Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Ünal Güner Yazio: Hayattan Tat Alarak Kendinle Buluş

4PAYLAŞIM
Yazio Banner

Biz bu dünyaya şöyle bir karar ile geldik, bu dünyanın hayatın tadını alarak bu tatlarla kendimizi geliştirmek ve kendimizi fark etmek.

Dünya gerçekten çok kıymetli bir yer, burada maddeyi, dünyayı çok daha derininden inceleyebilme, ona temas edebilme onun bilgisini alabilme ve burada tatlarla buluşabilme fırsatına sahibiz.

Burada o çok şikayet edilen şeyler tamda buranın tadını almak ve dünya içerisinde dünya ile temas edebilmek için var ettiğimiz şeylerdir. Her birimizin dünya algılayışı, hayata ve her türlü kavrama bakışı ve hatta olaylardan alacağı lezzet ve tatlar farklı. Kendi potansiyelimiz ve şu ana kadar getirdiklerimiz ne ise o getirdiklerimizden yansıttıklarımızı seyredebiliyoruz. O kadar güzel bir sistem var ki her birimize kendi inancımızı ve seçimimizi gerçek olarak seyrettiriyor.

‘Hayat Nedir? ‘ diye sorsak.

Ya da çalışmak mı, neşe mi, ritim mi?

Cevabı sizin şu ana kadar hayatınızı nasıl yaşadığınızı, neler yaptığınızı ve nasıl bir kader içerisinde buraya kadar geldiğinizi size tanımlar.

Peki hayat nedir? Dört duvar olarak tasavvur edelim. Bu duvarlar yaşadığımız olaylar, haller haletler, ifadelerimiz ve rüyalarımızdır. Her bir
tanesi diğerini oluşturur. Bir tanesinde ektiğiniz odanın başka duvarında tekrar canlanır.

Örneğin bir ifadede bulunursunuz o ifade bir bakmışsınız bir olaya dönüşmüş. Bir olay yaşarsınız o yaşadığınız olay sizde bir duygu meydana getirmiş. Sonrasında yaşadığınız bu duygular rüya olarak karşınıza çıkmış. Hayatın matematiğinin kurallarını kullanarak okumalar yaptığımızda bir bakıyoruz ki birçok şey kolaylaşıyor ve güzellikle gitmemiz gereken hedefe yani kendimize yöneliyoruz.

Fakat dışarıyı merkeze koyarak sadece dışarıdan beslenerek ve dışarıyı suçlayarak her şeyin sebebinin dışarısı olduğunu zannettiğimizde, kurallarla kavgalı oluyor ve dünyayı, hayatı sevmemeye yargılamaya başlayabiliyoruz. Kişi geldiği dünyayı yeteri kadar sevmiyorsa beğenmiyorsa ve yargılıyorsa bu sefer baskıya ihtiyaç duyabiliyor. Omuzlarında ailenin baskısıyla şiddete varan ihtiyaçlar duyabiliyor. Eğer kendini koruyamıyorsa koruma ile ilgili bilgiye sahip değilse tabi ki o kişinin korkuları olacak. Alanını korumayı öğrenene kadar korkular edinecek. Ya da kişi sürekli geçmişe dönük yaşıyorsa bu sefer gelecek ile ilgili beklentiler endişeler yaşamak zorunda olacak ki gelecekle bağ kursun. Bunlar sistemin mekanizmaları ve eğer burada direnirse bu endişeler panik atak, psikolojik rahatsızlıklar ve alışkanlıklar oluşturuyor.

Her an seçimimiz ne ise ona göre tamamlanmak durumundayız. Geldiğimiz bu dünyanın yaşam prensiplerini görene kadar… Bize seyrettirilen bir dünya var ve bu dünya Yaradan’ın rüyası. Bu rüyanın içinde sadece şahit olarak bulunduğumuz da huzurlu olabiliyoruz. Ne zaman ki dışarıya yani bu rüyaya müdahale etmeye kalkıyoruz o müdahale kadar hayatın yüklerini almak durumunda kalıyoruz. Dışarıyı suçlayarak dışarıya yönelik yaşamaya başlıyoruz, kendimizi görmez oluyor ve kendimizden uzağa düşüyoruz.

Peki nasıl oluyor da kendimizden uzağa gidiyoruz?

Herhangi bir farkındalık durumunda başka birini merkeze koyuyorsak, başka birinin merkezinden hayata ve dünyaya bakıyorsak olanı başkalarının gözünden değerlendiriyorsak kendi merkezimizden uzağa kaymışız demektir. Kalbinin sesini dinlemeden onaylanmak için merkeze başkalarını koyduğunda artık hayatını başkalarına idare ettirip kendi merkezinden devre dışı kalabiliyorsun. İşte ne zaman ki bir insan kendi hayatını idare etmiyor, kendi kararlarını vermiyor o zaman karar mercii dışarısı oluyor. Nedeni yine kendi merkezinden uzağa gitmesi.

Peki nasıl dönüştürebiliriz?

Kendi değerini bilerek kendi değerini bildikçe hayatını bilerek, hayatı dünyayı doğru bir şekilde okuyup okuduklarını anlamlandırarak. Aslında bütün felsefeler peygamberler ve kutsal kitapların her birinin anlattığı bu. Biz nasıl doğru yolla, kolaylıkla kendimizle özümüzde buluşuruz. Bu hayatı nasıl cennet yaparız. Bu hayatımız ile beden ötesi hayatı nasıl cennete çevirir ve ikiliği bir ederiz…

Bunların bilgisi her an kalbimizde fısıldar. Fakat dışarıyı çok dinlediğimizde kalbimizin sesini duyamaz hale gelebiliyoruz. Onun için bir çoğumuz bazen zihnini çok geliştirir. Zihnin çalışması iyi bir şeydir fakat sadece zihni geliştirip kalbi zayıf bıraktığımızda ise denge bozulur. Onun için her zaman dengeli ve doğru bir şekilde büyümeyi talep etmek önemlidir.

Hangi alanda fazlaya kaçıyorsak dengeden çıkıyorsak o fazlaya kaçtığımız alanın diğer tarafında eksiliriz. Hayat içerisinde hangi alana adım atıyorsak bu adım attığımız alanın diğer kutbu ile eşleştirme ve tamamlanma yasası işler. İkiliğin bir olma halinin her an dengede olma sistemidir. Eğer eksiye gideceksen artıyı, artıya gideceksen eksiyi alırsın. Örneğin çok almaya gittin, bir şey verip bırakabilme denge kanunu çalışır. Herhangi bir şekilde aşırı yataya gidersen tabii ki hayatına aşırı hareket gelecektir. Aşırı hareket bazen çok hızlı geldiği için sen de şoklara sebep olabilir. Ya da sen herhangi bir yerde aşırı hareket ediyorsan örneğin zihnini, bedenini aşırı şekilde duygularını çalıştırıyorsan onları yavaşlatmak üzere, durdurmak üzere aşırı negatif ile yataya alabilmek için buluşacaksındır.

Demek ki nerelerde aşırıya gidiyorsan karşıtını çekmek istediğin için bu alanlarda aşırıya gidiyorsun. O aşırıya gitmeye çalıştığın yerleri gör ve şimdi buna ihtiyacın var mı? Bu kadar sağa, bu kadar sola bu kadar yargılamaya suçlamaya kendini yetersiz görmeye, ya da kibirli görmeye ihtiyacın var mı? Bunları bir daha gözden geçir. Bu yol bu yüklerle gidilecek bir yol değildir. Yüklerini bıraktıkça, sadeleştikçe seni kendiliğinden içine alan ve seni yükseklere çeken bir yoldur.

Ne kadar içerden tamamlanırsan kendi iç dengeni ne kadar sağlayabilirsen, fazlalıklardan arınıp özünle dengelenebilmek için tamamlanırsan o kadar dışarıdan tamamlanma ihtiyacından özgürleşebilirsin.

Çünkü sen bu yasayı fark ettiğinde fark ettiğin oranda dönüşme hakkına sahipsin. 

Peki bu yolda taleplerde bulunuyoruz buluşamıyoruz neden?

İyileşmek istiyoruz herhangi bir durumu daha iyiye götürmek istiyoruz ve başaramıyoruz. O zaman şunu soralım, sen sorun ya da rahatsızlık denilen şeylerin sebebini yeteri kadar bilebildin mi?

Çağırdığın durumların farkına yeteri kadar varabildin mi? Hayata davet ettiklerinle yeteri kadar helalleşebildin mi ki bunları gönderelim.

İçeriye almadığımız herhangi bir misafiri uğurlayamayız. Yani zaten senin çağırdığın bedeninde rahatsızlık, ilişkinde problem ya da hayatında sosyal ve ekonomik olarak herhangi bir sorunu, kucaklaşmadan bize vereceği mesajı almadan onlarla vedalaşamayız. Bu vedalaşma aslında helalleşmedir. Helalleşmediğin bir durumda onun sana faydasını anlamadığında sadece çırpınıp durursun. Onlar o hal içinde ölene kadar, sessizleşip sakinleşerek o halin bilgisine tam bir teslimiyetle gelene kadar şifaya hazır hale gelemiyor.

Şifaya hazır hale gelmek çırpınarak değil, gerçekten sakin bir şekilde ne istediğini bilerek talep etmekle mümkün. Bu talepler yarım eksik ifadelerle yapılıyor. Yüce merciden şifa isterken neden ifadelerini yanlış ve nasıl olsa o anlar diye yarım ifade edersin. Çünkü bunların altında o konunun iyileşmesini istememek vardır.

Kişi, ‘Olur mu kim hasta olmak ister kim iflas etmek ister kim sorun ister? ‘ der.

Her bir talebimiz aslında geçmişin yıkımıdır. Herhangi bir konuda bir şey istediğin an, o geçmişi yıkarak hayatına gelecektir. Bu sefer kişi şunu söyler, ‘ ben iyi bir şey istemiştim şimdi elimdekiler de gidiyor. ‘ Ya da bir çok kişi yeni bir şey istediği halde eskinin de kalmasını isteyebilir. Onlar şifayı en çok geciktirenler, iyileşmeyi erteleyenlerdir.

Sistem her an kainatı an içerisinde yok edip, an içerisinde var eden bir yapıdır. Her gün aynı gibi görünen bilgiyi başka başka anlamak durumundayız. Her an, yeniden var olanın içerisinde kalan yeniye geçiyor, bir önce de kalan geri kalıyor. Her an orada olduğunda hayatın prensiplerini doğru şekilde uygulayabiliyorsun.

Öyleyse biz hayatımıza bir bakalım ne kadar ilerledik, ne kadar geride kaldık. Hangi yaşlarda takıldık, hangi inançlarla değerlendirdiğimiz hayatı ve halleri yaşıyoruz. İşte buraları açtıkça, tutsak kaldığımız yerlerin kilitlerini açtıkça yola çıkıyoruz.

Bu yol kendimizden kendimize, kendiliğinden akan yoldur. İçerisinde dışarısı yoktur. Seyrettiğin bu dünya senden yansıyıp sana seyrettirilen bir dünya. Bu yansıyanların hiçbiri bir diğeri ile karışmadan, çatışmadan mükemmel tamamlanma ile bir birlik oluşturuyor. Eğer bulunduğunuz yerde merkezinizde iseniz sahibi sizsiniz. Kendinizi hayat içerisinde seyrettikçe kendimizi bilme yolculuğunda ilerlemeye ve bu da Rabbini bilme yolculuğunda ilerlemeye götürür.

Biz kendi hayatımızın dümeninde ve gerçekten kalbimizin niyeti ile buluşabilme gücüne sahibiz.

Bunun içinde kendimizi ve hayatı sevmek durumundayız. Hayatı sevmeyen kendini, kendini sevmeyen hayatı ve Yaradan’ı sevemiyor. Onun için kendimizi bir başkası ve bir başkasını da kendimiz gibi sevene kadar herhangi bir şeyi severek başlayabiliriz.

Bir çocuğu, çiçeği, hayvanı severek. Dünyayla, hayatta olduğuna olan şükür ile sevgi ile bağlantıya geç.

Şükür edenler, şükür edeceği olayları yaşamışlardır.

Geleceğimizle ilgili bugünden şükretmeye başlayalım, tatlarla birlikte kendimizle buluşalım…

Instagram

Twitter

YouTube

Facebook

Web

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
demirthink

Onedioda her yer reklam magazin olduktan sonra kitap film önerisi ve yazio kısmında kendimi buluyorum

Görüş Bildir