Erkeklerin Korkulu Rüyası: Sevgilimin Arkadaş Ortamına Giriyorum

 > -

Canan… Aşkım benim ya, 2 aydır ne kadar da mutluyuz. Her gece yatmadan önce bunu tekrar ediyorum kendime. Sanki mutlu değilmişiz de, bunu tekrar ederek kendimi ikna etmeye çalışıyormuşum gibi düşünmeyin. İnsan evladı gibi, taş gibi mutluyuz valla. Tek tabanca geçen 2 koca üniversite yılının ardından bir güneş gibi doğdu hayatıma. 2 ay, birini tam anlamıyla tanımak için henüz çok erken bir süre ama Canan’ın hayatımın aşkı olduğunu hissediyorum….

1. Tabii olur, ben de çok tanışmak isterim…

Eğer hayatım bir müzikal film olsaydı, o sabah yataktan kesinlikle neşeli bir şarkı söyleyerek kalkar, dans ederek banyoya gider, sonra kahvaltıya inip ev arkadaşlarımla eşsiz bir koreografi eşliğinde şarkımı bitirir, sonra etrafıma doluşan arkadaşlarımla güle oynaya evden çıkıp okula giderdim. Ama hayatım bir müzikal değildi ve fakat bu benim suratımda kocaman bir gülümsemeyle uyanmama bir engel de değildi. Kollarımı kocaman açarak gerindim, dişlerimi sıkarken ıhhhhhgghhh gibi bir ses çıkardım, ağzımı şapırdatarak ve gülümsememi hiç kaybetmeden banyoya gidip yüzümü yıkadım. 

Salona girdiğimde Cengiz ve Sedat fırından aldıkları poğaçaları sallama çay eşliğinde tüketiyorlardı. onları böyle görmek bende bugünün Cumartesi olduğu yönünde bir algı oluşturdu, okul yok mu lan bugün dedim, o zaman Canan’la buluşurum ki ben diye düşünerek yüzümdeki gülümsemeyi ikiyle çarptım. Yok lan dedi Sedat, bugün Perşembe, kol gibi okul var dedi. Olsun dedim içimden, Canan’la yine görüşürüm ki. Son kalan bir poğaçayı iki ısırıkta mideye indirip Cengiz’in son yudum çayıyla mideme indirdikten sonra beraberce evden çıktık. Son iki aydır okula gitmemin tek sebebi Canan olduğu için, o gün hangi dersler var, not toplamam gerekli mi, vizelere hangi konular dahil, tez danışmanımla görüşmem var mı? vb. soruları asla kafama takmıyor, hatta düşünmüyordum bile. Cengiz ile Sedat’ın ve dahi sınıftaki diğer elemanların bana içten içe gıcık olduğunun, tüm zamanımı Canan ile geçirmemden dolayı bana karşı kin beslediklerinin farkındaydım ama kimin umurundaydı ki? Bu işler böyle yürürdü, sevgili yapmış biri olarak, üstelik daha 2’nci ayımdayken Canan ile vaktimden kısıp kahveye sizinle batak oynamaya mı gelecektim? Böyle böyle sürekli kendimi dolduruyor oluşum aslında pek de sağlıklı bir şey değildi, netice olarak onlar benim 3 yıllık samimi arkadaşlarımdı, ama böyle arkadaşların insana biraz hoşgörü göstermesi gerekmez miydi? Elbette ki gerekirdi, Sedat’ın 4 aylık ilişkisi sırasında hiç eve gelmediği, elektrik faturasına para vermediği günleri de biliyorum ben, ses çıkardık mı?… Tamam biraz gücendik falan ama o kadar. Sevgili bu ya, Sedat’a, Cengiz’e, Arif’e, Ahmet’e benzer mi Allah aşkına? Tam bunları düşünürken kantinin önüne geldiğimizi fark ettim, burada yollarımız ayrılıyordu, şimdi elemanlara ben buraya giriyorum desem bin türlü laf edecek, iğrenç iğrenç bakışlar yapacaklardı adım gibi biliyordum, onun için “ben kaçtım” diyerek hızlıca kantine girdim. Girdikten sonra kantinin büyük camlarından onlara baktığımda fısır fısır konuştuklarını gördüm, kesin yine benimle ve Cana’la ilgili bir şeyler sıçıyorlardı, amaan hiç keyfimi bozamam dedim ve cam kenarındaki Canan’la benim masama geçip çantamı koyduktan sonra çay almaya gittim. Elimde telefon Canan’ın numarasını ararken arkamdan seslendiğini işittim gül yüzlümün. Ona da çay alıp masaya geldim, yanaklarına ve hafifçe dudaklarına bir öpücük kondurduktan sonra yanına oturdum. “Nasılsın aşkit?” dedim. Sonra hemen ay sen aşkit dememden hoşlanmıyordun özür dilerim aşkım diye kendimi tashih ettim. İyiyim diyerek gülümsedi ömrüme ömür katanım. Derse girmeyecek misin dedi, sen diye cevap verdim, çünkü o girmiyorsa benim derse girmem kadar saçma bir şey olamazdı. Benim girmem lazım, sen de gir çıkışta bir şey konuşacağım seninle dedi.   

İki saatlik ders geçmek bilmedi. Bir kız sevgilisine seninle bir şey konuşacağım derse altından iyi bir şey çıkma ihtimali, milli piyangodan para kazanma ihtimalinin, bilet almaya giderken ölme ihtimalinden düşük olması derecesinde bir şeydi. Çıkışta kantine koştum, Canan’ım şeftalili ice tea’sini yudumluyordu, hemen yanına oturdum, meraktan öldüm aşkım ne diyeceksin bana dedim. Yarım bizim çocuklarla buluşuyoruz, senin de gelmeni istiyorum dedi. Rahatlasam mı yoksa huzurum mu kaçsa bilemedim, sizin çocuklar? dedim. Ya liseden, mahalleden kaç yıllık arkadaşlarım, seni onlarla tanıştırmak istiyorum dedi. Hah dedim Kerem, şimdi s.ki tuttun evladım. Tabii olur, ben de çok tanışmak isterim dedim, ama zerre istemiyordum. Çünkü beni ölü gömer gibi gömeceklerdi adım gibi emindim.

2. Olm Kerem komple avuçladın sen haberin olsun…

Aslında bu konuyu çocuklara açmayı hiç düşünmüyordum, çünkü moral bozmak, aylardır içlerinde biriktirdikleri nefreti kusmak için bir vesile olarak göreceklerinden adım gibi emindim. Ama öte yandan da akla ihtiyacım varmış, rahatlatılmam gerekiyormuş gibi hissediyordum. Elemanlar odada House of Cards izlerken yanlarına gittim ve sanki çok önemsiz bir şeymiş gibi “yarın Canan’ın arkadaşlarıyla tanışacağım” dedim. Sanki bunu dememi bekliyormuş gibi Cengiz anırarak “olm Kerem komple avuçladın sen haberin olsun” dedi ve ara vermeden anırmasına devam etti. Ne biçim arkadaşlarım vardı benim?

Ne alakası var olm? diye zayıf bir savunma hattı oluşturmaya çalıştım, ancak ev arkadaşlarım çift forvet oynuyordu ve devreye Sedat girdi hemen, yarın gidince görürsün, seni diri diri s.kecekler dedi. Herkesi kendiniz gibi piç bilmeyin olm, Canan gibi bir kızın öyle arkadaşları olacağını hiç zannetmiyorum dedim. İyi bakalım yarın akşam gelip dizlerimde ağlarken göreceğim ben seni diyerek anırmaya devam etti Cengiz. Kesin aralarında Canan’dan eskiden beri hoşlanan bir tip olacak ve seni rezil etmek için canını dişine takacak dedi biri. Öbürü hiç ara vermeden, Canan’ın en yakın kankasını da unutmayalım, Canan’ın annesi gibi saha ahret soruları soracak dedi. Cümlesini bitirmeden diğeri aldı topu, ne zaman evleneceksiniz diye soracaklar, ciddi misiniz diyecekler dedi. Durmadılar, esprilerine seni meze edecekler, sinirini zorlayacaklar, üstüne gelecekler dediler. Gözüm korkmadı desem yalan olur, ben de fena şeyler bekliyordum ama bu kadarı hiç aklıma gelmemişti. Bir olan heyecan katsayımı bin yaptılar. Keşke bu konuyu hiç açmasaydım, ne bekliyordum ki bu kuntizlerden diyerek hayıflandım. Son bir şeref golü için bastırdım, eğer Canan’ın eski kırığı varsa o grupta dillerini eline verir eve yollarım dedim. Tabii ya dediler, sen öyle yap Canan sana kızsın, elemanla evine kadar gitsin sonra gelsin telafi seksi diye eklediler. Canan ile aynı cümle içinde kullanılan seks lafı beni ziyadesiyle sinirlendirdi, hele ki seksin taraflarından biri başka bir erkek olunca iyice delirdim. Olm ne biçim laflar bunlar seks falan, ayıp oluyor ama dedim. Senin iyiliğin için diyoruz iblis, akıllı davran, sakin ol, fazla konuşma, ne derlerse desinler sadece sırıt dediler. Bunlar benim yapabileceğim şeyler değildi. Elemanın biri benim yanımda Canan’a yazacak, ben de Canan’a hoş görüneyim diye bunu sineye çekeceğim öyle mi? Bunu sineye çekmem ama adamın ciğerini içime çekerim gibi anlamı olmayan ama Kurtlar Vadisi dizisinde rahatlıkla kullanılabilecek bir replik çıktı ağzımdan. İyi ya dediler, sen bilirsin, ama telafi seksini bir daha düşün deyip pis pis sırıttı Cengiz. Şimdi dedim seni telafi edeceğim a.cık diye çıkıştım. Biraz sert mi girdim derken, Cengiz’in hala anırıyor olmasıyla kalkıp odama geçtim. 

Söyledikleri aklımda dönüp duruyordu, gerçekten Canan’a aşık birisi olacak mıydı aralarında? Cana böyle bir şey yapabilir miydi? Yeni sevgilisiyle tanışsın diye eski sevgilisini çağırabilir miydi? Bu nasıl bir kafa a.ına koyim ya dedim sesli bir şekilde. Yine tatlı tatlı kendimi doldurduğumu fark ettim, bunları düşünmeme gerek yok diyerek yatağa uzandım. Rüyamda Faruk isminde bir göt vardı, Canan’a iyi davran yoksa karşında beni bulursun diyordu. Peki abi dediğimi hatırlıyorum, oysa aklımdan sen kimsin lan ciğerini s.ktiğim falan demek geçiyordu, diyemiyordum. Hayatım bir korku filmi olsaydı şu an uyanır ve karşımda Faruk’u bulurdum…

3. Aşkit çok yorgunum ben ya…

Aklımda kocaman bir Faruk ile uyandım. Hayatım bir Kafka romanı olsaydı, devcileyin bir Faruk’a dönüşmem işten bile değildi. Sersem gibiydim, akşamı düşündükçe mideme kramplar giriyordu. Ben ki Canan ile ilk konuşmaya giderken bile bu kadar heyecanlanmamıştım, mesela benim midemde asla kelebekler uçuşmamıştı. Ama şimdi sevgilimin iki üç arkadaşı ile tanışacağım diye regl sancısı çeken kadınlara dönmüştüm. İki üç dedim de acaba kaç kişi gelecek ki akşama dedim bir an kendime.

2 aydan beri okula ilk defa bu kadar heyecansız, ruhsuz ve ürkerek gidiyordum. Hatta hiç kantine sapmadan direkt derse gideceğimi söylediğimde Sedat ile Cengiz mal gibi suratıma baktılar. Birileri korkuyor galiba deyip kaldığı yerden anırmaya devam etti Sedat. Ne alakası var olm, vizeler yaklaşıyor iki derse gireyim dediğimde bu defa ekürisi devreye girdi, tabii ya kesinlikle öyledir, beyimizin aklına vizeler yeni geldi dedi. Derse girdiğimizde aklımı yapı statiğine verecek durumda değildim, elimde telefon acaba Canan arar mı diye bakmaktan başka bir şey yapmıyordum. Yapı statiği hocasının anfinin arka kapısını kilitli tutmasından dolayı dışarı da çıkamamam beni iyice germişti ki telefon çaldı. Telefonun sesini açık unutan kafama s.çayım derken, hocanın “rahatsız etmiyoruz ya” tadındaki esprisiyle kendime geldim. Hocam önemli çıkabilir miyim dedim, tabii ya bir öğrencinin dersten daha önemli işleri vardır mutlaka dedi. Altta kalmaya niyetim yoktu, hocam babaannem rahatsızdı da gibisinden ahlaksız bir yalan söyledim. Hoca çık bakalım dedi, kapıdan çıkar çıkmaz telefonu açtım, Canan‘ın “nerdesin bi tanem” diyen sesi öyle iyi gelmişti ki. Aklıma bir an damarlı elleri, buruş buruş yüzüyle babaannem geldi, senin sıfatına s.çayım diyordu bana. Akşamdan beri beni rahatsız eden Faruk’un yanına arkadaş gelmişti, 87 yaşındaki babaannem de artık kafamda tur atıyordu. Derse girdim bebeğim dedim. İyi yapmışsın, çıkışta kantine gelsene bi çay içelim dedi. Beni çay içmeye değil, akşam için hazırmaya çağırdığını biliyordum. Aşkit çok yorgunum ben ya sözleri çıktı ağzımdan, kantine kadar yürüyemez misin yani;? dedi şaşkın aşkım. Yok ya onun için değil, akşam ben gelmesem mi, hem çok not birikti ders çalışmama da lazım dedim acındırarak. Nasıl ya dedi sesi gittikçe gerginleşerek, 2 saat oturup kalkacağız, günlerdir kantinde vakit geçiriyorsun, ders çalışacağın bugün mü aklına geldi? Diye tıpkı annem gibi çıkıştı bana. Tüm açıkları öylesine ustaca kapatılmış bir çıkıştı ki bu, tıpkı bakkala ekmek almaya gitmemek için mazereti kalmayan çocuk gibi, haklısın aşkım geliyorum şimdi yanına, akşam da misler gibi gideriz görüşmeye dedim. O kadar aciz, o kadar dönek, o kadar yavşak ve beceriksiz bir yalancıydım ki kendimden tiksindim bir an için. Canan’ın telefonu kapatırken “tamam aşkım”, “harikasın bebeğim”, “oldu canımın içi” gibi şeyler yerine kuru bir “tamam” demesi de bozmuştu iyice moralimi. Sedat ve Cengiz ibnesine kulak verdiğim için kendime kızdım, onlar yüzünden bu haldeyim dedim kendi kendime. İki dakika sonra kantindeydim, Cana yine ice tea almış fırt fırt içiyordu. Yüzünden gerginliğini okuyordum, yok yere sebep olduğum bu gerginliği almak centilmen bir bey olarak bana düşüyordu. Naberrr aşkit! diye şen şakrak bir giriş yaptım, bana aşkit demenden hoşlanmıyorum duvarına çarptım. Tamam yaa diye neşesini kaybetmemiş insan pozlarına girdim, demek yorgunsun taşına takıldım. Yok yaa ne yorgun olucam, zımba gibiyim halime büründüm, eminim öyledir tribine bastım. Direkt buradan mı gideceğiz yoksa eve gidip üstümü başımı değiştireyim mi dedim, nasıl istersen, sadece 7’de karşıdaki boğaziçi cafe’de ol dedi. 

Eve geldiğimde taze sıçılmış manda boku gibiydim. Çok sıradan geçecek bir günü kendi ellerimle rezil etmek üzereydim. Yok yere, gayet basit geçecek bir toplantı benim gitmeyi istemediğim bir organizasyona dönüşmüştü. Bunun önüne geçmenin yolu, güzel bir duş, harika kokular, sinek kaydı bir tıraş ve jilet gibi kıyafetler diye düşündüm. Dediklerimi de yaptım, at şeyinde kelebek gibi olmuştum. 5 buçuk gibi evden çıktım.

4. Selam ben Kerem… Aslı ile Kerem’deki değil ama ahahahaha….

smg.photobucket.com

Evden yarım saat erken çıkmama rağmen geç kalıyor oluşumu bünyemde biriktirdiğim “gitmemek” yönündeki negatif enerjiye bağlayarak eğleniyordum ki Canan aradı, açar açmaz yoldayım aşkım dedim, bile bile yapıyorsun dimi diyerek telefonu kapattı. Olm noluyor, Canan avuçlarımdan kayıp gidiyor mu lan yoksa endişesine kapıldım. Arkadaşlarla tanışma faslı bir ayrılık konulmasına evriliyordu ve ben sadece izliyordum. 

Koşa koşa kafenin kapısına geldiğimde saat daha 7 olmamıştı, e bana niye kızdı ki şimdi bu diye düşünmekten kendimi alamadım ve bende için için hırslandım, doldum. Aferin dedim sonra kendime, böyle dolduruşa gel ki bu akşam bitirin bu işi kimse daha fazla üzülmesin dedim. Canan’ı aradım, içerideyiz biz, gir üst kata çık dedi. Bu yaptığına inanamıyordum. Beni tek başıma arkadaşlarıyla dolu masaya gitme mecburiyetinde bırakmıştı, bunu inat olsun diye yaptığından adım gibi emindim. Sakin ol dedim kendi kendime, bu bir test, bunu geçersen yolun açık, sevişmeye kadar gider bu iş dedim. Sevişme kelimesinin geçmesi bile beni motive etmeye yetmişti.  Kafenin camında üstümü başımı düzelttim, koştuğum için terlemiştim, kapının girişindeki serinlikte bir süre kendimi kuruttum, derin bir nefes alıp sanki “yetenek sizsiniz” jürisinin önüne çıkıyormuşum gibi üst kata çıktım. Etrafa fazla bakınmama gerek kalmadı, benim çıkmamamı bekleyen Canan gülerek el salladı bana. Daha 3 saat önce ağzıma sıçan kız şirinlik muskası oluvermişti. Gözüm masaya takıldı, 3 masa yan yana getirilerek oluşturulmuş, devasa bir toplantı masası ve etrafında nereden baksan 17-18 kişi vardı. İçimde bir şey kanat çırptı, masaya yaklaştıkça havalandı ve masanın tam başına geldiğinde “Selam ben Kerem… Aslı ile Kerem’deki değil ama ahahahaha…” şeklinde uçtu gitti ağzımdan. Canan bile gülmedi, esprimi hiçbiri anlamadı, arkadaşlar bu Kerem diyerek beni yeniden tanıtma ihtiyacı hissetti. “Aslı ile Kerem’deki değil ama ahahahaha” tavrımı sürdürdüm, bu sefer biraz tebessüm edenler gördüm. Hepsiyle tokalaşmam mümkün değildi. Genel bir kafa selamı verip, Canan’ın bana ayırdığı yere geçtim. Canan beni karşısına oturtmayı uygun görmüştü, oysa sevgilisi olarak yerim kesinlikle yanıydı ama beni iki kızın arasına oturtmuştu. Sağ ve sol omzumuzdaki melekler, Münker ve Nekir’in arasına düştüğümü hissediyordum. Canan’ın sol yanında ise bir erkek vardı, bunun Faruk olduğundan adım gibi emindim. Masada benim dışında kaldığım harika bir sohbet dönüyordu, ara sıra Münker’in sorduğu sorular da olmasa tek kelime edecek durumda değildim. Sığıntı gibi, iki kızın arasında onların kahkahalarına bakıp tebessüm ediyor, Faruk olduğunu düşündüğüm iblisin Canan’ın kulağına kulağına eğilmesine şahitlik ediyor, arada bir duyduğum “değil mi Kerem?” sorusuna öyle tabii şeklinde cevap veriyordum. Ben soru yağmuruna tutulacağımı, bana öğütler verileceğini, Canan ile nasıl tanıştığımıza dair eğlenceli hikayeler anlatacağımı, vs. düşünürken tam bir bilinmezin içine düşmüştüm. Beni yok sayıyorlar, Canan ile eğleniyorlar, bana haddimi bildirmeye çalışıyorlardı. Saatler geçti, durumumda herhangi bir düzelme yoktu, sadece Faruk’a karşı içimde biriktirdiğim öfke, onu kuytuda kıstırıp ağzına ağzına vurma isteği artıyordu. Canan’ın kulağına eğilip bir şeyler söylerken gözlerime baktığını hissettim, resmen beni delirtmeye, bu kız benim olm boşuna uğraşma demeye çalışıyordu. Masadaki herkesin sustuğu bir an, “e al bari kucağına oturt!” diye bağırdım. Herkesin aynı anda susmuş olması, sesimin olması gerekenden daha gür çıkmasına sebep olmuştu. Masada bir kara delik oluştu ve tüm sesleri yuttu, herkesin gözü bana döndü, Canan resmen ağzı açık bana bakıyordu. Yalan mı diye tavrımı sürdürmemin faydalı olacağı gibi bir his geldi içime ve devam ettim de. Yalan mı? Adam saatlerdir kulak memeni yalıyor, Faruk mudur ne skimsen hareketlerine dikkat et, diyerek tüy diktim. Kerem, o Engin, benim kuzenim dedi Canan.

Ahahahahaha olm mal mısın lan sen diye anırmalar eşliğinde evde House of Cards izleme sefamız sürüyordu. Ne bileyim olm ben, adam paso kızın kulağını emip durdu dedim.

5. Peki Canan…

Ertesi gün uyandığımda eğer hayatım bir Fransız filmi olsaydı, günün ilk sigarasını 1 saatte içer sonrasında kendimi asardım. Ama hayatım bir Fransız filmi değildi, hemen telefona gitti elim, Canan’ı aradım… Aradım… Aradım…

Peki Canan dedim, sana Faruk ile mutluluklar…

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
bartunbar

Bu kadar yazıyı okuttun ya iki saattir küfür ediyorum sana editör kardeş

bestemly

Kimse sizi okuyun diye zorlamıyor arkadaşlar. Adam başından geçeni anlatmış, zaten önemli olan yazarın yaşadıkları, hissettikleri. Kız arkadaşınızın arkadaş ortamına girince yapılacaklar kılavuzu değil bu, özet geçmekle olmaz. Okuyup okumamak size kalmış. Ben okudum ve oldukça beğendim. Dili bir kere hiç sıkmıyor. Üslubu çok sürükleyici. Her paragrafın başında yaptığın film/kitap benzetmeleri cuk oturmuş. Başka yazılarını da okumak dileğiyle... :)

berffinn

okuyan varsa bi özet geçsin ne yaşamış genç?

grkm__clk

Ne silik adamlarsınız ya ben de tanıştım kızın arkadaşlarıyla bi bok da olmadı hatta günün sonunda "ben yokken kız size emanet bi sıkıntı olmasın" gibi hafif bir atarla golü bile çakarak üstünlüğümü perçinledim. silik olmayın ooolum sikerler..

ahmet-ozakel

Onedioda deliler gibi gezerken bunu gördüm bi bakim dedim. Yazıları görünce üşendim ve sadece başlıklara bakıp öf be niye sevgilim yok dedim

Başlıklar

CinsellikKurtlar VadisiSeksiçayettatlı
Görüş Bildir