Ali Babacan Haberleri

Ali Babacan ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Ali Babacan ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Erdoğan’ın Yargıya Talimatı, Alevi Hâkim Fişlemesi ve FB Mahkûmiyeti TBMM'de
Umut Oran: Hakim savcılar etnik kökenlerine göre mi ayrılıyor? Adalet Bakanı’nın dava takipçiliği görevi var mı? FB yöneticileri için de Yargıtay girişiminiz oldu mu? ANKARA CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Recep Tayyip Erdoğan’ın, dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in telefonla yaptığı telefon görüşmesinde işadamı Aydın Doğan'ın, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) isteği doğrultusunda mutlaka mahkûm olması için Yargıtay nezdinde girişimde bulunması talimatı vermesi, Sadullah Ergin’in ise davaya bakan hâkimin “Alevi” olmasından bahsetmesini TBMM’ye taşıdı. Oran, Erdoğan’ın, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın davasının Yargıtay’da onanması için girişimde bulunup bulunmadığının da açıklanmasını istedi. Erdoğan’dan, Ergin’e, işadamına ceza verilsin talimatı CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye sunduğu soru önergesinde dün gece sosyal medyaya düşen son telefon kaydını gündeme getirdi. Umut Oran önergesinde şunları kaydetti: “Sosyal medyaya yansıyan yasal dinleme kayıtlarına göre Recep Tayyip Erdoğan selefiniz dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i telefonla aramış, aralarında yaptıkları konuşmada halen sürmekte olan bir davayı takip etmesi talimatını kendisine vermiş, yine davada çıkan sonucun kabul edilemez olduğunu ve sanıkların SPK’nın da istediği biçimde mutlaka ceza alması gerektiğini bildirmiştir. Sadullah Ergin ise,  davada karar veren hâkimin “Alevi” ve “kendilerine karşı olumsuz” bir kişi olduğunu ifade etmiş, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda Erdoğan’ın istediği sonucun alınacağını beyan etmiştir. Daha sonra aralarında yargıya “transfer edilen” hâkimler hakkında konuşulmuş, konunun Ali Babacan ve Sadullah Ergin tarafından takip edilmesi noktasında anlaşılmıştır.” Hakim savcılar etnik kökenlerine göre mi ayrılıyor? CHP’li Oran’ın, Adalet bakanı’na yönelttiği sorular ise şöyle: Bakanlığınız tarafından hâkim ve savcıların etnik kökenleri, dini ve siyasi inanışları takip edilmekte midir, bu bilgiler bir bilgi notuyla Başbakan’a sunulmakta mıdır? Bakanlıkta kaç Alevi hâkim ve savcı çalışmaktadır? Alevilik olumsuz bir özellik mi? Alevi olmak “olumsuz” bir özellik midir? Alevi vatandaşlarımızın hâkim ve savcı olma hakkı yok mudur? Alevi hâkim ve savcıların yaptığı işlemler doğrudan hukuksuz mudur? Hukukta “Aleviler hâkim, savcı olamaz” diye bir mevzuat bulunmakta mıdır? Bakanlar Kurulu’nda bu konuda izahatta bulunulacak kadar bunun alenileşmesi hükümetinizin politikalarından biri midir? Ayrımcılık suçu değil mi? Bir kamu görevlisi, hâkim-savcıyı, vatandaşı “Alevi” diye nitelemek ayrımcılık suçunu oluşturmuyor mu? Hâkim ve savcıları etnik kökenleri, dini ve siyasi inanışları nedeniyle fişleyerek ayrımcılık suçu işleyen personel hakkında tarafınızca başlatılan adli veya idari bir soruşturma bulunmakta mıdır? Bu soruşturma kapsamında kaç bürokrat soruşturulmaktadır, bu emirleri veren amirler hakkında da soruşturma başlatılmış mıdır? Adalet Bakanı’nın dava takipçiliği görevi var mı? Adalet Bakanı’nın görevleri arasında Başbakan’ın emri üzerine dava takipçiliği yapmak bulunmakta mıdır? Bakanlığın ve personelinin bu amaçla kullanılmaması için aldığınız önlemler nelerdir? Göreve geldiğiniz günden bugüne kadar Başbakan’ın şahsen sizin takip etmenizi istediği davalar nelerdir, bu davalarda Başbakan hangi kararların çıkmasını istemiştir, Anayasa’ya aykırı ve yargıya müdahale anlamına gelecek bu kanunsuz emirlere uydunuz mu? Şahsınıza bu kanunsuz emirleri veren şahıs hakkında suç duyurusunda bulunarak adli süreci başlattınız mı? Kamuoyunda Ergenekon, OdaTV, Balyoz, Poyraz, KCK adıyla bilinen davalar Bakanlığınız tarafından takip edilmiş midir, bu davayı görmekte olan mahkemelerin hangi kararları alacağı yönünde Bakanlığınız tarafından verilen sözlü veya yazılı bir talimat bulunmakta mıdır? FB yöneticileri için de Yargıtay girişiminiz oldu mu? Kamuoyunda 3 Temmuz davası adıyla da bilinen, Fenerbahçe ve Beşiktaş yöneticilerini kapsayan dava da Erdoğan ve selefiniz Sadullah Ergin tarafından takip edilmiş midir? Yargıtay 5. Dairesi’ne bu davada Aziz Yıldırım’a ve Fenerbahçe yöneticilerine ceza verilmesi yönünde bir talimat gönderilmiş midir?
Otoriterleşen Erdoğan'ın Ekonomi Yönetimindeki Çatlak İlk Değil
ÇIKILAMAYAN ORTA GELİR TUZAĞI VE OTORİTERLEŞEN ERDOĞAN, FAİZ TARTIŞMASIYLA ÇATLAĞI DAHA DA BÜYÜTTÜ, SÜRDÜRÜLEMEZ KILDI CHP Parti Meclisi Üyesi ve İstanbul Milletvekili Umut Oran, ekonomi yönetiminde faizler dolayısıyla baş gösteren çatlağın yeni olmadığı, AKP hükümetleri döneminde sıkça yaşandığı, ancak orta gelir tuzağından çıkılamaması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın giderek otoriterleşmesi nedeniyle artık konunun içinden çıkılamaz noktaya doğru gitmekte olduğu uyarısını yaptı. Umut Oran'ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle: Erdoğan’ın Merkez Bankası’na “faizi indir” baskısının ardında, 11.5 yıldır şişirdikleri inşaat-konut balonun patlama noktasına gelişi yatıyor. Ekonomiyi tamamen sıcak paraya bağımlı hale getirip; ağır borç yükü altına soktular, inşaata dopingle ekonomiyi canlı tuttular. Fed kararları ile sıcak para musluklarının kısılması ve 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonları sonrasında artan siyasi risk – azalan güvenin etkisiyle dövizde yaşanan sıçramaya şok faiz artışı ile cevap verilmişti. Yükselen finansal maliyetler kredi fiyatlarına yansıdı, bu durum piyasada durgunluğa yol açtı. İnşaattaki saadet zinciri bozuldu. Daireler satılmıyor, konut stoku elde kaldı. Şimdi Erdoğan telaşla “faizleri indirin!” diye feryat ediyor. Faizde sert bir indirim, dış muslukların iyice kısılması, zaten yüksek olan dövizin fırlaması demektir. Bu durumda cari açık finanse edilemez, borçlar döndürülemez, aşırı dış borçlu reel sektör ve bankaların mali yapısı bozulur, şirket iflasları çoğalır, bunun siyasal ve sosyal sonuçları ağır olur. - Ekonomi yönetiminde ortaya çıkan çatlak, buzdağının görünen ucudur. Ekonomi tıkanmıştır, sürdürülemez nitelikteki yanlış ekonomi yönetimi ömrünü bitirmiştir. Bu vahim tablo karşısında bazı bakanlar otokrat Erdoğan’a karşı artık sesini yükseltme noktasına gelebilmiştir. Dinamiklerini anlamadığı ekonomiyi keyfi biçimde emirle yönetmeye devam edeceğini sanan Erdoğan her alanda giderek daha da otoriterleşirken, ekonomi hızla kötüleşirken, ekonomi yönetimindeki çatlak daha da büyüyecektir. Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası’na (MB) “faizi indir” baskısı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bu konuda MB’ye verdiği destekle ekonomi yönetimindeki çatlak kamuoyunun gündemine geldi ve piyasalar bundan etkilendi. Ancak 12 yıla yaklaşan AKP iktidarında aşırı dış kaynağa bağımlı hale getirilen, sıcak para ile döndürülen, inşaat sektörüne yapılan dopingle canlı tutulan, aynı zamanda iktidar üyelerinin rant ve yağma iştahına kurban edilip eşi görülmemiş yolsuzluklara sahne olan ekonominin yönetimi konusunda AKP içinde yaşanan ilk çatlak değil bu.İLK BÜYÜK ÇATLAK ŞENER’LE YAŞANDI AKP içinde ilk büyük çatlak, partiyi kuran çekirdek kadroda yer alan Abdüllatif Şener ile yaşandı. AKP’nin dört kurucusundan biri olan Şener, iktidarın daha ikinci yılından itibaren bakanı olduğu hükümetle ters düştü, farklı bir ses oldu. Şener, Galataport ihalesi başta AKP’nin peşkeşe dayalı özelleştirme uygulamalarına karşı çıktı. Erdoğan ve AKP ile yolsuzluk konusunda ters düşen Şener, sonunda kurucusu olduğu partiyle yollarını ayırdı.17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasıyla AKP’nin “bütün pisliklerinin ortaya saçıldığını” vurgulayan Şener, bu yolsuzlukların Erdoğan’ın haberi ve onayı olmadan yapılamayacağını söylüyor. Şener’in şu sözleri Erdoğan ve çevresinin zihniyetini oldukça net biçimde tanımlıyor: “Bu kabine ve kabinenin başındaki başbakan parasal konulara meraklıdır. Nerede para varsa üzerini kapatmaya eğilimlidir. Şu ana kadarki hükümet etme biçiminde de paraya sahip olmak en temel refleksidir. Hissiyatımı pekiştiren yüzlerce olay, gözlem yaşadım. Objektif koşullarda bunlar yargı sürecine girecek nitelikte olmayabilir. Ama sübjektif olarak baktığımda yolsuzluklarla yoğurulmuş bir iktidar anlayışı işbaşındadır.”  “GAZ-FREN” ÇATLAĞI… AKP’nin yanlış politikaları sonucu ekonominin tökezlediği 2012 yılında, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan arasında ekonominin direksiyonu için kavga yaşandı. Gelir dağılımı adaletsizliği sürerken, reel geliri yerinde sayan vatandaş borçlanmada da sınıra dayanınca tüketimde frene bastı. Tüketim yavaşlayınca ekonomi çakıldı, devlet vergi toplayamaz oldu, hedefler şaştı, zaten ağırlıkla, vatandaşın tükettiği mal ve hizmetler üzerindeki dolaylı vergilerden gelen gelirle finanse bütçede rekor açık ortaya çıktı. Küresel ekonomide hava sisliydi. Türkiye ekonomisinde kötüye gidiş artık gizlenemez hale geldi, hükümetin tüm hedefleri şaştı, ileriye yönelik belirsizlik arttı, güven kalmadı. Bu koşullarda vatandaşlar gibi, bir ay sonrasını dahi göremeyen sanayici de istese de gaza basamazdı! Uyguladıkları yanlış ekonomi politikalarının ve önlem almadaki ihmallerinin Türkiye’yi getirdiği noktada Babacan, ekonomideki daralma sürecini “yumuşak iniş” adı altında, kendi tercihleri ve kontrollü bir süreç gibi göstermeyi tercih etti.  Ekonomi bozulurken, ilgili bakanlar arasında “gaz-fren” tartışması başladı. Babacan, “Sisli yoldaki şoför ‘Yavaşlama, bas gaza’ seslerini dinlemez” derken Çağlayan ise “Otomobilin şoförü önemli… Eğer sürücü ileri teknik sürüş eğitimi almışsa sorun olmaz” diyerek “Türkiye gaza basması gerektiği yerde gaza basacak” şeklinde hamaset yaptı. “Gaz-fren” aslında bir yöntem tartışması değil, ekonominin direksiyonuna kimin oturacağı, yani koltuk kavgası idi. AKP, çözümü yine vergileri artırarak faturayı vatandaşa kesmekte buldu. Hükümet, otomotivden, tapuya, akaryakıttan içkiye, çeşitli mallardan alınan ÖTV, harç vb. dolaylı vergilerin artırılması yoluyla 10 milyar liralık (yaklaşık 5.5 milyar dolar) ek gelir yarattı. Bu para, zaten geçim derdindeki vatandaşın cebinden çekilerek, bununla bütçe açığı kapatıldı.   SÖZDE “ALTIN İHRACATI” ÇATLAĞI… Gaz-fren tartışmalarından sonra İran’dan alınan doğal gaz karşılığında altın ile yapılan ödeme konusunda da bakanlar arasında çatlak ortaya çıktı. ABD ambargosunu arkadan dolaşma gayretiyle İran’dan alınan doğalgazın ödemesini ithal külçe altınla yapıp, bunun adını da ihracat koydular. Dönemin ihracattan sorumlu Ekonomi Bakanı, aylardır İran’a yapılan altın ihracatının diğer 20 bin üründen farklı bir ihracat olmadığını, bunun bir para transferi olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Başbakan Yardımcısı Babacan ise İran’a yapılan altın ihracatının aslında bizim İran’dan doğal gazı almak için ödediğimiz bir karşılık gibi olduğunu açıkladı ki doğrusu da buydu. CUMHURİYETİN 100. YILINDA İLK ONA GİRME ÇATLAĞI… Zaten ta 1970’li yıllarda ilk 20 ekonomi arasında yer alan Türkiye’yi kendilerinin ilk 20’ye soktuğuyla övünen Erdoğan, bir de Cumhuriyet’in 100. Yıl dönümü olan 2023’de ilk 10 ekonomi arasına sokma hedefi ortaya koydu ve hiçbir ciddi plan ve programı olmaksızın bu iddiasını tekrarlayarak halkı kandırıyor. 2012 yılında bu konuda da AKP yönetiminde bir çatlak yaşanmıştı. Dönemin Ekonomi Bakanı, mevcut üretim ve ihracat yapısıyla Türkiye’nin ilk 10’a asla giremeyeceğini ifade etmişti. Yıllardır aynı ekonomi politikalarını uygulayan AKP’nin içinden birinin bunu fark etmesi olumlu bir gelişmeydi. Ancak “tek adam” mantığı nedeniyle bunun direkt Erdoğan’a söylenmesi imkânsızdı, diğerlerinde olduğu gibi bu konudaki görüş ayrılığı ve çatlak da basın üzerinden dile getirilebildi. 2023 hedefi kulağa hoş gelmekle birlikte ekonominin gerçek dinamikleriyle uyuşmuyor. Bunun için diğer ülkeler sıfır büyüme yaşarken, yılda ortalama yüzde 10 büyümemiz gerekiyor. IMF projeksiyonları 2014’te Türkiye’nin büyük ekonomi sıralamasında 2 basamak düşerek 19’unculuğa ineceğini gösteriyor. Erdoğan ise aklına geldikçe bu iddiasını “büyüklere masallar” kabilinden dillendirmeye devam ediyor. ŞİMDİ DE FAİZ ÇATLAĞI Erdoğan’ın Almanya gezisi dönüşü yaptığı “Merkez Bankası’nın faiz politikalarını kesinlikle beğenmiyorum. Yüksek faizi ülkemdeki yatırımların önündeki en önemli bariyer olarak görüyorum. Yüksek faizi, yüksek enflasyonun sebebi olarak görüyorum” sözleri AKP’nin ekonomi yönetimi anlayışındaki derin çatlağı ve Erdoğan’ın ekonomiyi adeta bakkal dükkânı mantığıyla yönetmeye kalkıştığını ortaya çıkardı. Erdoğan “Faizi yükseltirken 5 puan birden yükseltiyorsun, şimdi geliyorsun yarım puan indiriyorsun. Sen dalga mı geçiyorsun?” şeklinde Merkez Bankası’nı azarladı. Erdoğan’ın sözleri üzerine Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise “Kurumlarımızın kendi görev alanlarında tanımlanan şekilde asla taviz vermeden, ana ilkelerinden ana prensiplerinden vazgeçmeden uygulamalarına devam etmeleri gerekiyor. Bunlar yapıldığı sürece önümüz açık” sözleriyle Erdoğan’a, MB’nin bağımsızlığı konusunda uyarı yaptı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de “Babacan’ın açıklaması ile aynı görüşte” olduğunu bildirerek Erdoğan’la ters düştü. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ise “Başbakanın isyanını haklı buluyorum” diyerek Erdoğan’a arka çıktı. AKP’nin vizyonsuz, plansız programsız ekonomi yönetimindeki derin çatlak daha net ortadadır. Erdoğan (özerk) MB’ye “faizi 5 puan artırdın, şimdi yarım puan indiriyorsun. Dalga mı geçiyorsun!” diye fırça atıyor. Enflasyonun suçunu Merkez Bankası’na yıkarak kendi sorumluluğundan kaçtığı gibi, sadece faizi indirmekle sorunu çözeceğini sanıyor. 11.5 yılda ekonomiyi dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirdiler; ağır borç yükü altına soktukları Türkiye’nin geleceğini tükettiler. Fed kararlarının etkisiyle geçen yıl Mayıstan bu yana dış sermaye (sıcak para) muslukları kısılmıştı. Sıcak para ile hovardalığı artık sürdüremiyorlar. Zaten Ocak ayındaki 5 puanlık “şok” faiz artırımı da sıcak para gelmeye devam etsin diye rüşvet kabilinden yapılmıştı. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde dış borç geri ödemeleri ve cari açık finansmanı için 221 milyar dolarlık dış kaynak girişine ihtiyacı var. Şimdi 5 puanlık indirime gidilirse, dış musluklar iyice kapatılır, içeride zaten yüksek olan döviz kurları fırlar, cari açık finanse edilemez, borçlar döndürülemez, aşırı dış borçlu reel sektör ve bankaların mali yapısı bozulur, şirket iflasları çoğalır, bunun siyasal ve sosyal sonuçları ağır olur.Erdoğan’ın faiz takıntısının ardındaki gerçek Başbakan’ın, “düşük faiz” talebinin ardında, başka bir gerçek var: İnşaat sektöründe şişirdikleri balonun patlama noktasına gelmesi…Ekonomide gerçek bir vizyonu olmayan AKP, asıl hedefi olan kendi siyasi rejimini kurma yolunda ekonomiyi daha çok bir araç olarak kullandı. Bunda da “konut-inşaat” sektörünü lokomotif olarak gördü. Bu yolla aynı zamanda kendi yandaş sermaye kesimini de palazlandırdı. Konut ağırlıklı inşaat sektörünü görülmemiş devlet imkânlarıyla destekledi; AKP’li belediyeler, başta İstanbul’da olmak üzere imar yetkisini alabildiğine kullanarak rant yarattı. Dışarıdan sağlanan kaynaklar,  müteahhitlere ve konut kredisi biçiminde tüketicilere pompalandı, konuta dayalı bir rant çarkı döndürüldü. Buna ek olarak kentsel altyapı, duble yol, AVM, hava meydanı, köprü gibi yatırımlarla seçmenler adeta hipnotize edildi. Fed kararları ile sıcak para musluklarının kısılması ve 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonrasında siyasi riskin artması-güvenin azalmasının etkisiyle dövizde yaşanan sıçrama bu saadet zincirini bozdu. Son bir yılda yeni daire satışlarında belirgin bir düşüş var. Artan kura şok faiz artışı ile cevap verilmişti. Artan finansal maliyetler kredi fiyatlarına yansıdı, bu gelişmeler piyasada durgunluğa yol açtı. Şimdi Erdoğan’ın “faizleri indirin!” diye bağırmasının ardında, müteahhitlerin yaşadığı bu sıkışıklık yatıyor. Erdoğan telaşta… Dünyada ucuz ve bol döviz döneminin bittiğini Erdoğan da görüyor. Bu durum, özel sektörün kredi olanaklarının daralması, inşaat-konut sektörünün tıkanması anlamına geliyor. Erdoğan bu yüzden düşük faiz için MB’ye baskı yapıyor. Dış sermaye girişlerinin durma noktasına geldiği bir dönemde, Merkez Bankası’nın faizi indirmesi ise büyük risk. Banka’nın baskıya dayanamayıp yaptığı yarım puanlık indirim Erdoğan’ı tatmin etmiyor, daha da kızdırıyor. Yeni ekonomik koşullarda inşaatta işler iyi gitmiyor, daireler kolay satılmıyor, sektör tıkanma noktasına doğru gidiyor, AKP ekonomisinin lokomotifi tekliyor, konut balonu patlamak üzere. Müteahhitler daireleri satamaz, zarar eder, bankalara ve piyasaya borçlarını ödeyemezse, sıkıntı zincirleme biçimde tüm kesimlere ve dalga dalga ekonomiye yayılacaktır. ÇÜNKÜ ucuz ve bol döviz dönemi bitti, ÇÜNKÜ sıcak para gelmeyecek, ÇÜNKÜ otoriterleşen Erdoğan’a güven erozyonu var ve siyasi istikrar tartışılıyor, ÇÜNKÜ yabancı sermaye çekindiği için gelmeyecek, ÇÜNKÜ Türkiye en kırılgan ekonomilerin arasında anılıyor. AKP EKONOMİDE AĞIR ENKAZ BIRAKIYOR AKP Türkiye ekonomisini, sıcak para ve borçlanma şeklinde dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirdi. Tek parti iktidarı olmasına rağmen AKP döneminde ortalama büyüme yüzde 4.9’da kaldı. Sıcak paraya dayalı olarak kâğıt üzerinde sağlanan bu büyüme de istihdam yaratmadı. Umudunu yitirip iş aramayı bırakanlarla birlikte gerçek işsiz sayısı Mart 2014 itibariyle 5.4 milyona, işsizlik oranı da yüzde 18’e ulaşıyor. Halk sürekli borçla tüketmeye teşvik edildi; bankaların yurt dışından sağladığı kaynaklar tüketime ve inşaat başta belli sektörlere pompalandı. Tüketici kredisi ve kredi kartlarıyla henüz kazanılmamış gelirler üzerinden vatandaşa, bir sanal refah dönemi ve zenginleşme algısı yaşatıldı, bu da oya tahvil edildi. Bankacılık sektörünün adeta kaynak bombardımanına tuttuğu iç tüketim canlandıkça, ithalat, dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açık hızla büyüdü. AKP işbaşına geldiğinde 6.3 milyar lira olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı şeklindeki toplam hane halkı borç yükü, 51.4 kat büyüyerek 331 milyara ulaştı. Tüketimle büyüme modeli, kaçınılmaz olarak Cumhuriyet tarihinin cari açık rekorunu kırdırdı ve tüm kesimleriyle ülkeyi ağır bir borç yükünün altına soktu. Sonuçta vatandaş bankalara; bankalar ve şirketler ise yurt dışı kreditörlere gırtlağına kadar borçlu hale geldi. Türkiye’nin toplam dış borcu AKP döneminde 3’e katlanarak 400 milyar dolara yaklaştı. Kamunun iç ve dış toplam borç stoku AKP iktidarı döneminde 257 milyar liradan 624 milyar liraya yükseldi. Ekonomi tıkanmıştır, sürdürülemez nitelikteki yönetim anlayışı ömrünü tamamlamış, artık duvara dayanmıştır. Ekonomideki açmaz büyüdükçe, vizyonsuzluk ve keyfilik daha net biçimde ortaya çıkmıştır. AKP’nin ekonomi yönetim anlayışı tıkanma noktasına gelirken, orkestradan farklı sesler yükselmeye başlamıştır.   Orkestranın şefi olması gereken Erdoğan ise dünyanın 17. büyüğü olmasıyla övündüğü Türkiye ekonomisini adeta bakkal dükkânı mantığıyla idare etmeye çalışıyor, tamamen kafasına göre sopa sallıyor. Ekonomi yönetiminde ortaya çıkan çatlak, aslında yıllardır var olan buzdağının ucudur. Bu vahim tablo karşısında bazı bakanlar otokrat Erdoğan’a karşı artık yanlışları ifade etme noktasına gelebilmiştir. Dinamiklerini anlamadığı ekonomiyi keyfi biçimde emirle yönetmeye devam edeceğini sanan Erdoğan her alanda otoriterleşirken, ekonomi giderek kötüleşecek, ekonomi yönetimindeki çatlak daha da büyüyecektir. Yani ekonomide kötüleşme arttıkça çatlak da giderek derinleşecektir.Ekonomi yönetimindeki vizyonsuzluk ve keyfilik Türkiye’yi büyük yapısal sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Bunun faturasını tüm halkımız ödeyecektir. Türkiye ekonomisinin yeni bir liderliğe, yeni bir vizyona, henüz düşünülmemiş daha fazla katmadeğer yaratan yeni şeylerin üretiminin planlandığı yeni bir kalkınma hikâyesine ihtiyacı vardır. Bunu da otoriterlikten demokrasiye geçerek ve orta gelir tuzağından kurtulmayı hedefleyerek ancak gerçekleştirebilirsiniz.
"T.C. İbaresi Müşteri Unutmasın Diye Kaldırıldı"
Ziraat Bankası'nın markasından T.C. ibaresinin kaldırılmasıyla ilgili CHP'li Umut Oran '150 yıldır kimse Ziraat’i unutmadı, T.C.'yi kaldırmaya bu kadar komik bahane ancak üretilebilirdi' dediZiraat Bankasının geçen yıldan bu yana şube tabelalarından T.C: ibaresini kaldırmasının gerekçesini öğrenmek için önerge veren CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran ’a Başbakan Yardımcısı Ali Babacan tarafından yanıt verildi. Babacan, T.C. ibaresinin Ziraat Bankası’ndan tamamen kaldırılmadığını, yazışmalarda kullanıldığını ancak, “ticari işletme isminin müşteri belleğinde uzun süre kalması ve unutulmaması için uzun olan ticari unvanlarını amblem ve logolarında kısaltarak kullanıldığını” belirtti. Umut Oran ise bu yanıta '150 yıldır kimse Ziraat’i unutmadı, T.C.’yi kaldırmaya bu kadar komik bahane ancak üretilebilirdi' cevabını verdi. CHP’li Umut Oran ilk olarak Mart 2013’te Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’a neden Ziraat tabelalarından T.C. ibaresinin kaldırıldığını açıklanmasını istedi. Ziraat Bankası yöneticilerinin bilgi notuyla bu ilk önergeyi Eylül 2013’te yanıtlayan Babacan, tüm resmi işlemlerin T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ismiyle gerçekleştirilmeye devam edildiğini bildirdi. 8 Ekim 2013’te yeniden önerge veren Umut Oran, Babacan’a bu kez, “Sizin bu yanıtınıza rağmen Ziraat Bankası şubelerindeki tabelalardan neden T.C. ibareleri çıkartılıyor? Size yanıltıcı bilgi verenler mi var?” diye sordu. İkinci önergeyi Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın ve Genel Müdür Yardımcısı Cem İnal’ın notuyla yanıtlayan Ali Babacan yanıtında şöyle dedi: “Bilindiği üzere ticari işletmeler, isimlerinin müşteri/kamuoyu belleğinde uzun süre kalması ve unutulmaması için uzun olan ticari unvanlarının amblem ve logolarında aynı şekilde kullanmak yerine kısaltarak kullanmaktadırlar. Sektörde de bunun birçok örneği bulunmaktadır. T.C. Ziraat Bankası A.Ş., ticari işletmeler gibi her türlü reklam ve tanıtım amaçlı yaptığı çalışmalarında ticari unvanını değil, marka ismini kullanmaktadır. Ayrıca, Ziraat Bankası logosu içerisinde yer alan amblem üzerinde T.C. ibaresi yer almaktadır. Bankamız, her türlü ticari, hukuki ve resmi işlemlerde T.C. Ziraat Bankası A.Ş. unvanını kullanmaya devam etmektedir.” Ziraat yöneticilerinin bu yanıtına tepki gösteren Umut Oran ise, “Türkiye’nin en eski 2. bankası olan Ziraat Bankası’nı bir marka olarak her vatandaşımız bilir, unutulacak diye merak etmesinler. T.C. ibaresini çıkartmak için böylesine bir gerekçe ileri sürülmesi çok komik. 150 yıldır kimse Ziraat’i unutmadı, T.C.’yi kaldırmak için böylesi yollara başvurulmasını 76 milyona havale ediyorum” dedi.t24.com.tr
'Atak' Türk Silahlı Kuvvetlerine Teslim Edildi
Milli imkanlarla geliştirilen taarruz ve taktik keşif helikopteri T-129 ATAK, Türk Silahlı Kuvvetlerine törenle teslim edildi.ANKARA Milli imkanlarla geliştirilen taarruz ve taktik keşif helikopteri T-129 ATAK, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı törenle Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim edildi. Cumhurbaşkanı Gül, Kara Havacılık Komutanlığı'nda düzenlenen ATAK Helikopteri Teslim Töreni'nde, projenin gerçekleşmesinde emeği geçenleri, 2004 yılında Savunma Sanayi İcra Komitesi'nde alınan stratejik kararın altında imzası bulunanları tebrik etti. Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu: 'Buraya birkaç kilometre uzak mesafede, TAİ'nin ana üstlenici olduğu yerde, bu helikopterleri Türkiye'de ürettik. Nasıl Boeing, Airbus o zaman ana üstleniciyse bu sefer, burada da TAİ ana üstlenici oldu. Tabii ki başka yerlerden aldığımız destekler de söz konusu oldu. Bu, Türk savunma sanayinin, helikopter yapımında, 'know how' başta olmak üzere geldiği noktayı göstermektedir. Biz, bu helikopterin sadece mekanik kısımlarını değil, çok önemli sistemlerini, elektronik harp, silah ve aviyonik sistemlerini de Türkiye'de yaptık. Bunlar, çok sofistike, ileri teknoloji isteyen noktalardı. Bunların tabii gururunu yaşama hakkımız da vardır.' 'TSK'yı donatacak teçhizatın önemli kısmını üretmeye başladık' Bu coğrafyada yaşayan herkesin 'Hazır ol cenge, istiyorsan sulhu salah' sözünü bildiğini ifade eden Gül, şunları söyledi: 'Savaşmamak için, başkasının yanlışa girip, size karşı yanlış yapmaması için hazırlıklı olmak durumundasınız. Türkiye, uzun süredir bu hazırlığını güçlü bir şekilde yapmakta ve caydırıcılığına her gün yeni güç katmaktadır. Bundan da şüphesiz büyük bir gurur duyuyoruz. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, bize çok şeyler öğretti. Savunma konusunda sadece dışa bağımlılığın doğru olmadığını... O günden bugüne çok önemli siyasi kararlar alındı ve bugün geldiğimiz noktada, Türkiye içerisinde Silahlı Kuvvetlerimizi donatacak teçhizatın önemli kısımlarını üretmeye başladık. Bunları müttefiklerimizle de yeri geldiğinde paylaşmaya başladık. Bugün artık sadece konvansiyonel tehlikelerle karşı karşıya değiliz. Bugün terör, kaçakçılık, radikalizm gibi çağın ortaya çıkardığı tehditler de var. Bütün bunlara karşı en güçlü mücadele vermek, kendinizi en iyi şekilde koruyabilmek, kendinize gelebilecek zararları uzakta tutabilmek için Silahlı Kuvvetlerimizi daima güçlü tutmalıyız. Bu uğurda yapılan büyük gayretleri Türk milleti de büyük bir takdirle karşılamakta ve büyük gurur duymaktadır. Bu vesileyle şunu da ifade etmek isterim, topraklarımızın dokunulmazlığının, Türkiye'nin bağımsızlığımızın garantisi tabii ki Silahlı Kuvvetlerimizdir. Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Türk milleti daima göz bebeği gibi korumuştur, bundan sonra da daima göz bebeği gibi koruyacaktır ve bunda titiz davranacaktır.' 'Bizim için bir nevi istiklal ve istikbal mücadelesi' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da törende yaptığı konuşmada ATAK helikopterlerinin ülke, millet, Türk Silahlı Kuvvetleri için hayırlara vesile olmasını diledi. ATAK Helikopter Projesi'nin, ülkeyi gelmiş olduğu noktadan daha da ileri taşıyacağı yönündeki inancını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu savunma sistemlerinin, yerli imkanlarla karşılanması, göreve geldiğimiz günden bu yana temel önceliklerimizden biri oldu, olmaya devam edecektir. Biliyoruz ki yerli sanayimizin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının yerli firmalarımız tarafından özgün ürünlerle karşılanması, bunun altını özellikle çiziyorum, bizim için bir nevi istiklal ve istikbal mücadelesidir. 12 yıldır hep bu bilinçle hareket ettik. Yerli firmalarımıza, kendi insanımızın potansiyeline güvendik. Türkiye'nin savunma ihtiyaçlarının, yurt içinden karşılanması, ordumuzun modernizasyonu, her alanda çok kritik, çok büyük çaplı projeler başlattık. Kara, hava, deniz platformu, insansız hava araçları, uydu teknolojileri, muhabere elektronik ve bilgi sistemleri gibi birçok alanda önemli projelere imza attı. Başlattığımız bu projeler, artık meyvelerini vermeye başladı.' Milli tank ALTAY, milli gemi MİLGEM, insansız hava aracı ANKA, başlangıç temel eğitim uçağı HÜRKUŞ'un son dönemde yerli imkanlarla hazırlanan projelerden sadece birkaçı olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti: 'İşte bugün bu başarı zincirine yeni bir halka daha ekliyoruz. ATAK Projesi kapsamındaki ilk helikopterimizi, silahlı kuvvetlerimize dahil etmenin bugün bahtiyarlığını yaşıyoruz. ATAK helikopterinin bugün geçmişini bilenler, bugünlere hiç de kolay gelinmediğine, çok büyük emekler sarf edildiğine şahitlik ettiler. Yıllarca ilerleme sağlanamayan diğer pekçok proje gibi bu projeyi gerçek anlamda hayata geçirmek bizlere nasip oldu. 2004 yılında bu konuda verdiğimiz stratejik kararla çıktığımız yolda işte bugünlere geldik. Burada hep birlikte şahit olduğumuz tablo, verdiğimiz kararın ne kadar doğru, ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor.' 'Bize çok büyük güç katacaktır' ATAK helikopterlerinin, görev bilgisayarı dahil olmak üzere cihaz ve ekipmanlarının çoğunun Türk mühendislerce tasarlandığına vurgu yapan Erdoğan, şunları kaydetti: 'Modern elektronik ve silah ekipmanlarıyla donatılan helikopterlerimiz, terörle mücadelede ve ülke bütünlüğümüze yönelik eylemlerde inanıyorum ki bize çok büyük güç katacaktır. Bunun yanında helikopterlerimiz sınırlarımıza yönelik her türlü saldırıda caydırıcı güç oynayacak, barış ortamının güvence altına alınmasına da katkı sağlayacaktır. 2004 Mayısı'nda, aldığımız kararla yalnız helikopter üretimi değil insansız hava aracı ve modern tankın üretimi için de yeni bir yol haritası belirleme çalışmalarına başladık.Helikopter projemiz için Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı personelimiz hakikaten özverili bir çalışma yaptı. Bu çabalar neticesinde böyle büyük proje için kısa sayılabilecek bir sürede ihaleyi gerçekleştirdik. Sözleşmeyi imzalayarak, takvimi başlattık.' 'Türkiye ATAK Projesi ile artık helikopter satın alan bir ülke konumundan helikopter üreten ve helikopter satan bir ülke konumuna yükselmiştir' vurgusunu yapan Erdoğan, bunun herkes için büyük bir başarı, tarihi bir adım, ülkemiz ve millet için iftihar edilecek bir durum olduğunu kaydetti. ATAK Projesi'nin, yalnızca silahlı kuvvetlere katacağı güç nedeniyle değil savunma sanayine yönelik rol modellik göreviyle de stratejik öneme sahip olduğuna işaret eden Erdoğan, projede emeği geçen tüm kurumlara ve çalışanlara teşekkürlerini iletti, ATAK helikopterinin silahlı kuvvetlere ve Türkiye'ye hayırlı olmasını temenni etti. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar da yaptığı konuşmada, Türkiye'nin jeostratejik konumunun, fırsatlar sağlamasının yanı sıra bir çok riski de beraberinde getirdiğini belirtti. Türkiye'yi dış tehditlere karşı korumak, sınırların güvenliğini sağlamak, terörle mücadele, arama kurtarma, insani yardım ve uluslararası barışı koruma faaliyetlerine TSK'nın fedakarlıkla katkı sağladığını ifade eden Akar, bunu yerine getirirken etkin silahlı kuvvetlere ihtiyacın arttığını söyledi. Orgeneral Akar, bunun, disiplinli personelin yanı sıra güçlü birlikler ve milli imkanlarla üretilen harp silah araç ve gereçleriyle mümkün olabileceğini vurguladı. Orgeneral Akar, 'Son dönemde milli imkanlarla geliştirilen silah sistemleri Türkiye'nin sınıf atladığının göstergesidir' dedi. Gül ve Erdoğan pilot kabininde poz verdi Cumhurbaşkanı Gül'ün konuşmasının ardından TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel, Milli Savunma Bakanı Yılmaz, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akar ve diğer yetkililerin sahneye gelmesiyle fotoğraf çektirildi. ATAK helikopterinin tanıtım filminin ardından, helikopterler gösteri uçuşu gerçekleştirdi. Daha sonra Cumhurbaşkanı Gül, TBMM Başkanı Çiçek ve Başbakan Erdoğan pilot montu giyerek helikopterlerin yanına gitti. Gül, ATAK helikopterlerinin pilotlarıyla tek tek tokalaştı. Pilot kabinine oturan Gül ve Erdoğan, basın mensuplarına poz verdi. Helikopterin önünde gerçekleşen fotoğraf çekiminin ardından resepsiyona geçildi. Törene Cumhurbaşkanı Gül, TBMM Başkanı Çiçek, Başbakan Erdoğan, Yargıtay Başkanı Ali Alkan, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç, Ali Babacan ve Emrullah İşler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel, Somali Genelkurmay Başkanı Tuğgeneral Dahir Adan Elmi, bakanlar, bazı milletvekilleri, kuvvet komutanları, Savunma Sanayi Müsteşarı İsmail Demir, yerli savunma sanayi şirketlerinin genel müdürleri ile diğer davetliler katıldı. Helikopterin özellikleri Yakın hava desteği görevleri ve çok amaçlı görevler için iki tip tasarlanan ATAK helikopteri, ağır silah yükü ile zorlayıcı 'sıcak hava-yüksek irtifa' görevlerini başarıyla yerine getirebiliyor. ATAK, yakın hava desteği görevleri için güdümsüz roketler (76 adet) ve 20 milimetre top ile donatılmasının yanı sıra çok amaçlı görevlere uygun biçimde en modern elektronik harp gereçleri entegre edilerek, 8 güdümlü anti-tank füzesi 'mızrak', 12 güdümlü 'cirit', 2 'stinger' ile görev yapabiliyor. TSK için 50 helikopterin tedarikine yönelik başlatılan program kapsamında, milli aviyonik ve silah sistemleri ile teçhiz edilmesi sonucu ortaya çıkan ATAK helikopteri, dünyada kendi sınıfındaki en etkin taarruz helikopteri olma özelliği taşıyor. TUSAŞ tesislerinde üretimi tamamlanan ATAK helikopteri prototipi, ilk uçuşunu 17 Ağustos 2011'de gerçekleştirmişti. Muhabir: Kurbani Geyik - Enes Kaplan - Aylin Sırıklı - Ferhat Demircan - A. Eda Ünlü ÖzenAA
Babacan, Eximbank Hakkında Çarpıcı Bilgiler Verdi
İstanbul’da yeni binaya, tadilat parası hariç 5 yılda 6,75 milyon dolar kira ödenecekKendi evi olan Genel Müdüre aylık 6 bin TL kira yardımı!805 bin TL’ye iki makam aracı satın alındı!Binaya taşınmadan 8 ay boyunca 900 bin dolar kira ödendiANKARABaşbakan Yardımcısı Ali Babacan, Genel Müdürlüğü İstanbul’a taşınan Türk Eximbank’ta uzun yıllardır çalışan 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in iki kızının işten çıkarıldığını kabul ederken, CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın soru önergesi üzerine bankaya dair çarpıcı bilgileri de açıkladı. Babacan, İstanbul’da kiralanan yeni bina için aylık 112 bin 500 dolar kira ödendiğini, 5 yıllık kira sözleşmesi yapıldığını, yapılan tadilat bedelinin yarısının kiradan düşüleceğini, tadilat dolayısıyla taşınma öncesinde 8 ay boyunca bina için 900 bin dolar ödendiğini, Eximbank’ta çalışan uzmana 500 TL, Genel Müdüre ise aylık 6 bin TL kira yardımı yapıldığını, Eximbank için satın alınan iki makam aracına 805 bin TL ödendiğini açıkladı.Genel Müdürlüğü Ankara’da bulunan Eximbank’ın, eğitim öğretim yılının ortasında olunduğuna bakılmaksızın Kasım 2012’de İstanbul’a taşınma kararı alınınca, ailevi nedenlerden dolayı Ankara’da kalmak zorunda olduğunu belirten personel işten çıkartılmışlardı. Aralarında önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in iki kızının da bulunduğu 37 personelin iş akitleri feshedilirken, 56 personelin ise Ankara’da kalmalarına izin verilmişti.CHP’li Umut Oran’ın Aralık 2012’de verdiği önergeyle bu gelişme kamuoyuna duyurulurken, Babacan’ın Ekim 2013’te gönderdiği yanıtta bazı bilgiler ‘ticari sır/banka sırrı’ gerekçesiyle yanıtsız bırakılmıştı. Umut Oran’ın, Eximbank Genel Müdürü’nün Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada verdiği bilgilerin dahi önergeye yanıt olarak gönderilmediğine dikkat çekerek yeni soruları yöneltmesi üzerine Babacan bu kez somut bilgiler içeren bir yanıtı gönderdi.İşten çıkartılan 37 kişinin ismini açıklayarak, Sezer’in kızlarının da sözleşmelerinin feshedildiğini kabul eden Babacan’ın, Umut Oran’a, Eximbank Genel Müdürü Hayrettin Kaplan ve Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Kopar’ın imzaladığı bilgi notuyla verdiği yanıtta dikkat çeken bilgiler şöyle:Aylık kira 112.500 dolarİstanbul’daki bina Sabri Ünlü ve Jan Bastiaan Lems’ten, stopaj bedeli dahil aylık 112 bin 500 dolar karşılığı bedelle, ihale yapılmaksızın doğrudan temin usulüyle Nisan 2012’de 5 yıllığına kiralandı.Tadilat parasının yarısı kiradan düşüyor!Binada yapılan mekanik tadilatlara ilişkin bedellerin yarısı kiradan mahsup edilecek. Ancak bu tadilat bedelinin ne kadar olduğu açıklanmadı.Taşınmadan 8 ayda 900 bin TL ödendiBinaya taşınma işlemi ise 8 ay sonra 3 Aralık 2012’de tamamlandı. Böylece taşınma gerçekleşene kadar 900 bin dolar kira ödenmiş oldu.37 kişi işten çıkartılırken, 111 kişi işe alındı2012 yılı içerisinde 37 deneyimli personelin işine son verilmesine karşın, aynı yıl içerisinde “banka işlem hacmindeki artış nedeniyle” 111 yeni personel alındı ve toplam personel sayısı 453’e ulaştı.Makam aracına 805 bin TLMakam için 2011 yılında AudiA6 ve Volvo S80 marka modelde iki araç 805 bin TL karşılığında satın alındı.Genel Müdüre ayda 6 bin TL kira ‘yardımı’Eximbank Yönetim Kurulu kararıyla, Genel Müdüre kendi evinde otursa dahi, en düşük memura ödenen kira yardımının 13 katı tutarında (6 bin TL) aylık kira yardımı yapılıyor!
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Bülent Arınç sahiden ilginç bir figür. Bir söylediğine hak veriyor, diğerinde saçınızı başınızı yoluyorsunuz. Bir gün ”vicdanlı”, ertesi gün katıksız bir Milli Görüş neferi oluveriyor. Başbakan Yardımcısı bu bayramda da diğer siyasilerin ekranlardan uzak kalışını fırsat bilerek üst üste bombaladı. İlk mesajı, gözaltına alınan polislerle ilgili Gülen cemaatinin ”Nedamet getirip özür dilemesi” çağrısıydı. Şaşırdım. Çünkü o polislerin geçmiş uygulamalarında hukuksuzluk ve belli komplolar varsa, dün Mehmet Tezkan’ın da hatırlattığı gibi, bu işlerin miladı 2009 yılındaki o meşhur ”Arınç’a suikast” safsatasıdır. Olayın tamamen düzmece olduğu, amacın bir punduna getirip Genelkurmay’daki ”kozmik oda”ya girmek olduğu o gün de belliydi, bugün de belli. Hatırlarsınız; ”Derin Devlet Fantezileri” el kitabından çıkan senaryo sonunda balon çıktı. Soruşturma havada kaldı. Çünkü elinde manav listesi ve kasadaki domateslerle alışverişe çıktığında gözaltına alınan er de, Arınç’ın evinin numarasını yazan kâğıdı yuttuğu iddia edilen albay da aslında suikast peşinde falan değildi.
'İktidar Beşiktaş Taraftarını Cezalandırıyor mu?'
Digiturk’ün, Şampiyonlar Ligi ön eleme maçı olan Feyenoord-Beşiktaş karşılaşması öncesinde abonelerinden ekstra para istemesi CHP tarafından TBMM gündemine taşındı. Cumhuriyet'te yer alan habere göre, kendisi de uzun yıllar futbol oynayan CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran , Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ’ın, TMSF’nin elinde bulunan Digiturk’ün Feyenoord Beşiktaş maçı yayını için Lig TV abonesi olanlardan 20 TL, olmayanlardan 30 TL ekstra para istemesinin gerekçesini açıklamasını isterken, “Ekstra para, Beşiktaş ve taraftarını cezalandırmak için mi istendi? Lig TV abonesi olup da 20 TL yatıranlara paralarının iadesi için talimat verecek misiniz?” diye sordu. CHP’li Umut Oran, Babacan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye sunduğu soru önergesinde Digitürk abonelerinin büyük tepki gösterdiği ekstra para talebine dikkat çekti. Önergesinde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) Çukurova Grubu’nun 455 milyon dolarlık borcuna karşılık Temmuz 2013’te el koyduğu şirketler arasında Digiturk platformunun da bulunduğunu anımsatan Umut Oran, ancak ekstra parayı yatıranların Feyenoord-Beşiktaş maçını izleyebildiğini anımsattı. Önergede Babacan’a yöneltilen sorular şöyle: Ekstra para talebi Digiturk’ün ilk uygulaması mıdır, bu talimatı kim, hangi gerekçeyle verdi? Digiturk’un ekstra para talebi Beşiktaş Kulübü’nün ve taraftarının cezalandırılması amacıyla özel olarak mı getirildi, milli maç niteliğindeki bir karşılaşmanın izlenmesinin güçleştirilmesinin amacı nedir? Digiturk Lig TV abonesi olup da bu maç nedeniyle 20 TL yatırmak zorunda kalan vatandaşlara paralarının iade edilmesi talimatı verecek misiniz? Söz konusu maç için kaç kişi ekstra para ödedi, bunlardan kaçı abone idi ve bu maç sayesinde Digiturk’e yatırılan ekstra paranın toplam miktarı kaç TL’dir? Bu uygulama Digiturk’ün sektördeki hakim durumunu kötüye kullanması değil midir? Bu uygulama ile Digiturk lehine sektörde haksız rekabet yaratılmış olmuyor mu? Ekstra para talebi tüketici haklarının çiğnenmesi sonucunu doğurmuyor mu? TMSF’ye geçmesinin ardından Digiturk’un yönetim yapısında hangi değişiklikler yapıldı, yönetim kurulu kimlerden oluşmaktadır ve her bir yönetim kurulu üyesi ile başkanına maaş, prim, huzur hakkı gibi her ne ad altında olursa olsun bir ay içerisinde yapılan her türlü ödemenin miktarı ayrı ayrı kaçar TL’dir? Çukurova Grubu’nun ödemesi gereken borç miktarı ile bugüne kadar borcuna mahsup edilen toplam miktarlar kaç TL’dir? TMSF yönetiminde iken Çukurova medya grubu çalışanlarının hak ve alacaklarının tamamı ödendi mi?T24
Bank Asya Bilmecesi: Ali Babacan Görüşme Var Dedi, Yiğit Bulut Yalanladı
Başbakan Yardımcısı Babacan, Ziraat Bankası’nın cemaate yakınlığıyla bilinen Bank Asya’yı satın almak için görüşmeler yaptığını açıkladı. Açıklamanın, Başbakan Erdoğan’ın bankanın mali yapısının iyi olmadığı iddiasından sonra gelmesi dikkat çekti. Bank Asya kaynakları ise Ziraat ile resmi bir görüşme olmadığını söylüyor. Pelin Ünker'in Cumhuriyet'te yer alan haberine göre Ziraat Bankası cemaate yakınlığıyla bilinen Bank Asya’yı satın almak için görüşmelere başladı. Açıklamayı dün bir televizyon kanalına Başbakan Yardımcısı Ali Babacan yaptı. Başbakan Yardımcısı Babacan, Ziraat Bankası’nın Bank Asya’yı satın alma konusunda görüşmeler yaptığını belirterek, “Henüz bu görüşmeler neticelenmedi ama neticelenirse bizim arzu ettiğimiz bir şey oluşur. Ziraat Bankası, Bank Asya’yı satın alırsa böylece kamunun bir katılım bankası olmuş olur. Bunu arzu ediyoruz. Bankacılık sistemi açısından da bankanın kendisi açısından da olumlu bir sonuç oluşur diye düşünüyoruz” dedi. 17 Aralık yolsuzluk operasyonu ile birlikte iktidara yakın kurumların mevduatlarını çektikleri söylentileriyle gündeme gelen Bank Asya, mart ayında Katarlı Qatar Islamic Bank ile satın alma görüşmelerine başlamıştı. Erdoğan 26 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Şu anda Bank Asya iyi bir konumda değil. Bu aldığım bir bilgidir. Qatar Islamic Foundation bir defa burayı alma noktasında değil. Onu ilan ederek kendilerine oradan piyasalarda psikolojik bir destek sağladılar” demişti. Bank Asya kaynakları ise Ziraat Bankası ile resmi bir görüşme olmadığını söyledi. Başbakanın daha önce yaptığı açıklamaları da hatırlatan kaynaklar, bunun yeni bir gözdağı olduğuna işaret ederek, bir Başbakan’ın bir finans kuruluşu hakkında ‘durumu kötü’ şeklinde bir açıklama yapmasının Bankacılık Yasası’na aykırı olduğuna dikkat çekti. Kaynaklar, Erdoğan’ın Bank Asya’nın fiyatını düşürmek için manipülasyon yaptığı yorumunda bulundu. Babacan, Ziraat Bankası’nın Bank Asya’yı satın alma konusunda görüşmeler yaptığını söylemesi Bank Asya hisselerine alım getirdi. Bankanın hisseleri yüzde 8.26 yükseldi. Bayram sonrası hisseler Erdoğan’ın sözleriyle yüzde 6.20 çakılmıştı. 17 Aralık’tan önceki akşama kadar bankanın hisse senetleri yüzde 40 değer yitirmişti.  YİĞİT BULUT YALANLADI Başbakan'ın Başdanışmanı Yiğit Bulut, Ali Babacan'ın Bank Asya'nın Ziraat'e satılacağı yönündeki açıklamasını yalanladı Başbakan'ın Başdanışmanı Yiğit Bulut, açıklamaya ilişkin, 'Sayın Bakan'ın sözleri Başbakan Erdoğan 'ın bilgisi dahilinde değildir. Babacan'ın Sözlerini çok speküle ettiler ve ardından bir spekülasyon gelişti. Bank Asya'da yüzde 10′luk, yani TL olarak karşılığı 100 milyon lira civarında bir değer artışı oldu' dedi.
Bank Asya Hisseleri Hükümet'ten Gelen Açıklamalarla Çalkalanıyor
Bank Asya hisselerinde son iki gündür sert hareketler yaşanıyor. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın “Ziraat, Bank Asya ile görüşüyor” açıklaması ile yüzde 7 yükselen hisseler, bu kez Başbakan Başdanışmanı Yiğit Bulut’un bu açıklamaları yalanlaması ile açılışta yüzde 9 düştü. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın dün bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada “Biz hükümet olarak kararımızı verdik. Kamunun da katılım bankacılığı sektöründe olmasını istiyoruz ve bu konuda bankalarımız nezdinde çalışmalarımız sürüyor. Ziraat Bankası, Bank Asya’yı satın alırsa kamunun bir katılım bankası olur” dedi. Bu açıklamanın ardından Gülen Hareketi’ne yakınlığı ile bilinen Bank Asya hisseleri dünü yüzde 7 yükselişle kapattı. Fakat bankanın hisseleri yılbaşından bu yana yüzde 11 aşağıda. Fakat Babacan’ın dün yaptığı açıklamalar aynı akşam Başbakan Başdanışmanı Yiğit Bulut tarafından yalanlandı. Ziraat Bankası’nın Bank Asya’yı satın alacağından Başbakan’ın haberinin olmadığını söyleyen Bulut, bazı kesimlerin Babacan’ın söylemi üzerinden spekülasyon yaptığını ve kazanç elde ettiğini belirtti. Yiğit Bulut, Sky 360 televizyonuna yaptığı açıklamalarda “Babacan’ın sözlerini çok speküle ettiler ve ardından bir spekülasyon gelişti. Bank Asya’da yüzde 10’luk yani TL olarak karşılığı 100 milyon lira civarında bir değer artışı oldu” dedi. Bulut, Bank Asya üzerinden büyük bir vurgun yapıldığını ve bundan dolayı SPK’yı göreve çağırdığını belirtti. “SPK da bugün bu hisselerde kimlerin alımlar yaptığını kimlerin satış yaptığını çok ciddi olarak takip etmeli” dedi. Bunun üzerine Bank Asya hisseleri bugüne yüzde 9’luk değer kaybıyla başladı. Saat 10:00 itibariyle ise yüzde 6 aşağıda olan Bank Asya hisseleri 1,23 TL’den işlem gördü. Hisselerde aşırı oynaklık nedeniyle Bank Asya’nın borsadaki işlem sırası geçici kapatıldı. Ayrıca Gelir İdaresi Başkanlığı Bank Ays ile yapılan vergi tahsilatına ilişkin protokelleri sonlandırdığını açıkladı. Bu kararla Bank Asya 8 Eylül’den itibaren vergi daireleri adına vergi tahsilatı yapamayacak. Toplam aktiflerde geçtiğimiz yıl Türkiye’nin en büyük İslami bankası olan Bank Asya bu yıl sıralamada 3. sıraya gerilerken, birinci sırada Türkiye Finans geldi. WSJ Türkiye
'Sadece Türkiye'yi Değil Muhalefeti Dahi Dönüştürdük'
Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Erdoğan, 'Biz sadece Türkiye'yi değil muhalefeti dahi dönüştürdük, değiştirdik' dedi.ANKARACumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı seçimi kampanyası kapsamında, Etlik Mahallesi'nde düzenlenen mitingde vatandaşlara hitap etti. “Barışın, kardeşliğin, adaletin, dayanışmanın başkenti Ankara, seni bugün bir kez daha hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Ankara, senin bütün ilçelerini selamlıyorum, bütün semtlerini, caddelerini, sokaklarını selamlıyorum. Ankara, 80 vilayetten gelip buralı olan, Ankaralı olan tüm Ankaralı kardeşlerimi selamlıyorum” diyerek konuşmasına başlayan Erdoğan, Afganistan’dan Cezayir’e, Azerbaycan’dan Sudan’a cumhurbaşkanı seçimi için Ankara’ya gelen tüm dost ve kardeş ülkelerin gençlerini selamladığını söyledi. Ankara’nın manevi şahsiyetleri Hacı Bayram Veli, Seyit Hüseyin Gazi, Abdulhakim Arvasi, Bünyamin Ayaşi, Ali Semarkandi ve Tacettin-i Veli hazretlerine hürmetlerini ilettiğini dile getiren Erdoğan, “Gazi Mustafa Kemal’i, Kurtuluş Şavaşımızın kahraman kumandanlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi hürmetle anıyorum. İstiklal Marşı'nı Ankara’da yazan merhum Mehmet Akif’e bir kez daha Rabbim’den rahmet niyaz ediyorum” diye konuştu. Erdoğan, 80 vilayete elini uzattığı, dünya başkentleri arasında itibarlı bir yeri olduğu, mazlumlara umut ışığı olduğu için Ankara ile iftihar ettiğini belirterek, “Ankara, sen Gazze’nin yanında dimdik duruyorsun. Sen, mazlumların yanında sarsılmadan duruyorsun. Sen, Suriyeli gariplere sahip çıkıyorsun. Sen, Türkmen kardeşlerine güç veriyorsun, işte onun için seninle iftihar ediyoruz Ankara. Allah sizlerden razı olsun, Rabbim Ankara’yı korusun, Rabbim kardeşliğimizi, dayanışmamızı, yol arkadaşlığımızı daim eylesin” ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı seçiminin Türkiye, millet, tüm dost ve kardeş halklar için hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, seçime 1 gün kadığını, 5 Temmuz’da Samsun’da başladıkları kampanya sürecinde 27’si il olmak üzere 40 yerde miting düzenlediklerini, yarın da “41 kere maşallah” diyerek Konya’da vatandaşlarla buluşacaklarını anlattı. Başbakan Erdoğan, dün Malatya ve Gaziantep’te vatandaşlarla muhteşem bir buluşma gerçekleştirdiklerini, Ankara’ya gelmeden önce Kayseri’de sıcağın altında 100 binlerle kuçaklaştıklarını belirterek, “Yarın Konya’da inşallah bu süreci noktalıyoruz. Buradan Ankara’ya coşkunuz, heyecanınız, ahdevefanız için teşekkür ediyorum. 81 vilayetin hepsine, bu harekete, davaya, kardeşlerine sahip çıktıkları için sonsuz şükranlarımı sunuyorum” değerlendirmesinde bulundu. Milletin, pazar günü tarihinde ilk kez doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanını tayin edeceğini, Allah’ın izni, halkın takdiriyle milletin kendi oylarıyla seçtiği ilk cumhurbaşkanının belli olacağını ifade eden Erdoğan, “Pazar gününe hazır mıyız Ankara? Sandığa gidiyor muyuz Ankara? Yeni Türkiye’ye ‘evet’ mi Ankara? Güçlü Türkiye’ye ‘evet’ mi Ankara? Öncü Türkiye’ye ‘evet’ mi Ankara? Türkiye’nin gücüne güç katıyor muyuz Ankara? Milletin adayına oy veriyor muyuz Ankara? Kim o aday, kim? Maşallah, süphanallah, barakeallah. Ankara kararını vermiş. Başkent Ankara tercihini yapmış, Ankara tarihi güne hazırlanmış, rabbim sizlerden razı olsun” diye konuştu. Erdoğan, Ankara’nın Selçuklu ile cihan devleti Osmanlı dönemini yaşadığını, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışına, İstiklal mücadelesine, Cumhuriyetin kuruluşuna yakından şahitlik yaptığını hatırlatarak, şöyle devam etti: “10 Kasım 1938’de Gazi Mustafa Kemal hayata gözlerini yumdu. Hemen ertesi gün 11 Kasım’da şurada Ulus’taki İkinci Meclis Binasını askerler kuşattı. Neden biliyor musunuz? İsmet İnönü’yü zorla cumhurbaşkanı seçtirebilmek için. Bunu da yaptılar. TBMM’yi tehdit ederek İsmet İnönü’yü cumhurbaşkanı seçtirdiler. Bu CHP var ya bu CHP… Bu CHP zihniyetinin gidecek yeri yok. Çankaya milletten koptu, Çankaya diğer vilayetlerden koptu, Çankaya yanı başındaki Yenimahalle’ye, Keçiören’e, Mamak’a, Gölbaşı’na bile uzaklaştı. Çankaya duymaz oldu, görmez oldu, hissetmez oldu. Çankaya milletin derdiyle dertlenmez oldu. O kadar ki bazı kendini bilmezler çıktı, ‘Kabe Arap’ın olsun bize Çankaya yeter’ diye şiirler yazdılar. 1920’de Meclis’te, İlk Meclis açıldığında Meclis’in duvarında ne yazıyordu biliyor musunuz? Şura Süresi’nin 38. ayeti yazıyordu. Ne diyor bu ayet? ‘Onlar, aralarında işlerini istişare ile görürler.’ Meclis, bu işi görüyordu. Sonra bunu kaldırdılar, ‘hakimiyet milletindir’ yazısını koydular. Sonra bunu da değiştirdiler, ‘egemenlik ulusundur’ yazdılar. İsmet İnönü döneminde bu yazıyı da Meclis’in duvarından sildiler. Sadece Çankaya'yı değil, Meclis’i de milletten koparmak istediler.” Başbakan Erdoğan, 1950’de Demokrat Parti’nin seçimi kazanmasının ardından Ankaralıların Ulus’taki Meclis binasının önüne toplandığını, gece yarılarına kadar oradan ayrılmadığını, Adnan Menderes ve arkadaşlarının ilk işlerinin “egemenlik ulusundur” levhasını Meclis’in duvarına asmak olduğunu aktardı. Erdoğan, “Merhum Menderes geldi, milletle Meclis’i kuçaklaştırdı, merhum Celal Bayar geldi, Çankaya ile milleti kuçaklaştırdı. Merhum Özal geldi, Sayın Abdullah Gül geldi, Çankaya milletle buluştu. Şimdi inşallah 10 Ağustos’ta Çankaya ile millet arasındaki bütün engeller Allah’ın izniyle ortadan kalkıyor. 10 Ağustos’ta millet Çankaya’nın kilitlerini tamamen kaldırıyor, 10 Ağustos’ta millet bir kez daha ama bu sefer daha güçlü şekilde Çankaya ile kuçaklaşıyor, Çankaya ile bir oluyor, beraber oluyor” ifadesini kullandı. 'Cumhurbaşkanlığı makamını vesayet kurumu olmaktan tamamen çıkarıyoruz' Cumhurbaşkanı seçimi için hazırladıkları reklam filmini anımsatan Başbakan Erdoğan, 'Sürgün artık sona eriyor, aşık ile maşuk artık buluşuyor, millet sahibi olduğu yıldızı getiriyor, ehline teslim ediyor. Çankaya'nın kapıları artık ardına kadar millete açılıyor. Meclis üzerindeki, milli irade üzerindeki baskıları kaldırmıştık şimdi Çankaya üzerindeki cumhurbaşkanlığı üzerindeki baskıları, tehditleri kaldırıyor; cumhurbaşkanlığı makamını vesayet kurumu olmaktan tamamen çıkarıyoruz' ifadelerini kullandı. Erdoğan, hazırladıkları reklam filminden MHP'lilerin rahatsız olduğunu belirterek, şunları söyledi: 'Neden biliyor musunuz? Ezan varmış, seccade varmış. Seccadenin üzerinde başı yaşmaklı benim Anadolulu bacım varmış. YSK'ya MHP şikayet etti; YSK, 6'ya 4 oy çokluğuyla onların istediği gibi karar verdi, verdiniz de ne oldu. Ben buradan sesleniyorum; 'Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.' Hadi gel şimdi beni sustur, bu benim İstiklal marşım ya. Böyle bir anlayış, mantık olabilir mi? Bu MHP'nin bilyeleri dağıldı, Kılıçdaroğlu'na bakar oldu, Pensilvanya'ya bakar oldu, bilye dağıttı bilye. 'Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu.' Bitti, ya huyundan ya suyundan, Kılıçdaroğlu'nun peşine takılırsan gideceğin yer burası. Onlar ezanlarımızı susturmadı mı? Bu CHP, Kuran kurslarımızı kapatmadı mı? Bunlar imam hatipleri kapatmadı mı? Bunlar Kur-an'ı kapatmadı mı? Bunlar başörtümüze saldırmadı mı? Yıllarca bu ülkede okullara, üniversitelere, imam hatiplere başörtüsünden dolayı rahatsız oldular, katsayısını getirdiler ve bu ülkede inancını yaşamak isteyenlere, inancını yaşatmadılar. Ey CHP senin mazin bu kadar karanlık. Şimdi ne oldu? MHP de onun peşine takıldı.' Şu anda başörtülü olarak üniversiteye gidildiğini, imam hatiplerde bir sıkıntı olmadığını, katsayının kalktığını, istenilen üniversiteye gidildiğini ve devlet dairelerinde çalışıldığına değinen Başbakan Erdoğan, 'Bu akşam Kanal 7'de yayımlanacak programda yardımcı doçent kardeşimiz enteresan bir şey söyledi. 'Ben, öğrenci olarak başörtülü okuyamadığım üniversitede, şimdi yardımcı doçent olarak başörtülü görev yapıyorum. Onun için sizlerden Allah razı olsun' dedi. Mesele bu, baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş meğer. Halkın rızası, hakkın rızası mesele bu' diye konuştu. 'Milletin yoksulluğunu görmediler ezanla uğraştılar' Erdoğan, başkentin on yıllar boyunca milletin gündeminden farklı gündemlerle meşgul olduğunu dile getirdi. Ankara'daki siyasetçilerin, idarecilerin kimi zaman cumhurbaşkanları ve başbakanların milletin sorunlarıyla uğraşmak yerine başka işlerle uğraştıklarını kaydeden Başbakan Erdoğan, 'Milletin yoksulluğunu görmediler ezanla uğraştılar, milletin feryadını duymadılar camilerle uğraştılar, eğitimin kalitesini yükselteceklerine, eğitimi yaygınlaştıracaklarına on yıllarca bunlarla uğraştılar. Türkiye'yi büyütmek yerine gittiler halkın diniyle, inancıyla, kültürüyle uğraştılar. Ekonomiyi büyültmek yerine 'sermayeye yeşil' dediler, 'kızıl, ak, kara' dediler. Milletin ekmeğiyle uğraştılar' değerlendirmesinde bulundu. Erdoğan, 3 Kasım 2012'de söz konusu olumsuzluklara son verdiklerini vurgulayarak, gereksiz tartışmaların içine girmediklerini, yapay gerilimlerle oyalanmadıklarını, yasaklara, yoksulluğa ve yolsuzluğa savaş açtıklarını, 12 yılda Ankara'nın bambaşka bir şehir olduğunu anlattı. 'Demokratik tokat atalım' 'Bu, Kılıçdaroğlu denilen zavallı, siyasette hala çırak bile olamadı, bu zavallı maalesef hala edep dışı konuşmalar yaparak, hayasızca bazı hakaretler yapıyor' diyen Erdoğan, 'Bu, Kılıçdaroğlu'nun bu Bahçeli'ye bunun peşine takılan Ekmel'e, Pensilvanya'ya gelin pazar günü şu sandıktan oyları, sandıkları bütünleştirerek adeta patlatırcasına bir demokratik tokat atalım, fazla zamanımız kalmadı. Pazar akşamı partimizin genel merkezinden herkesin 'balkon konuşması' dediği o tarihi konuşmayı inşallah sizlerle buluşarak yapalım' dedi. Erdoğan, Ankara'nın şu anda bölgesinde demokrasinin, özgürlüklerin başkenti olduğunu artık yasaklayan değil özgürlükleri teslim eden bir başkent olduğunu ifade etti. Başörtüsünün artık kamuda, üniversitede serbest olduğuna, farklı dil ve lehçelerde konuşmak ve yayın yapmanın serbest olduğuna işaret eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Göğsünü gere gere 'ben Türküm, Kürtüm, Lazım, Çerkezim, Boşnakım, Romanım, Sünniyim, Aleviyim' demek serbest mi? Bizden önce neden bunlar denemiyordu? Niye söylenemiyordu, inançları yaşamak, yaşam tarzlarını idame etmek serbest mi? Kılıçdaroğlu rahatsız olmuş. Erdoğan niye böyle söylüyor, bu ayrımcılıktır. Bugüne kadar Alevi vatandaşım, Alevi olduğunu söylemediği için rahatsızdı işte onun önünü açtık, Sen de Alevisin, çık rahat rahat 'ben Aleviyim' de, korkma, rahat ol, huzurlu ol ben de Sünniyim, Sünni olduğumu rahatça söylüyorum, milleti aldatmayalım. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. Mevlana'ya sevgin olduğunu söylüyorsun, ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün, aldatıcılardan olma. Biz bunu sağladığımız için Türkiye büyüdü, bunu teşhis ettiğimiz için Türkiye ekonomisi büyüdü.' 'Veren el, alan elden üstündür' Milli gelirin 820 milyar dolara yükseldiğini belirten Erdoğan, 'Ey MHP, bankaları boşalttın, bankaları' dedi. Göreve geldiklerinde zor durumda bulunan Ziraat Bankası, Vakıfbank, Halk Bankası'nın şimdi güçlendiğini ifade eden Erdoğan, 'Yolsuzlukların olduğu bir Türkiye'de bunlar olabilir miydi?' diye sordu. Erdoğan, 'Bakınız IMF'ye borç... CHP'nin yavrusu DSP, kendilerini ziyarete gittik. 'Bizim için öyle diyorsunuz ama biz yavru değiliz' dediler. 'Ya' dedim, 'Bırak o işi, bal gibi yavrusunuz. Ha, değilseniz, onlar sizin yavrunuz' dedim. Ne oldu? Gittiler, beraber yürüyorlar şimdi yolda. Ana ile yavru beraberler, yan yana, birlikte yürüyorlar. Bir şey olacaklarından filan değil, o ayrı mesele' diye konuştu. İktidarı IMF'ye 23,5 milyar dolar borçla devraldıklarına değinen Erdoğan, geçen yıl 14 Mayıs'ta Türkiye'nin IMF'ye borcunun sıfırlandığını belirtti. IMF'nin iimdi Türkiye'den 5 milyar dolar borç istediğini kaydeden aktaran, 'Veririz. Veren el, alan elden üstündür' ifadesini kullandı. AK Parti'den önceki iktidarın Merkez Bankasını boşalttığını bildiren Erdoğan, 'Ey Bahçeli, neyi, kime anlatıyorsun? Merkez Bankasının kasasında neredeyse bir şey kalmamıştı. 27,5 milyar dolar... Bunun da ciddi kısmı altın, bunun yanında da yurt dışındaki vatandaşlarımızın parasıydı. Ama şimdi 133 milyar dolar kasamızda paramız var. Nereden, nereye' değerlendirmesinde bulundu. Erdoğan, Ankara ile İstanbul, Konya ve Eskişehir arasındaki yüksek hızlı tren hattına işaret ederek, Ankara'nın, hızlı trenin başkenti olduğunu söyledi. Ankara'nın, havayollarının, savunma, uzay ve uydu sanayilerinin de başkenti olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Önceki gün İstanbul'da bir kardeşimiz Edirne Keşan'da, Türkiye'de üretilen bir insansız hava aracını 24 saat 34 dakika havada kalarak bir rekor kırdı. Adı Bayraktar. Türkiye'de üretiliyor, kendi mühendislerimiz, teknisyenlerimiz üretiyor. Baba, evlatlar, hep beraber, ailece bunu yaptılar' dedi. 'Muhalefeti dahi dönüştürdük' Türkiye'nin kendi tankını, helikopterini, savaş gemisini, piyade tüfeğini, uydu ve roketini tasarlayarak, ürettiğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti: 'Ey gidi CHP, ey gidi MHP, sabah akşam başörtüsüyle uğraşırsan bu seviyeye gelemezsin. Sabah akşam milletin inançlarıyla uğraşırsan, ta Moğolistan'daki ilk Türk anıtlarına, Saraybosna'daki Osmanlı camilerine, köprülerine ulaşamazsın. Ama biz ulaştık, yollarını yaptık. Hani sen milliyetçiydin ya? Sen kafatası milliyetçisisin. Vatansever değilsin. Milliyetperver değilsin. Milletin diliyle, inancıyla, kültürüyle, yaşam tarzıyla uğraşırsan ekonomiyi büyütemezsin, ihracatı artıramazsın. 36 milyar dolardan aldık, bak şimdi 155 milyar dolara geldik. Nereden nereye... Bakın şimdi CHP ne yaptı, dikkat edin burası çok önemli, sözüm ona dindar, muhafazakar bir şahsı cumhurbaşkanı adayı gösterdi. CHP genel müdürü şimdi gittiği yerlerde kitaptan, Hz. Peygamberden bahsediyor. Allah lafzı celilini ağzına alıyor. Hamdolsun, ne kadar güzel. Güzel şeyler oluyor. O da alıştı bu işlere. Güzel, güzel. Aman yarabbim, ne güzel gelişmeler. Öbür taraftan HDP'nin adayı 77 milyona hitap etmeye, 'bayrak' demeye, 'vatan' demeye, 'cami' demeye başladı. Baktım ki hutbelerden de bahsediyor. Baktım, Diyanet İşleri Başkanlığını eleştiriyor. Diyor ki 'Diyanet İşleri Başkanlığı hutbeleri, merkezden gönderiyor.' Allah Allah, bak neleri takip etmeye başladı. Ya senin camiyle işin var mı? Bunlar sipariş üzerine bu işleri yaparlar, sipariş. Bunların ibadeti falan, hepsi bunların tamamıyla aldatmaya yöneliktir, oy kazanmaya yöneliktir. Bunlar olduğu gibi görünüp, göründüğü gibi olanlar değildir. Biz sadece Türkiye'yi değil, muhalefeti dahi dönüştürdük, değiştirdik.' 'Haddini bil' Artık muhalefete ve onun adayına söz söylemeyeceğini ifade eden Erdoğan, 'muhalefetin ne kadar içler acısı durumda olduğunun zaten görüldüğünü' söyledi. Erdoğan, şunları söyledi: 'Artık Pensilvanya dengesini yitirdi. Beddua üzerine beddua ediyor. CHP seçimden umudunu kesti, artık millete hakaret ediyor. Müslümanlara hakaret edilmesine seyirci kalıyor. Aynı programa çıkıyor, aynı programda, bu Doğan Grubu'nun yayın organında, görsel medyada çıkıyor bir tane aşağılık kadın, afedersin onun yanında Müslümanlara hakaret ediyor. Bunda ise ses yok. Şu hale bak. Kimsin sen ya? Sen kimsin? Önce haddini bil. Sen nasıl olur da yüzde 99'u Müslüman olan böyle bir ülkede, kalkarsın da 'Müslümanlardan başka bir şey mi bekleyeceksiniz' dersin? Kimsin sen? MHP derseniz, bu yönetim MHP'yi aldı, CHP'nin ve Pensilvanya'nın kuyruğu haline getirdi. Durumları gerçekten içler acısı. 30 Mart'ta Ankara'da bir ortak aday çıkardılar, derslerini aldılar. Ortak adayları hala kaybettiğine inanmış değil, mahkeme kapılarında sonuç bekliyor. 10 Ağustos'ta da ortak adaylarının akıbeti aynı olacak.' Erdoğan, cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu için 'Ortak aday tam manasıyla evlere şenlik' nitelemesinde bulundu. 'Kılıçdaroğlu, ağlanacak haldesin' Merhum Gazeteci Savaş Ay'ın, Kılıçdaroğlu'nun Genel Müdürlüğü dönemindeki SSK hastaneleriyle ilgili programını hatırlatan Erdoğan, 'Çok başarılı bir genel müdür, değil mi? Adam gülüyor ya, sırıtıyor. Hastaneler rezalet... Sırıtıyor ya, gülüyor. Hani güleriz, ağlanacak halimize var ya, Kılıçdaroğlu sen busun, ağlanacak haldesin. Bu adamı nasıl oldu da CHP'ye getirdiler? Kaset, kaset, kaset' diye konuştu. Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, 'Başbakan bunu çıkarmak zorunda' dediğini belirten Erdoğan, 'Git sen çıkar ya. Yargı var, her şey var, git çıkar. Ben sana yolu gösterdim. İşte 'bu dinleyenler, bu gözetleyenler seni de gözetlediler' diyorum. Eğer bu Başbakan samimi olmasaydı, sen bugün daha da rezil olacaktın. Anayasa tartışmalarında anında olaya Binali Yıldırım kardeşimle biz müdahale ettik, hemen yayından kaldırıldı. Bizim bu iyiliğimizi hala görmüyor ve diyor ki 'Başbakan bunu çıkarsın.' Ya sen hala kalkıp da Kılıçdaroğlu'nu korumaktan vazgeç. Dürüst ol sen de. Maalesef Kılıçdaroğlu, Bahçeli, ikisi de bu oyunlara, bu Pensilvanya oyununa geldikleri halde, birçok arkadaşını aday gösteremedikleri halde, hala akıllanmadılar. Bunlar evlere şenlik.' 'Buradan ortak adaya bir ders verin. Bilmiyor, öğretin' diyen Erdoğan, İstiklal Marşı'ndan 'Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda/ Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda/Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda/Etmesin tek vatanımdan, beni dünyada cüda' dizelerini okudu. Erdoğan, 'Mesele bu. Ankara, Ekmel'e İstiklal Marşı'nın bu dörtlüğünü öğretti. Ama Ekmel ne diyor, 'Bu Çanakkale Şehitleri herhalde' diyor' dedi. 'Her gün gaf, her gün hata, her gün skandal' Konuşmasında MHP'ye ve CHP'ye gönül verenlere seslenerek, İstiklal Marşı'nı bile bilmeyen birine oy vermemeleri ve cumhurbaşkanı seçmemeleri gerektiğini belirten Erdoğan, HDP'nin ise bu işlerle ilişkisi olmadığını, kongrelerinde Türk bayrağının bulunmadığını, İstiklal Marşı'nın söylenmediğini anımsattı. Erdoğan, HDP'ye gönül verenlere de seslenerek, İstiklal Marşı'nı tanımayan, bayrağa saygı duymayan bu anlayışa gereken dersin verilmesi gerektiğini vurguladı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun Hakkari'de Türk bayrağı olmadan miting yaptığını anımsatan Erdoğan, 'Bunların hali bu. Diyorum ki keşke 40 gün önce değil de 2-3 ay önce ortaya çıksaydı bu ortak aday, millet daha da çok eğlenirdi. Her gün gaf, her gün hata, her gün skandal' dedi. Cumhurbaşkanı adayı İhsanoğlu'nun, 'Ben edebiyatçıyım. İstiklal Marşı'nı, Çanakkale Şehitleri'ni bilirim. Yahya Kemal'in Süleymaniye'de Bayram Namazı'nı bilirim' sözlerine dikkati çeken Erdoğan, Yahya Kemal'in 'Süleymaniye'de Bayram Namazı' diye bir şiirinin bulunmadığını, 'Süleymaniye'de Bayram Sabahı' diye bir şiiri olduğunu vurguladı. Erdoğan, 'Ben inanıyorum ki Ankara'da CHP'ye, MHP'ye gönül vermiş kardeşlerim, Saadet Partisi'ne, BBP'ye gönül vermiş kardeşlerim bu monşer adaya destek olmayacaklar. Ankara'dan 10 Ağustos'ta inşallah farklı bir sonuç bekliyoruz. Ankara'da sadece AK Partili kardeşlerimden değil bütün vatandaşlarımdan güçlü bir destek bekliyoruz' ifadelerini kullandı. Erdoğan, 10 Ağustos'un Ankara'yı değiştireceğini, Çankaya'yı çok güçlü kılacağını, 77 milyonun bir, tek yürek ve hep birlikte Türkiye olacağını dile getirdi. 'Bayrağımızın, pasaportumuzun, paramızın itibarını çoğaltacağız' Erdoğan, Ankara'nın ilçelerini, mahallelerini çok daha güçlü kılacaklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Ankara Kızılcahamam'ın Güven Mahallesi'ne de ulaşacak, Gazze'ye de ulaşacak, Ankara Şereflikoçhisar'ın Yeşilyurt Mahallesi'ne de ulaşacak, Somali'ye de ulaşacak, Güdül'ün Çukurören Mahallesi'ne de ulaşacak, Irak'ta Tuzhurmatu'daki Türkmenlere de ulaşacak. Selçuklu'nun mirasını geleceğe taşıyacağız, Osmanlı cihan devletinin mirasını geleceğe taşıyacağız. Cumhuriyetimizi daha da güçlendirecek, bayrağımızın, pasaportumuzun, paramızın itibarını daha da çoğaltacağız.' Ankara'ya yatırımlar Ankara'ya 12 yılda yapılan yatırımlara da işaret eden Erdoğan, 'Ne kadar yatırım yaptık biliyor musunuz? 50 katrilyon lira. Ulaştırma ve haberleşmede 12,5 katrilyon, toplu konutta 11 katrilyon, eğitimde 5 katrilyon, gençlik ve sporda 2,5 katrilyon, enerjide 2 katrilyon, orman ve su işlerinde 2 katrilyon, sağlıkta 1,5 katrilyon yatırım yaptık. Ankara sağlıkta yaptığımız tesislerle ülkemizin kalbi olacak. Toplamda 7 bin 226 yatak kapasiteli Etlik ve Bilkent sağlık kampüslerinin yapımı devam ediyor. 2 şehir hastanesi kuruyoruz Ankara'ya. Birisi Etlik'te birisi Bilkent'te' diye konuştu. Ankara'yı Konya, Eskişehir, Bilecik, Sakarya, Kocaeli, İstanbul ile hızlı tren aracılığıyla buluşturduklarını, bunun devamının geleceğini bildiren Erdoğan, Avrupa'nın müstesna bir ülkesi olarak Başkentray'ın çalışmalarının hızla devam ettiğini, Batıkent-Sincan, Kızılay-Çayyolu metrolarının tamamlandığını, Keçiören-Tandoğan metro hattı yapım çalışmalarında sona yaklaşıldığını, test sürüşlerine başlayacaklarını, Kızılay'dan Esenboğa Havalimanı'na giden Ulus, Siteler, Kuzey Ankara Projesi, Pursaklar, Saray fuar alanının da güzergahında bulunduğu bir metro hattı daha kurulacağını söyledi. Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Erdoğan, bunlar da hayata geçirildiğinde Ankara'nın toplu taşım konusunda çağ atlayacağını belirterek, Ankara-Niğde, Ankara-İzmir, Ankara-Samsun arasında 3 otoyol projesiyle ilgili altyapı çalışmalarının son sürat devam ettiğini, 10 Ağustos'un ülke ve Ankara için milat olacağını kaydetti. Vatandaşlardan iradelerine, sandıklara, demokrasiye sahip çıkmalarını isteyen Erdoğan, Türkiye'de bulunan gurbetçilerin 44 gümrükte oylarını kullanabileceğini anımsattı. Erdoğan, Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat olduğunu, 12 yıldır tarih yazdıklarını ifade ederek, 'İnşallah 10 Ağustos'ta yeni Türkiye'nin, büyük Türkiye'nin tarihini yazacağız. El ele, gönül gönüle daha güçlü bir Türkiye'yi inşa edeceğiz. Mutlaka sandığa gidin, güçlü Türkiye için, yeni Türkiye için oyunuzu kullanın. İleride çocuklarınıza, torunlarınıza, 'evladım, torunum, işte ben milletin ilk cumhurbaşkanını seçtiği o seçimde oy kullandım' deyin. 'Halkın oylarıyla belirlenen ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullandım' deyin' şeklinde konuştu. Meydandaki vatandaşlardan ellerini kaldırmalarını isteyen Erdoğan, 'Bize Allah yeter, bize millet yeter, kardeşlerim bize Ankara yeter. Dualarınızda Gazze'yi unutmayın, dualarınızda Mısır'ı, Libya'yı unutmayın, Suriye'deki, Irak'taki mazlum kardeşlerinizi unutmayın. Rabbim yar ve yardımcımız olsun, Allah bizi utandırmasın, mahçup etmesin. Milli irade, milli güç, hedef 2023' diye konuştu. Mitingden notlar Mitingin gerçekleştirildiği alana eşi Emine Erdoğan’la gelen Başbakan Erdoğan, platforma çıkarak vatandaşları selamladı. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği mitingde bazı vatandaşların da çevre binaların pencere ve balkonlarından mitingi izlediği görüldü. Erdoğan, konuşmasının ardından Saadet Partisi'nden istifa eden Amasya Hamamözü İlçesi Belediye Başkanı Bahattin Destebaş, MHP’den istifa eden Çorum Uğurludağ Belediye Başkanı Remzi Torun ve BBP’den istifa eden Karaman Sarıveliler Belediye Başkanı Hayri Samur’a AK Parti rozetlerini taktı. Erdoğan, daha sonra mitingi izlemek üzere alanda bulunan yabancı gençlerle selamlaştı. Vatandaşları da selamlayan Erdoğan, kendisi için “Uzun Adam” şarkısını besteleyen ve geçen hafta hayatını kaybeden sanatçı Murat Göğebakan’a da vatandaşlardan Fatiha okumalarını istedi. Çok sayıda pankartın bulunduğu miting alanında 'Vefayı Senden Öğrendik Sen Nereye Biz Oraya', 'Zalimler Korksun Bakışından Mazlumlar Sana Gardaş Olsun', 'Ankara Sana İnanıyor' şeklindeki pankartların yanı sıra Başbakan Erdoğan'ın reklam filminde okuduğu, Sezai Karakoç’un 'Ey Sevgili' şiirinden bölümlerin yer aldığı pankartlar dikkati çekti. Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç, Ali Babacan ve Emrullah İşler, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Mevlüt Çavuşoğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Salih Kapusuz ve Abdulhamit Gül, AK Parti Genel Sekreteri Haluk İpek ve milletvekillerinin de katıldığı mitingde, yabancı siyasetçi ve konuklar da yer aldı. Muhabir: Kadir Karakuş, Enes Kaplan, İlkay Guder, Barış Kılıç, Selma Bıyıklı Adabaş