Egzama İçin Doğal Tedavi Yöntemi
Yaygın bir cilt hastalığı olan egzama için şifalı beyaz dut kurusu kürünün tarifi; Beyaz Dut Kurusu Kürü Yarım litre klorsuz su 1 avuç beyaz dut kurusu Hazırlanışı ; Önce suyu kaynatıp içerisine 1 avuç dolusu beyaz dut kurusu ilave ediyoruz. 6 dakika boyunca kısık ateşte kaynatılıp 6 dakika sonunda ılıktan biraz daha sıcak olacak şekilde egzama olan ellerinizi kabın içine sokun. Bu kür en fazla 10 dakika etki ettirilmelidir. 10 dakika sonunda ellerinizi çıkarıp 1 saat dinlendirildikten sonra suyla durulayın. Hafta da 3 kez uygulayarak egzama tedavisinden kurtulabilirsiniz. Ancak bu tedavi boyunca her hazırladığınız kür taze olmalıdır. Elleri yakmamak şartı ile ;
Bu Arabalar Birbirleriyle Konuşuyor
ABD Ulaştırma Bakanlığı, ''taşıtlar arası telekomünikasyon'' projesini hayata geçirmek için harekete geçti. Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi, “Taşıtlar Arası Telekomünikasyon” adı verilen teknolojinin yasalaşması ve uygulanmaya başlanması için rapor yayımladı. Raporda, proje sayesinde yılda 600 bine yakın kazanın önlenebileceği belirtilirken, taşıtlar arası telekomünikasyon teknolojisini zorunlu hale getirecek yasa tasarısı için çalışmaların yakın zamanda başlayacağı bildirildi. Özellikle hatalı sollama ve kavşak kazalarını önleyerek, her yıl binin üzerinde kişinin hayatını kurtarması beklenen taşıtlar arası telekomünikasyon teknolojisi, radyo sinyallerini kullanarak çalışacak. Posta212’nin haberine göre; bu teknolojiye sahip araçlar, birbirlerinin konumunu, yönünü ve hızını anında öğrenebilecek. Böylece, otomobiller kırmızı ışık ihlali yapacak başka bir aracı önceden fark ederek, olası bir kazayı önleyebilecek. Yaklaşık 300 metrelik alandaki araçlara ait bilgileri işleme kapasitesi sunacak teknolojiyle sürücüler, kendilerinden onlarca araç uzaklıktaki bir arabanın ani fren yaptığını öğrenebilecek. ABD Ulaştırma Bakanı Anthony Foxx , araçlar arası telekomünikasyon teknolojisine ilişkin ”Güvenlik, bizim birinci önceliğimiz ve bu teknoloji birçok hayatı kurtacak muazzam bir ilerleme” değerlendirmesinde bulundu. Araçlar arası telekomünikasyon teknolojisinin binlerce hayat kaybının yanında, ekonomik zararları da önleyeceğine dikkati çeken Foxx, gelecekte otomobil kazalarının tamamen engellenebileceğini ileri sürdü. Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi Başkanı David Friedman da araçlar arası telekomünikasyonun, karayollarının güvenliğini kayda değer ölçüde artıracağını vurgulayarak, ABD Ulaştırma Bakanlığı ve Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresinin uygulamaya başlamak için hazır olduğunu ifade etti. Sürücülere yönelik herhangi bir bilgi akışını içermeyecek araçlar arası telekomünikasyon teknolojisinin, otomobil üreticilerine maliyetinin araç başına 100-200 dolar arasında olacağı belirtildi.
İzlanda'da Binlerce Küçük Deprem Meydana Geldi
Yetkililer, yanardağ patlaması riskine karşı alarm seviyesini turuncuya yükseltti İzlanda'da hafta sonundan bu yana binlerce küçük deprem meydana gelirken, ülkedeki yanardağlardan birinin patlayabileceğinden endişe ediliyor. İzlanda Meteoroloji Bürosu, İzlanda'nın en büyük buzulunun altında yer alan tabakalı yanardağ Bardarbunga'da cumartesiden bu yana 3 bin civarında küçük yer sarsıntısının meydana geldiğini açıkladı. Büro, son 24 saatte kaydedilen yer sarsıntılarının büyüklüğünün 3'ü geçmediğini bildirirken, İzlandalı yetkililer, yanardağ patlaması riskine karşı havacılık alarmı seviyesini, en ciddi ikinci seviye olan turuncuya yükseltti. İzlanda'da 187 yıl aradan sonra 2010 yılında faaliyete geçerek, toz ve kül püskürten Eyjafjallajökull yanardağı, Avrupa Sivil Havacılık sistemine büyük bir darbe vurmuştu. Milliyet
0-6 Ay Arası Bebekleri Güneşten Uzak Tutun!
Prof. Dr. Sıdıka Kurul: “Özellikle 0-6 ay arası bebekler güneşten uzak tutulmalıdır, bebeklikte güneşe maruz kalma cilt kanseri riskini 2 kat artırmaktadır”T.C. Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Daire Başkanlığı; Türk Onkoloji Vakfı; Türk Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği; Türk Onkoloji Grubu Derneği; Kanserle Dans Derneği işbirliği ve Bristol-Myers Squibb ilaç firmasının koşulsuz desteği ile bir deri kanseri türü olan “Melanom” konusunda bir Sosyal Sorumluluk Projesi başlatıldı. Pilot bölge olarak seçilen Sarıyer ilçesinde “Çocuğunuzu Melanom’dan Koruyun” isimli proje kapsamında,hazırlanan görsel materyaller aracılığı ile ”Melanom” hakkındaki bilgiler aileler ve çocuklarla paylaşıldı. Türk Onkoloji Vakfı Başkanı Prof. Dr. Sıdıka Kurul önderliğinde ilk kez Sarıyer ilçesinde başlatılan proje kapsamında, melanom ile ilgili bilgilendirici el broşürleri ve posterler 145 eczane, 43 kreş, 38 muhtarlık, 15 spor tesisi, 6 büyük market ve 1 özel Hastane ve yaklaşık 1800 haneye ulaştırıldı. Melanom’da güneş ışınlarının etkisi ve sağlıklı güneşlenme konusunda hazırlanan poster ve el broşürleri ile, güneşe çıkılmaması gereken saatler, arabada, evde ve güneş etkisi yaratan solaryum da dahil olmak üzere güneş hasarı ve korunma yolları ile, anne ve babalar için önemli bilgiler bölge halkı ve özellikle çocuk sahibi olan aile bireylerinde farkındalık oluşturmayı hedefliyor. “BEBEKLERDE RİSK DAHA FAZLA” Türk Onkoloji Vakfı Başkanı Prof. Dr. Sıdıka Kurul, 0-6 ay arası bebeklerin güneşten uzak tutulması gerektiğine dikkat çekti. 0-6 ay arası bebekler güneşin doğrudan etkisinden uzak tutulmasını, ciltlerinin güneşe karşı çok hassas olduğunu belirten Prof. Dr. Kurul, “Önlem olarak; araba camları ultraviyole ışınlara karşı yüzde yüz koruma sağlayan UV filmleri ile kaplatılabilir. Bebekler saat 10:00’dan önce ve 16:00’dan sonra güneş koruması olan bir pusetle dolaştırılabilir. Bebeklerin kol ve bacaklarını örten ince giysiler giydirilebilir ve boynunu da örten şapkalar kullanılabilir. Ancak bu saatler haricinde, güneş kremi kullanmadan günde 10-15 dakika güneşe çıkarmak da D vitamini gelişimi açısından önemlidir. 6-12 ay arası bebekler ise bu belirtilen önlemlere ek olarak, belli kurallar çerçevesinde güneşe çıkartılabilir. Özellikle dışarı çıkmadan yarım saat önce, en az 15 faktörlü bir güneş kremi sürülmeli ve bu krem her 2 saatte bir ve yüzmeden sonra tekrar uygulanmalıdır. Bebeklikte güneşe maruz kalma, cilt kanseri riskini iki kat artırmaktadır” dedi. “HASTA SAYISINI AZALTMAYI HEDEFLİYORUZ” Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Daire Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin, Türkiye'de yılda yaklaşık 735 erkeğe ve 560 kadına melanom teşhisi konulduğunu belirtti. Doç. Dr. Gültekin, Projenin Türkiye'de melanom hasta sayısının azaltılması amacıyla hayata geçirildiğini anlatarak şöyle devam etti: 'Şu anda ülkemizde az da olsa melanom görülme oranının artışını bekliyoruz. Bu konuda mutlaka bir takım eğitim, önleme ve erken teşhis tarama faaliyetleri yapmamız gerekiyor. Vücudumuzun D vitaminine de ihtiyacı var, bunu unutmamak gerekir. Güneş ışınlarının fazlasından kendimizi ve gelecek nesilleri korumamız gerekiyor. Genç yaşlarda solaryumun da malign melanom riskini arttırdığı bilinmektedir. Bu projeyle hazırlanan tüm broşürleri hekimler aracılığıyla halkımıza ulaştıracağız. Kendi kendine cilt muayenesini yaygınlaştırmayı da hedefliyoruz.' dedi. Türkiye'nin kanser istatistiklerini sürekli takip ettiklerini ifade eden Doç. Dr. Gültekin, 'Ülkemizde yılda yaklaşık olarak 735 erkeğe ve 560 kadına melanom teşhisi koyuyoruz' diye konuştu. “GÜNEŞ KREMİNİN KORUMA FAKTÖRÜ 30'UN ÜZERİNDE OLMALI” İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Aydemir ise, melanomda diğer deri kanserlerine kıyasla ölüm riskinin daha fazla olduğunu kaydetti. Deri kanserine yakalanma riskinin ilk 10 yaşta alınan ultraviyole dozuna bağlı olduğunu anlatan Prof. Dr. Aydemir, güneşin yanık yapacak kadar yüksek dozda alınmasının, kişiyi bir basamak daha melanoma yaklaştırdığını söyledi. Hastalığın sürekli güneşte çalışanlarda değil, tatile çıkanlarda daha sık görüldüğünü ifade eden Aydemir, güneş ışınlarının en dik geldiği vaktin 2 saat öncesi ve sonrasında dışarı çıkılmamasını istedi. Güneşten en iyi korunma şeklinin doğru giyinme olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aydemir, şu önerilerde bulundu: 'Giysili alanınıza güneş etki etmiyor. Kuru, sık dokulu ve koyu renk giyinmeli. Bize hep sıcak havada açık renk giyinmek öğretilirdi. Isıdan, güneşten korunmak için sık dokulu ve koyu renk giyinmek gerekir. Hep gölgeden yararlanmak isteriz fakat gölge, çevreden, sudan, betondan yansı yapar. Gölgede ancak yüzde 50 korunabiliriz. Şapka da kısmen korur. Bunların dışında güneş kremi kullanabiliriz. Koruma faktörünün 30'un üzerinde olması gerekir.' Prof. Dr. Aydemir, açık tenli, fazla beni olanların melanom hastalığına yakalanma riskinin daha çok olduğunu belirterek, benlerin 2-3 ayda renk, şekil, boyut değiştirmesi durumunda mutlaka bir dermatoloğa gidilmesi gerektiğini anlattı. “HİÇBİR BEN BIÇAK DEĞDİĞİ İÇİN KÖTÜ OLMAZ” Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Başkanı İsmail Kuran, melanomun tedavisinde erken tanının önemli olduğunu, bu nedenle de kişinin bedenini sürekli kontrol etmesi gerektiğini kaydetti. Benlerin alınmasının çok basit bir cerrahi işlem olduğunu ve iz kalmadığını anlatan Kuran, alınan benin tahlil edilmesinin önemine işaret etti. Kuran, 'Halk arasında 'Bene bıçak değerse kötü olur' kalıbı nasıl yerleşmiş bilmiyorum ama hiçbir ben bıçak değdiği için kötü olmaz' dedi. Ultraviyole ışınlarının tetiklediği düşünülen melanomun, güneş ışığına maruziyetin yüksek olduğu bölgelerde daha sık görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Kuran, “Melanositlerin tümör hücrelerine dönüşümü hem genetik olarak normal kişilerde, hem de riskli ve yatkın olan kişilerde görülmektedir. Erken evrede melanom yalnızca derinin yüzeyel tabakasını tutarken, ilerleyen evrede daha alt tabakalara uzanan mikroinvazyonlar (mikrouzanımlar) ve daha ileri evrede en alt tabakalarda invazyon ve metastazlar (uzak yayılımlar) görülmektedir” şeklinde konuştu. “MELANOM’DA ERKEN TANI ÇOK ÖNEMLİ” Melanomdan korunmak için erken tanının çok önemli olduğunu ifade eden İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji ABD. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Aydemir şunları kaydetti: ”Bu kapsamda kişilerin kendini muayene etmesi ve şüpheli durumlarda dermatologlara gitmesi önerilmektedir. Melanomun asıl tedavisi cerrahi tedavidir. Hastaların önemli bir bölümü ameliyatla tedavi edilmektedir ve bu aşamada iyi kalitede cerrahi müdahale çok önemlidir. Ancak, hastalık sistemik hale geldiğinde yani uzak metastazlar başladığında medikal tedavi gerekli olmaktadır. Bu evredeki hastalar için de günümüzde oldukça iyi sonuçlar veren tedavi seçenekleri geliştirilmiş ve geliştirilmeye devam edilmektedir. Melanom konusunda farkındalık yaratılması amacıyla yazılı ve görsel basında bu konuya daha çok yer verilmesi son derece önemlidir.” “YENİ TEDAVİLER YAŞAM SÜRESİNİ UZATIYOR” Türk Onkoloji Grubu Derneği, Melanom ve Deri Kanseri Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Alper Sevinç de, yapılan bir çalışmada melanom hastalığında lezyonun ilk kez fark edilmesinden tedaviye kadar geçen sürenin, hastaların yüzde 25’inde 1 yıldan fazla olduğu belirlendiğini kaydetti. Prof. Dr. Sevinç, “Bu gecikme nedeniyle hastaların çoğu son evrelerde teşhis edilebilmektedir. Bu durum hastalığın hayatta kalım süresini olumsuz etkilemektedir ve mevcut, klasik tedavi yöntemlerinden yararlanmayı neredeyse imkânsız kılmaktadır. Üzerinde uzun yıllardır araştırma yapılan ve bağışıklık sistemini güçlendiren İmmüno Onkolojik tedaviler ve ilaçlar bugün melanom tedavisinde yeni bir çığır açmış, ileri evrelerde dahi yaşam süresini 2-3 kat uzatmıştır. İmmüno Onkolojik tedavi yaklaşımı sayesinde melanomun yanı sıra akciğer kanseri, böbrek kanseri gibi pek çok kanser türünde, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde tümörlerle savaşta, tıbbın çok güçlü ve yeni silahları olacaktır” dedi.
Reklam
Diyet Hataları Yüzünden Yerinizde Saymayın!
1-Daha az yersem daha fazla kilo veririm diyerek öğün atlamak Sağlıklı bir zayıflama diyeti ortalama 5-6 öğünden oluşur. Sık sık beslenmek şekeri düzenlerken, metabolizmanın çalışmasını da sağlar ve açlığınızı kontrol etmenize yardımcı olur. Yemezsem daha çok kilo veririm diye atladığınız öğün tüm bu dengeleri bozduğu için kilo vermenizi sağlamaz. Tam tersine kilo vermenize engel olur ve şeker dengenizi bozar, bir sonraki öğüne aç başladığınız için de porsiyon kontrolünü yapmanıza engel olur.2-Öğünde belirtilen besinlerin eksik tüketilmesi Diyet yapan bireyler, zaman zaman yazılan programdaki besinleri eksik tüketir. En sık rastladığımız örnekleri; ekmeğimi yemezsem daha çok kilo veririm ya da şimdi kim uğraşacak salata yapmaya şeklindeki üşengeçliklerdir. Oysa öğünde yazılan her besinin bir amacı vardır. Salata yemek, yeme hızınızı düşürürken besinlerin mideden geçişini yavaşlatarak daha uzun süre tok kalmanızı sağlar. Ekmek ise kan şekerinizi dengede tutar. Öğündeki besinlerin hepsini yemediğiniz zaman hem besin öğeleri yetersiz bir beslenme planınız olur hem de kontrol edemediğiniz açlık sıkıntıları meydana gelir.3-Yeterli miktarda su içmemek Su yerine içilebilecek pek çok içecek varken su içmek bazılarına zor veya sevimsiz gelebilir. Su dışındaki pek çok içeceğin kalorisi yüksek veya kafein içeriği vardır. Enerjisi olan içecekler ise kalori alımınızı artırır. Kafein ise vücudumuza gerekli suyu sağlamaz hatta tam tersine gerekli suyun atılmasına neden olur. İster zayıflama diyetinde olun isterse kilonuzu koruma diyetinde vücudumuz sürekli su kaybeder, bu suyu yerine koymamız gerekir. Açlık hissi susama hissiyle sıklıkla karıştırılır. Su içmek bu nedenle de önemlidir.4-Düşük kalorili veya light besin diyerek yenilen miktarı abartmak Ürünün üzerinde düşük kalorili, az yağlı veya light yazıyor olması hiç kalori içermediği anlamına gelmez. Enerjisi düşürülmüş bir besindir ya da enerjisi daha azdır ama enerjisi yok değildir. Enerjisi diğer bisküvilere göre yüzde 30 azaltılmış 6-8 adet diyet bisküvi yediğinizde 3-4 adet diyet olmayan üründeki kaloriyi alırsınız.5-Değiştirilen ölçüler Diyette en sık yapılan hatalardan biri de miktarlar konusunda kendinizi kandırmaktır. Diyetisyeniniz 1 dilim karpuz dediğinde 3-4 parmak kalınlığında bir karpuzu anlatıyordur. 6-7 kaşık derken muhtemelen anlattığı çorba kaşığıdır, servis kaşığı değildir. Günde 1-2 tane kahve içebilirsin derken kremalı ve şuruplu kahvelerden bahsetmiyordur; bahsi geçen sade ve kremasız bir kahvedir. Miktarlar konusunda kendinizi aldatırsanız diyetinizin sonu hüsran olur.6-İkramlar konusunda hassas olun “Öğlen yemeğinden sonra iş yerinde doğumgünü kutlaması vardı incecik bir dilim pasta yedim, akşamda çocuğum dondurma yiyordu 1 kaşık ancak aldım, oturup kaseyle yemedim” demeyin. İkramların hepsini kabul etmeye başladığınızda gözünüze az gelen bu miktarların toplamı gün sonunda aldığınız kaloriyi artırır.7-“Bugün değil yarın, yarın değil öbür gün yürürüm” : Oturduğunuz yerden kilo vermek bir hayal ürünüdür. Hareket etmek, yaktığınız kaloriyi artırır ve zayıflama sırasında kas kütlesinin korunmasına yardımcı olur. Aldığınız kaloriyi azaltmanın dışında mutlaka yaktığınız enerjiyi artırmanız gerekir. Bunun da tek yolu hareket etmektir. Üşenmeyin; yürüyün, dans edin, yüzün ve merdivenleri tercih edin ama mutlaka hareket edin.8-Bağırsaklarım fazla çalışırsa daha fazla kilo veriririm Bağırsaklarınızın düzenli çalışması elbette ki önemli ancak gereğinden fazla çalışması değil normal olarak çalışması gerekir. Sıvı kaybettiğiniz için bağırsaklarınızın fazla çalışması geçici kilo kaybına neden olur. Bağırsaklarınızı fazla çalıştırmak için kullandığınız çayların, laksatif ilaçların ve hatta lavmanın vücudunuza zarar vereceğini unutmayın.9-Diyet yaparken kulaklarınızı sadece doğru bilgiye açın Hepimizin başına gelmiştir, diyet yapıyorsanız illa çevrenizden müdahale olur. “Sen neden bu çayı içmiyorsun, diyette karpuz yenir mi onun enerjisi çok, sabah sabah ekmek mi yiyorsun hayatta kilo veremezsin”. Maalesef beslenmeyle ilgili olsun veya olmasın herkesin bu konuda söyleyecek bir lafı vardır. Ancak beslenme bir bilimdir ve kişiye özeldir. Beslenmeyle ilgili olarak doğru kaynaktan bilgi alın ve kulaklarınızı yanlış bilgiye kapatın.10-Öğün saatleri planlamanız yaşamınıza uygun olmalıdır Beslenmeniz size özeldir, saatleriniz sizin hayatınıza uygun olmalıdır. Saat 18’den sonra yemek yemeyip saat 21’de açlıkla başetmeye çalışmak sağlıklı bir yöntem değildir. Akşam yemeği yatma saatinize göre düzenlenebilir. Geç yatıyorsanız geç bir akşam yemeği yiyebilirsiniz.
Reklam
Yeni Trend Elektronik Makyaj: Omote
Dijital dünyada yeni trendler insanlar tarafından ilgi ile karşılanmaya devam ediyor. Şimdi yeni trend Elektronik Makyaj modası. Dijital bilgisayarlar ile birlikte teknolojinin gerçekleştirmiş olduğu hareketli görüntüler sunmak yeni bir şey değil tabii ki. Fakat yansıtılan yüzeyler canlı bir insan yüzü ise, karşımıza çıkan sonuç inanılmaz olaylara sahne olabiliyor. GERÇEK ZAMANLI CANLI MAKYAJ Gerçek zamanlı yüz tarama teknolojisinin kullanıldığı Omote , 3D grafikler insan yüzüne yansıtıldığında büyüleyici görüntüler ortaya çıkabiliyor. Bu görüntülere “ Canlı makyaj ” isminin verilmesi algılanan içerikler ve özellikler sayesinde görüntüleme teknolojisinin ortaya çıkardığı sonuçlara bakılarak veriliyor. Model yüzünü sağa ve sola çevirdiğinde bile yüzünün açısına göre yeni görüntüler oluşturulabiliyor. Şimdiden binlerce kişi tarafından merak uyandıran “ Canlı makyaj ” dijital tasarımcılar ve makyaj uzmanları tarafından oluşturulan ekip ile birlikte dijital bir eser ortaya çıkartılmış oluyor. Omote olarak bilinen teknolojide henüz teknik detaylar verilmezken, ileride hareket halinde yer alan objeler üzerinde geliştirilme ve uygulama aşamları da yer alacak. PCHOCASIELEKTRONİK MAKYAJ TRENDİ
'Türkiye Ebola Salgınına Hazır mı?'
Batı Afrika'yı etkisi altına alan ebola salgını tüm hızıyla yayılırken, Türkiye bu salgına karşı önlemlerini almak konusunda ağır davranmaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi, tatil heyecanı derken hayati konuları ıskalayan Hükümet, Ebola şüphesi ile Atatürk Havalimanı'nda karantina (!) altına alınan yolcunun, karantina protokellerine aykırı biçimde sedyeyle hastaneye taşınması sırasında ne kadar hazırlıksız olduğunu gözler önüne serdi. Türkiye'nin sınır kapılarından Suriyeli ve diğer mültecilerin, kaçakçıların da ne kadar kolay ve kontrolsüz girdikleri göz önünde bulundurulunca Ebola'nın Türkiye için gerçek bir tehdit olma ihtimalinin yüksek olduğu gözler önüne serilmektedir. CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal; çok geç olmadan gerekli önlemlerin alınması adına Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'na verdiği soru önergesinde şu soruları sordu;  1-      Batı Afrika'yı etkisi altına alan ebola salgını, tüm hızıyla yayılırken ebola virüsü hakkında gerekli araştırma yapılmış mıdır? 2-      Ebola virüsü ile ilgili olarak herhangi bir önlem alınmış mıdır? Önlem alınmadıysa bunun hukuki gerekçesi nedir? 3-      Ebola virüsü ve gündemde olan ebola salgını hakkında toplumun bilinçlendirilmesi ile ilgili bir çalışma yapıldı mı? Çalışma yapıldı ise, hastalığın nedenleri, bulaşma şekli, belirtileri ve yapılması gerekenler hakkında kapsamlı ve ayrıntılı bir çalışma ortaya konabilmiş midir? Toplumu bilinçlendirmek amacıyla herhangi bir çalışma yapılmadı ise bunun hukuki gerekçesi nedir? Yeterli bir çalışma yapılmamış olması toplum sağlığını tehlikeye atmak değil midir? 4-      Ebola virüsünün sebepleri ve tedavi yöntemleri ile ilgili herhangi bir araştırma yapılmış mıdır? Virüs ile ilgili herhangi bir araştırma ve çalışma yapıldı ise bulunan sonuçlar toplumla paylaşılmış mıdır? Virüsün kaynağı ve tedavi yöntemleri ileilgili herhangi bir araştırma yapılmadı ise bunun hukuki gerekçesi nedir? Var olan bir tehlikeye karşı kayıtsız kalmak hükümetin sorumluluğunu yerine getirmemesi anlamına gelmemekte midir? 5-      Türkiye’de mevcut hastanelerde, ebola virüsü ile ilgili olası bir tehlikeye karşı gerekli ilaç ve ekipman sağlanmış mıdır? Virüs ile ilgili gerekli ilaç ve ekipman temini sağlanmadı ise bunun hukuki gerekçesi nedir? 6-      Türkiye’de mevcut hastanelerde çalışan sağlık personelleri, ebola virüsü hakkında bilgilendirilmiş midir? Sağlık personellerine virüse yakalanmış kişilere nasıl bir tedavi yöntemi uygulanacağı hakkında gerekli eğitimler verilmiş midir? 7-      Ebola salgınının ciddi boyutlara ulaştığı ülkelerden Türkiye’ye gelen vatandaşlar ile ilgili herhangi bir sağlık sorgulaması yapılmakta mıdır? Böyle bir uygulama getirilmedi ise bunun hukuki gerekçesi nedir? 8-      Türkiye’de Ebola virüsünü araştıran yetkililer Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ile koordinasyon içinde midir? Koordine bir çalışma yapılmamakta ise bunun hukuki gerekçesi nedir? 9-      Türkiye’de son zamanlarda artan mültecilerle birlikte Türkiye Ebola salgınına karşı savunmasız bir konuma düşmüş müdür? Türkiye’ye sığınan mültecilerle ilgili herhangi bir sağlık sorgusu yapılmış veya yapılmakta mıdır? 10-  Birçok ülkede ciddi boyutlara ulaşan Ebola virüsünün Türkiye’ye yansıması öngörülerek, bahse konu virüsle ilgili geliştirilmiş bir strateji planı yapılmış mıdır? Türkiye Ebola salgını tehlikesine karşı hazırlıklı mıdır? Sağlık Bakanlığı'nın bu sorulara ne yanıt vereceği merak konusu iken Tanal'ın uyarı maiyetinde sorduğu bu soruların Sağlık Bakanlığı'nı uykusundan uyandırması ve gerekli önlemlerin çok geç olmadan alınması gerekmektedir.
Reklam
Dünyanın Bu Yılki Kaynakları Bugün Tükendi
Küresel Ayak İzi Ağı’nın yaptığı hesaplamaya göre 2014 yılında gezegenin kaynaklarının tükendiği Dünya Limit Aşım Günü (Earth Overshoot Day) bugün. Bu demektir ki gezegen tüketilen kaynakların yerine yenilerini koyamadan insanlık, yılın sonuna kadar kalan 3,5 ayda gelecek yılki kaynaklardan tüketecek. Bankadan ihtiyaçlar için kredi kullanılması gibi düşünülebilecek bu durumun faizini ise insanlık; kıtlık, toprak kaybı, atmosfere daha fazla karbondioksit salınması ve daha fazla afet olarak ödeyecek. Tarih boyunca insanlık doğal kaynakları şehirlerin, yolların yapımı için yiyecek sağlamak ve ürün üretmek için kullandı. İnsan faaliyetleri sonucu oluşan karbondioksit ise gezegenin bütçesinden kullanılarak absorbe edildi. Ancak 1970 ortalarında kritik bir eşiğe gelindi: İnsanlık gezegenin yerine koyduğundan daha fazla kaynağı tüketmeye başladı. Küresel Ayak İzi Ağı’nın hesapları gösteriyor ki yenilenebilir ekolojik kaynaklara olan talebimiz günümüzde 1,5 gezegen seviyesinde. Verilere göre yüzyıl ortasında ihtiyaç 2 gezegene çıkacak. Türkiye’nin doğal kaynakları tüketimi ise 1,7 kadar Türkiye gerektiriyor. Geçen sene Dünya Limit Aşım Günü 20 Ağustos’u gösteriyordu. Her sene tarihi daha da öne gelen Dünya Limit Aşım günü tehlike çanlarının çaldığını, dünyanın alarm verdiğini gösteriyor. Zeliha Yıldırım | Yeşil Gazete
Reklam
Karadeniz'de Turistlerin Yeni Gözdesi Kamilet Vadisi
Doğa, tarih ve kültür turunun bir arada sunulduğu Doğu Karadeniz'de turistlerin yeni gözdesi Kamilet Vadisi, Mençuna Şelalesi ve Çiftekemer Köprüsü ile doğaseverleri adeta büyülüyor. 5 yıl öncesine kadar çok az kişi tarafından bilinen Kamilet Vadisi, el değmemiş doğasıyla Türkiye'nin saklı cenneti olarak tanımlanıyorDoğa, tarih ve kültürü bir arada yaşamak isteyenlerin ilgisini çeken Doğu Karadeniz'de turistlerin yeni gözdesi olan Kamilet Vadisi, Mençuna Şelalesi ve Çiftekemer Köprüsü ile doğaseverlere unutulmaz bir tatil fırsatı sunuyor.AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, sisler ülkesi Karadeniz, vadilerindeki yeşilin binbir tonuyla ziyaretçilerini büyüleyici bir atmosferde ağırlıyor.Bölgedeki vadilerin en bilinenleri ve ziyaret edilenleri arasında Fırtına, İkizdere ve Sümela Manastırı'nın da içinde yer aldığı Altındere vadileri yer alıyor.Karadeniz'in doğusunda yer alan Kamilet Vadisi ise son yıllarda Artvin ve Batum turlarının da etkisiyle yerli ve yabancı turistlerden büyük ilgi görüyor.Turların yeni gözdesi olan ve Karadeniz bölgesinin sahip olduğu tarihi ve doğal zenginlikleri bünyesinde barındıran Kamilet Vadisi'nde, özellikle tarihi Çiftekemer Köprüsü ile Mençuna Şelalesi turistlerin akınına uğruyor.5 yıl öncesine kadar çok az kişi tarafından bilinen Kamilet Vadisi, el değmemiş ormanları, bitki çeşitliliği, dereleri, yaban hayatı, tarihi köprüleri ve doğa harikası şelalesiyle yerli ve yabancı turistler tarafından Türkiye'nin saklı cenneti olarak tanımlanıyor.Türkiye'nin ekolojik zenginliğinin en iyi korunduğu alanlardan birisi olan Kamilet'in, sarp arazi yapısı nedeniyle önemli bir bölümünde yol ağı bulunmazken, neredeyse el değmemiş bu coğrafyada Doğu Karadeniz kuzey kesimi florasının önemli bir bölümü bulunuyor.18. yüzyılda yapılan Çiftekemer Köprüsü, doğaseverlere vadi içinde tarih zenginliği sunuyor. Osmanlı dönemi eseri 2 kemer köprü, 2 farklı akarsuyun birleşme noktasında yer alıyor.Doğa harikası Mençuna ŞelalesiÇiftekemer Köprüsü'nün ardından vadide Küçükköy yolunu takip eden turistler, akarsu kıyısında Mençuna Şelalesi'nin aşağı kısmına kadar araçlarla gidebiliyor. Ziyaretçiler, buradan rampa bir patika yolu takip ederek, yaklaşık 25 dakika yürüdükten sonra etrafı yoğun bitki örtüsüyle kaplı, muhteşem görselliğe sahip Mençuna Şelalesi'ne ulaşıyor. Yaklaşık 70 metre yüksekliğe sahip şelale, döküldüğü yerde küçük bir gölet oluşturuyor. Göletin ardından küçük bir şelale daha oluşurken, turistler bu şelalenin üzerinde bulunan köprüden büyük şelaleyi izliyor. Güneşli havalarda şelaleden düşen su damlacıkları küçük bir gökkuşağı oluşturuyor.
Yaz Biterken Yapılabilecek Güzel Bir Kaçamağa Ne Dersiniz?
Ağva Gezi Rotası – Görülmeye Değer Güzellikler Özellikle İstanbulluların kaçış noktası, 4 mevsim farklı güzellikleri ile büyüleyen Ağva şimdi sizleri bekliyor. Düzce, Zonguldak, Ankara, Bolu ve Yalova gibi kentlere de yakın olması nedeniyle günübirlik ya da hafta sonu gezilerinin odağı olan Ağva’da gezilecek yerler saymakla bitmiyor. Romantizmin doruklarda yaşandığı otelleri, Karadeniz’e karşı gelen koyları, dar sokakları ve küçük mekanları ile masalsı bir tatil sizi bekliyor. Yaz aylarında plajlarda güneşlenerek ve yürüyüş yaparak geçirilen zamanlar kışın yerini otellerin şömine başlarında vakit geçirmeye ya da doğa yürüyüşlerine bırakıyor. Her adımda saklı bir güzelliğe ulaşacağınız bölgede etkinliklere de katılabilecek, rutininizden çıkabileceksiniz.Ağva’da Gezilecek Yerler Ağva’da görülecek onlarca yer var. Bu nedenle günübirlik gezilerinize bir de uzun tatillerinizi ekleyebilirsiniz. Kilimli koyu Kadırga koyu Göksu Yeşilçay Kerpe Saklıgöl Kalemköy Hacıllı köyü Akçakese köyü Aşıklar yolu İsteyen konuklar Şile merkezinde ve çevresinde de pek çok tarihi mekanı, doğal mirasları ziyaret edebilir. Kumbaba Tepesi, Ağlayankaya, Mağaralar, Onbir Göller, Hayvanat Bahçesi, Ocaklı Kale, Sarıkavak Kalesi, Yeşil Vadi, Hanımsuyu Çeşmesi, Lahit mezarlar, Papazın çeşmesi bunlardan birkaçı. Yapmadan Dönmeyin! Bisiklet ve nehir turlarına katılın. Nehrin kenarında ya da Karadeniz manzaralı bir otelde konaklayın. Bıldırcın ve domuz avlarına katılın. Balık tutun. Fotoğrafçılık turlarına katılın. Trekking ve bitki gözlemciliği turlarına katılın. Denize girin ve güneşlenin. Gelin Kayası’nı ziyaret edin. Nehir restoranlarında ızgara balıkların tadını çıkarın. Saklı Göl ve Onbir Gölleri ziyaret edin. Yörede yer alan mağaraları gezin. Kano ve deniz bisikletine binerek farklı bir aktivite yapın. Köyleri ziyaret ederek yöresel yemeklerin tadına bakın. Yemyeşil tepelerde piknik yapın. Her sabah yürüyerek güne başlayın ve otelinizin bahçesindeki hamaklara uzanarak kitap okuyun. Denk gelirseniz Şile’ye uğrayarak Şile Bezi Festivaline katılın.
Reklam
Ünlüler ''Valentino Rockstud'' Hayranı
Bazı giyim parçaları ilk çıktıklarında çok moda olur, herkeste görülür ve beğenilir. Fakat, bu popülerlik sezonlar boyunca devam ederse, o parçanın klasikleşme yoluna girdiğini söylemek yanlış olmaz. Bu tanıma en güzel uyan parçalardan biri: Valentino Rockstud ayakkabılar... 2010 yılının sonbaharında Valentino tarafından modaseverlere sunulan bu ayakkabı, 2014 yılında hala trend olarak anılıyor. Valentino Rockstud ayakkabının en büyük hayranları arasında Hollywood'un yıldız isimleri, ünlü stil ikonları ve moda bloggerları başı çekiyor.
Kozmetik Ürünler Meme Kanseri mi Yapıyor?
Meme kanseri görülme yaşı gittikçe küçülüyor. Bu yüzden uzmanlar klinik meme muayenelerinin başlangıç yaşının 30 olmasını öneriyor. Bazı araştırmaların, kozmetik ürünler de bulunan kimyasalların kanser gelişimini tetikleyebileceğine dikkat çektiğini söyleyen, Meme Cerrahı Prof. Dr. Levhi Akın “ Meme kanseri nde erken tanı ancak düzenli kontrol ile mümkün. Ayrıca dünyada ve ülkemizde milyonlarca kadın ın kullandığı bazı kozmetik ürünler in içinde yer alan kimyasallar, vücutta östrojen ve diğer hormonları engelleyerek ya da onları taklit ederek hormonal dengeyi bozabilir. Bu yüzden kozmetik ürünler le mesafeli bir ilişki kurmak çok önemli” diyor. Prof. Dr. Akın meme kanseri ile kozmetik arasındaki olası ilişkiyi şöyle açıklıyor: “Araştırmalar bazı kimyasalların insanlarda kanser gelişimine katkıda bulunabileceğini düşündürüyor. Bu kimyasalların birçoğu vücuttaki östrojen ve diğer hormonları engelleyerek ya da onları taklit ederek vücudun hormonal dengesini bozabilir. Kozmetik ve kişisel bakım ürünleri çeşitli bileşimlerden oluşmalarına rağmen, meme kanseri ile bağlantıları araştırılan kimyasallar; birçok kozmetik ürün de koruyucu olarak sıklıkla kullanılan parabenler ( makyaj , nemlendiriciler , saç bakım ürünleri ve tıraş kremleri/jelleri ) ve oje , saç spreyindeki renkleri tutmak ve kırılganlığı azaltmak için sıklıkla kullanılan, ayrıca birçok kişisel bakım ve temizlik ürünü kokularının içinde bulunan ftalatlar’dır.”
Vücut Sıkılaştırma Yöntemleri
Vücudunuzu sıkılaştırmak için sadece spor yapmak yeterli değildir. Spor ve egzersizin yanında cildinize uygulayacağınız masajlar, kremler ve farklı beslenme yöntemlerinden de faydalanmak gerekir.Vücut Sıkılaştırıcı Kremler Sıkılaştırıcı kremler içerdikleri bileşenlerle vücudun kolajen üretimine olumlu katkı yapar ve cildin daha sıkı bir hal almasını sağlar. Özellikle E ve A vitamini içeren sıkılatırcı kremler cildinizin toparlanmasında size oldukça yardımcı olacaktır.Masaj Yöntemi İle Vücut Sıkılaştırma Vücudunuzun sarkmış kısımlarındaki cansız hücreleri harekete geçirmek için masajdan yararlanabilirsiniz. Masaj sayesinde doğal yollardan sağlanan kolajen ile vücudunuzdaki hücreler canlanır ve cildiniz daha sıkı bir hal alır. Haftada bir kere uygulayacağınız masajın etkisi sıkılaştırmada büyük rol oynar.Su Tüketimi ile Daha Sıkı Bir Vücut Vücudun her derde deva içeceği suyu sıkılaşmak için de bol bol tüketmek gerekir. Önerilen su tüketim miktarı günde en az 8 bardaktır. İçeceğiniz 8 bardak su cildinizi sıkılaştırıp daha pürüzsüz görünmesini de sağlar.Daha Sıkı Bir Vücut için Ağırlık Çalışma Kilo veren kişiler birdenbire daha fit olacaklarını düşünürler. Bilhassa fazla miktarda kilo verdiyseniz derinizin sarkması kaçınılmaz bir sondur. Bundan dolayı sıkılaşma amacı ile ağırlık çalışması yapabilirsiniz. Spor salonunda hoca eşliğinde haftada 3 kere yapacağınız egzersizler daha sıkı görünmenizi sağlayacaktır.Yoga Yaparak Vücut Sıkılaştırma Yoganın ruhunuz üzerindeki olumlu etkileri vücudunuza da yansır. Daha sıkı bir vücut için yoga size destek olacaktır. Yoga, hızlı kilo verme ve kilo vermenin yanında sıkılaşmaya teşvik etme gibi ruhsal iyileşmelere de olanak tanır. Esnek bir bedenle ne kadar estetik olduğunuzu göreceksiniz.haber kaynağı: 724saglik.org/güzellik
Reklam