onedio
İnsanlar Neden Burun Karıştırır?
Çok insan bunu yapar, ama pek azı yaptığını kabul eder. İnsan içinde yapanlar kınanır. Peki burun karıştırmak o kadar kötü bir şey midir?Burun karıştırmayla ilgili ilk sistematik bilimsel çalışma 1995’te ABD’de yapılmış. Thomson ve Jefferson adlı araştırmacılar Wisconsin’de 1000 kişiye postayla anket göndermiş. Yanıt veren 254 kişinin yüzde 91’i burnunu karıştırdığını kabul etmiş. Yüzde 1,2’si bu işi saatte bir yaptıklarını, iki kişi ise burun karıştırmaktan dolayı burnun ortasındaki dokuyu deldiklerini ifade etmiş.Bu çok geniş bir araştırma değildi; mektup gönderilenlerin sadece dörtte biri yanıt vermişti ve belki de yanıt verenler bu alışkanlığa daha fazla yatkın olanlardı. Fakat her şeye rağmen burun karıştırmanın yaygınlığı konusunda belli bir fikir veriyordu.2000 yılında ise Hindistan’da Andrade ve Srihari adlı iki doktor burun karıştırma konusunu daha yakından inceledi. Birçok alışkanlığın çocuklar arasında daha yaygın olduğunu düşünerek burun karıştırmanın onlar arasındaki yaygınlığını araştırdılar. Bunun için anketleri Bangalor’daki okullara dağıttılar. Sosyoekonomik kökenin etkisi olup olmadığını görmek için okulları zengin ve yoksul semtlerden seçtiler.Ankete cevap veren 200 genç, hemen hemen hepsinin burun karıştırdıklarını kabul etmişti. Fakat asıl ilginç olan, öğrencilerin yüzde 7,6’sı günde 20 kereden fazla parmaklarını burunlarına soktuklarını, yüzde 20’si kendilerinde ciddi burun karıştırma sorunu olduğunu düşündüklerini, yüzde 12’si ise hoşlarına gittiği için burun karıştırdıklarını ifade etmişti.Bu iş için sadece parmaklar da kullanılmıyordu. 13 öğrenci cımbız kullandığını, dokuzu burnuna kalem soktuğunu, dokuzu da burunlarından çıkardıklarını ağızlarına koyduklarını kabul etmişti.Öğrencilerin sosyoekonomik kökeni hiçbir fark yaratmamıştı. Fakat cinsiyetler arasında kıyaslama yapıldığında burun karıştırma, tırnak kemirme, saç çekme gibi kötü alışkanlıkların erkeklerde daha yaygın olduğu görülüyordu.Hindistanlı doktorlar burun karıştırmakla ilgili yayınları incelediklerinde ilginç vakalara da rastlamış. Burun karıştırdığı için burun perdesi delinen bir hastaya uygulanan tedavi, bu alışkanlığın iyileşmeye fırsat vermemesi nedeniyle sonuç vermemiş. Başka bir hasta ise kronik burun karıştırma alışkanlığı nedeniyle sadece burun perdesini delmekle kalmamış, sinüslerine kadar burnunu tahrip etmiş.29 yaşındaki başka bir erkek hasta ise saplantılı bir halde burnunun içindeki kılları koparıyormuş sürekli olarak. Bu ise burunda iltihaplanmalara yol açıyormuş. Doktorlar buna obsesif kompulsif bozukluğun bir türü olan beden algı bozukluğu tanısı koyarak ilaçla tedavi etmiş.Birçoğumuz arada bir yaptığımız gizli burun karıştırmaların patolojik bir vaka olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Ama bu, bu alışkanlığın tümüyle zararsız olduğu anlamına gelmez. Hollandalı araştırmacıların 2006’da bir kulak burun boğaz kliniğinde yaptığı bir araştırma, burun karıştırmanın bakterilerin yayılmasına neden olduğunu ortaya koydu. Burun karıştıranların burnunda Staphylococcus aureus adlıbakteriye çok daha fazla rastlandığı görüldü.O halde bütün bu risklere ve insanda uyandırdığı iğrenme duygusuna rağmen neden burun karıştırılıyor? Buna verilebilecek net bir yanıt yok; fakat bir süre önce tırnak kemirmeyle ilgili yazdığı bir makalede Tom Stafford iki nedenden söz ediyordu: Kendimize çeki düzen vermenin yarattığı memnuniyet ve buruna erişmenin kolay olması; yani ‘karıştırıyoruz, çünkü elimizin altında’.Belki de tembellik nedeniyle, burnumuzu temizleme ihtiyacı duyduğumuzda mendile baş vurmak yerine her an hazır olan parmaklarımızı kullanıyoruz.Bu konudaki araştırmalar hala devam ediyor. Hindistanlı iki doktora 2001’de parodi Nobel ödülü verilmişti. Bu ödül, komik diye düşünülen konularda araştırma yapanlara veriliyor. Ödül töreninde yaptıkları konuşmada doktorlar şöyle demişti: “Bazıları başkalarının işine burnunu sokuyor. Biz ise işimizi başkalarının burnuna sokmayı iş edindik.”Jason G Goldman | BBC Future
İsveçli Babalar Dünyanın En İyi Babaları mı Diye Sorgulatan Çalışmadan 12 Fotoğraf
İsveç pek çok özelliğiyle insanların hayallerini süslemekte. Bu içeriğimizdeyse bambaşka bir yönünü anlatacağız. İsveç'te bir gelenek var. Bu geleneğe göre, çocuğa ilk 4 ay anne bakıyor. Diğer periyotta ise görevi baba devralıyor ve çocuğun bakımıyla baba ilgileniyor. Bu uygulamanın hem çocuklar için hem de ebeveynler için denge ve uyum getirmesi amaçlanıyor. Bu görev için babalar, çalıştığı yerlerden 'babalık izni' altında bir izin alabiliyorlar. Fotoğrafçı Johan Bävman ise bu güzel olayı, çok güzel bir şekilde fotoğraf karelerine döktü ve Moment adını verdiği çalışmasını ortaya çıkardı.Bu içeriği gören kadınların, eşlerinden beklentileri oldukça artacak gibi..
Helikopterle Geyik Nasıl Yakalanır?
Wyoming Üniversitesi'nde yaban hayatı biyologları doğada bir geyiği helikopter ile yakalıyorlar. Geyiğin sağlığını, neler ile beslendiğini ve doğadaki hareketlerini incelemek adına bir takım çalışmalar yapan biyologlar daha sonra geyiği doğal ortamına bırakıyorlar.
Reklam
Ece Temelkuran: '12 Eylül'ün Başarısı Kendini Bile Unutturması'
Ece Temelkuran yeni romanı ‘Devir’ ile, Türkiye'yi 12 Eylül 1980 darbesine götüren olayları iki çocuğun gözünden anlatıyor.Ebeveynleri, kimlikleri, siyasi inançlarıyla varoluş mücadelesi verirken, bu iki çocuk, Ankara’nın Kuğulu Park’ındaki kuğuları kurtarma gayretiyle, onlara sunulan gerçekler ve kurgular arasında kendi doğrularının peşinden gidiyor.Roman, 80 darbesi dönemi için bir politik hafıza tazeleme çalışması yaparken, aslında bir yandan da Türkiye’nin şimdiki politik hafızasının nasıl oluştuğuna dair soru işaretleri doğuruyor.Neleri biliyoruz, neleri bilmemiz istenmiyor, bizden ne saklanıyor? Ya da bizden sonrakilere biz ne devredeceğiz?Ece Temelkuran  BBC Türkçe'ye anlattı:Bu kitap 12 Eylül'ü yaşamamış birine ne söylemiş olacak?Ben hafızanın yaşanan şeylerle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bir şeyi hatırlamak illa o olayları yaşamayı gerektirmiyor. Yaşamış olmak da doğru hatırlamayı da gerektirmiyor. Dolayısıyla bugünün insanlarına o dönemin ne kadar bu dönem olduğunu, o günleri yaşayanların da eksik aktardıklarını hatırlatmak istedim. O günler aslında bugünler biraz da, o yüzden “Devir”in zamanı gelmişti.Peki o döneme dair eksik anlatılanlar neydi?Kitabın sloganı 'Unutulmayacak olanlar kalır ama ya hatırlamayacaklarımız?' bir kelime oyunu değil, bu ülkenin temel meselesi. Bugün de o gün de, o günlerden çok öncesinde de hep aynı şey oldu. Ölümlerle işaretlenmiş, insanların eksilmesiyle çentik atılmış bir tarih bu. Hepsi için “Unutulmayacaklar” diye bağırdık, bizden öncesi nesiller de bağırdı. Evet unutulmadılar, onların hepsinin ismini biliyoruz, ölümlerini unutmuyoruz ama hatırlamak sadece hesap sormak hıncıyla gerçekleşebilecek bir hedef değil. O gün sokakta süren başka bir hayat vardı ve o hayat aslında Türkiye’deki o dönemin siyasi atmosferini, ruhunu yaratıyordu. Tıpkı bugün başat olaylar dışındaki birçok şeyin, dönemin ruhunu atmosferini yaratması gibi. Hikayemizin tamamlanması için hatırlamaya değer bulmadığımız hayatın kendisine geri dönmemiz gerekiyor. İsimsiz ölülerin isimsiz hayatlarına.Kitapta döneme devrimcilerin açısından bakıyorsun, onların hafızalarına gitmişsin. Peki o dönemi yaşayan milliyetçilerin hafızaları, o taraf eksik değil mi?O da eksik kalsın. Benim yazarlığımla ziyaret etmek istediğim bir trajedi değil onlarınki. Kalbî bir mesele sonuçta. O kadar da soğukkanlı bir romancı, öyle bir insan değilim ben. Öyle bir insan değilken öyleymiş gibi yapmak samimi olmazdı.'İsimsiz ölüler var' dedin... Ölülerin 'isimsizleştirilmeleri' veya sıradanlaştırılmalarını iktidarların bilinçli bir politikası olarak mı görüyorsun?Türkiye’deki en önemli kırılma noktasının herhalde yakın tarihte Denizlerin öldürüldüğü zaman, 1971 darbesi olduğunu tahmin ediyorum. İlk kez saygı duyulan, öğrenci denilen genç insanların herkesin gözü önünde göz göre göre engellenemez bir şekilde asılması diye bir şey yaşandı.Sanıyorum o zaman Türkiye’nin muhayyilesinde iyinin ve güzelin gözler önünde katledilmesiyle ilgili bir dönüm noktası oldu o. Ondan sonra, 1971’den, özellikle 75’ten sonraki dönem bütün ölümlerin giderek anlamsızlaştığı, giderek sıradanlaştığı bir dönem.Sonra zaten 80’lerde ve esasen 90’larda Kürt meselesi sebebiyle ölümün sıradanlaştırıldığı, “düşmanın” insanlık dışı ilan edildiği dönem. Üç öğrenci öldürüldü diye bir ülke ayağa kalkıyor 71’de ama bugün bir öğretmen öldürülüyor, adamın teki gevşek gevşek “Allah rahmet eylesin” diyor. Ben de “Siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz?” diye soruyorum. Bu soru insanların aklında kalıyor. Lafın müthişliğinden değil, herkesin hissettiği bu çünkü, o yüzden. Bu siyasi dönemin temel meselesini anlatıyor: Zalimlik ve zalimliğin karşısında nutku tutulan kitleler. Herkes şimdi merak ediyor, bu işler nasıl buraya geldi? E işte o seller bu çamurları getirdi. Gözümüzün önünde on yıllarca insanlar katledildi ve biz sanki ölenler insan değilmiş gibi hissetmeyi öğrendik.Türkiye’nin tarihi kimliği oluşturulurken de böyle bir dağılmadan söz edilebilir mi? Örneğin yakın tarihteki Kürt meselesi ve çözüm süreci...Ermenilerle de, Kürtlerle de ilgili Türkiye’de unutturma sorunu yok bana sorarsan. Daha ziyade bir bellek imalatı var. Yalanlardan, belki de kitlelerin inanarak rahatladığı yalanlardan kurulu bir bellek imalatı. Öte yandan şimdi tarihsel bir süreç yaşıyoruz Kürt meselesiyle ilgili ve fakat kimse bilmiyor ne olup bittiğini. Bunu söylediğim için çok kızanlar olmuştu vaktiyle ama şimdi örneğin Selahattin Demirtaş da bu soruna değiniyor. Şeffaflık meselesi. Bir savaş yanlış bir bellekle beslendi. Peki ya barış olacaksa o nasıl bir bellekle beslenecek? Biz hangi cümlelerin üzerine barışa varmış olacağız? Bilmiyoruz. Bir sabah kalkacağız ve “Bitti mi?” diyecekler. Bu cümle nasıl olacak da bir sabah kalkıp duyduğumuz şey “Kürtler bölücüdür” cümlesinden daha sağlam olacak?Peki bu çözüm sürecinde ülkenin doğusu ile batısı arasında farklı bellekler var denebilir mi? Mesela çözüm süreci, Türk ve Kürt hafızalarında nasıl şekilleniyor?Doğu’nun bu konuda bambaşka bir belleği var, Batı'nın bambaşka bir belleği var. Doğu durmadan hayret ediyor “Nasıl bilmezler” diye. Zira Diyarbakır’da çocukların bile bildiği tarihi, burada siyasi analistim diyen adam bilmiyor, bilmek istemiyor. Bunu doğuya ilk kez giden ve gerçekten oradaki insanlarla konuşan herkes görecektir ki, orada bir zaferler, mağlubiyetler tarihi, tepelerin kendi içinde bir savaş tarihi, destanlar, kahramanlar... Bu savaş etrafında oluşturulmuş başka bir tarih var ve batıdaki insanların bundan azıcık bile haberi yok. Dolayısıyla bu çözüm sürecinin biraz da zora gireceğini düşünmemin nedeni o. Bu iki tarihi birleştirmediğimiz sürece, en azından biraz olsun birbirinden haberdar etmediğimiz sürece, bugün konuşulan hiçbir sözcüğün iki tarafta aynı karşılığı vereceğini, aynı şekilde tınlayacağını düşünmüyorum ben.Peki o zaman Doğu ile Batı’nın ortak belleği nasıl oluşturulacak?İnsanların hikayelerini anlatmaları gerekiyor. Ben Ermeni meselesiyle ilgilenirken, kitap yazmaya çalıştığım dönemde bunu gördüm. Hikayeleri anlatmak gerekiyor, ismini koymadan. O hikayeler anlatıldığı zaman bir ortaklaşmaya gidilebiliyor. Benim söylediklerim elbette reel politiğin dışında, insani bir mesele ama bu insani meselenin de o anlaşmazlık duvarında bir çatlak oluşturacağını düşünüyorum.O dönem solda aktif olanlar “Yeni solcular, Kürt meselesiyle eski solcuların hiç ilgilenmediğini düşünür” diyorlar. Ve bu algının yanlış olduğunu da 70'lerdeki siyasi pozisyonları, yazıp çizdikleriyle gösteriyorlar. Kendi ifadeleriyle de bu hafıza yeni nesil solculara aktarılmamış. Peki neden?Bu konularda ahkam kesmek pek iyi değil. Hem bana düşmez hem de mesele hala kavgalıdır, sulh olmamıştır. Ama Sol öyle bir işkence tezgâhından geçti ki, hikayelerini birleştirip tek bir hikayede anlaşacak zamanları olmadı. Bir de tabii üzerinde anlaşılmış bir ortak Sol tarih yok gibi bir şey. Anlatmak istemiyorlar. İşin garip tarafı yenilgileri, zaafları, hataları kolay kabul ediyorlar da iş zaferleri, yaptıkları işleri anlatmaya gelince çekiniyorlar. Sol terbiyedendir herhalde, övünmek istemiyorlar. Ama neler yapılabileceğini tekrar ve soğukkanlılıkla anlatmalılar bana sorarsanız. Bu konuda “Tarihle Söyleşiler” kitabını öneririm. Yeni bir dizi , devam ediyor.Ama sonuçta şunu da unutmamalı: 12 Eylül hakikaten modern tarihin en başarılı siyasal projelerinden bir tanesi. Bir darbe olarak kendi varlığını bile unutturmuş bir siyasal proje. Öyle ki insanlar darbeyi kendilerinin seçtiğine bile inandılar epey bir süre. Hatta o kadar başarılı ki bugün sergilenen “darbeyle yüzleşme” adlı komediyi bile aslında hala darbenin kendisi yönetebiliyor! O kadar ki darbenin esas mağdurlarını bu komedide figüran haline getirebiliyor.Kitabında Fatsa olaylarına da sık sık atıf yapıyorsun. O dönemlerde çok güçlü bir sol damarı olan Karadeniz, Fatsa deneyiminin yaşandığı Karadeniz, şimdi AKP’nin en güçlü olduğu bölgelerden biri. Ne oldu Karadeniz’in o sol hafızasına? Darbeler sonrası bilinçli politik tercihlerden dolayı hafızaların silinmesinden söz edilebilir mi?O dönemde çok büyük şeyler yaşanıyor. Başka bir hayata ilişkin çok büyük deneyler de yaşanıyor. Topu topu 8 ay sürmesine rağmen Türkiye siyasi tarihinde çok önemli yeri var Fatsa deneyiminin. Tıpkı Yeni Çeltek gibi. İnsanlar gerçek anlamda kendi kendilerini yönetmeye başlıyor. Faşizmin de en korktuğu şey başka bir hayatın mümkün olduğunu gösterebilen bu tür deneyler.Darbeden sonra, başka bir hayatın mümkün olduğunun kanıtlanabildiğini gösterdikleri için Fatsalılara özel muamele yapılıyor. Neredeyse birer birer insanlar yerlerine yenileri konarak sürülüyor Fatsa’dan. Çünkü o hayatın hatırlanmasından çok korkuluyor. Hala da öyle.Türkiye tarihinin yakın döneminde, özellikle son 10-15 yılda sol kesim içinde aydın dediğimiz kişiler, hafızaların yok edilmesinde nasıl bir rol oynadı sence? Entelektüeller geçmişte yaşananların canlı tutulması için çaba göstermediler mi?Hannah Arendt’in bir kavramı var. Türkçe’ye ‘hizalanma’ olarak çevriliyor. Bu toprakların münevver sınıfına dair böyle bir geleneği var. Sanıyorum hayatta kalmak için “hizalanıyorlar”. Daha kolay hizalanıyorlar. Ya da hizalananlar daha çok sesleri duyulduğu için biz onları duyuyoruz belki de. Hizalanmayı reddedenler, yani siyasi iktidarın çizgisinde hizalanmayı reddedenler o kadar yok ediliyorlar ki onları hiç duymuyoruz.Dolayısıyla elimizde, AKP’nin Türkiye’ye demokrasi getirdiğini bas bas bağıran ve buna var gücüyle entelektüel mühimmat sağlayan ve kendilerine aydın diyen insanlar bulunuyor. Gezi bu konuda çok iyi bir turnusol kağıdıydı. Hem iktidara, hem de bu tür bir elit sınıfta kalmak için ne gerekiyorsa onu yapan aydın sınıfına bir cevaptı. Yani onları da moral olarak alaşağı eden bir eylemlilikti.Gezi nasıl hatırlanacak ileride?Gezi bizim açımızdan yakın zaman olduğu için bir sürü güzel, komik ayrıntısıyla hatırlıyoruz. Ama muhtemelen Gezi’yi Berkin'le, Ali İsmail Korkmaz’la ve diğer öldürülen çocuklarla hatırlayacak insanlar. 80 de biraz böyle. İşkenceyle, ölümle hatırlanıyor ama o dönemde gerçek bir hayat var. Tıpkı bizim şu an yaşadığımız gibi. Bu gündelik hayatın hafifliği, bayağılığı veya komedisi de var. Gezi’de de böyleydi. Bu hikayenin tamamı anlatılabilecek mi, ben de merak ediyorum.Romanda da çocuk karakterlerden Ali de Alevi bir aileden geliyor ve romanın bazı kısımlarında uçurtmaya, uçurtma ipine atıf var. Okurken benim aklıma Berkin Elvan geldi.. Peki sen bu karakteri yazarken Berkin Elvan ne kadar aklındaydı?Herkes gibi Berkin’in ölümü beni çok etkiledi. Ve doğal olarak girdi kitaba. Ama “Bu Berkin Elvan’dı” demem, ayıp olacağı için öyle demem. Ama kitabın yazılışını anlattığım bir pano yaptım. Yazılı ve resimli, Berkin orada epey var. Zaten bu kitabın ismini Devir koymamın bir nedeni de o oldu.Aynı günlerde, Taylan Özgür’ün fotoğraflarına bakıyordum. Berkin’in fotoğrafıyla Taylan Özgür’ün fotoğrafını yan yana koydum. “Ne kadar benziyorlar” dedim, hem gülüşleri, hem kaşları... Bir an dedim ki “Hep aynı çocuklar ölüyor”, hep devrediyor hikaye...Bu kitabı Gezi için yazmadım, ama Gezi olmasaydı ben asla yazmazdım. Çünkü bir önceki neslin bir sonraki nesle devredeceği bir şey olsa bile devredecek insanlar orada mı bilemezdim. Gezi olunca bir şeyleri hatırlamanın ve anlatmanın hala bir anlamı var diye düşündüm.Gezi’dekiler nasıl bir bellek oluşturdular bu dönemde?Gezi’ye katılan gençler arasında 1980 darbesinin de ne olduğunu bilmeyenler vardı. Onlar -bu gerçek bir hikayedir- Kuğulu Park’taki kuğuları gazdan kurtarmaya çalıştılar. Tıpkı kitaptaki Ali ile Ayşe’nin Kuğulu Park’tan kurtarmaya çalışması gibi. Dolayısıyla içimizde, zamana bağlı olmayan ve devreden bir şey mi var acaba? Bunu bir soru olarak ortaya atıyorum ve eğer varsa devredilecek bir şey, devir alacak olanlar geldi gibi geliyor bana.Ama devir alacak olanları iktidarlar belirliyor, şekillendiriyor olabilir mi? Siyasal İslam’ı odağına alan ve kendisini ‘Evlad-ı Osmanlı’ olarak tanımlayan yeni genç bir kuşak da şimdi Yeni Osmanlıcılık hafızasını tazeleyerek kendilerine kendi iradeleriyle kendilerini tanımlıyor.1923’te Batı’ya bakan, yönü Batı’ya çevrilmiş bir devlet kuruldu. Devlet zoruyla bir modernizm seferberliği başlatıldı. Bu da bu ülkenin kimliğinde, muhayyilesinde ciddi rahatsızlıklar yarattı.Birincisi Türkiye bir yer midir? Bize hep “Türkiye Doğu ile Batı arasında bir köprüdür” diye anlatıldı. O zaman biz hep köprüde yaşıyoruz. Köprü nereye göre tarif edilir? Hangi ayağına göre tarif edilir? Cumhuriyet bunu Batı ayağına göre tarif etmeyi tercih etti. Tanzimat’la başlayan dönemden itibaren de böyleydi. Fakat bu yeni dönemde, Yeni Osmanlıcılık ve Osmanlı referanslarıyla birlikte köprüyü Doğu ayağıyla tarif etmenin bu ülkeye daha iyi geleceğine dair bir kanaat oluştu. Ben Türkiye’nin kurulduğundan beri böyle varoluşsal vakum içinde olduğunu düşünüyorum. Aynı anda Doğu ve Batı’dan, iki taraftan birden çekiliyor. Ama bu iktidar, vakumdaki bu insanların Batı’nın karşısında kendini aşağılanmış hissetmesini başka bir hastalıklı duyguyla tedavi etmeye karar verdi.Doğu’nun karşısında kendini büyük görme hastalığıyla. Ülke kimliğinin Osmanlı referanslarını yeniden icat edilmesi, hatta yeniden imal etmesi bir hastalığın başka bir hastalıkla tedaviye çalışılması gibi bir şey.Üstelik zaten Osmanlı'yla, geçmişle hafıza ilişkimiz çok şizofrenikti. Hem Osmanlının torunlarıyız hem de değiliz. “Osmanlı çok kötüdür, onlar zevke sefaya düşkündü, kaplumbağalar üstünde mumlar yakılıyordu, sonra Atatürk geldi bizi kurtardı şimdi çok çalışacağız Batılılar gibi olacağız.” Karikatürize edersek böyledir muhayyilenin kuruluşu. Ama aynı muhayyilede Osmanlı ihtişamı, aldığı topraklar vesaire bulunur. “Biz Osmanlı’nın nesi oluyoruz?” meselesi Türkiye’nin muhayyilesinde hep sorunluydu zaten.Şimdi yeni bir kimlik mi yaratılıyor?Evet, yeni bir kimlik yaratılıyor. Ve bu kimlik için eksiltilmiş ve arzuya göre abartılmış bir takım terkiplerle yeni bir Osmanlı yarattılar. Ve yeniden keşfettikleri bu geleneğe bağlılıklarını ilan ettiler.Ama büyük bir destek de görüyor bu.Peki Türkiye’nin bu dönemine baktığında, ileriye ne devredilmesini istersin?Ben bundan sonra sözsüz bir isyanın olabileceğini düşünüyorum. Çünkü insanlar Gezi’de söze dair bütün imkanlarını kullanarak bütün dertlerini anlattılar. Gerçekten akıl almaz bir kelime haznesiyle, bir ifade zenginliğiyle her şeyi söylediler. Bunun üzerine söylenecek, yeni söylenecek, 'Eksik kaldı şunu da söyleyelim' denecek pek bir şey olduğunu zannetmiyorum.Gezi’nin şiddetinden şikayet edenler bence Gezi’deki insanları mumla arayacaklar. Çünkü tıpkı 1980’de olduğu gibi bu ülke sözcüklerini hızla unutmaya devam ediyor. Sözcüklerini unuttuğu için de düşünmeyi unutmaya devam ediyor.Ben bundan sonra gelecek isyanın sözsüz öfkeyle, nefretle dolu, öfkesinin nedeninin açıklamayı reddeden bir isyan olacağından korkuyorum. Pazarlık etmeyecek olan bir isyana dair endişelerim var.Çağıl Kasapoğlu | BBC Türkçe
Türkiye'nin İlk Kıyamet Sonrası Çizgi Romanı
Yapılandırmasına Türkiye'de başlanan Project New World değişik hikaye anlatım teknikleriyle dünyanın en büyük kıyatmet sonrası kurgusu olması iddiasında. Proje kapsamında 8 değişik ülkeden 9 yazar kıyamet sonrası bir dünyada  kendi ülkesinin ve kültürünün hikayesini anlatacak. Her hikaye birbirinden farklı olsa da ana hikaye ekseninde aslında birbirlerine bağlı olarak planlanmış.Anlatımın sadece romanlar ve bu 8 ülkeyle sınırlı olmayacağı belirtilen Project New World'de bunların dışında dünyanın ana hikayesinin işleneceği bir de çizgi roman çıkartılması düşünülüyor. Ön gösterim versyionu sunulan çizgi roman böylelikle Türkiye'nin ilk kıyamet sonrası çizgi romanı ünvanını alıyor.Türkiye'den yayılacak ve uluslararası bir roman-çizgi roman ağı oluşturacak Project New World'un hayata geçmesi için öncelikle meraklı okuyucuların desteğine başvuruluyor.Indiegogo hedef alınarak hikayenin çıkacak ilk sayısının satışı dahil olmak üzere kıyamet sonrası dünyada kalan bir karakter, kahraman veya haber ağındaki bir muhabir, editör olabileceğiniz seçenekler sunuluyor.Projenin sayfasına  Project New World First Wave - The Beginning adresinden ulaşılabilmektedir.
Reklam
Anonymous IŞİD Hesaplarını Hackledi
Hacker grubu Anonymous, IŞİD’le bağlantılı, 800’den fazlası Twitter’da olmak üzere yaklaşık bin sosyal medya hesabı ve internet sitesini hacklediğini açıkladı.Geçen yılın Haziran ayında IŞİD’e ait hesapları hackleyeceğini duyuran Anonymous, 7 Ocak’ta Yemen El Kaidesi tarafından gerçekleştirilen ve 12 kişinin hayatını kaybettiği Charlie Hebdo saldırısının ardından eylemine hız vermişti.Russia Today’de yer alan habere göre, IŞİD’in yeni üye kazanmasını önlemek amacıyla böyle bir eyleme imza attıklarını belirten hacker grubu, yayınladığı listede email adreslerine de yer verdi. İnternet sitesinde kendilerini “tüm ırk, ülke, bölge ve etnik kökenden Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerden oluşan” evrensel bir grup olarak tanıtan Anonymous, “Unutmayın ki, kendilerine İslam Devleti diyen teröristler Müslüman değil. IŞİD, sizi avlayacağız, sitelerinizi, hesaplarınızı ve emaillerinizi çökerteceğiz ve sizi ortaya çıkaracağız. Şu andan itibaren, internet üzerinde sizin için güvenli bir yer yok. Size virüs gibi davranılacak ve ilaç biziz. Biz internetin sahibiyiz” ifadelerini kullandı.IŞİD'E DESTEK VEREN ÜLKELERE MESAJTwitter’ın Haziran’dan bu yana bin 500’den fazla IŞİD bağlantılı hesabı kapadığı bilinirken, Anonymous, IŞİD’e destek vermekle suçlanan ülkelere de hack saldırısı düzenleyeceklerini belirtmiş ve “Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve IŞİD’e kendi çıkarları için açıkça destek veren ülkelere doğrudan bir mesaj göndermeyi planlıyoruz. İlerleyen günlerde hükümetlere ait internet sitelerini hacklemeye başlayacağız ki mesajı net olarak anlasınlar. IŞİD’i hedef almamız pek mümkün değil, çünkü karada savaşıyorlar. Ne var ki, onlara mali destek veren insanlar ve devletlerin peşine düşebiliriz” demişti.Demokrat Haber
Facebook’un Ücretsiz İnternet Projesi internet.org Hindistan’da Kısmi Kullanıma Açıldı
Facebook’un ücretsiz internet erişimi projesi Internet.org Hindistan’a adım attı. Temmuz  2014’te Zambiya’da uygulanmaya başlayan proje, Hindistan’ın 6 eyaletinde* kullanıma açıldı.Konuyla ilgili bir açıklama yayınlayan Facebook ve Mark Zuckerberg, proje kapsamında sağlıktan habere, spordan bilgi ve iş konularına kadar çeşitli internet servislerine ücretsiz erişim sunduklarını açıklıyor.Facebook’un ve Bing Arama‘nın da dahil olduğu listede herhangi bir Google servisi yer almıyor. Yani Google servislerine erişmek isteyenler için farklı ve ücretli bir internet servisi kullanması gerekiyor.Dünyanın en kalabalık 2. ülkesi olan Hindistan‘da 10 milyonlarca kişiyi internetle tanıştırmak isteyen Facebook, internet.org ile daha önce Africa’da 150 milyon kişiye hizmet sunduklarını ve 6 milyon kişiyi ilk kez internetle tanıştırmıştı.
Reklam
Singapurlu Firma İHA'ları Restoranda Kullanmaya Başladı
Drone’lar kesinlikle 2014 yılına damgasını vuran teknolojilerden. Aslında uzun süredir üzerinde çalışılan bu insansız hava araçları, 2014 yılında son kullanıcıya daha kolay ulaşmaya başladı. Bugün kişisel kullanım için her bütçeye uygun çeşitli insansız hava araçları mevcut.Tabii ki gelişen yeni bir teknoloji mevcut sektörleri ve iş alanlarını da etkiliyor. Amerika’da Amazon ve Dominos’un drone’lar ile siparişleri ulaştırma projeleri ve denemeleri, Fransa Posta Servisi’nin bazı postaları drone’lar ile vatandaşlara ulaştırma projesi bunlara örnek olarak gösterilebilir.Bu örneklerin en yenisi ise Singapur’da restoranların içinde servis aracı olarak drone kullanılmaya başlaması. Singapur merkezli Infinium Robotics tarafından geliştirilen drone’lar ile yine Singapur’da hizmet veren Timbre @ The Substation isimli mekan drone’ları siparişleri götürmesi ve boş, kirli tabakları getirmesi için kullanıyor.
Ambalajsız Tavuk Satışına Yasak Geliyor
Et ve et ürünlerinin satışıyla ilgili kurallar değişiyor. Artık ambalajsız tavuk eti, önceden çekilip paketlenmiş kıyma satılamayacak. Kavurmada tuz oranı da yüzde 5'ten yüzde 3'e çekilecek.Et ve Et Ürünleri Tebliği'nde yapılacak değişiklikle ambalajsız tavuk satışı yasaklanacak.Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, tüketici sağlığının en üst düzeyde korunması, daha kaliteli ürünlerin tüketicilere ulaştırılması ve tüketicinin yanıltılmasının önlenmesi amacıyla 5 Aralık 2012'de yürürlüğe giren Et ve Et Ürünleri Tebliği'ni revize edecek.Söz konusu değişiklikle kasap, market gibi perakende işletmelerde parça kanatlı etlerinin dökme satışı yasaklanacak, kanatlı etleri, sadece hazır ambalajlı olarak piyasaya arz edilebilecek. Bu işletmelerde, fermente sucuk, pastırma, köfte gibi et ürünleri üretilemeyecek, önceden çekilmiş ve paketlenmiş günlük kıyma satılamayacak.Lokanta, restoran, otel gibi son tüketiciye hizmet veren işletmelerin, çiğ durumda bulunan hazırlanmış et karışımlarını satması yasaklanacak.KAVURMADA TUZ ORANI DÜŞÜRÜLECEKYeni düzenleme ile kavurmada yüzde 5 olan tuz oranı yüzde 3'e düşürülecek. Bu ürün raflarda 'kavurma' ve 'kıyma kavurma'olmak üzere iki çeşitte yer alacak. Tebliğ kapsamında yer alan ürünlere, kaliteli et yerine dışarıdan et proteini katılması yasaklanarak haksız kazanç engellenecek.Geleneksel metotlarla üretilen ürünleri korumak amacıyla coğrafi işaret alarak tescil edilmiş et ürünleri, yatay gıda kodeksi hükümlerine aykırı olmamak şartıyla piyasaya arz edilebilecek, bu ürünlerde kullanılan çiğ et ve kıyma tebliğ hükümlerine uygun olacak.''YÜZDE 100 DANA ETİ, YÜZDE 100 GÖĞÜS ETİ'' GİBİ İFADELER LOGODA KULLANILMAYACAKEt ürünlerinde 'yüzde 100 dana eti' ya da 'yüzde 100 göğüs eti' gibi ifadeler ve logolar kullanılamayacak.ÜRÜN ETİKETLERİNE STANDART GETİRİLECEKTebliğ kapsamında yer alan ürünlerin etiketinde, ürün adları aynı renk, aynı yazı karakteri ve aynı puntoda olacak. Düzenleme ile 'ısıl işlem uygulanmış et ürünü', 'emülsifiye et ürünü' gibi genel ürün grup isimlerinin ürün adı olarak kullanılması yasaklanarak tüketicinin yanıltılması engellenecek. Herhangi bir et ürünü 'ısıl işlem görmüş sucuk' ise bu ürünün reklamında, tanıtımında 'sucuk' veya 'kangal sucuk' ifadeleri kullanılamayacak.Ürün etiketlerine ilişkin kurallar, satış reyonları, reklam panoları, market katalogları, gazete reklamları ve sanal reklamlarla yapılan tanıtımlar için de geçerli olacak.İşletmelere, değişikliklere uyum sağlamaları için tebliğin yayımı itibarıyla 1 ay süre verilecek. Perakende işletmelerin fermente sucuk, pastırma gibi ürünleri üretmesini yasaklamasını öngören hüküm için 6 ay geçiş süresi tanınacak. Kavurmada tuz miktarının azaltılmasına yönelik düzenleme kapsamında tebliğin yayımından önce piyasaya sunulan ürünler ise 1 Ocak 2016'ya kadar satılabilecek.AA
Reklam
BTK'dan Çalıntı Telefon Uyarısı
BTK, vatandaşlara, cep telefonlarının çalınması durumunda, ilk olarak 0 312 294 94 94 numaralı telefondan BTK'nın Bilgi ve İhbar Merkezinin aranması çağrısında bulundu. Ancak bu numarayı aramadan önce IMEI numaranızı mutlaka bilmeniz gerektiğini de unutmayın!Hürriyet'ten Zeynep Gürcanlı'nın haberine göre; BTK yetkilileri cep telefonları hırsızlar tarafından çalınan veya cep telefonlarını kaybeden vatandaşların yapması gerekenleri şöyle sıraladı:BU NUMARAYI HEMEN ARAYINRızası dışında cep telefonu elinden çıkan vatandaşların cep telefonlarını iletişime kapattırabilmesi için Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bünyesinde kurulmuş 7 gün 24 saat hizmet veren 0312 294 94 94 numaralı telefondan Bilgi ve İhbar Merkezini araması gerekiyor.Merkeze IMEI numaranızı, kimlik bilgilerinizi ve telefonunuzu en son kullandığınız zamanı bildirmeniz halinde verdiğiniz bilgilerin doğrulanması durumunda telefonunuz siyah listeye alınıyor. Böylece iletişime kapattırılan cihazın bir başkasına ait SİM kart takılarak kullanılması engelleniyor.Bilgi ve İhbar Merkezine ihbar edilen telefonlara kapatılma öncesinde cihazın çalıntı olduğu ve cihazın en yakın kolluk kuvvetine teslim edilmesi yönünde yasal uyarı SMS’i gönderiliyor. IMEI NUMARANIZI UNUTMAYINBu ihbarı hızlı bir biçimde yapabilmek için telefonunuzun IMEI numarasını bilmemiz gerekli. O nedenle kullandığımız telefona ait IMEI bilgisini ihtiyaç olduğunda ulaşabileceğimiz bir yere not etmeniz tavsiye ediliyor.GSM OPERATÖRÜNÜZÜ ARAYINCihazın üzerindeki kendi SİM kartınızın kullanılmasını engellemek için ise GSM operatörünüzü arayarak hattınızı da kapattırmanız gerekiyor.YARGIYA BAŞVURUN Hırsızlık, gasp ve kapkaç gibi durumlar söz konusu ise savcılıklara ya da ikametgahınızın veya olayın gerçekleştiği ilçe emniyet müdürlüğüne veya olayın gerçekleştiği ilçe emniyet müdürlüğüne başvurularak şikayetçi olunması, faillerin kovuşturulması açısından  önemli.TELEFON BULUNUNCA YAPMANIZ GEREKENCihazı tekrar kendisine iletilen veya bulunan kişilerin telefonunu hangi yolla kapattırdı ise aynı yolla tekrar iletişime açtırması gerekiyor. Yani telefon ile ihbarda bulunulduysa yine Bilgi İhbar Merkezinin aranması, savcılık talimatı ile ihbarda bulunulduysa cihaz bulununca yine savcılığa başvurulması gerekiyor. 35 BİN KAYIP İHBARIBTK’nın Bilgi ve İhbar Merkezi’nen 2014 yılında 35 Bin ihbarda bulunuldu. Kayıp,çalıntı cihazlarla ilgili 2014 yılında BTK’nın Bilgi ve İhbar Merkezi üzerinden 35.171 ihbar yapıldı. Bu ihbarların yüzde 80’inde verilen bilgiler doğrulanarak cihazlar iletişime kapatıldı. Kapatılan cihazların yüzde 20’si, cihazın bulunması nedeniyle tekrar iletişime açtırıldı.
İngiltere'de HSBC İddialarına Soruşturma
İngiliz Parlamentosu Kamu Hesapları Komisyonu'nun, ülkenin önde gelen bankalarından HSBC'ye yönelik iddialarla ilgili soruşturma başlatacağı bildirildi.İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin haberine göre, Komisyon Başkanı ve muhalefetteki İşçi Partisi Milletvekili Margaret Hodge, merkezi İngiltere'de bulunan HSBC’nin, İsviçre’de toplam hacmi 100 milyar doları aşan binlerce hesap üzerinden müşterilerinin vergi kaçırmasına yardımcı olduğu iddialarının ardından komisyonun konuyu incelemek üzere acilen soruşturma başlatacağını duyurdu.Hodge, “Bugün şok edici bir şekilde açığa çıkanlar HSBC’nin gizlice küresel endüstrinin bir varlıklı elit kesimine hizmet ettiğini göstermektedir. Komisyon olarak acil soruşturma başlatarak HSBC’nin kanıt sunmasını talep edeceğiz' dedi.Öte yandan, söz konusu iddialara ilişkin dönemin İngiltere Ticaret ve Yatırım Bakanı Lord Green’in adı sıklıkla gündeme geliyor. Green’in yaşananlarla ilgili bilgisinin olup olmadığı İngiliz basını tarafından sorgulanıyor.Hodge, daha önce, HSBC'ye yönelik iddialarla ilgili, dönemin Ticaret ve Yatırım Bakanı Green hakkında, 'Ya bilmiyordu ve direksiyon başında uykuya daldı ya da biliyordu ve bundan dolayı şüpheli vergi uygulamalarına dahil oldu” ifadesini kullanmıştı.Hodge, “Her iki şekilde de sorumlu kişi oydu ve bence cevaplandırması gereken gerçekten önemli sorular var” değerlendirmesinde bulunmuştu.AA
Reklam
Imgur Pro Artık Bedava
Çevrimiçi en büyük fotoğraf platformlarından biri olan Imgur, ücretli versiyonunu kaldırdı. Kullanıcılara arşivlerinde sınırsız fotoğraf saklamak gibi birçok yeni imkan sunuldu.Reddit için içerik paylaşım hizmeti olarak tasarlanan ve ardından hızla büyüyen Imgur, ücretli versiyonu olan Imgur Pro'yu kaldırdı. Yıllık 24 dolar ücret isteyen hizmetin sunduğu özellikler tüm kullanıcılara bedava olarak sunuldu.Kullanıcılar için tek olumsuzluk, para ödeyerek kaldırılabilen reklamların da artık herkesin ekranında belirmesi olacak.Imgur Pro özelliklerini kullanmaya başlayacak üyelerin göreceği değişiklikler şu şekilde:Bedava üyelikler en fazla 225 fotoğraf saklama hakkı verirken, kullanıcılar arşivlerinde artık sınırsız fotoğraf bulundurabilecek.Kullanıcılar Imgur'un analitik araçlarına erişim şansı bulacak ve fotoğraflarına kaç kişinin baktığı gibi istatistikleri görebilecek.Pro kullanıcıları için 10 MB olan maksimum fotoğraf boyutu, bedava kullanıcılar için geçerli olan 5 MB'a indirildi. GIF formatındaki içerikler ise 200 MB boyuta ulaşabiliyor.Imgur, son bir ay içinde ücretli üyelik yaptıranlara paralarının geri ödeneceğini belirtti.Kaynak: TechCrunch
Reklam