Uğur Batı Yazio: Renkler Sandığınızdan Daha Fazla Bir Şeyse?

0PAYLAŞIM
Yazio Banner

Havva’ya gelince; belki elmayı sadece kırmızı olduğu için seçti!  

Geçen yüzyılda yıl önce erkekler pembe, kızlar mavi giyerdi deseydik! 

İngiltere’nin büyük oyuncak mağazalarından Hamleys, nörobilimci Laura Nelson’ın başlattığı tarafından sosyal paylaşım sitesi Twitter aracılığıyla yapılan bir kampanya sonucunda, mağazalarında kız ve erkek çocuklarına göre yapılan ürün ayrımını sonlandırıldı. Mağazada daha önce var olan pembe ve mavi tabelalar, sadece oyuncakların tipini gösteren tabelalar ile değiştirildi. Laura Nelson mağazayı örnekleme olarak kabul etmiş, bu tip ayrımları yapan mağazaları cinsiyet ayrımcılığı ile suçlamıştı. Bu hareket İngiltere’de yeni bir tartışmayı başlattı ve İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Guardian, çocukların cinsiyetlerine göre renk ve buna bağlı oyuncak seçiminin doğuştan mı geldiğini, yoksa toplum tarafından mı dayatıldığını tartışmaya açtı. 

Peki, bu tartışmayı şöyle bir cümleyle açsak:

“Bugünden baktığımızda biraz asimetrik görünebilir ama yüzyılın başında erkekler için pembe ideal renkti.”

Newcastle Üniversitesi Nörobilim Enstitüsü ile biyoloji ve psikoloji bölümlerinin ortak yaptığı araştırmada bu ilginç konu ele alındı. Başlangıçla birlikte Guardian araştırmacılarından Ben Goldacare, renk tercihinde cinsiyete bağlı bir seçim belirlemesine karşı çıkmakta. Ben, bunun asla genetik bir faktör olmadığını dile getiriyor ve çok yakında; 20.yüzyılda kadınların erkek çocuklarını pembe, kız çocuklarını ise mavi giyindirdiğini ifade ediyor. Goldacare bu duruma ilişkin, 20. yüzyılda yayımlanan İngiliz kadın dergisi ‘Lady’s Home Journal’ın 1918 tarihli bir sayısındaki bir makaleyi örnek gösteriyor: 

‘Pembe, erkek çocuklarına uyuyor!’ 

“Bu konuda büyük bir görüş ayrılığı olmasına rağmen genel olarak pembenin erkek çocukları, mavinin ise kız çocukları için uygun olduğu kabul ediliyor. Daha kararlı ve güçlü bir renk olan pembe erkek çocuklarına, daha narin ve zarif olan mavi ise kız çocuklarına uyuyor.” 

“Gelenekçi bir anneyseniz kızlarınıza mavi giydirin.” 

Goldacare’in örnek gösterdiği bir başka mecra ise Amerikan dergisi Sunday Sentinel’in 1917 tarihli bir sayısı. Bu sayıda annelere şöyle sesleniliyor: “Geleneği takip eden biriyseniz oğullarınız için pembeyi, kızlarınız için maviyi kullanın.” 

Goldacare araştırmasına karşıt olan bir başka yaklaşım daha var. Projede yer alan Newcastle Üniversitesi Nörobilim Enstitüsü bilim insanlarından Anna Hurlbert, kadınların pembeyi seçmesinin toplayıcılık döneminden gelen bir seçicilik olduğunu belirtiyor. Hurlbert ilginç bir tezle, o dönemde kadınların çalılar arasındaki böğürtlenleri topladığı için bu rengi ayırt eder hale geldiklerini savundu. Hulbert, kadınların tercihlerinin pembe olmasının doğal, mavi için ise genel bir tercih ile geliştirilmiş olabildiğine inanıyor.  

Erkekler için renkleri düşünmek daha az önemliydi çünkü onların avcı olarak sadece koyu gizli bir şeye nişan alıp vurmaya ihtiyaçları vardı. Eğer “pembe kızlar için, mavi erkekler için” lafının sadece cinsiyet kalıplaştıran bir şey olduğunu düşünüyorsanız, kadınların gerçekten içinde daha fazla pembe olan renkleri tercih ettiğini gösteren bir araştırmanın sonuçlarını öğrenince şaşıracaksınız. Anna Hulbert’in liderliğini yaptığı araştırmada, bir grup erkek ve kadından karanlık bir odadaki bilgisayar ekranından yaklaşık 1000 çift renkli dikdörtgene bakmaları ve en hızlı şekilde, en çok beğendiklerini seçmeleri istendi. 

Sonrasında, Hulbert ve iş arkadaşları sonuçları renk yelpazesi boyunca işledi ve erkekler maviyi tercih ederken, kadınların mavinin daha pembe kısmına doğru yöneldiği sonucuna vardı. MSNBC.com’da sunulan kısa raporda, kadınların gerçekten pembeyi tercih ediyor araştırması, sonuçların kültürel faktörleri ihtimalini nasıl ortadan kaldırdığına değinmedi. Tahminen, konular balon içinde yükselmediyse çoğu, yıllar boyunca kızlar için pembe bebek kıyafetlerinden, kadınlar için pembe ürün paketlerine vb. renk mesajları tarafından bombalandı.

“Havva’ya gelince, belki elmayı seçmesinde başka bir sebep vardı” diyen Hurlbert, “Kırmızı iyi ve olgun bir meyvenin rengidir” diye ekliyor.

“Olgun meyve” açıklaması kulağa biraz spekülatif gelebilir. Herkes mavi rengini sever, ancak kadınlar pembemsi maviye yönelirler. Yani kadınlar daha kesin çizgilere sahip. Sarı ve yeşil bölgelerde az, yükselişten doruğa; morumsu renklerden kırmızımsı bölgelere ulaşıyorlar. Sarı ve yeşilin tercih edilmemesi, bu renklerin olgunlaşmamış sebze ve meyve rengiyle aynı olmasıyla ilişkilendiriliyor. 

Geçtiğimiz yıllarda göğüs kanseri teşhisi konan ünlü Avustralyalı yıldız Kylie Minogue, ameliyat için yattığı hastanedeki odasını pembeye boyatmıştı. Odanın süsleri de pembe aksesuarlardan oluşuyordu. Hamileliği esnasında Britney Spears da son klibinde pembeler içindeydi. Hummer cipinin koltuk döşemeleri bile pembeydi. 

Dünyayı ve gerçekliği açıkça görerek algılarız. Gördüklerimizle düşünürüz, gördüklerimizle karar veririz. Gördüklerimize dair hissettiklerimiz de vardır. Bizi iyi ya da kötü; içten pazarlıklı ya da soğuk veya heyecanlı hissettiren etkenlerin başında renkler gelir. Renkler, sesler, kokular ve yaşamın diğer unsurlarını nesnel gerçekliğin belirteçleri olarak görürüz. Oysaki tüm bunlar fiziksel bileşenlerinin algılarımıza çarpıp yansımasıdır. Renkler bu nedenle algı ve deneyimlerin taşıyıcılarıdır.  

Bir şehrin rengi vardır. Bir insanın rengi vardır. Acının rengi vardır. Sevginin rengi vardır. Markaların da. Mesela çeşitli araştırmalar marka farkındalığının %80′e kadar, okunma oranlarını %40′a kadar arttırdığını; satın alma kararlarına ise %85 oranına kadar etki edebildiğini gösteriyor. Her ne kadar kültürellik ve bireysel deneyimler çerçevesinde farklılaşsalar, öznelleşseler bile toplumsal olarak paylaşılan unsurlardan söz ediyoruz.  

Renkler, beyin tarafından işlenen fiziksel bir uyaran olarak işlev görür. Daha sonra hızlı bir yolculuğun neticesinde algısal düzeye iner. Sistemin işleyişindeki sıra dışı hız, algılanan ile gerçeğin birebir örtüştüğünü düşündürür. Beynimizin esas sırlarından biri budur. Hatta bu gerçekliği bireysel bir kavram haline getirendir. Bu nedenle herkesin siyahı aynı beyaz değildir. Bu farkları yaratan beyinlerimizin iç düzenindeki farklardır. Beyinlerimizin benzersiz ve bize özel karakteri varmış gibi davranması bu nedenledir. Renkler, sözsüz iletişimin en önemli parçasıdır. İnsan zihni de belli renklere belli tepkileri vermek üzere programlanmıştır. İnsanların renklerden aldığı bilinçaltı mesajlar, algıları şekillendirir, düşünce yapısını belirler, duyuları uyandırır, harekete geçirir.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir