article/comments
article/share
Haberler
Umutsuzluk İstilası: Umut Etmek Neden Bazen Tehlikeli Gelir?

etiket Umutsuzluk İstilası: Umut Etmek Neden Bazen Tehlikeli Gelir?

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Umut en çok ne zaman gereklidir?

Her şey yolundayken mi? Gelecek önümüzde aydınlık bir yol gibi uzanırken, koşullar elverişliyken, güvende ve güçlü hissederken mi?

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Hayır. Umut, tam da umutsuzluğun bulunduğu yerde gereklidir.

Hayır. Umut, tam da umutsuzluğun bulunduğu yerde gereklidir.

Ne var ki hayat ağırlaştığında; ekonomik koşullar zorlaştığında, güven duygumuz sarsıldığında, toplumsal riskler arttığında ve gelecek öngörülemez hâle geldiğinde, iyi ihtimallere açık olma becerimiz de zayıflamaya başlar. Tam umuda en fazla ihtiyaç duyduğumuz yerde umut etmekte zorlanırız.

Çünkü umut yalnızca zihnimizde kurduğumuz iyimser bir cümle değildir. Umut edebilme hâlimiz, kendimizi ne kadar güvende hissettiğimizle de yakından ilişkilidir.

Polivagal teoriye göre sinir sistemimiz, çevremizdeki güven ve tehlike işaretlerini biz daha bilinçli olarak değerlendirmeden önce tarar. Bu süreçte önemli rol oynayan vagus siniri, beyin sapından çıkar; boyun, göğüs ve karın bölgesine uzanarak kalp, akciğerler ve sindirim sistemi dâhil pek çok organla beyin arasında iletişim kurulmasına katkı sağlar.

Sinir sistemimiz tehlike algıladığında vagus siniri “gerilmez”; bedenimizin çalışma düzeni değişir. Kalp atışımız hızlanabilir, nefesimiz yüzeyselleşebilir, kaslarımız kasılabilir. Savaşmaya, kaçmaya ya da donup kalmaya yönelebiliriz. Bir başka korunma biçimi de boyun eğmektir. Sevdiğimiz insanlarla bağımız kopmasın diye kendi ihtiyaçlarımızdan vazgeçebildiğimiz gibi; dışlanmamak, yalnız bırakılmamak, damgalanmamak ya da etiketlenmemek için de uyum gösterir, itirazımızı yutar ve kendimizden uzaklaşırız. Sinir sistemi için gruba ait kalmak, zaman zaman haklı olmaktan veya kendimizi açıkça ifade etmekten daha güvenli görünebilir.

Tehlike yalnızca karşımızda duran somut bir olay da değildir. Ekonomik bir çıkmaz, hukuki bir sorun, bedensel bir hastalık, sosyal bir yara, geçmişten taşınan bir acı veya durmaksızın felaket senaryoları üreten zihnimiz de sinir sistemimizi alarma geçirebilir.

İnsan tehdit altındayken zihinsel görüş alanı daralır. Beynin düşünme, değerlendirme ve yeni seçenekler üretmeyle ilişkili bölümlerine ulaşmak zorlaşır. Zihin, “Başka ne mümkün?” diye sormak yerine, “Kendimi nasıl koruyacağım?” sorusuna kilitlenir.

Bu nedenle umutsuzluk her zaman bilinçli bir tercih değildir.

Bu nedenle umutsuzluk her zaman bilinçli bir tercih değildir.

Hiçbirimiz bir sabah uyanıp “Bugün iyi ihtimallere bütün kapılarımı kapatacağım,” demeyiz. Umut edemediğimizi çoğu zaman ancak bedenimiz konuşmaya başladığında fark ederiz: Sürekli tetikteyizdir, gevşeyemeyiz, uyuyamayız, en küçük gelişmede kötü bir sonuç bekleriz. İyi bir haber duysak bile ona güvenemeyiz.

Danışanlarıma zaman zaman şöyle sorarım:

“Bu zorluğu yaşarken, iyi ihtimallerin de hâlâ orada bulunabileceğini düşünmek size nasıl geliyor?”

Aldığım cevap çoğu kez şaşırtıcıdır:

“Huzursuz edici.”

Çünkü pek çok insan için umut etmek, savunmasız kalmak anlamına gelir. Umut edersem hazırlıksız yakalanabilirim. Umut edersem kendimi kandırabilirim. Umut edersem yeniden hayal kırıklığına uğrayabilirim.

İşte umutsuzluğun burada koruyucu bir işlevi ortaya çıkar. İnsan, geleceğin kötü olacağına önceden inanırsa kötü bir sonuç karşısında daha az incineceğini düşünür. Kültürümüz de bunu destekleyen cümlelerle doludur: “Sen önünü kış tut, yaz çıkarsa bahtına.”

Fakat sürekli en kötüsüne hazırlanmak, bizi yalnızca hayal kırıklığından korumaz. Aynı zamanda yaşayabileceğimiz hayatla aramıza da mesafe koyar.

Umut araştırmalarıyla tanınan psikolog C. R. Snyder, umudu edilgen bir bekleyiş olarak tanımlamaz. Ona göre umut, ulaşmak istediğimiz yöne giden yolları görebilmek ve o yollarda ilerleyebileceğimize dair hareket gücü taşıyabilmektir. Araştırmalar da umudun bu iki yönünün, daha düşük depresyon ve kaygı düzeyleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor.

Demek ki umut, “Her şey mutlaka güzel olacak,” demek değildir.

Umut, her şeyin kötü gidebileceği ihtimalini inkâr etmek de değildir. Gerçekleri görmezden gelmek, acının üzerini örtmek veya kendimizi teselli cümleleriyle kandırmak hiç değildir.

Umut, hayatın kadrajını biraz genişletebilmektir.

Umut, hayatın kadrajını biraz genişletebilmektir.

Şu anda gördüğüm karanlık gerçektir; fakat gerçeğin tamamı yalnızca bu karanlıktan oluşmayabilir, diyebilmektir. Önümüzdeki bütün yolları bilmeden de bir sonraki adımı arayabilmektir. Güvenin hiçbir zaman yekpare, kusursuz ve sonsuza kadar garantili olmayacağını kabul ederek yine de bağ kurabilmektir.

Çoğumuz umut etmek için önce bütün belirsizliklerin ortadan kalkmasını bekliyoruz. Bir gün şartlar düzelecek, her şey netleşecek, kendimizi bütünüyle güvende hissedeceğiz ve o zaman umut edeceğiz sanıyoruz.

Fakat hayat bize böyle bir güvence vermiyor.

Umut, fırtınanın bitmesini beklemek değil; fırtınanın içinde hâlâ yön tayin edebileceğimizi hatırlamaktır. Bazen büyük bir gelecek tasarımından değil, çok küçük bir ihtimalden doğar: Bugün bir kişiye ulaşabilirim. Tek bir adım atabilirim. Henüz denemediğim bir yol bulunabilir. Şu anda bilmiyor olmam, hiçbir yol olmadığı anlamına gelmeyebilir.

Umutsuzluk istilası altında umut etmek kolay değildir. Çünkü umut, kesinlik değil cesaret ister.

Bugün umut etmek için kusursuz bir gün olmayabilir. Fakat umut zaten kusursuz günlerin duygusu değildir. Umut, hayatın bütün ağırlığına rağmen iyi ihtimallere açılan kapıyı tamamen kapatmama iradesidir.

Kaynaklar

1. Snyder, C. R. (2002). Hope Theory: Rainbows in the Mind. Psychological Inquiry, 13(4), 249-275. https://blogs.shu.ac.uk/growplus/files/2020/02/Hope-Synder-paper.pdf

2. Corrigan, J. A. & Schutte, N. S. (2023). The Relationships between the Hope Dimensions of Agency Thinking and Pathways Thinking With Depression and Anxiety: A Meta-Analysis. International Journal of Applied Positive Psychology. https://link.springer.com/article/10.1007/s41042-023-00099-1

3. Porges, S. W. (2022). Polyvagal Theory: A Science of Safety. Frontiers in Integrative Neuroscience, 16, 871227. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC9131189/

X

Instagram

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
1
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam