article/comments
article/share
Haberler
Etiyopya’dan Yemen’e, İstanbul’dan Viyana’ya: Bir Fincan Kahvenin Büyük Yolculuğu

etiket Etiyopya’dan Yemen’e, İstanbul’dan Viyana’ya: Bir Fincan Kahvenin Büyük Yolculuğu

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Kahve Osmanlı’ya nereden geldi, Türk kahvesine nasıl dönüştü ve Viyana’nın simgesi hâline nasıl geldi?

Viyana’da bir kahvehaneye oturduğunuzda önünüze yalnızca bir fincan gelmez.

Mermer masa, ahşap sandalye, yanında bir bardak su, askıdaki gazeteler, ağır hareket eden garsonlar ve kimsenin sizi masadan kaldırmak için acele etmediği bir zaman duygusu da o fincanın parçasıdır.

Fakat Viyana’nın dünyaya armağan ettiği bu kahvehane kültürünün hikâyesi Viyana’da başlamadı.

Hatta Avrupa’da bile başlamadı.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Bir fincan kahvenin izini geriye doğru sürdüğümüzde önce İstanbul’a, oradan Yemen’e ve sonunda Etiyopya’nın yüksek yaylalarına ulaşırız.

Bir fincan kahvenin izini geriye doğru sürdüğümüzde önce İstanbul’a, oradan Yemen’e ve sonunda Etiyopya’nın yüksek yaylalarına ulaşırız.

Kahvenin büyük yolculuğu, aynı zamanda medeniyetlerin birbirlerinden nasıl aldıklarının, aldıklarını nasıl değiştirdiklerinin ve sonunda nasıl kendilerine ait bir kültüre dönüştürdüklerinin hikâyesidir.

Her şey Etiyopya’da mı başladı?

Kahvenin keşfiyle ilgili en meşhur hikâye, Kaldi adındaki Etiyopyalı bir çobandan söz eder.

Rivayete göre Kaldi, keçilerinin kırmızı meyveleri yedikten sonra olağanüstü hareketlendiğini fark eder. Meyveleri yakındaki bir manastıra götürür; rahipler de bunlardan hazırladıkları içeceğin kendilerini gece boyunca uyanık tuttuğunu keşfeder.

Güzel bir hikâyedir.

Fakat tarihî bir belge değil, yüzyıllar sonra anlatılmaya başlanmış bir efsanedir.

Bildiğimiz daha sağlam gerçek şudur: Arabica kahvesinin yabani kökeni Etiyopya’dadır. Ancak kahve çekirdeğini düzenli biçimde yetiştirilen, kavrulan ve içilen bir ürüne dönüştüren kültür Kızıldeniz’in karşı kıyısında, Yemen’de gelişti.

Yani Etiyopya kahve ağacının doğduğu yerdi; Yemen ise kahvenin içecek olarak dünyaya açıldığı kapı oldu.

Yemen’de geceleri uyanık tutan içecek

Yemen’de geceleri uyanık tutan içecek

Kahvenin bilinen ilk düzenli tüketicileri arasında Yemen’deki sufi toplulukları vardı.

Sufiler, gece boyunca süren zikir ve ibadetlerde uyanık kalabilmek için kahve içiyordu. Kahvenin verdiği zindelik, onu kısa sürede dinî çevrelerden gündelik hayata taşıdı.

Yemen’in dağlarında yetişen çekirdekler, Moha Limanı üzerinden Kızıldeniz’e açıldı. Bugün çikolatalı kahve tadını anlatmak için kullandığımız “Mocha” kelimesinin arkasında da Yemen’in bu küçük fakat tarihî limanı vardır.

Kahve; hacılar, tüccarlar, denizciler ve dervişlerle birlikte Mekke’ye, Kahire’ye, Şam’a ve Halep’e yayıldı.

Henüz Avrupa’nın kahveyi tanımadığı bir dönemde, İslam dünyasında yeni bir içecek ve yeni bir buluşma kültürü doğuyordu.

Osmanlı kahveyi kimden aldı?

Bu sorunun kısa cevabı şudur:

Osmanlı kahveyi Yemen’den ve Arap coğrafyasından aldı.

Osmanlı kahveyi Yemen’den ve Arap coğrafyasından aldı.

Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’ı fethetmesiyle Osmanlı İmparatorluğu; Kahire, Hicaz ve Kızıldeniz ticaret yollarıyla doğrudan ilişki kurdu. Kanuni döneminde Yemen üzerindeki Osmanlı hâkimiyetinin güçlenmesi, kahve ticaretinin imparatorluğun merkezine ulaşmasını hızlandırdı.

Ancak kahvenin İstanbul’a gelişi yalnızca askerî fetihlerle açıklanamaz.

Asıl taşıyıcılar tüccarlar, hacılar, denizciler ve imparatorluğun farklı şehirleri arasında hareket eden insanlardı. Yemen’den çıkan çekirdekler Kahire, Şam ve Halep üzerinden İstanbul’a ulaşıyordu. Yemen kahvesi, yüzyıllar boyunca Osmanlı kahve ticaretinin temel hammaddesi oldu.

Osmanlı kahve ağacını keşfetmedi. Fakat kahveyi kendi sofrasına, sarayına, evine ve şehir hayatına uyarlayarak ona yepyeni bir kimlik kazandırdı.

Türk kahvesini kim icat etti?

Türk kahvesini kim icat etti?

Türk kahvesinin tek bir mucidi yoktur.

Bir gün saray mutfağında yapılan ani bir buluş da değildir.

Bugün Türk kahvesi dediğimiz hazırlama ve sunma biçimi, Osmanlı dünyasında zaman içinde gelişti. Çekirdekler kavruldu, çok ince öğütüldü, suyla birlikte pişirildi ve süzülmeden küçük fincanlarda servis edildi.

Kahvenin telvesi fincanın dibinde kaldı.

Üzerindeki köpük maharetin göstergesi oldu.

Yanında verilen su, kahveden önce ağzı temizledi. Tatlı ikramı ise kahvenin sertliğini dengeledi.

Böylece Yemen’den gelen çekirdek, Osmanlı’da yalnızca içilen bir ürün olmaktan çıktı; fincanı, cezvesi, sunumu, sohbeti ve görgü kuralları olan bir ritüele dönüştü.

Türk kahvesini “Türk” yapan şey çekirdeğin yetiştiği toprak değil, kahvenin hazırlanma biçimi ve çevresinde kurulan kültürdü.

Bu kültür zamanla kız isteme törenlerine, misafir ağırlamaya, dost sohbetlerine ve kahve falına kadar gündelik hayatın içine yerleşti.

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözü de aslında kahvenin kendisinden çok, birlikte geçirilen zamanın değerini anlatıyordu.

UNESCO’nun 2013 yılında Türk kahvesi kültürü ve geleneğini insanlığın somut olmayan kültürel mirası listesine alması da bu nedenle önemlidir.

Korunan yalnızca bir tarif değil; bir araya gelme, sohbet etme ve misafir ağırlama biçimidir.

İstanbul’da yeni bir kamusal hayat doğuyor

İstanbul’da yeni bir kamusal hayat doğuyor

Osmanlı tarihçisi Peçevî İbrahim Efendi’ye göre Halepli Hakem ile Şamlı Şems, 1554–1555 yıllarında İstanbul’un Tahtakale semtinde büyük kahvehaneler açtı.

İstanbullular burada kahve içiyor, kitap okuyor, şiir dinliyor, tavla ve satranç oynuyor, haberleri konuşuyordu.

Bu mekânlar ne evdi ne saray ne de ibadethane.

Şehir hayatında yeni bir alan doğmuştu.

Bugün “üçüncü mekân” dediğimiz şeyin erken bir örneğiydi: İnsanların çalışmadan, alışveriş yapmadan veya resmî bir görev üstlenmeden bir araya gelebildiği sosyal alanlar…

Kahvehaneler kısa zamanda o kadar etkili oldu ki yöneticiler zaman zaman onları kuşkuyla izledi. Çünkü insanların bir araya geldiği yerde yalnızca kahve değil; haber, söylenti, eleştiri ve siyaset de dolaşıyordu.

Kahve artık bir içecekten fazlasıydı. Şehirde düşüncenin ve sözün hızını değiştirmişti.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Kahve Avrupa’ya yalnızca savaşla mı geldi?

Kahve Avrupa’ya yalnızca savaşla mı geldi?

Kahvenin Avrupa’ya geçtiği tek bir kapı yoktu.

Venedikli tüccarlar, Osmanlı şehirlerine gelen Avrupalı seyyahlar, diplomatlar ve elçiler kahveyi 17. yüzyıl boyunca Avrupa’ya taşıdı. Londra, Paris, Venedik ve başka şehirlerde kahvehaneler açılmaya başladı.

Ancak Viyana’nın kahveyle ilgili hafızasında savaşın özel bir yeri vardır.

1683’teki İkinci Viyana Kuşatmasının ardından anlatılan meşhur hikâyeye göre Osmanlı ordusu geri çekilirken geride kahve çuvalları bırakmıştı.

Viyanalılar bunların ne olduğunu bilmiyordu.

Osmanlı dilini ve geleneklerini tanıyan Georg Franz Kolschitzky ise çekirdekleri fark etmiş, onları ödül olarak almış ve Viyana’nın ilk kahvehanesini açmıştı.

Hikâyenin bazı versiyonlarında Kolschitzky kahvenin acılığını azaltmak için içine süt ve şeker ekleyerek Viyana kahvesini de yaratır.

Bu anlatı o kadar güçlüdür ki Kolschitzky’nin heykeli bugün hâlâ Viyana’da kendi adını taşıyan sokakta bir binanın cephesinden aşağı bakar.

Fakat güzel olması, hikâyenin bütünüyle doğru olduğu anlamına gelmez.

Efsanenin arkasındaki gerçek kişi

Efsanenin arkasındaki gerçek kişi

Tarihî belgeler, Viyana’da halka kahve sunma imtiyazını alan ilk kişinin Kolschitzky değil, Johannes Deodat olduğunu gösteriyor.

İstanbul kökenli Ermeni bir tüccar olan Deodat, 17 Ocak 1685’te Viyana’da kahve satma ayrıcalığını aldı. İlk kahvehanesini bugünkü Rotenturmstraße çevresinde açtığı kabul ediliyor.

Bu ayrıntı hikâyeyi zayıflatmıyor; tam tersine daha ilginç hâle getiriyor.

Çünkü kahveyi Viyana’ya taşıyan şey yalnızca Osmanlı ordusunun geri çekilirken bıraktığı birkaç çuval değildi.

İstanbul, Balkanlar, Ermeni tüccarlar, diplomasi ve Avrupa şehirleri arasında hareket eden çok kültürlü bir ticaret dünyasıydı.

Kahve Viyana’ya bir savaş ganimeti olarak değil, yüzyıllardır sınırları geçen insanların taşıdığı bir kültür olarak geldi.

Viyana kahveyi nasıl değiştirdi?

Viyana kahveyi nasıl değiştirdi?

Viyana, kahveyi Osmanlı dünyasından aldı; fakat onu aynen kopyalamadı.

Zamanla kahveye süt, krema ve farklı sunum biçimleri eklendi. Kahvenin yanına kekler, turtalar ve gazeteler geldi. Kahvehaneler daha geniş, daha uzun süre oturulan ve farklı sosyal sınıfları buluşturan mekânlara dönüştü.

1720’de Graben’deki Kramersches Kaffeehaus’un müşterilerine gazete sunmaya başlaması, kahvehanenin içecek satılan bir dükkândan haber ve fikir merkezine dönüşmesinin simgelerinden biriydi.19. ve 20. yüzyıllarda Viyana kahvehaneleri yazarların, ressamların, mimarların, müzisyenlerin ve siyasetçilerin çalışma odası oldu.

Stefan Zweig, Karl Kraus, Arthur Schnitzler ve daha pek çok isim için kahvehane yalnızca buluşma yeri değildi. Adeta ücret ödemeden kullanılan bir ofis, kütüphane ve düşünce kulübüydü.

Osmanlı kahvehanesinde başlayan sohbet, Viyana’da mermer masalar, gazeteler ve uzun saatler süren düşünce hayatıyla yeniden yorumlandı.

Bugün Viyana kahvehane kültürünün Avusturya’nın somut olmayan kültürel mirası arasında bulunması, bu geleneğin hâlâ yaşayan bir şehir kültürü olduğunu gösteriyor.

Aynı çekirdek, farklı medeniyetler

Kahvenin hikâyesinde tek bir mucit, tek bir ülke veya tek bir başlangıç noktası aramak doğru değildir.

Etiyopya kahve ağacını verdi.

Etiyopya kahve ağacını verdi.

Yemen kahveyi içeceğe dönüştürdü.

Osmanlı ona kendine özgü bir pişirme yöntemi, fincan ve toplumsal hayat kazandırdı.

İstanbul kahvehaneyi şehir kültürünün merkezine taşıdı.

Viyana ise bu mirası Avrupa’nın en güçlü kamusal ve entelektüel kurumlarından birine dönüştürdü.

Bugün İstanbul’da küçük bir fincandan Türk kahvesi içerken de Viyana’da mermer bir masada Melange sipariş ederken de aynı uzun yolculuğun farklı duraklarında oturuyoruz.

Bir fincan kahvenin içinde yalnızca çekirdek ve su yoktur.

Afrika’nın yüksek yaylaları, Yemen’in limanları, İstanbul’un çarşıları, Osmanlı sarayları, Viyana kuşatmaları, Ermeni tüccarlar, şairler, gazeteler ve beş yüz yıllık bir kültür alışverişi vardır.

Belki de kahvenin dünyadaki en büyük başarısı budur:

Gittiği her yere kendisinden bir şey götürürken, vardığı her yerden de yeni bir kimlik alması.

Twitter

Instagram

YouTube

Facebook

Linkedln

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam