetin birlikte çalışabileceği önemli yollar bulunmakla beraber, sonuç itibarıyla bu alanda esas iş Amerikan ve Türk iş insanlarına düşmektedir.' ifadesini kullandı. ABD'li yatırımcıların sırf ABD hükümetinin demesiyle Türkiye'ye yatırım yapmayacağına işaret eden Büyükelçi Satterfield, 'Ne bizim sistemimiz ne de uluslararası ticaret ve yatırım böyle işliyor. Eğer yatırımcılar istikrarlı bir para politikası, kamu borçları için zamanında yapılan ödemeler, şeffaf ihale süreçleri ve tarafsız bir yargı sistemi görürlerse Türk pazarına yatırım yapmak için adeta akın edeceklerdir.' mesajını verdi.
Reklam
Türk Vatandaşları, Negatif Kovid-19 Testi İle Gürcistan'ı Ziyaret Edebilecek
TİFLİS (AA) - Gürcistan Ekonomi ve Sürdürebilir Kalkınma Bakanı Natia Turnava, negatif PCR test sonucuyla Gürcistan'ı ziyaret edebilecek ülkeler listesine Türkiye'nin de eklendiğini bildirdi.Bakan Turnava, yapığı açıklamada, hükümetin aldığı kararla Türk vatandaşlarının aşı raporu getirmeden Gürcistan'a giriş yapabileceğini belirtti.Turnava, 'Gürcistan'a sadece negatif PCR testi ile seyahat edilebilecek ülkeler listesine büyük komşumuz Türkiye Cumhuriyeti'ni de ekledik.' dedi.Kararın ardından uluslararası uçuş sayısının artacağını ve böylece ülkeye daha çok turistin gelmeye başlayacağını kaydeden Turnava, bunun piyasalara olumlu yansımaları olacağını vurguladı.Gürcistan hükümeti, 29 Ocak'ta, sadece Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, İsrail, İsviçre, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn vatandaşlarının Gürcistan'a aşı raporu getirmeden giriş yapabilmesine karar vermişti.Ülkeye sadece negatif PCR testi ile girebilen yabancılar, 3. gün bir kez daha Kovid-19 testini yaptırmak zorunda. Söz konusu uygulama, sadece uçakla ülkeye seyahat edecekler için geçerli olacak.Salgın nedeniyle Gürcistan, sınır kapılarını kapalı tutuyor.Ülkede son 24 saat içinde 688 yeni vaka görüldü.Salgının başından bu yana toplam 259 bin 897 kişinin virüse yakalandığı ülkede, 3 bin 221 kişi salgın nedeniyle hayatını kaybetti.
Çin Devlet Medyası, Alibaba'nın Kurucusu Jack Ma'yı "Lider Girişimciler" Arasında Saymadı
ANKARA (AA) - Çinli internet şirketi Alibaba'nın kurucusu, iş adamı Jack Ma'nın ülkesindeki piyasa düzenleyici kurumları ve kamu bankalarını eleştirmesinin ardından siyasi iktidar ile arasının bozulduğu iddiasını destekleyen yeni işaretler ortaya çıktı.Bloomberg'te yer alan habere göre, Çin resmi haber ajansı Xinhua'nın çıkardığı borsa gazetesi 'Shangai Security News'te yer alan 'Çinli Lider Girişimciler' başlıklı yazıda Jack Ma'nın adının anılmaması, ülkenin en zenginlerinden olan iş adamının gözden düştüğü şeklinde yorumlandı.Gazetenin baş sayfasında yayımlanan yazıda, teknoloji şirketleri Huawei'nin kurucusu Rın Cıngfey, Xiaomi'nin kurucusu Ley Cun ve otomobil üreticisi BYD'nin patronu Vang Çuanfu, teknoloji ve girişimcilik alanındaki katkılarından ötürü övülürken, ülkenin en büyük internet şirketlerinden Alibaba'nın kurucusu Jack Ma'ya yer verilmedi.Çin'in en zengin insanlarından ve önde gelen girişimcilerinden biri olan iş adamı, 24 Ekim'de yaptığı konuşmada, Çin'deki piyasa düzenleyici kurumları ve kamu bankalarını 'zamanın gerisinde kalmakla' eleştirmesinin ardından 3 ay ortadan kaybolmuştu.Söz konusu eleştirilerin ardından Pekin yönetimi, Ma'nın kurucusu olduğu Ant Grubu şirketinin Hong Kong ve Şanghay borsalarındaki eş zamanlı halka arzını durdurmuş, ayrıca iş adamının kurucusu ve eski Üst Yöneticisi olduğu Alibaba Grubu hakkında antitröst soruşturması başlatılmıştı.İnsan Hakları İzleme Örgütü Direktörü Kenneth Roth, Twitter'da konuyla ilgili paylaştığı mesajda, 'Alibaba'nın kurucusu Jack Ma'nın Çin'in finansal sistemini eleştiren bir konuşma yapmasının ardından şüpheli şekilde kaybolması, her ne güvence verilirse verilsin Çin teknoloji şirketlerinin nihayetinde Çin Komünist Partisinin kontrolünde olduğunu gösteriyor.' ifadelerini kullanmıştı.
