İsviçre: Dünya İnsanlarının "Keşke Orada olsaydım" Dediği Yer!
İsviçre… Dünyanın turizm beşiği, otelcilik ve gastronomi okullarının tartışmasız lideri. Doğasıyla, disipliniyle ve sunduğu kaliteyle gezilmesi, görülmesi gereken belki de en güzel Avrupa ülkesi. Yüzlerce Türk öğrencinin de turizm eğitimi aldığı, gastronomide rakipsiz olan bu zengin ülkeden Türkiye’ye ve kendi turizmimize şöyle bir dışarıdan bakalım dedik ve yollara koyulduk.
Ülkeyi oluşturan 26 kantonun yarısını adım adım dolaştık, her bölgenin kendine has turizm reflekslerini yerinde inceledik.
İsviçre, sadece bankaları veya saatleriyle değil, doğasını pazarlama dehasıyla da öne çıkıyor. Zermatt'ta o büyüleyici Matterhorn Dağı'nın eteklerinde gezinmek, Interlaken'den 'Avrupa'nın Zirvesi' Jungfraujoch'a o muazzam dağ trenleriyle tırmanmak, Cenevre Gölü'nün huzur veren kıyılarında soluklanmak başlı başına birer ayrıcalık. Dağlarını, göllerini, şelalelerini ve Orta Çağ ruhunu koruyan kasabalarını öylesine kusursuz bir turizm ürününe dönüştürmüşler ki, o dağları dünyada bu kadar iyi pazarlayan bir başka ülke daha sanırım yoktur.
İsviçre; tarihi boyunca uyguladığı bağımsızlık politikası, yaşam biçimi; dinlere, ırklara, milliyetlere ve doğaya gösterdiği derin saygı ile hep ilk sırada yer almıştır. Hiç savaşçı olmamışlar, savaşa girenleri de desteklememişlerdir. Tarafsızlık, onların dedelerinden çocuklarına yansıyan bir emir niteliğindedir ve bunu kusursuzca uygularlar. Dünya genelinde, İsviçre’nin bu yaşam biçimini, kanunlarını, doğayla iç içe olma hallerini ve pek çok güzelliğini takip edip kopya etmek isteyen ülkeler var ama maalesef maya tutmuyor. Çünkü kültürler bir günde oluşmuyor; araştırmalara göre bir kültürün tam anlamıyla yerleşmesi için en az üç nesil geçmesi gerekiyor.
İşte İsviçre böyle bir ülke...
Gören hayran kalıyor, duyanlar ise 'ölmeden önce görülecekler' listesine kaydediyor. İsviçre’nin o muazzam dağlarını görüp birkaç saat dolaşmanın, temiz havayı soluyup bir kahve içmenin bedelinin, Türkiye’de 7 gün 'her şey dâhil' tatil yapmaya eşit olduğunu hüzünle seyrettim. İsviçre, dağ sezonunu yaz aylarında bile dolu dolu yaşarken, sıcaklığın 40 dereceyi aştığı Antalya’mızda, Torosların neden nefes alınacak alternatif bir turizm ürününe dönüştürülemediğini sorguladım. Antalyalı turizm yatırımcılarının küçük bir kısmı hiç mi İsviçre’ye gelmedi, hiç mi Alpler'i görmedi? Neden Toroslar’a doğayla bütünleşen zarif dağ evleri, ahşap dağ restoranları, manzaralı teleskiler yapılmadı? Kıyılara sıra sıra 5 yıldızlı devasa oteller dizme modasından, sadece yatak sayısını artırmakla övünme huyundan Türkiye’nin muhakkak kurtulması lazım. Yıllar önce medeni kanunlarını aldığımız ve uygulamaya çalıştığımız İsviçre'nin; turizme bakışını, göllerini, dağlarını, peynirini, çakısını, saatini nasıl pazarladığını da çok detaylı bir şekilde araştırmamız ve takip etmemiz gerekiyor.
Gezinin bir de madalyonun diğer yüzü, bizi derinden üzen tarafları vardı: İsviçrelilerin Türkiye ve Türk turizmi hakkındaki bazı düşünceleri...
Şifalı sularıyla ünlü Leukerbad’ta kaldığımız otelin işletmecisi ve sahibinin o talihsiz Side hatıralarını keşke hiç duymasaydık. Luzern’in masalsı atmosferinde, meşhur Kapell Köprüsü'nün hemen ilerisinde pasta ve çikolata aldığımız o kibar kadın satıcıya keşke zamanında Marmaris’te kazık atılmasaydı. Münih uçağında pencere kenarı için yapılan o anlamsız kavgalara şahit olunmasaydı. Almanya’dan İsviçre’ye karayoluyla girerken sırf 'kara kafalı' ve Türk olduğumuzdan şüphelenildiği için o soğuk sınır kontrollerine maruz kalmasaydık diye geçirdik içimizden.
Her ne kadar Avrupa’dan bakıldığında kısa gelecekte biraz dumanlı görünsek de, biz turizmciler ümit ve heyecanımızı eksiltmeden ülkemizin eşsiz güzelliklerini yaşamaya ve tanıtmaya devam edeceğiz.
'Taşı toprağı altın' derler memleketimiz için, hakikaten de öyle. Doğal güzellikleriyle dört bir yanı cennet olan ülkemizde keşfedilmeyi bekleyen daha ne cevherler var. Aslında bunu her ülke çok iyi biliyor, belki de bizi anlamaya ve tanımaya çalışıyorlar. Ancak biz elimizdekilerin değerini yıllardır devlet ve millet olarak pek anlayamadık. İsviçre kanunlarını almakla bir başlangıç yapmışız ama yıllardır gıptayla sıraladığımız o İsviçre değerlerine benzer bir vizyon geliştirememişiz.
Sahip olduğumuz bu zenginlikleri daha farklı yollarla, hikayesi olan konseptlerle diğer ülkelere anlatmamız ve ihraç etmemiz gerekiyor. Sadece betona ve klasik otel yatırımına odaklanmak yerine, doğaya saygılı farklı turizm anlayışları geliştirmeye çabalamamız ve dünya insanının ilgisini yeni rotalara çekmemiz artık zorunlu ve mutlaktır.
Yazımı, İsviçre'nin turizmdeki o butik ama devasa konumunu özetleyen, duyduğumda tebessüm etmemi sağlayan küçük bir fıkrayla tamamlamak istiyorum:
İsviçre, Çin’e savaş ilan etmiş. Bir şekilde ordularıyla Çin sınırlarına kadar gelmişler. Haber Çin başbakanına biraz geç ulaşmış.
Yaver telaşla Başbakana koşmuş:
– Başbakanım, İsviçreliler saldırdı! Pekin’e kadar girdiler!
Başbakan şaşkınlıkla sormuş:
– İsviçre de ne?
– Avrupa’da bir ülke efendim.
– Kaç kişiler bunlar?
– 5 milyon.
Başbakan gayet sakin bir şekilde arkasına yaslanmış:
– E iyi de, hangi otelde kalıyorlar? 🙂
İsviçre'de Muhakkak Görmeniz Gerekenler
Zermatt ve Matterhorn Dağı: İsviçre'nin sembolü olan bu ikonik dağı görmeden ve benzinli araçların yasak olduğu o masalsı Zermatt kasabasında yürümeden dönmeyin.
Luzern ve Kapell Köprüsü: Orta Çağ'dan kalma Avrupa'nın en eski ahşap kapalı köprüsünde yürüyün ve göl kenarındaki kafelerde zamanı durdurun.
Jungfraujoch (Avrupa'nın Zirvesi): Interlaken üzerinden muazzam mühendislik harikası dağ trenleriyle 3.454 metre yüksekliğe çıkarak Alpler'in zirvesindeki buzullara dokunun.
Leukerbad Termalleri: Yazın ortasında bile karlı dağlara karşı açık havada, şifalı sıcak suların tadını çıkarın.
Glacier Express (Buzul Ekspresi): Zermatt ile St. Moritz arasında, dünyanın en yavaş ama en büyüleyici manzaralarına sahip ekspres tren yolculuğunu deneyimleyin.
Montrö ve Chillon Şatosu: Cenevre Gölü'nün kıyısına inşa edilmiş, masallardan fırlamış gibi duran bu tarihi şatoyu keşfedin.
İsviçre'de Yapmanız Gerekenler
Çöpleri Asla Ayırmadan Atmayın: İsviçre, geri dönüşüm konusunda dünyanın en katı kurallarına sahiptir. Plastik, kağıt ve camı mutlaka belirtilen kutulara ayırın, aksi takdirde sert tepkilerle veya cezalarla karşılaşabilirsiniz.
Toplu Taşımada Yüksek Sesle Konuşmayın: Trenlerde ve otobüslerde sessizlik bir altın kuraldır. Telefonla bağırarak konuşmak son derece büyük bir saygısızlık kabul edilir.
Pazar Günleri Gürültü Yapmayın: İsviçre'de Pazar günü 'dinlenme' günüdür. Çim biçmek, matkap çalıştırmak, hatta bazı yerlerde cam geri dönüşüm kutusuna şişe atmak bile yasaktır.
Dakikliği Göz Ardı Etmeyin: Tıpkı saatleri gibi insanları da tıkır tıkır işler. Bir buluşmaya veya tren saatine 1 dakika bile geç kalmak hoş karşılanmaz.
Doğaya Asla Zarar Vermeyin: Belirlenmiş yolların dışına çıkıp doğanın dengesini bozmak, izinsiz alanlarda ateş yakmak veya kamp yapmak kesinlikle yasaktır. Doğa onlar için kutsaldır.
Yeni rotalarda, yeni vizyonlarda buluşmak dileğiyle...
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

