onedio
Kaddafi'nin Korkunç Haremi!
Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin ardından özel hayatıyla ilgili korkunç bir ayrıntı ortaya çıktı. Buna göre Kaddafi’nin sarayında genç kızların seks kölesi olarak kullandığı ve zorla tutulduğu hücreler bulunuyordu.DIŞ HABERLER/ milliyet.com.trAlbay Kaddafi’nin sarayındaki bu hücrelerde Kaddafi genç yaştaki kızlara ve hatta erkeklere tecavüz ediyordu. Yüzlerce genç kız saraydaki bu tüyler ürpertici hücrelerde zorla tutuldu.İşin daha da ürkütücü tarafı eski diktatörün okulları ziyaret ederek kendine kurbanlar seçmesi… Kaddafi’nin seks hücrelerindeki yatak odaları 70’lerin tarzına uygun dekore edilmişti. İkiz bir yatağın bulunduğu bu odada Kaddafi 14 yaşındaki genç kızlara tecavüz ediyordu.
Feminizm Tam Bir Salaklık
Eski Rus 'kızıl ajan' Anna Chapman: Cahiller milliyetçi olur.Gerçek vatansever ülkesini en çok seven değil, hayatta her şeyi gören, gördüğü güzellikleri de ülkesine getirendirT242010'da casus olduğu saptanınca FBI tarafından tutuklanan eski Rus 'kızıl ajan' Anna Chapman , 'Feminizm tam bir salaklık. Çıkış noktaları yanlış. Bir kadın, hakkı için savaşıyorsa, baştan erkekle eşit olmadığını söylüyordur. Tüm insanlar ayrıdır. Tanıdığım her erkekle bu konuda tartışırım. Kadınların daha iyi olduğunu düşünmüyorum sadece kadın-erkek herkesin eşit olduğunu savunuyorum' dedi.Hürriyet’ten Aslı Barış ’a konuşan Anna Chapman, tutuklanmasını, moda görüşünü, feminizmi ve Kremlin ile olan yakınlığını anlattı. Bir dönem Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile aşk yaşadığı iddia edilen Chapman ‘Kapitalizmden nefret etmiyorum. Benim ülkemde de kapitalizmin muhtelif öğeleri var’ diye devam ediyor.Aslı Barış'ın Chapman ile yaptığı röportajın bir kısmı şöyle:Türkiye’de son dönemdeki durumu takip ediyor musunuz? Örneğin Gezi Parkı olayları hakkında ne düşünüyorsunuz?Tabii ki fikrim var ama uzak durmaya çalışıyorum politik meselelerden. Çünkü bir kez politikaya kafa yormaya başlarsam, şiddetle bu işin içine çekiliyorum. Elimde değil, bir kere bilgi toplamaya başladım mı, hemen işe bulaşıyorum. Bilgi konusunda kendime belli limitler koyuyorum, politikadan uzak durmaya, başka işler yapmaya çalışıyorum.Kendinizi uzak tuttuğunuzu söylüyorsunuz ama Putin’le, Kremlin’le olan yakın ilişkiniz biliniyor…Rusya’ya geri döndüğümde medya yüzünden inanılmaz derecede popüler oldum. Bunu da milliyetçi hisleri körüklemek için kullandılar. “İşte ülkesi için iyi bir şeyler yapan genç bir kız” diyerek örnek gösterdiler. Son 20 yılda iyi bir ekonominiz yoksa, kuvvetli bir ideolojik düşünce oturtamamışsanız, bir şeyleri değiştiren bir kahraman aramaya başlarsınız. Ben de bu gücü kullanarak gençlere önderlik etmeye, örnek teşkil etmeye çalıştım. Çünkü bende örnek alınması gereken çok önemli değerler var. Kendim için bir şey istemiyorum, tamamen toplumumuz için çalışıyorum. Mesela Rusya’ya döndükten bir ay sonra gençlik için bir vakıf kurdum.Ne konularda çalışıyor vakfınız?Mikrobiyoloji ve genetik alanında genç bilimadamlarına kaynak yaratan bir fon oluşturdum. Ülkemizde bilim yeteri kadar desteklenmiyor. Halbuki altyapımız ve geçmişimiz çok kuvvetli: Uzaya gittik, bilişim sektöründe oldukça önemli gelişmeler kat ettik. Şimdi ise durum pek parlak değil. Oluşturduğum fon özellikle kanser tedavisi alanında çalışanlara kaynak sağlıyor. Bu çalışmalar çok önemli. İnsan ömrü bu sayede en az 40 yıl uzayacak. Zaten ülkemizde kanser tedavisinde çok önemli yollar kat edildi. AIDS’in tedavisi de bulundu gibi, herhalde önümüzdeki sene açıklanır.Tutuklandıktan ve Rusya’ya iade edildikten sonra uluslararası anlamda büyük şöhret kazandınız. Neler değişti hayatınızda?Ünlü değilseniz, bir konuda değişim yapmak istediğinizde imkânlar çok kısıtlı oluyor. Ancak tanınıyorsanız, bir yerde çıkıp fikrinizi söylüyorsunuz, insanlar fark ediyor. Şöhreti kendi hakkında konuşmak için kullananları inanılmaz salak buluyorum. Kafam farklı çalışıyor. Başarının formülünü çözdüm. Beni dünyanın en başarılı insanı yapacak değerlere sahibim. Nedir bunlar derseniz, ilki aktif olmak. İkincisi pozitif enerji. Bunları hepimiz biliyoruz ama üçüncü özellik çok önemli. Bunu hapisteyken öğrendim. Başkalarına bir değer katmak için çalışmanız lazım. Kafanızda bir fikriniz varsa, diğer insanlara da aşılamanız, çalıştığınız örgütlere de yaymanız gerekiyor. Önemli olan toplum, birey değil. Toplum halinde hareket edersek, daha başarılı oluruz.Hapis günlerinden bahsedelim. Ne düşündünüz ilk tutuklandığınız zaman?İlk tutuklandığım zaman, “Beni oldukça uzun bir süre burada tutacaklar” diye düşünmüştüm. Dışarı çıkabileceğim konusunda hiç umudum yoktu. Ama bu hayatımın bittiği anlamına da gelmiyordu. Daha ilk günden düzenli spor yapmaya başladım. İkinci gün orada eğitimin konusunda nasıl ilerleyebileceğim konusunda araştırma yaptım. İçeriden de diploma alabilmek mümkünmüş, 'Anlaşılan önümüzdeki 5 yıl buradayım, iyisi mi hukuk diplomamı alayım” diye düşündüm. Zaten istiyordum bunu. Yani hep pozitif kaldım.Playboy ve Maxim gibi dergilerdeki karelerinizden sonra seks sembolü olarak anılmaya başladınız. Koleksiyondaki parçalar da bu imajınızı destekleyecek şekilde mi? En çok hangi parçaları beğeniyorsunuz tasarımlar arasında?Açıkçası modadan, giysilerden hiç anlamam ve hayattaki en fuzuli şey gibi gelir. Yemek yapmayı da bilmem. Bu ikisi dışında geri kalan her şeyi yapabiliyorum. Mesela iyi ekip kurmasını ve yönetmesini bilirim. Onun için iyi bir tasarım ve üretim ekibi kurdum. Çıkış noktam da şu: Akıllı kadınların kendi zekâlarını yansıtacak kıyafetlere ihtiyacı var. Bir kadın seks sembolü ya da potansiyel anne olarak görünmemeli. Dünyayı değiştirecek bir kadın olarak görünmeli. Dünya sorunlarıyla ilgilenen, kitap okuyan kadınların giyebileceği bir koleksiyon hazırladım. Mesela kitap şeklinde çantalar var. Desenlerde ülkemizin destanlarında yer alan figürler kullanıyoruz. Sadece Batı'nın bize empoze ettiği değerleri kabul etmemeliyiz. Bizim derdimiz gücümüz para değil, kendi değerlerimiz, kendi kahramanlarımız var.Batı değerlerine karşı bir düşmanlık mı var?Kapitalizmden nefret etmiyorum. Benim ülkemde de kapitalizmin muhtelif öğeleri var. Ama kendi değerlerimize daha fazla sarılmalıyız. Bunlar güç verir insana.Kendinizi milliyetçi olarak tanımlar mısınız?Nefret ederim milliyetçilikten de, milliyetçilerden de. Cahiller milliyetçi olur. Hayatlarında yurtdışına çıkmazlar, dünyada olup bitenden haberleri olmaz, sonra “Ülkemi çok seviyorum” derler. Tamamen eğitimsizlikten kaynaklanıyor. Benim için gerçek vatansever ülkesini en çok seven değil, hayatta her şeyi gören, gördüğü güzellikleri de ülkesine getirendir. Stephen Covey’nin ‘Kazan-kazan’ ilkesinde olduğu gibi, başka ülkeye gidip, insanlarla konuşup onların iyi özelliklerini alır, kendi ülkenize taşırsınız, ona bir artı değer katarsanız, onu güçlendirirsiniz…Bilgilerini aktardığınız ülkenin ne gibi bir kazancı var burada? Pek ‘Kazan-kazan’ durumu gibi gelmedi bana…Önemli olan sinerji yaratmak. Yaratmış olduğum koleksiyondan örnek vereyim. En iyi tasarım ekibini ülkemden topladım. İş imkânı yaratmak için. Ama baktım en iyi kumaşlar Türkiye’de üretiliyor, en iyi malzemeler burada, her şeyi İstanbul’dan aldım. “Ayy, Türklerde ne kadar iyi kumaşlar var, lanet olsun” demedim. Nefret etmedim, saygı duydum, iş yaptım. Bana hocalarım 20 yıldır böyle öğrettilerSizi acımasızca eleştiren Punk grubu ‘Pussy Riot’ ve ‘FEMEN’ hareketine gelelim…Feminizm tam bir salaklık. Çıkış noktaları yanlış. Bir kadın, hakkı için savaşıyorsa, baştan erkekle eşit olmadığını söylüyordur. Tüm insanlar ayrıdır. Tanıdığım her erkekle bu konuda tartışırım. Kadınların daha iyi olduğunu düşünmüyorum sadece kadın-erkek herkesin eşit olduğunu savunuyorum.Seksapele önem vermediğinizi söylüyorsunuz ama sizin de bir hayli seksi pozlarınız var. Biraz çelişkili bir durum değil mi?Hayır, seksapel daha ziyade içgüdüsel bir şey. Eğer (mankenlik gibi) bir işi profesyonel olarak yapmıyorsanız, içgüdülerinize sarılarak kendinize göre yorumlarsınız. Yine başarılı olursunuz o alanda. Ben her zaman içgüdülerime güvenirim.Size şu an saldırsam, beni etkisiz hale getirmeniz ne kadar zamanınızı alır? İsteseniz ağzımı yüzümü kırabilir misiniz?Kendimi savunma konusunda her zaman çok sakin davranırım. Ama tabii ki etkisiz hale getirebilirim karşımdakini. Yine de buna ihtiyaç duymadan halletmeye çalışıyorum meseleleri.
'İnternette Ne Konuştuğumuzu Bile Görecekler'
Ali Rıza Keleş: Türkiye, İran ve S. Arabistan gibi olacak. Sizin eskiden kimle konuştuğunuzu biliyordu, şimdi kimle ne konuştuğunuzu görebilecek Alternatif Bilişimciler Derneği Başkanı Ali Rıza Keleş , 'sansür' tartışmalarını da beraberinde getiren yeni internet düzenlemesiyle ilgili olarak, 'Hükümetin getireceği internet düzenlemesiyle, Türkiye’nin de interneti, Çin’deki gibi dünyaya kapanacak. Türkiye, İran ve S. Arabistan gibi olacak. Paketin içine baktığında da mahrem alanınıza girmiş oluyor. Sizin eskiden kimle konuştuğunuzu biliyordu, şimdi kimle ne konuştuğunuzu görebilecek' dedi. Hükümet yolsuzluk operasyonuyla başlayan süreçte gelişmeleri kontrol altına almak için çeşitli hamleler yaparken şimdi de gündemde yeni internet düzenlemesi var. Bir torba yasa teklifi içinde gelen ve Meclis'te alt komisyondan geçen bu düzenleme 5651 sayılı internet yasasında önemli değişiklikler öngörüyor. Bilenler bu düzenleme için ¨internetimizi karartacak¨, ¨her adımımız izlenecek¨ diyor ancak hem teknik, hem de çok boyutlu olması nedeniyle mesele sıradan vatandaşlar tarafından tam anlamıyla anlaşılamıyor. Taraf gazetesinden Tuğba Tekerek , Alternatif Bilişim Derneği'nin Başkanı Ali Rıza Keleş’le “sansür” tartışmalarını da beraberinde getiren internet düzenlemesini konuştu. Tuğba Tekerek’in Ali Rıza Keleş ile yaptığı söyleşi şöyle: Diyelim ki ben bir haber sitesindeki içerik yüzünden kişilik haklarımın ihlal edildiğini düşünüyorum. Yeni düzenlemeye göre mahkemeye başvurup 24 saat içinde bu içerik için erişim engelleme kararı aldırtabiliyorum. Bu mağdur açısından harika bir şey değil mi? Harika ama mağdurun gerçekten mağdur olduğunu biliyor muyuz? 24 saat içinde neye göre karar verecek hakim? Bilirkişiye sorması gerekiyorsa sorabilecek mi? Belki de o site boşu boşuna kapalı kalacak. Mesela, erişim engelleme nedenlerinden 'müstehcenlik' başlı başına problem. Kime göre, neye göre müstehcen? Hakaret dediğimiz şey de oldukça muğlak. Başbakan'a ¨faşist¨ demek hakaret mi mesela? İfade özgürlüğü konusunda sicilimiz düşünülürse, bu kadar kısa süre içinde karar vermek hiç de sağlıklı sonuçlar vermeyecek. Bir kişinin internette kendisiyle ilgili yazılmış yüzlerce yazıyı bir anda hakimin önüne koyması da mümkün. O zaman hakim dosyaları ayrı ayrı inceleyip nasıl karar verecek? Diyelim ki karar verdi. Peki 24 saatte üretilecek yeni içerikleri ne yapacak? Onlar için bir daha mı başvuru gerekecek? Çok dinamik bir ortamdan söz ediyorsunuz. Oturup birinin sürekli incelemesi, 'bu iyi bu kötü' demesi gerekecek. Saçmalık! Ayrıca erişimi engellemek mağduriyeti gerçekten gidermiyor da. Peki, ne gideriyor? Bunun için yapılması gereken içeriğin kaldırılması. Hatta içeriği üretip internete koyanı bulup cezalandırmak. Erişim engeli ise sadece göz kapamak. Dünyanın geri kalanı görebiliyorken sadece biz gözlerimizi kapatacağız. 2007'de birkaç Atatürk'e hakaret videosu nedeniyle tüm Youtube'a erişim engellenmişti. Yeni düzenlemede URL temelli engelleme geliyor. Tek tek sayfalar engellenecek. Bu iyi bir düzenleme değil mi? Evet ama erişim sağlayıcıların bunun için çok yetenekli altyapılar kurması gerekiyor. Bu da... Erişim sağlayıcı dediğiniz? Abone olup internet hizmeti aldığınız TTnet, Smileadsl ya da Turkcell, Vodafone gibi şirketler. İnternette trafik o kadar yoğun ki, bu erişim sağlayıcıların URL temelli engelleme için çok yetenekli altyapılara ihtiyacı var. Bir filtre sistemiyle saniyeler içinde bütün sayfalara giriş isteklerin süzüldüğünü ve bir tür 'buna izin var mı yok mu' denetimi yapıldığını düşünün. Bu yetmiyor. Bir de yeni düzenlemeye göre erişim sağlayıcının, kullanıcı alternatif bir yöntem deniyor mu denemiyor mu, onu tespit etmesi gerekiyor. Mesela Fırat Haber Ajansı internette engellenmiş, ben o engeli aşmak için DNS ayarlarımı değiştiriyorum... Bunun gibi yöntemler mi? Evet, erişim sağlayıcı bunu tesbit etmek için altyapının içine derin veri analizi yapan cihazlar yerleştirecek. Bu çok detaylı bir inceleme anlamına geliyor ve buda mahremiyetimizin ihlali... Nasıl bir şey bu veri analizi? İnternet erişimimiz paketler halindedir. Kargo paketi gibi düşünün 'gönderici' ve 'alıcı'yı yazıp gönderirsiniz. Erişim sağlayıcı ¨bu paket ¨Tuğba'dan Facebook'a¨ deyip, bir postacı gibi çalışır. Ama alternatif yol kullanıp kullanmadığınıza karar vermesi için o paketin içini açıp bakması lazım. Paketin içine baktığında da mahrem alanınıza girmiş oluyor. Sizin eskiden kimle konuştuğunuzu biliyordu, şimdi kimle ne konuştuğunuzu görebilecek. Mesela yaptığım chat'i de görecek mi? Görme potansiyeline sahip olacak. Aslında böyle bir potansiyel hep vardı. Şimdi çok sistemli ve kolayca bunu yapabilecek altyapıya sahip olacak. Güvenli protokoller yani verinin şifreli olarak iletildiği trafiklerimiz için durum biraz karmaşık. Mesela Gmail'deki mailleşmeler... Bugünkü teknolojiyle bu tür bir iletişimin izlenmesi pek kolay değil. Ama eğer biz bu izleme mekanizmasına razı gelirsek, yarın bizden şifrelerin anahtarını isteyebilirler ya da bazı teknik ayıplı yöntemler kullanabilirler. Devlet erişim sağlayıcıya 'bu kişinin kimle ne konuştuğunu öğren' diyor mu? Hayır ama kurulacak altyapı buna imkân sağlıyor. Sistem kurulduğunda elde kocaman bir gözetim gücü olacak. Bunun hiç kullanılmayacağını düşünmek saflık olur. O datanın hem ticari hem istihbari değeri çok yüksek. Olağanüstü bir durumda, ya da olağan bir durumda yasadışı yollarla -çünkü devlet yasadışı işler de yapıyor- o bilgiler kullanılabilir ve yurttaşlar çok büyük mağduriyet yaşayabilir. Fişleme hala büyük problem, kimlerin başına nelerin geliyor. Siz sıradan bir yurttaş olarak devlet karşısında çok güçsüzsünüz. Halihazırda erişim sağlayıcılar bizim kayıtlarımızı tutmuyor mu? Tutuyor ama şimdi tutulacak kayıtlar çok daha ayrıntılı ve saklama süresi 1-2 yıla uzatıldı. Bir de kanun koyucu 'kayıtları tut' diyor, ama 'yok et, yok etmezsen şu kadar ceza' demiyor. Yaklaşım ¨onu bir cepte tut, sonra bakarız¨ Diğer ülkelerde tutuluyor mu böyle kayıtlar? Geçenlerde Almanya'yla ilgili bir şey okumuştum. Sadece bizim mevcut sistem gibi ayrıntılı olmayan kayıt tutuluyor. O da IP'nin bir kısmı karartılarak... Sadece yasal bir süreçte ilgili kayda erişim sağlanıyor. Neyin sansürlendiğini bilmeyeceğiz Bu teklif geçerse nasıl bir internetimiz olacak bizim? Herkesin bir derdi var, müstehcenlik, ticari itibar, telif hakkı, dinsel hassasiyet, ulusal hassasiyet, özel hayat... Artık çok kolay olduğu için herkes erişim engelleme kararı aldırtacak. URL temelli engellemeyle kapatılacak sayfaların sayısı çok artacak. Bu kararlar alındıkça biz de dışarıya kapanacağız. Bir-bir buçuk yılın sonunda bize ait bir internetimiz olacak, dünyadan kopartılmış, bir filtrenin arkasındaki bir internet... Çin'de şu anda ¨Çinnet¨ var, 'Onlar internete bağlanmıyor' desek abartmış olmalıyız. Biz de yavaş yavaş onlara benzeyeceğiz. Bir süre sonra neyin sansürlendiğini bilmeyecek noktaya da gelebileceğiz. Nasıl yani? Şu anda engellenmiş bir siteye girmeye çalıştığınızda mahkeme kararı çıkıyor karşınıza. Siz engellenmiş de olsa bir gerçek var, biliyorsunuz ve ona ulaşmak için alternatif yollar deniyorsunuz. Kurulacak altyapıyla sansürlenen sayfaların sansürlendiği görmeyebiliriz bile. URL tabanlı engellemeyi hangi ülkeler yapıyor? Bunu en iyi yapan Çin. İran'da yapılıyor. Bir de Suudi Arabistan'da yapılıyor. Avrupa'da Amerika'da yok mu? Bildiğim kadarıyla yok. Sadece çocuk pornosu gibi çok istisnai durumlarda alan adı veren firmaya gidip çözmeye çalışıyorlar. Blogspot, youtube gibi büyük siteler zaten ırkçılık, çocuk pornosu gibi içerikleri hemen kaldırıyor. Diyelim ki bir seks videosu çıktı bir Avrupa ülkesinde, ne yapıyorlar? Görmezden geliyorlar. Yapılması gereken de bu. Ya da çok gündem olduysa veya suç varsa veri koruma kanunu olduğu için siber suçlarla ilgili uluslararası sözleşmeleri imzalamış oldukları için suçla mücadele edebilmeleri daha kolay. Ama biz ne kendi mevzuatımızı uluslararası hukuka uydurmuşuz, ne yıllardır bekleyen veri koruma kanunu geçirmişiz. Öyle olunca da yurtdışındaki firmadan bilgi istiyorsunuz ama yanıt alamıyorsunuz. Şimdi mevzuatınızı iyileştirmek yerine kuralları katılaştırıyoruz. Bir de Ulaştırma Bakanı ya da TİB Başkanı'nın özel hayatın gizliliğiyle ilgili bir durumda ¨emir verip¨ dört saatte erişim engelletme yetkisi var. Buna ne diyorsunuz? Hakikaten kral gibi. Birilerinin kendisini mahkeme yerine koyması hukuk devletinde kabul edilebilecek birşey değil. Bu yetki muhtemelen malum videoları engellemek için düşünüldü. Ama başka amaçlar için kullanılmayacağının garantisi yok, geniş bir yetki. Önü hiç açılmamalı. Biz bunları hiç konuşmamalıyız. Norveç’e boru döşeyebilirsin Engellenmiş sitelere DNS ayarını değiştirip girebiliyoruz. Yeni düzenlemeyle giremeyecek miyiz? Hayır . Peki engelleri aşmanın bir yolu olmayacak mı? Olacak tabii. Mesela İran VPN cenneti. Türkiye'de de insanlar yurtdışındaki şirketlerden 3-5 dolara VPN hizmeti alıp sitelere girecekler. VPN nedir? VPN hizmeti aldığınızda o hizmeti aldığınız ülkedeymişsiniz gibi bağlanıyorsunuz internete. Burayla hizmeti aldığınız ülke arasında bir boru döşediğinizi düşünün. Erişim sağlayıcınızı sadece bu borudan geçmek için kullanıyorsunuz. Borudan çıkınca, mesela Norveç'tesiniz. Erişim sağlayıcı benim VPN kullandığımı farketmeyecek mi? Farkedecek ama VPN yasal ve aslında başka amaçlarla kullanılan bir servis. İnternette herşey mümkün. Çıtayı yükseltme oyunu gibi bu... Devlet bir adım atıyor, insanlar da bir adım atıp onun üstüne çıkacak. Ben çok fazla insanın bu teknolojiyi kullanacağını düşünüyorum. VPN dışında yollar da var. Peki bu servisleri kullanmanın riskleri var mı? Var tabii. Bazıları güvenli, bazıları güvensiz. O servisleri kullanırken siz kötü niyetli, bilgilerinizi atabilecek servislere çok hassas bilgilerinizi vermiş oluyorsunuz. Devlet yurttaşlarını bunu yapmaya zorlamış oluyor. AİHM'in tersine AİHM'in internetle ilgili Türkiye'yi mahkum eden bir kararı vardı. Bu düzenleme, o karar doğrultusunda mı? Gerekçesinde AİHM kararına atıf yok. Burada herkesin beklentisi yasadan erişim engelinin çıkarılmasıydı. TİB'inre'sen erişim engelleme kararı vermesine neden olan katalog suçların sayısının azalmasıydı. Tam tersi oldu. AİHM kararının da tersine oldu; daha fazla katılaşacak sansür. Sizce internetle ilgili nasıl bir yasa yapmak lazım? Yasakları merkeze alan değil de pozitif bir düzenleme olmalı. Bir kere internet temel hak olarak düzenlemeli. BM raporlarında da bu artık böyle kabul ediliyor. Finlandiya gibi ülkelerde 4 MB'a kadar internet hizmeti ücretsiz. Bizim sayısal uçurum diye bir sorunumuz var. İnternet belli merkezlerde yoğun ama Mecidiyeköy'ün Kadıköy'ün dışına çıktığınızda kullanım hem nicel hem nitel olarak azalıyor. Bazıları web'i Twitter Facebook'tan ibaret sanıyor. Bu tür sorunları çözmeye ihtiyaç var. Bireyin özgürlüğünün merkeze alınacağı, yurttaşın güçlendirileceği, dünyayla daha barışık bir düzenleme şart. Yoksa gittikçe kendimizi dünyadan yalıtacağız. 'Erişim Engelleyiciler Birliği' Erişim Sağlayıcılar Birliği (ESB) diye bir kurum var tasarıda. Bu birlik ne yapacak? Bizim anladığımız tek görevi erişim engeli yapmak. Meslek odası gibi onların haklarını hukuklarını koruyacak bir birlik değil. Tüzükleri BTK onayına bağlı. Firmalar İstanbul'da olmasına rağmen, birliğin merkezi Ankara'da, herhalde TİB'e kolaylık olsun diye. Eskiden TİB bu firmalara tek tek erişim engelleme bildirimleri yapıyordu şimdi ¨Birliğe haber vermek tüm firmalara haber vermektir¨ deniliyor. Devlet kendine böylece engelleme için daha etkin bir sistem kurmuş oluyor.T24
RTÜK'ün Ceza Verdiği 'Duygusuz Seks' Ne Kadar Mümkün?
İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ‘Arkadaştan Öte’ adlı filmin TV tanıtımlarında kullanılan “Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?” cümlesini çocuk ve gençlerin ahlakını bozucu olarak değerlendirdi. Böylece seks eylemi bir kez daha kirletici ve insan ahlakını bozucu bir yakınlaşma olarak tescillenmiş oldu. Peki, insan beyni açısından bakarsak içinde duygu barındırmayan bir seks yaşantısı ne kadar mümkün? İnsanlar için cinsel yakınlık anlık ya da mevsimsel bir aktivite değil. 'Libido' adını verdiğimiz cinsel olarak uyarılmışlık enerjisi ile yakınlık arayışı neredeyse gündelik yaşamın bir parçası. İster evrim diyelim, ister yaratılış, görünen o ki cinsellik hem bir başkası ile yakınlaşabilme, hem de bir bağlanabilme deneyimi. Çünkü kişi için akılda kalıcı bir haz deneyimine neden olan cinsel yakınlıklar bağlanma eğilimlerini tetikliyor. İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir. Dünyaya yeni gelen bir bebek anneye bağlanabilme kabiliyeti ile doğar. Arno Gruen, doğumdan hemen sonra annenin karnına yüz üstü bırakılan bir bebeğin, ilk beş dakika içinde kollarından aldığı destekle kafasını kaldırıp anne ile göz göze gelme eğiliminde olduğunu söyler. İlk beş dakika içinde kurulan bu ilk temas bebeğin sakinleşebilmesi için çok hayati görünmektedir. Bebek 72 saat sonra artık anneyi tanımış olacaktır, onu diğer kişilerden ayırabilir, onu görünce ya da dokununca sevindiğini gösteren tepkiler verir. İlk temel bağlanma sistemleri, bu temas yaşantıları sırasında oluşacak ve devamında kazanılan deneyimlerin toplam bilgisi, anne dışındaki kişilerle ilişki kurarken kullanılacaktır. Temas ve bağlanmayı bu kadar önemli kılan salgıladığımız hormonlar. Bu hormonlardan bir tanesi; sarılma, şefkat ve bağlılık hormonu olarak bilinen oksitosin. Kadınlarda çok kolaylıkla salgılanan bu hormonun bedendeki önemli etkilerinden biri döllenme ve doğum sırasında rahim yolundaki kasılmalara sebep olması. Böylelikle spermler, asidik ortamı nedeniyle daha kolay öldükleri rahim yolundan alkali bir ortam olan rahme daha hızlı geçebilirler. Oksitosin doğum sırasında da rahmin kasılmasını sağlar. Ve sonunda da anneden süt gelmesine neden olur. Bebeğin süt emerken meme ucunu vakumlaması da bu hormonu tetikler ve bu kez de süt kanalları kasılarak sütün bebeğe ulaşmasını sağlar. Biri ile sarılmak, okşanmak oksitosinin üretilmesini sağladığı için anne tarafından sık sık kucaklanan ve okşanan bebek, dünyaya gelirken en güçlü duyu organı olan teni sayesinde hissettiği duygular aracılığı ile bu hormonu salgılar ve anneye bağlanır. Yeterince ten teması kuramayan bakımhane bebeklerindeki erken bebek ölüm oranı daha yüksektir. Erkekler de birisi ile temas sırasında oksitosin salgılarlar. Orgazm olabilme sürecinde etkin bir rol oynayan oksitosin, orgazm sonrasında hemen bozunmaya başlar. Çünkü erkek gövdesinde etkin olan yüksek düzeyli dişil bir hormon uzun vadede olumsuz etkilere sebep olacaktır. Bu nedenle 'genel olarak', erkekler orgazm olduktan sonra kendi içlerine kapanır, konuşmak ya da temas kurmak istemezler. Oysa 'genel olarak' kadınlar daha çok sarılmak, bağlantıda kalmak isterler çünkü oksitosin dişi hormon sisteminin doğal bir parçasıdır ve bedendeki etkinliği sistem tarafından desteklenir. O halde cinsel ilişkiden sonra partnerinden uzaklaşan ya da çok eşli kadın ve erkeklerin bu eğilimlerini oksitosin seviyeleri ile mi açıklayacağız? Bunu söyleyebilmek için geçerli bir sebebimiz yok. Anımsanmalı ki, örneğin, sarılmak oksitosin salgılanmasına neden oluyor ve oksitosin seviyesi ise bağlılığı sürdürebilme ve pekiştirebilme kabiliyetimizde etkin. Bir döngü ile karşı karşıyayız. Şöyle bir örnekle açıklarsak; komik bir uyarana kahkaha ile yanıt verebilmemiz ne kadar mutlu olduğumuz yani serotonin düzeyimizle çok yakından ilgilidir. Ancak mutluluğu sürebildiğimiz sürece daha fazla serotonin üretiriz ve daha da mutlu olabiliriz. Buradaki döngü, tüm duygusal süreçlerimizde geçerlidir. Bu sistem, baskın bir ruh hali ve davranış değişimine neden olur; Sonunda yüksek sesle güleriz veya ağlarız ya da öfke ile bir şeyi parçalayıp 'sakinleşiriz'. (Aslında organizmalarımız, yaşamı sürdürmeyi amaçlayan denge halini koruma çabasındadır. Çünkü bir günle sınırlı olan zaman ve enerjimizi, olabildiğince doyurucu bir oranla uyumaya, beslenmeye, ilişkide olmaya, yalnız kalmaya, üretmeye ve dinlenmeye ayırmak zorundayız. Bu dengenin bozulması halinde depresyon, psikotik atak, anksiyete bozukluğu gibi tıp tarafından hastalık olarak tanılanmış, yaşam dengemizi bozan durumlar ortaya çıkar.) Temelde birbirine dokunmaya dayanan cinsel yakınlık bu nedenle her iki cinsiyet için de ruh sağlığı üzerinde sabır, hoşgörü ve sakinlik gibi etkileri olan oksitosinin salgılanması için oldukça önemli bir yaşantı. Bu açıdan bakınca 'Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?' cümlesi, RTÜK gibi sansür kurullarınca değil, günümüz insanlarının neden yakınlaşmayı reddettiklerini ve bu yakınlığın yarattığı hazzı kısa kesmek istediklerini anlamaya çalışan bilim insanlarınca değerlendirilmeli gibi görünüyor.T24Mahmut Şefik Nil
Skandallar Kralı Dennis Rodman!
NBA yıldızı Dennis Rodman, aykırı kişiliğinin yanı sıra sivri diliyle de gündemin tepelerinde yer almaya devam ediyor.Kaynak: AMKSpor
Valilik 6 bilgisayar oyununu yasakladı
Balıkesir valiliği oyunlar için bir komisyon oluşturarak oyunları incelemeye aldı ve aşırı derecede şiddet , argo, cinsellik, uyuşturu vs içerdiğini gerekçe göstererek toplamda 6 oyunu internet cafelerde oynanmasını yasaklayan bir karar çıkardı.Oyunların +18 olduğunu açıklayan Valilik , internet cafelerin yaş ortalamasının genelde 18 yaş ve altı olduğuna dikkat çekerek oyunların bu ortamlarda oynanmasını yasakladı.İşte yasaklanan oyunlar ;- Grand Theft Auto- Hitman- Bloodrayne 1-2- Battlefield Vietnam- The Godfather 1-2- Metin 2
Reklam
RTÜK, 'Duygusuz Seks'e İzin Vermedi
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Arkadaştan Öte filmindeki “Benden seksten başka bir şey istemediğine yemin eder misin?' gibi replikleri uygunsuz buldu T24 TV2'de yayınlanan Arkadaştan Öte filminin tanıtımında karakterlerin, 'sadece seks' yapmak için anlaşması, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) kanala ceza vermesi için neden oluşturdu. RTÜK raporunda, arada aşk olmadan cinsel ilişkinin genel ahlak yapısına ters olduğunu bildirdi. Milliyet gazetesinden Önder Yılmaz 'ın haberine göre, RTÜK, 2014’te yayınlanması planlanan Arkadaştan Öte adlı filmin program tanıtımında, “seksin duygusal ilişki yaşanmaksızın pazarlık konusu edildiği” gerekçesiyle TV2 televizyon kanalına ceza kesti. RTÜK, ‘Arkadaştan Öte’ filminin tanıtımlarında kullanılan “Benden seksten başka bir şey istemediğine yemin eder misin?”, “Sadece seks”, “Mükemmel bir anlaşma” ifadeleriyle yatak odası ve ilişki görüntülerinin yayınlanmasını mevzuat açısından ele aldı. RTÜK uzmanlarının hazırladığı raporda şu ifadeler yer aldı: “Söz konusu filmin program tanıtımında ‘cinsellik’ olgusu, herhangi bir aşk ilişkisi veya duygusal bir birliktelik yaşanmaksızın kurulan arkadaşlığın, ilişkinin başlangıcında bir pazarlık konusu edilmesi ve şart koşulması şeklinde sunulmaktadır. Cinsel ilişki esnasından kimi görüntülerin seyirlik malzeme haline getirildiği ve izleyiciye sunulduğu anlaşılmaktadır. Ülkemizin kendi iç dinamikleri ve ahlaki kodları göz önüne alındığında, filmin öyküsünün ve sunduğu mesajların Türk toplumunun genel ahlak yapısal uygunluk göstermeyen görüntüler içerdiği görülmektedir.” Kurul rapora uyup ceza kesti Raporda, filmin geç saatlerde yayımlanması gerektiği vurgulandı. Üst Kurul ise değerlendirme toplantısında, uzmanların raporu doğrultusunda, TV2 televizyonuna ceza verilmesini kararlaştırdı. Ceza, mevzuatın “çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar verebilecek türde içerik taşıyan programlar, bunların izleyebileceği zaman dilimlerinde ve koruyucu sembol kullanılmadan yayınlanamaz” hükmüne dayandırıldı. Elbise reklamına ceza RTÜK ayrıca, Elle Style Awards Ödül Töreni’nin canlı yayınlayan CNN Türk televizyonuna sunucular ve törene katılanların giydiği kıyafetlerin markalarını söyledikleri ve kimlerin sponsor olduğunun açık açık belirtildiği gerekçesiyle ceza verdi. RTÜK uzmanlarının raporunda özellikle Buse Terim ’in elbisesi, küpeleri ve ayakkabılarına ilişkin ticari markaları ekrandan söylediğine dikkat çekildi. Üst Kurul, programda “gizli ticari reklam” ve “sponsor firmalar açıklandığı” gerekçesiyle CNN Türk televizyonuna ceza verdi.
Twitter'da Tehditler Havada Uçuştu
Sosyal medyada 'Bingöllü Kenan' ismiyle adını duyuran birçok suçtan 10 yıl hapis yatmış 29 yaşındaki Kenan Yayla, Twitter'da Nihat Doğan ile birbirine girdi. Milliyet'in haberine göre, laf dalaşıyla başlayan ikili arasındaki kavga, dün gece sosyal medyaya da gecenin en çok konuşulan konularından biri oldu. Niaht Doğan'ın ' Twitter çıktı ağzı süt kokan bebeler 2 resim koyup kolpacılık yapmaya basladı. Sever misin sabaha mı bırakırsın arkadaş' şeklindeki açıklamasına Bingöllü Kenan 'Şerefin kadar konuş desem ömür boyu susacak insanlar tanıyorum' sözleriyle yanıt verdi. SENİ OTEL ODASINA KİTLERİM Bu sözler sonrası öfkelenen Nihat Doğan 'Benim lafimi bana satme seni otel odasina kitlerim kenooo' şeklinde bir tweet daha attı. Bingöllü Kenan Nihat Doğan'ın bu sözlerine de 'Otel odalarında grup seks yaparken yakalanan biri bana nasıl atarlanıyo anlamıyorum' tweetiyle yanıt verdi. Vatan
Reklam