article/comments
article/share
Haberler
Seni Delirten Şey Ne? Psikolojin Söylüyor!

Seni Delirten Şey Ne? Psikolojin Söylüyor!

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Herkesin tahammül sınırını zorlayan, normalde sakin kalabildiği halde bir anda kontrolünü kaybetmesine neden olan bazı şeyler vardır. Kimi için cevapsız bırakılan mesajlar büyük bir meseleye dönüşürken kimi için sürekli sözünün kesilmesi, plansızlık veya insanların sınırlarını ihlal etmesi gerçek bir sabır testidir. Üstelik bazen bizi en çok sinirlendiren şey, aslında kendi içimizde çözmeye çalıştığımız meselelerle de bağlantılı olabilir.

Peki senin görünmez öfke düğmene kim basıyor?

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

1. Cinsiyetini seçerek başla!

2. Şimdi de yaşını seç!

3. Bir arkadaşınla buluşmak için saatler öncesinden plan yaptın ama arkadaşın son dakika haber vererek gelemeyeceğini söyledi. İlk tepkin ne olur?

4. Bir tartışma sırasında karşı taraf sürekli sözünü kesiyor. Ne yaparsın?

5. Yakın olduğun biri sana "Çok abartıyorsun, bunda sinirlenecek ne var?" dedi. Nasıl hissedersin?

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

6. Seni en çok hangi insan tipi yoruyor?

7. Çok emek verdiğin bir iş başkasına mal edildi. Ne yaparsın?

8. Telefonuna mesaj attığın biri saatlerce cevap vermiyor ama sosyal medyada aktif görünüyor. Ne düşünürsün?

9. Bir gün boyunca hiçbir şey planladığın gibi gitmedi. Akşam kendini nasıl hissedersin?

10. Bir insanın hangi davranışı gözünde değer kaybetmesine neden olur?

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Senin En Büyük Düşmanın Başkalarının Sorumsuzluğu!

Senin sinir sisteminin en hassas noktası kontrolün elinden alınması. Bir şeylerin ters gitmesinden çok, başkalarının dikkatsizliği yüzünden her şeyin ters gitmesine tahammül edemiyorsun. Plan yapıyorsun, sorumluluklarını yerine getiriyorsun, verdiğin sözleri tutuyorsun ve çevrendeki insanlardan da aynı özeni bekliyorsun. Ancak herkes senin kadar dikkatli veya disiplinli olmadığında kendini sürekli başkalarının eksiklerini tamamlamak zorunda bulabiliyorsun. Bir arkadaşının son dakika plan değiştirmesi, bir iş arkadaşının üzerine düşeni yapmaması veya birinin verdiği sözü unutması senin için basit bir aksaklık değil. Bunlar, insanların zamanına ve emeğine ne kadar değer verdiğiyle ilgili birer göstergeye dönüşüyor. Aslında seni çıldırtan şey çoğu zaman olayın kendisi değil, önlenebilir bir sorunun senin hayatına dahil edilmesi. İlişkilerinde de benzer bir durum ortaya çıkıyor. Birlikte olduğun insanın sorumluluk almasını, kararlarının arkasında durmasını ve seni sürekli belirsizlik içinde bırakmamasını istiyorsun. Bir şeyleri organize eden, sorunları çözen veya kriz anında inisiyatif alan kişi olmaya alışmış olabilirsin. Fakat bunun görünmeyen bir bedeli var: Her şeyi üstlenmeye başladığında çevrendeki insanlar da sorumluluklarını sana bırakmaya alışabilir. Sonra bir noktada kendini hem yorgun hem de öfkeli bulursun. Üstelik bazen yardım istemek yerine işleri kendin yapmayı tercih edersin çünkü başkasının yanlış yapma ihtimali bile seni yorabilir. Kontrol ihtiyacının altında çoğu zaman başarısızlık korkusundan ziyade, başkalarının hatalarının sonuçlarına katlanmak istememen yatıyor olabilir. Sana küçük ama önemli bir soru: Her şey senin istediğin gibi ilerlemediğinde gerçekten olay mı kötüleşiyor, yoksa kontrolün sende olmaması mı seni rahatsız ediyor? Çünkü her aksaklığı düzeltmek zorunda değilsin. İnsanların kendi hatalarının sonuçlarını yaşamasına izin vermek, bazen kendin için yapabileceğin en iyi şey. Senin öfkenin arkasında yüksek sorumluluk duygusu, adalet beklentisi ve emeğinin karşılığını görme isteği var. Ancak hayatı sürekli yönetilmesi gereken bir proje gibi ele alırsan, dinlenmen gereken anlarda bile zihnin çalışmaya devam edecek. Her şeyi kontrol edemediğini kabul etmek yenilgi değil; enerjini gerçekten önemli şeylere ayırmanın bir yolu.

Seni Delirten Şey Cevabını Bulamadığın Sorular!

Senin en büyük tetikleyicin, ne olduğunu tam olarak anlayamadığın durumlar. Birinin neden öyle davrandığını bilmemek, bir konuşmanın yarım kalması, cevapsız bırakılan sorular veya geleceği belli olmayan planlar zihninde uzun süre yer kaplayabiliyor. Başkalarının kolayca geçiştirdiği ayrıntılar senin için çözülmesi gereken birer meseleye dönüşüyor. Bir mesajın tonunu, bir insanın davranışındaki değişikliği veya bir olayın nedenini defalarca düşünebilirsin. Üstelik yalnızca yaşananları değil, yaşanmamış ihtimalleri de analiz ediyorsun. Bir şeyin kötü sonuçlanması kadar, nasıl sonuçlanacağını bilememek de seni yoruyor. Senin için bilgi, yalnızca merakını gidermek değil, zihinsel güvenlik alanı oluşturmak anlamına geliyor. Özel hayatında bu durum bazen oldukça ilginç bir döngü yaratabilir. Birine güvenmek istiyorsun ama önce onu anlaman gerektiğini düşünüyorsun. Anlamak için soru soruyor, cevapları değerlendiriyor ve davranışları takip ediyorsun. Ancak bazı insanlar kendilerini açıklamak konusunda senin kadar istekli olmayabilir. Bu durumda zihnindeki boşlukları kendi yorumlarınla doldurmaya başlayabilirsin. Bir tartışma yaşadığında konuşmanın bitmesi senin için meselenin bittiği anlamına gelmiyor. Sonradan aklına gelen cümleleri, karşı tarafın farklı söylemiş olabileceği şeyleri ve olayın başka türlü gelişme ihtimallerini düşünmeye devam ediyorsun. Bazen haklı olup olmadığını anlamaktan çok, olayın bütün parçalarını bir araya getirmeye ihtiyaç duyuyorsun. Seni en çok rahatlatacak şey her sorunun cevabını bulmak değil, bazı soruların cevapsız kalabileceğini kabul etmek. Çünkü zihnin her belirsizliği bir tehdit gibi algıladığında dinlenmek neredeyse imkansız hale gelir. İnsanların her davranışını çözmek, her konuşmanın alt metnini anlamak veya gelecekteki bütün ihtimalleri hesaplamak zorunda değilsin. Bazen birinin mesaj atmaması yalnızca mesaj atmamasıdır; bazen bir planın değişmesi hayatın olağan akışıdır. Senin asıl mücadelen insanlarla değil, zihninin sürekli cevap arayan tarafıyla. Biraz belirsizliğe tahammül etmeyi öğrendiğinde hem ilişkilerin hem de kendinle kurduğun bağ çok daha hafif hale gelebilir.

Seni Çıldırtan Şey Duygularının Yok Sayılması!

Senin en hassas noktan, hissettiklerinin ve ihtiyaçlarının başkaları tarafından fark edilmemesi. Bir olayın kendisinden çok, o olay karşısında nasıl hissettiğinin önemsenmemesi seni yaralayabiliyor. Birine bir derdini anlattığında hemen çözüm önerileri duymak yerine anlaşılmayı bekliyorsun. Üzgün olduğunu söylediğinde sana abarttığının söylenmesi, kırıldığını ifade ettiğinde konunun şakaya vurulması veya çabanın fark edilmemesi tahammül sınırlarını zorlayabilir. Çünkü senin için duygusal yakınlık, yalnızca aynı ortamda bulunmak veya sık sık konuşmak değil. Birinin seni gerçekten dinlemesi, küçük ayrıntıları hatırlaması ve söylemediğin şeyleri bile anlamaya çalışması önemli. Bu nedenle bazen çok küçük görünen bir davranış, senin için büyük bir duygusal kırılmaya dönüşebiliyor. İlişkilerinde karşılıklı ilgi ve duygusal emek arıyorsun. İnsanların sana değer verdiğini yalnızca söyledikleriyle değil, davranışlarıyla göstermelerini bekliyorsun. Birinin senin için önemli olan bir günü hatırlaması, zor zamanında yanında olması veya konuşurken gerçekten dikkatini vermesi seni mutlu edebilir. Ancak bu beklentilerin karşılanmadığında içine kapanma ihtimalin de yüksek. Bazen neye kırıldığını doğrudan söylemek yerine karşı tarafın kendiliğinden anlamasını bekleyebilirsin. Anlamadığında ise bu durumu önemsenmediğinin kanıtı olarak yorumlayabilirsin. İşin ilginç tarafı, dışarıdan güçlü ve bağımsız görünsen bile iç dünyanda başkalarının davranışlarından oldukça fazla etkileniyor olabilirsin. Senin için en zor şey yalnız kalmak değil, birinin yanındayken bile kendini yalnız hissetmek. Burada kendine sorman gereken soru şu: İnsanların seni anlamasını mı bekliyorsun, yoksa bazen kendini yeterince açık anlatmadan anlaşılmayı mı istiyorsun? Çünkü duygusal ihtiyaçlarının değerli olması, başkalarının bunları her zaman kendiliğinden fark edebileceği anlamına gelmiyor. Kırıldığında bunu ifade etmek, sınırlarını açıklamak ve ihtiyaçlarını dile getirmek ilişkilerini daha sağlıklı hale getirebilir. Senin öfkenin altında çoğu zaman görülme, kabul edilme ve karşılık bulma ihtiyacı var. Herkesin seni aynı derinlikte anlamasını beklemek yorucu olabilir ama bu, duygularını küçültmen gerektiği anlamına gelmiyor. Seni gerçekten anlayan insanlarla bağ kurarken kendini saklamak zorunda değilsin.

Bir Kez Hayal Kırıklığına Uğradın mı Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmuyor!

Senin en büyük tetikleyicin, güvendiğin bir insanın beklemediğin bir davranışta bulunması. Birinin sana açıkça karşı çıkması veya seninle aynı fikirde olmaması seni her zaman rahatsız etmeyebilir. Ancak samimi olduğunu düşündüğün birinin arkanından konuşması, verdiği sözleri tutmaması veya zor zamanında yanında olmaması çok daha derin bir etki bırakıyor. Çünkü sen ilişkileri yalnızca o an yaşananlardan ibaret görmüyorsun. Geçmişte kurulan bağları, paylaşılan sırları ve verilen sözleri de hesaba katıyorsun. Bu nedenle bir hayal kırıklığı yaşadığında yalnızca o olaya değil, geçmişte yaşadığın bütün güzel anların anlamına da yeniden bakmaya başlayabilirsin. Bir anda insanlara mesafe koyman, aslında kendini yeniden incinmekten koruma çaban olabilir. İnsanlara güvenmek konusunda seçicisin. Birini hayatına aldığında ona belirli bir alan açıyor ve karşılığında dürüstlük bekliyorsun. Ancak güvenin sarsıldığında eski yakınlığı yeniden kurmak senin için kolay değil. Karşı taraf özür dilese bile davranışlarının değişip değişmediğini gözlemlemek isteyebilirsin. Bazen affettiğini söylersin ama zihninde yaşananları unutmazsın. Hatta yeni bir ilişkide geçmişte yaşadığın hayal kırıklıklarının etkisiyle daha temkinli davranabilirsin. Buradaki en büyük çelişkin ise yakınlık istemene rağmen kendini korumak için mesafeyi artırman. Birinin sana yaklaşmasını isterken aynı zamanda ona ne kadar güvenebileceğini test ediyor olabilirsin. Böylece seni incitmeyecek insanlarla bile arana görünmez bir duvar koyma ihtimalin doğuyor. Senin için en önemli farkındalık, geçmişteki insanların davranışlarının gelecekteki bütün ilişkilerin kaderini belirlemesine izin vermemek. Herkese güvenmek zorunda değilsin ama kimsenin güvenilir olamayacağını düşünmek de seni yalnızlaştırabilir. Bir insanın hata yapmasıyla seni sürekli incitmesi aynı şey değil. Sınır koymak, mesafe almak ve gerektiğinde bir ilişkiyi bitirmek elbette hakkın. Ancak her yeni insanı eski bir hikayenin devamı gibi değerlendirmek zorunda değilsin. Senin öfkenin arkasında sadakat, tutarlılık ve güven ihtiyacı var. Asıl gücün kimseye ihtiyaç duymamak değil, kime ne kadar güveneceğini seçebilecek kadar kendini tanımak.

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video

İlgini çekebilir:

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?
Yorum Yazın