Ne Kadar Porno, O Kadar Aptal
Almanya'da yapılan yeni bir araştırma, çok fazla porno film izleyen veya pornografik malzemeye maruz kalan erkeklerin beyinlerinin küçüldüğünü ve onları aptallaştırdığını ortaya koydu.Almanya'daki Max Planck İnsan Gelişimi Enstitüsü'ndeki araştırmacılar, çok fazla porno film izleyen erkeklerin daha küçük 'striyatum'a meyilli olduğunu tespit etti. Beynin ödül ve motivasyon merkezi olan striyatumun daha küçük olmasının, pornonun bir zararı olduğuna inanan araştırmacılar, bu durumun erkekleri daha tembel yaptığı kanısına vardı. Araştırmacılar, çok fazla porno izleme ve küçük beyinli olma durumunun tavuk-yumurta ilişkisine benzediğini ve bir kısır döngüye dönüştüğünü söylüyor. Araştırmanın bir diğer sonucu da daha az zeki olan erkeklerin pornografiyi daha çok sevdiği şeklinde. Geçtiğimiz yıl Doğu Londra Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, 16-20 yaş arası erkeklerin yüzde 97'sinin, kızların ise yüzde 80'inin porno izlediğini ortaya koymuştu.haberartibir.com.tr
İlişkinizde yaşadığınız problemlerin çözüm aşamasında zihninizden uzaklaştırmanız gereken 6 düşünce
İlişkilerde olumsuzu görmek ve çiftlerin birbirini eleştirmesi, ılımlı ve hoşgörülü  bir tutum izlemekten daha kolaydır. Bu nedenle ‘’cicim ayları’’nın üzerinden bir süre geçtikten sonra tüm ilişkilerde küçük problemlerin yarattığı büyük sorunlar ortaya çıkmaya başlar.Bu problemlerle başa çıkma aşamasında çiftlerin düştüğü en büyük yanılgılardan biri, problemin karşısındaki bireyin eksikliklerinden kaynaklandığını düşünerek o kişiyi değiştirmeye çalışmaktır. Oysa yapılması gereken beraber olduğunuz kişiyi değil, ilişkinize olan bakış açınızı değiştirmektir.Peki, ilişkinize olan bakış açınızı ve karşınızdaki kişi hakkındaki düşüncelerinizi nasıl değiştirebilirsiniz?Uplifers olarak ilişkinizdeki problemleri çözme aşamasında zihninizden uzaklaştırmanız gereken düşünceleri sizler için derledik;1.  “Karşımdaki kişiyle olan ilişkim iyi olduğu sürece tüm problemleri çözüme ulaştırabilirim’’Kendinizle olan ilişkiniz, karşınızdaki herhangi biriyle olan ilişkinizden çok daha büyük önem taşır. Eğer kendi değer yargılarınızla, düşüncelerinizle ve ilişkiniz hakkındaki tutumunuzla ilgili herhangi bir kararsızlık yaşıyorsanız, başkalarıyla olan ilişkinizin de sağlıklı ilerleyebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle önce kendinize saygı duymalı ve gerçekten ne hissettiğinizin farkında olmalısınız.2.  “Hayatının merkezinde yalnızca ben olmalıyım.’’Sağlıklı bir ilişkinin temelinde bireylerin birbirinin geçmiş yaşantılarına, bugünlerine ve gelecek planlarına saygı duymaları yatar. Karşınızdaki kişinin hayatına müdahale ederek ve onu değiştirmeye çalışarak, ilişkinizi kendi isteklerinize göre şekillendirmeye çalışmamalısınız...
Güvensiz insanların ortak özellikleri ve güvensizliğin yıkıcı etkileri
 Kimilerine göre güvensizliğin fazlası hayatınızı kabusa çevirebilirken, belirli ölçüde güvensizlik duygusunu yaşamak problem oluşturmaz ve hatta yararlıdır. Kimilerine göreyse, güvensizliğin hayatımızda hiçbir şekilde yeri olmamalı; çünkü ancak bu şekilde yeni deneyimler edinebiliriz. Hangi tarafta olursanız olun, daha mutlu ve dolu bir hayat için duyumsadığınız güvensizliği ortadan kaldırmak, ya da en azından azaltmak istersiniz. Ve bunun için yapmanız gereken tek bir şey var: Dışarıya çıkıp yaşamak ve korkularınızdan sıyrılmak.Sahip olduğunuz güvensizlik hissini azaltmanıza yardımcı olacak öneriler için, hayatını güvensizlik içinde sürdürenlerin ortak özelliklerine göz atmak isteyebilirsiniz:1.Güvensiz insanlar yeni şeyler denemek istemezlerHayatı dolu dolu yaşayabilmenin tek yolu denemekten geçiyor. Size uygun olan ve olmayan şeyleri anlayana kadar denemelisiniz. Deniyorsunuz, öğreniyorsunuz, sonuçlar çıkarıyorsunuz.  Ve sonra yeniden deniyorsunuz. Bu, yaşamanın tek yolu.  Güvensizliğiniz ne kadar fazlaysa kendi ideallerinizi bulup yaşayabilmeniz o kadar zor olur. Yeni şeyler denemek için kendinizi engellemeyin...
İtalya'da Seks Programı Belli Oldu
İtalya'da futbolcuların Dünya Kupası'nda nasıl seks yapacağı belli oldu. Prandelli, düşündükleri sistemi anlattı. İtalya Milli Takımı teknik direktörü Cesare Prandelli, oyuncularına kampta seks yapabilme rahatlığı tanıdı. Prandelli, daha önce alınan bu kararın detaylarını açıklarken oyuncuların gece eş ve sevgililerinden ayrı bir bölümde yalnız uyuyacaklarının da altını çizdi. Bir çok milli takım teknik direktörü oyuncuların konsantrasyon problemi yaşamaması adına kupa öncesi hazırlıklarda eşler ile görüşme yasağı koyarken Prandelli bu yasağı 'Düzgün ve sistemli bir şekilde seks yapılabilir. Yalnız eşler ve sevgililer kampta ayrı yerde kalacak' diyerek oyuncularına moral verdi. Tecrübeli çalıştırıcı yemek konusunda da oyuncuların ayrı bir bölümde yemek yiyeceğini söylerken, uzmanların oyunculara özel menüler hazırlayacağını söyledi. Gazetesport
Depresif ve boşlukta hisseden bireylerin 8 ortak özelliği
Son günlerde yaşanan olayların da etkisiyle kendisini depresif ve boşlukta hisseden bireylerin sayısında hızlı bir artış olduğunu eminiz siz de gözlemlemişsinizdir. Hatta belki bu yazıyı okuduktan sonra onlardan biri olduğunuzu bile hissedebilirsiniz.Yaşamın günlük akışı içinde sahip olduğumuz sorumluluklar, yapmamız gereken işler ya da diğer insanlarla olan ilişkilerimiz nedeniyle hayatımızın ne kadar monotonlaştığını fark etmeyebiliriz. Ancak başımızı yastığa koyduğumuz an düşünmeye başladığımızda boşlukta olduğumuzu görebilir, kendimizi çaresiz hissedebiliriz.Çoğu zaman farkında olmasak da, çevremizde yaşama amacını bulmaya çalışan, boşlukta olduğunu hisseden ve bu durumdan kurtulmak için çaba gösteren; ya da hiç bir şey yapmayarak böyle yaşamaya devam eden bir çok birey var. Özellikle sosyal medyada yaşadığı hayattan, ilişkilerinden, içinden bulunduğu çevreden ya da çevresindeki insanlardan şikayet eden bireylere artık daha sık rastlıyoruz.Uplifers olarak boşlukta olan ve yaşama amacını bulamayan bireylerin 8 ortak özelliğini sizler için derledik. Son günlerde bu bireylerden biri olmanız ancak bunun farkında olmamanız bir hayli olası. O nedenle aşağıdaki sinyalleri iyi takip etmenizi ve kendinizin farkınıza vararak durumunuz ilerlemeden harekete geçmenizi öneriyoruz.1. Hayatlarında var olan her şeye olumsuz tarafından bakma eğilimindedirlerBoşlukta olan kişilerin çaresiz ve yorgun hissetmelerinin en büyük sebebi, yaşadıkları hayatı da büyük bir boşluğa çevirmelerinden ve kendilerine tutunacak bir dal bulamamalarından kaynaklanır. Bu kişilerin düşünme süreçleri; yaşadıkları durumları, çevrelerindeki insanları, gelecek planlarını olumsuzluklar üstüne inşa ederek ilerler.  Yollarına çıkan tüm olumlu fırsatlara negatif yönleriyle yaklaşırlar ve başarısızlık sebeplerini çevresel faktörlere bağlarlar...
Teyze ile Hala Arasındaki 25 Fark
etiket
Teyze ile hala arasındaki farkları derlerken herkese uygun düşecek bir galeri yapmanın mümkün olmadığının farkındaydık. Onun için bu galeriyi gerektiğinde teyze ile halanın yerlerini değiştirerek okuyun.
Reklam
Amerika'da 6 Kişiyi Öldüren Genç Psikopatın Kaleminden Dehşet Verici Hayat Hikayesi
Burada haberini ve katliam öncesi çekip yayınladığı videoyu vermiştik. Katliamdan sonra araştırma yapılınca Eliot Rodger'ın kaleme aldığı ve internete yüklediği 141 sayfalık otobiyografisi ile karşılaşıldı... Tümü İçin Elliot Rodger'ın Hikayesi; Benim Çarpık Dünyam   Başlıklı yazıdan en ilgi çekici bölümleri aşağıda bulabilirsiniz;
Reklam
Ayrılırken Bunları Yapmayın
1) Hakaret EtmeyinNe olursa olsun O’nunla bir çok anınız oldu. Kah güldünüz, kah ağladınız. Her şeyden önce bu ilişki için ikinizde emek harcadınız. Bu paylaşımları hiçe sayarak ayrılırken birbirinize hakaret etmeyin, kırmayın, incitmeyin.2) Ben Zaten Seni Hiç Sevmemiştim!Bu cümleyi asla kullanmayın. Zamanla insanlar birbirlerinden soğuyabilir veya başka birisine daha çok ilgi hissettiğini düşünebilir. Ayrılırken insanlar genellikle karşı tarafın canını yakmak ister. İntikam ve hırs arzularınızı engellemeye çalışın. O insanla ilişkiye başlarken onu seviyordunuz.3) Size Verdiği Hediyeleri Kafasına Atmayın veya Geri İstemeyinSevgililer günü, ay dönümü, yıl dönümü, doğum günleri derken hediyeler birikiyor. Ayrıldığınızda ise ben şimdi bunları ne yapacağım diye düşünüyorsunuz. Ne yaparsanız yapın ama ayrıldığınız kişinin kafasına atmayın veya O’na aldığınız hediyeleri geri istemeyin. Karşı tarafa aldığınız hediyenin her şeyden önce bir maneviyatı var. Hediyeyi verdiğinizde O’nun yüzünde oluşan gülümsemeyi hatırlamaya çalışın.4) Ortak Olan Arkadaşlarınıza Sırt ÇevirmeyinBir zamanlar ortak arkadaşlarınız vardı. Ayrılmış olabilirsiniz ama onları sosyal paylaşım ağlarından silmeyin ve ya sizinle iletişime geçtiklerinde mutlaka cevap verin. Potansiyel laf almaya çalışan kişi muamelesi yapmanıza gerek yok. Size değer verdikleri için, sizinle olan dostluklarına devam etmek istiyor olabilirler.5) Hakkında Kötü KonuşmayınBir zamanlar aranızda geçen konuşmalar, paylaşımlar veya arkadaşlarınız ile ilgili olan yorumlarınızı gidip 3. şahıslar ile paylaşmayın. Arkadaşlarınızın sizin özelinizi bilmesine gerek yok. “O zaten..” ile başlayan cümleler kurup kendinizi küçültmeyin. Bırakın anılarınız anılar olarak kalsın. Biten bitmiştir, ardınızda bırakın ve önünüze bakın.
Özgürlüğün son kullanma tarihi: 30 yaşını geçtiyseniz ve hala yalnızsanız, bu videoda kendinizi bulacaksınız
Birazdan izleyeceğiniz etkileyici hikaye 35 yaşında, tüm arkadaşları evlenmiş ve çocuk sahibi olmuş Paula’nın hikayesi.Geçtiğimiz 10 yıl boyunca sebepsiz yere, çeşitli aralıklarla hayatındaki her şeyi filme alan Paula, sistematik olarak tüm özel yaşamını, aşklarını, ayrılıklarını bu küçük kameranın içinde biriktirir.Yıllar boyu değişen erkek arkadaşlar,şehirler, arkadaşlar, arkadaşlarının kocaları, hamile kalışları, çocuklarını doğuruşları…Paula’nın hayatına dair her şey bu videolarla beraber yıllanır. Son çocukluk arkadaşı da evlendiğinde Paula kendi hayatının nasıl bir yola gireceğini sorgulamaya başlar.Sonrasında, kafasında yer alan tüm bu sorulara cevap bulmak adına, 10 yıldır çektiği videoları izleyip hayatını tekrar gözden geçiren Paula’nın kafasındaki sorular tek bir soruya dönüşür: “Sosyal baskılarla başa çıkabilmek mümkün mü, yoksa artık gençliğimin sonuna mı geldim?”30 yaşını geçtiyseniz ve hala evlenmediyseniz, Paula’nın hikayesinde kendinizden mutlaka bir şeyler bulacağınıza eminiz;
Reklam
Aşk tesadüfleri değil, mantıklı seçimleri sever
Aşk bir seçim mi yoksa tamamen rastlantısal bir şekilde dünyamıza giriveren bir duygu mu? Aşk evliliği mi mantık evliliği mi? Büyük bir tutkuyla başlayan aşklar neden biter?Günümüz toplumları genelde olasılıkları göz önünde bulundurarak hareket eden ve bireysel seçimlerin ön planda olduğu bir yapıda. Her konuda olduğu gibi ilişkilerimizde de, bütün olasılıklar içinden bize en büyük getiriyi sağlayacak seçimler yapmaktan yanayız ve durumumuzu asla şansa bırakmak istemiyoruz. Ancak ne kadar seçici davranırsak davranalım çoğunlukla şansa bırakmak zorunda kaldığımız (ya da öyle sandığımız) bir olgu var: Aşk...
Soma'nın Ardından Bizi Bekleyen Muhtemel 10 Gündem Değiştirme Hamlesi
Artık alıştık ya ne zaman çok önemli ve üstüne gidilmesi gereken bir gündem maddemiz olsa, sanki birileri düğmeye basıyor ve birden başka bir şey konuşurken buluyoruz kendimizi. Uzak ihtimaller değil, olursa gerçekten dikkatleri dağıtabilecek gelişmeler yaşanabilir. Baştan uyarıyoruz, şimdi birden bu gelişmeler yaşanırsa aklınızda olsun, birileri size Soma'yı unutturmak istiyor olabilir;
Evleneceğiniz kişide mutlaka bulunması gereken 10 özellik
Bir çok kişi gelecekte evlenip aile kurma hayallerinden bahsederken aradığı kişiyi henüz bulamadığını söyler. Evleneceğimiz kişinin kim olduğunu bilmiyor olsak da bu kişide bulunması gereken özelliklerin ne olduğu konusunda hepimizin kafasında belirli bazı kalıplar ve fikirler var. Birazdan aşağıda okuyacağınız özellikleri barındıran kişi sizin beyaz atlı prensiniz olacak gibi bir iddiamız olmasa da, yaşanan ilişkileri gözlemlediğimizde taraflarda genel olarak bulunan ya da partnerlerin birbirinde olmasını istediği özelliklerden oluşuyor. İşte evleneceğiniz kişide mutlaka bulunması gereken 10 özellik;1. İnançlarınıza saygı duymalı Seçeceğiniz partner yaşamınızda inandığınız, peşinden gittiğiniz ya da size kendinizi iyi hissettiren şeylere inanan ve sizinle ortak paydada buluşabilen biri olmalı.2. Size yeni şeyler öğretmeli Birbirinizden öğrenecek bir şeyiniz kalmadığında yaşamın ne kadar sıkıcı olabileceğini az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. Yeni bir yemek tarifinden problemlerinizle başa çıkma yollarınıza kadar bir çok farklı konuda birbirinize yeni şeyler katabilmeniz ve yaşam boyu birbirinizden bir şeyler öğrenebiliyor olmanız evliliğinizin mutlu devam edebilmesi açısından çok önemli...
Reklam
Uyumak İçin 8 Muhteşem Sebep
Artık hayatımızda inanılmaz yoğun ve farklı olaylar oluyor. İş nedeniyle her günün ayrı bir planı ve düzeni var. Bu sayede önceliklerimizi hep hayatımızda var olan olaylara göre şekillendirmek zorunda klıyoruz. Ve bizim için asıl önemli olan bütün konuları bu süreçte es geçiyoruz. Uyku bu konulardan biri. Sağlıklı ve yeterli bir uyku olmadan günlük hayatta tam performansla devam edemeyiz. Sadece sağlıklı ve yeterli bir uykuyla sağlıklı olmak mümkündür. İşte yeterli uyku için geçerli sebepler.
Dejenerelikte Son Nokta: Miley
Her sahne şovunun ardından “artık bundan daha ilerisini yapamaz” denilen pop şarkıcısı Miley Cyrus gerçekten öncekilerden daha ilerisini yaptı ve sahnede şişme penisle şov yaptı. Londra’nın ünlü gay kulüplerinden G-A-y’de konser veren genç megastar bu kez sahneye dev bir şişme penisli çıkarak adeta sanal seks yaptı. Genç popçu, kendisini izleyen gaylere de seslenerek, “Herkes biraz gaydir. Bazılarıyla biraz daha fazla gaydir. Bunun gerçek olduğunu biliyorsunuz” dedi. DHA
Reklam
Bir Saatlik Seks Çağrısına İlk Yanıt Bir Türk'ten Geldi
Atletico Madrid-Real Madrid maçını izlemek için 1 saatlik sekse evet diyen çifte ilk yanıt bir Türk'ten geldi. Atletico Madrid-Real Madrid maçını izlemek için 1 saatlik sekse evet diyen çifte ilk yanıt bir Türk'ten geldi. İsminin açıklanmasını istemeyen futbolsever elindeki bileti 1 saatlik seks karşılığında İspanyol çifte verebileceğini belirtirken, tek şartı ilandaki kadının hayat kadını olup olmadığını öğrenmek oldu. İspanyol medyasında El Turco olarak nitelendirilen futbolsever gündeme otururken, bu çağrının sonunun nereye varacağı en az final maçı kadar merak uyandırıyor. Eurosport
Futbolda Seks Skandalı! Gelen Galibiyetten Sonra...
Copa Libertadores'te tur atlayan Defensor Sporting'li futbolcuların kutlaması dünya çapında bir skandala dönüştü.Atletico Nacional galibiyetinin ardından Defonsor Sportingli oyuncuar Kolombiya'da seks partisi düzenledi. Sosyal medyada ortaya çıkan görüntüler Uruguay'da büyük yankı uyandırırken Dünyayı da ayağa kaldırdı. Defonsor Sporting kulübünün bu olayın ardından nasıl bir ceza vereceği merak konusu. Hatırlanacağı üzere Galatasaray'ın transfer listesinde yer alan De Arrascaeta da Defonsor Sporting forması giyiyor. Ancak Uruguay basınnda çıkan haberlerde bu partide yer alan futbolcular arasında Arrascaeta'nın adının geçmediği belirtildi. Copa Libertadores'te tur atlayan Defensor Sporting'li futbolcuların kutlaması dünya çapında bir skandala dönüştü.Eurosport
Game of Thrones'u Bir de George R.R. Martin'den Dinleyin
Son yılların bir numaralı dizisi Game Of Thrones’un nisan ayında başlayan 4. sezonu, beklentileri şu ana kadar fazlasıyla karşıladı. Geçmiş üç sezonda, duygusal olarak bağlandığımız karakterlerin birer birer ölümü bizleri sarsmış olsa da, antipatik Kral Joffrey’in, geçtiğimiz bölümlerde zehirlenerek ölmesi sonucu herkes derin bir nefes aldı. Game Of Thrones, diğer dizilere bu yüzden benzemiyor. Dizide, ilk bölümden son bölüme kadar, her türlü zorluğu aşan, tehlikeleri birer birer savuşturan, herkes ölürken, kendisi hayatta kalan bir kahraman yok. İyiler her zaman kazanmıyor… en azından şimdilik. Game Of Thrones’un ait olduğu A Song of Ice and Fire (Buz ve Ateşin Şarkısı) serisini okuyanlar bilir, ileride bizi daha bir çok sürpriz bekliyor olacak. Serinin birinci cildini 1996 yılında yayınlayan ve her fırsatta, yavaş ve acele etmeden yazmayı sevdiğini belirten George R.R. Martin, bir yandan kalan iki kitabı bitirmeye çalışırken, bir yandan da dizinin getirdiği şöhretle uğraşıyor. Ünlü müzik ve sanat dergisi Rolling Stone’a bir röportaj veren Martin, çocukluğundan, Hollywood’da geçirdiği yıllara, J.R.R Tolkien’le kendisini ayıran özelliklerden, kitapların sorguladığı ahlaki değerlere kadar bir çok konuda düşüncelerini paylaştı.  Game Of Thrones’un en önemli temalarından biri aile kavramı. Karakterlere anlamlarını veren ama bir o kadar da onları yıkan şey aile. Sizin aileniz ve evinizle ilişkiniz nasıldı? 1948′de New Jersey’de; Bayonne’da doğdum. Manhattan’a otobüsle 45 dakika uzaklıkta olsa da, Bayonne kendi içinde bambaşka bir dünyaya sahipti. New York çok yakın olduğu halde pek sık gitmezdik. Dört yaşımdan itibaren, Birinci Sokak’taki sosyal konutlarda yaşadım. Babam bir Martin’di, İtalyan ve Alman asıllıydı. Annem ise Brady’ydi, İrlanda kökenli. Annemden, Bayonne tarihinde önemli bir yere sahip Brady ailesinin hikayelerini dinlemişimdir. Çok küçük yaşta fakir olduğumuzu anladım. Okuluma yürürken, annemin içinde doğduğu, bir zamanlar bize ait olan evin önünden geçmem gerekiyordu. Her geçişimde o eve bakardım, onun için de hikayelerimde kaybolmuş bir altın çağın nostaljisi vardır. Annemin bana anlattıkları, hayal gücüme yerleşti. Ailenize yakın mıydınız? Babam her zaman mesafeli biri olmuştur. Sanırım beni hiçbir zaman anlamadı, aynı şekilde muhtemelen ben de onu hiçbir zaman anlamadım. O zamanlar bu terimi kullanmıyorduk ama babamın sağlam bir alkolik olduğunu söyleyebilirim. Kendisini görüyordum ama çok az konuşuyorduk. Ortak bir noktada buluştuğum konu herhalde spordu.  Bayonne’dan üniversiteden önce mi ayrıldınız? Hiçbir zaman arabamız olmadı. Babam, içkiliyken araba kullanmanın kötü bir şey olduğunu söylerdi, ve hiçbir zaman içmeyi bırakmayacağını da (gülüyor). Yıllarca evimin penceresinden Staten Island’ı seyrettim, ışıklarına baktım. Benim için o ışıklar Shangri-La, Singapur, Şanghay ya da her neresiyse orayı temsil ediyordu. Kitap okuyordum ve kitaplardaki Mars gezegenini ve diğer gezegenleri hayal ediyordum. Sonraki yıllarda Robert E. Howard’ın Conan kitaplarını ya da Orta Dünya’nın renkli yerlerini hayal ettim.  1966 yılında Northwestern Üniversitesi’ne giriş yaptınız. Takip eden yıllarda, Vietnam savaşına olan karşı tutumunuz nedeniyle politik ve moral değişimler yaşadığınızı biliyoruz… Ben de, dönemin bir çok çocuğu gibi, bir şahindim. Amerika’nın ‘iyi’ler olduğunu kabul etmiş ve orada bulunmamızı doğru karşılamıştım. Üniversiteye girdikten sonra, Vietnam savaşı gerçekleri öğrendikçe, savaşın anlamı bana yanlış gelmeye başladı. O dönemde orduya alımlar arttı ve ben de vicdani ret için başvurdum. Tam anlamıyla bir pasifist değildim ve bunu da iddia edemezdim. Ben daha çok belirli bir savaşa karşı çıkan biriydim. Örneğin İkinci Dünya Savaşı’nda görev almış olmak isterdim. Sonuç olarak, kesinlikle geri çevrileceğini düşünerek, vicdani ret için başvurumu yaptım. Bunu üç seçeneğin izleyeceğini biliyordum: ordu, hapis ya da Kanada. Ne yapardım, hangisini seçerdim gerçekten bilmiyorum. Bunlar gerçekten zor seçimlerdi ve her genç bu konuda bir karar vermek zorundaydı. Sonra bütün beklentilerimin aksine başvurumu kabul ettiler. Bana daha sonra dendiki – bu arada bunu kanıtlamamın imkanı yok – başvurumun kabul edilmesinin sebebi, muhafazakarların, vicdani reddin isteyen herkese verilmesinin yeterince ağır bir ceza olacağına olan inancıydı. Böylece, kayıtlara geçecek vicdani reddin, kişinin hayatı boyunca “komünist” ve “retçi” damgası taşımasına neden olacağı düşünülüyordu. Amerika’nın Vietnam savaşından sonra gerçek anlamda toparlanabildiğini sanmıyorum. Benim dönemimin çocukları için gerçek dışı bir tecrübeydi. Gerçeklere, adalete ve Amerikan sistemine olan inancıyla liseyi bitiren ‘ideal’ bir çocuk, üniversiteye girdiği anda gençliğinin bütün bu süperkahraman değerlerinin yıkıldığını gördü.  İlk romanlarınız ‘Dying of the Light’ ve ‘Fevre Dream’ çok beğenildi. Ancak ‘The Armageddon Rag’, bir bakıma yazarlık kariyerinizi askıya almanıza neden oldu. Daha sonra uzun yıllar Hollywood’da dizi yazarlığı yaptınız. O yıllarda edindiğiniz tecrübeler, size daha sonraki kitaplarınızda – bu durumda Game of Thrones’un da dahil olduğu ‘Buz ve Ateşin Şarkısı’ (A Song of Ice and Fire) oluyor – yardımcı oldu mu? Kesinlikle. Televizyon dizilerine senaryo yazmanın sırrı, bir roman kaleme almaktan daha kolay oluşudur. William Goldman, herşeyin strüktürden, yani strüktür ve diyalogdan oluştuğunu söylerdi. Hollywood’da bulunmuş olmam benim bu yönümü geliştirdi. Öncesinde, yıllarımı tek başıma bir daktilonun ya da bilgisayar ekranının önünde, tek başıma yazı yazarak geçirdim. İnsanların olduğu bir ofise gidip, bir fincan kahve eşliğinde dizi hakkında fikirler paylaşmak, projeyi kolektif bir şekilde geliştirmek beni canlandırdı. Bir yandan da sürekli sınırlamalarla uğraşıyorduk. Bu beni çok yordu. Sansür hakkında tartışmalar vardı, sahneler çok mu açık, ya da politik olarak hassas bir konu mu, ya da çok mu şiddet var, gibi bir çok sorun vardı. Kimse rahatsız olmasın düşüncesi hakimdi. ‘Güzel ve Çirkin’ dizisinde bunu yaşadık. ‘Çirkin’ insanları öldürüyor. Karakterin önemli bir özelliği bu. O kötü biri, bir cani. Ama CBS dizide kesinlikle kan olmasını istemiyordu, oysa ‘Çirkin’ insan öldürüyor. Bu gerçekten çok saçmaydı. Karakterin sempatik kalmasını istiyorlardı. Game of Thrones’un başlangıç noktası olarak, bir infaza şahit olduktan sonra karlı bir ormanda kurtlar gören bir çocuktan yola çıktığınızı söylemiştiniz. Bir hikaye için ilginç bir başlangıç. 1991 yazıydı. Hala Hollywood’da çalışıyordum. Menajerim fikirlerimi hayata geçirebileceğim projeler arıyordu. Mayıs, haziran aylarında yapacak hiçbir işim yoktu ve bir roman yazmayalı yıllar olmuştu. Avalon adlı bir bilim kurgu romanı üzerinde çalışmaya başladım, herşey yolunda giderken bir anda, Game Of Thrones’un ilk bölümü olacak bu sahne gözümün önüne geldi. Bran’in (Ned Stark’ın küçük oğlu) gözünden, kafası kesilen bir adamın infazına şahit olduğunu gördüm, daha sonra ormanda, kardaki ayak izlerini takip ederek bir kurtla karşılaşıyor. Sahne beni o kadar etkilemiştiki üzerine çalışmam gerektiğini düşündüm ve yazmaya başladım. Neredeyse üç günde, okuduğunuza çok yakın haliyle, kitabın birinci bölümünü yazdım.  Hikayeyi çevreleyen dünyayı inşa etmeniz ne kadar zamanınızı aldı? O yaz, neredeyse yüz sayfa yazdım. Bende bütün bu süreçler aynı anda işler. Önce dünyayı inşa edip sonra yazmam. Öncelikle yazmaya başlarım ve daha sonra bütün parçaları bir araya getiririm. Bir harita çizmek mesela yarım saatimi alabilir. Yazdıkça, hayal ettiğin şeyleri o haritaya yerleştirebilirsin. Böylece haritanın her geçen gün daha da canlandığını görürsün. Bütün bunlar olup biterken bir yandan Hollywood’da çalışmaya devam ediyordum ama aklımda sürekli bu hikaye vardı. Karakterleri ve sahneleri düşünüyordum. Bu romanı gerçekten bitirmek istediğimi anladım. O andan sonra bir üçleme olacağını biliyordum. O zamanlar herkes üç ciltlik romanlar çıkarıyordu. Bu konuda standartları Yüzüklerin Efendisi’yle J.R.R Tolkien koymuştu. 1994 yılında, yazdığım yüz sayfayı ve hikayenin olası devamını anlatan iki sayfalık bir özeti menajerime verdim. Dört yayınevi ilgilendiklerini söylediler. Bir anda hem bir avansa hem de kitabı bitirmem gereken son teslim tarihine sahip olmuştum. Böylece Hollywood’daki patronlarıma, bu romanı bitirene kadar dizi senaryolarına ara veriyorum diyebildim.  Hikayenin karmaşıklığı göz önüne alındığında, dizinin inandırıcı olmayacağından korktunuz mu? Üçüncü kitabı yazdığım dönemde Hollywood’dan teklifler almaya başladım. Bu ilgi, Yüzüklerin Efendisi beyaz perdede büyük bir başarıya ulaşınca, daha da arttı. Filmler, izleyicinin dragonlara ve o tarz yaratıklara açık olduğunu gösteriyordu. Oysa ben, yazmaya başladığım ilk günden beri, hikayenin televizyona uyarlanabileceğini bir an olsun düşünmemiştim. Bunun imkansız olduğunu düşünüyordum. Yüzüklerin Efendisi üçlemesi, benim Kılıçların Fırtınası kitabım kadar ediyor. Çok daha fazla karakter var, daha fazla şehir var, herşeyden daha fazla var, onun için filmi çekilemez dedim. Bazı insanlar hikayenin özüne odaklanmamız gerektiğini söylüyordu. Hangi karakter daha önemli? Bazıları Dany’nin asıl karakter olduğunu, diğerlerini bir kenara bırakıp onun hikayesini anlatmamız gerektiğini söyledi. Ya da Jon Snow. Bu iki karakter, herşeyin etraflarında inşa edilebileceği ana karakterler ama o zaman hikayenin yüzde 90′ını kaybediyorsunuz. Bir başkası “O zaman birinci kitabı film olarak yapalım, eğer başarılı olursak cevabını çekeriz” dedi. Ama film başarısız olursa kimse devamını seyredemeyecek ve yarıda kalmış bir hikaye olmuş olacak. Şanslıydım çünkü evimin kredisini vermekte zorluk çekmiyordum. Bütün teklifleri geri çevirdim. Uyarlanacaksa, ancak televizyon için yapılabilir diye düşündüm. Ama CBS ya da NBC için değil çünkü çok fazla cinsellik ve şiddet var. Bana göre ancak HBO için yapılabilirdi. Hikayedeki ilk şok edici olay, Jaime Lannister’ın Bran Stark’ı, Jamie’nin kardeşi Cersei’yle ensest ilişkiye girdiğini gördüğü için camdan itmesiyle yaşanıyor. İzleyiciyi çok etkileyen bir sahne oldu. Bir çok kişi, “Daha önce binlerce kez okuduğumuz hikayelerden farklı” diyerek bana bu sahnenin kendilerini diziye bağlayan sahne olduğunu söyledi. Dizi, Bran’in gözünden başlıyor. Herkes bir anda Bran’in hikayenin kahramanı olduğunu düşündü. Genç Kral Arthur. Tam bu küçük çocuğun yaşadıklarını takip etmeye çalışırken, baam! Kimse böyle bir şeyin Bran’in başına gelebileceğini beklemiyordu. O açıdan çok başarılıydık. (gülüyor) Jaime ve Cersei’nin yaptıkları çok alçakça bir davranış. Ancak çok daha sonra, Jaime’nin düşmanı olan bir kadını tecavüzden kurtardığına tanık oluyoruz. Haliyle hakkında ne düşüneceğimizi bilemiyoruz. Jaime ve daha bir çok karakterle, değinmek istediğim, geliştirmek istediğim konulardan biri de hataların telafisi, affetmek ve affedilmekti. Yaptığımız şeyin bedelini nasıl ödeyebiliriz? Telafi mümkün müdür? Gerçekten bir cevabım yok. Peki insanları ne zaman affederiz? Bunu toplumumuzda sıklıkla görebiliyoruz. Michael Vick’i affetmeli miyiz (yasadışı köpek dövüşlerine düşkün ve güçsüz köpekleri öldürdüğünü itiraf eden NFL oyuncusu)? Köpekleri çok seven arkadaşlarım var ve Vick’i hiçbir zaman affetmeyeceklerdir. Oysa Vick bir kaç senesini hapiste geçirdi ve devletin gözünde cezasını çekti, affedildi. Peki yeterince özür diledi mi? Ya da Woody Allen. Woody Allen, alkışlamamız ve övmemiz gereken biri mi, yoksa toplumun dışlaması gereken biri mi? Peki ya Roman Polanski, ya da Paula Deen. Toplumumuz, öyle ya da böyle hayatlarının bir anında yanlış yapmış insanlarla dolu ve biz bu insanlarla ne yapıyoruz? Bir kötü hareketi telafi etmek için kaç tane iyi hareket yapmamız lazım? Bir Nazi suçlusuysan ve hayatının 40 yılını sadece hayır işleri yaparak, fakirlere yardım ederek geçiriyorsan, bu senin Nazi kamplarında yaptıklarını telafi eder mi? Ben bu soruların cevaplarını bilmiyorum ama soruların üzerinde kafa yorulmaya değer olduğunu düşünüyorum. Ben bir noktada, telafinin, affın olmasını istiyorum çünkü hepimiz hayatımızda yanlışlar yapıyoruz. Onun için de herkesin affedilebilmesi gerekir. Af dediğimiz şey olmasaydı… o zaman ceza vermenin manası ne?  Jaime ve Cersei gibilerinin affedilebileceğini sanmıyorum. Cersei’nin çok sağlam bir karakteri var, Lady Macbeth gibi. Affedilme, kimin için? Bazılarının gözünde hiçbir zaman affedilmeyecek. Çocuklarına gelince, inanılmaz koruyucu bir yapısı var. Tartışabilirsin, çocuklarını gerçekten seviyor mu, yoksa kendi çocukları oldukları için mi seviyor? Cersei’de gerçek bir narsisizm var. Dünya ve toplum hakkında neredeyse sosyopatlığa varan bir görüşü var. Diğer yandan da Jaime’nin yaptıkları oldukça ilginç. Benim çocuğum yok ama olan arkadaşlarımla konuştum. Unutmayın ki, Jaime, Bran’i sıkıcı küçük bir çocuk olduğu için öldürmeye çalışmıyor. Bran’in gördükleri aslında, Jaime, Cersei ve bu ensest ilişkiden doğan üç çocukları için ölüm fermanı anlamına geliyor. Onun için de çocuğu olan arkadaşlarıma sordum “Jaime’nin yerinde olsanız ne yapardınız?”. Dediler ki “Ben kötü biri değilim, öldürmezdim”. Emin misin? Asla mı? Eğer Bran, Kral Robert’a gördüklerini anlatırsa, sen, çok sevdiğin kız kardeşin ve üç çocuğunuz öldürülecek… O aşamada bir çoğu kararsız kaldı. Muhtemelen bir çok insan “Evet, kendi çocuklarımı ve ailemi kurtarmak için, masum da olsa başkasının çocuğunu öldürmeye hazırım” derdi. Bunlar insanların zor durumlarda verebileceği kararlar ve incelenmesinin uygun olacağını düşündüm.  Konuştuklarımıza kontrast olarak, dizinin ilk sezonunda Ned Stark, ‘Night Watchman’in kellesini uçurduğunda, ya da daha sonra oğlu Robb aynı şeyi yaptığında, bu infazların ikisini de çok etkilediğini ve kayıtsız kalmadıklarını görüyoruz. Omuzlarında ağır bir yük oluşuyor. Haliyle öyle, olması gereken de bu zaten. İnsan hayatına son vermek oldukça ciddi bir iş. Orta Çağ’a yakın bir durum söz konusu. Keskin bir demir parçasıyla birinin kafasını kopartıyorsunuz, kanı üzerinize sıçrıyor ve çığlıklıklarını duyuyorsunuz. Kendimizi bundan soyutlamamız belki daha da feci bir durum doğuruyor. Bugün artık insanları, oturduğun yerden bir düğmeye basarak, dronlarla, füzelerle öldürebildiğimiz teknolojiler yaratıyoruz. Artık hiçbir zaman çığlıklarını duymayacağız, annelerini çağırarak can vermelerine tanık olmayacağız. Bunun iyi bir şey olduğundan emin değilim. Bu moral ve etik konularını tarih boyunca görebilmek mümkün. Soru her zaman bu olmuştur, savaş sırasında kazanmak için herşeyi yapmaya hazır mısın yoksa herşeye rağmen belli bir etik seviyesini ve ideallerini koruyabilir misin? İnsanlara ‘waterboarding’ (CIA’in, insanlara boğulma hissi veren, su kullanarak uyguladığı bir işkence) uygulamalı mıyız? Ya hayatlarımızı kurtaracak önemli bilgilere sahip olursak? Peki böyle bir durumda aslında kendimize ihanet etmiş olmuyor muyuz? Peki ya ikinci bir 11 Eylül’ü önleyebilecekse, işkence uygun mudur? Hayatta kalabilmek ve savaşı kazanabilmek için, korkunç cinayetler işlemeye hazır mısın? Ben bilmiyorum ama bu soruları ele almak kanımca önemli. ‘Buz ve Ateşin Şarkısı’ ve ‘Game of Thrones’ların önemli bir noktası da güç ve iktidar. Neredeyse herkesin, belki denizin diğer tarafındaki Daenerys dışında herkesin, gücünü, iktidarını kötüye kullandığını görüyoruz. Hükmetmek zordur. Her ne kadar saygı duysam da, Tolkien’e cevabım budur. Yüzüklerin Efendisi, Orta Çağ düşünce yapısına sahip, öyle ki eğer kral iyi bir adamsa, o zaman topraklar bereketli olur ve herkes refah içinde yaşar. Gerçek tarihe baktığımızda bunun bu kadar basit olmadığını görüyoruz. Tolkien kitaplarında, Aragorn’un kral olup yüzlerce yıl saltanat sürdüğünü, ne kadar iyi kalpli ve güçlü bir kral olduğunu söyleyebilir. Ama Tolkien bazı soruları sormayı unutuyor: Aragorn’un vergi politikası neydi? Daimi bir ordusu var mıydı? Kıtlık ve sel dönemlerinde ne yapıyordu? Peki ya orklar? Savaşın sonunda Sauron’dan kurtuluyoruz ama orklar pek de uzağa gitmiyorlar, dağlarda yaşamlarına devam ediyorlar. Peki Aragorn, orkların kökünü kazımak için sistematik olarak soykırıma başvuruyor mu? Peki ya küçük bebek orklar, onları da öldürüyor mu? Gerçek hayatta, gerçek kralların, ilgilenmeleri gereken gerçek sorunları vardır. Sadece iyi bir adam olmak sorunu çözmez. Çok çok zor kararlar almanız gerekir. Bazen iyi olduğunu düşünürek aldığınız kararlar, ileride tersine dönerek size karşı işleyebilir. Bu tarz durumları kitaplarımda kullanmak istedim. Benim hikayelerimde iktidar olmak hiç de kolay bir şey değil, zor bir hayata sahipler. Sadece iyi kalpli olmak, sizden iyi bir kral yapmaz. Rolling Stone'dan Çeviren: Cem Gelgün Zete
Reklam