Reklam
İran'da Sünni Beluçlara Yönelik İdamlarda Artış Gözlendiği İddia Ediliyor
İSTANBUL - (AA) - MUSTAFA MELİH AHISHALI - İran'da son dönemde, ülkenin güneydoğusunda yaşayan Sünni Beluçlara yönelik baskıların arttığı ve Beluç mahkumların adil bir yargılama olmaksızın idam edildiği öne sürülüyor.Bölgedeki insan hakları ihlallerini takip eden Beluç Aktivistleri Örgütü, son aylardaki idamların daha önce de birçok kez gerçekleştiği gibi hukuksuz olduğunu savunuyor.Merkezi İngiltere'de bulunan Beluç Aktivistleri Örgütü Başkanı Abdullah Arif, AA muhabirine konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede İran'daki Sünni Beluçlara yönelik idamların, ülkenin iç ve dış siyasetindeki gelişmelere göre şekillendiğini söyledi.Arif, 'İran'da Beluçlara uygulanan baskı ve idamlar ülkenin iç, bölge ve uluslararası siyasetine göre şekilleniyor. Biz, zaman zaman Tahran yönetiminin, 'intikam idamları' olarak adlandırılan uygulamasına şahit oluyoruz. Rejim muhalifi bir örgüt, silahlı bir eylem düzenlese, rejim bunun acısını hapishanede tutuklu onlarca suçsuz mahkumu idam ederek alabiliyor.' dedi. Tahran yönetimi ne zaman, Batılı ülkelerle siyasi ilişkilerini geliştirse, uluslararası anlaşmalar imzalayıp iyi ilişkiler kursa, yine Beluçistan bölgesinde idam ve baskıların arttığını savunan Arif, şöyle devam etti:'Böyle dönemlerde İran, ne kadar insan haklarını ihlal etse de Batılı ülkeler, kendi çıkarları için Tahran yönetiminin hukuksuz uygulamalarını görmezden geliyor. Her ne kadar Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar, zaman zaman İran’ın baskıcı uygulamalarını rapor etse de uluslararası bir siyasi irade, bu raporun arkasında kararlılıkla durmadığı için hiçbir yaptırım söz konusu olmuyor ve Tahran yönetimi de 'hukuk dışı' uygulamalarına son vermiyor.''Kurbanların aileleri seslerini çıkaramıyor'İran rejiminin Beluçlara yönelik son aylardaki baskılarına değinen Arif, '2019'da 11, 2020'de 16 Beluç idam edildi. Son aylarda bu rakam artış gösterdi. Son iki ayda (2020 Aralık ve 2021 Ocak ayları) 16 Beluç idam edildi. Haksız uygulanan idamlar karşısında kurbanların aileleri, maddi yetersizlik veya istihbarat birimlerinin baskıları nedeniyle seslerini çıkaramıyorlar.' değerlendirmesinde bulundu.Arif, 19 Aralık 2020 ile 28 Ocak 2021 tarihleri arasında idamı gerçekleştirilenleri ise şöyle sıraladı:'Behnam Rigi, Şuayb Rigi, Abdulbasıt Hışt, Hamid Mir Beluçzehi, Mehreban Berahuyi, Hudadad Nuhtani, İlyas Kalenderzehi, Hasan Dehvari, Ümid Mahmudzehi, Mecid Rigi, Cuma Zaruzehi, Hafız Abdulsettar Anşini, Abdurrauf Kebedani, Yunus Cemşidzehi, Şemseddin Bacizehi ve Cavid Dehkan Huld, rejim karşıtı silahlı örgüte üye olmak, emniyet güçlerine silahlı saldırı düzenlemek, uyuşturucu bulundurmak ve cinayet gibi çeşitli gerekçelerle idam edildi.''İdamlar kanuna uygun gerçekleştirilmedi' iddiasıSöz konusu idamlarla ilgili adli süreci eleştiren Arif, 'Daha önce defalarca olduğu gibi bu sefer de hukuk ayaklar altına alındı. İdamlar kanuna uygun gerçekleştirilmedi. İdam kararını mahkumlar, temyize götürmelerine rağmen temyiz mahkemesinin kararı beklenmeden idamlar yapıldı.' diye konuştu. İdam edilenlerin sorgu ve mahkeme süreçleri hakkında bilgi veren Arif, 'Bu kişilerden hiçbiri adil bir mahkemede şeffaf bir şekilde yargılanmadı. İfadeleri işkence altında alındı. Hasan Dehvari ve Cavid Dehkan Huld gibi bazıları, haklarında çıkarılan idam kararını temyiz mahkemesine taşımışlardı. Fakat temyiz mahkemesinin kararı beklenmeden idam edildiler.' dedi.'Yakının gelmezse seni idam ederiz' Hiçbir suçu olmayan bazı insanların, gözaltına alındıktan sonra idam edilmekten kurtulamadıklarını dile getiren Arif, şöyle devam etti:'Rejim muhalifi veya silahlı örgütle irtibatı olmayan insanlar, sırf akrabalarından biri yurt dışında silahlı örgüt üyesi diye idamla karşı karşıya kalabiliyor. Gözaltına alınan masum insanlar 'Yakının gelmezse seni idam ederiz' diye baskı altına alınıyor. İlyas Kalenderzehi ve Hasan Dehvari bu şekilde baskı altına alındı ve yakınlarının gelmemesi nedeniyle idam edildi. Geçtiğimiz günlerde, Emanullah Beluçi ve Abdurrahim Kuhi de aynı gerekçeyle tehdit edildiler.''Beluçlara adı konulmamış bir kanun uygulanıyor' İran yönetiminin Beluçlara yönelik hukuk dışı uygulamalarının temelinde 'mezhep ve ırk ayrımcılığı'nın yattığını öne süren Arif, 'Beluçlar en sert cezalara çarptırılıyor. Uyuşturucuyla ilgili idamların azaltılması için yeni kanun maddeleri yürürlüğe girdi. Buna göre, idam sayılarının azaltılması öngörüldü. Mehreban Berahuyi ve Hudadad Nuhtani yeni düzenlemeye göre hapis cezası almaları gerekirken idam edildiler. Beluçlara adı konulmamış ülke kanunlarından farklı bir kanun uygulanıyor.' görüşünü dile getirdi.Arif, İran İstatistik Kurumunun verilerine göre, Beluçistan bölgesinin ülkenin yoksulluk, ekonomi ve okuma yazma oranı yönünden en geri kalmış bölgesi olduğunu bu durumun da idam edilenlerin yakınlarının insan hakları örgütlerine ulaşamamasında etken rol oynadığını belirterek, 'Halk, hukuki ve vatandaşlık haklarını savunmakta rejim karşısında aciz kalıyor.' ifadesini kullandı. Son dönemlerde Sünni Beluçlara yönelik idamların artmasının arkasındaki nedenlerden birinin, ülkedeki ekonomik kriz nedeniyle olası sokak protestolarının önüne geçmek olduğuna işaret eden Arif sözlerini şöyle tamamladı:'Önümüzdeki günlerde halkın, ekonomik sebeplerle gösteri düzenlemesi kuvvetle muhtemel. Rejim bu tür hukuksuz idamlarla halka, bir ayaklanma halinde acımasızca davranacağı mesajını veriyor.'İran'ın Pakistan ve Afganistan sınırında yer alan Sistan-Beluçistan eyaletinde çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu yaklaşık 3 milyon kişi yaşıyor.
Kosova'nın Kudüs'te Büyükelçilik Açma Girişimi, Halkı Fikir Ayrılığına Düşürdü
PRİŞTİNE (AA) - AGİM SULAJ/EREN BEKSAÇ - Kosova ile İsrail arasında imzalanan diplomatik ilişkilerin kurulmasına yönelik anlaşma gereği Kosova'nın Kudüs'te büyükelçilik açma kararı halkta farklı tepkilere neden oldu.Bazıları Kosova'nın hiçbir şekilde İsrail'de büyükelçilik açmaması gerektiğini savunurken bazıları ülkenin çıkarları doğrultusunda her türlü adımın atılabileceğini söyledi.Başkent Priştine'de yaşayan Behar Beqiri, Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına göre Kosova'nın Kudüs'te büyükelçilik açmaması gerektiğinin altını çizerek, aslında Kosova'nın İsrail'de hiç büyükelçiliğinin bulunmaması gerektiğini savundu.İsrail'de hiçbir büyükelçiliğin açılmaması gerektiğini söyleyen Beqiri, 'İsrail, aslında tamamı Filistin olan, işgal altındaki bir topraktır. İsrail, ABD tarafından yaratılmış bir devlettir. Bu nedenle ne Kudüs'te ne de Tel Aviv'de büyükelçiliğin açılmasını kabul ediyoruz.' ifadelerini kullandı.Bir başka Kosovalı Sejdi Halimi ise ülkesinin Kudüs'te büyükelçilik açma kararının Kosova hükümeti ve ABD tarafından alındığını, bu nedenle de halkın sözünün hiçbir ağırlığı olmadığını vurguladı.Kosova'nın bağımsızlığını daha fazla ülkenin tanımasını istediğini kaydeden Halimi, 'Tüm Kosova'ya sorabilirsiniz ancak Kosova hükümeti ve ABD karar verdiğinde bayrağı oraya yerleştirin. Başka yol yok.' şeklinde konuştu.'AB'nin tepkisi yersiz'İlir Zeqiri isimli vatandaş ise Kosova'nın Kudüs'te büyükelçilik açma kararına Avrupa Birliğinin (AB) verdiği tepkinin 'yersiz' olduğunu savunurken, Kosova'ya hala vize muafiyeti vermeyen AB'nin müdahale etme hakkı olmadığını söyledi.Kosova'nın diğer ülkelerle iyi ilişki kurması konusunda AB'nin tehditkar davrandığını ileri süren Zeqiri, 'Bence Kosova ulusal ve stratejik çıkarlarına bakmalı ve çıkarının daha fazla olduğu yerde elçiliğini açmalı.' ifadelerini kullandı.Priştineli Syle Hoti de Kosova ve İsrail halklarının iyi bir geçmişe sahip olduğunu belirterek, 'Büyükelçiliğin İsrail'in hangi şehrinde açılması yerine, vatandaşların gelişimi ve refahına önem verilmesi gerek.' dedi.İmzalar 1 Şubat'ta atıldıEski ABD Başkanı Donald Trump'ın ev sahipliğinde Eylül 2020'de Beyaz Saray'da bir araya gelen Sırbistan ve Kosovalı liderler, ekonomi alanında normalleşme konusunda anlaşma imzaladı.Anlaşma ile ayrıca Kosova'nın İsrail ile diplomatik ilişkilerini başlatması ve büyükelçiliğini Kudüs'te açması, İsrail'in Kosova'yı bağımsız bir devlet olarak tanıması, Sırbistan'ın da İsrail'deki büyükelçiliğini Kudüs'e taşıması kararlaştırıldı.Kosova ile İsrail arasında diplomatik ilişkilerin resmen başlatılmasına yönelik anlaşma ise 1 Şubat'ta imzalanırken, aynı gün İsrailli yetkililer Kosova'nın Kudüs'te büyükelçilik açmak için yaptığı başvuruyu onayladığını açıkladı.
Reklam
Ak Parti'nin İcraatlarını Konu Edinen Makale Ve Tezler 6'Ncı Kez Yarışacak
ANKARA (AA) - MUHAMMED TORUNTAY - AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, iktidarın icraatlarını irdeleyen makale ve tezlerin yarışacağı ve bu yıl 6'ncısı düzenlenen Sosyal Bilimler Teşvik Ödülü için başvuruların başladığını bildirdi.Dağ, AK Parti Ar-Ge Başkanlığı tarafından düzenlenen Sosyal Bilimler Teşvik Ödülleri'ne ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.Bu yıl 6'ncısı düzenlenen teşvik ödülleri için başvuruların başladığını aktaran Dağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın genel başkan olduğu AK Parti'nin, siyasi, toplumsal, hukuki, uluslararası ilişkiler, ekonomi ve tarihi konulardaki faaliyetleriyle ortaya koyduğu fikir ve düşünceleri inceleyen doktora tezi, yüksek lisans tezi ile uluslararası kriterlere uygun makaleleri değerlendireceklerini söyledi.'Türkiye'nin, iktidarın faaliyetlerini inceleyen, irdeleyen son 5 yılda hazırlanmış makale, yüksek lisans ve doktora tezleri bir jüri tarafından değerlendirilecek.' ifadelerini kullanan Dağ, jürinin akademisyenlerden oluşacağını belirtti.Sosyal Bilimler Teşvik Ödülleri'ni birkaç yılda bir verdiklerini hatırlatan Dağ, AK Parti iktidarı döneminde gerçekleştirilen bu tarz çalışmaları bir çatı altında toplamak, onları bir kapsam içine almak ve yapılanların farklı açılardan nasıl değerlendirildiğini görme noktasında bu faaliyetleri önemli bulduklarını söyledi.İngilizce çalışmalar da değerlendirilecekTezlerin Türkçe veya İngilizce olmasının önem taşımadığını belirten Dağ, şunları kaydetti:'Biz her iki dilde de yapılmış çalışmaları değerlendiriyoruz. Bunun uluslararası boyutu da bu anlamda olacak. Bütün üniversitelere bunu ileteceğiz, bildireceğiz, rektörlerimize bunları bildireceğiz ve bu çalışmaları değerlendirme noktamız olacak. Başvuru için bir adresimiz de olacak. Bu tarz çalışma yapanların inşallah oradan başvurma imkanı olacak. Bu ilana çıktıktan sonra yeni bir çalışma yapma zamanı çok fazla olmayacak ama yapılmış bütün tezleri bu bağlamda değerlendirmeye tabi tutacağız.'Sosyal Bilimler Teşvik Ödülleri'ne başvurular, 'tesvikodulleri.akparti.org.tr' internet adresinden 3 Mart'a kadar yapılabilecek.
3 Şubat Dolar Ne Kadar Oldu? İşte Dolar, Euro ve Sterlin Fiyatları
Dolar fiyatlarında düşüş yaşanıyor. Dün uzun süre sonra 7.10 liranın altına inen dolar, sonrasında tekrardan yükselmiş günü 7.20 lira olarak tamamlamıştı. Dolar fiyatlarının artması veya yükselmesi Türkiye'de birçok sektörü doğrudan etkiliyor. Dolarla iş yapan veya dolara yatırım yaparak parasının enflasyon karşısında erimesini önlemek isteyen vatandaşlar dolar ve eurodaki canlı değişimleri takip ediyor. İşte 3 Şubat dolar, euro ve diğer yabancı para birimlerinde son durum...
Reklam
Altın Fiyatlarında Düşüş Devam Ediyor! 3 Şubat Gram Altın Kaç Para Oldu?
Altındaki kan kaybı bugün de devam ediyor. Hafta başından beri düşüş gösteren altın fiyatları, bugün de yaklaşık olarak 3 lira değer kaybetti. Gram altın, serbest piyasada saat 14.17 itibariyle 422 liradan satılıyor. Yatırımlarını altın alarak korumak isteyen vatandaşlar, altın fiyatlarındaki canlı değişimi araştıyor. İşte 3 Şubat 2021 gram altın, çeyrek altın, yarım atın ve Cumhuriyet altını fiyatları...
Myanmar'da Darbe Sonrası İlk Kabine Toplantısı Yapıldı
KUALA LUMPUR (AA) - Myanmar'da 8 Kasım 2020 genel seçimlerinde hile yapıldığı tartışmalarının ardından gerçekleşen askeri darbe sonrası yeni kabinenin ilk toplantısı yapıldı.Myanmar ordusunun enformasyon biriminden yapılan açıklamada, Genelkurmay Başkanı ve Devlet Başkanı Min Aung Hlaing, Başkan Vekili Myint Swe ve dün görevden alınan bakanların yerine atanan 9 kabine üyesinin katılımıyla Devlet Başkanlığı Sarayı'nda bakanlar kurulu toplantısının gerçekleştirildiği bildirildi.Toplantıda Devlet Başkanı Hlaing'ın bir yıl sürecek olağanüstü hal (OHAL) kapsamında eylem planını bakanlarla müzakere ettiği kaydedildi.Ülke içi seyahat ve turizmin devam etmesi, tapınak ve ibadethanelerin yeniden açılması, Kovid-19 tedbirlerine uygun olarak ekonomi sektörünün faaliyetlerini sürdürmesi, ekonominin yeniden canlandırılması ve iş imkanlarının artırılması gibi konuların da kabine görüşmesinde ele alındığı bildirildi.'Suu Çii'nin sağlığı yerinde' açıklamasıDarbeden önce gözaltına alınan eski Dışişleri Bakanı ve ülkenin fiili lideri Aung San Suu Çii'nin partisi Ulusal Demokrasi Birliğinin (NLD) yönetimi, Suu Çii'nin tutulduğu yerde 'sağlığının yerinde olduğunu' açıkladı.Partinin açıklamasında Suu Çii'nin nerede tutulduğuna dair yetkililerden bilgi verilmediği belirtildi.1 Şubat'taki askeri darbenin ardından dün 24 bakan ve yardımcıları görevden alınmış, 11 yeni bakan atanmıştı.Myanmar'da askeri darbeMyanmar'da 8 Kasım 2020'deki seçimlerin oy sayımında hile yapıldığı iddialarının son haftalarda yeniden gündeme gelmesi üzerine ülkede gerilim tırmanmıştı. Ordu yanlısı gösterilerin düzenlenmesinin ardından Genelkurmay Başkanlığı, 28 Ocak'ta hükümete seçimlerde hile iddialarına açıklık getirme çağrısında bulunmuştu.Myanmar ordusu, 1 Şubat'ta yönetime el koymuş, olağanüstü hal ilan edilmiş, Devlet Başkanı Win Myint, Dışişleri Bakanı ve ülkenin fiili lideri Aung San Suu Çii ile iktidar partisi Ulusal Demokrasi Birliğinin (NLD) önde gelen isimleri gözaltına alınmıştı.
