Drogba O Anı Unutamıyor
Drogba, Juventus maçındaki tarihi golde Sneijder'in bağırışlarını hiç unutamamış!Aslan'ın yıldızı Didier Drogba GS TV'de yayınlanan 'Big Legend' programı ile birlikte bir kez daha ekran karşısındaydı... Veli Yiğit'in sorularını yanıtlayan Fildişili golcü, Juventus maçında yaşananları asla unutamayacağını söyledi. G.Saray tarihinde böyle büyük maçlar ve kritik galibiyetler olduğunu hatırlatan Drogba, efsanevi bir maç olması için hava şartları da dahil olmak üzere her şeyin yaşandığını da iddia eden yıldız oyuncu sözlerine şöyle devam etti: 'Kar yağıyordu, maç iptal oldu, ertelendi. Ve grubumuzdaki pozisyonumuz... Bir gün sonra tekrar sahaya çıktık, taraftar oradaydı ve tribünler yine tamamen doluydu. Efsanevi bir maç olması için her şey hazırdı. Biz de sahada bunu gerçeğe dönüştürdük. Taraftarlarımızla ve o gün başardıklarımızla gurur duyuyorum. 2- günün sabahında maçın saat 15.00’te olduğunu, stadın da pek kalabalık olamayabileceğini düşünüyorduk. Ama herkes geldi, herkes oradaydı. Bu harika bir şeydi. Taraftarımız takımına olan büyük tutkusunu gösterdi. Kulüp için harika bir gündü. 'İHTİYAÇ VAR' Wesley gol öncesinde sürekli bağırıyordu bana. Top havadayken, tüm o olay gerçekleşiyorken sesini duyuruyordu. Sürekli, sürekli... Benim de tek şansım topu ona vermekti, yoksa beni öldürecekti! O pastan sonra harika bir gol attı. Bu ligde böylesi kaliteli ve ekstra işler yapabilecek oyunculara her zaman ihtiyacınız var. Onun için çok mutluyum. Biliyorsunuz, o benim arkadaşım; ama daha öncesinde o harika bir futbolcu. Attığı gol ve bizi üst tura çıkardığı için onun adına mutluyum.' 'Önemli olan İstanbul' 'Chelsea maçlarından umarım keyif alırım; ama aynı zamanda bir sonraki tura yükselmek istiyorum. Şampiyonlar Ligi’nde ilerlemek, aşama kaydetmek kulüp için çok önemli. Öncelikle İstanbul’da bir şeyler yapmamız lazım. Eğer üst tura inanıyorsak, İstanbul’da da en iyisini yapmalıyız. İyi bir skor almalıyız. 0-0, 1-1, 2-0, 1-0... Sonrasını Stamford Bridge’de göreceğiz.' 'Her iki maçı da kazanmak isteyecekler' 'Garip duygular olacak Chelsea maçlarında. Oraya gidip eski takım arkadaşlarıma, dostlarıma karşı oynayacağımı düşünüyorum. Onlar hâlâ benim arkadaşım, belki daha fazlası. G.Saray maçı da onlar için önemli bir maç olacak. Takıma bakarsınız, “Hah, bunları yenmek mümkün. Forvetleri gol atamıyor. Diğerleri iyi savunma yapamıyor, eskisi gibi koşamıyor” diye düşünebilirsiniz. Ama onlara karşı oynadığınız zaman, ki ben onları iyi tanıyorum, oradaydım ve hâliyle tanıyorum, çok zor olduğunu anlarsınız. Her iki maçı da kazanmak için orada olacaklar.' 'Gözüm kapalı bile gol atardım' 'Stamford Bridge benim evim. Orada gözüm kapalı bile gol atabiliyordum. Çizgilerin nerede olduğunu biliyordum, hangi taraftarın nerede oturduğunu bile biliyordum. Gurur duyabileceğim tek şey, ben oradan zirvedeyken ayrıldım. Hiç kimse bu kulübü benim kalbimden söküp alamaz.' 'Juve maçı örnektir' 'Ligde lider olabilmemiz için kazanmamız gereken maçlar var. Evet, bu avantaj olabilir; çünkü taraftarımızla birlikte oynayacağız. Ancak saha içinde 11’e 11’iz. Bu bize bağlı. Takım olarak oynamak, birbirimiz için savaşmak istersek, Juventus maçında yaptığımız gibi, bizimle başa çıkabilecek çok fazla takımın olamayacağını düşünüyorum.' 'Ronaldo öndeydi' 'Cristiano Ronaldo FIFA Ballon d’Or Ödülü’nü kazandığı için mutlu oldum. Fotoğraflara baktığınızda gerçekten çok sıkı çalıştığını görebiliyorsunuz. Franck Ribery de olabilirdi, harika bir sezon geçirdi. Bence Cristiano, son yıllarda daha istikrarlı. Ama Cristiano, ondan bir adım daha öndeydi.' 'Çalıştım, çalıştım, çalıştım'
Messi ile Fena Dalga Geçtiler!
Messi’nin özellikle kıyafetine yönelik büyük eleştiriler getiren İspanyollar Arjantinli yıldızın giyim konusunda bu işi beceremediğini belirttiler. Ronaldo’nun birinci olması İspanyol ve Katalan medyasınıda karşıkarşıya getirdiler. Real Madrid’e yakınlığı ile bilinen Marca ve As gazeteleri Ronaldo’ya tam sayfa kapaktan yer vererek övgüler yağdırırken Barselona taraftarı Sport ve El Mundo gazeteleri,” en iyi olan kazanmadı ve rakamlar Messi’yi işaret ediyordu” başlıklarını attılar. Bu arada, “Kim daha iyi” tartışmalarına Barselonalı ve Real Madridli spor severler de yaptıkları montajlarla katıldılar. Real Madridli taraftarlar özellikle Messi’nin giyimine kafayı takarken Katalanlar ise Ballon D’Or 2013 kazanan Ronaldo’nun ödülünden Messi çıktı diye dalga geçtiler.DHA
Yerden Kaldırdığı Rakibine Geçildi
Muğla’nın Bodrum ilçesinde yapılan Atatürk Yol Koşusu’nda ’fair play’lik bir olay yaşandı. Konacık Cahit Özvezneci Ortaokulu’ndan Duygu Akaç (13), bitime 100 metre kala yerden kaldırıp yarışa devam etmesini sağladığı rakibi tarafından geçildi. Akaç’ın kameralardan tespit edilen bu davranışı nedeniyle İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından ödüllendirileceği ve amatör spor branşlarda fair play’e aday gösterileceği bildirildi. İŞTE O ANLAR Bodrum’da daha önce olumsuz hava şartları nedeniyle iki kez ertelenen Atatürk Yol Koşusu, geçen perşembe günü yapıldı. Ancak, koşunun ardından kamera kayıtları incelendiğinde ’fair play’e yakışan ilginç bir olay yaşandığı farkedildi. 70 kişinin katıldığı, Yıldız Kızlar 1500 metre kategorisinde, bitiş çizgisine 100 metre kala Merkez Turgutreis Ortaokulu’ndan Yasemin Duygu Ünal (13) yere düştü. Bunun üzerine Konacık Cahit Özvezneci Ortaokul’undan Duygu Akaç, rakibini elinden tutup kaldırdıktan sonra kendisini toparlayıp, yarışa devam etmesini sağladı. Aldığı destekle koşuya devam eden Ünal, kendisini yerden kaldıran rakibi Akaç’ı geçerek 12’inci oldu. İlk üçe giremeyen iki yarışmacının bu yardımlaşması arkadaşlarından alkış aldı. ’YİNE OLSA AYNI ŞEYİ YAPARDIM’ Yardım ettiği rakibi tarafından geçilen Akaç, 'Yardım ettiğim ve geçildiğim için asla pişman değilim. Yine olsa yine aynı şeyi yapardım. Yarıştan sonra arkadaşım da yardım ettiğim için teşekkür etti ama, geçtiği için de üzüldüğünü söyledi. Koşu sayesinde yeni bir arkadaşlığım oldu' dedi.’GÖNLÜMÜN BİRİNCİSİ O’ Yasemin Duygu Ünal ise kendisini yerden kaldıran rakibine teşekkür edip, 'O koştukça, ben de koştum. O anki heyecanla koşmaya devam edip onu geçtim. Ama buna sevinemedim. Çünkü bana yardım eden birini, geçmiş oldum. İkimiz de dereceye giremedik ama o benim gönlümün birincisi oldu' diye konuştu. Bodrum İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri ise kamera görüntülerinden tespit ettikleri bu örnek davranışı nedeniyle hafta içerisinde Akaç’ı çağırıp ödüllendireceklerini, amatör spor branşlarında fair play ödülüne aday göstereceklerini söyledi.
Türkiye'de Gay Futbolcular Var Ama Bunu Açıklamazlar
Yılmaz Vural: Piontek'in yardımcı antrenörlüğünü kabul etseydim, bugün Fatih Terim olmazdı. İyi ki önünü açmışım. Türkiye sayemde onu kazandı T24 Son dönemde İngiltere'de takım çalıştıracağı iddiasıyla gündeme gelen Yılmaz Vural, Türkiye'de futbolcular arasında eşcinsel futbolcuların olduğunu belirterek, 'Gay futbolcular var. Vücudunu yakın olduklarınla tanırsın. Gözümle bir şey yaparken gördüğüm yok, ama tavırlarında hissederim. Gay olmanın kabiliyeti etkilediğini düşünmüyorum. Onun özel hayatı. Ama hatırla bir hakem arkadaşımız ben 'gayim' dedi, meslekten atıldı. Bir futbolcunun bunu açıklaması imkansız' dedi. Posta gazetesinden Canan Danyıldız 'a konuşan Yılmaz Vural şike olaylarına da değinerek, 'Hiç karışmadım. Hep vardır şike yeni bir şey değil. Para var ortada. Bilmiyorum insanız sonuçta, dayanamayabilir insan. Ben temiz kalmak adına her şeyi yapıyorum. Kimse de ben yaptım demez! Hırsızsan, bu dünyada ödeneceğini biliyorum ama' ifadelerini kullandı. Yılmaz Vural'ın Posta gazetesine verdiği röportajdan satırbaşları şöyle: Gay futbolcular var değil mi? Var tabii. Çünkü kız yurtlarında lezbiyenlik, erkek yurtlarında da gaylik hep vardır. Vücudunu yakın olduklarınla tanırsın. Gözümle bir şey yaparken gördüğüm yok, ama tavırlarında hissederim. Gay olmanın kabiliyeti etkilediğini düşünmüyorum. Onun özel hayatı. Ama hatırla bir hakem arkadaşımız ben 'gayim' dedi, meslekten atıldı. Bir futbolcunun bunu açıklaması imkansız. Şike iddialarına ne diyorsun? Hiç karışmadım. Hep vardır şike yeni bir şey değil. Para var ortada. Bilmiyorum insanız sonuçta, dayanamayabilir insan. Ben temiz kalmak adına her şeyi yapıyorum. Kimse de ben yaptım demez! Hırsızsan, bu dünyada ödeneceğini biliyorum ama. 'Fatih şartlara göre davranıyor' Fatih Terim'i nasıl buluyorsun, showman mi? Fatih'i seviyorum, başarılı da buluyorum. Eski ve birbirimizi çok aradığımız arkadaşım. Fatih şartları çok iyi bilen ve ona göre davranan biri. bizde bir laf var ya 'Deveye diken insana...' diye.. Burada insan gibi davranıp insan gibi karşılık alamıyorsun maalesef. Fatih Terim'de böyle mi davranıyor? E görüyorsun işte! Medyaya en çok o bağırır, ses çıkarır vs. ama en çok medya desteği onundur. En çok o sevilir. Benim popülerliğim olabilir ama başarı anlamında ona yetişmek mümkün mü? Bu sayede iyi takımlara mı gidiyor dersin? Tabii... Galatasaray gibi güçlü bir takımınn başnda, sonra milli takım var. Zaten bu takımlara kim çalışsa 3'te 1 başarı şansı garanti. Ayrıca Piontek'in yardımcı antrenörlüğünü kabul etseydim, bugün Fatih Terim olmazdı. İyi ki önünü açmışım. Türkiye sayemde onu kazandı. Kendini gösterdi.
Reklam
Reklam
Panenka Penaltısı Nasıl Doğdu?
Adını unutulmaz penaltılara kazıyan adam… Bugünlere kadar uzanacak bir hikayenin yaratıcısı, bizzat o vuruşun nasıl ortaya çıktığını anlatıyor…Kaynak: FourFourTwo
Daum'un Sözleri Şaşırttı
Bursaspor Teknik Direktörü Christoph Daum, 4 hafta içerisinde 10 zorlu maça çıkacaklarını ifade ederek, bu süreçte 2 yada 3 futbolcu daha transfer etmek istediklerini söyledi.Bursaspor Teknik Direktörü Christoph Daum, Antalya kampını değerlendirdi. Kamp yaptıkları otele teşekkür eden Daum, her şeyin çok iyi organize edildiğini söyledi. Kamp ile ilgili bilgiler veren tecrübeli teknik adam, 'Sıkı idmanlarımız oldu. İdmanlardan hariç bir hazırlık maçı yaptık. Dün Hollanda temsilcisi RKC Waalwijk karşısında 2-1 galip geldik. Takım içerisinde futbolcular çok iyi çalışıyor. Gittikçe takım birbirini buluyor. Ben eminim bu ikinci devreye yansıyacaktır' dedi.Transferlere de değinen Alman teknik adam Daum, şöyle devam etti: 'Örneğin Yeşil Bursa'dan 3 tane arkadaşımız geldi. Kendi durumlarını gördü. Bence bu iyi bir şey. Onlarla konuştuğumuzda kendilerinin nerede gördüklerinin cevabını alıyoruz. Ethem arkadaşımız da yeni geldi. Genç ve yetenekli bir futbolcu. Önümüzde Bursaspor için iyi bir kazanç olacağını düşünüyoruz. Oğuzhan arkadaşımızda fiziksel olarak iyi ve süratli birisi. Belirli bir dönemden sonra kendisini takımda bulabilir ve yetenekli bir futbolcu. Fernandao, kesinlikle bize katkı sağlayacağını gösterdi. Brezilya'da 4 hafta önce ligler bitti. 4 haftayı idmansız geçirdi. Çok çalışıp bize katkı verecek. Kaliteli bir futbolcu olduğunu gösterecek.'Takıma 2-3 transferin daha yapılması gerektiğini ifade eden Daum, 'Bu transferlerin Bursaspor'a katkı verme adına olmasını istiyoruz. İkinci transfer periyodun da pek çok futbolcu önerildi. Bizde bize katkı verecek futbolcuyu transfer etmek istiyoruz. Önümüze baktığınız zaman 2-3 transferin hemen bize katılması önem taşıyor. Önümüzdeki 4 hafta içerisinde 10 müsabaka oynayacağız. Bu çok zorlu bir periyot. O yüzden o arkadaşlarımızın bize katılması önemlidir. Transfer istememin yanı sına takımımızı belli seviyeye getirmek adına önemli çalışmalar yapıyoruz. Buda çok önemli. Futbolcu arkadaşlarımız arzu ve istek içerisinde çok iyi çalıştılar. Onlara teşekkür ediyorum. Bunu da Bursaspor'a yakışır şekilde yapıyorlar' diye konuştu.'Transfer olmazsa mevcut kadro hedefe gidebilecek mi?' sorusuna ise Christoph Daum şu yanıtı verdi:'Motivasyonum yüksek derecede bu konuda çalışacağım. Futbolcularımla bunu yaşayarak hedeflerimiz adına her şeyi ortaya koymak durumundayız. Bu konuda kendim de göstermek durumundayım. Dua etmemiz gerekiyor. Kırmızı kart olmasın, sakatlık olmasın diye dua edeceğiz. Daha fazla namazlara gitmem gerekiyor.'Hedeflerinin Avrupa Kupalarına katılmak olduğunu belirten tecrübeli çalıştırıcı, 'Bunu iki şekilde yapabiliriz. Birincisi Türkiye Kupa'sında. İkincisi ise ligde ilk 5 içerisinde bitirerek yapabiliriz. Bunu da istiyoruz ve arzuluyoruz. Gerçekten yüksek bir motivasyonla bu çalışmaları yapıyoruz. Hedef adına ve Bursaspor için elimizden geleni yapacağız' açıklamasını yaptı.Transferler ve 4 hafta içerisinde oynanacak zorlu 10 müsabaka ile ilgili yönetimle görüştüğünü vurgulayan Daum, şöyle konuştu: 'Bu dönemde sakatlık ve cezalı futbolcu olabilir. Bunlar olduğu zaman bu müsabakalarda istenilen kaliteyi sahaya sunamıyorsunuz. Bu durumlarda kendi hazırladığımız futbolcuları oynatıyoruz. Bu arzu ve istek zaman zaman yetmiyor. Belir bir hedefleri koyduğumuz zaman kaliteye de ihtiyacımız var.'Alman teknik adam ikinci transfer dönemlerinin her zaman zor olduğunu belirterek, 'Almak istediğiniz futbolcuların mukavelesi devam ediyor. Onun için büyük paralar ödemek zorundasınız. Ya da diğer takımlar futbolcuları bırakıyor. Bu bıraktıkları futbolcular problemli olabiliyor. Gerçekten kolay bir periyot değil. Avrupa'da belirli ligler devam ediyor. Oradan futbolcuyu çıkarabilmek kolay değil. Kuzey Amerika bölgesine de bakıyorsunuz orada çalışmalarınızı yaptınız ve futbolcu buldunuz. Bizden rakip olarak Ruslar, Araplar ve diğer takımlar var. Oradan iyi futbolcu seçtiğinizde onlar rakip olarak karşınıza çıktığınız zaman zorlu bir dönem yaşayabiliyorsunuz' dedi.
Bu Sporcuları Ayakta Alkışlayacaksınız!
Sporun sadece bir oyun olduğunu bize hatırlatan, kaybederken bile kazanan, gerçek kazanan ve 'insan'ın sadece bir kelimeden ibaret olmadığını bize anlatan sporcuların bir derlemesi. İşte ayakta alkışlayacağınız 'insan'ların videosu:
Reklam
Ersin Düzen'den Sosyal Medya İsyanı
Ersin Düzen, canlı yayında sosyal medyadan atılan mesajları sert bir dille eleştirdi. Futbol Yorumcusu Ersin Düzen, 'Birlikte Çözelim' adlı programa konuk olurken sosyal medyanın kötü kullanımı ve yapılan küfürlü paylaşımları çok sert bir dille eleştirdi.
Skandallar Kralı Dennis Rodman!
NBA yıldızı Dennis Rodman, aykırı kişiliğinin yanı sıra sivri diliyle de gündemin tepelerinde yer almaya devam ediyor.Kaynak: AMKSpor
Ünlü Sunucu Haberleri Ağlayarak Sundu
Ntvspor spikeri Tuğba Dural 17:00 haberlerini sunarken bir anda göz yaşlarına boğuldu. Dural, Di Maria'nın Real Madrid'li taraftarlara yaptığı hareketle ilgili haberi sunarken ''Marca gazetesi''ni doğru telaffuz edememesi sonucu yönetmeninden azar işittiği iddia edildi.Ünlü spiker duyduğu sözlerin ardından gözyaşlarına hakim olamadı.
Reklam
Eşcinsel Olduğunu Açıkladı
Almanya Milli Takımı'nın eski oyuncularından Thomas Hitzlsperger, eşcinsel olduğunu açıkladı. Aston Villa, Everton, West Ham gibi kulüplerde forma giyen Hitzlsperger, Die Zeit gazetesine verdiği röportajda eşcinsel olduğunu açıklarken eşcinsel olan profesyonel sporcuların bir araya gelmesi gerektiğini söyledi. Hitzlsperger 52 kez Almanya Milli Takımı'nın formasını giyerken bir Dünya Kupası, bir de Avrupa Şampiyonası'nda forma giydi. Stuttgart ile Bundesliga zaferi yaşayan Hitzlsperger, geçtiğimiz Eylül ayında yaşadığı sakatlıklar sonrasında futbola veda etmişti.Kendisi için zorlu bir süreç olduğunu söyleyen Hitzlsperger 'Bir adamla yaşama fikri sadece birkaç yılda aklıma geldi. İngiltere'de, Almanya ya da İtalya'da eşcinsellik ciddi bir sorun değil. Ben utanılacak bir şey yaptığımı düşünmüyorum' ifadelerini kullandı. Eşcinselliğinin altında aranması gereken başka sebepler olmasın diye konuşmadığını açıklayan Hitzlsperger, futbol sahasında hoşlandığı isimler de olduğunu itiraf etti.Habertürk
Reklam
Messi'nin Değeri 400 Milyon Euro
Tam 4 Avrupa devinin talip olduğu Arjantinli, Cristiano Ronaldo’yu 3’e katladı Yaşadığı sakatlığın ardından çıktığı idmanı 13 bin 200 Barça taraftarının izlediği Lionel Messi, dünyanın 1 numarası oldu. PSG, Manchester City, Chelsea ve Bayern Münih, bonservisini umursamadan tangocu için sıraya girdi. UZUN süredir ismi başta PSG ve Manchester City olmak üzere pek çok kulüple anılan, serbest kalma bedeli 250 milyon Euro olarak açıklanan Barcelonalı Messi’nin piyasa değeri beklenenin aksine çok daha fazla çıktı. Cadena Sar Radyosu’na konuşan International Sports Marketing direktörü Gerardo Molina, Messi için kendilerine Avrupa’dan 4 kulübün değer araştırması yaptırdığını söyledi. Lionel Messi’nin şu an için 401 milyon 274 bin Euro değere sahip olduğunu açıklayan Molina, şu an bir kulübün devlet destekli sponsorlukla Arjantinli yıldızı transfer etmek için hazırlandığını açıkladı. PSG BİR TÜRLÜ PEŞİNİ BIRAKMIYOR MOLINA’nın yaptığı açıklamada 400 milyon Euro’yu vermeye hazırlanan kulübün devlet desteğini arkasında bulunduran Paris Saint-Germain olduğu belirtildi. PSG dışında herhangi bir bilgi verilmezken Chelsea, Manchester City ve Bayern Münih gibi kulüplerin 250 milyon Euro ödemeye hazır olmaları, diğer 3 kulübün üzerindeki soru işaretlerini de kaldırmış oldu. Molina, Real Madrid’in yıldızı Cristiano Ronaldo için de değer araştırması yaptıklarını açıklarken, verdiği rakamla herkesi şaşırttı. Molina, 400 milyon Euro’luk Messi’nin yanında Ronaldo’nun sadece 150-160 milyon Euro gibi bir değere sahip olduğunu dile getirdi. MEDYANIN GÖZÜ HEP ÜZERİNDE... BİR oyuncunun değeri hesaplanırken, medyadaki popülaritesi de önemli bir rol oynuyor. Messi’nin yüksek ücretinin en çarpıcı sebeplerinden biri, medyada sıkça yer almasıydı. Lionel Messi’yle ilgili haberlere, 145 ülkenin basınında yüzde 77 oranında yer verildi. Arjantinli’nin en büyük rakibi Cristiano Ronaldo, yüzde 32 ile ikinci, Wayne Rooney ise yüzde 17 ile üçüncü oldu. Medyadaki bu oran, Messi’nin şampiyonlar ligi’nde forma giymiş 900 futbolcunun neredeyse 82 katı haber değeri taşıdığını ortaya koyarken, aynı kategoride Barcelona da 98.1 puanla dünyada haberlerine en fazla yer ayrılan kulüp olma başarısı gösterdi. DEĞER NASIL HESAPLANIYOR? BİR oyuncunun piyasa değeri nitel ve nicel ölçümleri içinde barındıran 20 adımda gerçekleştiriliyor. Bu 20 adım oyuncu, medya ve marka itibarının birlikte yer aldığı 3 aşamada sonuca ulaştırılıyor. 13 bin 200 kişi izledi SAKATLIĞININ ardından cuma günü Barcelona ile ilk antrenmanına çıkan Messi üç gol atarken tribünleri dolduran 13 bin 200 taraftar yıldız futbolcuya “Hoş geldin” dedi. 3 AŞAMADA MESSI’NIN DEĞERİ 1- OYNADIĞI pozisyon, doğduğu ülke, uluslararası performansı, yaş ve sınırlandırması göz önüne alındı. Bu ölçüme, bugün spor sektöründe yer alan ve rasyonel bir değer olan ‘Sporcu takımın sadece aktif ve üretken bir üyesi değil aynı zamanda bir marka değeri yaratıcısı’ kavramı da eklendi. 2- Medyada yarattığı itibar ve etki planın ikinci aşamasını oluşturdu. Dünya medyasındaki konumu ve sürekli haber olma potansiyelinin yanı sıra, sosyal ağlar ve web siteleri içindeki ölçümleri de değerin hesaplamasında önemli bir katkı sağladı. Koray DURKALHürriyet
İşte Eusebio'nun Kariyeri
Kalp yetmezliği nedeniyle 71 yaşında hayata veda eden Eusebio, ardında başarılarla dolu bir kariyer bıraktı.Bir futbol yıldızı haline geldiği Benfica’nın Luz Stadyumu önünde heykeli bulunan Eusebio da Silva Ferreira, dünya futbolunda iz bırakan isimlerden biri olarak hayata gözlerini yumdu. Mozambik asıllı Portekizli futbolcu, 15 yıl giydiği Benfica formasıyla birçok başarıya imza atarken, İngiltere’deki 1966 Dünya Kupası’nda sergilediği performansla unutulmazlar arasına girdi. MOZAMBİK’TE BAŞLAYAN BİR FUTBOL YAŞAMI Eusebio, Mozambik’in Maptuto şehrinde Laurindo Antonio da Silva Ferreira isimli Angolalı demiryolları işçisi bir baba ve Elisa Anissabeni isimli Mozambikli bir annenin oğlu olarak 25 Ocak 1942 tarihinde dünyaya geldi. Ailesinin dördüncü çocuğu olan Eusebio, 8 yaşındayken babasını tetanozdan kaybetti. Babasını kaybettikten sonra annesi tarafından yetiştirilen minik Eusebio, futbola ilk adımını Benfica’nın Mozambik’teki pilot takımı Grupo Desportivo de Lourenco de Marques’de atmak istedi. Ancak burada kendisini ispatlama şansı dahi verilmeyen Eusebio takıma kabul edilmedi. Mozambik’te aynı zamanda taraftarı olduğu takıma kabul edilmeyen Eusebio, futbolculuk kariyerine Sporting Clube de Lourenco Marques’de başladı. 15 yaşındayken Juventus yetkilileri tarafından potansiyeli görülen Eusebio’nun, annesi izin vermeyince İtalyan takımına transferi gerçekleşmiyordu. İtalya’ya anne vizesi alamadığı için gidemeyen ve Mozambik’te kalan Eusebio, 2 yıl boyunca kulübünün genç takımında forma giydikten sonra yükseldiği A Takım’da şampiyonluk yaşamayı başardı. BAŞARILARLA DOLU BENFICA YILLARI 1960 yılında bu kez eski bir Brezilyalı futbolcu Jose Carlos Bauer’in dikkatini çeken Eusebio, Bauer tarafından önce eski takımı Sao Paulo’ya öneriliyor ancak buraya kabul edilmeyince 136 bin avro karşılığında efsane haline geleceği Benfica’ya transfer oluyordu. Transfer süresinde Benfica’nın en büyük rakiplerinden Sporting’in kendisini kaçırmasından korkan Eusebio, bir dönem Portekiz’den ayrılmayı düşünse de annesi tarafından kalmaya ikna ediliyor ve “Kartallar” ile 19 yaşında resmi sözleşmeyi imzalıyordu. Benfica formasıyla Atletico Clube de Portugal ile bir hazırlık maçında ilk karşılaşmasına çıkan Eusebio’nun, 4-2 galip gelinen maçta sergilediği performans ve yaptığı hat-trick kazanılacak büyük başarıların bir habercisi gibiydi. Ertesi yıl 20 yaşındayken dünya futbolunda adını duyurmaya başlayan Eusebio, 1961-1962 sezonunda takımının 3. tamamladığı lig mücadelesini 12 golle tamamladı. Ancak Vitoria Setubal’e karşı kazanılan Portekiz Kupası finalinde 2 gol kaydederek başarıda önemli rol oynadı. Portekizli futbolcu aynı sezon 1962 yılında Alfredo di Stefano’nun önderlik ettiği Real Madrid’e karşı oynanan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde 2 gol atarak, takımının 5-3′lük galibiyetle kupayı müzesine götürmesinde etkili oldu. “Kara Panter” aynı zamanda Paris’te düzenlenen özel bir turnuvada o yıllarda fırtına gibi esmeye devam eden Pele ile karşı karşıya geldi. Eusebio, Pele’nin takımı Santos’a karşı sonradan oyuna dahil olduğu turnuva finalinde 3 gol atmasına rağmen takımının 6-3′lük mağlubiyetine engel olamıyordu. Eusebio 1963, 1965 ve 1968 yıllarında Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde kaybeden Benfica takımının da bir parçasıydı. Kariyerinde ulaşılmadık başarı bırakmadığı Benfica formasıyla 15 yıl geçiren Eusebio, takımıyla son maçına 18 Haziran 1975′te çıktıktan sonra 33 yaşında futbol yaşamını Amerika kıtasında sürdürmeye başladı. BENFICA SONRASI YILLAR Eusebio, Benfica’dan ayrıldıktan sonra futbol kariyerine Amerika kıtasında devam etti. Amerikan Ulusal Futbol Ligi’nde Boston Minutemen’de geçirdiği kısa bir dönemin ardından aynı sezon Meksika Ligi takımlarından Monterrey’e transfer olan Eusebio, ilk Amerika kıtası macerasına lig şampiyonluğu yaşadığı Toronto Metros-Croatia’da son verdi. Bir yıl süren Amerika kariyerinin ardından ülkesine dönen “Kara Panter”, Beira-Mar’da forma giydikten sonra sakatlıkların peşini bırakmayacağı Las Vegas Quicksilvers ile bir kez daha Amerika serüvenine yelken açtı. Portekizli yıldız Las Vegas’ta sakatlıklarla boğuştuğu bir sezonun ardından Portekiz İkinci Futbol Ligi ekiplerinden Uniao de Tomar’da top koşturdu. Dizindeki sakatlığa rağmen futbol oynamaya devam eden Eusebio, kariyerini 1979 yılında 37 yaşındayken Amerika İkinci Futbol Ligi’nde New Jersey Americans’da sonlandırdı. MİLLİ TAKIM KARİYERİ Eusebio, 1961 yılının ekim ayında, ilk milli maçına 1962 Dünya Kupası Elemeleri’nde Lüksemburg karşısında çıktı. Portekiz, Eusebio’nun bir gol kaydettiği maçta Lüksemburg’a 4-2 kaybetmekten kurtulamadı. “Kara Panter” İngiltere’deki 1966 Dünya Kupası ile dünya futbolu sahnesinde adından söz ettirmeye başladı. Eusebio, Portekiz formasıyla elemelerde 7 gol kaydederek ülkesinin İngiltere biletini cebine koymasında önemli rol oynadı. Portekizli yıldız futbolcu elemelerde attığı 7 golün 4′ünü Türkiye karşısında kaydetti. Lizbon’da oynanan ve Portekiz’in 5-1 kazandığı mücadelede 3 gol kaydeden Eusebio, Ankara’da oynanan diğer karşılaşmada ise takımına 1-0′lık galibiyeti getiren golü atmayı başarmıştı. 1966 DÜNYA KUPASI’NDA EUSEBIO İngiltere’nin ev sahipliğinde düzenlenen 1966 Dünya Kupası, Eusebio’nun ismini tüm dünyaya ezberlettiği turnuva oldu. Eusebio’lu Portekiz, grupta ilk maçta Macaristan’ı 3-1 mağlup ederken, “Kara Panter” Bulgaristan’a karşı kazanılan 3-0′lık maçta takımının 2. golüne imza atıyordu. Portekiz, Eusebio’nun 2 gol kaydettiği ve Brezilya’yı 3-1 mağlup ettikleri gruptaki üçüncü maçta, son şampiyonun kupaya erken veda etmesine yol açtı. Çeyrek finalde Kuzey Kore karşısında 3-0 geriye düşen Portekiz’de geri dönüşün mimarı Eusebio, attığı 4 golle ülkesini 5-3′lük galibiyetle yarı finale taşıdı. Eusebio, 1966′da zafere ulaşan ev sahibi İngiltere’ye yarı finalde 2-1 kaybeden Portekiz’de tek gole penaltı vuruşundan imzasını attı. Yıldız futbolcu, Sovyetler Birliği’ne karşı 2-1 kazanılan üçüncülük maçında ise attığı tek golle Dünya Kupası’ndaki 9. golünü kaydediyordu. İngiltere’deki Dünya Kupası’nda 9 golle gol krallığına ulaşan Eusebio, “1966 Dünya Kupası kariyerimdeki en yüksek noktaydı. Yarı finalde kaybetmiş olabiliriz ama Portekiz futbolu kazandı” diyerek turnuvayla ilgili duygularını dile getiriyordu. Eusebio, 1970 ve 1974 yıllarında Portekiz ile elemelerde mücadele etmesine rağmen bir daha Dünya Kupası’nda sahne alamadı. Portekiz ile son maçına 19 Ekim 1973 tarihinde Bulgaristan karşısında 2-2 sona eren karşılaşmada çıkan “Kara Panter”, ülkesinin formasıyla mücadele ettiği 64 maçta kaydettiği 41 golle milli takımlar sahnesinden çekiliyordu. KİŞİSEL BAŞARILARI Eusebio 1965 yılında Avrupa’da yılın futbolcusu ödülüne layık görüldü. 1962 ve 1966 yıllarında ise oylamada ikinci sırayı aldı. “Kara Panter” 1968 ve 1973 senelerinde Altın Ayakkabı ödülünün sahibi olurken, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda 1965, 1966 ve 1968 yıllarında gol krallığı yaşadı. 15 sene içinde Benfica’nın 11 lig şampiyonluğu, 5 Portekiz Kupası kazanmasında büyük rol oynayan Eusebio, bu yıllar içerisinde 9 kez gol krallığı yaşadı. Eusebio kariyeri boyunca çıktığı 745 maçta, 733 gol kaydetme başarısı gösterdi.
Uğur Yücel: "Zevklerime Karşı Oburlaştım"
Ayşe Arman, yılın ilk röportajını ünlü sanatçı Uğur Yücel'le yaptı. Ayşe Arman / Hürriyet Ortalık toz duman... Riyakarlık, iki yüzlülülük, yalancılık diz boyu. Kaygan zeminler... Neye, kime inanacağını şaşırıyor insan... İşte böyle zamanlarda, güveneceği seslere kulak vermek istiyor. Uğur Yücel onlardan biri. Yılın ilk cumartesi röportajını Uğur Yücel'le yaptım. Dehaya yakın bir yetenek, çocuksu bir saflık, harbilik ve samimiyet... Huzurlarınızda solo Uğur Yücel! ESAS KIVANÇ BENİM GİBİ OLURSA HABER Pek çok insanın aksine 2013 sizin için iyi bir yıldı... -Öyle oldu valla. Kitap çıktı. Ardından, 'Soğuk' filmini çektim. Sonra, 'Benim Dünyam'a geldi sıra. Derken, 'Aramızda Kalsın'a başladım. 2013 kendime şaşacak kadar tempolu geçti. Planladığım her şey, istediğim gibi sonuç verdi. Darısı yeni yılın da başına... 'Benim Dünyam' için söylenmeyen, yazılmayan kalmadı. 'Film çalıntı' diyen de oldu, 'Duygu sömürüsü' diyen de... Siz neler söylemek istersiniz? -Hem bu ülkede hem dünyada, binlerce kez 'remake' yapıldı. Dahası, bizde yüzlerce film doğrudan çalıntı. Kimsenin sesini duymazsın. Ne hikmetse, artık benimle mi ilgili, TMC'yle mi bilmiyorum, neyi uyarlamaya kalksak, homurtular geliyor. 'Neee Sopranosmu?', 'Neee Black mi?' Kıyamet kopuyor! Sanki, insanların dinine hakaret etmişiz gibi. Oysa bu film yönetmeninden, yapımcısına izinli ve telifi ödenmiş bir film. Yok çalıntı! Yok arak! Daha neler! Bire bir çektik işte! Yeniden yapım. Amerika'da özellikle çok yapılır. Beğendikleri bir hikâyeyi kendi dillerinde, bire bir kopya ederek çekiyorlar. Çünkü insanlar, orijinaline gitmiyor, Japonca izlemiyor işte. 'Black' burada sinemaya girse 3000 kişi giderdi. Biz aldık aynısını biraz farklı yorumla çektik, toplam 1 buçuk milyon kişi izledi. 'Kötü olmuş işte!' derse biri tamam, bu bir eleştiri. Ama 'Nasıl yaparsınız?' ne demek? 'Çaldınız!' ne demek... Bence deli bir emek vardı. Bütün oyuncular müthişti. Görüntüler şiir gibiydi. Benim kalbimin içine işledi. 'Remake' olması da zerre kadar umurumda değil. Zaten baştan söylüyorsunuz. Nedir bu? Düşmanlık mı? Kıskançlık mı? -Bilemiyorum! Düşündüğünü özgürce söyleyebilme çağındayız. Anladık, çok güzel! Ama herkes fikir sahibi! Lafı ederken bir tartayım yok! Yine de ben, yergilere boyun eğerim, cevap vermem ve saygılıyımdır. Övgülere de teşekkürü borç bilirim. İnsanın, oğluyla çalışması nasıl bir şey? -Oğlumla değil, Can'la çalışmak çok güzel. O, dokuz yaşından beri benim kafa arkadaşım. Çok kendine özgü bir kişilik. Bir bütünlük. Gençliğimi, cesaretimi, özgüvenimi görüyorum onda. Benden zeki. Benden daha parlak görüyor hayatı. Aksi, hüsran olurdu. Gelişmeye karşı eksiklik olurdu. Can, benim nazarımda, hayatın sürekli gelişeceğine delalet. Hata yaptığı zaman gönül rahatlığıyla azarlıyor musunuz? Yoksa insan, oğluna torpil mi yapıyor? -Mesleki olarak hiç azarlamadım. Sitemlerim olmuştur belki. Ama o beni çok uyardı mesela... Zamanı ileride tutanlara saygı duymak lazım. Ben oğluma saygı duyuyorum. Belki de babamın bana duyduğu saygının devamı. Babam bana hayranlık duyar ve bunu hissettirirdi. Ben de babama çekmişim. 28 yaşındaki oğlumu bir bebek gibi seviyor, babam gibi saygı duyuyorum! Bir filmi, 'Oğlumla birlikte çektik!' diyebilmek insanı ne kadar gururlandırıyor? -Filmi sırtlayan o! İlk günden son güne filmin başında durdu. Bende anksiyete var. Oyunculuk beni korkutuyor... Nasıl yani? -'Performans anksiyetesi' adı. Bu bir hastalık ve ben hastayım. Bir filmden sonra başladı ve yıllarca oynayamadım. Bence hâlâ oynayamıyorum. Ama oğlum, bana hiçbir yönetmenin söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri söyledi. Çünkü yönetmen böyle olmalı. Oyuncu hep kamera arkasında bir 'göz' arar. O 'Canım'dı benim için. Gözümün nuru. Bence o çekti. Montajın, miksajın, müziğin de içindeydi. Sette de oğlunuz mu, yoksa herhangi bir çalışan mı? -O bir yönetmen. Fikir danıştığım, zamanı paylaştığım parçam. Ama sarıldığımda, biriciğim... O benim yakın dostum. Masa arkadaşım. Dert ortağım. Meslektaşım. Gülüp eğlendiğim biri. Birkaç gün görmediğimde feci özlüyorum. Hem oğlum hem arkadaşım olarak özlüyorum... KENDİM KADAR KİMSEYİ HIRPALAMADIM Bazı yönetmenlerin, mükemmeliyetçiliğinden ve bu yolda insanı delirtmesinden söz ederler. Siz nasıl bir yönetmensiniz? -'Direktör' ve 'yönetmen' laflarını sevmiyorum. Bu alanda en güzel unvanı Fransızlar kullanıyor: 'Gerçekleştiren.' Ben bunu tercih ederim. Sete gelmeden bütün herşeyi bitiririm. Sette aramam. Eğlenirim. İlk kez 'İkinci Bahar'da yönetmenlik yaptım. İlk gün sete doğru yürürken, Yeşilçam'ın kıdemli reji asistanlarından biri yüksek sesle bağırdı: 'Dikkat yönetmenimiz geliyor!' Kaçacak yer aradım! Sonra rica ettim: 'Abi böyle şeyler yapma, gelmem sete!' Ben yönetmenden ziyade, müzisyen karakterliyim. Neşeli bir orkestra şefi gibi. Disiplin kendiliğinden gelir. Oyuncuların ve bütün setin, mutlu olduğu bir sinemanın peşindeyim... Oyunculuk mu, yönetmenlik daha baştan çıkarıcı? -Yönetmenlik! Hayal kurup yazıyorsun sonra onu gerçekleştiriyorsun, bir de perdede izliyorsun. Muhteşem bir hayat. Film biter bitmez de yenisine başlamak istiyorsun... Peki sizce siz, hangisinde daha iyisiniz? -İkisini de, tam istediğim yere taşıyamıyorum! Biliyorum çünkü nasıl olması gerektiğini. Kubrick kadar biliyorum. Brando kadar biliyorum. Ama beceremiyorum işte! Ne çekebiliyor ne de oynayabiliyorum. Yetenek, bu eksikliği görebilmektir! Kendinle böbürlenmez yetenekliler. Ama şunu söyleyebilirim, oyuncuya yaklaşma ve oyun alma konusunda istediğime yakınım. Yönetmenliği çok seviyorsunuz ama bence siz oyunculuğunuzun doruğundasınız! -Ben hiçbir şeyin doruğunda değilim. Pardon, sadece hazlarım konusunda! Biliyor musun, ben tiyatroyu sabahları geç kalkmak için seçtim. Hiç hırsım yoktur. Kendimle gayet iyiyim. Unvanlarla, şan şöhretle hiç ilgilenmedim. Evde bir tane bile ödül yok. Bütün ödülleri arkadaşlarıma verdim. Başarı peşinde koşanları da anlayamıyorum. Gel gör ki sinemacı oldum. Gün ışığını kaçırmamak için, tavuklarla birlikte uyanıyoruyoruz şimdi. Yalan oldu hayaller! İyi de 'Hiçbir şeyin doruğunda değilim' demek, Uğur Yücel gibi olağanüstü bir oyuncuya ayıp etmek değil mi? -Başkasına ayıp etmiyelim de! Kendime hep ediyorum zaten. Monitörden kendi oyunlarıma bir yönetmen olarak bakıp, 'Beceriksiz herif!' diye bağırıyorum. Bu en hafifi. Kendim kadar kimseyi hırpalamadım şu hayatta... ZEVKLERİME KARŞI OBURLAŞTIM 56'sınız. 50'den sonra neler oluyor? -Lezzetler artıyor. Ruhsal olarak çok coşkulu bir hale geldim. Gözüm bir orda, bir burda. İtiraf ediyorum, 30'lu, 40'lı yıllardan daha renkli bir hayata geçtim. Kendimle olmanın tadını çıkarıyorum. Gecelere doyamıyorum. Müzik, resim, öyküler, kitaplar... Zevklerime karşı çok oburlaştım. Hayata daha güleryüzlü bakıyorum. Sakındığım herşeyi unuttum. Daha ortalıkta, daha çıplağım... Siz genel olarak iyimser misiniz? -Evet. Ama bak, hava bozacaksa erken sezerim! Var yani böyle bir yeteneğim... BİR TEKNE VE İKİ ODALI EV YETER Para sizin için ne ifade ediyor? -Bana bir tekne, iki odalı bir ev yeter. Tekne de iki üç kişi barındıracak kadar oldu mu tamam. İyi bir sistemden müzik dinleyecek, film seyredecek, kitap okuyacak ve şarap içecek kadar sağlıklıysam, başka ne isterim? Peki yaratıcılık ne ifade ediyor? -Yaratıcılık, insanın kendisiyle şakalaşması gibi. Kurcaladıkça kapılar açılıyor. İnsan, kendi de şaşıyor gördüklerine. Rüya görmek gibi. 'Yaratamıyorum' diye bir tasaya hiç düşmedim. Ama 'Yaratmam lazım' çok dedim. Tutkulu değilim. Fazla şeye eğimliyi, bu yüzden büyük bir yaratıcı olamadım. O halde dert yok! İktidar ne ifade ediyor? -Hem gündelik hayatta hem evrensel anlamda: 'Erkek savaşları.' Aile reisi olmak, topluma sahip olmak, toprak sahibi olmak, toprak genişletmek... Kendini, erkini, ırkını sürdürme azgınlığı... Bütün acılar, bu ebleh, faşişt ruhlu toramanlar yüzünden yaşanmadı mı! Mussolini, Franco, Hitler, Bush... Tiplere bak! Geride bıraktıkları acılara bak! Milyonlarca masum ceset ve ağlayan kadınlar, analar... İSTEYEN GELİR! Güvendiğiniz insana canınızı verirmişsiniz... -Evet, ben safımdır. Çabuk inanırım. Her şeyimi ortada bırakırım. O yüzden çok zaman dımdızlak tek başıma kaldım... Aşk peki?-Ben kolay yönetilecek biri değilim. Kendi arazim çok geniş, verimli ve renkli. Özgürce koştururum ve oradan çıkmak istemem... İsteyen gelir! GÖBEK BERBAT BİR ŞEY Kilolu halinizi beğenenler ve oynadığınız rollere uygun olduğunu düşününler var... Siz beğeniyor musunuz? -En beğenmediğim yanım o! Yanlış anlama, şişmanlık görünüm olarak hiç derdim değil. Bir resmimi çekmişler mayolu, 'Uğur Yücel ne hale geldiii, az sonraaaaa!' Ulan, ben Kıvanç mıyım? O, benim gibi olursa haber! Ben, halden hale geçerim... Kime ne! Ama şişman davranış biçimini kaldıramıyorum. Eğilip kalkamamak... Yataktan doğrulamamak... Yelken açarken, nefes nefese kalmak... Abul abul yürümek... Bunlar berbat! Göbek de öyle... Ama Allah'a şükür sağlığım iyi. Fakat böyle giderse, kötü olacak... Yani kilo vermeyi düşünüyorsunuz? -En çok onu düşünüyorum! Bön bön düşünüyorum duvara bakıp... Nasıl zayıflarım diye... Bu yüzden yaratıcılığa vakit kalmıyor! Çünkü makarna ve şarap götürürken, 'Zayıflamam lazım yaaa!' demekle olmuyor... Şaka bir yana, ben doymak için yemem... Tadmak için yerim. İçkiyi de öyle içerim... Yeni yıl hedefleriniz arasında 20 kilo vermek var mı? -İçkiyi azaltmak istiyorum. Hatta, toptan bırakmayı düşünüyorum. Bu düşünceyle ölebilirim. Çünkü yıllardır düşünüyorum. Düşünceli insan olunca da, daha çok içiyor insan! İçince de daha çok düşünüyor! Düşünmeyi de çok seviyorum! Güzel laftır: 'In Vino Veritas' (Hakikat, şarapta gizlidir)! Hayatım aptallıklarla dolu Hastalık seviyesinde tevazu sahibisiniz... -Benim derdim kimseye örnek olmak değil, hissettiğim gibi konuşuyorum. Evet, kendini önemseyen insanlar topluluğuyuz. Evet, sıradanlıktan çok uzağız. Hele bizim dünya... Yetersizlik abidesi bir sürü muhteris, konuştuğunda kendini dünya çapında zannediyor! Bir de bize bak, paralanıyoruz. Buna tepki olarak, tevazu gösteriyorum belki de... Ama yok! Gerçekten böyle hissediyorum. Bir taraftan da, kendini böyle bir 'hiç'miş gibi göstermek megolamanyak bir ruhun göstergesi. Bazen ben de öyle miyim diye süpheleniyorum. Ama yok, değilim, içtenlikle söylüyorum. Siz bir bakışınızda insanın röntgenini çeker misiniz? -Evet! Ama bu, ona kanmıyacağım anlamına gelmiyor maalesef. Göz göre göre bataklığa girerim! Ben sizi çok zeki buluyorum, siz kendinizi nasıl buluyorsunuz? -Zeka muhtelif. Çok çeşitler içeriyor. Bütünüyle zeki olunur mu bilmem. Kendimi zeki bulmam ben. İç güdülerim kuvvetli. Kendime doğru yolculuk yapmayı becerdim. Tulumumu çıkardım. Çıplaklığı buldum. Bu yanımı seviyorum. Bunun için zekâ gerekli diyebiliriz. Ama hayatım, hatalarla, aptallıklarla dolu. Mesela yıllarca herkesin bildiği bir sürü şeyi ben görememişim. Hem de önümdeyken. Paranoyak olmama rağmen. Bunu ancak bir aptal göremez. İşte ben oyum! ARTIK BARSELONA'YI TUTUYORUM Beşiktaşlı olduğunuz için ne kadar gururlusunuz? -Beşiktaş' ın bende sukunetli ve ayrıcalıklı bir yeri var. Hep daha sportmen geldi. Daha namuslu. Kalantorların değil, halkın takımı. Ama Lucescu giderken, 'Burası Çavuşesku dönemi gibi!' dedi. Ardından ne çingeneliği kaldı ne bilmem nesi! Nasıl döküldü dokunulunca bütün bina, gördük geçtiğimiz yıllarda. Beşiktaş sadece bir semt benim için. Ben, Türk futbolundan soğudum. Artık Barselona'yı tutuyorum! GÜZEL MAKARNALAR, BALIKLAR, SALATALAR YAPARIM Çok dostunuz var mı? -Ne mutlu bana ki var. Ben aranan bir adamımdır! Bu da hoşuma gider. Güzel makarnalar, balıklar, salatalar yaparım. İyi müzikler çalarım. Özen gösteririm dostlarıma. Dertlerini kendime katarım. İnsan ağırlarım. Cebimde ne varsa ortadadır. Kendimi hunharca yaralarken, iyi taraflarımı da görmem gerek. İyi dostumdur. SOLO BİRİYİM Bu ülkeden çekip gitmek istediğiniz oluyor mu? -Çok oldu. En çok da, bir tekneye binip, tamamen yok olmak istedim. Ben solo biriyim. Tek başıma olmaktan çok zevk alırım. Tek başıma tekneyle okyanus geçme hayalim var hâlâ. Ünlü bir Fransız yelkenci, dünya turunu birincilikle bitirip finish'e doğru yaklaşırken, kendisini karşılayan büyük kalabalığı ve şehir gürültüsünü görünce geri dönüp, tekrar aynı tura başlamış. Ben oyum işte. Solo! Oğlum olmasaydı kesinlikle giderdim. Zaten onun varlığı, beni bir sürü çılgınlık yapmaktan alıkoydu. Kaybolur giderdim belki bir vakitler olmadık yerlerde. İyi ki varmış. Böyle mutluyum. Artık sizi hiçbir şey şaşırtmıyor mu? -Hayata karşı serin bir tepedeyim. Biraz daha fazla kendime değer vermeye başladım. Olan bitenle ilgimi kestim. Türkiye'de son dönemde yaşananlar için ne düşünüyorsunuz? -Son dönem yaşananlardan çok, son yüzyılda neler yaşanmış diye düşünmenin zamanı. Esas içi açılmayan, toplu cinayetler, kitlelerin imhası, toplu kıyımlar, ağır devlet faşizmi! Oraların içi açılmadıkça, bugünü anlamak zor. Tarihine bakacaksın, yüzleşecek, utanacaksın ve olan biten her şeyi bütün gerçekliğiyle çocuklarına doğru anlatacaksın. Minik faşistler yaratırsan sürekli, bu ülke bataklıktan çıkamaz! Minik, özgür, dünya insanları yaratalım.. 20'LERİNDE BİR SEVGİLİM OLABİLİR Mİ? 50'lerde aşk sizin için ne ifade ediyor? -Uzun yıllardır aşka karşı temkinliydim. Şimdi gardım düştü. Çünkü çabuk unutmak da bir olgunlukmuş. Unutulamaz sanıyordum. Unutuluyor ve hemen yenisine kapılıveriyor insan. Artık aşk acısı çeken genç arkadaşlarıma gülümsüyorum ve parmak şıklatıyorum: 'Haydi, yenisi bekliyor! Zıpla...' 50'sinden sonra Zorba gibi yaşayacaksın. Çünkü yokuş aşağı gidiyoruz... Sizin 20'lerinde bir sevgiliniz olabilir mi? -Yok, olmaz herhalde! 'Korkma kızım, bak Uğur Amca! Cici! Noel Baba gibi! Bi şey yapmaz!'... Oğluma, 'abi' mi diyecek? 'Can abi, bu baban çok tatlişko bir şey...!' Gerçi eskiden, 'Bu yaştan sonra olur mu? Bak kaç yaşına geldik filan' denir ve yaş dönemleri belirlenirdi. Hayat değişti. Yok artık duraklama, gerileme, tık yok olma devri. Varsa da, ben hiç farkında değilim. Bu nedenle, hâlâ herkesi evine ben bırakıyorum. Ya da en geç ben uyuyorum. Başımıza gelmedik kalmayacak bu gidişle! Pardon, ilk yirmiler, son yirmiler miydi soru...
Yedi Yaşındaki Çocuktan Mektup
Futbolu neden seviyorsunuz? Güzel çalımlar, muhteşem şutlar, yıldızlar ve golleri? Yedi yaşındaki Rory aslında futbolun güzelliğinin sadece bunlar olmadığını gösterdi. Liverpool bu sezon eski günlerini hatırlatır bir performans sergiliyor. Premier Lig'in ilk yarısını domine eden kırmızılıların belki de moralini bu tür mektuplar yerine getiriyor, motive ediyor. Yedi yaşındaki Rory McGowan bir Liverpool taraftarı. Hem de koyu bir Liverpool taraftarı... Muhtemelen okuma yazmayı yeni öğrendiği bu dönemde, ilk mektubunu kız arkadaşına değil, hayatının aşkı Liverpool'a yazmış.İşte minik Rory'nin Liverpool Teknik Direktörü Brendon Rodgers'a gönderdiği mektup... 'Sayın Bay Rodgers, Ara transfer döneminde gerçekten iyi oyuncular satın alabilir misiniz? Juan Mata'yı almayı çok isterim çünkü kendisi çok deneyimli ve pozisyon yaratabilen bir oyuncu. Belki Michu ve Cabaye'ı da deneyebiliriz. Bununla birlikte bence Reina'yı geri almalıyız. Liverpool'u çok seviyorum. Liverpool-Swansea maçını izlemeye geleceğim. Bu benim annem ve babamın yeni yıl hediyesi. Zaman geçmek bilmiyor. Belki geldiğimde orada görüşürüz. Rory McGowan (Yaş: 7)
Reklam