article/comments
article/share
Haberler
Senkronisite, Eşzamanlılık ve Tevafuk: Tesadüf Sandığımız Şeylerin Ardındaki Anlam

etiket Senkronisite, Eşzamanlılık ve Tevafuk: Tesadüf Sandığımız Şeylerin Ardındaki Anlam

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Tesadüf yok, tevafuk var….Öyle ya… 

Hayatımızda bazı anlar vardır; dışarıdan bakıldığında sıradan bir rastlantı gibi görünür, fakat biz o anın içinde açıklaması zor bir anlam hissederiz. 

Biliriz ama açıklayamayız. 

Sezeriz. 

Tam birini düşünürken telefonunun çalması… 

Yıllardır aradığın bir sorunun cevabının, hiç beklemediğin bir konuşmanın içinde karşına çıkması… 

Bir insanla, bir kitapla ya da bir olayla tam da hayatının belli bir döneminde karşılaşman… Kitabında öylesine açtığın sayfadan sistemin sana konuşması… 

İnsan böyle anlarda durur. 

Ve sorar: 

“Bu yalnızca bir tesadüf mü?”

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Carl Gustav Jung’a göre bu deneyim; senkronisite….

Carl Gustav Jung’a göre bu deneyim; senkronisite….

Eşzamanlılık…Senkronisite; 

“Aralarında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi olmayan iki olayın ,kişi açısından anlamlı bir biçimde aynı zamanda ya da birbirine yakın zamanda ortaya çıkmasıdır.” 

Senkronisite: Anlamlı eşzamanlılık. 

Eşzamanlılık: Aynı anda gerçekleşme ve örtüşme. 

Tevafuk: Manevi bağlamda anlamlı biçimde denk gelme; takdir-i ilahi ve hikmet perspektifi. 

Yani senkronisite; nedensellikten bağımsız görünen olayların insanın iç dünyasında anlam bulmasıdır. 

Jung, senkronisiteyi ilahi müdahalenin kanıtı olarak ortaya koymadı. 

“Evren sana mesaj gönderiyor” da demedi. 

Konu bu kadar basit değildi.

Onun ilgilendiği şey, aralarında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi bulunmayan iki ya da daha fazla olayın, insanın iç dünyası açısından anlamlı bir biçimde eşzamanlı olarak ortaya çıkabilmesiydi. 

Ruh bunun anlamlı olduğunu hep hissetti. 

Örneğin bir insan yoğun biçimde bir kişiyi düşünür ve aynı dönemde o kişiden haber alır. Bu rezone olduğunuzu da gösterir ancak sekronisite ise… 

Aradaki fark egonun değil ruhun bunun anlamlı olduğunu hissetmesidir. Jung’un sorusu şudur: 

“Bu iki olay arasında fiziksel bir nedensellik olmasa bile, neden kişinin ruhunda böylesine güçlü bir anlam oluşuyor?” 

İşte senkronisite budur. 

Bu ruhsal bir kavramdır.

İnsanın iç dünyası ile dışarıda gerçekleşen olay arasındaki anlamlı örtüşmeye dikkat çeker. Fakat tevafuk başka bir zemindedir.

İnsanın iç dünyası ile dışarıda gerçekleşen olay arasındaki anlamlı örtüşmeye dikkat çeker. Fakat tevafuk başka bir zemindedir.

Tevafuk, psikolojik, ruhsal bir teori değildir. 

Bir bilinçdışı mekanizma açıklaması değildir. 

İslami ve tasavvufi düşüncede, olayların ve karşılaşmaların ilahi takdir, hikmet ve anlam bağlamında birbirine denk gelmesidir. 

Dolayısıyla Jung’un senkronisitesi ile tevafuk arasında hassas bir ayırım vardır. 

Jung psikolojik bir olguyu anlamaya çalışır. 

Tevafuk ise manevi bir anlam ufkuna işaret eder. 

Jung’un sorusu: 

“Bu eşzamanlılığın benim ruhsal dünyam açısından anlamı nedir?” 

“Neden bunlar başımıza gelir?” 

Tevafuk perspektifinin sorusu ise: 

“Bu denk gelişin ardında ilahi bir hikmet olabilir mi?” 

Biri insanın iç dünyasına bakar. 

Diğeri insanın kendisini aşan ilahi düzene bakar. 

Bu ayrımı korumak önemli.

Çünkü ruhsallık adına her şeyi birbirine karıştırdığımızda, hem Jung’u olduğundan farklı anlamış oluruz hem de tevafukun manevi derinliğini basitleştiririz. 

Jung bize şunu söyler: 

Bazen dışarıdaki olay ile içeride yaşadığımız hal arasında öyle güçlü bir anlam birlikteliği oluşur ki, bunu yalnızca klasik neden-sonuç ilişkisiyle açıklamak yetersiz kalır. 

Tevafuk ise başka bir kapı açar: 

Belki de insanın hayatında, kendi iradesi ve hesabının ötesinde işleyen bir hikmet vardır. Burada insanın gönlü devreye girer. 

Çünkü hayatımızdaki her şeyi kontrol edemeyiz. 

Ne zaman kiminle karşılaşacağımızı… 

Hangi kapının açılıp hangisinin kapanacağını… 

Hangi olayın bizi yıllar sonra bambaşka bir yere taşıyacağını… 

Bazen bir kayıp yaşarız ve yalnızca acısını görürüz. 

Yıllar sonra o kaybın bizi nasıl değiştirdiğini ve hediyelerini fark ederiz. Bazen bir kapı kapanır ve bunu bir başarısızlık sanırız. 

Sonra başka bir yol açılır ve bu bizim ilahi yolumuzdur. 

Ve geriye dönüp baktığımızda, o kapanışın hayatımızın yönünü değiştirdiğini ,bizi dönüştürdüğünü görürüz. 

İşte burada “tevafuk” kelimesi insana başka bir derinlik verir. 

Çünkü tevafuk, “Başına gelen her şeyin mutlaka gizli bir mesajı vardır” demek değildir. Daha incelikli bir şeydir. 

İnsanın yaşadıklarının içinde bir hikmet ihtimaline gönlünü açık tutmasıdır. Fakat burada da dikkat edilecek en önemli husus; 

Her rastlantıyı tevafuk ilan etmek ruhsallık değildir. 

Her karşılaşmayı ilahi işaret saymak da değildir.

İnsan bazen görmek istediğini görür. 

Kendine yontar. 

Arzusunu kader zanneder. 

Korkusunu ,kaygısını sezgi sanır. 

Bir işareti gerçekten fark etmekle kendi zihninin ürettiği anlamı dışarıya yansıtmak arasında büyük bir fark vardır. 

Bu yüzden belki de en olgun ruhsal tavır şudur:

Ne her şeyi tesadüf deyip geçmek, ne de her şeyi işaret kabul etmek. Önce fark etmek.

Ne her şeyi tesadüf deyip geçmek, ne de her şeyi işaret kabul etmek. Önce fark etmek.

Sonra sorgulamak. 

Sonra sezmek. 

Ve bazen hiçbir kesin hükme varmadan beklemek. 

Gözlemci kalabilmek… 

Analiz etmeden, masaya yatırmadan ,sakinlikle gözlemlemek… 

Yol bizi nereye götürecek? 

Çünkü bazı şeylerin anlamı olay yaşandığı anda açılmaz, anlamlandıramayız. Zaman, bazı anlamların anahtarıdır. 

Bugün “Neden oldu?” dediğimiz bir şeyin cevabını yıllar sonra bulabiliriz, hikmetini yaşarız. 

Bugün hayatımızdaki bir insanın neden geldiğini anlayamayabiliriz ,bu kişi zorba da olsa bir hikmeti var desem belki zoruna gidecek… 

Bir gün fark ederiz ki o insan bize başka birini değil, kendimizi göstermiş. Ve belki de seni ilahi yaşam planına ,amacına almış. 

Bugün kayıp sandığımız şeyin bizi aslında kendimize yaklaştırdığını anlayabiliriz. Ve o zaman insanın sorusu değişir. 

“Bu neden başıma geldi?” demek yerine:

“Bu yaşadığım şey beni neye dönüştürdü?” 

diye sormaya başlarız. 

Kurban değil kendi kahramanlığımız perspektifinden bakarız. 

Belki Jung’un senkronisitesi bize dış dünya ile iç dünya arasındaki anlamlı bağlantılara dikkat etmeyi öğretir. 

Hayatı,mesajları okumayı… 

Tevafuk ise bize, bütün bunların ötesinde bir hikmet alanı olabileceğini hatırlatır. Biri psikolojik ,ruhsal bir kavramdır. 

Diğeri manevi bir kavram. 

Aynı şey değiller. 

Ama insanın hayatı üzerine düşünürken ikisi de bizi sıradan görünen olayların ardındaki anlam meselesine götürebilir.

Ve belki hayatın en güzel taraflarından biri şudur: Her şeyi bilmek zorunda değiliz.

Ve belki hayatın en güzel taraflarından biri şudur: Her şeyi bilmek zorunda değiliz.

Bütün yolu görmek zorunda değiliz. 

Bazen yalnızca bir sonraki adımı görmek yeterlidir. 

İnsan niyet eder. 

Çabasını ortaya koyar. 

Elinden geleni yapar. 

Sonra kontrol edemediği kısmı Allah’a bırakır ve hatta hep Allah’tadır. Ve belki tam o noktada tevekkül başlar. 

Çünkü tevekkül, hayatı bırakmak değil; 

Elinden geleni yaptıktan sonra hayatın tamamını kendi ellerinde tutma zorunluluğundan vazgeçmektir. 

Ve en zor erdemlerdendir.

Belki de bazı karşılaşmaların sırrı, onların neden gerçekleştiğinde değil; bizim onlardan sonra kim olduğumuzdadır. 

Bir insan gelir. 

Bir cümle kurar. 

Bir kapı kapanır. 

Bir başka yol açılır. 

Ve yıllar sonra geriye baktığımızda bazı taşların yerli yerine oturduğunu görürüz. O zaman idrak ederiz; 

“Meğer o gün anlayamadığım şeyler varmış.” 

Jung buna başka bir pencereden baktı: 

Senkronisite.

Bizim manevi dünyamız ise başka bir kelime verdi: Tevafuk.

Bizim manevi dünyamız ise başka bir kelime verdi: Tevafuk.

Biri bilinç ile dış olay arasındaki anlamlı eşzamanlılığı araştırır. 

Diğeri insanın hayatındaki denk gelişlere ilahi hikmet ihtimaliyle bakar. 

Ve belki ikisini birbirine karıştırmadan yan yana koyduğumuzda, çok güzel bir soru kalır geriye: 

“Hayat yalnızca başımıza gelenlerden mi ibarettir, yoksa başımıza gelenlerin içinde bizim henüz göremediğimiz anlamlar da var mıdır?” 

Cevabını hemen bulamayabiliriz. 

Belki de bulmamız gerekmiyordur. 

Çünkü bazı cevaplar akla gelmez. 

Zamanla anlaşılır. 

Bazıları ise sessizce gönle düşer. 

Sezilir… 

Senkronisite ve eşzamalılığın mesajlarını okusak kime dönüşürdük?

Hayatımız neye dönüşürdü? 

Bunun için şimdiye kadar seçmediğimiz neleri seçmeliyiz? Onedio okurlarım için ruhumla yazdım… 

Bilin istedim… 

Meltem Farah Aydın

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Instagram

Web

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam