1962 Model Ferrari 250 GTO Dünyanın En Pahalı Aracı Olma Yolunda
Açık arttırmaya çıkarılan 1962 model Ferrari 250 GTO, dünyanın en pahalı otomobili olma yolunda ilerliyor. Yaklaşık 75 milyon dolara alıcı bulması beklenen araç için teklifler gelmeye başladı. Ferrari’nin yarış ruhunu esas alarak ürettiği 1962 Ferrari 250 GTO, dönemin çizgilerini yansıtan tasarımı ve güçlü motoruyla geçmişe damga vurmayı başarmış modellerin arasında yer alıyor. 39 adet gibi sınırlı sayıda üretilen araç şu sıralar açık artırmayla adından söz ettiriyor. Kaliforniya’da Bonhams tarafından düzenlenen, toplam 116 otomobilin 6 gün boyunca sergileneceği etkinliğin gözdesi 250 GTO’nun 60 ile 75 milyon dolar arasında satılması bekleniyor. 3 litre kapasiteli V12 motora sahip 300 beygir gücündeki aracı 1965 yılında günümüzün parasıyla yaklaşık 33.500 dolara alan Fabrizio Violati, 49 sene boyunca aracın tek sahibi oldu. 2010′da vefatıyla oğluna geçen otomobil, 1962 Tour de France yarışında ilk sahibi Jo Schlesser ile ikincilik ödülünü almıştı. Geçtiğimiz ekim ayındaki açık arttırmada 52 milyon dolarla dünyanın en pahalı aracı olan 1963 model Ferrari 250 GTO Racer’ın rekorunu kırmak isteyen açık artırma şirketi Bonhams, geçen seneki 312 milyonluk karı 450 milyon dolara çıkarmayı hedefliyor.teknolojioku
Akarsular 29 Yıllığına Özel Şirketlere Kiralanacak
1926 yılında çıkarılan Sular Hakkında Kanun'da yapılacak değişiklikle, akarsular 29 yıllığına özel şirketlere kiralanabilecek.bloomberght'den İrfan Donat 'ın haberine göre, Türkiye, 88 yıl önce çıkarılan Sular Hakkında Kanun’da değişikliğe gidiyor. 1926 yılında çıkarılan kanunun 2014 Türkiye’sinin ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğunu açıklayan Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Sular Hakkında Kanunun yenilenmesi için kanun tasarısı taslağı hazırladı.TBMM’ye sunulmak üzere hazır hale getirilen Su Kanunu Tasarısı Taslağı ile daha önce HES’lerin kullanması için izin verilen akarsular 29 yıllığına özel şirketlere kiralanabilecek. Kiralanan sulardan yıllık ücret alınacak ve ücretlendirmeyi Bakanlar Kurulu yapacak.Bir önceki taslakta da benzer noktaların olduğuna dikkat çeken TMMOB Çevre Mühendisleri Yönetim Kurulu Başkanı Baran Bozoğlu , 39 yıllığına da olsa 19 yıllığına da olsa bir su tahsisi yaklaşımının yanlış olduğu görüşünde.Türkiye’nin 2-3 yılda bir meteorolojik kuraklığı yoğun şekilde yaşamaya başladığını ifade eden Bozoğlu, “Meteorolojik kuraklığın bu kadar somut olarak ortaya konduğu hatta Konya Havzası’nın kuruduğunun resmi makamlarca açıkladığı bir dönemde Su Kanunu’nun içinde su tahsisinden bahsedilmemesi ve bunun yasaklanması gerekiyor” diye konuşuyor.Bozoğlu’na göre Türkiye’de zaten denetim mekanizması sağlıklı değil.Bakanlığın şu an yer altı suyunu bile kontrol edemez durumda olduğunu savunan Bozoğlu, su tahsisi yaklaşımını şöyle değerlendiriyor: “Halkın malı olan, kamuoyuna mal olması gereken alanların özel sektöre devredilmesi ve özel sektörün de sağlıklı bir denetim mekanizması olmaması bu kaynakların tüketilmesi anlamına geliyor. Fabrikalardan kaçak kuyu suyu denetimi bile yapılamazken, akarsuların 29 yıllığına kiralanmasının çok sağlıklı olmadığını düşünüyoruz.”Anlaşılan bu tasarı Meclis’te görüşülmeye başlandığı zaman uzun bir süre tartışılacağa benziyor. Bizce geri dönüşü olmayan hatalar yapmaktansa öncesinde tartışmakta fayda var.
Tüylerinizden Nane İle Kurtulun!
Kadınlarda östrojen hormonunun az ya da testosteron hormonunun gereğinden fazla salgılanması sonucu oluşan istenmeyen tüylere nane ile son verilebilir. Nane ile uygulanan bitkisel kürler sonucu kadınlarda hormonların dengelendiği araştırmalarla kanıtlanmış. İstenmeyen tüylerle başı dertte olan kadınlar, 1 ay boyunca yemeklerden 15 dakika önce bir tutam nane yiyerek kollarda, bacaklarda ya da dekolte bölgelerinde oluşan tüylenmeyi azaltabiliyorlar. Tüm bunların yanında sakinleştirici etkisi olan nane stresi azaltarak vücudun rahatlamasını sağlıyor. Migren ve çeşitli baş ağrılarının ilacı olarak da görülüyor. Kadınlardaki kansızlığı azaltan nane, şişkinliklere ve sindirim problemlerine de yardım oluyor. Nanenin erkekler için bilinen yararı da; iktidarsızlığın çözümünde kullanılması. Güneşin zararlı ışınlarından da, güneş kremimize döktüğümüz iki damla nane yağı ile korunmamız mümkün. Ancak nane tüketiminde, karaciğer sorunu olan, özellikle karaciğer enzimlerinde yükseklik görülen hastaların önce uzmana görünmesinde yarar var.kadinon
11 Maddeyle Avcılarlı Olmak
Avcılar İstanbul'un ilginç ilçelerinden biridir.Ne İstanbuldur ne de değildir.Ne yakındır nede uzaktır.Öyle bir şeydir Avcılar.Onu bir Avcılarlı olarak size tanıtmak istedim bakalım başara bilecek miyim.
Reklam
Limonla Gelen Güzellik
Güzel olmanın bedeli asla ucuz olmamıştır. Sayısız markanın ve ürün yelpazesinin arasından seçim yaparken bazen çok can sıkıcı sonuçlar elde edebilirsiniz. İşte, biraz da bu yüzden, annelerimizin kullandığı doğal ürünler günden güne popüler hale geliyor. Elbette bunda doğal güzelliklerinin ve ışıl ışıl parlayan ciltlerinin katkısı da büyük. Ne derler bilirsiniz; ne varsa eskilerde var. Tam da bu sebepten, hayatın bize verdiği limonları değerlendirmeli ve onları bizim için yararlı güzellik kürlerine dönüştürmeliyiz. Limonlar. Capcanlı renkleriyle doğal ürünlerdir. Ucuzlardır. Limon suyu antiseptik olmasının yanı sıra tedavi edici ve ferahlatıcıdır. Doğru ürünlerle birleştirildiklerinde günlük bakımınız için ideallerdir. Umarız bu ucuz ama şaşırtıcı biçimde yararlı uygulamalardan memnun kalırsınız. Yoğurt-Limon Peelingi 1 kaşık limon suyu (taze sıkılmış her zaman en doğru sonucu verir), 4 kaşık yoğurt ve 1 kaşık bal. Yoğurt ve bal karışımının anti bakteriyel bir temizleyici olduğunu da hatırlatalım. Bütün malzemeleri karıştırıp cildinize uygulayın. 10 dakika bekletip sıcak suyla yıkayın. Bal-Limon Yüz Temizleyici 2 yemek kaşığı bal, 1 yemek kaşığı esmer şeker ve çeyrek limonun suyu. Hepsini karıştırıp karışımın dörtte biriyle cildinizi ovun, sonra da 5 dakika süreyle yüzünüzde bekletin. Ardından ılık suyla temizleyin. Kalan karışımı daha sonra kullanmak üzere saklayabilirsiniz - 3 ya da 4 günden fazla bekletmemeye dikkat edin. Limon-Şeker Ayak Bakımı Yarım bardak esmer şeker, 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve taze sıkılmış yarım limonun suyu. Bu karışımı ayaklarınıza masaj yaparak sürün, durulayın ve iyice kuruladıktan sonra nemlendirici sürmeyi ihmal etmeyin. Bu karışım dirsekleriniz için de oldukça yararlı olacaktır.kadinon
Reklam
Çocuk Damat ve Gelinin Ailesinden Komik Savunma
Bursa'da çocuk damat ve gelin haberi ortalığı ayağa kaldırdıBursa'da çocuk damat ve gelin haberi ortalığı ayağa kaldırdı. Çouk polisi ve aile bakanlığı devreye girdi, yapılan araştırmada olayın düğün değil beşik kertmesi ve nişan eğlencesi olduğu belirlendi.Roman aileler çocuklarının evlerinin dahi ayrı olduğunu, cinsellik yaşanmadığını, düğünü on yıl sonra düşündüklerini açıkladılar. Bursa’da yaşları küçük kızla çocuğun evlendiği haberleri Aile Bakanlığı ile çocuk polisini harekete geçirdi. Yapılan araştırmada olayın evlilik değil, beşik kertmesi eğlencesi olduğu ortaya çıktı. Roman aileler düğün haberine tepki gösterirken, 'Biz çocuklarımızı 10 yıl sonra evlendireceğiz. Evlilik haberleri yanlış' dedi. Çocuk polisinin araştırmasında resmi yaşları 12 olan kız ve çocuğun ayrı evlerde yaşadıkları, ailelerinin beyanına göre herhangi bir cinsellik de yaşanmadığı kaydedildi. Alınan bilgiye göre, merkez Yıldırım ilçesi Vatan Mahallesi’nde oturan ve resmi yaşları 12 olan S.P. ile merkez Osmangazi ilçesinde oturan C.Ş.’nin eğlence görüntüleri düğün diye kamuoyuna lanse edilince Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Bursa İl Müdürlüğü ve Çocuk Şube Müdürlüğü harekete geçti. Savcılığın talimatıyla polis ilk önce iki ailenin büyüklerine ulaştı. Daha sonra kız ve oğlan, Çocuk Şube Müdürlüğü’ne getirildi. Aile fertlerinin kıza ilerleyen süreçte başka talipli çıkmaması için kendi aralarında beşik kertmesi dedikleri bir eğlence tertip edip gelinlik giydirdiği, sokakta eğlence yapmak için de polis merkezinden izin aldığı ifade edildi. Aile, çocuk düğünü haberlerine tepki gösterirken, düğünü 10 yıl sonra yapacaklarını kaydetti. Erkek çocuğu ve kızın ayrı ayrı evlerde oturduğu öğrenildi. S.P. isimli kızın yaşının daha yüksek olduğu, gerçek yaşının belirlenmesi için de kemik testi yapılacağı bildirildi. Polis ve Aile Bakanlığı’nın cinsel istismar olup olmadığı yönünden savcılığın izniyle soruşturma başlatacağı kaydedildi. Aile Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın da devreye girerek çocukların okula gönderilmesi konusunda teşebbüste bulunacağı ifade edildi. Posta
'Ateş Böceği Yalçın' Toprağa Verildi
Karaciğer kanseri ve sirozu nedeniyle 78 yaşında yaşamını yitiren komedyen Yalçın Otağı, yaz tatillerini ve ömrünün son günlerini geçirdiği Datça ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı. İskele Mahallesi'ndeki Fatih Camii'de kılınan cenaze namazının ardından Otağı, aynı mahalledeki mezarlıkta toprağa verildi. Cenazeye Datça Kaymakamı Hamdi Üncü, Datça Belediye Başkanı Şener Tokcan, Otağı'nın 41 yıllık hayat arkadaşı sinema sanatçısı Lale Belkıs, sanatçı arkadaşı Ercan Bostancıoğlu, tiyatro sanatçısı Yalçın Özden, şarkıcı Cengiz Coşkuner, Yakup Karameşe ile yakınları katıldı. Cenaze töreninde güçlükle ayakta durabilen sanatçının eşi Belkıs, 'Biz onunla çok iyi iki arkadaş gibiydik. Her şeyi paylaşırdık. Sevgi ve saygı içerisinde 41 yılı devam ettirdik. Datça'yı çok seviyorduk. Bir gün bana 'Datça'dan bir yer alalım, ikimiz de aynı yere gömülelim' dedi. Sağlığında böyle istemişti. Neşe dolu bir insandı, onun gittiğine hala inanamıyorum' dedi. Otağı'nın 30 yıl aynı sahneyi paylaştığı 'Ateş Böceği Ercan' olarak tanınan Ercan Bostancıoğlu da arkadaşının mezarı başında uzun süre gözyaşı döktü. Türk insanını 30 yıl birlikte güldürdüklerini belirten Bostancıoğlu, şunları söyledi 'Hem de iyi bir şekilde güldürdüğümüzü zannediyorum. Ama Yalçın bugün beni ağlatıyor. 56 sene öncesinde başlayan bir beraberliğimiz vardı. Onunla hem sahne arkadaşıydık hem de asker arkadaşıydık. Askerliğimizi de Ankara Ordu Evi'nde 'Ateşböcekleri' olarak yaptık. Yalçın 4 senedir bu hastalığın pençesindeydi. Bir yerde Allah çektirmesin diyordum kardeşime. İyisiyle kötüsüyle tüm yaşadıklarımız bir film şeridi gibi geçiyor şu anda gözümün önünden. Çok duyguluyum.'Tiyatro sanatçısı Yalçın Özden, Yalçın Otağı'nın çok iyi bir insan olduğunu, kimseye karşı kötü düşünce içinde bulunmadığını dile getirdi. Özden, 'İnsanları yıllarca güldürdü başka da bir şey yapmadı. Ne yaptıysa insanları güldürdü tüm eylemi buydu. Nur içinde yatsın' dedi. Otağı, yaklaşık bir aydır tedavi gördüğü Marmaris'teki özel bir hastanede dün hayatını kaybetmişti. AA
Reklam
Reklam
Aksu Çayı'nın Rengi Değişti
Sıcaklar nedeniyle debisi düşen Aksu Çayı bölgedeki fabrikalardan dökülen sıvı ve katı kimyasal atıklardan dolayı son zamanların en kötü kirliliğini yaşıyor. Atıklar nedeniyle suyun rengi; bazı bölgelerde yeşile, bazı yerlerde ise siyaha dönüştü. Kahramanmaraş’ta, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklar nedeniyle debisi azalan ve kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olan Aksu Çayı, fabrikaların kimyasal atıklarının da dökülmesiyle birlikte büyük kirlilik yaşıyor. Bölge halkı, çevreye kötü koku yayan çaya müdahale edilmesini isterken, sıcaktan bunalan çocuklar ise hastalık tehlikesine rağmen suyun renginin değiştiği çayda yüzerek serinlemeye çalışıyor. Kent merkezinden geçen Aksu Çayı, sıcakların mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle kuraklık tehlikesi geçiriyor. Sıcaklar nedeniyle debisi de azalan çay, bölgedeki fabrikalardan dökülen sıvı ve katı kimyasal atıklardan dolayı son zamanların en kötü kirliliğini yaşıyor. Atıklar nedeniyle çevreye kötü kokuların yayıldığı çaydaki suyun rengi; bazı bölgelerde yeşile, bazı yerlerde ise siyaha dönüştü. Tedirgin olan bölge halkı, yetkililerin üst seviyelere ulaşan kirliliğe çözüm bulmasını istiyor. KİMYASAL ATIKLI SUDA YÜZEREK SERİNLİYORLAR Çayın geçtiği Karacasu bölgesindeki mahallelerde yaşayan ve 40 dereceyi aşan sıcak havadan bunalan çocuklar ise hastalık kapma tehlikesine rağmen fabrikaların kimyasal atıklarının döküldüğü çayda yüzerek serinlemeye çalışıyor. Kırsal mahallelerde yaşayan çocuklar, Gaziantep karayolunda bulunan fabrikaların kimyasal atıklarının döküldüğü ve suyun renginin bile değiştiği Aksu ile Erkenez çaylarına giriyor. Çocuklar, tehlikeye rağmen sağlıklarını hiçe sayıp girdikleri; yeşil ve siyah renge dönüşen suda saatlerce yüzerek serinlemeye çalışıyor. Sağlıksız suda zaman geçiren çocuklar, mahallelerinde havuz olmadığı için temiz olmadıklarını bildikleri suya mecburen girdiklerini söyledi. Çocuklar, kent merkezinde bulunan havuzlara gitmek için paraları olmadığı gerekçesiyle suya girdiklerini belirtti ve yetkililerden mahallelerine havuz yapmalarını istedi. KAHRAMANMARAŞ/DHA
Göçmen Kuş Katili!
YHT'nin Eskişehir-Ankara güzergahı arasındaki yolu yabani kuşların göç yolu üzerinde. Bu sebepten günde yaklaşık 600 kadar göçmen kuş trene çarparak hayatını kaybediyor. TCDD olayla ilgili yaptığı resmi açıklamada, Ankara- Eskişehir arasını 1 saat 20 dakikada alan YHT'nin ilk yıllarda daha fazla kuş sürüsüne çarptığını belirtti: “Bu artık azalmaya başladı. Çünkü kuşlar da YHT'ye alıştı ve göç yollarını değiştirmeye başladılar. Ancak zaman zaman göç eden kuş sürüleri YHT'ye çarpıyor. Kuş sürüsü yüzünden YHT hızını düşürmeyecek, 250 kilometre hızla seferlerine devam edecek. Zaman içerisinde kuşlar YHT'ye alışıp göç yollarını tamamen değiştirecektir.'Posta
Reklam
Akıllı Telefon Bağımlılığı Stres Yaratıyor
Tatildesiniz ama bir yandan da uyanır uyanmaz iş yerinize ait e-postalarınızı kontrol ediyorsunuz. Kaldığınız otelde kablosuz internet yoksa veya dağın tepesinde cep telefonunuz çekmiyorsa telaşlanıyorsunuz. Telefonunuzun pili azalmışsa huysuzlanıyor, ofiste değilseniz işlerin ters gideceği endişesi taşıyorsunuz. Bunların hepsi, cep telefonu bağımlılığının yarattığı 'sürekli erişilebilir' olma' stresinin tipik işaretleri. Kimileri için, taşınabilir bağlantı cihazları sabah 9, akşam 5 arası çalışma saatlerinin yarattığı kısıtlamalardan kurtulma fırsatı yarattı. Esnek çalışma yöntemi, iş hayatlarında daha özerk olmalarını ve aileleriyle, arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçime imkânı sağladı. Fakat akıllı telefonlar birçoğumuz için ise, kapanıp rahatlamamıza ve kendi pillerimizi şarj etmemize izin vermeyen ceplerimizin tiranları haline dönüştü. Birçok gözlemci, bu sendromdan giderek daha fazla kaygı duymaya başladı. Pittsburgh merkezli yazılım geliştirici Kevin Holesh, iPhone'u için ailesini ve arkadaşlarını ihmal ettiği endişesine kapılınca, cep telefonu kullanımını takibe alan 'Moment' adlı bir cep telefonu uygulaması geliştirdi. Bu uygulama, kullanıcıların cihazlarıyla ne kadar vakit geçirdiklerini görmelerini sağlıyor ve kullanıcının kendi koyduğu sınır aşılınca da uyarılar gönderiyor. Kevin Holesh'in internet sitesinde uygulama şu sözlerle anlatılıyor: 'Moment'ın amacı hayatınızda denge sağlamak. Biraz telefonunuzla, biraz da telefonunuz olmadan çevrenizdeki sevdikleriniz, aileniz ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz vakitten keyif almanız için…' Bazı işverenler, iş ve sosyal hayat arasında denge tutturmanın kolay olmadığını kabul ediyor. Yardıma ihtiyacımız var. Örneğin, Alman otomobil üreticisi Daimler, bazı çalışanları ofisten kopma iradesini gösteremedikleri için 'e-postalar için otomatik silme seçeneği' yarattı. BBC'ye konuşan Coventry Üniversitesi Psikoloji, Davranış ve Başarı Araştırma Merkezi'nde görevli endüstriyel psikolog Dr. Christine Grant, ''Sürekli erişilebilir olma' kültürünün olumsuz etkileri, zihninizin hiçbir zaman dinlenemiyor olması, vücudunuza toparlanması için zaman ayırmıyor olmanız, dolayısıyla da sürekli stresli olma halidir' diyor. Grant, 'Ne kadar yorgun ve stresli olursak, o kadar da hata yaparız. Fiziksel ve zihinsel sağlığımız zarar görür' diye ekliyor. Grant'a göre, dünyanın neresinde olursak olalım iş yerimizle bağlantıda kalabiliyor olmak, derinlerdeki güvensizlik hissini de besliyor. 'Kontrolü bırakmakla ilgili çok büyük kaygılar duyuluyor' diyen Grant şöyle devam ediyor: 'Araştırmamda, hangi zaman diliminde olurlarsa olsunlar sürekli teknolojiyle seyahat ettikleri için 'tükenen' çok sayıda kişiyle karşılaştım.' Özellikle kadınlar tam gün ofis işiyle hastalık riskine karşı daha hassas oluyorlar. Akşam işten eve geliyorlar, bir çay yapıp çocuklarıyla ilgileniyorlar ve sonra gece yatağa gitmeden önce son bir mesai daha yapıyorlar. Dr. Grant'a göre 'Bu üç mesainin sağlığa ciddi etkileri olabilir.' Endüstriyel Tıp Toplumu Başkanı Dr. Alasdair Emslie de 'İngiltere'de her yıl yaklaşık 400 bin kişi iş hayatlarında, kendilerini hasta edecek seviyelerde stres yaşadıklarını söylüyor' diyor ve şu yorumu yapıyor: 'Teknolojideki değişimler bunda payı olan etkenlerden biri. Özellikle de çalışanlar kendilerini giderek artan talebe karşılık veremeyecek gibi hissediyor veya iş yükünü kaldırmakta yetersiz kalıyorlarsa.' İngiltere medya denetim kurumu Ofcom'un verilerine göre İngiltere'de yetişkinlerin yüzde 61'i akıllı telefonları olduğunu söylüyor ve ev içinde tablet bilgisayar kullanım oranı da geçen seneye göre neredeyse iki kat artarak yüzde 44'e çıktı. Ofcom, özellikle akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber 2010 yılından bu yana, günlük toplam medya tüketiminin 8 saat 48 dakikadan, 11 saate çıktığını belirtiyor. Bu rakamlar, medya araçlarına ayırdığımız saatlerin uygu saatlerinden fazla olduğunu gösteriyor. İnternet bağlantılı akıllı telefonların sayısı arttıkça, kullanımımıza sunulan verilerin sayısı da bir o kadar artıyor. Danışmanlık şirketi PwC'de çalışan Michael Rendell, bu durumun bir nevi 'karar verme felci' yarattığı görüşünde. Rendell bu yorumunu şöyle açıklıyor: 'Bu, iş yerinde daha çok stres yaratıyor, çünkü daha geniş bir veri ve iletişim ağına sahip oluyorsunuz, bunların hepsini aynı anda idare etmek zor.' 'Bu da karar vermenizi güçleştiriyor, çoğu da daha az üretici hale geliyor çünkü tüm bunlar kişileri bunaltıyor ve hiçbir zaman ofisten kaçamayacakları hissine kapılıyorlar.' PwC'nin 'İşin Geleceği, 2022'ye yolculuk' başlıklı raporu için tüm dünya genelinde 50 bin işçiyle görüşüldü. Danışman Rendell'e göre, 'İngiltere'de işgücü, daha geniş iletişim ağları ve daha çok veriye erişim sağlanmasına rağmen, geçmişe kıyasla daha üretici değil.' Blake Morgan avukatlık bürosundan Tim Forer de bu görüşe şu ifadesiyle katılıyor: 'Neden maaşlar enflasyonla uyumlu artmadı? Çünkü daha az iş yapan daha çok insan var.' 'Çoğu üretici olmadan geçen zaman diliminde e-postaları kontrol etmek de iş sayılıyor.' İş hayatını ve sosyal yaşamı birbirinden ayıran çizginin teknolojiyle beraber bulanıklaşması yalnızca çalışanlar için bir sağlık ve güvenlik sorunu değil. Şirketler için de olası ciddi sonuçları var. Avukat Forer, 'Avrupa Çalışma Saatleri Yönetmeliği'ne göre bir çalışma haftası 48 saatle sınırlandırılıyor, bu da her 24 saatlik çalışma dilimi arasında 11 saatlik ara almanız anlamına gelir' diyor. 'Fakat eğer, sabah uyandığınızda ilk iş olarak ve gece yatarken de son iş olarak cep telefonu mesajlarınızı ve e-postlarınızı kontrol ederseniz bu zaman dilimlerinden de çıkmış olursunuz.' Avukat Forer'e göre bu durum da çalışanlarına karşı yasal yükümlülüklerini de riske atıyor. Yazılım şirketi SolarWinds, bilişim teknolojileri şirketleri için faaliyet halinde olmadıkları bir zaman diliminin olmamasının şirketler üzerinde ekstra baskı yarattığını söylüyor. Çalışanlar iş yerindeki uygulamalara giderek daha bağımlı hale geliyor fakat aynı zamanda da işlerin ters gitmesi durumunda daha hoşgörüsüz oluyor. SolarWinds'in araştırmasına göre çalışanların yarısından fazlası kendilerinden daha hızla çalışmaları ve bu yeni 'bağlanabilirlik' durumunun sonucu olarak işlerini verilen süreden önce tamamlamaları yönünde beklenti olduğu hissine kapılıyor. Aynı zamanda neredeyse yarısı da, işverenlerin artık kendilerinden nerede olurlarsa olsunlar sürekli 'çalışabilir halde ve müsait' olmalarını beklediğine inanıyor. Tabi cep telefonu şirketleri ve diğer teknoloji firmaları da mobil bağlanabilirlik durumunun faydalı olduğu, zarar vermediği görüşünü savunurken, birçok genç, ofis çalışanı ve kendi işinin sahibi olanlar da bu görüşe katılır. Samsung UK'de girişim birimi başkan yardımcısı Graham Long, 'Akıllı telefonlar, tabletler… bunlar çevik ve esnek çalışma sağlıyor, bundan da hem iş verenler hem de aynı şekilde çalışanlar da faydalanıyor' diyor. Aruba Networks üst düzey yöneticisi Chris Kozup ise, 'The Future laboratuvarlarıyla ortak yaptığımız araştırma sonunda, 'sürekli erişilebilir olma' fikrinin ve sürekli bağlantıda olma durumunun aslında çalışanların iş ve sosyal hayat dengesini sağlamalarına yardımcı olduğunu gördük' yorumunu yapıyor. Burada kilit, yeni esnek çalışma düzeninin sizin işinize yaracak şekilde ele düzenlemeniz ve akıllı telefon kullanımınızla ilgili belirli bir disiplinde olmanızdır. Eğer plaja inme hazırlığındaysanız, e-posta uyarılarınızı 'ofis dışında' konumuna getirin, telefonunuzu kapatın, yatağa giderken erişime kapatın ve Dr. Grant'e kulak verin: 'Eğer bir sorun varsa, bunu çözebilecek sizden başka kimsenin bulunmaması şaşırtıcı olurdu.'BBC Türkçe
Diyanet Yurtdışı Sözlü Sınav Barajını Neden 80'e Çıkardı?
Diyanet İşleri Başkanlığı yurtdışı din görevlisi görevlendirme sınavı barajına 80 puan kriteri getirerek şartları daha da ağırlaştırmaya başladı.Başkanlık, 15.08.2014 tarihi itibariyle ABD, Avrupa Ülkeleri, Avustralya, Japonya, Kanada, Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Müslüman Topluluklarının bulundukları ülkelere görevlendirilmek üzere sınavla 150 (yüz elli) din görevlisi yurtdışı sınav ilanına çıktı.Şartlara genel itibariyle baktığımızda(Tıklayınız) oldukça ağır gözükmektedir. Bu şartlar neden ağırlaştı?Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yurtdışı kontenjanı çok kısıtlı. Yurtdışı sınav ilanlarına baktığımız zaman sınavla alınacak personel sayısı ya 100 ya da 150. Bu rakamların üzerlerine çıkış olmuyor. Sayıların artması için din hizmetlerinde yurt dışına daha da fazla ağırlık verilmesi gerekiyor. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. M. Emin Özafşar Hocamızın bu alanda gece gündüz çalıştığını biliyoruz. Yakın bir gelecekte bu çalışmalar meyvelerini vermeye başlayacak. Dünya ülkelerinin hemen hepsinde Diyanet'in personeli görev alma imkanına kavuşacak.
Reklam