Urla...
1980’lerden bu yana Çeşme’ye giderken, mecburen yolumuzun üzerinde olduğu için geçtiğimiz bir yerdi Urla. Açıkçası o yıllarda pek ilgimi çekmezdi. Birkaç sokak, birkaç köy kahvesi, birkaç bakkal… Sessiz, sakin, kendi halinde bir yerdi.
Öyle çok da gitmişliğim yoktu. Kırk yıl içinde belki üç-beş kez şehir merkezine ya da köy içine uğramışımdır.
Urla denince o yıllarda aklımıza önce tarım gelirdi.
Pazarlarda Urla’nın ürünleri her zaman makbuldü. Toprağı bereketliydi, üreticisi çalışkandı. İskele ve Çeşmealtı ise Urla’ya ayrı bir değer katardı. Daha çok varlıklı emeklilerin yazlık olarak tercih ettiği, sakin ve huzurlu bir yaşam, uğrak yeriydi
İskele denince akla bir de katmerciler gelirdi.
Sırf katmer yemek için Urla-İskele’ye gittiğimiz çok olmuştur. Yol boyunca bahçe ve peyzaj bitkileri satan işletmeler sıralanırdı. Bahçeye bir fidan, çiçek ya da bitki alacaksak adresimiz belliydi.
Bu noktada Ege Ünal’ı ve sahibi Rıfat amcayı saygıyla ve rahmetle anıyorum. Rıfat Amca, büyük bir özveriyle kendisini bahçe bitkilerine adamış; Urla’ya, Çeşme’ye ve Ege’nin dört bir yanına bilgi, ürün ve hizmet taşımış değerli bir emekçiydi.
Urla’nın bugünkü hikâyesi aslında bir anda başlamadı.
Kekliktepe’de yükselen büyük malikaneler, Ekrem Demirtaş’ın İTOKENT projesiyle Urla hızla dikkat çekmeye başladı. yatırımcılar, tanınmış yüzler Urla’ya gelmeye ve Urla’da yaşam adresi edinmeye başladı.
Sonra Urla’nın başka bir yüzü ortaya çıktı:
Şarap…
Bugün Urla denince akla gelen en önemli değerlerden biri Can Ortabaş’ın mücadelesi ile yoktan var olan şarapçılık ve onun vizyonu ile gelişen şarap bağları, Urla’nın marka değerine, tanınmasına ve yüzlerce yerli yabancı insan tarafından ziyaret edilmesine çok büyük katkı sunmuştur..
Ama Urla, ne bir gecede gelişti ne de bir anda değer kazandı.
Urla’yı asıl değiştiren; sanatı, doğayı, sakinliği ve şehirden uzak yaşamı seven, ama uzaklaşırken bulunduğu yere değer katmayı bilen insanların sabırlı emeği oldu.
Urla’nın bugünlere gelmesinde çok kıymetli yatırımların yanı sıra, vizyonu yüksek insanların da büyük payı var.
Üstelik bu gelişim sadece betonla olmadı.
Son yıllarda Urla’ya yatırım yapanların, yerleşenlerin önemli bir bölümü Urla’nın ruhunu yaşatmak için fikir üretti. “Bunu en güzel nasıl yaparız?”, “Doğayla nasıl uyumlu oluruz?”, “Urla’nın ruhunu nasıl koruruz?” diye çaba sarfetti.
Ve en önemlisi; Urla’nın tarımını, üreticisini ve köylüsünü dışlamadılar. Onlarla birlikte büyüdüler.
Urla’nın topraklarında yetişen ürünleri, yerel üreticinin emeğini ve bölgenin gastronomik mirasını önce Türkiye’ye, Ege’ye ve ardından dünyanın dört bir yanından gelen misafirlere sunmaya başladılar.
Bugün geldiğimiz noktada bunun karşılığını hep birlikte görüyoruz.
Urla artık Ege’nin önemli gastronomi merkezlerinden biri.
Michelin yıldızlarıyla taçlanan restoranları, şarap bağları, sanat dünyası, doğası, sakinliği ve kendine özgü yaşam kültürüyle artık yalnızca İzmir’in değil, Türkiye’nin de dikkat çeken destinasyonlarından biri.
Tanınmış isimlerin, yatırımcıların ve daha sakin, daha dingin ve daha nitelikli bir hayat arayanların yaşam adresi haline geldi URLA
Belki de Urla’nın en büyük başarısı burada:
Acele etmeden, çok bağırmadan ve kendi değerlerini koruyarak büyüdü URLA
Bugün Urla, Ege’de adından ve ruhundan söz ettiren bir destinasyon. Çeşme ve Bodrum gibi yıllardır güçlü markalara sahip destinasyonların neredeyse önüne geçmeye başladı.
Ve bana göre Urla’nın hikâyesi henüz bitmedi.
Çünkü Urla’nın gerçek zenginliği sadece şaraplarında, restoranlarında, malikane içerikli villalarından, ya da yükselen arsa değerlerinde değil; toprağında, üreticisinde, sanatında, doğasında ve bu değerleri geleceğe taşıyan vizyoner insanlarında.
Bu nedenle Urla’ya emek veren değer katan herkese; başta üreticilere, yatırımcılara, sanatçılara, işletmecilere ve bu dönüşüme katkı sağlayan yöneticilere teşekkür etmek gerekir.
Çünkü bugünkü Urla, tek kişinin başarısı değil; yıllar boyunca inanarak, samimiyetle, sabırla mücadele eden insanların ortak hikâyesidir.
Ve neticede Urla, son yıllarda sadece bir sahil kasabası olmaktan çıkıp, toprağa, doğaya ve iyi yaşama saygı duyanların sığınağı haline geldi.
Pekiyi Urla’da Nerelere Gidilir, Neler Yapılır?
Sanat Sokağı: Urla'nın kalbi burada atıyor. Tarihi Malgaca Pazarı'nda yerel halkın güler yüzlü sohbetine dahil olup, ardından Sanat Sokağı'ndaki antikacıları, seramik atölyelerini ve avlulu taş kahveleri keşfetmek bölgenin tarihi dokusunu hissettirir.
Barbaros ve Özbek Köyleri: Gösterişten uzak, sevgi ve hoşgörüyle yoğrulmuş gerçek Ege köy hayatı için rotayı iç kesimlere çevirmek gerekiyor. Oyuk (korkuluk) festivaliyle bilinen Barbaros'un sokaklarında yavaşlamanın tadını çıkarmak, Özbek köyünde ise asırlık çınarların altında bir yorgunluk kahvesi içmek ruhu dinlendirir.
Klazomenai ve Zeytinyağı İşliği: Tarihin bilinen en eski zeytinyağı işliğine ev sahipliği yapan bu antik kent, Anadolu'nun üretim kültürünü anlamak için eşsiz bir durak.
Doğa ve Tasarımın İzinde (Bağ Yolu ve Uzbaş): Urla'nın içlerine doğru uzanan bağ yolları ve devasa bir bitki kütüphanesi olan Uzbaş Arboretumu, doğanın sunduğu zenginliği ve peyzaj tasarımının en doğal hallerini gözlemlemek için harika alanlar.
Toprağın Sundukları: Ne Yenir?
Son yıllarda Michelin yıldızlı şef restoranlarıyla bir gastronomi merkezine dönüşen Urla'nın asıl zenginliği, topraktan tabağa uzanan doğal, bitki temelli lezzetlerinde saklı.
Urla Sakız Enginarı ve Ege Otları: Bölge mutfağının başrolünde etten ziyade toprağın ve güneşin mucizeleri var. Şevketi bostan, deniz börülcesi, turp otu, cibez ve radika gibi Ege otlarının erken hasat sızma zeytinyağı ile buluştuğu tabaklar, gerçek bir gastronomi şöleni sunuyor. Özellikle mevsiminde Urla sakız enginarının zeytinyağlı, portakallı veya bademli versiyonları mutlaka vurgulanmalı.
Tarladan Tabağa Şef Restoranları: Urla'daki yeni nesil restoranlar (Hiç Lokanta, Od Urla, Vino Locale gibi), kendi bahçelerinde yetiştirdikleri veya yerel üreticiden aldıkları ürünlerle menülerini günlük oluşturuyor. Doğal malzemelerin odun ateşiyle buluştuğu bu mekanlarda, toprağın döngüsüne saygı duyan, bitkisel ağırlıklı yaratıcı tadım menülerini deneyimlemek mümkün.
Nohut Mayalı Ekmek ve Katmer: Urla merkeze uğrandığında, geleneksel nohut mayalı ekmeğin kokusu es geçilmemeli. Aynı şekilde, Ege yeşillikleri ve taze peynirle hazırlanan çıtır Urla katmeri de sokak lezzetleri arasında samimi bir alternatif.
Ve belki de Urla’nın en güzel tarafı şudur:
Urla’nın değerlerini en iyi sunabilen vizyon sahibi insanların oraya yerleşmesi…
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

