article/comments
article/share
Haberler
Kur'an'da Zaman, Tarih ve İnsan

etiket Kur'an'da Zaman, Tarih ve İnsan

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Zaman nedir?

Tarih dediğimiz şey gerçekten bir “geçmiş” midir?

Ve insan bu büyük akışın tam olarak neresinde durmaktadır?

Zaman, tarih ve insan kavramlarında bahsedeceğiz fakat buradaki amaç, bu üç büyük kavramı ayrı ayrı tanımlamak değil; onların aslında birbirinden kopuk olmadığını iç içe geçmiş tek bir hakikat alanı olduğunu fark etmeye çalışmaktır. Bu bağlantı görüldüğünde, gündelik zaman algısı bile yerinden oynayabilir.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Kur'an’da dikkat çekici bir şekilde “zaman” kelimesi tek bir kavram olarak merkezde durmaz.

Kur'an’da dikkat çekici bir şekilde “zaman” kelimesi tek bir kavram olarak merkezde durmaz.

Bunun yerine zamanın farklı yüzlerini taşıyan çok sayıda ifade kullanılır. Hatta Dehr” suresine, yani “zaman” olarak bilinen sureye bakıldığında, onun diğer adı “İnsan” suresidir. Bu bile tek başına şunu düşündürür: Zaman ve insan birbirinden ayrı iki şey değil aynı hakikatin iki yüzü olabilir.

Zaman, tek tip ve düz bir çizgi gibi ele alınmamalı; farklı hızları, farklı yoğunlukları ve farklı anlam katmanları olan bir deneyim alanı olarak görülmelidir. Kur’an’daki kelime çeşitliliği tam da bunu gösterir. 

Mesela iki uç düşünülür: Bir tarafta “vakt” vardır: belirli, ölçülebilir, takvime bağlanmış zaman. Bir toplantı saati, bir randevu, bir ibadet vakti gibi net durumları ifade eden bir zaman ifadesi.

Diğer tarafta ise “dehr” vardır: ucu görünmeyen, çağları içine alan, insan zihninde neredeyse sonsuzluk hissi uyandıran zaman. Hatta bazı anlatımlarda inkârcı bir bakışın “bizi ancak zaman (dehr) yok eder” dediği aktarılır. Yani zaman, burada bir güç gibi konumlandırılır.

Bu iki uç arasında ise birçok zaman katmanı vardır:

“Asr” bazen bir ikindi vakti, bazen bir çağdır.

“Ecel” ise her varlığa özel çizilmiş kişisel zaman sınırıdır.

Burada mesele kelimelerin sözlük anlamı değildir.

Asıl mesele, zamanın tek bir kalıba sıkıştırılmamasıdır. 

Zamanını döngüsel olarak kabul eden birçok millet ve inanış vardır. Mayaların, Hinduizmin, Budizmin, Stoacıların vs. zaman konusunda günümüzdekinden çok farklı inanışları var. Tüm bunlardan hareketle zaman düz bir çizgi gibi değil çok katmanlı bir gerçeklik olarak ele alınmalıdır.

Bu çok katmanlı zaman anlayışı, klasik İslam düşüncesinde de farklı şekillerde ele alınmıştır.

Genel çerçevede iki temel alan belirginleşir:

Birincisi: dünyevi zaman

Yani güneşin doğup batmasıyla ölçülen, ibadetleri, çalışmayı, mevsimleri belirleyen fiziksel zaman…

Bu zaman içinde insana sürekli şu hatırlatılır:

Geçmişi hatırlayıp ondan desler çıkarmak, içinde bulunulan anı değerlendirmek ve geleceğe, onu inşa etmek üzere, hazırlıklı olmak.

İkincisi: gaybî zaman

Yani ölçü aletlerinin yetersiz kaldığı, insan algısının sınırlarını aşan zaman boyutu…

Burada zaman artık lineer bir akış değil, farklı bir varlık düzeyidir.

Bazı anlatımlarda meleklerin bir gününün insan hesabıyla bin yıl veya elli bin yıl gibi ifade edilmesi, bu ölçek farkına dikkat çeker.

Bu, zamanın mutlak değil; varlık düzeyine göre değişen bir deneyim olduğunu düşündürür.

Fakat zamanın esnekliği sadece metafizik alanda değil, insanın kendi içinde de gözlemlenir.

Psikolojik zaman deneyimi bunun en açık örneğidir.

Psikolojik zaman deneyimi bunun en açık örneğidir.

Mutluluk anlarında saatlerin hızla akıp gitmesi, acı ve sıkıntı anlarında ise saniyelerin uzaması…

Bir anın bazen bir ömür gibi hissedilmesi, zamanın zihinsel olarak da büküldüğünü gösterir.

Kur’an’da bu içsel daralma hâline işaret eden anlatılar da vardır; insanın yeryüzünün genişliğine rağmen kendini daralmış hissetmesi gibi… 

Ve bir de eylemlerimiz… Dolu dolu geçirdiğimiz bir günle görece boş geçen bir günün bizde oluşturduğu zaman algısı çok farklıdır. 

Buradan bakıldığında, zaman sadece fiziksel bir akış değil; insan bilinci ve eylemleriyle birlikte anlam kazanan bir deneyim alanıdır.

Bu noktada bazı klasik yaklaşımlar, görünmeyen ve görünen âlem ayrımı üzerinden daha geniş bir çerçeve kurar:

Görünmeyen âlem ve görünen âlem sürekli bir etkileşim hâlindedir.

Zaman da bu iki alan arasında bir köprü gibi düşünülür.

Bu çerçevede bazı temsili kavramlar kullanılır:

  • Kaderin potansiyel alanı (yazılımın kaynak kodu gibi)

  • Varlığın görünür hâli (çalışan sistem gibi)

  • Sürekli güncellenen değişim alanı (dinamik kayıt gibi)

Burada önemli olan teknik benzetmeler değil, şudur:

Varlık sabit değil; sürekli oluş hâlindedir.

Zamanın bu akışı içinde tarih de sadece “olan biten olayların kaydı” değildir.

Tarih, bu akışın içinden geçen insan hikâyesidir.

Kur'an’da tarih anlatısı çoğu zaman kronolojik bir arşiv gibi kurulmaz. Yer, zaman ve kişi isimleri çoğu zaman merkeze alınmaz.

Çünkü amaç bilgi vermek değil; anlam üretmektir.

Bu yüzden anlatılar “haber”, “kıssa” ve “ibret” diliyle gelir.

Bir şehrin öbür ucundan koşarak gelen bir adam anlatılır ama adı verilmez.

Çünkü burada kişi değil, duruş temsil edilir. Bir mağarada uzun yıllar boyunca uyuyan gençlerden bahsedilir fakat kaç yıl uyuduklarından bahsedilmez. Hatta tabiri caizse ne kadar uyuduklarını siz de boş verin der. Mesele rakamlar değildir çünkü.

Tarih böylece bir bilgi deposu değil, bir anlam sahnesine dönüşür.

Tarih böylece bir bilgi deposu değil, bir anlam sahnesine dönüşür.

Bu perspektifte tarih üç büyük katmanla okunur:

Başlangıç (ezel)

Şimdi (imtihan sahnesi)

Son (ebedî sonuç)

Bu yapı, insan hayatını rastgele olaylar zinciri olmaktan çıkarır; anlamı olan bir bütünlüğe dönüştürür. Bu bütünlüğün merkezinde ise tek bir tema belirir: imtihan

İnsan sadece doğan, yaşayan ve ölen bir varlık değil; anlamla sınanan bir bilinçtir.

Burada tarih, bireyleri ve toplumları ayıran bir süzgeç gibi çalışır.

Adalet, bu sürecin en temel ölçüsü hâline gelir.

Zulüm ise çözülmenin başlangıcı olarak görünür.

Bu açıdan bakıldığında tarih, sadece geçmişi anlatmaz; aynı zamanda ahlaki sonuçların açığa çıktığı bir alan hâline gelir.

Sonuçta şu tablo ortaya çıkar:

Zaman düz bir çizgi değildir.

Tarih kapalı bir arşiv değildir.

İnsan ise bu akışın pasif bir gözlemcisi değildir.

Hepsi birlikte tek bir büyük akışın farklı görünümleridir.

Ve belki de en temel soru şuraya dayanır:

İnsan gerçekten zamanın içinde mi yaşar…

Yoksa zaman mı insanın içinden akar?

Instagram

Facebook

YouTube

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam