onedio
Spor Olarak Adlandırılmaması Gereken 12 Aktivite
Öncelikle sporu tanımlayalım: Spor, bedeni veya zihni geliştirmek amacıyla kişisel veya toplu olarak gerçekleştirilen, bazı kurallara göre uygulanan hareketlerin tümüdür. Bu listede de bu tanıma çok da uymayan aktiviteler var.
Yeni Mars Robotu Astronotlar İçin Oksijen Üretecek
NASA, Mars 2020 keşif robotunun özelliklerini kamuoyuna duyurdu. Curiosity'nin çok daha gelişmiş modeli olacak robot, 2030'da Mars'a ayak basması planlanan astronotlar için 10 yıl oksijen üretecek. Curiosity'nin ardından Mars keşiflerine devam edecek olan Mars 2020 robotuna ait özellikler kamuoyuna duyuruldu. NASA, 2020 Mars'ın bir gün Dünya'ya getirilme ihtimali karşılığında numune toplayacağını, dahası Mars atmosferinden oksijen üreteceğini belirtti. Mars 2020'nin oksijen üretimi, Kızıl Gezegen'ın koloni haline getirilmesinde ilk önemli adım olarak kabul ediliyor. Mars Keşif Programı'nda yer alan Michael Meyer, 'Mars yüzeyinde oksijen üretebilmenin uzay keşfinin geleceği adına büyük bir adım olacağını ve gelecekte astronotların daha uzun süreli görev yapmalarını sağlayacağını' söyledi. 10 yıl oksijen üretecek Yeni Mars aracında yer alacak 'MOXIE' adındaki cihaz, Kızıl Gezegen'in atmoferinden karbondioksit çekecek ve saf oksijen ile karbon monoksite dönüştürecek. 2030'da Mars'a insan göndermeyi planlayan NASA, astronotların Kızıl Gezegen'e adım atmasından 10 yıl önce oksijen üretimine başlamış olacak. MOXIE ekibinde yer alan Massacchusetts Teknoloji Enstitüsü'nden (MIT) Michael Hecht, 'oksijenin bir kısmının astronotlar tarafından kullanılacağını, büyük kısmının ise Kızıl Gezegen'den ayrılma vakti geldiğinde roket yakıtını ateşlemek için yakıcı madde görevi göreceğini' söyledi. NASA, gelecekte Mars'taki metan gazı ve diğer materyallerden roket yakıtı üretmeyi deneyeceklerini de belirtti. Çok sayıda cihaz taşıyacak Mars 2020 , taşıyacağı MastCam Z streoskopik kamera ile karşısına çıkan hedeflere odaklanacak. Lazer atışıyla maddelerin kimyasal yapısını ortaya çıkaracak SuperCam ise kimyasal analizlerde kullanılacak. Robotik kolunda PIXL ve SHERLOC adında iki cihaz taşıyacak olan Mars 2020, her iki araçlar numuneler üzerinde yüksek çözünürlüklü analizler yürütecek ve organik yaşam izi arayacak. Mars 2020'nin gövdesinde ise MOXIE'nin yanı sıra yer katmanlarını analiz edecek radar sistemi RIMFAX ve yüksek teknoloji ürünü hava istasyonu MEDA yer alacak. Al Jazeera
Arjantin'den Sonra Tehlike Çanları Türkiye İçin De Çalıyor!
Arjantin İflasta İlk domino taşı düştü mü?CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Arjantin'in iflasının ardından iki ülke arasındaki ekonomik benzerlikleri ortaya koyarak ekonomi yönetimini ve AKP iktidarını uyardı. bu iflasın domino etkisi yapabileceğine işaret eden Umut Oran, 'Türkiye’nin artık yeni bir ekonomi hikâyesine ihtiyacı var. Bu hikâyenin içinde tasarruf olmalı, yatırım olmalı, kalkınma olmalı, cari açıkla, işsizlikle, eşitsizlikle mücadele olmalı. Bu hikâye işi, aşı, sosyal barışı anlatmalı. AKP’nin ve Erdoğan’ın hikâyesi ise artık eskidi, yolsuzluk batağına saplandı, kurucu yol arkadaşları bile terk ediyor kendisini. Türkiye’nin yeni bir iktidara yeni bir hikâyeye yeni bir ekonomi programına ihtiyacı var' dedi CHP'li Umut Oran'ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle:  Vadesi gelen dış borcunu ödeyemediği için Standard and Poor’s tarafından iflası ilan edilen Arjantin’in durumu, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişen ekonomiler için yeni bir krizin habercisi niteliğinde... Fed’in geçen yıl para musluklarını kısmasının ardından siyasette ortaya çıkan çalkantıların da etkisiyle ülke riski en fazla artan ekonomilerden biri olan Türkiye; Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Güney Afrika ile birlikte en kırılgan 5 ülke arasında sayılırken, sıralamada Arjantin bu “kırılgan 5’li”den sonra geliyordu. Şimdi, tehlike çanlarının çaldığı bu ülkelere yönelik yatırım iştahı gerileyecek, küresel kreditörler ülke tahvillerine daha ihtiyatlı yaklaşacak, risk puanları yükselecek bu ülkelerin borçlanma imkânları zorlaşacaktır. Bu sürecin en hafif maliyeti bile gelişen ülkelerin borçlanma maliyetlerinde aşırı yükselme olacaktır. Türkiye’nin temel makroekonomik göstergeleri, dış borcunda temerrüde düşerek iflas eden Arjantin’den daha sıkıntılı bir tablo ortaya koyuyor. Türkiye’nin borçluluk düzeyi de cari açığı da bu ülkenin kat kat üzerinde bulunuyor. Arjantin’de yüzde 28 olan toplam dış borcun milli gelire oranı Türkiye’de yüzde 47’ye ulaşıyor. 2013 yılında Arjantin’de milli gelirin sadece yüzde 0.9’u düzeyinde bulunan cari açık Türkiye’de yüzde 8’e yaklaştı. Kırılgan ekonomilerin başında gelen Türkiye’de bankalar ve gösterge faiz üzerinde baskı oluşacaktır.  İyimser senaryoda Türkiye dış borçlarını çevirmeye devam etse bile Erdoğan’ın emirle düşürmeye kalktığı faizleri aksine daha da yükseltmek zorunda kalacak, dış sermaye girişindeki kıtlaşma nedeniyle döviz daha da pahalanacak, “yüksek faiz-pahalı döviz”de yeni bir üst platoya geçilecektir. Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla siyasete endekslendiği bu günlerde Arjantin’den gelen iflas haberi sürpriz olmadığı gibi kayıtsız kalabileceğimiz bir durum da değildir. Özellikle 2008 sonrasında dünyada yaşanan likidite bolluğunda hovardaca borçlanan gelişen ülkeler, şimdi Fed’in likiditeyi kısması ile sıkıntılı bir döneme girmiştir. Bu ülkelerin başında gelen Türkiye için de saadet zinciri her an kopabilir. Yüksek borçluluğu ve aşırı dış kaynağa bağımlı yapısı nedeniyle Türkiye’nin de her an benzer bir durum yaşaması riski bulunmaktadır!   Hükümet, Erdoğan’ın kişisel ikbal hesaplarına yoğunlaşmayı bırakıp, kriz tehlikesine odaklanmalıdır. Ekonomiden sorumlu bakanlar yakalarına Erdoğan rozetini takacaklarına ilgili kurumlarla birlikte hemen kriz riskine karşı seferber olmalı, en üst düzeyde koordinasyon içinde toplanarak durum değerlendirilmeli ve gereken acil önlemleri almalıdır. Türkiye ekonomisinin kırılganlığı giderilerek krizlere karşı dayanıklı hale getirilmesi için orta ve uzun vadeli yapısal reformları konuşmanın zamanı çoktan gelmiştir. Türkiye gibi borçluluk oranı yüksek ve aşırı dış kaynağa bağımlı ekonomilerden biri olan Arjantin’in temerrüde düşerek dış borçlarını çeviremez hale gelmesi nedeniyle “iflas”ı, domino etkisiyle gelişen ülkelere yayılma riski taşıyor. Şimdi tehlike çanları özellikle Türkiye’nin de aralarında bulunduğu “kırılgan 5’li” için çalıyor. Fed’in geçen yıl parasal sıkılaştırma kararı ile küresel para musluklarını kısmasının ardından iç siyasette ortaya çıkan çalkantıların da etkisiyle ülke riski en fazla artan ekonomilerin başında gelen Türkiye; Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Güney Afrika ile birlikte en kırılgan 5 ülke arasında sayılırken, sıralamada Arjantin bu “kırılgan 5’li”den sonra geliyordu. ARJANTİN’İN İFLASI Arjantin hükümeti, ülkenin tahvillerine yatırım yapan bir grup yatırımcıyla uzlaşma sağlayıp faiz geri ödemelerinde yüzde 70'e varan indirim ve vadenin uzatılması gibi kolaylıklar sağlasa da “Akbabalar” olarak adlandırılan bir grup spekülatif yatırım fonu ülkeyle uzlaşmaya yanaşmadı. Vadesi gelen 1.3 milyar dolarlık tahvilin geri ödenmesini isteyen kreditörlerle uzun süredir devam eden müzakerelerin ardından Arjantin tahvillerini elinde tutan fonlar ABD’de mahkemeye başvurdu. Mahkeme, verdiği süre içinde tarafların uzlaşamaması nedeniyle Arjantin’in yükümlü olduğu borcu ödemesi gerektiğine hükmetti. Arjantin, 1.3 milyar dolarlık borcun geri ödenemeyeceğini duyurarak iflas bayrağını çekti. Yani Latin Amerika’nın en büyük ikinci ekonomisi iflas etti. Tıpkı Türkiye gibi 2001 yılında büyük bir ekonomik kriz yaşayan Arjantin, o zaman da iflas ilan etmiş ve o dönem yaklaşık 100 milyar dolar civarında olan dış borç ödemelerini durdurmuştu. 2003 yılında iktidara gelen Nestor Kirchner hükümeti kreditörlerin yüzde 93’ü ile yaptığı pazarlıkla, borçların ortalama yüzde 65 oranında indirime gidilmesi ve 2005 ve 2010 yıllarında toplu ödemeler yapılması konusunda anlaşmıştı. Anlaşma dışında kalan yüzde 7’lik kesim ise o tarihten itibaren hukuksal mücadele başlatmıştı. Türkiye’yi AKP’nin yönettiği 2003 yılından bu yana Arjantin’i de Kirchner hükümetleri yönetiyor. Önceki Devlet Başkanı Nestor Kirchner’in eşi yeni Devlet Başkanı Cristina Kirchner’in açıklamalarına göre Arjantin o tarihten bu yana 173 milyar dolar dış borç ödedi. IMF verilerine göre de Arjantin, son on yılda yüzde 73 oranında ödemeyle dünyanın en fazla borç ödeyen ülkesi oldu. Buna göre “akbaba” fonuna 1.3 milyar dolarlık borcu da kolaylıkla ödeyebilecek durumda olmakla birlikte Arjantin’in bu tutarın tamamını ödemesi durumunda borç yapılandırılmasına girmeyen ancak geçtiğimiz aylarda özel bir anlaşma yapan yüzde 7’lik kesimin itiraz etmesi Arjantin’in ödemesi gereken miktarı 15 milyar dolara çıkaracak. Buna 2005 ve 2010’daki yapılandırmalara giren yüzde 93 de eklenirse Arjantin toplam 120 milyar dolarlık ek borç yükü altına girme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Arjantin’in borç yapılandırma anlaşması 2015 yılında sona eriyor. Arjantin, bu tarihten itibaren kreditörlerin herhangi bir kısmına borcunu tamamen öderse yapılandırma sırasında affedilen borçları ödeme riskiyle karşı karşıya kalmayacak. TEMERRÜT NEDİR? Temerrüt, borçlunun borçlandığı kişiye verdiği taahhütleri yerine getirememesi, ödemelerin gecikmesi anlamına geliyor. Borçlarını geri ödeyemeyecek duruma gelen ülkeler için de “temerrüde düşme” kavramı kullanılıyor. Bu durumda ülke uluslararası piyasalardan borçlanamaz hale gelebiliyor. Bu süreçte ülkede sert devalüasyonlar yaşanabiliyor, şirket iflasları, kitlesel işten çıkarmalar, kamu çalışanlarının maaşlarının ödenememesine kadar varan bir dizi kriz patlak verebiliyor. DOMİNO ETKİSİ OLABİLİR… Fed’in küresel likidite bolluğunu sonlandıracak nitelikteki karar ve operasyonlarıyla dünyada yeni bir finansal iklime geçildi. Yüksek enflasyon ve yüksek dış açığı bulunan ekonomiler, yeni küresel iklimin kırılgan ekonomileri olarak tanımlanıyor. Türkiye, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika’nın oluşturduğu kırılgan 5’liye Arjantin, Rusya ve Şili de eklenerek kırılgan ülke sayısını 8’e çıkaranlar da olmuştu. Krizin ilk patlak verdiği ekonomi, ise kendi özel koşulları ile de bağlantılı biçimde Arjantin oldu. Hedge fonlara ödemeyi yap(a)madığı için Standard and Poor’s tarafından iflas ettiği kabul edilen Arjantin’in durumu, finansal dengeleri zaten bıçak sırtındaki Türkiye gibi gelişen ülkelere yayılacak yeni bir krizi tetikleyebilir. Yani Arjantin, sırayla düşecek domino taşlarının ilki olabilir. Şimdi, tehlike çanları diğer gelişen ülkeler için çalıyor. İzleyen süreçte genelde gelişen ülkelere ve özellikle de kalan 7 kırılgan ülkeye yönelik yatırım iştahı gerileyecek, küresel kreditörler bu ülke tahvillerine ihtiyatlı yaklaşacak, risk puanları yükselecek bu ülkelerin borçlanma imkanları zorlaşacaktır. Bu sürecin en hafif maliyeti bile gelişen ülkelerin borçlanma maliyetlerinde aşırı yükselme şeklinde olacaktır. TÜRKİYE’NİN DURUMU ARJANTİN’DEN İYİ DEĞİL   Türkiye’nin temel makroekonomik göstergeleri, temerrüde düşerek iflas bayrağını çeken Arjantin’den ve kırılgan ülkelerden daha sıkıntılı bir tablo ortaya koyuyor. Merkezi yönetim borcunun milli gelire oranı 2013’te Arjantin’de yüzde 47, Türkiye’de yüzde 36 düzeyinde gerçekleşmekle birlikte asıl borçluluğu özel sektör kaynaklı olan Türkiye toplam borçluluk düzeyinde Arjantin’i çok geride bırakıyor. Böyle bir konjonktürde ise borçta özel sektör-kamu ayrımı değil, toplam borçluluk düzeyi önem taşıyor. Bu yılın ilk çeyrek verilerine göre Arjantin’in toplam 137 milyar dolarlık dış borcuna karşılık Türkiye’nin kamu ve özel toplam 388 milyar dolar dış borcu bulunuyor. Arjantin’de yüzde 28 olan toplam dış borcun milli gelire oranı Türkiye’de yüzde 47’ye ulaşıyor. Üstelik bu gelişmeyle kırılganlığı daha da artacak olan Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde kamu ve özel sektör olarak toplam 165 milyar dolarlık dış borcu çevirmesi gerekiyor. Türkiye’nin cari açığı da Arjantin’in kat kat üzerinde bulunuyor. 