Psikolojiye Göre Tartışırken Sesini Yükseltenlerin 3 Ortak Noktası Belli Oldu
Tartışma sırasında sesini yükselten birini hemen öfkeli, baskın ya da kaba olarak tanımlamak kolay. Ancak psikolojiye göre bu davranış her zaman bilinçli bir güç gösterisi anlamına gelmiyor. Stres ve hayal kırıklığı, yoğun duyguları yönetmekte zorlanma veya geçmişte öğrenilen iletişim biçimleri ses seviyesini etkileyebiliyor. Elbette tek bir davranıştan kişilik analizi yapılamaz; yine de sesin hangi durumlarda yükseldiği, çatışmayla başa çıkma biçimine dair bazı ipuçları verebiliyor.
Stres ve hayal kırıklığı seslerine yansıyabiliyor
Bir kişi söylediklerinin anlaşılmadığını, dikkate alınmadığını ya da konuşmanın kontrolünü kaybettiğini düşündüğünde stres seviyesi yükselebiliyor. Böyle anlarda daha yüksek sesle konuşmak, mesajı karşı tarafa ulaştırmanın veya konuşmada yeniden yer edinmenin yolu olarak görülebiliyor.
Çatışma sırasında vücudun stres sistemi de devreye girebiliyor. Beynin tehdit ve yoğun duygularla ilişkilendirilen bölümlerinin etkinliği artarken sakin düşünme ve dürtüleri kontrol etme zorlaşabiliyor. Bu nedenle sesin yükselmesi bazı durumlarda önceden planlanmış bir davranıştan çok, stres karşısında ortaya çıkan hızlı bir tepki olabiliyor.
Psikoloji ve nörobilim alanındaki değerlendirmeler; hayal kırıklığı, kaygı ve duyulmama hissinin ses seviyesini artırabileceğine işaret ediyor. Dolayısıyla yüksek ses her zaman kendine güveni veya otoriteyi göstermiyor; kişinin o anda yaşadığı duygusal baskıyı da yansıtabiliyor.
Yoğun duygularını sakinleştirmekte zorlanabiliyorlar
Duygu düzenleme; öfke, kaygı ve üzüntü gibi hisleri fark edebilme, değerlendirebilme ve davranışları kontrol edecek biçimde yönetebilme becerisini ifade ediyor. Tartışma sırasında duygusal yoğunluk çok hızlı yükseldiğinde kişi ne hissettiğini anlatmak yerine bunu sesinin şiddetiyle dışarıya yansıtabiliyor.
Özellikle öfkenin kontrol edilmekte zorlandığı anlarda, ses seviyesi sözcüklerden önce değişebiliyor. Kişi karşısındakini korkutmayı amaçlamasa bile bedenindeki gerginlik konuşma hızına, ses tonuna ve kullandığı kelimelere yansıyabiliyor. Bu durum tartışmayı çözmek yerine iki tarafın da savunmaya geçmesine neden olabiliyor.
Journal of Voice dergisinde yayımlanan ve 871 çocukla gerçekleştirilen bir araştırmada, daha yüksek konuşma yoğunluğu ile dışa dönüklük ve daha düşük duygusal istikrar arasında bağlantı bulundu. Çalışma çocuklarla yapıldığı için sonuçları doğrudan bütün yetişkinlere uyarlamak mümkün değil. Ayrıca araştırma bir neden-sonuç ilişkisi değil, yalnızca bağlantı gösteriyor. Yine de ses seviyesinin bilinçli bir tercihin yanında kişilik özellikleri ve duygusal durumdan da etkilenebileceğine işaret ediyor.
Yüksek sesli iletişimi çocuklukta öğrenmiş olabiliyorlar
Bazı evlerde herkes sırayla konuşurken bazı ailelerde aynı anda birkaç kişinin konuşması, birbirinin sözünü kesmesi ve sesini yükseltmesi olağan kabul edilebiliyor. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk, duyulabilmek ve konuşmaya katılabilmek için daha yüksek ses kullanması gerektiğini öğrenebiliyor.
Zaman içinde bu yöntem bir iletişim alışkanlığına dönüşebiliyor. Kişi artık gürültülü bir ortamda bulunmasa bile anlaşmazlık çıktığında çocuklukta işe yarayan yönteme geri dönebiliyor. Üstelik sesini yükselttiğinin veya bu davranışın karşı tarafta nasıl bir etki oluşturduğunun her zaman farkında olmayabiliyor.
Bu noktada ortak ihtiyaç çoğu zaman karşı tarafa hükmetmekten çok duyulmak ve anlaşılmak oluyor. Ancak ses yükseldikçe muhatap bunu saldırganlık olarak algılayabiliyor, konuşmadan uzaklaşabiliyor veya anlatılanlara kulaklarını kapatabiliyor. Kişinin sesini yükseltmeden hemen önce hissettiği öfke, kaygı, hayal kırıklığı ya da görmezden gelinme duygusunu fark etmesi, alışkanlığın değiştirilebilmesi açısından önem taşıyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın