article/comments
article/share
Haberler
İçimizdeki Pırlantalara: Ege Orakçı

etiket İçimizdeki Pırlantalara: Ege Orakçı

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Her geçen gün değerlerin biraz daha aşındığı, hızın derinliğin önüne geçtiği bir dünyada, kendi toprağında sessizce yeşermeye çalışan filizler de var. Hayalleri, üretme cesaretleri, merakları ve emekleriyle geleceğe dair umudumuzu tazeleyen gençler… Onları görmenin, görünür kılmanın ve hikâyelerine kulak vermenin yalnızca gazeteciliğin değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluğun parçası olduğuna inanıyorum.

İşte bu düşünceden yola çıkarak köşemde yeni bir pencere açıyorum: “İçimizdeki Pırlantalar.” Bu köşede, henüz yolun başında olmalarına rağmen kendi ışıklarını bulmaya çalışan; sanattan bilime, spordan düşünce dünyasına uzanan gençlerin hikâyelerini sizlerle buluşturacağım.

Bugünün pırlantası 20 yaşındaki Ege Orakçı. Bir yandan şiirle kelimelerin dünyasında yolculuk ediyor, bir yandan basketbol sahasında ter döküyor; fizyoterapi ve bilime duyduğu ilgiyle de kendisine bambaşka ufuklar açıyor. Farklı dünyaları aynı genç ruhta buluşturan Ege’nin hayallerini, düşüncelerini ve geleceğe nasıl baktığını merak ettim.

Gelin, “İçimizdeki Pırlantalar”ın konuğu Ege Orakçı’yı hep birlikte tanıyalım.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Seni ilk kez tanıyan birine “üniversite öğrencisi, basketbol takımı kaptanı, araştırma yapan bir genç ve şair” desek ortaya oldukça farklı kimlikler çıkıyor. Peki bütün bu sıfatları kaldırdığımızda Ege Orakçı kendisini nasıl tarif ediyor?

Seni ilk kez tanıyan birine “üniversite öğrencisi, basketbol takımı kaptanı, araştırma yapan bir genç ve şair” desek ortaya oldukça farklı kimlikler çıkıyor. Peki bütün bu sıfatları kaldırdığımızda Ege Orakçı kendisini nasıl tarif ediyor?

Hayatın sonsuz dansına ayak uydurmak için kimi zaman istekle, kimi zaman mecburiyetle, kazananı olmayan bir yarışa girmiş biriyim diyebilirim.

Henüz 20 yaşındasın ama aynı anda akademi, spor ve edebiyatla ilgileniyorsun. Bu yaşta kendine bu kadar geniş bir dünya kurma ihtiyacı nereden geliyor?

Rahatı pek sevmiyorum. Boş durdukça hayatı kaçırıyorum gibi hissettiğim için her alanda bilgiler edinerek ilgi alanlarımın sayısını artırıp akıştan uzaklaşmamaya çalışıyorum.

“Hayatımı tek bir dört duvara sıkıştırmak istemiyorum” diyorsun. Sence bugün kendi kuşağındaki gençleri o dört duvarın içine hapseden şeyler neler?

Herkesin hayata bakış açısı farklı. Benim hayatımı anlamlandırma çabam bilginin verdiği özgüvenle destekleniyor; belki bu da benim kendimi hapsetme şeklimdir. Benim kuşağımın sorunu tek bir yere hapsolmaktan ziyade, önlerinde tutamayacakları, ulaşamayacakları hayatların ve hayallerin peşinde koşturup sistemi sorgulayamamalarında yatıyor.

Bir tarafta fizyoterapi ve biyomekanik gibi veriye, ölçmeye ve gözleme dayanan bir alan; diğer tarafta şiir gibi son derece sezgisel bir dünya var. Bilim insanı tarafınla şair tarafın birbirini nasıl besliyor?

Bir tarafta fizyoterapi ve biyomekanik gibi veriye, ölçmeye ve gözleme dayanan bir alan; diğer tarafta şiir gibi son derece sezgisel bir dünya var. Bilim insanı tarafınla şair tarafın birbirini nasıl besliyor?

İki ayrı yol gibi olabilir ama öyle değil. Birisi akademik hayatım, diğeri düşünce ve yaratıcılık. Birini iş hayatımda, diğerini sosyal hayatımda daha aktif tutarak aslında insanlara yaklaşımımı geliştiriyorum.

Düz tabanlı bireylerin sıçrama sırasında tabanlığın gövdenin hareketine ve sıçrama performansına etkisini araştırıyorsun. Bu projeyi seçmene ne sebep oldu ve çalışmanın spor dünyasında nasıl bir karşılığı olmasını umuyorsun?

Daha bu projenin başındayım ama sonuçlarının yerel bir etkidense genel bir etkisi olması için bolca araştırma ve çalışma yapıyorum.

Üniversite basketbol takımının kaptanısın. Kaptanlık sana yalnızca sporcu olarak değil, karakter ve liderlik açısından neler öğretti?

Sadece bir kişinin çabasıyla bir şeyi başarmaktansa herkesin ortak çabasının verdiği kayıpların daha değerli olduğunu anladım ve bu, empatiye verdiğim önemi artırdı.

Akademik başarı ile sportif başarı çoğu zaman ciddi bir disiplin gerektiriyor; şiir ise biraz daha özgürlük isteyen bir alan. Sen disiplinle özgürlüğü hayatında nasıl dengeliyorsun?

Akademik başarı ile sportif başarı çoğu zaman ciddi bir disiplin gerektiriyor; şiir ise biraz daha özgürlük isteyen bir alan. Sen disiplinle özgürlüğü hayatında nasıl dengeliyorsun?

Gerektiği anda gerektiği gibi davranıyorum. Disiplin gerekliyse keyif almaktansa sonuca odaklanıyorum. Eğer hislerimi dökeceksem sonunda bir kazanç olmayacak, o yüzden ferahlayıp şiirime odaklanıyorum.

Şiir yazmaya ilk başladığında bunun bir “iç döküş” olduğunu, bugünse kaybolmaya yüz tutmuş bir değeri yaşatma çabasına dönüştüğünü söylüyorsun. Bu dönüşüm hangi noktada gerçekleşti?

Büyüdükçe içimi döktüğüm şeyin aslında bir sanata olan yakınlığını fark etmemle ilgimi hemen şiir yazmaya yönlendirdim.

“Neslimizde kaybolmaya yüz tutmuş bir değer” derken aslında şiirin ötesinde bir şeyden söz ediyor gibisin. Sence senin kuşağının kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu değerler neler?

O değerler bence geleceğe aktarılması için gençlerin ilgisini çekmeyen meslekler; yani heykeltıraşlık, ressamlık gibi alanlar… Sanat da bunun içinde ve ne yazık ki gerçek sanatçılara verilen değer de günden güne azalıyor.

Geçmişin değerlerini korumaktan söz ederken geçmişe takılı kalmakla geçmişten beslenmek arasında nasıl bir ayrım yapıyorsun?

Geçmişin değerlerini korumaktan söz ederken geçmişe takılı kalmakla geçmişten beslenmek arasında nasıl bir ayrım yapıyorsun?

Geçmişi kendime ders kitabı gibi görmeyi öğrendim. Tarihi de çok severim. Geçmişten ders alıp ileriye bakınca, aslında bugün yaşadığım sorunları yaşayıp atlatanların nasıl başarılı olduğunu bir yol gibi görüyorum.

İlber Ortaylı gibi isimlerin birikiminden ve nasihatlerinden beslendiğini söylüyorsun. Seni en fazla etkileyen düşünce veya yaklaşım nedir?

Anlamayan insanla zaman kaybetmemek gerekiyor. Ve duyduğum güzel bir söz var: “Etrafında sana yakın olan beş insan senin ortalamanı belirliyor.” O yüzden ortalamanın başarılı olan veya olacak insanlarla olması beni de pozitif etkiler diye düşünüyorum.

Bugün 20 yaşındaki bir gencin tarih bilmesi neden önemli? Geleceği kurmak isteyen biri geçmişle nasıl bir ilişki kurmalı?

Geçmişte bizden daha büyük sorunları aşan dâhiler var, biz neden dâhi olmayalım? Onlar da sonuçlarıyla dâhi oldular. Eğer bir sorun varsa demek ki hâlâ dâhi olma şansım var diye düşünmeliyiz.

Sosyal medya çağında gençlerin düşüncelerini birkaç saniyelik videolarla ifade ettiği bir dönemde sen şiir gibi okurdan zaman ve dikkat isteyen bir alana yöneliyorsun. Sence şiirin bu çağda hâlâ söyleyecek güçlü bir sözü var mı?

Sosyal medya çağında gençlerin düşüncelerini birkaç saniyelik videolarla ifade ettiği bir dönemde sen şiir gibi okurdan zaman ve dikkat isteyen bir alana yöneliyorsun. Sence şiirin bu çağda hâlâ söyleyecek güçlü bir sözü var mı?

Bu kadar anlık trendin ve modanın değiştiği bir çağda, hayatın sıradanlaştığı bir dünyada eminim sanat eskisinden daha fazla değerlenecektir. Buna dâhil olmanın hayalini kuruyorum.

Kendi kuşağına dışarıdan baktığında seni en fazla umutlandıran ve en fazla endişelendiren şey nedir?

Umudum bizim neslimizin son telefonsuz büyüyen nesil olması. Algıların yönetildiği cihazlara doğmadık, umarım bunun faydalarını göreceğiz. Endişemse herkesin tüm algılarını telefonlara, yani bize gösterilmesine izin verilen dünyaya açtığı bir ortamda bağımsız bir çocukluk günün sonunda teslim oluyor. İşte o zaman ne düşünmemizi isterse birkaç insan, dünya onu düşünecek, ona gülecek demektir. Bu da bence çok tehlikeli.

Şiirlerinde belirli bir temaya bağlı kalmaktansa okuyucuda oluşacak hissiyata önem verdiğini söylüyorsun. Bir şiirin sende tamamlanmış olduğu hissini ne belirliyor?

Noktayı koyduktan sonra hâlâ ekleme yapmalıyım hissini duymuyorsam, bitmiştir o şiir derim.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

“Yazmayı bitirdiğimde ben de kendi satırlarıma dışarıdan bakan bir okura dönüşüyorum” diyorsun. Kendi yazdığın bir şiiri aylar sonra okuduğunda “Bunu gerçekten ben mi yazmışım?” dediğin oluyor mu?

“Yazmayı bitirdiğimde ben de kendi satırlarıma dışarıdan bakan bir okura dönüşüyorum” diyorsun. Kendi yazdığın bir şiiri aylar sonra okuduğunda “Bunu gerçekten ben mi yazmışım?” dediğin oluyor mu?

“Aslında böyle bir şey mi yazmışım?” diyorum. Çok fazla şiir yazdığımdan önceden yazdıklarımı unutuyorum. Bir nevi zaman makinesi oluyor; “O gün böyle hissediyormuşum” diyorum kendime.

Şiirlerinde 20 yaşındaki Ege mi daha fazla konuşuyor, yoksa yaşından daha eski bir dünyaya ait olduğunu hissettiğin bir tarafın mı?

Şiirlerimde yaşımdan ziyade duygularım konuşuyor. Bu duygular bu yaşımda böyle, belki de on sene sonra daha hafif olur; o zamanki şiirlerimde o günkü duygularımla ilerlerim.

Genç yaşta şiir yazan biri için aşkı sormamak olmaz. Aşk senin şiirinin merkezinde mi, yoksa insanı anlatmak için kullandığın yollardan yalnızca biri mi?

Aşk bence bir tutku ve insanı en cesaretlendiren duygu bu. O yüzden şiirlerimde merkezde oluyorlar genelde. Ancak amacın cesaret olduğu bir yerde harika bir araç da olabilir.

Yakında çıkaracağın şiir kitabını eline alan bir okurun kitabı kapattığında yanında hangi duyguyu veya soruyu götürmesini istersin?

Yakında çıkaracağın şiir kitabını eline alan bir okurun kitabı kapattığında yanında hangi duyguyu veya soruyu götürmesini istersin?

Hayallerimizin sandığımızdan uzak olmadığını hissetmesini ve kendi hayatında o kitaptan aldığı duygularla kişiliğine katkı sunmasını isterim.

İlk kitabını yayımlamak bir taraftan heyecan verici, diğer taraftan insanın en kişisel tarafını hiç tanımadığı insanlara açması demek. Bu sende heyecan mı yaratıyor, tedirginlik mi?

Açıkçası bir ferahlık yaratıyor. Günlüğünün okunmasını istemezsin ama okuyan kişiyle arada bir bağ oluşur ve aslında sözlerin yüklediği yükü omuzlarından atarsın. Bu hissi yaşayacağıma inanıyorum.

Başarı senin için nedir? Bir derece, akademik unvan, kazanılmış maç, yayımlanmış kitap gibi somut sonuçlar mı; yoksa daha başka bir ölçün var mı?

Klişe belki ama gece yatağımda sakin ve rahat bir şekilde yarını düşünüyorsam, bugünü ve dünü başarısız geçirmemişim diyebilirim.

Çok yönlü olmak dışarıdan etkileyici görünüyor ama bunun bir bedeli de vardır. “Her şeye yetişmeliyim” baskısını hissettiğin oluyor mu?

Çok yönlü olmak dışarıdan etkileyici görünüyor ama bunun bir bedeli de vardır. “Her şeye yetişmeliyim” baskısını hissettiğin oluyor mu?

Evet, insan her emeğinin karşılığını alamıyor ancak ben bunu da bir motivasyon kaynağı olarak görüyorum. Çünkü “yetişemiyorum” demek eksiğim demektir. En korktuğum şey açıkçası “ben oldum” demek; o zaman kendimi sınırlamış olurum.

Hiç başarısız olduğun, kendinden şüphe ettiğin veya “Acaba yanlış yolda mıyım?” dediğin bir dönem yaşadın mı? Böyle zamanlarda seni yeniden ayağa kaldıran şey ne oluyor?

Sorunlarımın üzerine çok düşünerek çözüyorum. Belki saçma gelecek ancak düşüncelerden kaçmak bence onları daha belirgin yapıyor. Durum ne kadar kötü olursa olsun “yaşıyorum” derim. Hayattaysam bir şekilde geçecek ve etkisi zayıflayacak. Marcus Aurelius’un güzel bir sözü var: “Eğer kontrol edemediğin bir şeyse o zaman neden onu kendi hâline bırakmıyorsun?”

Bugünün dünyasında gençlere sürekli “geleceğe hazırlan” deniyor. Sen ise geleceğe hazırlanırken geçmişe de bakıyorsun. Sence bu ikisi neden birbirinin karşıtı değil?

Geleceğe hazırlanmak ve dünyayı anlamak için geçmişte yarını tahmin edenlere bakmak bize bir harita veriyor bence. Bu da geleceği anlamak için önce bugünü anlamak gerektiğini, sonra yarının ihtiyaçlarını tahmin etmemiz gerektiğini gösteriyor. Yani bir yolun sonunu bilmek için arkamıza bakıp dünkülerin yarını olan bugünü anlamalıyız.

Kendini 30 yaşında düşündüğünde nasıl bir Ege görüyorsun? Akademisyen mi, fizyoterapist mi, sporun içinde biri mi, şair mi; yoksa bunların hepsini bir araya getiren bambaşka bir yol mu?

Kendini 30 yaşında düşündüğünde nasıl bir Ege görüyorsun? Akademisyen mi, fizyoterapist mi, sporun içinde biri mi, şair mi; yoksa bunların hepsini bir araya getiren bambaşka bir yol mu?

Bir yerlerde gülen, hayalleri olan ve yeni hedeflerini sürekli dile getiren birisi olarak görüyorum. Muhtemelen kendimi baskılıyorumdur hedeflerimi ve hayallerimi anlatarak; ancak bu baskı o yola en zor adım olan ilk adımımı atmamı sağlayacaksa, on sene sonra da bence doğru yolda ilerliyorumdur.

Bir gün akademik çalışmalarınla tanınmak ile şiirlerinle tanınmak arasında seçim yapmak zorunda kalsaydın hangisinin seni daha fazla zorlayacağını düşünüyorsun?

Şiirler muhtemelen daha zor olurdu. Akademi kitaplar ve hedeflerin buluştuğu bir nokta ama şiirler bence ruhlara hitap eden şeyler. O yüzden “ruha mı hitap daha zor, jürilere mi?” desen, kesinlikle ruh derim.

Bugün seni izleyen 15-16 yaşında, “Ben de bir şeyler yapmak istiyorum ama nereden başlayacağımı bilmiyorum” diyen bir gence ne söylerdin?

En başından başla. Sen kimsin ve kim olmak istiyorsun, bunu genişçe düşünmesini isterdim. Ve kendine üç sene sonra açmak için bir zarf hazırlamasını söylerdim. Bunu kendimde uyguladım ve gerçekten büyük bir farkındalık kattı diyebilirim.

Yıllar sonra insanlar Ege Orakçı ismini duyduklarında senin hakkında hangi cümleyi kurmalarını istersin?

“Her şey zekâ, şans ya da yetenek değilmiş; olay meğerse ilgiymiş” denirse inanılmaz mutlu olurdum. Bence insan bir şeyi elinden gelenin fazlasıyla istiyorsa yetenek, şans ve diğer her faktör günün sonunda değersiz oluyor.

Son olarak biraz hayal kuralım: 50 yaşındaki Ege, bugünkü 20 yaşındaki Ege’nin karşısına otursa ona ilk olarak ne söylerdi?

Kesin “Mutlu muyum?” diye merak ediyorsundur der, gülerdi ve devamında da “Yarını düşünme, bugünü mutlu geçir” derdi bence.

Peki Onedio.com okuyucular için senden bizimle bir şiirini paylaşmanı istesek?

Tabi, memnuniyetle 

Ölüler Mürettebatı

Cesur bir savaşçı olabilirsin aslında;

Kılıcınla, miğferinle ve şimşek gibi atınla.

Ama aklın varsa kulak ver uyarıma:

Güvenme sana 'dostum' diyen korsanlara!

Ölüler gemisi kalktı, gidiyor mürettebatıyla.

Ben kaptan oluyorum içkiler ve sefalarla...

Herkes eğleniyor yalnızlığıyla,

Gidiyor binlerce ceset sönmeyen ocaklara.

Denizlerde yol aldı ölüler mürettebatı;

Binenler ölüme kaldı, inenler hayallere daldı.

'Ya inmeseydik ne güzel olurdu'larla,

'Bilsek binmezdik, açgözlülük sonumuzdu'larla...

Durmaksızın giden bir mürettebatın kaptanıyım ben;

Fark etmeden hüzünle gülen, sızmış kadehlerle.

Geçtiğimiz denizler unuttu isimlerimizi,

Sadece rüzgâr hatırlar pişmanlığımızı.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Instagram

X

Linkedln

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam