Psikopat İnsanların Sırrı: Bilim İnsanları, Vücuttaki Mikropların Psikopatlık Belirtisi Olduğunu Açıkladı
Bilim dünyasında büyük yankı uyandıran yeni bir araştırma, bağırsak ve ağzımızda yaşayan bazı bakterilerin psikopatik kişilik özellikleriyle doğrudan bağlantılı olabileceğini ortaya çıkardı. Portekiz'de yapılan öncü çalışma, karakterimizin ve empati yoksunluğu gibi karanlık eğilimlerin sadece beynimiz tarafından değil, vücudumuzdaki mikroplar tarafından da şekillendirildiğine dair ilk güçlü kanıtları sunuyor.
Vücudumuzda bizimle birlikte yaşayan trilyonlarca mikrobun, sadece fiziksel sağlığımızı değil, aynı zamanda kişiliğimizi ve en karanlık duygularımızı bile kontrol edebileceği ortaya çıktı.
Translational Psychiatry dergisinde tıp dünyasının erişimine açılan yeni bir araştırma, psikopati ile vücudumuzdaki bakteri ekosistemi olan mikrobiyom arasındaki şaşırtıcı ilişkiyi gözler önüne serdi. Portekiz'deki Porto Üniversitesi'nden biyomedikal bilimci Carolina Costa ve ekibinin yürüttüğü çalışmaya göre, floramızdaki belirli bakteri türleri; empati yoksunluğu, manipülasyon ve dürtüsellik gibi psikopatik eğilimlerin habercisi olabiliyor.
Bugüne kadar psikopatinin kaynağı genellikle beynin karar verme ve duyguları yönetme süreçlerinden sorumlu bölgelerinde aranırdı. Ancak uzmanlar, beyindeki yapısal farklılıkların tek başına bu karmaşık durumu açıklamakta yetersiz kaldığını düşünerek yönlerini içimizdeki mikroplara çevirdi. Bu alanda dünyada yapılan ilk inceleme olma özelliğini taşıyan araştırmaya 200 sağlıklı yetişkin katıldı. Gönüllülere öncelikle psikopatik eğilimleri ölçen özel bir kişilik testi uygulandı. Ardından katılımcıların kan, tükürük ve dışkı örnekleri alınarak vücutlarındaki bakteri haritası detaylı bir şekilde çıkarıldı.
Yapılan kapsamlı analizlerin sonuçları, belirli bakterilerin yoğunluğu ile anti-sosyal kişilik özellikleri arasında son derece çarpıcı bir bağ olduğunu gösterdi.
Verilere göre, bağırsaklarında Allisonella, Prevotella veya Cloacibacillus evryensis isimli bakteri türlerini normalden daha fazla taşıyan kişilerin, psikopatik davranışlar sergilemeye çok daha yatkın olduğu tespit edildi. Araştırmacılar bu ilişkinin tesadüf olmadığını düşünüyor. Zira vücuttaki iltihaplanmayı artırdığı bilinen Allisonella bakterisinin kaygı ve depresyon süreçlerini tetiklediği, Prevotella türünün ise duygusal mekanizmaları bozarak çeşitli psikiyatrik sorunlara zemin hazırladığı bilim dünyasında zaten konuşuluyordu. C. evryensis isimli mikrobun da insanın dürtü kontrolünü sağlayan sistemlerine müdahale ederek kişiyi daha fevri ve kuralsız bir hale getirebileceği tahmin ediliyor.
Çalışmada oldukça şaşırtıcı ve umut verici bir detay daha göze çarptı. Ağız içinde yaşayan Treponema vincentii adlı bakterinin yüksek seviyede bulunması, diğerlerinin aksine psikopatik özelliklerin azalmasıyla eşleşti. Bilim insanları bu bakterinin neden böyle koruyucu bir etki yarattığını ve karanlık dürtüleri nasıl baskıladığını henüz tam olarak çözebilmiş değil.
Henüz bağımsız hakem onayından geçme aşamasında olan bu araştırma, mikropların doğrudan psikopatlığa yol açtığını kesin bir dille iddia etmiyor. Ortada şimdilik sadece çok güçlü bir biyolojik eşleşme var. Ancak bu devrim niteliğindeki keşif, duygusuzluk ve manipülasyon gibi özelliklerin sadece davranışsal testlerle veya beyin taramalarıyla değil, laboratuvarda ölçülebilir bir biyolojik ayak iziyle de tespit edilebileceğini kanıtlıyor. Gelecekte yapılacak daha geniş kapsamlı çalışmalar sayesinde, psikoloji ve suç bilimi alanında mikrobiyom testlerinin standart bir uygulama haline gelebileceği belirtiliyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!




Yorum Yazın