Sakarya Üniversitesinde "Kritik Altyapılar Ulusal Test Yatağı Merkezi" Açıldı
SAKARYA (AA) - Sakarya Üniversitesinde (SAÜ), Savunma Sanayii Başkanlığı ve STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ iş birliğiyle kurulan 'Kritik Altyapılar Ulusal Test Yatağı Merkezi' hizmete açıldı.Bilgisayar ve Bilişim Birimleri Fakültesindeki törene katılan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, konuşmasında, geleceğe yapılan yatırım ve teknoloji merkezlerinin ülkelere sevinç kaynağı olduğunu söyledi.Merkezle kritik altyapıların kontrol sistemlerinin yerleştirilmesi ve bunların güvenliğinin sağlanmasına yönelik önemli bir adım atıldığını vurgulayan Sayan, 'Üniversite-sanayi iş birliğinin bu güzel projeyle kontrol sistemlerinde yerleşmesinin yanı sıra bu sistemlerinin güvenliğinin de milli imkanlarla yapılabilmesinin önünü açan çok değerli bir merkez.' diye konuştu.'Yerli ve milli üretime dönük girişimleri artıracak'Sayan, kritik altyapıların, ülkenin ve insanların refah düzeyini artıran temel yapı taşları olduğunu belirterek bu sistemlerde yaşanabilecek bir problemin devletin ve toplumun güvenliği, ekonomi, sağlık ve refah gibi değerlere büyük zarar verebildiğini kaydetti.'Bugün bilgi ve iletişim teknolojileri, her sektör için gelişmenin anahtarı.' diyen Sayan, her alanda olduğu gibi teknolojinin de bazı külfet ve yan etkileri olduğunu dile getirdi.Sayan, siber saldırılarla her an yüz yüze gelinebildiğine dikkati çekerek, 'Ülkeler bu saldırılarla diz çökmeye zorlanıyor. Kritik altyapılar ve sektörlerin korunabilmesi için gerekli tedbirleri almak, 24 saat nöbet tutmak, radarla hava sahası gözlemlemek kadar önemli hale gelmiş durumda. Bu saldırılardan korunmak için haberleşme altyapılarının güvende olmasını, saldırılara karşı savunmanın da yine haberleşme sektöründen başlaması gerektiğini biliyoruz.' değerlendirmesinde bulundu. Ömer Fatih Sayan, siber güvenlik alanındaki çalışmaların etkisini uluslararası endekslere bakıldığında görebildiklerini ifade ederek şunları kaydetti:'Bir önceki yıl ülkemiz dünya sıralamasında 23 sıra birden yükselerek dünyada 20'nci, Avrupa'da ise 11'inci sıraya geldi. Türkiye gibi stratejik önemi olan bir ülkenin kritik altyapılardan birinin işlevsiz kalması halinde sadece ülke içerisinde değil, ülkemiz altyapısı üzerinden hizmet alan ülkelerde de büyük çaplı sorunların yaşanabileceğini gözlemlememiz gerekiyor. Örneğin; ülkemiz üzerinden geçen petrol, doğal gaz boru hatlarının maruz kalacağı siber tehlike karşısında sadece ülkemiz değil, ülkemiz üzerinden enerji ithalatı yapan tüm ülkelerin etkileneceği malumdur.Sayın Cumhurbaşkanımızın başlattığı Milli Teknoloji Hamlesi doğrultusunda bilgi ve iletişim teknolojileri alanında sürdürülebilir yerli ve milli ekosistemin geliştirilmesini stratejik hedef olarak gördük ve bu alanda yapılan çalışmaları önemsiyoruz. 5G ve ötesi teknolojilerin yerli ve milli imkanlarla geliştirilmesi ve üretilmesini sağlamak amacıyla çalışmalarımız sürüyor. Ulusal Test Yatağı Merkezi'nin, akademik çalışmaların gerçek ortamda modellenmesiyle 2023 hedefleri doğrultusunda yerli ve milli üretime dönük girişimleri artıracağına inanıyorum.''Sektörün önemli bir ihtiyacını karşılayacak'STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz de yurt dışında örneklerine sıkça rastlanılan kritik altyapılara yönelik oluşturulmuş test yatağı merkezini ilk kez Türkiye'de hayata geçirdiklerini dile getirerek merkezin hayırlı olmasını diledi.SAÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Savaşan ise 'Bu test yatağı inanıyorum ki kritik altyapıların güvenliğinin sağlanması bakımından sektörün önemli bir ihtiyacını karşılayacak. Bugün açacağımız merkez sektör, su ve elektrik altyapısının güvenliğinin sağlanması, siber savunma ürünlerinin test edilmesi ve yeni ürünlerin geliştirilmesinde hizmet verecek. Hedefimiz, ülkemizin kritik altyapı kabul ettiği her alanı içine alacak şekilde merkezimizi büyütmek ve Sakarya Üniversitesini bir siber güvenlik üssü haline getirmektir.' ifadesini kullandı. Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce de merkezin hayırlı olmasını temenni ederek emeği geçenlere teşekkür etti.Konuşmaların ardından açılış kurdelesini kesen katılımcılar merkezi gezdi.
Reklam