50 Yaşından Önce Kalp Krizi Geçiren Kadınların Sonraki 10 Yılda Ölme Olasılığı Erkeklerden Yüksek
ANKARA (AA) - Kalp krizi geçiren 50 yaşın altındaki kadınların, krizden sonraki 10 yılda ölme olasılıklarının erkeklerden daha yüksek olduğu bildirildi. Independent'ın haberine göre, Harvard Tıp Okulu'ndan Profesör Ron Blankstein liderliğinde yapılan çalışmada, yaş ortalaması 45 olan ve ilk kalp krizini 2000-2016'da geçiren 400'den fazla kadın ve 1700 kadar erkek izlendi.Kadın ve erkeklerde, hastanede ölüm veya krizi izleyen 11 yıllık sürede kalple bağlantılı ölüm oranları neredeyse aynı olurken; bu dönemde kardiyovasküler rahatsızlıkların dışındaki sebeplerden yaşamını yitirme olasılığının kadınlarda erkeklerden 1,6 kat daha fazla olduğu gözlendi. Uzmanlar, bunun altında sigara kullanımı, diyabet, depresyon ve diğer psiko sosyal risk faktörlerinin yatıyor olabileceğini vurguladı. Bu faktörlerin, kadınlarda östrojen hormonunun koruyucu etkilerini bastırıyor olabileceği ifade edildi. Blankstein, 'Hastanedeki ölümleri çıkardığımızda takip edilen dönemde erkeklerde 157, kadınlarda 54 ölüm gerçekleşti. Sırasıyla yüzde 9,5'e yüzde 13,5. Bu önemli bir fark. Genç yaşta kalp krizi geçiren kadınlar sıklıkla erkeklerle benzer semptomlara sahip oluyor. Ancak diyabet ve daha düşük sosyo ekonomik statü olasılıkları erkeklerden yüksek.' değerlendirmesinde bulundu.
Levent Buda Yazio: Unutanları Unutma!
21 Eylül Dünya Alzheimer Hastalığı Günü. Amaç hastalığa dikkat çekip, toplumsal farkındalık yaratmak. Bence de bilgilendirici etkinlikler ile kutlanması gereken bir gün. İşte bu yüzden ben de daha önce yazdığım bir yazıyı yeniden gözden geçirerek sizlerin okuması için Onedio Yazıo’daki köşeme yerleştiriyorum. Kanepeye oturmuş ve hafta sonunu nasıl geçireceğini bilemez bir hâlde bir film açmaya karar vermişti. Uzun zamandır izlemek istediği “Still Alice” filmini başlattı. Güzel bir kış çayını da eline almıştı. Alice’in koşu sırasında yolunu kaybettiği sahne ile birlikte birden çok yoğun endişe yaşamaya başlamıştı. Çünkü annesini demans yüzünden kaybetmişti ve bu sahne ile o günleri tekrar yaşamış, aklına ikircikli duyguları gelmiş ve sonuç endişeye dönüşmüştü. Ya ben de olursam düşüncesi dayanılmaz bir hâl alıyordu. Hem üzüntü, hem de endişeyi içerisinde barındıran bu durumu sık sık tekrar ediyor ve ne yapacağını bilmiyordu. 'Bu filmi de niçin açtım?' diye düşündü. Film ilerledikçe Alice’in hastalığının genetik geçişli olduğunu öğrenmesi ile birlikte endişeleri iyice arttı. Annesini kaybedeli dört yıl olmuştu ve hiçbir genetik test yapılmamıştı. 'Acaba yaptırmalı mıyım?' diye düşündü. Hoş yaptırsa eline ne geçecekti. Ellili yaşlarına yaklaşmıştı ve yalnızdı. Hiç evlenmemişti ve çocuğu olacağı da yoktu. Acaba gelecekte demanslı olacağını bilmek ne işine yarayabilirdi? 'Sadece endişelerimi büyütecek' diye düşündü ama bu kaygılı durum da dayanılır gibi değildi. Acaba bir psikiyatriste mi gitmeliydi?
Şeyda Betül Kılıç Yazio: Hayalet Babalar
Danışmanlık odasında çocukluğumu sormayacak mısınız, diyen danışanlarımı anımsayıp, tebessüm ederek bu haftaki yazıma başlıyorum. Çocukluk anılarımıza odaklanmak, bazen derdin kendisi, bazen de şifalı bir farkındalık içerir. Bugünkü kendimizi anlamaya çalışırken, dünkü kendiliğimizi anlamamız ihtiyaçtır. Tam da bu nedenle bugünün acılarının geçmiş acılarla ilişkisini anlamak, anlamlandırmak isteriz.
Tepki Çeken Uygulama Sürüyor: Çocuklar Anneden İcra Yoluyla Alındı
Ümraniye'de 4 çocuğu ile birlikte yaşayan Lübnanlı kadın, velayeti kendisinde olan çocuklarının boşanma aşamasında olduğu yine Lübnan vatandaşı eşi tarafından icra yoluyla apar topar elinden alındığını söyleyerek, çocukların kendisine verilmesini istedi. Çocuklarının ayakkabıları olmaksızın aşağı indirildiğini, diyabet hastası bir çocuğunun da heyecandan bayıldığını öne süren kadın, karara itiraz edeceğini söyledi.
Reklam
Dikey Bahçeler Havadaki Kirleticileri Filtreliyor, Sera Gazı Salınımını Azaltıyor
İSTANBUL (AA) - ZEYNEP RAKİPOĞLU - Çevre Mühendisi Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dikey bahçe sistemlerinin havadaki kirleticileri filtre ettiğini belirterek, 'Aynı zamanda karbondioksit dediğimiz sera gazı salınımının azalmasına neden oluyor. Ayrıca bulunduğu bölgenin iklimini pozitif etkiliyor.' değerlendirmesini yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) şehir genelinde kara yolu kenarındaki duvarlarda bulunan dikey bahçeleri kaldırarak, yerine 'Konuşan Duvarlar Projesi' kapsamında grafiti çalışması başlatması tartışmalara yol açtı. Daha önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarlığı ve Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Çevre Mühendisliği Bölüm Başkan Yardımcılığı, İBB Çevre Koruma ve Geliştirme Daire Başkanlığı görevlerinde bulunan Çevre Mühendisi Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dikey bahçelerin kaldırılmasına ilişkin, AA muhabirine değerlendirmede bulundu. İstanbul'da kişi başına düşen yeşil alanın kent genelinde yaklaşık 5 metrekare olduğunu, Avrupa ülkelerinde kişi başına 15 ile 50 metrekare arasında yeşil alan düştüğünü dile getiren Öztürk, Dünya Sağlık Örgütü'nün şehirlerde kişi başına düşen yeşil alanın asgari 9 metrekare olmasını istediğini aktardı. Yaklaşık 15 milyonu barındıran İstanbul'un yeşil alan fakiri bir şehir olduğunu, bunun insan sağlığı ve ekolojik denge üzerinde olumsuz etkiler meydana getirdiğini ifade eden Öztürk, kentteki yeşil alan miktarının artırılması için Millet Bahçeleri gibi yeni park alanları yapılması, dere yataklarının ve yolların yeşil koridorlara dönüştürülmesi, sahillerin ağaçlandırılması ve yeşil olmayan dokuları yeşil alana dönüştürücü planların uygulamaya konulması gerektiğini belirtti. Bu önemli projelerden birinin de Avrupa ve Amerika'nın birçok şehri ile dünyadaki pek çek ülkede yaygın olarak uygulanan dikey bahçe ve yaşanabilir duvar sistemi olduğuna işaret eden Öztürk, çoğu şehirde ekolojik hayatı yaşatmak ve kişi başına düşen yeşil alanı artırmak için dikey bahçeler yapıldığını anlattı. İstanbul'da bugüne kadar yapılan yeşil duvarların 45 bin metrekare, Berlin'de ise bu değerin yaklaşık 250 bin metrekare olduğunu kaydeden Öztürk, şöyle konuştu:'Dikey bahçelerde amaç, şehrin havasını kaliteli hale getirmek, egzozdan çıkan kirlilikleri azaltmak. Egzozdan çıkan kirleticiler insan sağlığı ve çevre için çok zararlı. Buradan da en fazla çıkan kirleticilerden bir tanesi azot oksitler, diğeri de PM2.5 ve PM10 dediğimiz ince partikül maddeler. Bu partiküller solunum yoluyla ciğerlere kadar ulaşıyor ve sağlık üzerinde çok ciddi olumsuz etkiler meydana getiriyor. Hava kirliliği ölçümünün insan sağlığı üzerindeki bağlantısını kurarken 2 kirleticiye bakarız. Birincisi azat oksit, ikincisi de PM2.5 kirleticileri. Bu iki kirletici artarsa o şehirde ölüm ve hastalık oranları da artar. Bu kirleticileri durdurmak için yeşil koridorlar, yeni park alanları ve yeşil duvarlar yapılmalı.''60 metrekarelik dikey bahçe yılda 40 ton hava kirleticisini filtreliyor' Dikey bahçelerin sadece Türkiye'de değil, dünyanın değişik ülkelerinde de uygulanan bir metot olduğunu dile getiren Öztürk, 'Bu gelecekte ülkelerin daha fazla yayınlaştıracağı ve uygulayacağı bir teknoloji. Türkiye de bu teknolojiye uzak kalmamalı. Yıkarak değil de yaparak, daha kaliteli hale getirerek, şebeke suyu yerine yağmur suyunu kullanarak ve sistemi iyileştirerek bu yapı daha iyi noktaya taşınabilir.' değerlendirmesinde bulundu. Prof. Dr. Öztürk, dikey bahçe sistemlerinin sağladığı yararlara ilişkin şu bilgileri verdi:'Bu yapılar havadaki kirleticileri filtre ediyor. Aynı zamanda karbondioksit dediğimiz sera gazı salınımının azalmasına neden oluyor. Ayrıca, bulunduğu bölgenin iklimini pozitif etkiliyor. Mesela, 60 metrekarelik bir alandaki dikey bahçe uygulaması, bulunduğu ortamda yılda 40 ton hava kirleticisini filtre ediyor. Egzozlardan çıkan ağır metalleri önemli oranda filtre ediyor. Yani 60 metrekare bir alanda 15 kilogram ağır metali filtre edebiliyor. Ağır metaller de solunum yoluyla ciğerlere kadar ulaştığında kanser etkisi yapıyor. Öte yandan, 1 metrekare alanda 2,3 kilogram karbondioksiti yutuyor, yani emiyor. Yerine de yine 1 metrekarede 1,7 kilogram oksijen yani taze hava salımlıyor. Böylece bulunduğu yerde denge sağlanıyor.' 'İnsanların yoğun olduğu yerlerde canlıyı kaldırıp da cansıza dönülmez'Dikey bahçeler konusunda İBB'nin çözüm odaklı davranması, sistemi ekonomik olarak işletecek modeli araştırarak, iyileştirme yapması gerektiğini dile getiren Öztürk, 'Bir yerde can var, hava kirliliğini ve sera gazını azaltıyor, yeşil alanı artırıyor. İnsanların daha mutlu ve huzurlu olmasına katkı sağlıyor, stresini ve asabiyetini azaltıyor, moralini düzeltiyor. Böyle olumlu ve pozitif etkisi var. Siz bunların hepsini kaldırıyorsunuz. Çevre profesörü olarak diyorum ki bunu iyileştirseydiniz, canlandırsaydınız, cansız bir şeye yönelmeseydiniz. İnsanların yoğun olarak geçtiği yerlerde cansız bir yapı yapılmaz, canlıyı kaldırıp da cansıza dönülmez. İtirazım buna. Zaten İstanbul beton yığını, beton yığınının içinde yine bir beton yapıyı göze alıp bu şekle dönülmez. Park ve Bahçeler Daire Başkanı da bunu savunamaz. O da bir profesör, orada öyle bir fotoğraf veremez. Çünkü o, şehrini canlandırmak ve yaşatmak için uğraşmalı, betonlaşmak için uğraşmamalı.' ifadelerini kullandı. Öztürk, beton üzerine grafiti uygulamalarının yağış rejiminden etkilenmeyen, tren ve metroların geçtiği yer altlarındaki galerilere yapılabileceğini söyledi. Dikey bahçe sistemlerinin insan trafiğinin yoğun olduğu, ağaçla, çalı ve bitkilerin olmadığı, toprağın minimum seviyede olduğu ya da hiç olmadığı cadde, yol ve meydanlarda uygulanabileceğini belirten Öztürk, şunları kaydetti:'Dikey bahçe sistemi 2 şekilde uygulanabilir. Birincisi, etrafında hiç toprak olmayan duvarların yeşil alana dönüştürülmesi. Duvarda yeşilliklerin yerleştirilmesi için alt yapı hazırlanıyor. Sonra çeşitli bitki türleri saksılarla yerleştiriliyor ve bu alanlar canlı hale getiriliyor. İkincisi de üst kısmı toprak olan duvarların yeşillendirilmesi. Bu konuda İBB'deyken sarmaşık türünü çok önemsedik ve yoğunlaştırdık. Üst kısmında toprak olan duvarlara sarmaşıklar ektik ve onu yola saldık. Böylece yoldaki o çirkin görüntüyü yok edip, sarmaşıklarla bu doğal örtüyü korumak mümkün.''Keşke yeşil alandan değil de başka alanlardan tasarruf edilse'Prof. Dr. Öztürk, dikey bahçelerin ve yeşil koridorların artırılmasının önemini vurgulayarak, 'Yurt dışındaki örnek incelenmeli ve geliştirilmeli. İstanbul'da yeşil alan bakımından yapılacak birçok iş var. Yıkarak değil, yaparak geliştirmek gerek. 'Tasarruf edeceğiz.' deniliyor. Keşke yeşil alandan değil de başka alanlardan tasarruf edilse. Pahalılığa devam edilmesini de kesinlikle kabul etmiyorum. Bunun ekonomik hale getirilerek, geliştirilmesini öneriyorum. Betonları boyayarak İstanbullunun havasına nefes verilmez. İstanbul'un yeşil alana ihtiyacı var.' diye konuştu. Meksika'da dikey bahçe ve yeşil koridor uygulamalarında şebeke suyu yerine yağmur suyu kullanıldığını, akıllı sulama, gübreleme ve ilaçlama tekniğiyle bitkilere can verildiğini anlatan Öztürk, dikey bahçelerde bulunulan yerin iklim şartlarına uygun bitki ekiminin önemine dikkati çekti. 'Yeşil alan candır, kelebektir, kuştur, arıdır, börtü böcektir.' diyen Öztürk, yeşil alanların sadece insanlar değil bütün canlılar için gerekli olduğunu sözlerine ekledi.
Reklam
Sağlık Bakanı Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı'nın Ardından Açıklamada Bulundu: (1)
ANKARA (AA) - Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 'Enfeksiyonun yaygınlığı ve bağışıklık durumunu ölçmek için 153 bin kişiyi kapsayan bir saha taraması yapmış, sonuçlarını da kamuoyuyla paylaşmıştık. 15 Ekim'de bu saha taramasını tekrarlıyoruz. Toplumun tamamını yansıtacak büyüklükte bir örneklem üzerinde çalışma yapıyoruz.' dedi. Koca, Bilkent Yerleşkesi'nde gerçekleştirilen Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı'nın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.Yaklaşık 10 aydır bütün dünyada ana gündemi pandeminin oluşturduğuna ve Kovid-19 hakkında artık çok fazla bilgiye sahip olunduğuna işaret eden Koca, 'Genel olarak yaşantımız ise dünya ölçeğinde etkili bu salgından giderek daha az zarar görüyor.' ifadesini kullandı.Salgının maske, mesafe ve temizlik tedbirlerine uyuldukça gerilediğinin, bu tedbirlerden vazgeçildikçe tırmanışa geçtiğinin hem Türkiye hem de dünyada görüldüğüne dikkati çeken Koca, 'Maskenin koruyuculuk özelliği konusunda yeni veriler ortaya çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü iki gün önce, 12 Ekim'de grip güncelleme raporunu yayımladı. Bu raporda grip mevsimini yaşamış olan güney yarım kürede Avustralya, Yeni Zelanda, Orta ve Güney Amerika gibi yerlerde bu yıl bu enfeksiyonun çok seyrek görüldüğü bildirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, grip vakalarının azalması sonucunu maske, sosyal mesafe ve el hijyenine bağlamaktadır. Yapılan bazı araştırmalar koronavirüs tedbirlerinin grip ve benzeri bazı enfeksiyonları yüzde 35 civarında, diğer bazı araştırmalarsa en az yarı yarıya azalttığını ortaya koymakta.' bilgisini paylaştı. 'Tedbirlere uyarsak iki hastalıktan birden korunmuş olacağız' Bakan Koca, 'Ekim ayındayız, gribin en yaygın olduğu günlere girdik. Koronavirüse karşı alacağımız tedbirler bizi gripten de koruyacak. Tedbirlere uyarsak iki hastalıktan birden korunmuş olacağız. İki ayrı virüse karşı tedbir aynıdır.' uyarısında bulundu. Gribin ölüme yol açabilen bir hastalık olduğuna, özellikle kronik karaciğer, kronik akciğer, kalp, hipertansiyon, diyabet gibi hastalığı olan, vücut direnci düşük kişilerin gribal enfeksiyonlar sonucu hayatını kaybedebildiğine dikkati çeken Koca, koronavirüs tedbirlerine uyarak bu hastalığa karşı da ciddi bir başarı elde edilebileceğini vurguladı. Koca, DSÖ'nün Türkiye hakkında yayımladığı rapora değinerek, bu raporun bütün Avrupa ülkeleri içinde bir ilk olma özelliğine sahip olduğunu, Türkiye'nin pandemiye karşı elde ettiği başarının raporda kapsamlı bir şekilde ele alındığını anlattı. Raporda Türkiye'nin en zengin ülkeler arasında olmamasına rağmen salgınla mücadelede en cömert davranan ülkelerden biri olduğunun vurgulandığını belirten Koca, Türkiye'nin temaslı taraması ile vaka tespiti, izolasyonla riski kontrol altına almaya yönelik stratejisi, erken tanı ve tedaviye dayalı klinik uygulamalarına raporda vurgu yapıldığını ifade etti. Koca, Avrupa Birliği İlerleme Raporu'nda da Türkiye'de mart ayında başlayan Kovid-19 pandemisi çerçevesinde Sağlık Bakanlığının halk sağlığını koruyucu ve sağlık kuruluşları ile sağlık personeli üzerindeki yükün artmasını önleyici tedbirleri vakit kaybetmeden uygulamaya geçirdiğinin aktarıldığına dikkati çekti. Raporda, 'Türkiye'nin sağlık sistemi Kovid-19 pandemisinin gereklerini sağlayabilecek güçtedir. Sosyal güvencelerine bakılmaksızın herkese ücretsiz test ve tedavi imkanı sağlamıştır. Türkiye krizin erken döneminden itibaren Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkeziyle iş birliği içinde çalışmaktadır.' ifadelerinin yer aldığını belirten Koca, bu hususların Türkiye'nin küresel salgına karşı savaşını küresel standartlarda verdiğini gösterdiğini vurguladı. '15 Ekim'de saha taramasını tekrarlıyoruz' Bakan Koca, bu standartların Türkiye'nin başarısının sadece bir kısmını değerlendirmeye dönük olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Temmuz ayından itibaren normalleşme dönemine geçtik, sınırlamalar kalktı, ülkeler arasında gidiş ve gelişler ülkelerin koyduğu günlük vaka sayılarının belli düzeyin altında olması şartıyla başladı. Bu yeni dönemin gereklerine uygun olarak kesitsel taramalar adını verdiğimiz virüs taramalarına başladık. Bu taramaları havaalanlarında yurt dışına gidenlere, cezaevlerinde bulunanlara, organize sanayi bölgesi çalışanlarına, asker, sporcu ve benzer diğer gruplara yapıyoruz. Bir örnek vermek isterim; bugüne kadar hava yoluyla yurt dışına gidenlere yaptığımız test sayısı 490 bin 480'dir. Bu taramalarda 1226 kişide test pozitif çıkmıştır. Bir diğer konumuz ise saha taramasıdır. Daha önce enfeksiyonun yaygınlığı ve bağışıklık durumunu ölçmek için 153 bin kişiyi kapsayan bir saha taraması yapmış, sonuçlarını da kamuoyuyla paylaşmıştık. 15 Ekim'de bu saha taramasını tekrarlıyoruz. Toplumun tamamını yansıtacak büyüklükte bir örneklem üzerinde çalışma yapıyoruz. Hem semptomsuz yani belirtisiz olduğu halde testi pozitif çıkan taşıyıcı vakaları hem de antikor testleriyle daha önce virüs kendisine bulaştığı halde bunu fark etmemiş fakat sonuçta bağışıklık geliştirmiş kişileri tespit etmiş olacağız. Bu çalışma bize toplumun tamamı hakkında fikir verecektir.' 'Aşı konusundaki gelişmeler salgına karşı tam bir güvence olarak görülmemelidir' Sağlık Bakanı Koca, bazı törenler ve toplu etkinliklerin yapıldığı ayların geride bırakıldığına dikkati çekerek, 'Kapalı alanlar çok daha büyük önem kazandı. Aynı ortamda çalışan kişilerin karşılıklı güvence varmış gibi tedbir almadıklarını duyuyoruz. Bu konuda dikkatli olmalıyız. Bu dönemde virüsün yayılma mecralarına iş yerleri de eklenecek. Maske kuralından ödün verilmemelidir.' diye konuştu.Maskenin bazı bilim adamlarınca aşı benzeri bir koruyucu olarak kabul edildiğine dikkati çeken Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:'Aşı konusundaki gelişmeler salgına karşı tam bir güvence olarak görülmemelidir. Koronavirüs bulaştığı kişide iki veya üç hafta sonra iz bırakmayacağı hatta fark edilemeyeceği gibi bu süre hayatının en çetin günleri de olabilir. Aşı konusundaki gelişmeler ise çok yol alınmış olmasına rağmen böyle kısa günlerle ifade edilemez. En önemlisi aşı yaygın olarak yapılabileceği güne kadar kendini virüsten koruyabilenler için bir çare olacaktır. Aşı kendisini virüsten koruyamayanlar için çare değildir. Salgında baştan çok sıkı tutulan tedbirler yorgunluk sebebiyle gevşiyor. Virüsün yol açtığı hastalık ve tedavisi hakkında çok daha fazla bilgi sahibi olmakla birlikte risk giderek geniş bir tabana yayılıyor. Testi pozitif çıkanların ve bunların temaslılarının izolasyon kuralına uyması şarttır. Bakanlık olarak gerekli önlemleri alıyoruz. Öte yandan belirgin semptomu olan kişilerin sağlık kuruluşlarına bir an önce başvurmalarını istiyoruz. Ağır hastalar bunlar arasından çıkıyor. İzlediğimiz strateji, tedbir ve korunma, tanı ve izolasyon, erken tedavi ile normal yaşama dönüştür.' (Sürecek)
Reklam
"Grip Ve Zatürre Aşıları, Öncellikle Risk Altındakilere Yapılmalı" Uyarısı
İSTANBUL (AA) - Medicana International İstanbul Hastanesi Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Cengiz Uzun, yaklaşan kış mevsimi ile mevsimsel grip aşısının her zaman olduğundan daha çok konuşulduğunu kaydederek, grip ve zatürre aşılarının, öncellikle risk altındaki kişilere yapılması gerektiğini bildirdi. Medicana'dan yapılan açıklamaya göre, önceki yıllarda aşılara karşı olan tutumun yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) etkisiyle son günlerde tamamen tersine döndü. Önceki yıllarda aşı yapacak kimse bulunmaz iken bu günlerde aşılara yoğun bir talep yaşanıyor.Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen, Medicana International İstanbul Hastanesi Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Uzun, yaklaşan kış mevsimi ile mevsimsel grip aşısının her zaman olduğundan daha çok konuşulduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Aşı piyasaya sürülmeden insanlar isim yazdırarak sıraya girmeye başladı. Bu bir taraftan iyi, ancak madalyonun diğer yüzünde herkese yetecek aşı var mı? Bundan dolayı öncelikle aşı risk altındaki kişilere yapılmalıdır. ''Her iki aşıda güvenli ve ciddi yan etkileri olmayan aşılar'Grip hastalığının her yıl tüm dünyada 2-5 milyon ağır enfeksiyona ve yaklaşık 290 bin ile 650 bin arasında ölüme neden olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Uzun, şu şekilde devam etti:'Pnömokok bakterisi de toplum kaynaklı zatürreye ve ölümlere neden olan mikroorganizmaların başında gelir. Grip ve zatürre aşıları hastalıkları önlemekle birlikte, çok daha önemlisi hastaneye ve yoğun bakıma yatışları azaltır. Bu sayede ölümler azalmış olacaktır. Ayrıca Kovid-19 pandemisi nedeniyle artmış sağlık sistemi ve hastanelerin yüküne ek yük getirilmesinin de önüne geçilecektir.' Dr. Öğr. Üyesi Uzun, Kovid-19 hastalarında söz konusu mikroorganizmalar ile ikincil enfeksiyonlar engellenip hastalığın daha da ağırlaşmasının engellenmiş olacağına dikkati çekerek, 'Her iki aşıda güvenli ve ciddi yan etkileri olmayan aşılardır. Aşı sonrası enjeksiyonun yapıldığı yerde ağrı, kızarıklık ve şişlik, ayrıca hafif ateş̧, yorgunluk, baş ağrısı, titreme veya kas ağrısı olabilir. ' ifadesini kullandı.'Grip aşısı 6 aydan büyük herkese yapılabilir'Grip aşısının 6 aydan büyük herkese yapılabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Uzun, şu şekilde devam etti:'Grip aşısı için yumurta alerjisi önemlidir. Sadece vücutta kızarıklık ile seyreden yumurta alerjisi olanlara grip aşısı yapılabilir. Allerjik şok (Anafilaksi) ile seyreden yumurta alerjisi olanlarda grip aşı önerilmemektedir. Grip aşısı öncelikle risk grubundakiler ve sağlık çalışanları olmak üzere 6 aydan büyük herkese, pnömokok aşısı ise risk grubunda olan kişilere önerilmektedir.' Uzun, grip aşısı için risk grubu olanları ve pnömokok infeksiyonları açısından risk grubunda olanları ise şu şekilde sıraladı:'Grip açısından risk grubunda olanlar; 5 yaş altı ve 50 yaş üzerindekiler, Kronik akciğer (astım dahil), kalp, karaciğer, böbrek, kan hastalıkları ve şeker hastalığı olanlar, obez kişiler, Uzun sureli aspirin veya salisilik asit türevi ilaç kullanan 19 yaş altındakiler, Bağışıklık sistemi zayıflamasına yol açan hastalıklar (HIV/AIDS, lösemi gibi kanser türleri) veya ilaç kullananlar, organ nakli yapılmış olanlar, Gebeler ve lohusalar (gebelikten 2 hafta sonrasına kadarki dönem), Bakım evlerinde kalanlar.Pnömokok enfeksiyonları açısından risk grubunda olanlar; Bağışıklık sistemini baskılayan hastalıkları (Örneğin; hematolojik kanserler, HIV enfeksiyonu vb.) veya ilaç kullanımı olanlar, Dalağı olmayanlar veya fonksiyonel dalak bozukluğu olanlar, Kronik akciğer (astım dahil), kalp, karaciğer, böbrek, kan hastalıkları ve şeker hastalığı olanlar, Kohlear implant ameliyatı olanlar, Beyin omurilik sıvısı (BOS) kaçağı olanlar, Sigara kullananlar, 65 yaş üzerindekiler.'
Bebeklikte Antibiyotik Kullanımı, Çocukluk Obezitesi Riskini Artırabilir
ANKARA (AA) - Bebeklikte antibiyotik kullanımının çocukluk obezitesiyle ilişkisi belirlendi. Korea Biomedical Review sitesinin haberine göre, Seul Ulusal Üniversitesi Hastanesi'nde görevli Prof. Park Sang-min ve ekibinin yürüttüğü araştırma, bebeklerde antibiyotik kullanımının, çocukluk obezitesine yol açabileceğini gösterdi. Araştırma çerçevesinde 2008-2012 yıllarında bebekken sağlık kontrolünden geçirilen 31 bin 733 çocuk gözlemlendi ve doğumdan sonraki ilk 24 ay içinde antibiyotik kullanımının çocukluk obezitesi üzerindeki etkisi analiz edildi. Bu dönemde ne kadar çok antibiyotik kullanılırsa obezite riskinin o denli arttığını tespit eden uzmanlar, ilk antibiyotiğini ilk 6 ay içinde alan çocuklarda obezite olasılığının, 18 ila 24 aylıkken alanlara göre yüzde 33 daha fazla olduğunu bildirdi. Çalışmada, bebekken en az 5 kez antibiyotik tedavisi alanların obezite riskinin, sadece bir kez antibiyotik kullananlardan yüzde 42 daha yüksek olduğu görüldü. Uzmanlar, bağırsak florasının antibiyotik kullanımı sonucu hasar gördüğüne, bunun da obeziteyi tetiklediğine işaret ederken, Profesör Park, 'Bu çalışma, antibiyotik kullanımı ile çocukluk obezitesi arasındaki bağlantıyı 30 binden fazla kişiyle geniş örneklemde ortaya koydu.' değerlendirmesini yaptı.Çocukluk obezitesinin, yüksek tansiyon, diyabet, hiperlipidemi ve metabolik sendroma yol açabileceği, çocukken obez olan her 3 kişiden birinin, yetişkinlikte de bu sorunla mücadele ettiği vurgulandı.
Reklam
Eylem Acar Yazio: Botoks ile İlgili En Çok Merak Edilen Sorular
etiket
Neştersiz gençliğin ilk adımı olan botoks yaklaşık 50  yılını geride bıraktı. FDA’den yüzdeki kırışıklıklar için onay olan botoks, artık en sık yapılan antiaging uygulamalarının başında geliyor. Çok kısa zamanda yüze çok genç, dinamik, dinlenmiş ve doğal bir ifade veren botoks uygulamaları; öğle saatlerinde iş arası bile çok rahatça uygulanabilen, pratik ve etkili bir uygulama olması açısından estetik dermatolojide de hak ettiği yeri almıştır.
Reklam
Meme Kanserinde Erken Teşhis Yaşam Süresini Uzatıyor
SAKARYA (AA) - Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi (SAÜEAH) Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cemil Bilici, meme kanserinde erken teşhisin yaşam süresini uzattığına dikkati çekerek, bireyin, memesinde bir kitle saptadığı zaman derhal aile hekimine gitmesi gerektiğini bildirdi.Bilici, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastaların genellikle kendi memesinde bir kitle saptayınca aile hekimlerine veya cerrahi hekimlere başvurduğunu, gerekli tetkikleri yaptırdıktan sonra hastaların onkoloji ünitesine sevk edildiğini söyledi.Meme kanserinde erken teşhisin çok önemli olduğuna dikkati çeken Bilici, şöyle devam etti:'Gerek hastalığın evresi gerek bulunan yeni ilaçlar gerekse de ameliyattan önce verdiğimiz tedavilerle gerçekten de hastaların yaşam süresi uzamakta. O nedenle bir birey kendi memesinde bir kitle saptadığı zaman, mutlaka ve mutlaka, derhal aile hekimine gitmesi gerekiyor. Bizim ileri evre kanser hastalarında gördüğümüz en sık sebep bu. Hasta, aylardan beri memesinde bir şikayeti var, kitle var ama ne zaman dayanılmayacak kadar bir ağrı yapıyor, ne zaman ciddi bir şekilde açılıyor veya başka yerlere sıçramasının verdiği bulgular olduğu zaman hekime başvuruyor. O zaman da hastalık evre atlamış oluyor. Bu da hastalığın tedavisini zorlaştırıyor. O yüzden burada bilinçlendirmemiz gereken en önemli konu erken dönemde, şikayet olduğu zaman veya eline yeni bir kitle saptandığı zaman mutlaka aile hekimine veya cerraha başvurması gerekiyor.' Hastalardan alınan biyopsi sonrasında, ultrason ve tomografiyle hastalığın evresinin saptandığını belirten Bilici, meme kanserinde tedavi pratiğinin son zamanlarda çok değiştiğini, artık hastaların memesinin alınmadan da tedavinin mümkün olduğunu ifade etti.Bilici, hastanın memesinin tamamen alındığında hastada farklı komplikasyonlara sebebiyet verebileceğini anlatarak, yeni tedavilerle artık bu pratiğin değiştiğini söyledi. İleri yaştaki kadınlarda risk oranı daha fazla Meme kanserinin en önemli risk faktörünün kadın cinsiyet olduğunu vurgulayan Bilici, erkeklerde kadınlara oranla meme kanseri riskinin daha düşük olduğunu, her 100 meme kanserinden 1 tanesinin erkek hasta çıktığını aktardı.Kadınların daha dikkatli olması gerektiğini, en önemli risk faktörlerinden birinin de yaş olduğunu ifade eden Bilici, 'Hastalık yaşla beraber daha da artıyor. Yani 40 yaşındaki bir kadınla 60 yaşındaki veya 80 yaşındaki kadının meme kanser riski bir değildir. O yüzden yaşlıların biraz daha farkında olması lazım. Bu bağlamda Sağlık Bakanlığının çok güzel uygulaması var. Ücretsiz meme kanseri taramaları yapılıyor. Mutlaka her vatandaş, her yaşlı büyüğümüzün iki yılda bir de olsa başvurmasında fayda var.' şeklinde konuştu. Salgının bütün dünyayı etkilediğini, belli bir dönem, dünyada olduğu gibi burada da kanser ameliyatlarının mecbur kalmadıkça ötelendiğini anımsatan Bilici, Türkiye'nin çoğu yerinde olduğu gibi Sakarya'da da bir hastanenin salgın hastanesi yapılıp diğerlerinin açık olduğu için bulaşı riskini azalttığını ve hizmetlerine devam ettiklerini aktardı. Tıbbın son 10 yılda tümörün DNA'sını keşfetmeye başladığını anlatan Bilici, tümörün genetiğinin çözülebildiğinde, ağır ilaçlara gerek kalmadan akıllı ilaçlarla bu hastaların daha iyi tedavi edildiğini ve yaşam süresinin daha fazla olduğunu aktardı.Ayda bir de olsa her bireyin kendi memesini muayene etmesi önerisinde bulunan Bilici, şunları kaydetti:'Sağlık Bakanlığının yaptığı ücretiz taramalara yıl da bir kez de olsa katılmalı. Meme kanseri artık gençlerde de gördüğümüz bir hastalık. 40 yaşın altındaki meme kanser profilimiz neredeyse 5 hastamızdan biri. Aslında bu hastalara daha fazla ilgi gösterilmesi gerekir.'
Mehmet Vefik Yazıcıoğlu Yazio: Bir Zar Kadar Uzak
etiket
Yaşamın çalışan sistemleri, kendine özgü bir “zar” ile çevrilidir. Mesela atmosfer, dünya için bir hava zarıdır. Anne karnındaki bebeği dış ortamdan ayıran “amnion kesesi” de bir zardan ibarettir.  Kalbimiz de diğer organlarımız gibi bir zar ile çevrilidir.  Kalp, otomatik olarak çalışabilen, anne karnında yaşamın startını veren, duruşuyla da yaşam denilen serüvenin bittiğini tescilleyen, gece gündüz ara vermeden çalışan mucizevi organımızdır. Kalbin antik çağlardan beri üzerine derin anlamlar yüklenmiş, evrenin büyük yaratıcısının bedenimizdeki en önemli iletişim odağı olduğu üzerine birçok algı ve inanç zaman içinde gelişmiştir. Çünkü yaptığı iş o kadar naziktir ki 3-5 saniye görevinde tutukluk yapsa beden devrilir, baygınlık geçirirsiniz. Görevini saniyeler içerisinde bile terk etme lüksü olmayan bir yaşam makinesi tabi ki vücudumuzun efendisi olmaya layıktır.
Dominik Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçisi Serulle'den Türkiye'nin Kovid-19 Salgınıyla Mücadelesine Övgü:
ANKARA (AA) - MUHAMMET TARHAN - Dominik Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçisi Elias Serulle, Türkiye'nin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadeledesine ilişkin, 'Hükümet elinden gelenin en iyisini yaptı. Hastanelerde çok iyi işler yapıyorlar. İnsanlar risk alıyor çünkü evde çok uzun süre saklandılar. İnsanlar sokakta ancak hükümet elinden gelenin en iyisini yapıyor.' dedi. Büyükelçi Serulle, Dominik Cumhuriyeti'nin kurucusu 'Juan Pablo Duarte y Diez'in büstünün Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi'ndeki (LAMER) açılış töreninde, AA muhabirine Türkiye'nin Kovid-19 salgınıyla mücadelesi ve Dominik-Türkiye ilişkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu. Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde, geçirdiği kanser ameliyatının ardından iyileşme sürecinde olduğunu aktaran Serulle, 3 ayını evinde geçirdiğini söyledi.Serulle, Kovid-19 salgınının insanlık için 'çok yeni' olduğunu ancak 100 yıl sonra 'çok eski' olacağını çünkü insanlığın bunu aşacağını dile getirdi.Kovid-19 salgınıyla mücadelede dünyada şu ana kadar kimsenin başarılı olamadığını belirten Serulle, 'Koronavirüs, oyunu tüm ülkelerde kazanıyor ama savaşıyoruz.' dedi. Serulle, Türkiye'nin koronavirüsle mücadelesine ilişkin soruya, Türkiye'deki önlemlerin, çoğu ülke ile benzer olduğu yanıtını verdi. Koronavirüsün ne zaman biteceğini bilmediklerini kaydeden Serulle, 'Hükümet elinden gelenin en iyisini yaptı. Hastanelerde çok iyi işler yapıyorlar. İnsanlar risk alıyor çünkü evde çok uzun süre saklandılar. İnsanlar sokakta ancak hükümet elinden gelenin en iyisini yapıyor.' ifadesini kullandı. Serulle, Dominik Cumhuriyeti'nde de durumun aynı olduğunu ve bu süreçte değişen önceki hükümetin harika iş çıkardığını belirterek, 'Her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak için vatandaşların iş birliği yapması gerekiyor.' diye konuştu.'Dominik Cumhuriyeti'ne seyahat eden, fırsat arayan çok sayıda Türk yatırımcı var'Türkiye ile Dominik Cumhuriyeti arasındaki ikili ilişkilerin düzeyi hakkındaki soruya Serulle, 'Pratik olarak başındayız. Ama hızla büyüyor. Dominik Cumhuriyeti'nde biliyorsunuz Survivor programımız var.' yanıtını verdi. Serulle ayrıca Türkiye'den bir şirket grubunun Dominik Cumhuriyeti'nde çok büyük bir otel inşa ettiğini belirterek, 'Dominik Cumhuriyeti'ne seyahat eden, fırsat arayan çok sayıda Türk yatırımcı var. İlişkiler çok iyi olacak.' değerlendirmesinde bulundu. 'Türk halkı Dominiklilere çok benziyor. Tek fark dil'Türkiye'deki görevinin birinci yılını tamamlarken Türkiye'ye alışıp alışmadığına ilişkin soruya Serulle, 'Burada olmayı seviyorum.' yanıtını verdi. Büyükelçi Serulle, 'Türk halkı Dominiklilere çok benziyor. Tek fark dil. Siz nazik insanlarsınız, bizler de nazik insanlarız. Siz komik insanlarsınız, biz de komik insanlarız. Siz misafir seviyorsunuz, biz de seviyoruz.' dedi.Diez'in fikirleri dünyaya yayılıyorBüyükelçi Serulle, diğer yandan Juan Pablo Duarte y Diez'in Dominik Cumhuriyeti için kurucu, yaratıcı ve tüm Dominiklilerin babası olduğunu, buradaki büstün ülkesi için önemli olduğunu vurguladı.Serulle, büstün çok hatırlatıcı olacağına dikkati çekerek, 'Çünkü bu, (Diez'in) fikrinin okyanusları aştığı ve ilkeleri, değerleri ve demokrasisinin tüm dünyaya yayıldığı anlamına geliyor.' değerlendirmesini yaptı. Büyükelçi Serulle, büstün üniversitedeki öğrenciler için de çok ilgi çekici olacağını dile getirdi.
Reklam