Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Selda Terek Yazio: Cinsel İlişkiye Girdiğiniz Kişiye Benzeyeceğinizi Biliyor musunuz?

330PAYLAŞIM
Yazio Banner

Mahrem enerjinizin ilişki esnasında nelere yol açtığını biliyor musunuz? Enerji yüklü iki kablonun birbirine bağlanması gibi, partnerinizle auralarınızın bağlandığını ve enerji akışı yaşadığınızı, karıştığınızı hiç aklınıza getirmiş miydiniz? Getirin bundan sonra çünkü cinsellik esnasında enerjileriniz dans ediyor, birbirinize bulaşıyorsunuz.

İllüstrasyon: Sude Terek 2020

Hoş, Covit 19 bu konudaki hızımızı ister istemez kesti ama ben yine de “çok adresli cinsellik anlayışı” için birkaç şey söylemeden geçmeyeyim. Yıllar önce bu yazının bir benzerini, başka bir dergi için yazmıştım; ne konu eskiyor ne de bu konuya olan ilgi.

Benzemek istemediğiniz kişiyle cinsel ilişkiye girmeyin! Evet girmeyin! Size öyle ahlak ahkamı kesecek değilim, bambaşka bir sebepten dolayı girmemeniz gerektiğini söylüyorum. Durun sabredin, geliyor ama önce şunu bir dinleyin: 

Tibet Tıbbını duydunuz mu? Ya da hiç Tibet felsefesine göre tanı ve tedavi koyan bir uzmana denk geldiniz mi? Ben geldim. Nasıl oluyor inanın hiçbir fikrim yok ama şu an yazacaklarıma gözlerimle şahit oldum, okuyun, şaşıracaksınız.  

Seneler evvel kulağımda beni çıldırtan, sessiz ortamlarda varlığını iyice belli eden bir çınlama başladı. Önce, su kaçmıştır, uykusuzluk etkilemiştir, strestendir vs diyerek bir süre oyalandım. Baktım geçeceği yok, bir KBB (Kulak-Burun-Boğaz) uzmanına gittim. Üstün teknoloji aletleriyle orama burama baktıktan sonra beni bir nöroloğa yönlendirdi. O da sağ olsun, nörolojik muayenesinden hemen sonra ne kadar manyetik tanı cihazı (MR, Tomografi, Röntgen,..) varsa hepsine girmem gerektiğini söyledi. Dediklerini yaptım. Çok para harcadım, radyasyona maruz kaldım. Sonuç? Koca bir sıfır... Kulağımın içindeki kalp atışı aynı şekilde devam ediyor ve ben sebebini bilmiyordum; Bonk! Bonk! Bonk! 

Bütün bu süreçte, yapılan onca masrafa değecek kayda değer bir sonuç çıkmadığı gibi bir de koca koca profesörlerin bana değil de o hi-tech cihazlara inanmaları, arazı göremedikleri için “Bir şeyin yok” demeleri ağırıma gitti. “Cihaz yok diyorsa yoktur!” felsefesi modern tıbba ait bir şey olsa gerek. “Ben mi bileceğim, cihaz mı?” Batı tıbbına göre “cihaz” tabii ki.. 

Ben, “Öyle demeyin ama, var bir şey” dedikçe bu sefer psikiyatriye görünmem salık verildi. Söz dinleyen insanım, ona da göründüm. Tahmin edebileceğiniz gibi, doktor bilindik antidepresan verdi. Ne yapayım, bir de bunu deneyeyim diyerek çaresiz kullandım. Ooooh bi rahattım, bi güzelleştim ki sormayın. Endişe duygum bloke oldu. Dünyayı bir sis perdesinin arkasından izlesem de sinirlenmeyen çok tatlı biri haline geldim. Peki kulak çınlaması? Aynen devam ediyordu. Bonk! Bonk! Bonk!

Tam “Yapacak hiçbir şey kalmadı, bununla yaşamaya alışmalıyım,” dediğim sırada, kendi derdine de modern tıp ile çözüm bulamayan, sağır olma riskiyle karşı karşıyayken bir mucize eseri Tibet Tıbbı ile tanışıp iyileşen müzisyen bir arkadaşımla karşılaştım. Beni, onun iyileşmesini sağlayan hekimle tanıştırdı (Detay vermiyorum, reklama girer :)). Evet, bahsettiğim kişi modern tıp eğitimi de almış ancak tanı ve tedavisini Tibet Tıbbına göre yapan biriydi. 

Olay aynen şöyle gelişti: 

İçeri girdim. Doktor bir masanın başında oturuyordu, beni de hemen yanına buyur etti. Masada bir kadın ve bir erkek anatomisini gösteren iki maket heykel, bir sayfa beyaz kağıt ve bir de kalem duruyordu, o kadar. Rahatsızlığımın ne olduğunu bile sormadı. El bileğimi tuttu ve önündeki kağıda, Çince olduğunu sandığım (Tibet alfabesiymiş, sonra öğrendim) garip bir yazıyla bir şeyler karalamaya başladı. (Not: O ana kadar adım ve soyadımla aldığım randevu dışında ne bir form doldurmuştum ne de birine bilgi vermiştim. Ayrıca belirtmeliyim ki o dönemde bilgilerimiz böyle bir tuşa basıp bilgisayarda önümüze dökülmüyordu. Yani kısaca doktorun benim hakkımda bilgi alabileceği bir yer yoktu.)

Bileğimi tuttu ve kan grubumu önce Tibet alfabesi sonra da anlayacağım Latin alfabesiyle önündeki kağıda şak diye yazdı.

“Kan grubun bu” dedi. Başımı salladım. Sonra başladı önceden geçirdiğim hastalıkları kronolojik sıralamayla madde madde söylemeye. O kadar net ve kendinden emin konuşuyordu ki ben durup hesap yapmak zorunda kalıyor ve sonunda “Evet ya sahiden o hastalığı o zaman geçirmiştim” diye şok olarak dinlemeye devam ediyordum.  

O ana kadar vücudumda olan biten her şeyi o kağıda yazdı ve bana okumaya başladı. Dahası, oraya kulağımdaki çınlama için gittiğimi ben söylemeden o bana söyledi.  

“Beyne giden damarlardan biri tıkalı ama ondan önce çözmemiz gereken başka sorunlar var kızım,” dedi sakince.  

Ben, “Ne! Beyne giden damarlardan biri mi tıkalı?” diye tepki bile veremeden, endişelenip, gözlerimi fal taşı gibi açamadan, kendimi oradan oraya atıp dünyamı karartamadan, sanki söylediği basit bir şeymiş de üstünde durmaya gerek yokmuş gibi, istifini bozmadan devam etti adam. 

Ben sende tereyağı, reçel, bal hiçbir şey görmüyorum, bu ne sıskalık!”

 Bana detaylı bir reçete yazmaya başladı. Zayıfmışım, vücudumda şu, şu, şu eksikmiş. Önce beslenmeme dikkat edecek ve güç kazanacakmışım. Ha biraz da çatlakmışım. (Evet, aynen böyle söyledi “Çatlaksın” dedi. Bunu anlamak için Modern tıp veya Tibet Tıbbına ihtiyaç yok aslında). Her neyse, konuyu saptırmayayım, çınlamanın üzerinde fazla durmadı, sadece ona da bir reçete yazdı.  

Reçete dediysem öyle asetil salisilik asit falan değil, zeytinyağın içine kırılan yumurtalar, ezilen baş baş sarımsaklar, kafaya sürülen sirkeler tarzında bizlerin kocakarı ilacı diye adlandırdığımız cinsten şeyler...  

Bunları yaptım mı?  

Hayır.  

Neden Yapmadım?  

Her sabah işe sarımsak kokarak gidemezdim. 

Çınlama devam mı?  

Evet. 

Bu çınlama (daha doğrusu bonklama) ile yaşamaya alıştım. Kulağımda kalp atışlarım duruyor. Üzerinden 6-7 sene geçmişti. O günlerde pişman oldum, dedim ki “Keşke onu dinleseydim, reçeteye uysaydım. Ne olurdu ki onun dediği gibi üç ay boyunca kafama o sarmısaklı sıvıyı sürüp yatmış olsaydım... Çoluğum, çocuğum, iş arkadaşlarım, sosyal çevrem nasıl olsa alışırdı benden gelen o kokuya...” :)  

Yedi sene sonra o hekime tekrar gitmeye karar verdim. Randevu aldım.  

Beni görür görmez tanıdı, iyi mi?  

E sen bana gelmiştiiin!” dedi. “Dediklerimi yapmadığın için tekrar geldin, değil mi?” diyerek azarlamaktan da geri durmadı. Şok oldum beni tanımış olmasına. Müşteri kaydı mı? Hah! Adamın ya da sekreterinin ne bilgisayarı vardı ne de görünürde bir dosya dolabı. Masa, sandalye ve gayet iptidai bir muayenehane... Şimdi, seneler sonra, değiştirmiş midir, onu bilemem. Aynı reçeteyi yazdı ve tekrar verdi bana.  

Para alamam senden” dedi. “Ama bu kez de dediğimi yapmazsan, bir daha da gözüme görünme!”

Bir süre dediğini yapmaya çalıştım, üç günden fazla dayanamadım. Müzisyen arkadaşım kendine verilen tedaviyi uygulamış, iyileşmişti ama ben söyleneni yine dinlememiştim. Sonra o doktora yönlendirdiğim ve tedaviyi uygulayan herkes de aynı şekilde iyileşti ama ben... Kulak çınlaması mı? Aynen devam... 

Aslında anlatacaklarım bunlar değil. Bu girizgahı sadece Tibet Felsefesiyle tanı ve tedavinin ne kadar olağan üstü ama gerçek olduğunu söylemek için yaptım. Sırrı nedir bilmiyorum ama doğu tıbbına tüm kalbimle inanıyorum (Reçeteleri uygulamıyorum, o ayrı :)).

Şimdi gelelim sadede; Tibet felsefesi diyor ki: “Benzemek istemediğiniz kişiyle cinsel ilişkiye girmeyin!”

Temasta olduğunuz kişinin kendi fiziksel ve ruhsal titizliğinin ve bu konudaki hassasiyetinin derecesinden habersizseniz, sizde bırakacağı kocaman bir ruhsal yıkıntı riskine, nahoş bir enerji çöplüğüne hazır olun. Yani ilişki yaşadığınız kişinin mahremiyetini bilmiyorsanız, bilip de onaylamıyorsanız uzak durun! İlişkiye girmeyi skor kaydetmek ve avlanmak gibi gören kişiler, size cinsel tatmin ve haz yerine duygusal bir enkaz, ne idüğü belirsiz hoşnutsuzluk duyguları bırakabilirler. Aman dikkat! Cinsel hayatı çok eşlilik üzerine kurulu kişilerin, auralarında karışıklık, kirlilik, dağılmışlık ve huzursuzluk taşımalarının sebebi bundandır.  

Biliyorsunuz cinsellik de holistik bir eylemdir. Fizyolojik ve hormonal değişiklikler duyguları şekillendirir. Beden, zihin ve ruh aynı anda işin içindedir. Partneriniz cinsel birleşme esnasında her ne kadar ruhsuz olursa olsun :)

Bununla ilgili bir kitap bile yazdık, buyurun okuyun; Son Toksine Kadar... Holistik sağlık anlatıyoruz.

İlişkiye girme sıklığınız, partnerinizin aurası ile daha derin ve güçlü bağlantı kurmanız demektir. Zamanla birbirinizin enerjisini almak, sadece duygusal değil, fiziksel benzerlikler taşımanıza da yol açacaktır.  Bu hem iyi hem de kötü yönde olabilir. Çok eşli ilişkiler yaşayan, beraber olduğu herkesin ruhsal özelliklerini aurasında taşıyan ve kendi yüksek benliği dışındaki her şeye ve aslında herkese dönüşen birinin karmaşasını bir düşleyin.  

Karması kendi farkında olmadan arapsaçına dönmüş, aldığı tüm negatif enerjiler (duygu, düşünce, his, inanç) kendi ayağına dolanıp durduğu için maddi manevi her alanda düşüş yaşayan, aurası kirlenmiş ve yaşam enerjisi dağılmış biri olarak yaşlanmak istemiyorsanız partnerinizi doğru seçin. Ya da partnerinizin bu duygu durumundan çıkmasına yardımcı olun ve ondan sonra cinsel ilişkiye girin.   

Auraların karıştığını ben söylemiyorum Tibet Felsefesi söylüyor. Benim söylediğim; Enerjinizi, zihninizi, kalbinizi temizleyin, pozitif duygular ile birbirinize ve kendinize gelin!

Kıssaden hisse; benzemek istemediğiniz kişiyle cinsel ilişkiye girmeyin! Covit, Movit bahane, bunu kendiniz için hayatınız boyunca yapın, seçici olun. 

Hoşça ve sevgiyle kalın.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
yavuz38

ohaaa aq fiziki mi ruhsal mı benziyoruz ? tinderı bırakacam o zaman abi nerde kırık var onla beraber oluyorum

first_contact1

katılıyorum

april.zoom

Çınlama bende de var ve tıbbın dediği sebepsiz ve tedavisiz..

gamzeben

Editör daha kendisinin uygulayamadığı sözde tedavi yönteminin felsefesini, inandığını belirterek ısrarla tavsiye etmiş de, konu tibet felsefesine rağmen çözemediği kulak çınlamasından cinsel ilişkiye ne ara geldi? Kulak çınlamasının sözde sebebi olan beyindeki damar tıkanıklığını o bahsettiği batı tıbbı bulamamış mı?

selinsozg

Çok güzel bir içerik de baştaki anıyla ana konunun bağlantısını çözemedim

Görüş Bildir