article/comments
article/share
Haberler
Kim Bu Nene Hatun?

etiket Kim Bu Nene Hatun?

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Bu pazar 8 Kasım. 149 yıl önce, 8 Kasım'ı 9 Kasım'a bağlayan gece Erzurum halkı elinde ne varsa onunla Aziziye Tabyası'na koştu. Erzurum bu hafta sonu yine o tabyaya yürüyecek. Ben de bu vesileyle o gecenin en bilinen ismini hem tanıyalım hem analım istedim. Bir de son zamanlarda adının neden bu kadar sık geçtiğini konuşalım.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Kasım 1877. 93 Harbi sürüyor.

Kasım 1877. 93 Harbi sürüyor.

Erzurum'u koruyan Aziziye Tabyası bir gece baskınıyla düşüyor. Sabah ezanıyla birlikte minarelerden halka duyuruluyor: Aziziye düştü.

Erzurumlu yerinde durmuyor. Kimi baltasını, kimi küreğini alıp tabyaya koşuyor. Aralarında yirmi yaşında bir gelin var. Üç aylık bebeğini emziriyor, 'Seni bana Allah verdi, ben de O'na emanet ediyorum' diyor, baltayı ve ağabeyinin tüfeğini alıp sokağa çıkıyor. Tabya geri alınıyor. O gelinin adı Nene Hatun.

Ama o gece gösterdiği kahramanlık, Nene Hatun'un sonraki hayatını kolaylaştırmıyor. Oğullarını Birinci Dünya Savaşı'nda toprağa veriyor, ömrünün büyük kısmı yoksullukla geçiyor. 1943'te devlete yazıp zor durumda olduğunu söylüyor, yardım istiyor. Aziziye'nin kahramanı yardım dilekçesi yazıyor.

Hatırlanması için 1952'de bir NATO komutanının Erzurum'a gelip elini öpmesi gerekiyor. Ardından bir ev veriliyor, ertesi yıl maaş bağlanıyor. 1954'te kendisini ziyaret eden Amerikalı bir subaya şöyle diyor: 'Ben o zaman gerekeni yapmıştım. Gerekirse bugün de aynı şeyi yaparım.' Bir yıl sonra, 1955'te hayatını kaybediyor. Aziziye'de, tabyasının yanında yatıyor.

Hiç parası olmadı, kimseye de eğilmedi.

Hiç parası olmadı, kimseye de eğilmedi.

Aradan geçen bunca yıla rağmen Nene Hatun'un adı bugün hâlâ anılıyor. Ne var ki son haftalarda adının yeniden gündeme gelmesinin nedeni Aziziye'de gösterdiği kahramanlık değil. Yıllar önce yaşayan birine yapılmış bir benzetme.

O gün övgü olarak söylenmişti. Rüzgâr dönünce aynı benzetme internette yeniden dolaşıma girdi, bu sefer ironiyle. Dün övmek için kullananlar vardı, bugün vurmak için kullananlar var. Biri 'Nene' dedi, öbürü aynı kelimeden lakap türetti.

İkisi de belki Nene Hatun'u tanımıyordu bile.

Bu bizim eski bir alışkanlığımız. Birini övmek istediğimizde tarihe gideriz, raftan en ağır ismi indirip tozunu alır, yaşayan birinin omzuna koyarız. Kaleci penaltı çıkarır, ertesi sabahki manşet hazırdır: 'Geçilmez!' Bir yönetici sert konuştu mu ekranlarda tarihten isimler uçuşmaya başlar. Çoğu iyi niyetle, biraz da düşünmeden yapılır.

Ama bu kadar bol kullanılınca kelimenin ağırlığı kalmıyor. Tarihi bir isim, bir kahramanı anlatmayı bırakıp alkış sesine dönüşüyor. Söyleyen de dinleyen de üzerinde durmuyor.

Oysa Nene Hatun olmak kolay değil. Kucağındaki bebeği bırakıp kapıdan çıkabilmek, yıllarca yoksulluğu ve unutulmuşluğu sessizce taşımak, paraya pula itibar etmemek gerekir. En zoru da kimse alkışlamazken aynı insan olarak kalabilmektir. Birine bu ismi yakıştırmak, ona ödeyemeyeceği bir borç yüklemek demek.

Üstelik şartlar da değişti. 1877'de kahramanlık bir sabah ezanında belli oluyordu, bugün bir paylaşımla başlayıp bir başka paylaşımla bitebiliyor. Yaşayan insanın hikâyesi de henüz bitmedi. Yarın ne olacağını kimse bilmiyor, bugünün övgüsü yarın caps olarak geri dönebiliyor.

Tıpkı Nene Hatun benzetmesinde olduğu gibi.

Tıpkı Nene Hatun benzetmesinde olduğu gibi.

Övgüyle verilen isim, rüzgâr dönünce lakaba dönüşüyor. Biri harfini değiştirip kafiyesini buluyor, herkes gülüyor. O kahkahanın ortasında en az hak eden kalıyor: Aziziye'deki o kahraman kadın.

O yüzden siyasetçi, gazeteci, yazar ya da sosyal medya kullanıcısı, kim olursak olalım, birini herhangi bir tarihi isme benzetmeden önce iki kere düşünelim. Sonra da hiç benzetmeyelim. Tarihi isimleri yaşayanlara giydirmeye kalkınca beden tutmuyor.

Herkes kendi adıyla anılsın. Övülecekse kendi adıyla övülsün, lakap takılacaksa kendi adından takılsın. Nene Hatun'u bu tartışmaların dışında bırakalım.

O, gerekeni 1877'de Aziziye'de yaptı. Başta Atatürk olmak üzere bütün kahramanlarımız da gerekeni yaşarken yaptı. Hepsini minnetle anıyorum.

Bir daha gelmeyecekler. Kimse de onlar gibi olamayacak.

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
Konuşuyorum, anlatıyorum, düşünüyorum. İletişim, satış, pazarlama ve bilim dünyası adeta benim sınırsız oyun alanım. Podcast dünyası ve internet yazarlığı da benim için sürekli cezbedici bir alan.
Tüm içerikleri
right-dark
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam