Karınızın hamilelik öncesi dönem ile mevcut durumu arasında fiziksel açıdan herhangi bir değişiklik olup olmadığına yönelik dolaylı doğrudan her türlü sorusunu, imasını ve iddiasını esaslı bir ses tonu ile reddetmek, size yol, su ve daha az elektrik olarak geri dönecektir.
Liste belli bir sıraya göre dizilmemiştir. Ayrıca elbette eklemeyi unuttuğum film olmuştur çok geniş bir konu sonuçta o yüzden eksikler için şimdiden affedin. Ve son olarak ta böyle soygunların sadece filmlerle sınırlı kalmasını diliyoruz.
Esnemek 2000 yıldır bilim insanlarının kafasını kurcalayan bir mesele. Bu konudaki yeni bir teori, tartışmalara son verebilecek mi?Yorgunluk, sıkılma ya da bir başkasını esnerken görmek esneme nedenleri arasında sayılıyor. Peki, esneme vücudumuzda nasıl bir işlev görüyor?Bu konudaki araştırmalarıyla bilinen Maryland Üniversitesi’nden psikolog Robert Provine 1980’lerde çalışmalarına ilk başladığında esnemeyi “hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz en yaygın insan davranışı” olarak tarif ediyordu. Aradan geçen 30 yılda belki bir yanıta daha çok yaklaştık; ama uzmanlar arasındaki görüş ayrılığı devam ediyor.Esnemeyle ilgili ilk araştırmayı 2500 yıl önce Yunan doktor Hipokrat yapmış ve esnemenin özellikle ateşli bir hastalık sırasında vücuttaki kötü havayı temizlemeye yardımcı olduğu sonucuna varmıştı. Bu görüş 19. yüzyıla kadar hakimiyetini korudu. Bu yüzyılda artık bilim insanları esnemenin nefes almaya yardımcı olduğu, vücuttan karbondioksitin atılıp kana daha çok oksijen girmesini sağladığına inanıyordu. Provine ise gönüllü deneklerine çeşitli gaz karışımları soluttuğunda bir değişiklik görmedi.Birçok teori daha çok esnemenin ilginç olan bulaşıcı özelliği üzerinde duruyordu. Provine, “Karşılarında biri esnediğinde insanların yüzde 50’sinin de esneyerek karşılık verdiğini” belirtiyor. “Öyle bulaşıcı ki birinin esnediğini görmek, duymak, hatta sadece bu konuda okumak bile esneme eylemini tetiklemeye yetiyor,” diyor.Bu özelliğinden dolayı bazı uzmanlar esnemenin ilkel bir iletişim biçimi olup olmadığını merak etmeye başladı. Eğer öyle ise esneyerek ne anlatılmak isteniyordu? Genellikle yorgun olduğumuzda esnediğimiz için bazıları bu yolla herkesin biyolojik saatini aynı ayara getirme işlevi görüyor olabileceğini iddia etti. Bern Üniversitesi’nden Christian Hess de bu fikirde: “Esnemenin bir sosyal grubun davranışlarını eşzamanlı kılma, örneğin herkesin aynı zamanda uyumasını sağlama gibi bir sinyal işlevi olabilir,” diyor. Böylece ertesi gün grup üyeleri çok daha verimli çalışabilir.Fakat stresli olduğumuz zaman da esneriz. Atletler yarış öncesi, müzisyenler konser öncesi bol bol esner. Bu nedenle Provine da dahil olmak üzere birçok uzman esnemenin beyni canlandırıcı bir işlevi olduğuna, uyku çöktüğünde uyanıklığı, dikkat dağıldığında yeniden toplanmasını sağladığına inanıyor. Grup içinde yayılmasıyla da herkeste aynı dikkat seviyesinin gelişmesi, böylece örneğin herhangi bir tehlikeye karşı daha uyanık hale gelmeleri mümkün oluyor. Fransız araştırmacı Olivier Walusiski ise beyin etrafında omurilik sıvısının pompalanması yoluyla sinir hücrelerinin daha aktif hale geldiği görüşünde.Yakın zamanda ise bütün bu fikir ayrılıkları ve kafa karışıklığına son verme umuduyla New York Üniversitesi’nden Andrew Gallup yeni bir teori geliştirdi. Gallup’a göre esneme yoluyla aslında beynimizi aşırı ısınmaktan koruyoruz. Çenenin şiddetle açılması kanın kafatasında dolaşımını sağlayarak aşırı ısıyı dağıtıyor, esneme sırasında alınan derin nefesle sinüs boşluklarına dolan hava ise beyni serinletiyor.Gallup bu teoriyi sınamak için insanları farklı sıcaklıklarda esnerken inceledi. Normal koşullarda insanların yüzde 48’i esnemiş, fakat deneklerden kafalarına soğuk bir bez bastırmaları istendiğinde bu oran yüzde 9’a düşmüştü. Daha etkili olan şey ise burundan solumaktı. Bu yolla beyin soğuyor, esneme isteği ortadan kalkıyordu.Bu teoriyi destekleyen bir gelişme oldu. Gallup araştırmalarını yayımladıktan kısa bir süre sonra, bazen bir saat süreyle esneme krizine giren iki kadın ona başvurmuştu. Kadınlardan biri çare olarak kendisini soğuk su dolu küvete attığını söylüyordu. Gallup onlardan, esneme krizi gelmeden önce ve sonra ağızlarına bir termometre koyup vücut ısılarını ölçmelerini istedi. Ölçümler, esnemeden önce vücut ısısında az bir yükselme olduğunu ve ısı tekrar 37 dereceye düşünceye kadar esnemenin devam ettiğini gösterdi.Vücut ısımız uykudan önce ve sonra biraz yükselir. Bu durum o anlarda neden esnediğimizin açıklaması olabilir. Beyni biraz serinletmek dikkatimizi daha fazla yoğunlaştırmamızı sağlayabilir. Sıkılıp dikkatimiz dağıldığında bu nedenle esniyor olabiliriz.Fakat Gallup’un teorisi bu konuda araştırma yapan herkesi tatmin etmedi. Bazıları onun yeterli deneysel veri sunmadığını, bazıları doğrudan insan beyninin ısısını ölçmediğini iddia ediyor. Provine ise bu teoriye daha olumlu bakanlardan.Fakat Gallup’un teorisi bazı şeyleri açıklasa da hala yanıtlanmayı bekleyen başka sorular da var. Örneğin anne karnındaki fetüs neden esniyor olabilir? Provine bebeklerde esnemenin yetişkinlerden daha önemli rol oynadığına, akciğerlerinin gelişimine yardımcı olduğuna inanıyor.Provine ayrıca esnemenin hapşırma ve seks ile de paralellikler gösterdiğini, her birinin bir tırmanma ve sonunda rahatlama durumu içerdiğini, bir kere başlandı mı sonuna vardırma güdüsü taşıdığını ve bunlar arasında sinir hücrelerinin işleyişi bakımından ortak bir yan olabileceğini belirtiyor.Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future ’da okuyabilirsiniz.Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz .
Bu günlerde, 'viral video' yaratmak için bir iki seksi kız ve 15 metre uzaktan kayıt yapan bir kamera yetiyor. Başlığı da sosyal deney atarsanız bir milyon 'tık' garantilenmiş oluyor.Yukardaki teorimizi bu videodaki seksi ikizler kanıtlamış oluyorlar. Karşılaştıkları insanlara hemen yakınlardaki evlerinde üçlü yapmak ister misiniz diye soruyorlar. Çok basit değil mi? Aslında hemen her hafta bir türevi çıkan bu tarz videolar sıkıcı olmaya başlasa da özellikle burada görülen tepkiler oldukça etkileyici. Bazı adamlar kızlarımıza güzel güzel tek eşli olmanın fiziksel değil ama duygusal sağladığı tatminden bahsederken bir kısmı da teklifi kabul ediyor.
Müzik listelerine baktığımızda çoğunlukla melankolik şarkılar görürüz. Bu, hüzünlü şarkılara meyilli olduğumuzu mu gösteriyor?Pharrel Williams’ın Happy şarkısı bu yıl listeleri sarstı; 23 ülkede liste başı oldu. Fakat böyle hafif, akılda kalıcı, görünüşte ‘derin’ anlamlar taşımayan türden şarkıların bu kadar beğeni toplaması sık rastlanan bir durum değil.Tüm zamanların en çok satan dokuz şarkısına baktığımızda melankoli yüklü olduğunu görürüz. Bing Crosby’den White Christmas , Elton John’dan Candle in the Wind , Whitney Houston’dan I Will Always Love You , Celine Dion’dan My Heart Will Go On ... Elton John’un dediği gibi hüzünlü şarkılar sadece çok şey anlatmakla kalmıyor, çok da iyi satıyor.Peki dinleyiciler gerçekten de melankolik müzikleri mi seviyor? Yıllar sonra 2014’ün en önemli şarkıları ne olmuş diye dönüp baktığımızda Williams’ın Happy şarkısı parıltısını kaybetmiş mi olacak?Müzik listeleri kalbimize dokunan şarkıları sevdiğimizi gösteriyor. Cinsiyet ve kuşak ayrımlarını aşarak Happy kadar bizleri etkileyen en son film müziği de Adele’in 2010’daki Rolling in the Deep şarkısı olmuştu. Happy’nin ise bir ağırlığı yoktu; şarkı sözleri basitti, el çırpılarak eşlik edilecek türdendi.Bizde gülümseme duygusu yaratan şarkılar, sanki uzun ömürlü değillermiş izlenimi yaratıyor. Williams’ın şarkısından daha önce listelere girmiş olan en son neşeli şarkı Bobby McFerrin’in Don’t Worry Be Happy adlı şarkısıydı. 1988’de ABD’de liste başı olmuş, üç Grammy ödülü almıştı. Ama zamanla eski ve yapmacık bir hava kazandı. Acaba Happy şarkısını da aynı son mu bekliyor?Zevk veren acıPsikolojinin Sınırları (Frontiers in Psychology) adlı yayın organında geçen yıl yayımlanan bir araştırma durumun böyle olabileceğini gösteriyor. Araştırmacılar hüzünlü müziğin insanda ters etki yarattığını, insanın kendisini daha iyi hissetmesini sağladığını ortaya koydu.Hüzünlü şarkılar dinleyicinin şarkı sözlerinde ve minör melodilerde ifade edilen duyguları dolaylı olarak tecrübe etmesini sağlıyor. Hüzün doğrudan dinleyicinin tecrübesini yansıtmayabilir; ama beynimizde tetiklediği kimyasallarla gözyaşı, artan kalp atışları gibi etkiler yaratarak boşalmamızı sağlıyor. Yani kötü bir duygu yaratmıyor. İnsanlar bu nedenle hüzünlü şarkıları dinliyor, şarkıcılar bu nedenle bu şarkıları söylüyor. Yoksa blues , gospel ve country gibi zorlukları ve hüznü anlatan müzik türleri on yıllarca nasıl var olabilirdi.Histen öte bir şeyPeki dinleyici gerçekten de hüzünle mi bağlantı kuruyor yoksa daha karmaşık bir durum mu söz konusu? McGill Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, ister hüzünlü ister mutlu olsun, duygusal yoğunluğu olan müziklerin, tıpkı yemek, seks ve uyuşturucular gibi, beyindeki haz merkezini uyardığını ortaya koydu. Müziğin zekice düzenlenmiş inişli çıkışlı ritmik yapısı, gerilim yaratan ve gevşeme sağlayan melodisi derin duygular yaratıyor, dinleyici daha çok bu duygusal karmaşıklığa tepki veriyor.Williams’ın şarkı sözleri basit olabilir; ama o, tatmin edici melodik, armonik ve ritmik yenilikler üzerinde Happy şarkısını inşa etmeyi başarıyor. Happy ayrıca bir bakıma bir başka mutlu duygular yaratan usta şarkıcı Stevie Wonder’i güncelliyor sanki. Wonder da on yıllar boyunca şarkılarıyla kendimizi iyi hissetmemizi sağlamıştı.Tüm bunlar belki de uzun yıllar sonra yeniden neşeli şarkıların zamanının geldiğine işaret ediyor.BBC
'Çocuğa karşı cinsel sömürü ve istismarın önlenmesi' politika notunda, çocuğa karşı cinsel istismarın önlenebilir olduğuna, ancak Türkiye’de bu konudaki araştırmaların yaygınlık, görünme sıklığı, önleme ve tedavi gibi başlıkları ele almadığına dikkat çekildi.'Çocuğa karşı cinsel sömürü ve istismarın önlenmesi' başlıklı politika notunda 2013 ceza istatistiklerine göre çocukların cinsel bütünlüğe karşı en az 19 bin 757 suç davası açıldığı bildirildi.Politika notunda toplam cinsel saldırı suçlarının yüzde 46’sının çocuklara yönelik olduğu belirtildi. Bunlardan alınan 14 bin 417 mahkumiyet, toplam mahkumiyetlerin yüzde 61’ini oluşturuyor.'Çocuğa karşı cinsel sömürü ve istismarın önlenmesi' politika notu Uluslararası Çocuk Merkezi (ICC), Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemk İçin Ortaklı Ağı, Çocuklara Yönelik Ticari Cinsel Sömürüyle Mücadele Ağı'nın imzalarını taşıyor.Çocuğa karşı cinsel sömürü ve istismarın önlenebilir olduğuna dikkat çekilen politika notunda yer alan verilerin bazıları şöyle:Adalet Bakanlığı’nın 2014 verilerine göre, her ay adli tıp kurumuna 650 çocuk cinsel istismarı vakası gönderiliyor.UNFPA, Dünya Nüfusunun Durumu 2014 Raporu’na göre, her yıl 91 bin kız çocuğu anne oluyor ve tüm evliliklerin 3’te 1’ini 18 yaş altı kız çocukları oluşturuyor.2009 tarihli Kadına Karşı Şiddet Araştırması’na göre, 15 ile 24 yaşları arasındaki kız çocukları ve genç kadınların yüzde 11’i 15 yaşına gelmeden partnerleri dışında bir kişi tarafından kendi iradeleri dışında cinsel ilişkiye ya da diğer cinsel fiillere zorlandıklarını bildirdi.Araştırmada 15 yaşın üzerinde bu oran yüzde 6 olarak belirlendi. Aynı yaş grubunda eşleri tarafından cinsel şiddete maruz kalmışların oranı ise yüzde 14.ICC Türkiye’deki araştırma, bilgi ve veri eksikliğini de vurguladı.“Araştırmalar genelde tıp alanında, sosyal bilimler bu konuda yeterince çalışma yapmıyor.“Türkiye’deki araştırmalar çocuğa karşı cinsel istismar bağlamındaki farkındalık, teşhis ve bildirim konusunda temel betimleyici veriler sunarken yaygınlık, görünme sıklığı, önleme ve tedavi gibi başlıkları ele almamaktadır.”Notta vurgulanan bilgilere göre, çocuğa karşı cinsel sömürü (fuhuş, pornografi, internette sömürü, cinsel amaçlı çocuk ticareti, seks turizmi) konuları neredeyse hiç araştırılmıyor.“Yaygınlıkla ilgili araştırmalarının sınırlı kalması bir yana; olayları, zaman içindesergilediği eğilimleri (yıllar içerisinde tekrarlanan) coğrafi dağılımı ve ilgili risk faktörleri hakkında herhangi bir araştırma yok.” Bianet
Hayatındaki her şey tamam, bir tek “o” yok diye düşünüyor; gencim, güzelim, işim var, param var ama beraber uzaklara gidebileceğim bir sevgilim yok diye yakınıyor, her haftasonu farklı ortamda sosyalleşip “o”nu arıyor ama hep çirkinkurbağa prenslere rastlıyor olabilirsin. Biliyorum; asıl mutluluğun içimizde, evrenin mesajlarımızın ucunda olduğunu söyleyen kitaplardan da, filmlerden de, arkadaşlardan da, uzmanlardan da gına geldi. Bir de olaya şöyle bak, hayatta başarabileceğin en zor şey kendine aşık olmak, neden mi? Marilyn Monroe, Adolf Hitler (olumlu bir örnek değil ama sonuca değil sürece odaklan) Coco Chanel, Alfred Hitchcock, Madonna gibi kitleleri peşinden sürükleyen ünlülerin ilk yaptığı şey kendilerini çok sevmekti.Hayalindeki erkek sen gerçekten onu sevmeye hazır olduğunda karşına çıkacak, işte o zamana kadar elde etmen gerekenler:
Bilimsel araştırmalar ışığında konuşuyoruz. Erkeklerin ortalama 14 saniyede bir seks düşündüğü çok ciddi (!) bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış bir durum. Bu demek oluyor ki, dakikada 4, 1 saatte 240, 8 saatlik bir mesaide yaklaşık 1900 defa seks düşünüyorlar. Bu kadar çok seks malzemesini nereden bulduklarına başka bir içerikte değinmeyi düşünüyoruz diyerek, asıl konumuza dönelim. Beyinlerinin %10'unu kullanan, bu %10'un da %98'ini sekse tahsis eden erkekler kalan %2'lik boş alan ile ne düşünüyor olabilir onu eğilmek istedik. İşte o %2'lik kısmı oluşturan %100.Erkekler bu içeriği patronunuza okutmayın, yoksa sizi işten çıkarıp yerinize bir dal parçasını işe almayı düşünebilir.
Sevgili Dostlar, Listevari.com ekibi olarak bu araştırmayı yapabilmek için bütün mal varlığımızı sattık. Düşündük ki hissedersek daha yaratıcı olabiliriz. Açlık sınırında dolaşıyoruz kaç gündür, bu haberi yapmaya hazırız artık. Bakın bakalım neler bulduk hepimiz için..
Kızlar saklamaya çalışmanıza gerek yok, bir çoğunuzun erkek arkadaşı hakkında zaman zaman bu tarz düşüncelere kapıldığını gayet iyi biliyoruz. Aslında bunu düşünmekte utanılacak bir şey de yok; birlikte olduğunuz erkekle ileride mutlu olup olamayacağınızı düşünürken bu tarz ölçümler ve kıyaslamalar yapmak, ilişkinizi bir sonraki seviyeye taşıyıp taşımama kararınıza yardımcı olabilir. Çocuk sahibi olmak için henüz çok genç olsanız da, top kapıya dayandığı zaman bir şeylerin farkına varmamak için şimdiden gözlem yapmakta fayda var.İşte erkek arkadaşınızın ileride çok iyi bir baba olacağına işaret eden özellikler;
İsveç'te bir seks araştırmaları vakfı kadınların “kadın masturbasyonu'na karşılık gelecek bir sözcük bulmak için ülke çapında yarışma açtı.İsveçce dahil olmak üzere dünyada hemen hiçbir dilde edebi ve argo sözcükler dışında kadın masturbasyonuna karşılık gelen bir sözcük olmamasından yola çıkan RFSU adlı vakfın sözcüsü Kristina Ljungros, kadın mastürbasyonunun hemen hemen tüm dünyada tabu olarak görülmesi nedeniyle bu eyleme denk düşen bir sözcük bulunmadığını söyledi.Sözcü “masturbasyonö sözcüğünün genellikle erkeklere ait bir cinsel eylemi çağrıştırması nedeniyle böyle bir sözcüğe gerek olduğunu savundu.Kuruluşun açtığı yarışmaya bugüne kadar bine yakın sözcük önerisi geldi. Bunlardan ilk 34'e kalanlar arasında - “klittra', “pulla' ve “selfa' gibi sözcükler bulunuyor.CNN Türk
Araştırmalara göre Türk erkeklerinin sadece %9'u romantik! Bu %9'luk kesimde olanlara bir şeyler anlatmamıza zaten gerek olmadığını düşünüyoruz. Çünkü onlar, bir kadını mutlu etmeyi fazlasıyla biliyor. 'Hangi çiçek ne anlama gelir' , 'bir çiçek verirken ne gibi romantik sözler söylenir' ya da 'unutulmaz bir sürpriz nasıl yapılır' gibi sorular, onlar için bir çırpıda cevaplanacak sorulardan. Peki kalan %91'lik kısım ne olacak? Onların da romantik anlar yaşamaya hakları yok mu? Ve tabii ki onlarla birlikte olan kadınların...İşte o %91'lik kısımda yer alan erkeklerin ilişkilerinde çığır açmalarını sağlayacak taktikler!