Eminönü’nde Yedi, Çöpe Attı: 15 Taneyle Başladığı Serüvende Şimdi Yılda 50 Bin Satıyor
Fatih Eminönü’nde uzun bir kuyruk bekledikten sonra aldığı bayat mısıra tepki gösteren Ordulu Dursun Öztürk’ün hayatı, o gün tezgâhtarın kendisine 'Para istemiyorum, kaybol git' diye bağırmasıyla değişti. O gün hırs yapıp sektöre adım atan 64 yaşındaki Öztürk, şimdi 'Mısırcı Dursun Dayı' olarak yılda 50 bin mısır satıyor.
İstanbul Başakşehir’e bağlı Eski Şamlar Mahallesi’ndeki bir gecekonduda yaşayan ve o dönem işsiz olan Dursun Öztürk, 18 yıl önce canı mısır çekince Eminönü’nün yolunu tuttu.
Kilometrelerce uzayan kuyruğun ardından aldığı mısırın bayat çıkması üzerine tezgâh sahibiyle tartışan Öztürk, 'İnsanlara kötü mısır satıyorsunuz' diyerek tepki gösterdi. Esnafın kendisine sert çıkıp kovması üzerine o an kararını verdi: 'Ben bu işi onlardan çok daha iyi yaparım.'
Eve döndüğünde fikrini eşi Zeynep Öztürk’e açan Dursun Dayı, eşinin tam desteğini aldı.
İlk gün bir piknik tüpü ve sadece 15 mısırla işe koyuldu. O günü Öztürk, şu sözlerle anlatıyor:
'İlk gün 15 mısırın ancak 7 tanesini satabildim. Kalan 8 mısırı eve götürüp çocuklara yedirdim. Baktım ki bu iş küçük tüple, gazla yürümeyecek; lezzeti eksik kalıyor. Eşimle birlikte bir arsa kiraladık ve odun satın aldık. Mısırı odun ateşinde pişirmeye karar verdik. İşte o zaman işler büyüdü gitti.'
Özenle seçilen kaliteli mısırları odun ateşinde, dev kazanlarda taze taze pişirmeye başlayan Dursun Dayı, kaliteden asla ödün vermedi. Kısa sürede çevrede kulaktan kulağa yayılan lezzet, yılda 40-50 bin adet mısırın satıldığı dev bir işletmeye dönüştü.
Başarısının sırrını "insan sağlığına ve kaliteye verilen değer" olarak özetleyen Ordulu Dursun Dayı, esnaflık dersi niteliğinde kurallara sahip.
Akşama kadar satılmayan mısırları ertesi güne asla bırakmadığını vurgulayan Öztürk, 'Akşama kalan mısır burada kesinlikle satılmaz. Ertesi gün vatandaşa bayat mısır yedirip milletin sağlığıyla hayatta oynamam. O mısırları hayvanlara veririm. Kazanı da her gün tertemiz yıkar, mısırları tek tek özenle soyarız' diyor. Tezgahta çoğunlukla taze kazan mısırı tercih edilirken, közde mısır ise sertleşip soğumaması için sadece müşterinin talebi üzerine anlık olarak pişiriliyor.
Mısırcılık serüveninde en büyük destekçisinin ve omuz omuza çalıştığı eşinin olduğunu belirten Dursun Dayı'nın bu büyük başarısına, 2024 yılının Temmuz ayında derin bir hüzün karıştı. Eşi Zeynep Öztürk’ün ani bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetmesi, emektar mısırcıyı derinden sarstı.
Gözyaşları içinde eşine olan özlemini dile getiren Dursun Öztürk, duygularını şu sözlerle ifade etti:
'Ben eşimi kaybettim, hayattaki her şeyimi kaybettim. Ne ağzımın tadı kaldı ne tuzu. 2024 Temmuz'un 10'unda kalp krizinden kaybettik. Çok üzgünüm, dünyam karardı. Keşke ölmeseydi de, onunla bir lokma kuru ekmeğe muhtaç olsaydım. O olmayınca hiçbir şeyin tadı kalmadı ama onun anısına bu tezgâhı kapatmadım.'
Çevresinde insancıllığı, hanımlara ve çocuklara verdiği değerle tanınan Dursun Dayı, 18 yıldır bir tek kişinin bile kalbini kırmadığını söylüyor.
Parası olmayan ya da canı çekip de alamayan aileleri asla boş çevirmediğini belirten Ordulu Dursun Dayı, 'Bazen parası olmuyor, bazen çocukların canı çekiyor. Hemen iki dakikada ızgaraya atıp pişiriyor, ücret almadan vatandaşa ikram ediyoruz. Herkes beni sever, hiçbir Allah'ın kuluna yanlışım olmaz' diyerek gerçek esnaflığın parayla değil, gönülle yapıldığını tüm İstanbul'a kanıtlıyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın