Yüzyıllardır Anlatılan 5 Ürkütücü Cadı Efsanesi: Tavuk Ayaklı Kulübeden Zincirli Tabuta
Cadılar Bayramı geldiğinde akla ilk gelen figürlerden biri elbette cadılar. Ancak dünyanın dört bir yanında anlatılan cadı efsaneleri, süpürgeli ve sivri şapkalı karakterlerden çok daha ürkütücü. Rusya'nın ormanlarından İngiltere'nin mağaralarına, Tennessee'deki bir çiftlikten İzlanda'nın dağlarına kadar yüzyıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan bu hikayelerin bazılarına bir zamanlar gerçekten inanılıyordu.
İşte dünyanın farklı köşelerinden en tüyler ürpertici 5 cadı ve korku efsanesi!
1. Baba Yaga: Tavuk Ayaklı Kulübede Yaşayan Cadı
Rus ve Doğu Slav folklorunun en tanınan karakterlerinden biri olan Baba Yaga, ormanın derinliklerinde, tavuk ayakları üzerinde durabilen ve kendi etrafında dönebilen bir kulübede yaşıyor. Efsaneye göre bir havanın içinde uçuyor, havanı tokmakla yönlendiriyor ve arkasında iz bırakmamak için süpürge kullanıyor.
Çocukları kaçırıp yediği anlatılan Baba Yaga'nın en ilginç yanı ise tek boyutlu bir kötü karakter olmaması. Bazı masallarda kapısına gelenleri zorlu görevlerle sınıyor, sınavı geçenlere ise yardım ediyor. Hatta kimi hikâyelerde kahramanların yolunu bulmasına yardımcı olan gizemli bir rehbere dönüşüyor.
Baba Yaga'nın yazılı kaynaklardaki bilinen ilk izlerinden biri 1755 tarihli bir Rusça gramer kitabına uzanıyor. Ancak bu tarihten çok önce sözlü halk anlatılarında yer aldığı düşünülüyor
2. Bell Witch: Bir Ailenin Peşini Bırakmayan Cadı
ABD'nin Tennessee eyaletinde, bugünkü Adams kasabası yakınlarında 1817-1821 yılları arasında yaşandığı iddia edilen olaylar, ülkenin en ünlü doğaüstü hikayelerinden birine dönüştü. Anlatılanlara göre çiftçi John Bell'in ailesi, görünmeyen bir varlıkla sınandı. Evde kapı vurma, zincir sesleri ve fısıltılar duyuldu. Kendine 'Kate' diyen bu varlık, özellikle John Bell'i ve kızı Betsy'yi hedef aldı.
John Bell, 20 Aralık 1820'de hayatını kaybetti. Efsaneye göre ölümünden de bu varlık sorumluydu. Hatta anlatılarda Bell'in gizemli bir şekilde zehirlendiği öne sürülüyor.
Ancak hikayenin tarihsel dayanağı tartışmalı. Olaylardan söz eden bilinen ilk basılı kayıt 1886'da yayımlandı. Hikayenin en kapsamlı anlatımı ise Martin Van Buren Ingram tarafından 1894'te kaleme alınan bir kitaba dayanıyor. Üstelik olayların yaşandığı döneme ait doğrudan bir belge bulunmuyor
3. Berkeley Cadısı: Zincirli Tabutundan Kaçırılan Kadın
Bu hikaye, İngiliz keşiş ve tarihçi Malmesbury William'ın 12. yüzyılda kaleme aldığı Gesta Regum Anglorum adlı eserinde yer alıyor. Anlatıya göre Gloucestershire bölgesindeki Berkeley'de yaşayan ve büyücülükle uğraşan yaşlı bir kadın, öleceğini anlayınca çocuklarından sıra dışı bir istekte bulundu.
Kadın, cesedinin bir geyik derisine dikilmesini, taş bir tabuta yerleştirilmesini ve tabutun üç ağır demir zincirle bağlanmasını istedi. Ayrıca üç gece boyunca kilisede korunmasını söyledi. Böylece kötü ruhların bedenini ele geçirmesini engelleyebileceğine inanıyordu.
Ancak anlatıya göre ilk iki gece kötü ruhlar kiliseye girmeyi başardı ve zincirlerden ikisini kırdı. Üçüncü gece ise çok daha korkunç bir varlık ortaya çıktı. Son zinciri de parçalayan şeytan, kadını tabutundan çıkardı ve sırtında demir dikenler bulunan siyah bir ata bindirerek götürdü.
4. Grýla: Yaramaz Çocukları Kaçıran İzlanda Trolü
İzlanda folklorunun en korkutucu karakterlerinden biri olan Grýla, dağlarda yaşayan dev bir kadın trol olarak anlatılıyor. Efsaneye göre Noel yaklaştığında köylere iniyor, yaramaz çocukları çuvalına doldurup mağarasına götürüyor ve onları kazanında pişiriyor.
Grýla, İzlanda'da Noel'in simgelerinden biri haline gelen 13 Yule Delikanlısı'nın (Jólasveinar) annesi olarak biliniyor. Kocası Leppalúði ve Noel'de yeni kıyafet almayan çocukları yediği anlatılan Noel Kedisi de bu ürkütücü ailenin bir parçası.
Grýla'nın kökeni 13. yüzyıla uzanan İzlanda anlatılarına kadar gidiyor. Ancak bugün bilinen 13 Yule Delikanlısı'nın isimleri ve özellikleri zaman içinde şekillendi. İzlanda folkloru uzmanı Terry Gunnell'in de aktardığı üzere, eski anlatılarda bu karakterlerin sayısı ve aile ilişkileri bölgeden bölgeye değişebiliyordu.
5. Black Annis: Mağarasında Çocukları Bekleyen Mavi Yüzlü Cadı
İngiltere'nin Leicestershire bölgesine ait bu efsanede Black Annis, mavi yüzlü ve demir pençeli korkunç bir cadı olarak anlatılıyor. Dane Hills'teki kumtaşı yamaçlarda, pençeleriyle kazdığına inanılan bir mağarada yaşıyor. Geceleri mağaranın girişindeki meşe ağacında saklanıp çocukları ve kuzuları avladığı söyleniyor.
Anlatılanlara göre Black Annis'in dişlerini gıcırdatması duyulduğunda insanlar kapılarını kilitler ve pencerelerden uzak dururdu. Çocukları kaçırdığına inanılan bu karakter, bölge halkının korkularıyla öylesine özdeşleşmişti ki adı zamanla yerel hikayelerin bir parçası haline geldi.
Black Annis'in adı, 1764 tarihli hukuki belgelerde 'Black Anny's Bower Close' olarak geçen bir arazi isminde de görülüyor. Bu kayıt, efsanenin o dönemde bölgede bilindiğini gösteren tarihsel izlerden biri. Ancak cadının gerçekten yaşadığını kanıtlamıyor.
Belki de bu yüzden bazı efsaneler, gerçek olmasa bile hiç unutulmuyor!
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!




Yorum Yazın