2013’te Türkiye’de 65 milyar dolar olan cari açık Arjantin’de sadece 4.5 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Arjantin’de milli gelirin sadece yüzde 0.9’u düzeyinde bulunan cari açık Türkiye’de yüzde 8’e yaklaştı. Arjantin, büyümesinin yüzde 55’ini özel tüketimle sağlarken bu oran Türkiye’de yüzde 70-75 aralığında seyrediyor. Bu da ulusal tasarruflara yansıyor. Arjantin’de yüzde 22’lerde bulunan tasarrufların milli gelire oranı Türkiye’de oran yüzde 13 dolayında kalıyor. Enflasyonda ve faizde de Arjantin’le benzer durumda olan Türkiye’nin bu ülkeye göre belki de tek avantajı uluslararası rezervleri… Arjantin’de 30 milyar doları bulmayan rezervler Türkiye’de 110 milyar doların üzerinde bulunuyor.   TÜRKİYE’Yİ NASIL ETKİLER?   Gözlerin gelişen ülkelere çevrildiği yeni süreçte kırılgan ekonomilerin başında gelen Türkiye’de bankalar ve gösterge faiz üzerinde baskı oluşacaktır. Türkiye’nin Arjantin’le aynı duruma düşmesi şeklindeki kötümser senaryoyu düşünmek dahi istemeyiz. Ancak iyimser senaryoda Türkiye dış borçlarını çevirmeye devam etse bile, Erdoğan’ın emirle düşürmeye kalktığı faizleri, aksine daha da yükseltmek zorunda kalacaktır. Dış sermaye girişindeki kıtlaşma nedeniyle döviz daha da pahalanacak, zaten bu yıla damgasını vuran “yüksek faiz-pahalı döviz”de yeni bir üst platoya daha geçilecektir. Bu da maalesef ekonomide yavaşlama, piyasalarda daralma, reel sektörde ve bankacılık kesimi üzerinde sıkıntıların artması, şirketlerin mali yapılarının bozulması, iflaslar ve işsizlikte patlama demektir. Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla siyasete endekslendiği bu günlerde Arjantin’den gelen iflas haberi sürpriz olmadığı gibi kayıtsız kalabileceğimiz bir durum da değildir. Özellikle 2008 sonrasında dünyada yaşanan likidite bolluğunda hovardaca borçlanan gelişen ülkeler, şimdi Fed’in likiditeyi kısması ile sıkıntılı bir döneme girmiştir. Bu ülkelerin başında gelen Türkiye için de saadet zinciri her an kopabilir. Yüksek borçluluğu ve aşırı dış kaynağa bağımlı yapısı nedeniyle Türkiye’nin de her an Arjantin’le benzer bir durum yaşama riski bulunmaktadır.     YENİ BİR EKONOMİ HİKAYESİNE İHTİYAÇ VAR!   Türkiye’nin artık yeni bir ekonomi hikâyesine ihtiyacı var. Bu hikâyenin içinde tasarruf olmalı, yatırım olmalı, kalkınma olmalı, cari açıkla, işsizlikle, eşitsizlikle mücadele olmalı.  Bu hikâye işi, aşı, sosyal barışı anlatmalı. AKP’nin ve Erdoğan’ın hikâyesi ise artık eskidi, yolsuzluk batağına saplandı, kurucu yol arkadaşları bile terk ediyor kendisini. Türkiye’nin yeni bir iktidara yeni bir hikâyeye yeni bir ekonomi programına ihtiyacı var. Erdoğan kriz teğet geçer havasında, ülkeyi değil kendi ikbalini düşünüyor. AKP ekonomi yönetimi ise yakalarına Erdoğan rozeti takmakla meşgul. Ekonomi yönetimi 3 maymunu oynuyor; yaklaşan krizi görmüyor, duymuyor, sesini çıkarmıyor! Bakanların yakalarındaki Erdoğan rozetini çıkarıp, akıllarını başlarına toplamaları ve ekonominin gerçek gündem ve önceliklerine odaklanmaları gerekmektedir. Ekonomi ile ilgili tüm kurumlar kriz riskine karşı seferber olmalı, en üst düzeyde koordinasyon içinde toplanarak durum değerlendirilmeli ve gereken acil önlemleri almalıdır. Türkiye ekonomisinin kırılganlığı giderilerek krizlere karşı dayanıklı hale getirilmesine yönelik orta ve uzun vadeli yapısal reformları konuşmanın zamanı çoktan gelmiştir.
Muhtemelen Daha Önce Görmediğiniz 32 İlginç Şey
Çoğumuz dünyada olup biten pek az şeyin farkındayız. Neyse ki teknoloji ve fotoğrafçıların sayesinde daha fazlasını öğrenebilme şansımız var. Bu galeride sizler bilmediğiniz ilginç şeyleri sunmaya çalıştık.İyi eğlenceler...
Akıllı Telefonların Şarj Edilmesiyle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar
Akıllı cep telefonlarında meydana gelen patlamaların temelinde yan sanayi ürünleri yatıyor. Kısa sürede aşırı ısınan bu bataryalar her an patlayabiliyor. İşte doğru bilinen yanlışlar Cep telefonunuzu gece boyunca şarj edebilirsiniz. Çünkü akıllı cep telefonlarında pilinin şarjı dolduktan sonra, şarj işlemi sonlandırılır ve sadece şehir akımından gelen elektrikle işlemlerini sürdürür. Bu sebeple de pil herhangi bir zarar görmez. SIFIRI TÜKETMEYİN Cep telefonlarını şarj etmeden önce pilin tamamen bitmesini beklemek hata olur. Çünkü akıllı telefonların çoğunda kullanılan Lityum-İyon bataryalar, “pil kritik düzeyde azaldı” (%10-20) uyarısını görmeden önce şarj edilecek şekilde tasarlanmaktadır. Bu tür ürünlerin bataryaları %0'a ulaştıktan sonra şarj edildiklerinde dengesizleşir. Bir ürünü ilk aldığınızda 24 saat kadar uzun süreler şarj etmenize gerek yok. Eski bataryalarda bile bu abartılır; en fazla 16 saat “ilk şarj” yeterlidir. Modern bataryalarda ise bu en fazla 6 saattir.teknolojioku
Türkiye'nin İlk Yerli Otomobili 'Devrim Arabaları' Neden İptal Edildi?
Türkiye’nin ilk yerli otomobili olan Devrim’in hikayesini duymuşsunuzdur. 2008′de sinemaya da uyarlanan Devrim arabalarının hikayesinin sonunu herkes başarısızlıkla bilir. Aslında otomobil yapılmıştır ama sonrasında mühendislerin benzin koymayı unutmalarından dolayı araba yolda kalmıştır ve sonunda Türklerin araba sevdası hüsrana uğramıştır. Tabi durum bu olunca her zamanki gibi ağzımıza sakız olmuş bir lafı otomobil üretimi konusunda da sıkça tekrar etmeye başlamışız: Türkler otomobil yapamaz. Siz de hala Devrim arabalarının başarısız olduğunu zannediyorsanız, olayın iç yüzünü bir de derlediğimiz bu yazımızdan okuyun. BANA BİR OTOMOBİL YAPIN Sene 1961. Cemal Gürsel cuntası işbaşındadır ve Menderes’in idamının üzerinden henüz çok kısa süre geçmiştir. Çeşitli firmalarda çalışan 23 tecrübeli Türk mühendisi, kendilerine gönderilen ayrı ayrı mektuplarla “mühim bir konuyu istişare etmek üzere” Ulaştırma Bakanlığı’na davet edilirler. Mühendislerin bazıları yurt dışında görev yapmaktadır; ancak mesajı alan herkes “devletin isteği başımız üstüne” diyerek işini gücünü bırakıp Ankara’ya gelir. 16 Haziran 1961 günü Bakanlıkta biraraya gelen mühendislere, toplantıya başkanlık eden Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU, bizzat Cemal Gürsel’den gelen “çok gizli” damgalı bir yazıyı okur. Yazıda : “Bu yılın Cumhuriyet Bayramı törenlerinde halkımızın görüş ve takdirlerine sunulmak üzere, hem tasarımı hem de malzeme olarak tamamen yerli malı bir otomobil üretmenizi istiyorum.” Mesajı vardır. Ayrıca mektupta bu görevin TCDD İşletmesine verildiği ve bu amaçla dönemin rakamlarıyla 1.400.000.-TL ödenek ayrıldığı da yazmaktadır. O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri “Türk insanının makûs talihine karşı bir meydan okuma” olarak algılarlar. En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır. Çalışma mekanı olarak Devlet Demiryolları’nın Eskişehir’deki Cer Atölyesi seçilir. Zaman müthiş dardır, Cumhuriyet Bayramı’na kadar yalnızca 129 günü vardır ekibin… TÜRKİYE’NİN İLK YERLİ OTOMOBİLİ HANGİ ŞEHİRDE ÜRETİLDİ ? İşyeri olarak seçilen atölyenin hazırlanması için Eskişehir’e talimat verilir ve otomobili olanların 19 Haziran’da Eskişehir’ de bulunmaları istenir. Atölyenin bulunduğu Dökümhane binası zemini, lokomotif kazanlarında kullanılmak üzere alınan saç levhalarla döşenir. Kapının üzerine, kocaman rakamlarla kaç gün kaldığını gösteren bir levha asılır ve projenin bitimine dek bu levha, her gün bir azalarak, proje sonuna kadar orada kalır. Atölyede bir baş üstü gezer vinç, çeşitli bankolar ve birtoplantı masası bulunmaktaydı. Yakınında bir de çay ocağı bulunan bu masa dört ay süreyle hem toplantılar, hem dinlenme, hem de gerektiğinde çalışma masası olarak kullanıldı. Atölyede yapılan ilk toplantıda “Yönetim Grubu” açıklandı. Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU başkanlığında, Fabrikalar Dairesi Başkanı Orhan ALP, Cer Dairesi Başkanı Hakkı TOMSU, Cer Dairesi Başkan Yardımcısı Nurettin ERGUVANLI, Eskişehir Demiryol Fabrikaları Müdürü Mustafa ERSOY, Adapazarı Demiryol Fabrikası Müdürü Celal TANER, Ankara Demiryol Fabrikası Müdürü Mehmet NÖKER’den oluşan grupta iki de emekli subay vardı: Genel Müdürlük Müşaviri Hüsnü KAYAOĞLU ve Necati PEKÖZ. Ardından çalışma grupları belirlendi: Dizayn, motor-şanzıman, karoseri, süspansiyon ve fren, elektrik donanımı, döküm işleri, satın alma işleri ve maliyet hesapları grupları. Bu arada tüm ülkede, Üniversiteden basınına, bir avuç sanayicisinden politikacısına, sesi duyulabilen herkes ne otomobil ne de motor yapılabileceğine inanıyor, özel sohbetlerde, röportajlarda, film gösterili konferanslarda bu görüş vurgulanıyordu. Görüşlere aldırış etmeyen ekip atölyede ki yapılaşmayı kurdu. İlk çalışmalara önce otomobilin ana hatları saptanarak başlandı. Dört ila beş kişilik, toplam 1000-1100 kg-ağırlığında, orta boy denilebilecek bir tip üzerinde mutabık kalındı.Motor 4 zamanlı ve 4 silindirli olmalı, 50-60 BG vermeliydi. Karoseri için hazırlanan 1:10 ölçekli maketlerden seçilen birinin 1:1 ölçekli alçı modeli yapıldı. Karoserin damı, kaput ve benzeri saçları, bu modelden alınan kalıplarla yapılıp beton bloklara çekilmek ve çekiçle düzeltilmek suretiyle tek tek imal edildi. Bir yandan da Willy’s Jeep, Warswa, Chevrolet, Ford Consul, Fiat 1400 ve 1100 motorlarınınincelenmesinden sonra Warswa motoru örnek alınarak yandan supaplı bir 4 silindirli motorun gövde ve başlığı Sivas Demiryolu Fabrikasında dökülüp,Ankara Demiryolu Fabrikasında işlendi. Piston, segman ve kolları Eskişehir’de yapıldı. Motor Ankara Demiryolu Fabrikasında monte edildi. Frenlemede 40 BG’den fazla güç alınamayan bu motora alternatif olarak Ankara Fabrikasıaynı gövde ve krank milinden yola çıkarak başka bir tip geliştirdi. B motoru adı verilen üstten supaplı bir üçüncü motorda Eskişehir’de imal edildi. Süspansiyon grubu ön takımlar için ”Mc Pearson” sistemini önerdi ve numuneye göre Eskişehir’de imal edildi. Eylül sonlarına doğru ön ve arka camları piyasada bulunabilenlere intibak ettirme zorunluluğu nedeniyle modele göre biraz değiştirilmiş, iki gövde çakılmış ve biri A, öteki B tipinden iki ayrı motor hazırlanmış bulunuyordu. Şanzımanlar, Ankara Fabrikasınca tümü yerli olarak yapılmıştı. Montaja geçildiğinde karşılaşılan en büyük sorun, gövde-motor uyumunu sağlamak, debriyaj, gaz ve fren kumanda mekanizmalarını yerleştirmek ve direksiyonun en uygun konumunu bulmaktı. Ayarlı direksiyon önerisi ise kabul edilmedi. ( İki yıl sonra Cadillac bunu bir yenilik olarak getiriyordu .) Nihayet Ekim ortalarında Devrim otomobillerinden ilki tecrübeye hazır duruma gelebildi. Elektrik donanımı ile diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında tüm parçaları yerli idi. Ekip günde sadece birkaç saat uyuyarak ve bu süre zarfında tesislerden hiç ayrılmaksızın, modeli tümüyle kendilerine ait olan, tüm parçaları el işçiliğiyle üretilmiş, 4 silindirli ve direksiyondan vitesli harika bir “aile otomobili” üretir. Hem de bir tane değil, tam üç tane! Üç araç da insanüstü bir çabanın sonucunda 28 Ekim’in akşam saatlerinde tamamlanmıştır. Araçlara “Devrim 1“, ”Devrim 2” ve “Devrim 3” isimleri verilir. Mühendislerden biri Cumhurbaşkanı’nın alternatif bir renk isteyebileceğini de düşünerek, araçlardan birinin siyah olmasını teklif eder. Böylelikle, iki otomobil krem rengi kalırken, üçüncüsüise onu 29 Ekim geceyarısı Ankara’ya götüren “Karakurt” treninde binbir güçlük içinde siyah renge boyanır. Depolarında, trendeki güvenlik kuralları gereği hiç benzin bulunmayan Türkiye’nin ilk yerli otomobili devrim arabaları, o zamanlar Sıhhiye semtinde bulunan Ankara Demiryolu Fabrikası’na indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin kondu. Asıl ikmal sabahleyin Sıhhiye’deki Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis’e gidilecekti. 29 Ekim sabahı, Devrim arabaları motosikletli oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskortun arasında yola çıktı. Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberdar olmadığı için, Mobil’e uğramadan yola devam ettiler. Meclis’in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, alelacele getirilenbenzin ilk otomobile kondu. İkinci otomobile benzin konacağı sırada Cemal Paşa Meclis’in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere 2 numaralı benzini henüz konamamış Devrim otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 m. kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa’nın ”Ne oluyor ?” sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat SERDAROĞLU sıkılarak ”Paşam, benzin bitti.” cevabını verdi. Paşa’dan özür dilenilerek 1 numaralı Devrim arabasına geçmesi rica edildi. Buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir’e bu otomobil ile gitti. Cemal Paşa Anıtkabir’de araçtan inerken “Garp kafasıyla araba yapıyorsunuz, ama Şarklı olduğunuz için benzin koymayı unutuyorsunuz” diyerek hışımla aracı terkeder. Oysa, o aracı yapmayı başaranlar deposuna benzin koymayıda bilmektedirler elbette. Fakat, kimse aksiliğin yaşanan panikten kaynaklandığını cunta liderine anlatamaz veTürkiye’nin ilk yerli otomobili devrim arabaları daha doğdukları gün bizzat devlet eliyle öldürülürler. Arkalarında, kendilerine doğru düzgün bir teşekkür bile edilmemiş 23 tane gözüpek mühendisi bırakarak… Devrim Otomobili Nerede ? Ulaşım ve ziyaret 1961 yılında üretilen Devrim otomobillerinden sadece birisi günümüze kadar ulaşmıştır. Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş. Tülomsaş / Eskişehir bahçesinde, özel olarak yapılan camlı garajda muhafaza edilen Devrim otomobili halen çalışır durumdadır. Devrim Otomobili’nin sergilendiği fabrikaya ulaşım ve ziyaret gayet kolaydır. Şehir içinden geçen 19 ve 23 numaralı minibüslerle Porsuk Meslek Yüksekokulu istikametine çalışan otobüsler buraya ulaşımı sağlamaktadır. Ayrıca kent merkezindeki her hangi bir noktadan da buraya yürümek mümkündür. Otomobili görmek ücretsiz olup mesai saatleri içinde ziyaret mümkündür.teknolojioku
Reklam
Anlaşma Tamamlandı, Beats Artık Resmen Apple'ın
Son birkaç ayın en büyük satın almalarından birisi Apple ile Beats arasında yaşanmıştı. Yaklaşık 2 ay gibi bir süre önce Apple , tüm söylentilerden sonra Beats Music' i 3 milyar dolar gibi büyük bir paraya satın aldığını duyurmuştu . Bu rakam aynı zamanda Apple tarihindeki en pahalı satın alma anlamı taşıyordu. Öte yandan aradan geçen 2 ay gibi bir sürenin ardından bu anlaşma bugün itibarıyla tamamlandı ve Beats Music resmen Apple'ın oldu. Ya da başka bir deyişle, bugün Beats resmi olarak Apple ailesine girmiş oldu. Bugün gelen bu haberle birlikte Beats 'in kurucularından ünlü rap yıldızı Dr. Dre bir dolar milyarderine dönüştü ancak Beats çalışanlarının hepsi Dr. Dre kadar şanslı değil. Çünkü birçoğu işten çıkarılma tehlikesi ile karşı karşıya. Şu an için yaklaşık 700 Beats çalışanının olduğu biliniyordu. Apple'ın bu 700 çalışandan 200'ünün işine son vereceği söyleniyor. Kalanlar ise Apple çatısı altında çalışmaya devam edecek.teknokulis
Reklam
22 Adımda İYTE'li Olmak
'Hayır özel değil. Hayır Dokuz Eylül'e veya Ege'ye de bağlı değil. Hayır 2 yıllık da değil. Balçova mı? Hayır Balçova'daki de değil!'
Reklam
Kafanızı Kurcalayacak 10 Paradoks
etiket
Paradoks, görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki oluşturması veya sezgiye karşı bir sonuç oluşturmasıdır. Çoğunlukla, çelişkili gözüken sonuç veya sonuçların aslında çelişkili tarafları vardır. Kimi zaman kendiliğinden oluşan paradokslar olduğu gibi matematikçilerin ve ünlü düşünürlerin oluşturduğu dünyaca ünlü paradokslar da vardır: Bu tip paradokslar matematikte yeni buluşlara yol açarken, soyut düşünceyi de beslemiştir. Ne tür paradoks olursa olsun ortaya çıkan sorular ve karışıklık hem ilginç, hem de eğlendiricidir.
Bu Bayram da Cepten Bayramlaştık
Cep telefonuyla bayram kutlamalarını tercih edenlerin sayısı giderek artıyor. Turkcell ve Vodafone Türkiye tarafından açıklanan verilere göre Ramazan Bayramı süresince cep telefonu aboneleri 1.87 milyar dakika konuştu. Yine aynı tarihler arasında 1.43 milyar SMS gönderip yaklaşık 2.4 milyon GB internet kullanıldı. Bunun önemli bir bölümünün bayram mesajlarından oluştuğu tahmin ediliyor. İnternet kullanımı ve konuşma trafiğinde İstanbul ve Ankara başı çekerken, bu iller SMS gönderiminde de lider oldu. İnternet ve sosyal ağlar üzerinden video ve fotoğraf paylaşımında patlama yaşanırken, Turkcell abonelerinin 3.5 milyon MMS gönderdiği açıklandı. Kaynak: Sabah
Facebook'a Erişim Geçici Olarak Sağlanamadı
Facebook'a bir süredir erişim sağlanamıyor. Sosyal paylaşım sitesinin ana sayfasında yaşanan sorunun giderilmeye çalışıldığı belirtildi. 1.3 milyar kullanıcısıyla dünyanın en büyük sosyal ağı olan Facebook'a bir süredir erişim sağlanamıyor. Sosyal ağa TSİ 19.00 sularında erişim kesildi. Yaşanan sorunun nedeni henüz bilinmiyor. Sosyal ağın açılış sayfasında bir sorun yaşandığı ve giderilmeye çalışıldığı belirtildi. TechCrunch sitesinin verdiği bilgiye göre Facebook'un mobil uygulaması da çalışmıyor. Kullanıcılar web veya mobil üzerinden ana sayfayı açabilse bile içerikler güncellenmiyor, bir sayfa veya içerik açılmak istendiğinde hata mesajı alınıyor. aljazeera
Reklam
iPhone İçin En Çılgın Klavye Projesi Satışa Başladı
Apple iPhone'un ekranını 3,5 inçten 4 inçe iPhone 5 ile geçiş yapmıştı ama bu büyüme yata düzlemde değil dikey düzlemde olmuştu. Bu tarz büyümeyi Oppo'nun da tercih ettiğini belirtelim. Özellikle Android ekosisteminden iPhone tarafına geçen kullanıcıların küçük klavye tuşlarından dolayı yazım yanlışları yaptıkları ve sürekli şikayette bulunduğu bir ortamda KickStarter projesi olarak başlayann Typo 2 fiziki klavye sonunda hayat buldu. 99 dolara satılan aparatı telefonunuza Lightning girişinden takıyorsunuz ve sistem otomatik olarak klavyeyi algılıyor. Bundan sonrası ise tamamen klavyenin yeteneklerinize kalıyor. BlackBerry telefonların klavyesine benzer yapıda olan bu klavyenin iPhone 5 ve iPhone 5S için yapıldığının altını çizelim. Typo 2'nin en büyük özelliklerinde biriside klayenin arkadan aydınlatmalı olmasıdır. Sizde fiziksel klavye ile iPhone kullanmak istiyorsanız bu aparatı değerlendirmenizde fayda görüyoruz. teknojioku
Reis Sarayı 500 Yıldır Ayakta
Cezayir’in Osmanlı Devleti sınırları içinde bulunduğu yıllarda deniz kuvvetlerinin karargâhı olarak Kasbah’ta inşa edilen “Reis Sarayı”, aradan 500 yıl geçmesine rağmen tüm ihtişamıyla ayakta duruyor. Cezayir’in Osmanlı Devleti sınırları içinde yer aldığı yıllarda deniz kuvvetlerinin karargâhı olarak inşa edilen “Reis Sarayı”, aradan yaklaşık 500 yüz yıl geçmesine rağmen bütün ihtişamıyla ayakta duruyor.Yaklaşık 3 yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti içinde yaşayan Cezayir’de, kültürel beraberliğin izlerini en fazla taşıyan kentler arasında Kasbah geliyor. Osmanlı Devleti zamanında “Reis Mahallesi” olarak anılan bölgede inşa edilen küçük evlerden birkaçını günümüzde de görmek mümkün. REİS SARAYI’NDAN GÖZETLEME Cezayir Üniversitesi Arkeoloji Profesörü Buraye Latife, Akdeniz’in kıyısında yer alan “Reis Sarayı” hakkında yaptığı açıklamada, “Reis Sarayı”nın, deniz hareketlerini gözetlemek, denizden gelen düşman saldırılarını püskürtmek gibi amaçlarla deniz karargâhı olarak, 1576’da Ramazan Paşa tarafından yaptırıldığını belirterek, şöyle devam etti:“Osmanlı Cihan Devleti, 1500’lerin başlarında Cezayir’i topraklarına kattığı zaman başta İspanyol ve Portekiz olmak üzere Avrupalıların, ülkenin sahil kentlerine yönelik saldırılarını fark etti. Halkın şikâyetlerine kulak veren Ramazan Paşa, denizden gelen düşman saldırılarını püskürtmek amacıyla Kasbah’ta büyük bir kalenin inşa edilmesini emretti” dedi. MAHALLE İLE UYUMLU Reis Sarayı’nın tarihi hakkında araştırma yaptığını dile getire Prof. Latife, şöyle devam etti:“Osmanlı Cihan Devleti zamanında bölge, Reis Mahallesi olarak anılıyordu. Sarayın sırasında konforlu küçük evler inşa edilmişti. Bu evler, mimari olarak birbirini tamamlaması, kendisine has yapısal özelliklerinin bölgeye uyumu için dikkatli bir şekilde yapılmıştı.” Osmanlı mimarisi Reis Sarayı’nın 3 farklı bölümden oluştuğunu belirten Prof. Buraye Latife, yapının iç kısımlarındaki duvarların mermer ve özel bir çini türüyle süslendiğini, sarayın küçük bahçesinde ise bir fıskiyenin yer aldığını kaydetti. Latife, Osmanlı’nın mimariye verdiği ehemmiyete dikkati çekerek, Osmanlı mimari eserlerinin kendisine has sanat ve estetik özellikleri olduğunu dile getirdi.“Osmanlı mimarisinde süsleme sanatı önemli bir yer teşkil ediyor. Sarayın sütun, duvar, kiriş kavisleri başta olmak üzere pek çok yerinde Osmanlı süslemeleri görülebilir. Kavislerde birbirine yakın, zirve noktasında kesilen desenler yer alıyor. Taçlarda ise kireç taşı ve mermer süslemeleri bulunuyor. Tavanlar ise bitkisel desenlerin yer aldığı rengarenk süslenmiş çizimlerle veya oyma işçiliğiyle süsleniyor. Sarayın tepesinde ise toplar hâlâ yerinde duruyor.”
Reklam
10 Maddede Star Wars Walkers
Her Star Wars filminde gördüğümüz olmazsa olmaz olan Walker (Yürüyücü) 'lara kısaca bir göz atalım. Ünlü kısaltmalarının açılımlarını öğrenelim.
Reklam