article/comments
article/share
Haberler
Hızlanan Dünyada İnsan Neyi Kaybediyor?

etiket Hızlanan Dünyada İnsan Neyi Kaybediyor?

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Kıyıya Vuran Şeyler

Bazen sahilde yürürken kıyıya vurmuş nesnelere dikkat ederim. Kırık bir sandal, bir pet şişe, rengi solmuş bir oyuncak. Kırık birkaç plastik sandalye… Bunların hepsinin bir yolculuğu var; ama hiçbiri o yolculuğu hatırlamıyor. Sadece orada, hareketsiz duruyorlar.

Kendimi de zaman zaman böyle hissediyorum. Gündelik hayatın o sert akıntısında sürüklenip giderken, bir süre sonra bir yerde duruyor ve şunu soruyorum: Ben bu hızın neresindeyim? Kıyıya vuran mıyım, yoksa hâlâ sürüklenen mi?

Hız artık bir tercih değil. Bir iklim. Ve biz bu iklimin içinde doğup büyüyen insanlar olarak, kaybettiklerimizin farkına bile varamadan yaşıyoruz çoğu zaman. Peki bu kayıplar neler? Bir bir bakmak istedim.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Zaman dolarsa, Boşluk Kalır mı?

Eskiden insanlar sıkılırdı. Bu sıradan bir cümle gibi görünse de içinde derin bir şey var. Sıkılmak, aslında zihnin kendi kendine nefes almasıydı. Bir tür iç temizlik. Düşünceler o boşluklarda toparlanır, bazı sorular yüzeye çıkar, bazı şeyler anlaşılırdı. Şimdi o boşluğu doldurmak için elimizde her an bir ekran var. Bir bildirim, bir video, bir haber akışı. Ve biz bu dolulukla övünüyoruz üstelik. 'Çok meşgulüm' artık bir şikâyet değil, bir statü simgesi oldu.

'Sıkılmak bir lüks oldu. Ve biz bu lüksü elimizin tersiyle ittik.'

Ama şunu sormak lazım: Dolu bir kap ne kadar daha alabiliyor ki? Düşünmek için, yaratmak için, hissetmek için bir miktar boşluğa ihtiyaç yok mu?

Beklemekten Korkan Nesil

Bazı sabahlar gittiğim Kafenin genç baristası, kahvemi uzatırken bir şey söyledi geçenlerde. 'Bir dizi başlattım' dedi, 'ama çok yavaş ilerliyordu, bıraktım.'

Merak ettim, sordum: Ne kadar izlemişti? Üç bölüm.

Bu küçük bir anekdot değil, aslında bir değişimin fotoğrafı. Artık bekleme eşiğimiz o kadar düştü ki bir şeyin 'yavaş' olması onun değersiz olması anlamına geliyor. Oysa en değerli şeyler hep yavaş geldi: Bir ağacın meyve vermesi, bir sevginin olgunlaşması, bir fikrin netleşmesi.

Hız bize çok şey kazandırdı, bunu inkâr etmek mümkün değil. Ama sabır denen erdemi götürürken ne kadar farkındayız acaba?

Hafıza Nereye Gidiyor?

Bir süre önce eski bir dostumla buluştuk. Karşı karşıya oturduğumuzda fark ettim: onu dinlerken aklımın bir köşesinde hep başka şeyler dönüyor. Akşam ne yapacağımı düşünüyorum, bir bildirimi zihnimde tutuyorum, cevap vermek için sıradaki cümleyi hazırlıyorum. Orada olan ben değildim. Bedenimle oradaydım; ama zihnimle çoktan başka bir yerdeyim.

Araştırmalar da bunu doğruluyor: Bir deneyimi yaşarken onu fotoğraflamak, o deneyimi hatırlama ihtimalinizi düşürüyor. Beyin, kameranın kaydedeceğini düşünüp kendi kayıt sistemini devreye almıyor. Telefonu çektiniz, anı 'ölümsüzleştirdiniz'; ama aslında içinizden sildiniz.

'Belki de en çok kaybettiğimiz şey hatıralar değil, hatırlanmaya değer anlar.'

Hız da buna benziyor. Deneyimler o kadar hızlı birbirinin üstüne yığılıyor ki hiçbiri içimizde yer bulamıyor. Bir şehir gezdik, bir konsere gittik, bir kitap bitirdik; ama bunların hangisi gerçekten bizim içimizde kaldı?

Derinlik mi, Genişlik mi?

Bu çağın bize sunduğu en büyük şey seçenek bolluğu. Müzik, film, kitap, seyahat, ilişki, kariyer... Her şeyden her şekilde var. Ama bu bolluk bir paradoks da taşıyor: Ne kadar çok seçenek, o kadar az bağlılık.

Çünkü bir şeye gerçekten bağlanmak için ona zaman, sabır ve tekrar vermeniz gerekiyor. Aynı kitabı iki kez okumak. Aynı şarkıyı haftalarca dinlemek. Aynı insanla yıllar boyu oturup konuşmak. Bunların hepsi hızın karşısına dikilen eylemler. Biz genişledik, pek çok şeye dokunduk. Ama derinleştik mi? Bu soruyu kendi adıma bile dürüstçe yanıtlamakta güçlük çekiyorum.

Duygu Nerede Kalıyor?

Bir haber okuyorum: Bir yerde büyük bir felaket olmuş, çok sayıda insan hayatını kaybetmiş. Birkaç saniye duruyorum. Sonra kaydırıyorum.

Bu beni üzüyor, gerçekten. Ama bu tepkinin beni daha çok üzmesi gerekmiyor mu? Bir acıyla tam anlamıyla temas etmeden geçip gitmek, bir süre sonra duyguyu dumura uğratmıyor mu? Psikoloji literatüründe buna 'compassion fatigue' deniyor: Merhamet yorgunluğu. Çok fazla şeye maruz kalan insanın duyarlılığı körleşiyor. Biz, tarihte hiçbir dönemde olmadığı kadar çok şeye maruz kalan ilk neslin içindeyiz.

'Belki de en derinden kaybettiğimiz şey duygularımız değil, o duyguların içinde kalma cesareti.'

İlişkiler ve Anlık Bağlantılar

Şu an telefonumuzda yüzlerce kişiyle 'bağlantılıyız.' Ama bugün gerçekten konuştuğumuz kaç kişi var? Sadece bir mesaj değil; sesin titremesini duyduğumuz, gözlerindeki yorgunluğu gördüğümüz gerçek bir karşılıklı söyleşi.

Bir insanı tanımak için onunla sıkıldığınız anları paylaşmak gerekiyor. Birlikte hiçbir şey yapmadığınız zamanlar. Ve biz artık kimseyle birlikte hiçbir şey yapmıyoruz; çünkü hep bir şey yapıyoruz.

Hız Geçer, İz Kalır

Bu yazıda size dijital detoks tarifleri vermeyeceğim. 'Haftada bir gün telefonu kapatın' demeyeceğim. Hem çünkü işe yaradığına pek inanmıyorum, hem de sorun teknik değil, varoluşsal.

Yıllar sonra bu döneme baktığımızda neyi hatırlayacağız? Kaç mesaj attığımızı mı, kaç içerik tükettiğimizi mi?

Hayır.

 Hatırlayacağımız şeyler hep yavaş geldi. Bir ses, bir koku, bir bakış. Biri bize gerçekten baktığında hissettiğimiz şey.

Ben bunu her zaman başarabildiğimi söyleyemem.

Yıllar geçtikçe şunu fark ettim: Geriye dönüp baktığımda en canlı kalan anlar, hiçbir zaman en hızlı geçenler olmadı. En yavaş olanlar, en sessiz olanlar; onlar kaldı içimde.

Ama şunu söyleyebilirim: Asıl mesele, insan kendi hızını belirleyebilmeli. Bir nehrin kıyısında oturabilmeli, sadece suyun sesini duyabilmek için. Bir kitabı 'verimli' olmak için değil, sadece sevdiği için okuyabilmeli. Ve bu soruyu sormayı bırakmamak; bugün ne zaman gerçekten oradaydınız? 

Belki yeterli bir başlangıç.

'Hızlanan bir dünyada en yavaş eylem, belki de en devrimci olanı: orada olmak. Şahit olmak!'

Instagram

X

LinkedIn

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam